Savaş Ş. Barkçin – Aydın Cehaleti ve Aşağılık Duygusu – Cumartesi Sohbetleri (25)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=830F2hQAWhs.
Sen Osmanlı’yı Türkiye’de öldürdüğünü sanıyorsun ama Osmanlı dışarıda yaşıyor. Yani sen öldüğünü sanıyorsun. Ben hep talebelerime bürokrasi dersinde de derim ki Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın yıkılmasının sünmüş halidir. Sürüncemede kalmış halidir. Tasfiye edilememiş bir durumdur. Bizim Osmanlı’yla alıp veremediğimiz şeyler batıyla alıp veremediğimiz şeylerle aynıdır. İkisi de kendisi olamamakla ilgilidir. Kendisine kıymet vermemekle aşağılık kompleksiyle ilgili bir şeydir. O yüzden bu şehirlerimizi yok ediyoruz. O yüzden bizim için tarih berbat bir şeydir. Yani tarih sıkıcı bir şeydir. Hiç ilgimizi çekmez. Efendim kendi müziğimizi hakaret ederiz. Kimler? Kendi ülkemizdeki insanlar. Bu ne? Bu gerici müzik falan. Bu geri müzik. Çağdaş müzik var falan gibi.
Halbuki çağdaş müzik kavramı eğer tercüme olarak kullanılıyorlarsa batıda o manada kullanılmaz. Yani contemporary music dediğin zaman bir evre. Yani batı müziğinin, geleneğinin şu andaki, çağdaki hâline denir. Bunların çağdaş dedikleri zaman. Mukaddes, mübarek bir müzik. Evrensel müzik. Her zaman ve mekana minhapan kuşatmış. Tabii tabii. Dünyada insanlığın geliştirdiği en ileri müzik.
Bizimkisi yerel ve ibtidayı. Belli mahalle. Mümkün mertebe gizli. Kimsenin duymayacağı bir yer. Bir toplum düşün ki kendi müziğini yasaklıyor. Türkiye’de okullarda Türk müziği eğitimi 1970’lerin başına kadar olmadı ya. Yani akıl hayal alır mı böyle bir şey? Ama yaşanıyor. Yani burası bir cinnet hanedir. Ya açıkça söyleyeyim. Yani ülkemiz, bakın içine muhafazakârlarının kemalistanını da katıyorum. Vallahi ve billahi bir cinnet hanedir yani. Hocam Üstad derdi ki bu Türkiye bir açık havatım harhanesi. Haa. İlginçmiş. Ben bilmiyordum bunu. Yani yapılan şeyleri görünce ve hâlâ içimizde böyle dilimizde pelesenk olmuş klişeler, saçma sapan laflara baktığın zaman okumuşlardan bahsediyoruz.
Yani facia burada. Yani bilmesi beklenilen insanlarda bu şuursuzluk. Olunca çok acı bir şey. Osmanlıca’yı yabancı bir dil sananlar var ya. Profesör bu adam ya. Sanki İngilizce Almanca gibiymiş yani. Öyle diyor arkadaş. Yani şimdi nasıl düzelteceksin? Hocam muhtemelen gün kullandığı Türkçe’de kullandığı, konuştuğu dilde kullandığı Almanca ve İngilizce kelimeleri toplasak,
Osmanlıca’da kullandığı kelimelerden daha fazla. O yüzden aslında İngilizce ve Almanca gibi derken, çünkü halbuki o bile değil. Çünkü o dildeki kelimelere daha fazla haşin almış. Aynen öyle. Çünkü kompleksi. Yani onun karşısında kendini aşağı hissediyor. Halbuki bak Batı yeni bir şey yaptığında bile gidiyor onun ismini, ister bir ürün olsun, ister bir teknoloji, ister bir kavram olsun, felsefi bir kavram, mutlaka eski Yunan ve Latinceden bir kavram buluyor. Korona virüsü diyorsun. Korona ne abi? Latinceden geliyor. Touch demek. Çünkü taca benziyor ya koronanın şekli. Adam bunu bulan İngilizce konuşuyorsa crown zaten touch demek İngilizcede. O da Latinceden gelme. Fransızca cron o da touch demek. O da Latinceden geliyor. Niye kendi dillerinden koymuyorlar? Uçak yapıyor, Hercules diyor. Yunan mitolojisinden koyuyor.
Psikoloji diyor. Psike, Yunan mitolojisinde bir tanrı çağdı. Daha bir sürü örnekler. Automobil diyor. Auto, mobile. Auto eski Yunanca mobile Latince. İkisini bir araya getiriyor. Kendi kendine hareket eden demektir. Şimdi bu adamlar dönüp dönüp niye kendi köklerine gidiyorlar? Mesela bugün Batı’da felsefe dediğin şey, modern herhangi bir filozofu al, altını kazı, ya Eflatun çıkar ya Aristo çıkar. Platon değil gençler kulağınızı çekerim. Eflatun. Hatta Eflatun ilahi der bizim kadim kitaplarda daha çok. Öyle diyor. Çok sevenler öyle diyor. İşte Aristo ya da H.C.Evel, muallime evvel. Onlarda tabi saçma şeyler açıkça söyleyelim. Şimdi arkadaşlar geçmişte olan her şey mübarek değil. Geçmişte olan namübarek, gayrimütenahi şeyler var. Mesela Müslümanların felsefiyle iştigali hikmet nazarıyla başladı. Çünkü hikmet emirdir. Mümin güzel, doğru ve iyi olanı kim de görürse alır. Niye? Ölçüsü var. Güzel, doğru ve iyinin ölçüsü var. Oradan seçip alıyor. Her şeyi almıyor. Gidip çuvala doldurup getirmiyor. Anlatabiliyor muyum? Seçerek alıyor. Çünkü mümin kriter insanı. Elinde ölçüsü olan insan demektir.
İlk felsefe, eski Yunan’ı falan. Aa, adamlar bir şeyler yazmış. Aristo diye bir herif var. Sokrat diye birisinden bahsediyorlar. Eflatun diye bir adam var. Ulan kim bu adam acaba? Bir şeyler okuyorlar. Bunu okuyanlar alimler. İbn-i Sina bir alim. Adam zaten medrese okumuş. Büyük bir alim hem de. Farabi aynı şekilde. Kindi şudur budur. Bunlar ufak tefek adamlar değil. Bunlar bayağı alim adamlar.
Kur’an’ı her şeyi biliyorlar. Diyorlar ki bir de üstüne hikmet olarak bakalım. Eski Yunan’da hak ve hakikate değer bir şey var mı? Onların düşüncelerine bakalım. O niyette yola çıkıyorlar. Köprüden karşıya geçiyorlar ama bir kısmı orada kalıyorlar. Mesele bu. Hikmet alınıp dönünen şeydir. Sen gittin mesela. Ben şu anda Batı Klasik Müzik’i de çok severim ve zevkim vardır. Bilgim de var.
Ben şimdi Batı Klasik Müzik’i dinliyorum. Orada kalınca olmadı. O bir zevk. Evet olabilir. Ama senin burada umman var. Çeşme suyuyla niye kendini suvarıyorsun? Dolayısıyla bizi engelleyen şey inan çevremizdeki şeyler değil. Dışımızdaki şeyler değildir. Biliyorsun belediyeler otobüs alıyorlar. Sonra onun motorunu kısıtlarlar. Hız sınırlayıcı koyarlar. Normalde otobüs diyelim ki 140 ile gidebilirken şehir içinde 180’i geçemezler. İstediği kadar bassın adam. Niye? Motorları 80’e kısıtlanıyor. Bizim İslam ümmeti de iki senedir böyle. Kendi kendini kısıtlamış. 140 gideceği yerde diyor ki biz 80’den fazla gidemeyiz abi.
Batsan o kadar gider. Öyle diyen adam zaten büyüyemiyor. Öyle diyen adam kendisi olamıyor. Öyle diyen adam muhtaber olamıyor. Çünkü kendine saygısı yok. Kendine saygısı olmayan niye saygı gösteresin ki? Kendinden bile haberi yok. Yalaka. Kimin yanına giderse biz de sizdeniz. Biz aslında Rusya’da çok güzel, çok iyi bir sistem. Aslında Çin’de iyi bir şey. Batı zaten kölesiyiz.
Şimdi bunu eskiden kemalistler derdi. Şimdi maalesef muhafızakarlarda da bunu dibine kadar görüyoruz. Niye? Kulluğu unutuyorlar. Biz müminiz kardeşim. Ben Türkiye’de değil de Fransa’da doğmuş olsaydım ve ihtida etmiş olsaydım, mümin olsaydım. Benim ecdadım kim olacaktı abi? Hadi ecdadçılığı yap bakayım onu. Sen bir Fransız müslümansın. Ecdad da ecdad lan. Senin ecdadın bütün oradaki reziller.
14. Louis, sarayın bahçesinde çıplak koşturan Charles. Bunlar mı şimdi? Ecdad dediği bu mu olacak adamın? Peki acaba onun ecdad dese kimleri kasteder? Bir Fransız müslüman bugün, bir Alman müslüman.
Bu nazardan bakarsan neyin aslında İslamiyolup olmadığını çok çabuk çözersin.
İlk Yorumu Siz Yapın