Savaş Ş. Barkçin – Batı’ya Göre Değerli Olmak! – Cumartesi Sohbetleri (25)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=E0irwhuns-0.
Mesela hocam şimdi insanlar belki şöyle bir sual sorabilir izlerken. Yahu hani biz batıyı evet etkilemişiz zamanında. Biz bunlardan niye bahsediyoruz? Yani bizim için batıyı etkilemek niye bir değer veya biz ecdadımıza batıyı etkileyebildiği kadar mı değer vereceğiz? Ya da batının tasvibinden geçebildiği kadar mı değerli bizim malzemiz? Yani onları etkileyebilmiş olduğumuz için mi değerlidir? Çünkü maalesef bir adamdan bahsediyor ya da bir yazardan. İbn-i Rüşt işte batıda şu kadar takipçisi var. İşte yazdığı kitap şu kadar. Hatta ona komantatör denmiş, şariha azam denmiş, İbn-i Rüşt Aristo’yu en iyi o şerh ediyor vs. vs. Ya şimdi İbn-i Haldun, İbn-i Rüşt vs. batı tarafından okunup takip edilmeseydi daha mı az değerli olacak? Ya bunu Resulullah Efendimiz için bile diyen muhafazakallar vardır Cumhuriyet dönemi. Evet.
İşte Resulullah Efendimiz ile ilgili Bismark’ın sözü. Ulan Bismark kim ya? Rezil Rüsvay adam. Yani haşa ve kella Resulullah Efendimiz o tasdik edecek. O olmasa haşa. Yani bu gerçekten cinnet diyoruz ya. Yani iki kuruş aklı olan adam bundan kaçar. Şimdi senin bu sorun tabii çok güzel bir soru. Bu çukur da önemli bir çukur bizim için. Yani işte efendim batıdan geçen mesela ayetler.
Efendim modern bilim Kur’an’ı tasdik ediyor. Şart mı dur? Etmesin olacak etmediği bir sürü şey var. Arkadaş Allah-u Teala’nın kafirin tasdikine ihtiyacın var. Kur’an’ın kafirin tasdikine ihtiyacın var. Ne saçmalıyorsun sen ya? İnancın zaten tasdiki inanç ile olur. Bu çok basit bir şeydir. Dinin gerekçesi yine dindir. Dini başka bir şeyle gerekçelendiremezsin.
O yüzden adı dindir zaten. İnanç inandığın için inançtır. Yani onu illa bir fizik deneyiyle uçan kaçan bir arkadaşın ayetlerine buna ihtiyacı yok. Anlatabiliyor musun? Hak ayan beyandır. Açıktır yani. Şimdi dolayısıyla o konuda bir fıkra var onu anlatayım istersen soru ver. Tabii hocam. Tabii buyurun. Şimdi bizim halimizi güzel anlatıyor. Biliyorsun adam birisi tımarhanede tedavi görüyor. Çünkü kendini darı sanıyormuş. Buday tanesi sanıyor.
O yüzden nerede tavuk falan görse, kuş görse kaçıyor adam. Kendini hemen içeriye kapatıyor falan. Neyse. Doktor bunu tedavi etmiş etmiş. En son tedavi bitmiş. Taburcu edecek. Deliye diyor ki, oğlum darı değilsin. Anlaştık değil mi diyor? Tabii tabii doktor. Darı değilim. Yemin et lan diyor. Vallahi değilim. Tamam. Taburcu diyor. Çık. Abi deli gidiyor. Yarım saat sonra kanter içinde koşa koşa geri geliyor tımarhaneye. Doktorun odasına giriyor.
Oğlum diyor ne oldu? Niye geldin? Taburcu ettik seni diyor. Tavuk gördüm diyor. Kaçtım geldim diyor. Oğlum diyor darı değilim demedin mi sen? Sen darı değilsin ki niye kaçıyorsun? Diyor ki darı olmadığım ben biliyorum ama tavuk da biliyor mu diyor. Şimdi Müslümanların batı takıntısı var. Bak batın meselesi bile yok. Batı takıntısı var. Sen kendine hayatın boyunca bir insanı geçmek, bir insanı yenmek,
bir insanın yaptığını takip etmek, onu eleştirmek, onu takip etmek, ona hayran olmak, ona düşman olmak, izlerine kurarsan ona takıntı deniliyor. Obsesyon. Yani Müslümanlar iki asırdan beri bir takıntıları var. Bu takıntı kendileri olmalarını engelliyor. Evet. Mesela İslamcısı hayatını tenkitle geçiyor. Batı onu dedi Allah belanı ver. Halbuki bütün okuma listeleri batılı kafirlerin okumalarıyla dolu. En İslamcı abimiz.
İsmini vermeyin. Böyle muhtelif var yani. Kınamak için söylemiyorum. Ama yani ne kadar takıntılı olduğumuzu iyi niyetti insanlar bile buna düşebiliyor. Yani ben kafirleri okuya okuyam Müslümanlığın kıymetini anlayacağım. Öyle mi? Yo, çağını anlasın. Çağındaki tehditleri algılasın. E sonra? Tehditleri algıladık. İnşaya geçemiyoruz ki. İfnadan inşaya geçemedik. Eleştiriden inşaya geçemiyoruz. Bak herkes orada kalakalıyor.
Bu sefer alternatif ne oluyor? Kemalistlerin yaptığı gibi oluyor. Demek ki batıların yaptığını yapmak lazım. Çünkü başka bir alternatif yok. Geliştiremedik. Bilimde de böyle, kilimde de böyle, sanatta da böyle, siyasette ticarette de böyle. Hocam bunun temelinde de aslında suni bir dikatomi yatıyor. Hatta suni dikatomiler yatıyor. Şimdi Doğu ve Batı diye iki tane bir ayrım yapılıyor. Ve bu ayrımı biz kabul ettik. Çok da benimsedik maalesef. Ve bu ayrımı da besleyen bazı maddeler var. Siz de bahsediyorsunuz konuşmalarında. Doğu nedir? Geli. Batı nedir? İleri. Doğu nedir? Duygusal. Batı nedir? Rasyonel, akılcı. Doğu nedir? Şifahi sözlü kültür. Batı nedir? Yazılı kültür. Doğu kulağa hitap eder. Batı göze hitap eder. Bakın o yüzden onlarda mimari vardır. Bizde yok. Bizde ne vardır? Bizde musiki vardır. Şimdi bu kalıpları, şablonları da biz alıyoruz, kullanıyoruz. Aynen. Bu da aslında Batı’ya dair yüklediğimiz manaları, anlamları besliyor bu dikatomiler. Yani iyice azdırıyor hastalığı. O takıntı hastalığının, bunlar hep yansımalarıdır, belirtileri, MR’leridir. Bunlardan kaçınmak lazım. Ağabeyciğim Batı Batı’dır, Doğu’dur. Beni ilgilendirmez. Ben nerede olursam olsun Allah’ın adamıyım. Ben Allah’la bağıtlıyım. Allah benden ne istiyorsa ben onu yaparım.
Bundan herhangi bir şeyim yok. Bürokratsam da Müslüman bürokratım. Allah’ın kuluyum. Bakkalsam da Allah’ın kuluyum. Benim vazifem değişmiyor ki. Hangi devirde yaşarsam yaşayayım. Hangi yerde yaşarsam yaşayayım. Hangi kavimden, hangi ülkede yaşarsam yaşayayım. Şimdi bir kere bu suni şeylerden iki asırlık toz topraktan kurtulmak lazım. İki, Batı’nın senin üzerine giydirdiği etiketleri kesinlikle kabul etmemek gerek.
Mesela Osmanlardaki asıl yenilme, onların kavramlarını kendi kavramları yerlerine ikame etmesidir. Asıl yenilgi kavramlarda olmuştur. Sen Elmalı’da, Ahmet Cevdet Paşa’da bile, tarihi terakki diyorsa, ne demek ya? Tarihi terakki, Allah Allah ilerleme yolu. Ahmet Cevdet Paşa diyor. Bu adam hayırlı bir adam. Yani öyle herhangi bir insan değil. Çok kıymetli bir adam.
Ama Mustafa Reçit Paşa’nın, Ali Paşa’nın, bütün o satılık arkadaşların alkışlayıcısı aynı zaman. Şimdi o dönemimi anlamak lazım. Ben bunu kınamak için söylemiyorum. En iyi insanlar bile dillerinde bir yerde terakki kelimesi geçince frankler gibi. Adamlar, Allah için bak Allah’ın ilim emrini adamlar yapıyor. Biz yapamıyoruz. Ne alakası var ya? Veya işte Ziya Paşa gibi, hiç sevmem. Kendisi ahlaksızdır zaten. Hayatında da beşpar etmez bir adam.
Neyse. Ziya Paşa gibi işte gezdim değil mi? Bel deyi. Diyare küfrü gezdim, saraylar, kaşahaneler gördüm. Dolaştım mülkü İslam’ı. Aman viraneler gördüm. Parabeler gördüm veya viraneler gördüm. Şimdi orada güya, Müslümanların perişanlığını anlatıyor. Halbuki o adamın anlattığı şey büyük bir aşağılık kompleksi. O kaşahaneler neyle yapıldı sevgili Ziya Paşa? Senin dünyadan haberin var mı? Batı’nın ne halt karıştırdığından haberin var mı o dönemde? Bunları bilimde ilerledikleri için mi o şatoları, sarayları yaptırdılar? O neyin parasıyla yapılıyor? Buharlı gemiyi buldukları için mi yaptılar onu? Ulan sömürge yaptıkları için. İnsanları deri rengine göre insan yerine bile koymadıkları hala. İçin yaptın. Buna niye gözün görmüyor? Efendim bir tek Müslüman… Kelime-i Şahadet söyleseler Müslüman ol. Sanki Kelime-i Şahadet bir aksesuar. Olsa da oluyor, olmasa da sorun yok. Haşa.
Yani bakın Allah’la irtibatlar ne kadar kopuk. Allah yok yani düşüncelerinde yok, algılarında yok, görüşlerinde yok. Gözlemlerinde yok. O yüzden diyorum kulluk. Bu işin adı medeniyet de değildir. Mümin mümindir kardeşim. Medeniyet. De deme beni… O başkası der demez beni ilgilendirmiyor. Ben niyeyim? Ben ilişkimi Allah’a göre kurarım. Ben Allah’la olan işime göre kullarla iş tutarım. Allah diyor ki şunu yap bunu yap, ona göre yaparım. Ve bunu da muhabbetle yaparım. Bunu da öyle hani küt kafa gibi değil. O da çok bizde de. Allah’ı seviyorum o yüzden sayıyorum. Allah’ı sayıyorum o yüzden seviyorum. Kulları seviyorum çünkü Allah’ı seviyorum. Yaradanına kurban diyorsun. Bak yani ne güzel. Demek ki… Sen insan ol önce. Sen bir kere kendin insan olmaya çalış. Ondan sonra inan… Aynen Resulullah Efendimiz’in hiçbir aracı olmamasına, hiçbir serveti, hiçbir kuvveti, hiçbir devleti… olmamasına rağmen…
Veda hutbesinde 23 sene içinde en az 100 bin… Değil mi? En az. Rivayetler muhtelif. En az 100 bin… Mümin bir yerde toplanabiliyor. Bunlar toplanabilenler. Onun haricinde Müslüman daha çok. 100 bin, 23 senede bir şahıs… Veda’len feheda… Tek başına. Tek başına bizzat. Nasıl oluyor abi? Twitter yok, sosyal medya yok.
Parti teşkilatı yok, Çakarlı araba yok. Nasıl oluyor? Oluyor muymuş? He oluyormuş. Sen mümin değil misin? Bilmiyor musun böyle olduğunu? Biliyorum. Ama o peygamber… Allah peygamber niye peygamber oldu? Sana bir şey göstermek için oldu. Sen bir adam ol. Bir Allah’a yaslan bir Allah’ın adamı ol önce. Sonra bak bakalım alem sana nasıl açılıyor? O Allah’ın ayetlerinden ne gibi teorik, fizik şeyler çıkıyor? Yani sen bunu hiç düşünmedin ki. Sen o kapıları öyle görmüyorsun ki. O yüzden açmıyorsun ki. Onun kapı görmüyorsun. Allah’ın kapıları sonsuzdur. Dolayısıyla müminin bir kere bu özgürlüğünü ve özgünlüğünü muhafaza etmesi lazım. Onu da Allah ile etmesi lazım. Biz yapan şey… Allah’ın kulu olmamızdır. Türk olmamız, Osmanlı coğrafyasında yaşıyor olmamız değil yani. Onun… Ağırtıları var. Tabii ki onun da…
Bize gelen bir imkanlar repertuvarı var. Osmanlı yöğlen bir imkanlar repertuvarıdır. Niye? Denen bir şeyler var. Tutmuş şeyler var. Güzel yapılmış çok şey var. Yolları mustakim. Yol mustakim. Yolda yanlış yapılmış. Fakat yol mustakim. Sen ondan birçok şey alırsın. Ama bugünkü dünyada bakarsın. Olumsuz şeylerden de bir şey alırsın. Kul olarak… kendi kabında onları… harmanlarsın. Bugünün işini yaparsın.
O yüzden inşallah… bugünün işini yapalım. Mahşer günü yüzümüz kara çıkmasın.
İnşallah hocam.
İlk Yorumu Siz Yapın