"Enter"a basıp içeriğe geçin

Savaş Ş. Barkçin – Medeniyet Nedir? – Cumartesi Sohbetleri (25)

Savaş Ş. Barkçin – Medeniyet Nedir? – Cumartesi Sohbetleri (25)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ks2Q1vrJs_8.

Tabii medeniyet aslında sosyolojik bir kavramdır. Yani bizim bugünkü kullandığımız anlamıyla, Türkçe’de bile çok yeni bir kavramdır. 1840’larda bu manada kullanmaya başlamış çünkü tercüme bir kavram aslında. Yani asli bir kavram değildir.
Medeniyet kavramı, Batı’nın civilisation, Fransızca kelimesi, ona karşılık araştırılmış, mevcut olan Temeddün maslarından o şekilde türetilmiş. Tabii ki isabetli bir tercüme çünkü Osmanlılar dilleri iyi bilirlerdi ve tercüme yaparken de Batı’da nasıl bir anlam nereden çıkıyorsa, hangi kökten?
Latince veya eski Yunancadan. Ta o kökleri de bilip, onu araştırıp, Arapçadan kelime türetirlerdi. Bizim gibi yalap şalap konuşmuyorlardı. Yani bilenleri yıkılma anında bile. Biz biliyorsunuz Cumhuriyet döneminde Osmanlı’nın döküntürleriyle idare ettik. Yani bitmiş artık Osmanlı. 1970’lere kadar bunlar işte edebiyatın şunumunun şahikası. İşte Ahmet Hamdi Ampınar, değil mi? Ahmet Şinasi Hisar, Abdullah Şinasi Hisar falan filan. Dolayısıyla bu bir tercüme kavramı. Bir kere bunu bilelim. İki, Fransızca bir kavrama karşılık olarak türetilmiş. Üç, sosyolojik bir kavram. Yani bir olguya ne diyelim? Bir olgu tanımlanıyor, ona bir isim konuluyor.
O yönüyle vazgeçilmez bir kavram değil açıkçası. Ben medeniyeti şöyle tanımlarım. Büyük insan topluluklarının, büyük coğrafyalar, büyük zaman evreleri, devreleri üzerinde paylaştıkları ortak düşünce, zevk ve hayat biçimi. Bu bir ortaklaşmadır.
İçinde pek çok etnik topluluk bulunur, içinde pek çok devir bulunur, içinde pek çok coğrafya bulunur. Fakat hangi coğrafyada, hangi mekanda, hangi zamanda, hangi ürününe bakarsanız bir rahlenin bacağından bir minarenin mimarisine kadar bir ortak bir zevk görürsün. Burada bir şey var, bir ortaklık var yani. Bir künhü var bu işin.
O her şeye yansır. Müzikten oturup kalkmaya kadar, devletten, kıyafetlere kadar. Buna ben medeniyet diyorum. Fakat benim açıkçası medeniyetten daha çok tercih ettiğim kavram kulluktur. Yani ben medeniyetin kulu değilim, ben Allah’ın kuluyum. Ben bu yaptığım çalışmaları medeniyeti hizmet diye yapmıyorum. Ben amel olarak yapmaya çalışıyorum. Şimdi bu büyük bir ayrımdır. Bu bizim biraz da unuttuğumuz bir ayrımdır.
Özellikle Türkiye’deki muhafazakar kitlenin her ne kadar dini kavramlar kullansak da kastımızı zaman zaman unuttuğumuz, araç olarak bellediğimiz şeyleri amaç haline getirdiğimiz şeylerden birisidir. Yani medeniyet bizi inşa etmiyor. Bizi Allah-u Teala inşa ediyor. İman eden Allah’ın kuludur.
Yaptığı şeye de kulluk medeniyetidir. Yoksa Roma’da bir medeniyettir. Bakın Batı’da bugünkü medeniyettir ama vahşet üzerindedir. Şimdi onlar medeniyet, benimki de aynı medeniyet olur mu? Müminler o vahşete medeniyet denilerek yapılan şeye ortak olur mu? O zaman o kavramdan farklı bir şey var. Onun da içinde olan, onun da kökünde olan, ondan da ötede olan kulluktur.
Biz iman medeniyeti diyorum ben, tevhid medeniyeti, kulluk medeniyeti.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir