Prof. Dr. Azmi Özcan – Hilâfetin Tarihî Serencamı ve Mahiyeti – Cumartesi Sohbetleri (20)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=X3kziRbLiCA.
Hocam, hilafete dair Hulef-i Raşidîn’den bil itibar hem tarihi serencamı, isterseniz ondan önce de hilafetin mahiyet işareyesine dair birkaç ne kadar açmak isterseniz artık sizin takdirinize bırakıyorum. Konuşalım istiyorum. Buyurun.
Evet, tam da böyle merkezden bir giriş yaptınız. O hilafet nedir hocam diye. Genel hükümdür. İnsanlar, kültürler, medeniyetler zaafa düştükçe geçmişlerinde sığınacak limanlar alarlar. Bu bizde özellikle baskındır çünkü tarihimizin çok büyük bir kısmı hükümranlık üzerine inşa edilmiş. O bizim hayata bakışımızı, zihniyetimizi, düşüncelerimizi hep etkilemiş.
Gerek Türkler tarihe intikal ettikleri andan itibaren tarihin başat aktörleri olmuşlar. Gerek Müslümanlar on yıllık bir kuruluş döneminden sonra bulundukları zaman ve mekanın hakimî olarak bir tarih inşa etmişler.
Ama bütün tarih böyle olmadığı için, zihniyetin teşekkülü hükümranlık dönemlerinde olduğu için İzmiral dönemlerinde de bazen sıkıntılar yaşamışlar.
Ayırt etmeler, şartları tahlil etmeler. Hatta belki yeri geldiği için ifade etmekte fayda var. Öyle ki sıkıntıya düştükleri zaman, çare olarak, kurtuluş olarak arayışlarını da eskiye dönmekle tesmiye etmişler.
Belli ölçüde asr-ı saadet kavramı da bu tahassürün bir ifadesidir. Kanunu kadim ya da töre vurguları da hep bu zihniyetin iz düşünleri olarak karşımızdır.
Ama günlük hayatlı daha da çarpıcı olan yenilik kavramını Cet ile karşılayan bir kavramsallaştırma yapmışlar. Cet, ata demek, dede demek yenilik de Cedit olmuş. Yani bir anlamda o zihniyetin iz düşünme gibi geliyor bana. Tecdit mesela. Ceden müştak olan bir kavram netice itibariyle.
Belki bunu kastetmediler ama netice itibariyle böyle. Hocam bunların hilafetle ne ilgisi var diyeceksiniz? Hilafetle şöyle ilgisi var. Gerçekte olan bir kurum ve onun serencanımdan öte her bir ferdin hayalinde olmasını umduğu veya olduğunu düşündüğü bir hikaye ile karşı karşıya yakalıyoruz bu hilafet vasıtında.
İslam’ın muktedir olduğu ya da Müslümanların muktedir olduğu dönemlerde pek böyle bir vurgu yok. Ama İzmiglal olduğu, güçten düştüğü, zaafa, düçar olduğu dönemlerde ise tutunacak dal bahsinde üzerinde en çok vurgu yapılan kavramlardan, kurumlardan birisi olarak karşımıza çıkıyor hilafet.
Hala da bu konudaki konumunu koruyor. Kelime son derece sıradan, son derece anlaşılabilir ve son derece insaniye bir duyguyu yansıtıyor.
Sözlük anlamı sonradan gelen demek. Kültürümüzdeki karşılığı ise Hz. Peygamberin devlet başkanlığı sıfatının onun ölümünden sonra başkasına intikal etmesi ile kullanıma giren bir kavram.
Halifeti Resulullah, Resulullah’ın halifesi yani onun makamına, hangi makamına? Dünya ve toplumla ilgili makamına gelen, o görevi yürüten insan demek. Yoksa onun vahiy ile ilgili, peygamberlikle ilgili konumu sona erdi zaten.
Hz. Buvekir’e Halifeti Resulullah dendi. Hz. Ömer’e de Halifeti Halifeti Resulullah dendi. Sonra Hz. Ömer dedi ki benden sonra 10 kişi gelse 10 defa Halifeti mi diyeceksiniz? Bunu daha pratik bir kavramla istihdam edelim dedi ve Emirül Müminin kullanıma girdi.
Biz Hz. Ömer ile ilgili tarihlerde daha çok Emirül Müminin ifadesini görürüz. Halife aslında devlet başkanı anlamındaki bir kavram. Dini bir kavram değil.
Nas ile mukayyet bir kavram da değil. Ortada bir toplum varsa, bir devlet varsa, bu devletin bir yöneticisi varsa ona biz nasıl devlet başkanı diyoruz? Cumhuriyet ise Cumhurbaşkanı diyoruz. Nasıl Emirül Müminin diyoruz? Nasıl reis diyoruz? Çünkü Cumhurreisi falan deniyor ya aynen onun gibi bir kavram.
Bunun yani popüler literatürde kullanıldığı gibi ilgası da olmaz, işgali de olmaz, istihdamı da olmaz. Devlet varsa devletin bir başı vardır.
Siz kavramın kullanılmasına bir tedbir getirebilirsiniz. Bunu zaman zaman yaparlar şu kavram kullanılmasın denir ama mündemiç olduğu mana devam eder.
Müslümanların bir devleti varsa, bu devletin başında birisi varsa o aynı zamanda da aynı anlama yönelik bir vazife icra ediyordur, etmektedir. Bunu kaldırdım falan olmaz yani. Bu kalkmaz devlet varsa bu da vardır. Siz kavramın kullanılmasına tedbir getirebilirsiniz.
Kanatimce yapılan da odur zaten. Eğer cümle toparlarsak konu dini değil, konu siyasidir, dünyevidir. Dolayısıyla kutsiyeti falan söz konusu değildir.
Sonderece rasyonel, son derece insani bir ihtiyacın karşılığı olarak istihdam edilmiş bir kavramdır.
İlk Yorumu Siz Yapın