Mehmet Önder – Sinema, İslam ve Müslümanlar – CS (14)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=NZDC1hu64mg.
İran örneğinden başlayayım. İran’da tabii yani o bir kültür. Yani İran çok köklü bir devlet nihayetinde. Toplumun artık genlerine işlemiş. Özellikle şiir sanatı, musiki. Ve onların üzerinden de böyle bir silindir bizden geçtiği gibi geçmediği için batıcı bir silindir. İşte geçmek istemiştir. Malum baba, şah ve oğul şah ama çok kısa bir süredir. Bir de zaten şeydir yani muvaffak olamamışlardır. Dolayısıyla bizdeki gibi bir süreç de yaşamadıkları için bir defa köklü kültürlerine ve kendi sanatlarına sahip çıkmışlardır. Şah dönemi baba şah ve oğul şah da biraz kesintiye uğramıştır.
O batılı olacağız, kaygısıyla yapılanlar edilenler nedeniyle. Fakat genel olarak söyleyelim o bir şey olmuştur yani bir reklam arası olmuştur İran için. Hümeyni’nin de dediği gibi şahın sinemasına karşı olmak, sinemaya karşı olmak değildir. Ve nihayetinde Hümeyni ülkeyi değiştirip dönüştürürken sinemayı da değiştirdi ve dönüştürdü.
Bu sayıda genç özel olarak yetiştirildi. Tabii orada bir mezhepsel yayılmacılık çabası da olduğu için tıpkı Sovyetler Birliği döneminde Rus toplumunda da olduğu gibi. Amerika’nın bugün Hollywood’da yaptığı şey gibi.
Yani bunlar kendi ideolojilerini ve kendi iddialarını başka toplumlara dayatmak istedikleri için böyle bir şeyleri de var aynı zamanda. Devlet desteği de orada. Hocam anayasalarında bile geçiyor bu geçen Yusuf ağabey Oğuz Akkar ile yapmıştığı program. Orada söylemişti mesela anayasalarında bu mezhebin yayılması gerektiğine dair şey var kanun var yani. Evet İran için. Evet evet. Şimdi şeyin de Hollywood’ın da bu konuda inanılmaz hassasiyeti var. Ben şeye girmeyeyim orası çok uzun bir mevzu olur ama Turgut Özal zamanında işte bu yerli milli sinemayı koruma kanunu gibi bir kanun çıkarılmak istendi. Sonra neler olduğunu araştırsınlar seyircilerimiz ve görsünler. Hemen Amerika’dan bir heyet geldi Aziz’in. Hemen. Yani bu ülkemizde çok sık görülen bir şey değildir. Bir işte bu azınlık okullarının özellikle Amerikan okullarının çekidüzen verilme gayreti zamanında olmuştur. Hemen Amerika’dan heyet gelmiştir. Yani bizim içimizdeki bu Robert College başta olmak üzere Osmanlı coğrafyasında kurulan 400’e yakın college ile ilgili olarak söylüyorum. Amerika onları kültürel bir kale olarak görmüştür. Sinemasını da öyle görmüştür. Ve işte çok yakın bir tarihten örnek veriyorum.
Turgut Özal işte iyi bir niyetle başına ne geleceğini de bilmeden öyle bir kanun çıkarmak istemiştir. Neticesinde hemen hemen bir yaptırım uygulanma tehdit ile geri adım atmıştır. Araştırılabilir o bakılsın seyircilerimiz tarafından. Uzun lafın kısası İran bunu kendi değerleri ölçüsünde başarmıştır. Biz İran sinemasına da bütün sinemaları olduğu gibi yine mesafeli bakmak mecburiyetindeyiz. Ben zaman zaman sinema atölyelerimde İran filmleri seyrettiriyorum. Ama başında ve sonunda mutlaka bu şerhi koyarım. Tıpkı Hollywood sineması gibi masum değildir İran sineması.
Mutlaka bir arka planı vardır, mutlaka bir alt metni vardır ideolojik olarak mutlaka irdelenerek seyredilmesi gerekir derim. Bu konuda uyarımı yaparım hatta zaman zaman da örnekler veririm seyrettiğimiz film üzerinden. Bakın derim yani bak burada şunu anlatmış bunu anlatmış şöyle de anlatabilirdi niye böyle anlatmış. Çünkü derim işte o nereye dayanır onun ideolojisine dayanır.
Ve bakın işte Ali Şeriatı üzerinden olsun, İran sineması üzerinden olsun, işte İran müziği üzerinden olsun özellikle ilahiyat fakültelerimiz başta olmak üzere üniversite gençliği bir şia zehirlenmesiyle karşı karşıya. Şimdi burada sanatın etkisini göz ardı edebilir miyiz? Yok edemeyiz. Yani bizde yazar mı bitti Ali Şeriatı okunuyor. Okunmasın demiyorum. Fakat siz belli bir seviyeye gelirsiniz. Ali Şeriatı’nın sıkıntılarını anlayabilecek düzeye gelirsiniz. Ve okursunuz burada bir problem yok. Ama sahafiyane elinizi alıp da işte dine karşı din okursanız nasıl bir zehirlenme yaşarsınız ben bilmem. Onu zehirlenenlere belki sormak lazım. Hemen toparlıyorum şeye de gireyim Müslümanlar ne yapmalıdır? Bu müstakil bir programın konusudur.
Çok özetle söyleyeceğim bir defa ümitsiz olmamalıdır ama gerçekçi olmalıdır Müslümanlar. Ümitsiz olmamalıdır, gerçekçi olmalıdır. Bu işin ciddiyetinin farkına varmalıdır. Bu işin ciddiyetinin farkına varmalıdır. Müslümanların geleneğinde sanat, geleneksel sanatlar dışında yoktur. Ama bu hiç olmayacağı anlamına da gelmez.
Efendim babası sinema için elinden tutup alıp götürmemiştir çocuğunu. Ama kendisi tutsun elinden çocuğunu ve götürsün sinemaya. Üstad böyle durumlarda ezan okunurken konuşmaya devam ederdi. Konuşayım mı? Konuşurdu konuşurdu. Hatta ben de bakın yine ezan okunuyor bir cumartesi sohbetlerinde deyip konuyu oraya bağlayayım hocam çok da güzel olur. Eyvallah. Öyle yapalım.
Yani demem o ki Müslümanlar ümitsiz olmayacak ama gerçekçi olacak. Bugün Müslümanların elinde imkan var. Maddi imkan var. Ellerinde bitmeyecek kadar da malzemeleri var. Yani kıyamete kadar bitmeyecek malzemeleri var. Dolayısıyla bu malzemelerini bir defa gözden geçirip, tasnif edip, sinema sanatını çok iyi bir şekilde yeni nesle öğretip mutlaka icra etmek mecburiyetindedir. Sanat haram değildir. Altını çizerek söylüyorum. Yani bunu çok uzun süreli araştırmalar neticesinde söylüyorum. Sanat haram değildir. Sanatın içeriği haram olabilir. Sanat bizim yani Müslümanların her anında sanat vardır. Bugün camiye girersin işte okunan ezan. Makamla evet. Musikiyle okunur. Yani musiki’nin bir makamı ile okunur. Düz okunmaz.
Yahut efendim girersiniz yerde halı vardır camide. Orada bir nakış vardır. Kıymetli hocam kitaplarda bile yani ciltcilik diye bir sanat var. Tabii tabii. Yani burada mücelliklere selam olsun. Bunlar kim bilir hangi mücelliklerin eseridir. Dolayısıyla bizim cilt sanatımız var. Her şeyimiz bakın. Her şeyimiz net bir şekilde söylüyorum. Çeşme yaptırmış ecdat. 3. Ahmet çeşmesi. Ya ben batılı bir dostumu arkadaşımı götürdüm. Bu ne dedi? Dedim ki bu çeşme. Hayır başka ne dedi yani? Yok dedim çeşme. İnanamıyor. Çeşme dışında ne diyor bana? Çeşme dışında bir şey değil. Bu çeşme. Yani sadece bardağına su doldurmak için kullandığın bir şey mi bu diyor? Evet. Peki o çeşmeyi çok basit bir şekilde yapamaz mıydı ecdat? Yapardı. Şimdi musluk açma törenleri yapan malum bir zihniyet var. Onun yaptığı gibi bir duvara bir tane musluk bir tane de boru geçiremez miydi? Geçirirdi. Niye? Niye yapmadı bunu? Çünkü sanat her anındaydı. Şimdi bugün eğer Müslüman sanat haram mıdır diye soruyorsa yazık. Çok yazık. Demek ki hiç etrafına bakmamış. Demek ki hiç sağına soluna bakmamış. Demek ki hiç kulağını kabartıp dinlememiş. Hiç camiye girmemiş. Hiç girmemiş. Demek ki bu gözle, feraset gözüyle etrafında olup bitenlere hiç şahitlik etmemiş. Uzun lafın kısası sanat değildir. Sanatın içeridir. Sanatın haram olarak algılanmasının nedeni de yine Müslümanların kabahatidir. Siz bırakmışsınız sanatı belli bir kesimin eline. O kesimde kendince sanat icra etmiş. Sen de sanatı öyle zannetmişsin. Öyle bir şey yok.
Sanatı sen icra edersen müspet olur. Sanatı o icra edersen menfi olur. Bu icra edenle ilgili bir şeydir. İcra edenin zihniyetiyle ilgili bir şeydir. Aletle alakalı söylediğim vardı ya hocam. Efendim, çevremde şunu diyenler oluyor. Çocuğum sanat okulunda okumak istiyor. İşte güzel sanatlar, konservatuvar, iletişim fakültesi gibi. Ben diyor korkuyorum. Ya diyor, şimdi burada da rahat konuşamıyorum ama. Hadi, sansürleyerek söyleyelim. Hadi kötü yola düşerse.
Vallahi o çocuğun kötü yola düşeceği varsa zaten düşer. İlahiyatta okuyup da düşenleri de görüyorsun. Zaten düşer. Yani bana söylesinler ya gerçekten. Üniversitede okuduğu bölüm nedeniyle kötü yola düşen birkaç örnek göstersinler bana ya. Ha, velev ki düştü. En azından diplomalı kötü yola düşmüş insan olur. Çünkü diplomasız kötü yola düşenler var zaten.
Yani ben yanlış ifade etmek istemiyorum ama. Ne olur, ne olur, ne olur ezbere bilgilerden kendimizi kurtaralım. Ya böyle gelmiş böyle gitmez. Yumruğu masaya vursun ya. Benim çocuğum olmasın. Sanatçı olmayacakmış onun çocuğu. Tamam senin çocuğun olmasın, öbürün çocuğu olmasın. Kimin çocuğu olacak? Ayrıca sen çocuğunu öyle yetiştir ki
kız olsun erkek olsun bir ordunun içine girsin. Abi yani tabirle söyleyeyim. Kafir milletinin içine girsin. Yine de dinini, diyanetini yitirmesin. Sen öyle bir genç yetiştir ki eğer zaten okuduğu fakülte nedeniyle kıblesini şaşıracaksa kusura bakma. Başta sende hata var. Ya ben bu arada tabi şunu da söyleyeyim. Özellikle günümüzde çocukları yetiştiren sadece aile değil. Ama yetişmesine vesile olan en önemli etken aile. Çünkü bizi seyredenlerden şunu da diyenler olabilir. Eee işte konuşması kolay. Bu kadar şu varken bu varken çocuk yetiştirmek var. Tamam kabul ediyorum. Artık çocuğu bir odanın içinde bir aile yetiştirmiyor. Ama en önemli etken.
Ve otoriteler bize şunu öğretiyor, ifade ediyor ve baz ediyor ve söylüyor. 0-6 yaş çocuk gelişiminde en önemli dönemdir. Sen o dönemde söylemlerin de eylemlerin, sözünle özün o kadar bir ve beraber olsun ki çocuk örnek bir şahsiyet olarak seninle beraber örnek bir şahsiyet olarak yetişsin.
O nedenle Müslümanların acıyla, acıyla bakın çok net hatta şimdi yeni neslin deyimiyle söyleyeceğim. Hiç kullanmak istemiyorum bu yabancı kelimeleri ama daha anlaşılır olsun diye söyleyeceğim. Fenomenlere ihtiyacı var. Bakın ne oldu adam kola şişesini kaldı. Ben bu arada futboldan hiç anlamam.
Fırtın deyimiyle 500 yıl ömrüm olsa 5 dakika futbol seyretmem. Futbol sohbetinin olduğu yerden de ışık hızıyla uzaklaşırım. Fakat futbolda toplumun bir gerçeğidir. Ben de sanatla ilgilenen bir insan olarak yatsıyamam bu gerçeği. Oradan bir örnek vereceğim. Futbolcunun biri masasındaki kola şişesini şöyle kenara koyuyor. İçmeyin bunu diyor ya su için daha sağlıklı diyor. Ben de hazır su için demişken.
Şifa olsun cümlemize. Su için diyor ve su içiyor. Son duyduğum rakam 4 milyar dolardı. O bizim hiç hoşlanmadığımız içecek firmasının kaybı 4 milyar dolar. Peki bizde niye böyle bir fenomen yok ya? Ben onu örnek şahsiyet diyorum. Fenomen demiyorum. Bizim niye böyle örnek şahsiyetlerimiz yok? Yani bir içeceğe şöyle kenara itecek 4 milyar dolar zarar verecek.
Bir Yahudi firmasına. Bunu itecek bir Amerikan firmasına şu kadar. Şunu seyretmiyorum diyecek. Millet seyretmeyecek. Yahu şunu seyrediyorum diyecek. Millet seyredecek. Umreye gidecek. O yıl Umreye gidenlerin sayısında patlama olacak. Efendim hacca gidiyorum diyecek. Niye yok? Niye yok? Niye yok? Sebep çok acayip. Ayrıca konuşmak lazım. Ben diyorum ki madem benden tavsiye istediniz, neden bu haldeyizı adam akıllı bir şekilde sorgulayalım. Nedenleri tespit edelim. Sonra da o nedenleri nasıl ortadan kaldırabiliriz? Menfi nedenleri nasıl ortadan kaldırabiliriz? Nasıl müspet nedenler bulabiliriz, tespit edebiliriz? Onları ne yapalım? Uygulayalım. Ümitsizliğe yer yok. Ama dediğim gibi.
Bu arada o çekilen tarihi dizilerle ilgili de şunu son olarak söyleyeyim. Kimse sevinmesin, kimse mutlu olmasın. Efendim davul bizim boynumuzda, tokmak başkalarının elinde. Bugün o tarihi dizileri çeken insanlar yarın şartlar değilsin. Elotik film çekmeye başlayabilirler. O yüzden sen eğer kendi kadronu yetiştirmezsen, sen eğer bu işe kolları sıvayıp kendin girmezsen taşıma suyla değirmen dönmez.
O iki değirmen taşının arasındaki buğday tanesi gibi ezilir, yok olursun. Dünyanın en haklı davasına sahip olmak ya da o davanın bir ferdi olmak yetmiyor. Bak görüyorsunuz, dünyanın en batıl davasının fertleri, dünyanın en hak ve hakikat davasının fertlerine galip geliyor. Nasıl oluyor bu?
İşte o az önce verdiğim 3 kitap ve 75 kitap örneğini 3 film ve 75 film olarak genişlesinler. 3 müzik albümü 75 müzik albümü olarak genişlesinler. O nedenle şunu söylemek lazım, milli ve yerli kavramlarını çok kullanmıyorum artık. İyice sakıza döndü.
Ama bir tane son bir örnek vereceğim, en çok milli ve yerli kavramlarını kullanan insanların konuşmalarına bakın Aziz’in. Konuşmalarının %50’si uydurukcadır. Evet. Uydurukcadır. Bir saniye ya, konuşma denilen şey kişinin zihin dünyasının yansımasıdır. Sen bana milli ve yerli olalım, milli ve yerli olalım diyorsun, YouTube kanalı açıyorsun.
Adı Gavurca. Evet. Program hazırlıyorsun, programına isim veriyorsun. Adı Gavurca. Efendim? Çıkıyorsun, vaaz ediyorsun, milli manevi olalım, morfolojik, metasejik, paradigma. Yok bir… Ya yok bu kardeşim bizim kadim Türkçe’mizde bunların karşılığı.
O nedenle ben şimdi daha iyi anlaşılır olması için bazı yabancı kelimeleri kullanırken, inanın çekinerek kullanıyorum. Hani olur da benim yüzümden bir kişi bu kelimeyi öğrenir ve kullanır mı diye. Bu bir vebaldir çünkü. Evet. Dolayısıyla ondan sonra da tevhid yoluna gidiyor. Ya biz işte o yabancı kelime değildi de, biz aslında ona Muhammed’in yolu demeye çalıştık, Muhammed’in yolu demeye çalıştık.
Ne olur, özü ve sözü bir olmayan, söylemi ve eylemi örtüşmeyen insanlardan çektik biz. Ta anne ve babalardan başlasın bu söz ve öz birlikteliği, bizi yöneten insanlara kadar ne olur ve lütfen. Ancak böyle örnek şahsiyet olunabiliyor. Ben örnek şahsiyet değilim. Ama örnek şahsiyet nasıl olunur, örnek şahsiyetlere bakarak görmüş ve öğrenmiş bir insan olarak bunları söylüyorum. Şu an bulunduğumuz yerde bir örnek şahsiyetin manevi hatıralarıyla dolu. Allah ondan razı olsun. Muhammed Hocam. Peygamberimiz inşallah şefaat etsin kendisine. Rabbim rahmetiyle muamele buyursun. Kendisinin efendim vesile olduğu, yetiştirdiği gençlerle bir arada olmaktan da ziyadesiyle mutluyum ve huzurluyum. Dolayısıyla inşallah manevi alemde bizi seyrediyordur ve mahcup olmamışızdır kendisine. İşte bu örnek şahsiyetlerin davasını sırtlayabilmek için o örnek şahsiyetlerin yaşamına bakmak lazım.
Ez cümle. Bizi seyrettiği için seyircilerimize teşekkür ediyorum. Özet olarak da karşılaştıkları her şeyin özünü mutlaka bir elekten geçirmelerini tavsiye ediyorum. Bu da bu programın inşallah neyi olsun? Ana fikri olsun. Eyvallah hocam çok da güzel. Özu olsun. Ne olur ama ne olur. Benim iki kedim var. Ellerinizden yalar.
Önlerine bir şey koyduğunuz zaman kokluyor. Bak bizi bu kadar sevdikleri halde bize dahi güvenmiyor onlar. Önüne ben bir şey koyuyorum. Hemen burunlarını uzatmazlar. Hemen ağızlarını dayamazlar. Önce yavaş yavaş yaklaşırlar. Ben onların burunlarındaki hareketi gözlemliyorum. Şöyle hızlı hızlı hareket ediyor. Orada bir tahkik, orada bir tahlil süreci yaşanıyor.
Görüyorum onu. Ha diyor tamam sahibim. Bana diyor her zaman olduğu gibi güvenilir bir şey verdi. Ben bunu yiyebilirim diyor. Tamam mı? Ve yemeğe başlıyor. Eğer bizim hayvanlar kadar tahlil etme irademiz yoksa kimse kusura bakmasın bizi onlardan ayıran en önemli çizgidir bu.
Ne olur önümüze her konulan bize her sunulan şeyin üstüne atlamayalım sahip çıkmayalım. Bir de üstadın tabi bir sözüyle bağlayalım. Muhabbette freni olmayana sonu putçuluktu. Putçuluktur der üstadımız. Der de bu dizi kahramanı, bu dizi, bu bimlemle, bu benim yönetmenim, bu benim sen, bu benim yazarım, bu benim alimim, bu benim gazetecim, bu benim, bu benim, bu benim, bu benim. Allah muhafaza işte muhabbette freni yitirdiğin an artık o tahlil sürecini de ortadan kaldırıyorsun. Ne derse inanıyorsun. Bak ben ne diyorum? Diyorum ki babamın oğlu olsa ben konuşmasına bakıyorum kardeşim. Sen bana istediğin kadar milli ve yerli de. Ben senin diline bakıyorum. Niye? O dil senin zihninin, inancının, düşüncelerinin yansıması.
Sen önce milli ve yerli ol, ondan sonra gençleri milli ve yerli yapmaya çalış. Bizi seyrettikleri ve sabrı için seyircilerimize yeniden teşekkür ediyorum.
Aldı eline sazı, bırakmadı demesinler sonra.
İlk Yorumu Siz Yapın