"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mehmet Önder – Tarihî Diziler Hakkında – CS (14)

Mehmet Önder – Tarihî Diziler Hakkında – CS (14)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=a4ZF_EXK1Dw.

Şimdi diziler demişken Mehmet hocam birazcık daha dizilere ama özellikle de tarihi dizilere girelim. Malum çoğaldı ciddi anlamda, çoğaldı tarihi diziler. İşte Selçuklu olsun, Osmanlı olsun. Şimdi zannediyorum bir Barbarossa alakalı bir dizi geliyormuş. Hiç takip etmiyorum, hiç biliyorum. Eyvallah. Şimdi şöyle biz tarihçi olduğumuz için Mehmet hocam hep soruyorlar bize, diyorlar ki işte izledin mi, ne diyorsun falan. Ben de ilk bölümünü izleyebiliyorsam izliyorum. İki buçuk saat zaten insan tahammül edemiyor. Hani insanlar sorduğu zaman vebaldir yani öyle düşünüyorum. Yoksa hani bir vazife vehfettiğim ya da kendimi büyük gördüğüm için değil de soruyor insanlar. Aile tek tarihçi benim zaten. Onun için izliyorum. Açıkçası ben çok beğenmiyorum. Bir faydalı olduğunu da düşünmüyorum. Siz ne dersiniz hocam tarihi diziler hakkında? Peki ben size bir soru sorayım. Siz bir tarihçi olarak tarih dizilerden öğrenilemeyecek bir şeydir.
Yani başlı başına bir bilim dalıdır diyorsunuzdur diye tahmin ediyorum. Kesinlikle. Çünkü ben de haddim olmayarak aynı şeyi söyleyeceğim. Bugün en iyi dizi bile Kurgudur. Evet. Ya adı üstüne dizi. Nedir? Dizi. Dizi yani devam edecek bir şey. Devam etmesi için Kurguya ihtiyaç var. Para kazandıracak da bir şeydir. Oraya zaten geleceğim. Yani bakın Müslüman’ın da paraya ihtiyacı vardır. Evet.
Fakat öncelik sırası diye bir şey vardır. Siz eğer yapıp ettiklerinizde öncelik sırasını şaşırırsanız o işten bir hayır beklemeyin. Ben bunu kendi hayatıma bakarak söylüyorum. Bakın çok net söylüyorum. Ben kendi hayatıma bakıyorum. Eğer sadece para için yapıyorsam. Yani önceliğim paraysa başta ben o işten bir hayır beklemiyorum.
Şimdi televizyon dediğimiz o kutunun yahut kutu olmaktan çıktı şimdi o led televizyonlarla birlikte. Çerçevenin diyeyim. O çerçevenin içindeki her şey istisnasız bugün dini programlar dahil para için çekiliyor. Evet. Bak çok net söylüyorum. İstisnalar vardır ama kaideyi kuvvetlendirir.
Dolayısıyla kimse oradan televizyondan dinini öğrenmeye çalışmasın, televizyondan kültürünü öğrenmeye çalışmasın, televizyondan tarihini öğrenmeye çalışmasın. Bu nedir biliyor musunuz? Bu akıntıya karşı kürek çekmektir. Evet hareket edersin, küleğini de çekersin, bir çaba sarf edersin ama yazık. Boşa gayret. Boşa gayret.
Ha bildiğini de unutursun. Bakın diyor ya hangi hazretti onu söyleyen alimlerin, cahillerin arasında kalmış alim, hani acırım. Şimdi gelmedi hakkıma, maneviyatında bizi efendim mazur görsün fakat çok güzel bir sözdür. Diyor ya cahiller içinde kalmış alime acırım. Tam o durum. Şimdi siz televizyondan tarih öğreneceksiniz. Bir defa dediğiniz gibi ilk bölümü tarihçiler merakla seyrediyor. Artık yanlışını saymaktan doğrusunu söyleyebilecek bir zaman bulamıyor. Bu yanlışların kabul edilebilir olanları var, kabul edilemez olanları var.
Yani siz bugün eğer bir Allah dostuna, hadi adını da verelim madem her şeyi açık açık konuşuyoruz. Şeyh Ahmet Yesevi’nin eline bağlamayı verip, ben bunu Allah’tan seyretmedim. Çünkü akıl sağlığınızı muhafaza edebilmek için tahammül edemeyeceğiniz şeylerden uzak durmanızı tavsiye ederim. Evet hocam. Şeyh Ahmet Yesevi’nin eline bağlamayı verip de eğer kadınla erkekli çalgı çengi noktasına getiriyorsanız o zaman manevi tokadı bekleyeceksiniz. Bunun gibi efendim Ertuğrul Gazi olsun, yine başka bizim manevi manada çok önemseydiğimiz, saygı duyduğumuz
ve hatta inşallah onlar gibi olmayı ümit ettiğimiz insanları bugün para uğruna, para uğruna, pul uğruna, eğer dünyalık uğruna olmadıkları gibi yansıtıyorsa insanlar ki öyle oluyor, o zaman manevi tokadı bu işi yapanlar da beklesinler, kuzu kuzu seyredenler de beklesinler.
Eğer gördüğünde doğrusunu da biliyorsa buna rağmen şikayet edilecek mercilere ulaşmayıp kuzu kuzu seyrediyor, sonra o televizyonu kapatıp da bir güzel uyuyorsa o zaman kusura bakmasın bu vebalin büyük bir kısmı da kendisine aittir. Sorunuza net bir şekilde cevap veriyorum. Evet hocam. Tarihi dizilerin faydadan çok zararı vardır. Neden? Çünkü o dizileri seyreden insanlar artık tarih kitabı okumanın bir gereği kalmadığını hissetmeye başlar. Yani bunu bilinçli olarak düşünmez. Şuhur altında bu şekilde işte. Tabii. Ben nasılsa tarihle bağımı koparmadım, ben nasılsa tarihimi öğreniyorum gibi gibi. Fakat öyle olmuyor.
Öyle olmuyor, bu şeye benzer, namaz kılan insanı seyredip seyredip kendi kılıyormuşcasına haz duymaya, huzur duymaya benzer. İyi de onun ibadeti ona, senin ibadetin sana. Yani onun sevabına ortak olmuyorsun. Dolayısıyla tarihi dizi seyrederek tarihle bir ünsiyet oluşturmuyorsun. Oluşturmuyorsun.
Sadece birilerinin daha zengin olmasına, oyuncusuyla, senaristiyle, yapımcısıyla, kanal sahibiyle daha zengin olmasına. İşte arada giren reklamlarla. Yani düşünün şimdi. Bizim Cennet Mekan dediğimiz bir tarihi şahsiyetin dizisinin arasında eğer faizli banka reklamı giriyorsa,
o şahsiyeti canlandıran kişi bu faizli kurumun reklamının ekran yüzü olduysa, şimdi bir de algıda büyük sıkıntı oluşuyor. Çünkü az önce ben biraz şakayla karışık söyledim ama tabii doğrultu payı var. Biz bir dizi karakterine, gıyabi cenaze namazı kılmış bir toplumun fertleriyiz.
Bir de ne yaptık hocam biliyor musunuz? Bilmiyorum duyduğunuz mu? Ertuğrul Gazi’nin büstünü o oynayan zâtın suretinde yaptılar. Yani buna benzer bir şeyler duydum, şaşıramadım. Yani şaşıramamaktan dolayı da üzülüyorum. Şaşırmayı temenni ediyorum ölünceye kadar. Şaşırmaya devam etmek istiyorum mümkünse. Şaşıramamak en kötüsüdür. Gelinilebilecek en kötü haldir. Korkuyorum. Hayretimin artması için dua ediyorum. Fakat bakın açık benel söylüyorum. Televizyon seyrederek, o boyalı basını takip ederek, internette abuk subuk yerleri takip ederek, üzerimize vazife olmayan işlerin takipçisi haline gelerek şaşırma imkanımızı yitiririz. Artık hiçbir şeye hayret edemez hale geliriz, kanıksarız. Hatta o rezilliklerin ve kepazeliklerin de parçası oluruz. Bakın üzülerek söylüyorum. Yani dün bu toplumun kınadığı şeyler bugün insanların artık kabul ettiği şeyler haline geldi. Bu çok acı. Evet maalesef. Bu olamaz. Yani böyle bir şey olamaz. Ben bundan ziyadesiyle rahatsızlık duyuyorum. Özetle, insanlar eğer seyredecekse bunun bir kurgu olduğunu bilsinler. Seyrettikleri kişinin Şeyh Ahmet Yesevi olmadığını bilsinler. Ertuğrul Gazi olmadığını bilsinler.
Abdülhamid Han olmadığını bilsinler. Eğer o insanları çok seviyorsa insanımı seyretmekten ziyade güvenil kaynaklardan okusunlar. En azından belgesellerini izleyebilirler yani. Evet. Güvenilir, kaynaklara dayalı. Güvenilir belgeselleri seyredebilirler. Çünkü belgeseller doğruları yansıtmak gayretiyle çekilir. Adı üstünde. Belge.
Buna işte dökümenteri diyor değil mi İngilizce konuşan toplumlar. Yani döküman, belge. Ne demek bu? Demek ki bir kayıt. Demek ki bir somut veri. Uzun lafın kısası dediğiniz gibi illa seyredecekse belgesel seyretsinler. Ve diziye bağımlı hale geldilerse seyretmek zorundayım kardeşim diyorlarsa o zaman bunun bir kurgu, bir yalan dünya olduğunu bilsinler.
Ve birilerinin daha zengin olmasına da vesile olduklarını, neden olduklarını diyeyim. Çünkü bu hayırlı bir şey değil bence. Neden olduklarını, sebep olduklarını da bilsinler diyorum. Yani kınadığımız şeylerin bir parçası olmayalım. Evet hocam. Kınadığımız şeylerin destekçisi olmayalım. Yani hem kınıyıp hem de o şeyin içerisinde yer almak bir defa insanın kendine yapabileceği en büyük haksızlıktır.
Samimiyetsizliktir bu. Yani halbuki din nedir diye sorduğunda efendimize sahabe, cevap çok basit tek kelime, samimiyet. Yani samimi olmak lazım, hasbi olmak lazım, dürüst olmak lazım. Önce kişinin kendisine samimi olması lazım.
Onun yolu da kınadığı şeyi gerçekten kınaması lazım, ondan uzak durması lazım, desteklememesi lazım. Ve her şeyin işte bizim sohbetimizin başına dönersek ideolojik olduğunu da bilmek zorunda. İkinci tehlikeyi çok kısaca söyleyeceğim bu tarihi dizilerle ilgili. Bu tarihi dizileri bu toplumun belli bir kesimi takip ediyor. Evet. Şimdi bu toplumun belli bir kesimi sadece diziyi takip etmiyor.
Bu dizide oynayan karakterlerin sosyal medyasını da hayatını da takip ediyor. Ne demek biliyor musunuz? O oyuncular seküler bir hayat yaşıyor ve sosyal medyalarında bunu da saklanıyor, gizlemiyor. Hala magazin basınına haber olmaya devam ediyor o insanlar.
Şimdi nasıl haşa Hz. Hamza insanların zihninde Antony Quinn Hz. Hamza olduysa bu insanlar da bu oyuncular da zamanla bu örnek şahsiyetler gibi algılanmaya başlıyor. Bu örnek şahsiyetler gibi algılanmaya başlayan bu oyuncuların hayatı da kimse inçar etmesin, örnek kabul edilmeye başlanıyor.
Onların bardan çıkarken, pavyondan çıkarken alınan görüntüleri, onların çok eşli hayatları yahut onların bu ülkenin büyük çoğunluğunun aile hayatına uymayacak bir aile hayatı, bir eş seçimi. Dolayısıyla o kılıkları kıyafetleriyle yanlış örneklik sergilemeleri insanların zihninde sosyal medyada ve magazin basınında onları takip eden, mütedeyyin muhafazakar camianın insanların da ciddi sıkıntılar oluşturmaya başlar ve başladı. O nedenle bir de o tarihi dizilerin öngörülemeyen başka sıkıntıları da var. Şimdi zamanımız biraz daha uzun olsaydı onlara da değinirdik ama şunu söyleyeyim, televizyonda ve sinemada ve hatta edebiyatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bizim insanımız bilsinler.
Bakın bir örnek daha vereyim yeri gelmişken. Kapıcılar Kralı diye bir film vardır. Kapıcılar Kralı filminde biz bir işgüzer, bir ne diyelim tek ayak üstünde on yalan söyleyen,
hırsız, uğursuz, kurnaz, bir şarklı, bir köylü yani seküler kesimin tabirleriyle söylüyorum, insan görülüsü. Bakın o karakterin adı nedir hatırlayabilecek misiniz?
Çok enteresandır. Bizim ülkemizde çok kullanılmayan bir isimdir. Bakın kişi kapıcı, kurnaz. Kurnazlığıyla her türlü haram, yalan, hırsızlık, dönme dolap çeviren bir kişi ve ismi Ömer, Osman, Ali gibi çok da karşılaşmadığımız bir isim. Özellikle seçilmiş bir isim. Söyleyeyim mi? Seyit. Seyit. Seyit ne demek? Hatırladım şimdi, net hatırladım. Seyit Aziz Peygamberin soyundan gelenlere verilen bir sıfat. Başka bir şey söyleyeceğim. Bizi seyredenler hemen açsınlar Kapıcılar Kralı filminin o kapıcı dairesine bir baksınlar. Ne görecekler? Orada apartmandaki içkicilere vermek üzere hazırladığı içkilerin olduğu bir dolap var.
O dolabın hemen sağında bir hat var. O hat Muhammed. Ve biraz daha dikkatli baksınlar bir Kabe tasvirü. Bak bir film üzerinden gidiyorum.
Filmdeki kötü karakterlerin adına odaklansınlar. İyi karakterlerin adına baksınlar. Ama hiç o kadar da bakmaya gerek yok. Sadece bu örnek bile. Çok az bulunur ama bizim için çok kıymetli olan bir ismin Seyit isminin öyle bir karakteri verilmesi.
Ve kapıcı dairesinde o kapıcının içki koyduğu dolabın hemen yanında ve üstünde bu tasvirlerin olması bir tesacüf müdür? Değildir. Yapımcı yönetmen senarist bunları oturur. Planlar.
Sanat yönetmenine emir verilir. Git Muhammed yazan bir hat bul. O hat bulunur. Hocam bunu nereye asalım? Kamera şurada mı daha iyi alıyor burada mı daha iyi alıyor denir. Burada daha iyi alıyor. Adam buraya oturuyor tam üstünde görünsün. Tamam o oraya asılır. Bak hiç seyirci bunları düşünmez.
Efendim bu Kabe tasvirini nereye asalım hocam? Onu da tam dolabın yanına asalım. Çünkü ben o sahneyi çekerken görünsün istiyorum. Yani öyle haybeye konulmuş bir şey değil mutlaka. Bakın altını çizerek söylüyorum. Dizilerde ve filmlerde şimdi yeni çıkan bir kavram var ürün yerleştirme diye.
Ürün yerleştirme, sinema sanatı ortaya çıktığı günden bu yana var. Ama bugün para kazanmak için var. Dün insan kazanmak için vardı. O semboller, o isimler, o yerler, mekanlar. Köyden gelmiş Şaban şeyi arıyor. Karısını arıyor. Haber gitmiş. Yalan bir haber gitmiş köye. Diziler ki hanımın senin kötü yola düştü. Adı da Zülfiye. Bakın yine bir Şaban filminden örnek veriyorum. Çünkü bu filmlerin Youtube’da altına rahmet duaları ediyor insanlar. Yani kime rahmet duaları ediyor? O yönetmenlere, senaristlere, oyunculara kimlere ediyorsun? Yeniden düşünsünler. Zülfiye’yi arıyor. Zülfiye’yi nerede arıyor biliyor musunuz? Filmin adını hatırlamıyorum. Film boyunca Zülfiye’yi İstanbul’a geldiğinde yani hayat kadını olan Zülfiye’yi kardeşlerin beni hoş görsünler,
yeni eve düştü denilen Zülfiye’yi nerede arıyor biliyor musunuz? Cami önlerinde arıyor. Bakın o filmi hemen açsınlar yeniden baksınlar. Aradığı her yerde fonda yeni cami var. Sultanahmet Camii var. Ayasofya Camii var. İnanmayanlar hemen açsınlar. Başka İstanbul’da yer mi kalmadı?
Niye bir pavyonun önünde aramıyorsun? Neden bir meyhanenin önünde aramıyorsun? Neden bir köprünün üstünde aramıyorsun? Neden orada burada aramıyorsun da? Aradığın yerlerde hep arkada fonda cami var. Dolayısıyla hayatta tesadüf yoktur deriz. Biz buna iman etmişizdir, inanmışızdır. Sinemada ve sanatta hiç yoktur. Kuzu gibi seyretmesin bizim insanımızı.
Bu günden itibaren özellikle seyreden seyircilerimiz, programı seyredecek olan seyircilerimiz o gözle bakacaklar her izledikleri filme.
O anlamda çok ciddi bir, yani Cenab-ı Hak nasip eder de şuur kazandırmış oluruz hocam sizin vesildenizle.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir