Prof. Dr. Necdet Tosun – Hoca Ahmed Yesevî’nin Mürid ve Talebeleri – CS (13)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=WZCdTpkQ20g.
Peki hocam birazcık talebelerinden, halifelerinden, müridlerinden bahsedecek olursak isim olarak böyle kısaca kimleri söyleyebiliriz? Kimler var hocam? Evet, Ahmet Yesevi’nin tabi çok mühendisi var ama bunlardan Hakimata en meşhuru zaten çoğunlukla oradan yürümüş yol. Bir de Sufi Muhammed Danişmen ikinci mühendisi oradan da tasavvuf yolu Yesevilik yürümüş.
Bir de Mansur Ata, Mansur Ata Arslan Bab’ın oğlu Ahmet Yesevi’nin hocası, parantez içinde amcası aynı zamanda olan Arslan Bab veya Arslan Baba’nın oğlu Mansur Ata vardır. Ama Mansur Atadan yürüyen bir tarikat var mı bilmiyoruz. Daha ziyade Hakimata’dan yürümüştür, biraz da Sufi Muhammed Danişmen’den Yesevilik yürümüştür.
Onun haricindeki müritlerinden tarikat yürümediği için, devam etmediği için onlar bilmiyor. Tabi Ahmet Yesevi’nin döneminde onun bir kısım menkıbeler de var mesela bir çay menkıbesi var. Ahmet Yesevi işte bir köyde bir eve misafir oluyor veya belki de bir çadıra çünkü göç evlilik var ya o zamanlar.
O ailenin hanımı doğum yapmak üzereymiş, beyi hocam demiş bir dua edin de doğum kolay geçsin. O zaman eskiden tabii doktor, moktor da yok öyle çadırda evde doğum oluyor. Ahmet Yesevi Cenab-ı Hak’la dua ediyor inşallah kolay bir doğum olsun diye ve gerçekten rahat bir doğum oluyor. Ve bu aile Ahmet Yesevi’ye çay ikram ediyorlar. Ahmet Yesevi çayı içiyor, çok beğeniyor, çok hoşuna gidiyor.
Bizim dervişlerimiz de bizim dergahlarında bol bol çay içsinler diye tavsiye etmiş. Ya böyle bir rivayet vardır. Tabi Orta Asya’da bizim gibi siyah çay değil yeşil çay içerler ve stekan dedikleri böyle bir kasede içerler. Bardak yerine kasede içerler yeşil çayı. Yani böyle bir çay hikayesi vardır Ahmet Yesevi’nin. Bir baston hikayesi vardır yine. Rivayete göre Ahmet Yesevi bir gün sohbet yapacak dergahta.
Bakıyor böyle bir feyizli bir sohbet olmuyor. Bir sıkıntı hali var, bir kabz hali var. İçinde yabancı birisi mi var diyor. Bakıyor da efendim yok hepimiz derviş andan yabancı değil diyorlar. İyi araştırın diyor. Bakıyorlar gündüz gafil bir adam gelmiş bastonunu unutmuş tekke de atın şunu diyor. Atıyorlar bastonu ondan sonra feyizli bir sohbet yapılıyor.
Yani gafil insanın kendisi değil ayakkabısı bastonu ceketi bile böyle negatif demek gibi bir elektrik salgılıyor ki. Öyle hikayeler vardır Ahmet Yesevi ile ilgili. Müridlere deyince en bilinen müridi Hakim Ata. Asıl ismi Süleyman. Rivayete göre Ahmet Yesevi dergahının önünde otururken bir gün bakıyor böyle bir grup çocuk camiye veya medeseye.
Kur’an öğrenmeye gidiyorlar. Çocuklar musaf torbasını böyle bezende örüldür falan. İçinde Kur’an-ı Kerim konulur. İpi vardır. Boynuna asmışlar torbanın ipini. Camiye gidiyorlar Elif Bağ veya Kur’an öğrenmeye. Tabi boynuna asınca Kur’an biraz aşağıya sarkıyor. Bizim Türk kültüründe Kur’an’ı belden aşağıda taşımak makbul değildir. Yukarıda taşımak gerekir. Onun için böyle yukarı asarlar yukarı koyarız falan.
Arab kültüründe öyle bir şey yok. Arab, Mekke’de, Medya’da çok görmüşüzdür. Açıyor Kur’an-ı Kerim’i okuyor, okuyor, kapatıyor. Yastık yapıyor başını altını yatıp uyuyor. Onun örfünde, onun kültüründe normal. Bir saygısı da değil ona göre. Bizim Türkler de öyle değil. Yani biz okuması bilendi bilmeyendi olsa yukarı koyarız. Neyse çocuklar musaf torbasını boynuna astığı için böyle belden aşağı sarkıyormuş Kur’anlar.
Fakat bu çocukların bir tanesi Kur’an’ı musafı başının üzerine koymuş böyle başının üzerine taşıyor. Camiye veya medyasıya gidiyor. Kur’an’ın saygısı daha fazla idrakî daha yüksek bu çocuğun. Dikkat edecekmiş Ahmet Esevi’nin. Bir süre sonra bakmış çocuklar dersten çıkmışlar, ders bitmiş eve geliyor. Camiye veya medyasyon çıkınca aynı çocuk bir süre geri geri adımlarla geliyor. Böyle 10-15 adım geri geri çıkıyormuş. Çünkü orada hocası var ya, hocasına sırtını dönmemek için. Hem Kur’an’a saygısı çok hem hocasına saygısı çok. Bu çocuk diğerlerine göre daha akıllı veya idrakî daha fazla diye Ahmet Esevi dikkatini çekiyor. Çocuğu çağırıyor. Oğlum senin adın ne diyor? Süleyman diyor.
Süleyman bakırgani olacak sonra işte, hakimat olacak. Oğlum istersen hocandan, annenden, babandan izin al. Senin dini eğitimini biz verelim diyor Ahmet Esevi’yi. Çocuk, bu Süleyman, annesinden babasından ve hocasından izin alıyor. Geliyor Ahmet Esevi’nin dergahında dini eğitimi almaya devam ediyor. Dini eğitim, sonra tasavvufi eğitim, ahlaki eğitim.
Ve bir gün Ahmet Esevi bu Süleyman’ı birkaç çocukla beraber böyle bir kıra gönderiyor. Ormana kıra gönderiyor. Odunu toplayın dergahında işte yemek pişireceğiz, ocak yakacağız diye. Bu çocuklar gelirken yağmur yağmaya başlıyor. Bu Süleyman üzerindeki cübbeyi çıkarıyor, odunları sarıyor. Odunlar ıstanmasın diye yağmur yağıyor ya.
Diğer çocukların getirdiği odunlar ıslak olduğu için yanmıyor. Bu Süleyman’ın getirdiği odunlar kuru olduğu için yanıyor ve yemekler pişiriliyor, ihram edilebiliyor. İşte Ahmet Esevi bu Süleyman’a maşallah diyor oğlum sen hikmetli bir iş yapmışsın, ince düşünmüşsün. Hikmetli iş yapanlara Hakim derler. Senin adın bundan sonra Hakim Süleyman olsun diyor. Ve bir süre daha eğitimi devam ediyor Hakim Süleyman. Ahmet Esevi onu bir deveye bindiriyor.
Oğlum artık sen Kemal’e erdin, bu deve nerede durursa orada dergahını kur. Sen de İslamiyet’i, ahlakı, tasavvufu insanlara öğret diyor. Bu Hakim Süleyman deveyle gidiyor. İşte güya farklı devayetler ama bugünkü Karakalpakistan, özellik cümleti vardır Özbekistan’ın. Orada Konrad şehrine eskiden de Harezm diyorlar o bölgeye. Orada deve çöküyor. Deve çökünce Hakim Süleyman veya Hakim At’a işte orada dergahını kuruyor. O da orada halkı ilişe başlıyor. Hakim At’adan sonra Zengi At’a, bugün Özbekistan’ın başkenti olan Taşkent’te, o yönenin yakınlarında bir köyde çobanlık yapıyormuş Zengi At’a. Bu Hakim At’anın müridi ve halifesi. Bu Zengi At’anın da birçok müridi var, bunlardan özellikle Sadr At’a ve Seyyid At’a isimli iki tane dervişini bu Zengi At’a Taşkent’ten Sarayçık bölgesine gönderiyorlar. Sarayçık, Altınor’da devletinin o zamanlar başkenti, Özbek Han hükümdar ve Hazar Denizi’nin kuzeyinde. Bugünkü adı Astrakhan tarafları oluyor.
Taşkent’ten oraya belki birkaç bin kilometre uzun bir mesafe. İki tane Yesevi dervişi, Zengi At’anın emriyle gidiyorlar, Özbek Han’ı İslam’a davet ediyorlar. Özbek Han Müslümanlığı kabul ediyor ve bir günde 70 bin kişi Müslüman oldu. Diğer rivayetler var. Yani Ahmet Yesevi’den sonra gelen Yesevi dervişlerinin Orta Asya’da halkı İslamlaştırdığına,
Müslüman olmanın vesile olduğuna dair rivayetlerden birisi budur.
İlk Yorumu Siz Yapın