Prof. Dr. Necdet Tosun – Türkistan Coğrafyasında Ahmed Yesevî’ye Bakış – CS (13)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=veY2DSxrYcU.
Şimdi Yesevi’lik bir defa bitmiştir. Yani 1890’lı yıllarda Amerikalı diplomat Özen Şöyler, Orta Asya’yı gezmiş, Taşkent’te bir camide Yesevi dervişlerinin yaptığı zikri, zikri erreyi görmüş ve onu Türkistan isimli İngilizce kitabında anlatıyor. Şöyle hopluyorlardı, böyle zıplıyorlardı, böyle zikir yapıyorlar falan anlatıyor Özen Şöyler’in kitabı. Türkiye’yi tercüme edili son yıllarda.
Fakat Orta Asya Rusların gelmesine birlikte, 1800’lü yılların sonları, 1900’lü yılların başından itibaren baskılar dini eğitime, dini kurumlara, baskılar artınca, zaten azalmış olan Yesevi’lik, zaten zayıflamış olan Yesevi’lik, iyice gözden kayboluyor, tarihe karışıyor. Bugün Yesevi’lik artık tarihe karışmıştır. Yesevi dervişi veya şeyhi yoktur.
1991 yılına kadar Orta Asya’da din eğitimi üzerinde çok baskılar vardı. Dolayısıyla dini eğitim çok sınırlı yapılabiliyordu. Bukhara’da, Mir Arap medenisinde az bir şey falan.
O dönemde insanlar bu baskılardan dolayı Yesevi’liği zaten dediğim gibi kurumlusu olarak büyük olan bitmiş. Öğrenemediler, duyamadılar. Biraz akademik çevrelerde, edebiyat çevrelerinde, ”Divan-ı Hikmet diye bir şey varmış.” falan filan bilinse bile insanlar çalışmaya korktular.
Çünkü Sovyetler Birliği döneminde Orta Asya’da Özbek, Kırgız, Kazak vs. Ahmet Yesevi ile ilgili makale yazsa, Divan-ı Hikmet döneminde çalışma yapsa, KGB istihbarat beşe takılıp bu adamı takip ediyordu. ”Niye bu adam Yesevi çalışıyor?” diye. Öyleymiş yani. Dostlarımız öyle söylediler. Dolayısıyla korkuyorlardı.
1991 yılında Sovyetler Birliği dağılıp Orta Asya Türk Cumhuriyetleri özgür olunca bir anda Divan-ı Hikmet patlaması oldu Orta Asya’da. Yesevi İlgiliği araştırmaları başladı. Çünkü artık özgürlük var ya. Önce Özbekler başladı. İbrahim Hakkul, Hakkulov Taşkent’te bir edivyat profesörü hoca. Başkaları derken Kazaklar, Kabri Kazakistan’da olduğu için Kazaklar sahiplendi. Derken Türkmenler, Kırgızlar, Orta Asya’nın genel atası olduğu için. Ve Ahmet Yesevi’yle ilgili çalışmalar, kitaplar, Divan-ı Hikmet neşirleri vesaire çıkmaya başladı. İşte bizim Miratül Kulüp 97’de önce ben bunu uzun bir makale yapmıştım. Birkaç sene sonra Özbekçiye, Özbek dostlarımız Özbekçiye, Kazak dostlarımız Kazakçiye’ye çevirip kitapçı kaleni de orada bastılar.
Ve Orta Asya’da Yesevi’lik araştırmaları kızlanmaya başladı. Derken Kazakıt’ın Türkistan şehrinde Yesevi Üniversitesi kuruldu. Yesevi Üniversitesi’nde Yesevi’lik Araştırmaları Merkezi kuruldu. Bir kısım köylerden, sandıklardan çıkan yazma eserler, nesep nameler, belgeler oraya toplandı. Fakat bu Yesevi’lik Araştırmaları Merkezi daha sonra kapandı. Ve Atıl vaziyette kaldı.
Şu anda açıldı mı bilmiyorum. Uzun yıllardır kapalıydı. Ama müvvvet olarak bazı araştırmacılar yine çalışmalara devam ettiler Yesevi’lik ile ilgili. Yani Yesevi’lik Araştırmaları 91 yılından sonra hızlı bir şekilde devam etmeye başladı. Halk nasıl bakıyor derseniz, halk tabii bilen var, bilmeyen var. Türkiye’de bile, Sokağa çıkın Ahmet Yesevi’de in, ha edebiyat dersinde duymuştuk Ahmet Yesevi’nin ismini. Diva Nikmet diye bir şiir kitabı varmış. İki cümle, üç cümle yoktur, iki cümle. Lektikanlar her şeyi biter. Yani belki okullardaki müfreyata daha çok eklemek lazım. Acı bir hatıramı da ekleyeyim orada.
Ben 2006-2009 yılları arasında Kırgınistan’da bir ilaat fakültesinde ders verdim. 2006-2009 arasında Kırgınistan. Ahmet Yesevi’nin kabili Kazakistan’da, komşu. Dersi anlatırken konu Ahmet Yesevi’ye geldi. Baktım çocukların bazıları ilk defa duymuşlar. Üniversite seviyesine girdi. Üniversitede ilaat fakültesinde Ahmet Yesevi’yi ilk defa duyuyoruz demler.
Dedim gençlerim nasıl duymazsınız? Yani sizin ortaokulda, lisede edebiyat dersi yok mu? E var. Edebiyat derslerinin içinde Ahmet Yesevi’nin ismi geçmiyor mu dedim. Divan-ı Hikmet geçmiyor mu? Yok hocam geçmiyor dediler. Şu anda eklendiyse bilemem. 2006-2009 yıllar arasında o günkü gençlere sorduğumda Hocam bizim Kırgınistan Milletin Bakanlığı’nın eğitim bakanlığının
bastığı kitaplarda edebiyat tarih kitaplarda Ahmet Yesevi’nin ismi geçmiyor dediler. Çok şaşırdım dedim gençler. Yani Ahmet Yesevi ortağısıyla yaşamış hepimizin atası Kırgınistan sınırı geçin. Öbür tarafta Kazakistan. Kazakistan’da Kürkistan diye bir şehir var. Eski adı Yesi. Kabri orada. Dedim Kırgız gençlerinde dediler ki ha o Kazakistan’daysa o Kazaktır.
O Kaz değildir o. Beden değildir. Yani maalesef bu Rus eğitim sisteminin şeyimiz nedendir insanları bölmüşler. Kabri Kazakistan’daysa Ahmet Yesevi Kazaktır. Bizi ilgilendirmez. Dedim oğlum Kazakistan Kırgızistan daha dün kuruldu. Eskiden bu coğrafya Türkistan’dı. Ortası Türkler’in şeydi.
Hepimizin ortak atasıdır Ahmet Yesevi. Öyle mi falan yani şaşırdılar falan. Okullarda ortak tarih, ortak edebiyat, ortak dil, kültürün verilmesi lazım. Maalesef zayıf kalıyoruz. Peki dedim Alişar Neva’yı duydunuz mu? Alişar Neva’yı. Bazı duymadık dediler. Birkaç tanesi biz duyduk ama o Özbek’miş dediler. Bize değil Özbek. Yani ortak tarih, ortak dil, ortak kültür olması lazım. Bugün TRT Avaz diyor ya TRT Avaz bütün ortasıda izlenebiliyor heyecanında. Bunun gibi Orta Asya ve Türkiye’deki en azından edebiyat ve tarih kitaplarında bir birlik. Dilde birik diyoruz ya. Tarihte birlik, kitapta birlik olsa.
Yani işte bu insanları hepimizin ortak atalarımız bizim ecdadımız diye tanıtsak bir birlik şuuru olacak. Ama hatta Manas Destanı mesela Manas Destanı yani hepimizin atalarımız bir destan söylemiş. Kazaklar diyorlar bizim destanımız, Kırgız’a diyor bizim destanımız. Kavga ediyorlar. Yani mikro milliyetçilik yola buna. Bu çok zararlı bir şey. Kabilecilik yani. Daha yüksek kültüre çıkabilmek lazım. Ümmet anlayışına çıkabilmek lazım. Bu biraz zaman istiyor öyle anlaşılıyor. Çünkü işte bayağı zihinler bölümüş.
Hatta şehir yani aynı ülke içinde şehircilik. Yani Buharalılar Semekantları sevmez Semekantları Buharalılar sevmez. Özbek albuki hepsi bunların. Yani okullara girerse çok uzun gider. Bu kadar dalmayalım fazla. Ama sadece şunu tavsiye edebilirim. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye tabi dahil. Azerbaycan, Kafkas’ta da dahil. Bütün Türkçe konuşan ülkeler diyorlar ki buralardaki edebiyat kitapları.
En azından edebiyat kitaplarının ortak konuları olsa. Yani bir Kırgız çocuğu, Alişil Neva’yı nasıl duymaz? Lise mezunu. Ahmet Lisevi’yi nasıl duymaz? Aklım hayalim almıyor. Onun için öteki hata bütün hakaret diyor uygur diyor. Uygur diye ayırma. İtme öt öteleme.
Onun için ortak değerler, ortak kültür üzerinden bir çalışma yapılsa bütün bu cumhuriyetlerin eğitim bakanlarının müteşarları, adamlar bir araya gelse. En azından edebiyat ve tarihte matematik, fizikot, ortak yani. İlk kez iki dünyanın her yerde dört ediliyor. Kimyada 100 derece su kaynıyor, sıfırda donuyor. Ortaklık var. Ama edebiyat ve tarihte birliğimiz yok daha henüz. Maalesef hocam. Orada birliği kurabilirsek, ondan sonra dostluk, kardeşlik, akrabalık gibi duygular gelişir. İşte bu çalışmalarda, eserlik çalışmaları da ama bilimsiz olarak, öyle spekülasyonlarla ideolojik yaklaşımlar değil.
Kaynaklı, delilli, arşiv belgelerine, yazmasalara dayalı tasavvuf tarihi araştırmaları inşallah artıyor. Bunlar arttıkça, bu ülkelerde, bu okul kitaplarına bunları aldıkça inşallah daha iyi notlara geliriz. İnşallah hocam. Zaten biz de bir silindirin altından geçtik. Onlar da Sovyet silindirinin altından geçtiler.
Allah’ın izniyle inşallah bunlar düzelir ki zaten Türkiye’nin de bu anlamda teşebbüsleri var. Kırgızistan’da zannediyorum Manas Üniversitesi olması lazım. Tabi. Kazakistan’da Ahmet Yesevi Üniversitesi olması lazım. Bir de yakın zamanda kurulan Türk Keneşi Türk Konseyi var. Bütün Türkiye Cumhuriyetleri bir arada faaliyet gösterdi. İnşallah tarihte ve dilde birlik olduktan sonra siyasette, ekonomide, askeri alana da birlik olur. Esi günlere döneriz diyelim hocam.
İnşallah.
İlk Yorumu Siz Yapın