"Enter"a basıp içeriğe geçin

Prof. Dr. Necdet Tosun – Yesevîliğin Türklerin İslamlaşmasına Tesiri – CS (13)

Prof. Dr. Necdet Tosun – Yesevîliğin Türklerin İslamlaşmasına Tesiri – CS (13)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=p4OPUZagDWA.

Hocam şimdi Ahmet Yesevi’nin Türklerin İslamlaşmasına tesirini soracağım ama şimdi tasavvuf tarikat dediğim zaman ben genelde aklıma hep sanki bir tane Türk gitmiş sahabe olmuş Hazreti Peygamber’i aleyhisselatü vesselam ondan öğrenmiş tasavvuf yolunu da öğrenmiş ve tasavvuf Türkler tarafından ortakaya konulmuş bir şey gibi gelir. Belki de bilmiyorum bu Anadolu’da Yesevi tesirinin inanılmaz şekilde at safıda olmasından kaynaklanıyordur.
Ben şu an öyle düşünüyorum açıkçası. Siz ne dersiniz hocam yani Yesevi’lerin Türklerin İslamlaşmasındaki tesiri noktasında neler söyleyebiliriz? Türklerin İslamlaşması tabi daha önce. Yani Talas Savaşı ile beraber İslamlaşma başlıyor ama bu böyle hemen bir anda olmuş bir şey değil. Çünkü bir sürü Türk boyları var. İletişim imkanları şimdiki gibi değil. Televizyon yok, telefon yok, internet yok.
Dağınık vaziyette, göçüme yaşıyorlar. Dolayısıyla bu İslamlaşma böyle asıllara yayılmıştır. Ama Yesevi’den çok önce başlıyor bu İslamlaşma ortasında. Ahmet Yesevi’den sonra tabi bu devam ediyor, hızlanarak devam ediyor. Çünkü Ahmet Yesevi şiirlerini Türkçe söylemiş, sohbetlerini Türkçe yapmış.
Halk rahat anlasın diye ve onun İslamiyet’i, tasarrufu, maneviyatı, ahlaki konuları anlattığı hikayeleri veya şiirleri dilden dile çadırlarda, göçebeyle çadırlarda.
Yerleşik insanlarsa evlerde, çayhanelerde, kahvehanelerde, bozkırlarda böyle dilden dile Ahmet Yesevi’nin şiirleri, menkıbeleri aktarılmış. Ve bu insanların İslam’a girmesinde önemli bir tesir oluyor. Eğer İslam’a girmişse de girmiş ama İslam’ın manevi tarafından pek fazla haberi yok.
Çünkü adam göçebe, çadırı var bir de atları var veya inekleri koyunları var. Nerede ot var? Dağda. Gidiyor bir ay orada ot atıyor. Ot bitince ovaya iniyor, bir ay da ovada ot atıyor sürüsünü. Sonra orada da ot bitti başka bir yere gidiyor orada ot atıyor. Medese var gidemiyor. Çocuğuna gönderemiyor çünkü aile çadırda yaşıyor, sürüleriyle beraber göçüyorlar.
Yani bu tür şeylerde göçebe veya yarı göçebe hayatta insanların İslam’ı öğrenme şeyi ancak sözlü destanlarla, masallarla, menkıbelerle, hikayelerle, şiirlerle, ezberlediği kulaklığında olma şiirlerle ancak olabiliyor. Onun için Ahmet’le Sevi de şiirlerle ve belki menkıbelerle, on sohbetlerle aktarılan menkıbeler, hikayeler, şiirler böyle ortasında köylerde, evlerde dediğim gibi çadırlarda aktarılığa aktarılığa insanlar sabrı öğreniyor.
Şükrü öğreniyor, ihlası öğreniyor, tevekkülü öğreniyor, riyadan uzak kalmayı öğreniyor. Bunlar hep bir eğitim. Ama bu adama medresede okuyup desen vakti yok. Çünkü göçebe bu insanlar.
Dolayısıyla Ahmet Sevi’nin Müslüman olmayanların Müslüman olmasında, Müslüman olanların da İslam’ın manevi tarafını, ahlaki tasafi boyutunu tanımasında Sevi’nin şiirleri, menkıbeleri çok tesirli olmuştur. Ayrıca bir de işte az önce bahsettiğimiz gibi gidip Padişah’a İslam’ı tebliğ eden Sevi dervişleri var.
Padişah Müslüman olunca başa bağlı. Halk zaten başa bağlıdır yani Padişah Müslüman olunca biz de Müslüman olduk diyorlar. Oldu ama İslam’ın ne olduğunu daha bilmiyor. Bizim Padişah’ımız Müslüman olmayan biz de olduk diyor. Peki nedir İslam? Sonra öğrenecek. Oraya hocılara gelecek, dervişlere gelecek. İşte abdesti, namazı, orucu, ondan sonra sabrı, şükrü, kanaati, tevekkülü, ihlası vesaire yavaş yavaş öğrenecek.
Bütün bunlarda tasavvufun tabi bir cazibesi vardır o anlamda. Yani o menkıbelerle insanlara tatlı tatlı anlatırsınız. İnsanlar o tasavvufun manevi boyutunu öğrenirler. Öbür türlü işte namaz kılıyor, niye kıldığını bilmiyor. Jimrastik gibi. Oruç tutuyor, niye tuttuğunu bilmiyor. Perhiz gibi olmaz. İçinin dolması lazım. Fıkıh kitapları bize ibadetlerin şeklini öğretiyor. Ama şekil insanları doyurmaz. Bir ruh lazım, bir ihlas lazım, huşu lazım, takva lazım. İşte onların işin aşk, peygamber sevgisi, Allah sevgisi, onlar girdiği zaman işin duygu tarafı gelince o zaman iman kalbe oturmaya başlıyor. Yoksa fıkıh kitaplarına bakın namazda şöyle başlarsın, kılınca böyle ellerini bağlarsın, yoruk öte böyle eylesin diyor. Tamam iyi güzel de yeni müslüman olmuş bir adam için bu ne ifade eder yani. Jimrastik yapalım daha iyi diyor yani. İşte o aşk tarafı, Allah sevgisi, peygamber sevgisi, ihlas onu da tasavvuf dolduruyor.
Doldurunca insanlar istahmeti tam manasında öğrenmiş oluyor.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir