"Enter"a basıp içeriğe geçin

Melikşah Sezen – Mâtürîdîlik ve Hanefîlik İlişkisi – Cumartesi Sohbetleri (7)

Melikşah Sezen – Mâtürîdîlik ve Hanefîlik İlişkisi – Cumartesi Sohbetleri (7)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=RiO8AmQiBwk.

İmam-ı Azam Ebu Hanife, Hicri 150’de vefat etmiş, Hicri 80 yılında doğduğu bilinen, bu itibarladığı tabi’in döneminden kuşağından olduğu kahirekseriyet tarafından söylenen bir alimimiz. Evet. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin bilhassa fıkıh alandaki zaten mezhep kurucu olması hasebiyle ortaya bıraktığı müktesebat tartışma dışında. Evet.
Bunun dışındaki alanlarda ne koyduğu bazen bilinmediği için insanlar İmam-ı Azam Ebu Hanife deyince bir fakih dışında ne anlaması gerektiğini tam olarak dolduramaya biliyor. Yani İmam-ı Azam’ın hadis ile ilişkisi, İmam-ı Azam’ın itikat, kelam alanıyla ilişkisi münasebeti konusunda boşluk olunca, matürdilik ve İmam-ı Azam ya da Hanifilik münasebeti konusunda bir problem oluşabiliyor zihinlerde. Bu irtibatla aslında İmam-ı Azam’ın fıkıh tarifini bir hatırlatıp öyle devam etmek icap eder. İmam-ı Azam fıkıh tarif ederken şöyle tarif ediyor. Kişinin nefsine, nefsi için faydalı olanla zararlı olanı bilmesidir. Bu kadar geniş kuşatıcı bir kavram kullanıyor. Dolayısıyla eğer bir insan fıkıhla meşgulse eğer, yani dinin fıkhını, dini bir anlayış tesis etmek istiyorsa konu ve alan fark etmeksiz,
hangi konu ve alan olursa olsun kendi nefsi ve akıbeti için faydalı olanla zararlı olanı bilmesi gerekir. Bunu sağlayan her ilim fıkhın dairesi içerisine girer. Tabi bunu hiyerlaşlık olarak tasnih ediyor İmam-ı Azam ve yazdığı akide meddini El-fıkül Ekber ismini veriyor. Yani evvela bir Müslümanın en yüksek derecede sahip olması gereken anlayış fıkıh, akide fıkhıdır. Fıkıh kelimesi daha sonraki süreçte sadece ameli hayatımızı ifade eden, muamelat bahislerini ifade eden, ıslahi bir kavrama dönüşmüş olsa da aslında fıkıh kelimesi İmam-ı Azam’ın ifadesinde, ıslahında bu kadar kuşatıcı bir kavram. Fıkül Ekber ismi de buradan neşet ediyor zaten. Fakat İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin kelamla ilişkisi, yani kelamı kısaca şöyle izah edeyim. İki tane izahı var. Bir dinimize itikadi ve inanç esaslarımıza yönelik gelen soruları, itirazları, şüpheleri bertaraf edip bunlara tatmin edici şekilde cevap vermeye çalışan bir disiplin kelam. Ve tabi bu sayede de bizim ebedi saadetimizi garanti altına alan bir disiplin. Yani biz itikadımızdaki şüpheleri bertaraf ettikçe iman selametine kavuşmuş oluyoruz.
Kelamın işlemi bu. Bunu yaparken aklıyı, naklıyı, bütün imkanlardan istifade ediyor. Yani şüpheyi serdeden her kimse, mesela bir biyologsa, bir fizikçiyse, bir filozofsa, onun beklentisine, onun şüphesine merhem olacak şekilde bir izahatla hem Müslümanların aklını, kalbini tatmin edecek hem de soruyu ve itirazı yönelten kişinin aklını, kalbini tatmin edecek şekilde cevaplar getirmesi beklenen bir alan.
Şimdi İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin bir de diğer akidem etti. El Alim ve El Müteallim isimli bir eseri. Bu talebesiyle soru cevap şeklinde gerçekleşen aslında bir metin. Talebesi Ebu Muti S. Semarkandiyenin sorduğu suallerden bir tanesi şu. Bizim İmam-ı Azam’ın itikat meselesiyle olan münasebetinden matür dileye geçişini anlayabilmemiz aslında çok kilit bir soru. Talebesinin sorduğu sualde diyor ki, Ashab-ı İkram, kelam denilen bu ilmi meşguliyet alanıyla meşgul olmadı. Onların müminliğini kemale erdiren, bundan uzak kaldıkları halde bir nanksa getirmeyen durum bizim için niye yeterli değil. Biz de uzak kalalım, biz de bu alanlarla ilgilenmeyelim, soruların peşine düşmeyelim, bu kadar netameli girif konulara girmeyelim ve sahabenin yaşadığı gibi düzgün yaşarız, bu dünyadan göçer gideriz.
İmam-ı Azam Ebu Hanife buna şöyle cevap veriyor, diyor ki, Ashab kılıcı olan fakat düşmanı olmayan savaşçılardı. Fakat biz bugün düşmanı olan insanlarız. Yani karşımızda birisi bizim dinimize karşı taarruzda bulunuyor. Bizim dinimizin gittiğimiz yolun batıl olduğunu, yanlış olduğunu, bidat olduğunu, sapkınlık olduğunu iddia ediyor.
Dolayısıyla biz artık kınında taşıdığımız o kılıcı çıkartmak, savurmak kendimizi müdafaa etmek zorundayız.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir