"Enter"a basıp içeriğe geçin

Melikşah Sezen – Türk Müslümanlığı Olarak Mâtürîdîlik Üzerine – Cumartesi Sohbetleri (7)

Melikşah Sezen – Türk Müslümanlığı Olarak Mâtürîdîlik Üzerine – Cumartesi Sohbetleri (7)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=MRmOzCeIicU.

Aslı esası olmayan bir iş, nevzuhur bir iş. Belki üzerinde çok detaylı durulması gereken konulardan bir tanesi. Çünkü içinde yaşadığımız zamanın telkini, daveti bu yönde olduğu için insanların ayağını kaydırabilecek en önemli alan bu. Yani tarihte ne oldu belki bugünkü insanların ayağını kaydırmaz. Tarihte şöyle mi oldu? Ama bugün maturidilik bu şekilde anlatılıyor, bu şekilde kabul ederse ayağı kayabilir. Yanlış anlayabilir, farklı düşüncelerle,
etnik duygularla yaklaşabilir. Bunun sebebi, doğuşu ben şöyle kısaca özetleyeyim. Fransız İstilali sonrasında, hatta Sanayi Devrimi ile de güçlülük kazanan bir ulusal kimlik, ulusal devlet yapılanması dünyada güçleniyor. Yani her büyük devletler, imparatorluklar, varlıklarına küçük ama ulusal birliklere teslim edecek bir yapıya dönüyor. Malumunuz işte Osmanlının çöküş döneminde de Türkçülük dediğimiz o faaliyet bir damar tarafından temsil ediyor. Ondan sonra yani ırkçı vurguların etnik kimliklerine öne çıkartıldığı bir dönem gerçekleşiyor. Burada Türkiye’de de cön Türkler, işte pan-Türkizm falan gibi
muhteref isimler altında Türk vurgusunun öne çıkartıldığı bir yani etnik manada tabii Türk vurgusunun öne çıkartmasından rahatsız değilim ama yani sadece Türk’ü öne çıkartıp geriye kalan bütün şeyleri menfi bir durummuş gibi algılamaya sebep olacak şekilde öne çıkartan bir durum söz konusu oluyor. Burada tabii bizim
sistem değişikliği yaşadığımız süreci de dikkate aldığımızda insanlar dini hayattan bir dönem için kopuyorlar, kopartılıyorlar. Fakat halk İslam’ı yaşamak arzusunda ama yönetim kadrosu İslam’ın o şekilde yani anlaşıla geldiği üzere yaşanmasına razı değil. Bunu doğru bulmuyor, tahsip etmiyor. Bizim Cumhuriyet’in hayata tatbik edilmesi döneminde
idari kadro, o kurucu kadro halkın dini anlayışını tahsip etmiyor. Bunu yanlış buluyor, bunu değiştirmek istiyor. Böyle bir teşebbüse yelteniyor. Fakat halk el-i sünnet anlayışını olduğu gibi asli hâline devam ettirmek yaşantısına dahil ettirmek istiyor. Fakat cevren buna müdahale edildiği için yani çeşitli yargılamalarla, müdahalelerle, devlet eliyle icbare buna müdahale edildiği için bir inkıta dönemi yaşıyor. Fakat halkın tamamını sizin cevren kontrol etme imkânınız yok. Bunu bir gün yaparsınız, iki gün yaparsınız. Belli bir süre sonra tabii ki de bir genişleme durumu yaşanması gerekiyor. Ve öte yandan halkta bir buhram meydana geliyor. Yani her ne kadar kurtuluş mücadelesi adı altında bir mücadele gerçekleşip orada size katkı vermiş olsalar bile sonrasında iş zararı kendilerine dokunan
bir yere geldiğinde insanların isyan etmesi, ona karşı çıkması, seslerin yükseltmesi tabi bir hal almaya başlıyor. Bu fark edildiğinde dini hayatta bazı şeylerin önünün açılması gerekiyor. Yani kurucu kadro da bunu fark ediyor. Ve bunu yapabilmek için tabii ki kurucu mantığa da yani o etnik vurguları taşıyan devletin teşekkül faaliyetine de uygun olacak şekilde bununla örtüşen bu ideolojiye zeval getirmeyeceğini düşündükleri bir din anlatısı sunmak istiyorlar. Şimdi bunu mütedili üzerinden Türklük’te bağdaştırsalar tamam Türklük damarında belki başarılı olabilecekler. Toplumda yükselen milliyetçi damarı besleyebilirler ama mütedileyi halk nazarında muteber bir mezhep gibi genele yaymak mümkün olmayacak. Çünkü en cahil avam insan bile köyünde mütedilenin bidat, sapkın yanlış bir hareket olduğunu duymuştur. Kulağına çalınmıştır. Buna sıcak bakmaz. Ama bunu siz Türk kimliğiyle bilinen Türk coğrafyasında yaşanmış ehl-i sünnet kurucu reislerinden İmam Mağatüredi üzerinden yapmaya çalıştığınızda sizin için bir istismar alanı oluşmuş oluyor. Yani sizin önünüzde kullanabileceğiniz tabir caizsi istismar edeceğiniz bir alan var. E bunu kullanabilecek insanlar da var.
Seyyid Bey gibi meclis kürsüsünde bunu istismar edecek bir kısım isimler de kurucu kadronun beklediği dini hutbeleri ilmi bir mesele imiş gibi vaz edecek, pazarlayacak insanlar da var. Bunları gerçekleştirdikleri için Mağatüredi’lik ne yazık ki bu manada bir dönüşme tabi olur. Yani 1944’te vefat eden İmam Mağatüredi
hicri olarak 1344’de kadar herkes ehl-i sünnet ne anlıyorsa İmam Mağatüredi bunu anlamıştır. Konusunda bir tereddüt yaşamıyor. Fakat 1344’te ne oluyorsa yeni bir kitabı bulunmadığı halde yeni bir şey olmadığı halde İmam Mağatüredi bir anda dönüşmeye başlıyor. Herkes tanımıyor. Sadece Türkiye’de dönüşüyor ama bu dönüşümde. Yani mesela siz Özbekistan’a gidin İmam Mağatüredi’nin efendime söyleyeyim
bugünkü anadında demokrasiyi tasvip eden bir adam olup olmadığını tartışıldığını asla göremezsiniz. Yani siyasetle ilişkilendirildiğini asla duyamazsınız hiçbir İslam coğrafyasında bir İslam ulemasının bunu yaptığını. Çünkü böyle bir şeyi konuşma ve bunu pazarlama tabiriyecez. İhtiyacı bu toprakların sıkıntısı sancısının bir ürünü. Bu istismar hareketi de burada doğurmuş ne yazık ki. Son 100 senelik hayatta bakıyoruz
feminizm gündem oluyor. İmam Mağatüredi’den feminizm çıkıyor. Demokrasi tartışılıyor, laiklik. İmam Mağatüredi’den laiklik çıkartmaya çalışıyor. Yani 1344’de kadar 1000 senedir bir mağatürdürlük biliniyor. Ama son 100 senede birilerinin zorlamasıyla işte Ankara’da kurulan bir ilayat fakültesine yerleştirilen hocalarla bir kısım önayak teşvik eden adamlarla proje kongrelerle, sempozyumlarla zoraki bir şekilde iteklemelerle milliyetçi bir figür. Halbuki biraz önce söylediğimiz gibi en başta İmam Mağatüredi’nin Türk olduğunu kati bir şekilde ispatlama imkanımız bile yok. Yani İmam Mağatüredi belki yarın elimize bambaşka yazma eseri gelecek. Bakacağız ki oraya, yaşadığı yere filanca memleketten kalkmış gelmiş bir adam. Ne olacak? Bir yerimiz İmam Mağatüredi sevmekten vaz mı geçeceğiz? Söylediği söz yalan mı olacak? Türk değil diye bütün duygularımız yıkılacak mı? Hayır.
Bir kez kelam alimi ne yapar? Bunu anlayamamaktan kaynaklanıyor. Kelam alimi zaman ve mekandan, etnik duygulardan, mahalli ihtiyaçlardan bağımsız olarak bütün insanların ümmetin itikadi inançlarına talip edecek şüpheleri Türk’müş, Kürt’müş, Arap’mış, İngiliz’miş demeden herkes için çözecek, herkesi aynı çatı altında buluşturacak üst ilkeleri vaz eden insandır. Bu insanın Türk olması, şu olması, bu olmasının hiçbir ehemmiyeti yoktur kelam açısından, Ehli Sünnet açısından. Bunu öne çıkartmanın İmam Mağatüredi’yi anlamak, tanımak, sevmek açısından ne katkısı var? Hiç bilmiyorum. Anlayamadım bugüne kadar.
Bunlar ciddi istismar hareketleri.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir