"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mehmed Fatih Can – Son Dönem Osmanlı’da Aydınlanmacı Fikirler

Mehmed Fatih Can – Son Dönem Osmanlı’da Aydınlanmacı Fikirler

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=vwjbboN6SVQ.

1800 yıllarda Osmanlı coğrafyasında 400’ün üzerinde müseleler okulu var. 430 civarında olduğunu biliyorum. Cisvit ve American Board protestant mektepleri onlar. İlk mekteb seviyesinden işte Kolej liseye kadar falan. 430. Aydınlanma düşüncesinin, aydınlanma felsefesinin bizim coğrafyamızda tohumlarla ekenler de,
yani sivil unsurlarımıza, bu düşünceyi, bu felsefeyi taşıyanlar, bu felsefenin tırnak içerisinde donörlüğünü yapanlar da işte bu mekteplerden mezun olanlar oldu. Bunlar, bu misyoner mekteplerinden mezun olanlar genelde gazeteci, edebiyatçı, şair, yazar, sanatçılık gibi kisveler altında, meslekler altında bu fonksiyonu icra ettiler.
Yani o zaman anladığım kadarıyla bizim birtakım sınayi, eksikliklerimizi gidermek kastıyla yaptığımız teknoloji transferine inhisar ettirilemeyecek kadar aslında daha detaylı bir mesele bu. Kesinlikle çünkü modernleşme dediğimiz zaman, modernleşme dediğimiz zaman askeri modernleşme farklıdır. Siyasi modernleşme farklıdır. İstimai modernleşme farklıdır. Yani askeri modernleşme işte ne bileyim,
silah teknolojisindeki yeniliklerin değil mi öğrenilmesi, onların benimsenmesi, alınması, kullanılması, bu işin ilminin yapılması bu askeri modernizasyon. Ama tabii burada şu hakikati gözden kaçırmamak lazım. İmnihalün de buna temas eder. Yani batının kıyafetini almakla sadece bir ceketle dolaşmış olmuyorsunuz. Bir müddet sonra o kisve sizin zihnin, zihin dünyanızda da
yavaş yavaş da olsa bir değişme, bir dönüşme maruz kalıyor. Sizi değiştiriyor. Dolayısıyla şimdi siz askeri modernleşmeyle zaten modernleşme bize askeri modernleşme olarak girdi biliyorsunuz. Ama işte dediğim gibi o hocalar bu tekniği, bu teknolojinin ilmini, fikir, bilemini ne bileyim işte onları öğretirken aynı zamanda bu teknin arkasındaki zihniyetin kodlarını da
bize talebelerimize geçirdiler, aşıladılar. Ama Osmanlı Devleti’ne sivil asker bürokrat olarak dahil olacak kişiler bu karaldan zehirlendiler. Benim tabirimle o kelimeyi kullanıyorum, zehirlendiler. Fakat cemiyetin bütün kılcal damarlarına kadar adın alma felsefesinin motolarına, o din karşıtlarını yayanlarına da işte bu genellikle müsyener mekteplerinden mezun olan gazeteci, sonradan gazetecilik yapan, edibiyacılık yapan, sanatçılık yapan şair falan işte bu tür meslek grupları tarafından yayıldı. Ve bunlar açık açık tiyatro oyunlarında, şiirlerinde, eserlerinde, kitaplarında klasik Osmanlı nizamının sütün ayakları olan ulemayla, medrese sistemiyle ve bizim bütün kadim değerlerimizi tiye almak suretiyle,
alay konusuyla yapmak suretiyle ve bütün bu özellikle Yeniçeriliğin ilgasından sonra, Yeniçeriliğin bütün kültürel unsurlarıyla tarihe karışmasından sonra bu cesareti bularak batı karşısındaki geri kalmışlığımızı bizim dinimizin referans kaynaklarını yüklemek suretiyle ciddi bir propaganda faaliyetine giriştiler. Mesela fakat şunu da hemen hakkını vermek açısından zikretmemiz lazım.
Tanzimatın genç Osmanlıları, kendilerine genç Osmanlılar diyen fikir adamlarımız, modernleşmenin de bu aydınlanma felsefesinin tesirlerinden, tesirlerine maruz kalmakla birlikte bu aydınlanmacıların din karşılığına, dini hedef tahtasına oturtmalarına şiddetle karşı çıkmışlardır. Bunların hakkını da vermemiz lazım. Özellikle mesela Ziya Paşa’nın çok meşhur bilinen bir şiiri var. Bunu da paylaşmak isterim. Hem izleyicilerimizle hem sizinle. İslamiyetin geri kalışımızın müsebbib olduğu fikrine şiddetle karşı çıkan paşa şu şiiri yazıyor. İslam imiş devlete pabendi terakki. Evvel yoydu işmur rivayet yeni çıktı. Milletin isyan ederek her işimizde efkara firenge tebaiyyet yeni çıktı. Eyvah bu bazı çete bizler yine yandık.
Zira ki ziyan ortada bilmem ne kazandık diyor. Nam-ı Kemal ve sonradan biliyorsunuz sarıklı ihtilalci denilecek olan Ali Suavi de bu propagandistlere ciddi ilmi, fikri, cevaplar verdiler. Bunları da zikretmemiz lazım. Tunus Zahirettin Paşa da yani bürokrat olmasına rağmen ki sadrazanlık da yaptı biliyorsunuz.
O da bu fikirlerin karşısında o da makalelerle hatta kitabı da var ziyan olunursa bu fikirlere karşı çıkmıştır. Bunların hakkını teslim etmemiz lazım. Daha sonra genç Osmanlılardan sonra biliyorsunuz birinci meşrutiyetle birlikte Jöntürk hareketi ortaya çıktı. Jöntürkler genç Osmanlıların motosu iddiada İslam’dı.
Osmanlı’nın çimento’sunun İslam olduğunu ve Osmanlı ana sırrını bir arada tutacak yegâne çimento’nun İslam olduğu fikrine bunlar şiar edinmişlerdi. Genç Osmanlılar dediğimiz münevverlerimiz. Birinci meşrutiyetle birlikte Jöntürk denilen insanlar ortaya çıkınca işte Abdullah cehidetler falan
bunlar iddiada İslam fikrini terk ettiler. Biraz kozmopolitik tedaisi sebebiyle iddiada Osmanlı fikrini benimsediler. Bakın şey oraya kaydı. Evet yavaş yavaş bir kopuş. Tabii tabii tabii yavaş yavaş. İttihada Osmanlı fikriyle bunlar bu fikrin arkasına Fransız İhtilali’nin mottoları olan liberte, egalite ve fraternite yani o slogan var ya işte neydi özgürlük, eşitlik ve kardeşlik
ve neyden bahsediyordu. Bunu bütün ifadelerinin felsefelerinin ve fikirlerinin merkezine yerleştirerek ciddi bir propaganda faaliyetine girdiler. Mesela Abdullah cehidet, Jöntürklerden Abdullah cehidet Batı’da Peygamber efendimiz’e ve İslam dinine hakaret eden iftiralarla dolu kitapları tercüme işine girişti. Eğer Batı’nın üstünlüğünü yakalamak istiyorsak İslam dininin bütün umdelerini bir kenara almamız gerektiğini çıkardığı İçtihat dergisinde bu fikir etrafında sürekli bir şekilde yazılarla bu fikirler işledi. Bu zat o derece ileri gitti ki malum ırkımızın da ıslah olması gerektiğini Macaristan’dan namızlık erkek getirilmesi gerektiğini dahi teklif edebilecek derecede ileri gidebilmişti.
Yine Fransız oryantalistlerden yani İslamiyet öncesi Türklük alanında eserler vermiş, çalışan oryantalistlerin en meşhurlarından Loung Cahun’un İslamiyet öncesi Türklük kavramı ve bu konudaki fikirleri Osmanlı aydınları üzerinde tırnak içerisinde çok tesirli oldu. Loung Cahun kadar olmasa da bir peçeli kimlik olan Mois Coen Tekinap Mahlası ile yazdığı kitaplar çok ciddi manada artık Türk’ün İslam Müslüman olduktan sonraki tarihin macerasını değil de bütün atıfları İslamiyetten önceki Türk yaşayışına biraz açalım hocam istiyorsanız. Eserler ortaya koydular. Mesela Mois Coen ne yazdı?
Türklük ruhu, Türk’ün yeni amantüsü, kemalizm gibi falan kitaplar yazdı. Mesela o zaman genç kalemler dergisi çıkardılar. Bu kalemlerde hep bu fikirler işlendi. Bakın hep peyder peyder peyder pey nerden nereye geliyoruz. Mesela hemen bir geçmişe biraz önceki mevzuya bir atıf yapayım. Mustafa Reşit Paşa’nın yetiştirmesi Ali Paşa bile Sultan Azize yazdığı bir mektupta Fransız medeni kanunu almamız gerektiğini teklif ediyor padişahı. Mustafa Fazıl Paşa geri kalışımızın yegane müsebbibinin sebebinin İslam olduğunu söylüyor. Mustafa Fazıl Paşa bunu padişaha karşı söyleyebiliyor.
Fuat Paşa mesela Ali Paşa’nın ekonomisi Fuat Paşa yani heykelin ve resmin değil mi memnu olduğu bir memlekette inanılmaz bir heykel koleksiyonuna sahip.
Oralardan geliyoruz.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir