"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kürşat Demirci, Dinler Tarihine Giriş, 1.Seminer

Kürşat Demirci, Dinler Tarihine Giriş, 1.Seminer

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=yBHmhpqtvy0.

Youtube’dan yani buranın faaliyetlerini izliyorum. Sonra Hasan aradı beni. Hasanacak. Dedik ya hoca gelir misin? Esasında çok fazla vaktim yok. Sonra sen aradın beni Ali’cim. Ama dedim gelemem yani çok fazla vaktim yok. Belki 2 saat, 4 saat hani 2 saat veya 1-2 saat daha 4 saat veya en fazla belki 6 saat. Anlatabilirim bir şeyler diye düşündüm. Şimdi muhtemelen 1-2 saat yapacağım bugün. Bundan sonra arkası gele mi gelmez mi bunu bilmiyorum çünkü çok fazla hakikaten işim var. Pozisyonum şu, yani önce kendi durumla ilgili bir şey söyleyeyim. Şimdi ben normalde dinler tarihçisiyim. Marmara Üniversitesi’ndeydim ben. Esasında dinler tarihçisi de değilim. Esasında arkeologum. Ve şu anda da arkeolojiye döndüm. Yani 4 yıldır arkeoloji üzerine çalışıyorum. Ama daha önce dinler tarihi bölümündeydim Marmara Üniversitesi’nde.
Şu an biraz arkeoloji ve dinler tarihi arasında bir yerde gidip geliyorum. Yani arkeolojiyle dinler tarihini biraz kaynaştırmaya çalışıyorum. Mesela buna Batı’da biblikal arkeoloji diyorlar. Batı geleneğinde, Batı literatüründe bu tip çalışmaları. Yani arkeoloji, tarih, kutsal metin araştırmaları, dinler tarihi bütün bunların hepsini biblikal arkeoloji deniliyor Batı’da. Ben biraz onu yapmaya çalışıyorum Türkiye’de.
Kısmen arkeoloji, kısmen dinler tarihi, biraz antropoloji. Ama şu an son 3-5 yıldır biraz daha arkeolojiye döndüm aslında. İçimizde her ne kadar arkeolog olmasa da hititologlar var. Ama yani hititologlar da arkeologların bir parçasıdır. Dolayısıyla hem de çivi yazısı falan okuduğun için daha da enteresandır yani. Şimdi şöyle. Ben burada bu iki saat bu girişten sonra size biraz dinler tarihine bir giriş yapayım. Yani bu bilim nasıl bilim dalıdır. Çünkü siz burada genel olarak İslam üzerine değil mi çalışıyorsunuz? Buradaki seminerlerin önemli bir kısmı İslam üzerine. İslam tarihi üzerine, İslam uygarlığı üzerine veya başka konular üzerine. Ben de bunlara kısmen katkıda bulunacak şekilde birazcık dinler tarihi ne der? Bir giriş bağlamında bir geleyim dedim. Biraz bakalım nereye kadar gider bu iş?
Şimdi şöyle tabi dinler tarihi dediğimiz zaman biz çok özel, spesifik bir şey kastetmiyoruz. Yani dinler tarihi dediğinizde, tarihi ediyen Arapça dediğinizde veya Historic of Religions dediğinizde yani çok böyle spesifik bir şey gibi görünüyor terminolojiye bakarsanız eğer. Yani dinler tarihi sanki çok özel bir alanmış gibi. Esas da özel bir alan. Ama metodoloji olarak baktığınızda siz dinler tarihi çalıştığınızda normalde tarih çalışmış oluyorsunuz.
Yani dinler tarihi yapan insanlar normalde ne yaparlar? Tarih yaparlar. Tarihin metodolojisi neyse, tarih biliminin yasaları neyse, esas da dinler tarihli uğraşanlar onu yaparlar. Sadece belki temel fark şu olabilir. Dinler tarihi çalışanlar din fenomenine biraz daha özel ayrıcalıklı yer tanırlar. Yani bir hukuk tarihçisiyseniz siz hukuk üzerine yolunlaşırsınız. Tıp tarihçisiyseniz tıp üzerine yolunlaşırsınız. Ama din tarihçisisiniz veya siyaset bilimçisisiniz sizin yolunlaştığınız alan yine tarihdir. Din tarihli uğraşıyorsanız fenomeniniz dindir ve onun üzerine yolunlaşmış olursunuz. Şimdi bütün tarih bilimlerinin en ortak noktası olan şey neyse dinler tarihi de onunla uğraşacak. Ne ile? Şunla. Bir, tarihsel olguların detemini sebeplerini araştırmak.
Yani sizin temel kaygınız yani dinler tarihli uğraşan birisinin, dinler tarihi üzerine çalışan birisinin en temel kaygısı tarihin içerisinde dine konu olan, din fenomenine konu olan olguların nasıl geliştiğini anlamak, onun o determinist mantığını yakalamaktır. Yani eğer siz dinler tarihi yapıyorsanız din fenomenlerinin oluşumunun, oluştuktan sonra bir başka fenomeni etkileşinin
bütün bu süreci nereye kadar uzanabileceğini anlamanız gerekir. Buradan baktığınızda dinler tarihi klasik bir tarih bilimidir. Ama böyle olsa bile dinler tarihli uğraştığınızda spesifik bir takım ilgi alanlarınız da var. Yani öteki tarih bölümlerinde olmayan kendine ait din tarihçisinin uğraştığı bir takım özel metodolojiler de var. İşte o metodolojiler de dinler tarihini biraz daha kendine ait spesifik bir ilgi alanı haline getiriyor. Mesela nedir o? Her şeyden önce şöyle başlamanız gerekir. Bir din tarihçisi için dinin tanımı nedir? Önce oradan başlamak lazım. Yani bir din tarihçisi olduğunuzda sizin ele almış olduğunuz konu, yani din fenomeni nasıl tanımlanır? Bir din tarihçisi bu tanımı nasıl yapar? Şimdi oradan girelim. Bu işin ağası biraz öyle bir şey. Şimdi din dediğimiz zaman, yani biz tarihçiler dine bu bağlamda bakanlar din dediği zaman şunu kastederler. Herhangi bir şeyin din olabilmesi için şunların olması lazım. Mesela bir, tarih inancının olması lazım. Tarih inancı olmayan bir din sistemi olabilir mi? Aslında olamaz. Fakat buna tek bir örnek var. Yani klasik anlamıyla tanrı tanımını içermeyen tek bir örnek var. O da Cainizm’dir. Yani Hindistan’da var olan, aşağı yukarı milattan önce 6. yüzyılda ortaya çıkmış olan Cainizm’i hariç tutarsanız, yeryüzünde bütün primitif dinler, var olan dinler, henoteist dinler, politeist dinler, dualist dinler, yani bunların tanımını yapacağım,
bütün dinlerde esasında bir tarih vardır. Yani din fenomenini oluşturan en temel olgu içerisinde bir tarihden olmuş olması gerektiğidir. Buna tek istisna Cainizm’dir. Cainizm de bir Hint inanç sistemidir. Tarih inancı yoktur. Ama Cainizm’i bir yana bırakırsa, yani neden Cainizm böyle? Bu uzun bir hikaye. Cainizm’i bir yana bırakırsanız, tarihçi için din tanımının birinci maddesi tarih inancının olmuş olması gerektiğidir. İki, bir şeyin bizim için, din olabilmesi için şu yanı önemlidir. Kutsalının olması. Yani bütün dinlerde bir kutsal kavramı vardır. Kutsal adeta şeydir, dinin içerisindeki bütün fenomenleri birbirine bağlayan ana çatıdır.
Yani kutsalı siz çektiğiniz zaman, dinin tanımı içerisinde olabilecek olan bütün her şeyi birbirinden koparmış olursunuz. Dinin içerisindeki en temel özelliklerden bir tanesi, tanımın içerisindeki en temel özelliklerden bir tanesi kutsal olmasıdır. Yani yasaklar, günahlar, sevaplar, bunların karşısı, bunları ayıran liminal eşikler.
Dolayısıyla kutsal olmadan bir din olmaz. Piyamitifler, paleolitik din, neolitik din, kalkolitik din, modern dinler, henoteizm, dualizm, bütün bu din sistemlerinin hepsi bunları birazdan tanımlamaya çalışacağım. Bütünü mutlaka kutsal kavramını içerir. Kutsal ikinci maddedir bizim için din tanımı yapılırken. Mesela üçüncü madde şudur, yine din tanımını altını doldururken, o da şu, ölüm sonrası hayat. Yani ölüm sonrası hayat olmayan bir din yoktur. Mesela ben biraz arkeolojiyle uğraştığım için son yıllarda şeye falan çalışıyorum, bu pirimitif dinler. Gerçi eskiden de çalışıyordum da. Şimdi bu göbekli tepe falan biraz popüler. Aslında popüleritesinden dolayı değil de anlamı var yani onun.
En eski dinler, bizim paleolitik dinler dediğimiz senin tanımını iyi anlayabileceğin, paleolitik dinler, neolitik dinler, daha sonraki kalkolitik dinler, günümüze doğru geldiğinizde, daha yaklaştığınızda eski Roma dini, Grek dini, eski Mesopotamya dinleri, bütün bunların içerisinde, yani tümünün içerisinde, Hıristiyanlıkta, Yahudilikte, hepsinde bir şekilde ölüm sonrası hayat mutlaka vardır.
Ölüm sonrası hayat olmayan bir din yoktur. Yani siz mesela genellikle şöyle öğretilir, Yahudilikte ölüm sonrası hayat yok falan tabi ki böyle değil. Yahudilikte ölüm sonrası hayat var. Pirimitif dinlerde ölüm sonrası hayat var mı? Tabi ki var. Yani cennet ya da cehennem olmayabilir. Yani siz öldükten sonra gideceğiniz mekanın cennet ya da cehennem olmasının bu anlamda önemi yok. Ne olabilirsiniz?
Mesela pirimitif dinlerde olduğu gibi adeta bir hayalet şeklinde bir yerlerde yaşayabilirsiniz. Dünya ile dünyayı ayıran sınırlar vardır. Böyle ufravi kozmik sınırlar. Orada yaşarsınız veya reyankarnoğulların yeniden dünyaya gelirsiniz veya ruhlarınız adeta bir yerlerde depo edilmiştir bizim atalar kültü dediğimiz inanç sistemlerinde olduğu gibi. Oralarda beklerseniz, oralarda dolaşırsınız veya eski mezopotamya da olduğu gibi bu dünyanın tam aksı yerin altında da vardır. Ölmüş olanlar yerin altındaki o dünyada bir şekilde yaşarlar. Orada da güneş var, orada da ay var yani yerin altında. Orada da bir hayat tarzı var. İşte İslam’a geldiğinizde, Hıristiyanlığa geldiğinizde daha klasik hani cennet-cehennem tasarımları, Yahudilikte biraz buna yakın tasarımlar.
Dolayısıyla din fenomeninin içini doldurabileceğiniz bir üçüncü şey mutlaka ölüm sonrası hayattır. Ölüm sonrası hayat yoksa o din tanımını içerisine giremez ve bütün dinlerde mutlaka vardır. Mesela bir başka şey bir tarihçi için, yani bir tarihçi buna dindir diyebilmesi için olması gerekli olan bir başka şey şudur. Ritüel, ritüel. Buna latinler mesela Pax Deorum derlerdi. Yani latincede eski Roma dini çok güzel tasnip etmişler bunu. Mesela bizim klasik dinler yani Yunan, daha önceki Mesopotamya piramitiflerde zaten hiç yok. Çok fazla bunları, bu teolojileri yani eski teolojileri çok sistematize etmemişlerdir.
Ama Roma dini kendi teolesini çok iyi sistematize etmiş. Tanrılar, insanlar aralarındaki ilişkiler nerede yani bunların hakları nedir falan derin bir teoloji var eski Roma dininde. O teolojinin içerisinde önemli şeylerden bir tanesi de bu yani ritüel. Ritüel, yani ritüel olmadan hiçbir din olmaz. Yukarıdakilerle yani Resti Vinaya latincesi odur yani ne demek Resti Vinaya?
Yukarıda oturan tanrılar. Bir de Resu Manaye. Resu Manaye kim? Sizsiniz yani biz insanlar. İşte bu ikisinin arasını ilişkilendiren de Pax Deorum. Pax Deorum nedir? Ritüeldir. Ritüel yukarı ile aşağı bağlar. Tek tanrılı yani monoteist dinlerde başka çeşit olabilir.
İslam’da siz namaz kılabilirsiniz, oruç tutabilirsiniz. Yahudilikte şabata riayet edersiniz. Hristiyanlıkta sakremenlerinizi yaparsınız. Fark etmez. Eski mezopotamya’da kendisine ait bir yığın ritüel var bunları yaparsınız ama ritüel olmadan yani yukarı ile aşağı bağlamadan hiçbir şey yapamazsınız. Dolayısıyla ritüel bir dinde olmazsa olmaz şeylerden bir tanesidir.
Ve her dinin bir ahlak etiki vardır. Yani ahlak burada şöyle bir şey tabi biraz felsefik anlamda. Yani bütün dinler bir hayata bakışı öğretir size. Yani siz bir Müslümansanız bir İslam geleneğinin sizi oluşturduğu bir hayat bakış, bir duruş noktası vardır. Hristiyansanız belli bir tipoloji yani belli bir hayat tipolojiniz vardır. Yahudiyseniz yine belli bir hayat tipolojisi.
Pirimitif dinler, neolitik dinler fark etmez. Mesela Göbekli Tepe. Erken Neolitik, Geç Paleolitik, Milattan Öncü Dokuz Binler yani oradaki insanların da hayata duruş durdukları bir yer vardı. Yani bir ahlakları yani bir etikleri vardı. Onların inançlarını öğrettikleri bir duruş pozisyonu vardı. Ve mental olarak baktığınızda hayatı oradan algılarlardı. Dolayısıyla din tanımı yaptığınız zaman bir başka olmazsa olmaz şey budur. Bir başka olmazsa olmaz şey tabii ki şudur kurban. Kurban kavramı. Yani sakrı faiz vermeden, sakre yani yukarı ile aşağı ilişkilendirmek için mutlaka kurban verirsiniz. Bütün dinlerde yani ritüelin kısmen içerisindedir kurban kavramı. Kısmen dışındadır. Daha spesifik bir şeydir kurban aslında. Kurban öyle bir şeydir ki sizi yukarıya yaklaştırır. Siz İslam’da klasik geleneksel kurban sisteminizi yaparsınız.
Hristiyanlıkta, Yahudilikte veya primitif dinlerde, sümerlerde ama hepsinde mutlaka kurban var. Kurban olmadan hiçbir şey olmaz. Bir başka şey bizim sacred profan yani kutsal alan kavramı. Yani bir tarihçi için din olgusunun içerisini doldurmanız gerekli olan bir başka madde kutsal alandır. Hani buna tapınak diyelim biz. Kısmen tapınak olsun. Kutsal alan yani kutsal alan, Tüofani alanıdır. Ne demek Tüofani? Tüofani alanı şu. Daha çok tabi primitif dinlere ait bir terminoloji gerçeği ama yani bunun benzeri İslam’da, Yahudilikte, Hristiyanlıkta yani daha gelişmiş sistemlerde de bulunabilir.
Tüofani şu. Tüofani yukarı ile aşağı ile birleştiren özel alanlar. Mesela eski sümerlerde zigguratlar. Değil mi? Zigguratlar yukarı ile aşağı ile birleştiren merdivenler. İlahi merdivenler. Dolayısıyla tapınak olmadan veya kutsal, belki göbekli tepe çok büyük ihtimalle, çok primitif de olsa bizim atalar kültü dediğimiz inen sistemine ait bir kutsal alan. Çok büyük ihtimalle. Yani göbekli tepe, Urfa’daki yeni çıkan yani Urfa’daki göbek tepeden başka çok benzeyen alanlar çıktı. Haybut-San Tepe yani bir yıl Urfa-Mardin civarında bir yıl yeni alanlar bulundu benzeri şekilde. Bunların hepsi çok büyük ihtimalle kutsal alanlar. Yukarı ile aşağı ile birleştiren aksis mundiler terminoloji. Dinler tarihi terminolojisinde aksis mundi ne demek?
O noktalar, o kutsal alanlar bütün evreni böyle ayakta tutan şeyler, noktalar, can alıcı noktalar gibi işte bu 5-6 tane madde tarihçi açısından din tanımı yapılırsa içeriğinin doldurulması gerekli olan şeylerdir. Şimdi mesela bunlara eklenmesi gerekli olan bir şey var mı? Söyleyin bana. Yani hocam şu da eksik kaldı diyebileceğiniz bir şey var mı? Yok. 3 aşağı 5 yukarı bu 6 tane 7 tane madde bir tarihçi için din tanımı neyse onun açıklaması için yeterlidir. Şimdi ikinci konu yani bu dinler tarihini böyle biraz daha anlamak için bu bilim dalı dinler tarihi bilim dalı nedir mantığı nedir nasıl çalışır ondan sonra kavramları nelerdir. Hani biraz daha anlamak için biraz daha derinleşelim şimdi din tanımı mı yaptık. Şimdi biraz daha içeri doğru gidelim. O da şu dinler tarihinin kendine ait klasik tarihçilerin geliştirdiği klasik metodik kuramlardan farklı olarak spesifik kendine ait metodolojisi vardır.
Mesela bir tanesi şeydir 3 tane temel metodoloji var aslında dinlerde. Yani bu bu metodoloji meselesi biraz çok mulak bir mesele. Ben hani şu an onu tartışacak pozisyonumuz yok burada da. Fakat klasik dinler tarihi kaynaklarına bakarsanız eğer hep şöyle yazarlar dinler tarihi biliminde din üzerine çalışan bilimde 3 tane metodoloji vardır.
Bu 3 tane metodoloji şunlardır bir kronolojik metod veya tarihsel metod yani birinci metod yani metodu 3 ayırdık birincisi kronolojik metod veya tarihsel metod ikincisi mukayeseli metod denilen şey ve üçüncüsü de fenomenolojik metod denilen şey.
Yani siz araştırmış olduğunuz bir dini meseleyi daha iyi anlayabilmeniz için dinler tarihisi iseniz araştırdığınız bir dinsel fenomeni daha iyi anlayabilmeniz için şu 3 tane şeyle yaklaşacaksınız olaya der dinler tarihinin klasik metilleri. Hangi 3 tane şey mesela bir tanesi şu mukayeseli metod. Nedir mukayeseli metod evet hakikaten dinler tarihi ile uğraştığınız zaman bu mukayeseli metod biraz şey yani önemli bir şey ama yani böyle çok spesifik dinler tarihi yani mesela klasik tarih kuramlarında da var mesela arkeolojide de var.
Yani şimdi siz arkeolojiler arkeologsanız mukayese yapmadan duramazsınız yani anlamak istiyorsanız araştırdığımız o bir şey klasik bütün tarih ekollerinin tümünde var ama dinler tarihinde biraz daha spesifik olarak daha anlamlı bir yer var. Mukayeseli metod basitçe şöyle bir şey diyelim ki size bir ödev verildi veya bir konuyu araştırıyorsunuz ne olsun mesela diyelim ki hıristiyanlıkta sakremenler üzerine çalışıyorsunuz yani 7 tane temel sakremen katolik geleneğini veya dolu bizans geleneğini esas alalım.
İşte bu sakremenlerin içerisinde de özellikle en temel sakremen olan ökolojik sakremenin üzerine uğraşıyorsunuz. Nedir ökolojik sakremeni biliyor musun ökolojik bilirsin bilmeyene bilirsin normal yani ökolojik şu kiliseye gittiğinizde her pazar günü din adamının size vermiş olduğu şarap ve ekmektir.
Buna ökolojik denilir yani ökolojik bir sakremendir kilisede katolik kilisesinde ortodoks kilisesinde bazı protestan kilisesinde nestorik kilisesinde süryane ermeni geleneğinde bu 7 tane temel sakremenden bir tanesi nedir bu şarap ekmek sakremeni denilen veya ökolojik sakremeni denilen bir sakremendir bir rittir bu özel bir rittir yani.
Kilisede pazar günü İsa’nın yeniden derelişini kutlamak üzere din adamı tarafından size verilen şarap tabi sembolik dere var onun ve ekmeği yemenizdir. Mesela bunun üzerine çalışıyorsunuz yani sen şimdi bunu anlamaya çalışıyorsun bunun hıristiyanlığa nereden girdi nasıl girdi teolojik anlamı neyi tarihsel süreci neyi ondan sonra bu sakremen hıristiyanlıkta nasıl bir sosyal psikolojik duygu uyandırır yani bütün bunlar üzerine çalışıyorsun.
Şimdi bunu anlaman için senin başka kültürlerde veya inançlarda benzeri bir sistem var mı yok mu bunu bilmen lazım. Yani tamam hıristiyanlıkta bakıyorsun işte ök hıristiyan dedin birinci yüzyılda şöyle oldu ikinci yüzyılda ama bunun bir önemi yok.
Mesela sen aynı dönemlerde başka kültürlere baktığında başka inanç biçimlerine baktığında benzeri şeyler bulabiliyor musun mesela mitraizmde işte çok primitif bir din ama 3.4. yüzyıldan sonra Orta Doğu’da Akdeniz dünyasında bayağı popüler olmuş bir din. Mesela mitraizmde böyle bir şey var mı evet mesela bir şarap ekmek sakremeni benzeri onlarda da var.
Başka kültürlerde var mı mesela hinduizmde var mı budizmde var mı zerdüşlükte var mı veya diğer inanç Akdeniz coğrafyasında hıristiyanlığa yakın coğrafyalarda var mı şimdi buna bir bakman lazım. Eğer bakmazsan eğer o mukayeseyi yapmazsan mesela diyelim ki ne üzerine çalışıyorsun işte Yahudilikte Şabat geleneği nedir Yahudilikte Şabat geleneği? Cumagünü akşam başlarsanız cumartesi akşamına kadar Tevrat’ın Tekrin kitabında anlatıldığı üzere Tanrı 6 günde yaratmıştır 7.günde Tanrı dinlenmiştir sizde onu taklit eden tırnak içerisinde dinlenirsiniz. Şimdi Şabat üzerine ödev hazırlıyorsun mesela Şabat üzerine ödev hazırlıyorsun da bana ödev getirmişsin ne anlamı var yani Tevrat da şöyle diyor böyle diyor Şabat’ı kutlarlarken Yahudiler böyle yaparlar bunun anlamı yok.
Senin bu işi iyi anlayabilmen için yani bu Şabat denilen din fenomenini iyi anlayabilmen için öteki kültürlerde var mı bir bakman lazım. Mesela bak bakalım yani mesela eski mezopotamya’da var mı? Tabi ki var Şabat kelimesi bir de Sümercedir Sabatdu’dan gelir. Sümerler de eski Aytakpimi ile ilgilidir işte mezopotamya’da yani bütün bunların hepsini bir mukayese etmen lazım. Yoksa mesela benim önüme getirdiğin ödevin veya tezin hiçbir anlamı olmaz Şabat Yahudiler şunu yaparlar bunu yaparlar bundan hiçbir önemi yok. Onu iyi anlayabilmen için derinliğini anlayabilmen için senin mukayese etmen lazım. Mukayeseli metot denilen şey çok basitçe böyle dinler tarihinde bu kadar basit değil ama çok basitçe böyle klasik diğer tarih öğretilerinde veya kuramlarında olduğu gibi bir şeyi bir başka şeyle mukayese edersen ancak anlayabilirsin.
Dinler tarihinde de önemli. Demek ki bir, mukayeseli metot. Üç metodunuz var mukayeseli metot bunu bileceğiniz yani. İki şu, kronolojik metot yani veya tarihsel metot diyelim ona. Kronolojik metot. Kronolojik metot şu sizin önünüze gelen elinize gelen herhangi bir araştırma meselesini mesela diyelim yine Şabat üzerine çalışıyorsun.
Ben size ödev verdim. İşte yüksek lisans öğrencim, doktor öğrencim Şabat üzerine çalışıyor. Tamam benzerlerini buldu. Orada da var burada da var güzel. Fakat bunun bir dibe doğru giden tarihsel süreci var. Kronolojik süreci var. Her şeyin bir kronolojik süreci var. Yani siz mesela tarihe çok teolojik bakarsanız yanılırsınız ben size söyleyeyim.
Yani tarihin içinde teolojik, kozmik şeyler olabilir bilemem. Yani yukarıdan böyle müdahaleler var mı yok mu bilemem. Yani ben işin o tarafında değilim. Ama ben daha hani ellenebilir yanındayım. O da şu, tarih kronolojik bir mantığa sahip. Yani bin yıl önce, bin beş yüz yıl önce ondan günümüze doğru, dört yüz yıl önce, üç yüz yıl önce bu süreci kaybedersen hiçbir şey yapamazsın. Çünkü her dinsel fenomen ve doğal olarak her tarihsel fenomen bir gelişim sürecine tabidir. Ve her tarihsel fenomen ve her dinsel fenomen içerisinde gelişmiş olduğu uygarlığın modlarına veya yaşam paradigmasından esinlenerek yeniden şekil değiştirir. Bir başka hale gelir, değişir, ileriye doğru gider. Bundan dolayı sizin bu kronolojik şeye yani dibe doğru giden sürecine bakmanız lazım. Şabat mesela, şabat üzerine çalışıyorsun. İşte Yahudilikte şabat mesela baştan beri mi var? Tabi ki yok. Diyasporadan sonra ortaya çıktı. Dolayısıyla senin izlemen lazım. İşte Yahudilikle şabat, milattan sonra, 70’te ikinci diyasporadan itibaren ortaya çıkar. Ondan sonra diyasporaya dağıldıktan itibaren orta çağlarda İslam’la yakınlaşması sonucu kendi içine kapanan Yahudilik ritüellerine daha da önem verir. İşte o sırada şabat kültürü daha da önem kazanır diye bu dibe doğru giden tarihsel süreci anlaman lazım. Dolayısıyla tarih yani dibe doğru gidiş yani kronolojik metod çok önemli. Bir şeyi izlemen lazım. Kaçıncı yüzyılda ne haldeydi? Dördüncü yüzyılda, üçüncü yüzyılda günümüze doğru, araştırdığın döneme doğru seni onu getirmen lazım. Bu kronolojik metod böyle tabi biraz afaki geçiyoruz ama neticede özü de budur yani.
Sonra fenolojik metod denilen şey, bu biraz daha muğlak bir şey. Çok da felsefi yanları da var. Bu daha çok dil bilim çalışmalarından sonra üretilmiş bir kavram. Fenolojik metod şöyle basitçe, yani her din böyle küçük küçük birimlerden oluşur.
Mesela diyelim ki sünnet rütüeli. Yani sünnet rütüeli, herhangi bir dinde sünnet yani İslam’da sünnet, çocuklara yapılan sünnet, Yahudilikte çocuklara yapılan sünnet, Zer düştüklerde veya diğer dinlerde. Fenolojik demek şu demek, yani o en küçük, araştırdığınız meselenin en küçük alanını, fenomen olarak alanını,
seçip belirleyip sınırını, onu çok iyi tasvir etmen lazım. Yani mesela Yahudili’yi ilkten örnek vereyim. Şimdi Yahudilikte sünnet çocuk belli bir yaştayken yapılır, gündeyken yapılır, sekiz gün falan yani klasik olarak. Şimdi sünnet yapılırken belli bir rütüel yapılır. İşte onun arkasında bir kirvesi vardır. Ondan sonra işte sünnet yapılırken belli bir rütüel uygulaması yapılır. Belli bir bıçak kullanılır çocuğa.
Belli dualar okunur. İşte bunu sinagokta belli bir yerde yaparsın. Şimdi bu tanımlama var, bu tasvirler önemlidir. Bunları iyi yapman lazım. Dolayısıyla fenomeneolojik metot denilen şey biraz böyle bir şey. Alanını seçmiş olduğun, araştırmış olduğun alanı böyle netleştiriyorsun, en göbekte yatan meseleyi alıyorsun ve detaylı bir şekilde tasvir ediyorsun.
Bunu yapmadığın zaman yani o tasviri, o canlandırmayı yapmadığın zaman meseleyi kaçırabilirsin. O yüzden fenomeneolojik metot denilen metot dinler tarihi çalışmalarında ve genelde bütün tarih çalışmalarında esasında olmazsa olmaz şeylerden bir tanesi. Fakat mesela hani ben dedim ya biraz bu metodolojik kavramı tartışmalıdır falan. Esasında daha mikro düzeyde metodolojisi vardır dinler tarihi çalışmalarının.
Yani mesela filoloji. Şimdi iyi bir filoloji bilmeden yani mesela diyelim ki siz Yahudilik çalışıyorsunuz. İbrancayı tamam bileceksiniz zaten de ama ibrancayı bilmekle yetmez yani kelimeler, sözler çok canlı varlıklardır. Yani her söz, her kelime çok eskiye kadar giden antik değerler taşır. Kelimeler doludur yani öyle sen bir kelime ediyorsun ama o kelimenin arkasında binlerce yıllık tarih vardır.
Şimdi filoloji size enteresan şeyler sunar. Din tarihi çalışmalarında çok mikro bağlamda bakarsanız kendi başına bir metodolojidir mesela filoloji. Kelimelerin etimolojisi. Mesela kelimelerin etimolojisini yakalamadan, kelimeleri oluşturan kavramların o kavramların insan mentalitesinde nasıl oluştuğunu anlamadan şeyi anlayamazsınız. O din fenomenin içerisindeki tasarımları anlayamazsınız.
O yüzden filoloji çok önemlidir. Filoloji semantik, lingüistik etimoloji özellikle mesela bir kelime hangi kökten gelmiştir, nasıl bir süreç geçirmiştir kelimenin evrimi. Çünkü her kelime bir kavramdır. Her kavram bir inancı döner. Dolayısıyla bir inancı analiz etmeniz, bir kavramı analiz etmeniz demek. Bir kavramı analiz etmeniz demek de onu oluşturan kelimenin etimolojik dibini analiz etmeniz demektir.
Buradan baktığınız zaman mesela din tarihi çalışmalarında bu önemlidir. Bu filoloji çalışmaları önemlidir. Olmazsa olmazdır yani. Ama bunlar daha mikro, çok spesifik şeyler. Özellikle eski çar çalışıyorsanız mesela hitoloji falan, arkeoloji, dinler tarihi bunların kesiştiği alanları çalışıyorsanız olmazsa olmaz şeyler. Ama daha modern dinler çalışıyorsanız kısmen olmasa da olabilir yani.
Şimdi demek ki dinler tarihinin temel metodolojisi var. Üç tane, onlar da ana atlarıyla böyle bir spesifik, küçük küçük metodolojik şeyleri var, araçları var. Şimdi ikinci yanı, bu dinler tarihi bilimini tanımanız için, ikinci yan, ikinci maddesi belki bu işin şu. Tabii dinler tarihi kendi başına böyle yalıtılmış bir bilim dalı değil.
Yani ilayat fakültesiniz ya da başka bir fakültedesiniz, dinler tarihi başka fakültelerde de okutuluyor aslında. Ana bilim dalı bazında olmasa bile, Batı’da daha çok yaygın tabii. Dinler tarihi böyle çok yalıtılmış bir bilim dalı değil. Yani sen dinler tarihi oldun, dinler tarihi çalıştığın zaman basitçe öyle dinler tarihi yapmak diye bir şey söz konusu olamaz. Dinler tarihinin başka bilim dalı ile ilişkisi var.
Müthiş interdisiplin, interdisiplinel bir bilim dalıdır. Müthiş yani. Mesela arkeoloji, antropoloji, sosyoloji, psikoloji, sanat tarihi, bütün bunları bilmeden dinler tarihini çok fazla şey yapamazsın. Yani nasıl halledeceksin? Mesela arkeoloji, diyelim ki eski çağlar çalışıyorsun. Diyelim ki yazının bulunmadan önceki dönemlerini çalışıyorsun.
Mesela prehistoric dönemler çalışıyorsun, paleolitik dönemdesin, göbekli tepeyi çalışıyorsun. Bak bakalım şimdi yazı yok, hiçbir şey yok, ne yapacaksın? Dolayısıyla eğer o dönemleri çalışıyorsan veya yakın dönemleri fark etmez, senin elindeki malzemeyi, arkeolojik malzemeyi iyi okuman lazım. Kemikler, iskeletler, bulunan malzemeler, özellikle antropoloji bu anlamda, yani kemik fiziki antropolojiyi kastediyorum. Bizim için müthiş önemlidir. Çünkü insanların ölü gömme gelenekleri, beden üzerine yapılan modifikasyonlar ölümden önce veya ölümden sonra, primary gömme, secondary gömme yani arkeoloji içerisinde güçlü bir dinamik vardır dinleri tanımada.
Dinler tarihi bilimi arkeoloji olmadan kolay kolay olmaz. Tamam eski çağlar için belki olmazsa olmaz, Yahudilik için olmazsa olmaz mı? Bence yine olmazsa olmaz. Çünkü yani siz İsrail’e gittiğinizde, din çalıştığınızda, dinler tarihi çalıştığınızda ciddi kazılar yapılıyor. O kazıların altından bir yandan yazılı veya yazısız malzeme çıkıyor veya başka yerlerde.
Dolayısıyla arkeoloji size elinizde bulmuş olduğunuz meselenin, bulmuş olduğunuz neslenin o dinler tarihiyle nasıl çözümlenebileceğine dair bir şey sunar, katkı sunar. Bu dinler tarihinde işe yarar, kullanılabilir bir şeydir. Mesela Çataloy, Konya’da prehistory dinler değil mi? Yani az çok bildiğiniz şeyler. Bir yığın ana tarihi figürleri, böyle şişman dolgu kadınlar yani. Şimdi bunların anlamı ne? Yani Çataloy’a gittiğiniz zaman milattan önce 7000-6000 aşağı yukarı 8000. Orada da ama müthiş bir inanç sistemi var belli yani görüyorsunuz buluntulardan falan. Peki nasıl anlayacaksın bu adamların inancını? İşte ister istemez o duvarlara yapılan bir takım resimler, bulunan ana tarihi figürleri olduğu varsayılan heykeller, ölü iskeletleri.
Iskeletler yani mesela bütün primitif dünyada beden üzerine müthiş modifikasyonlar yapılmıştır. Aslında modifikasyon hala devam eder biliyorsunuz yani Afrika’da, Avustralya’da beden üzerine modifikasyonlar önemlidir. Ve arkeolojik malzemelerin içerisinde bizim en çok din tarihi konusunda, en çok elimizdeki verilerden bir tanesi bu modifike edilmiş kemiklerden gelir.
Adamın kafasına delik açıyorsun, boyunu uçuruyorsun, gövdeden uzaklaştırıyorsun, ondan sonra kolu başka bir yere koyuyorsun, öteki tarafa gömüyorsun. Şimdi bu mesela, bu arkeolojik malzemeler bizim için müthiş anlamlıdır o dönemin dinlerini anlamak için. Başka çareniz yok. Oralardan yorum yapacaksınız yani.
O yüzden demek ki arkeoloji önemli. İki, antropoloji önemli. Yani iyi bir dinler tarihçisi olmak istiyorsanız antropolojiden biraz anlamanız gerekiyor. Antropoloji ikiye ayrılabilirsiniz. Fiziki antropoloji, sosyal antropoloji. Hem fiziki antropoloji bizim için önemlidir hem sosyal antropoloji bizim için önemlidir.
Mesela biz fiziki antropoloji dediğimiz zaman neyi anlıyoruz? Şunu anlıyoruz. Fiziki antropoloji doğrudan doğruya bedenle, kemik yapısıyla bunlarla ilgili şeylerdir. Mesela fiziki antropolojinin en çok uğraştığı alanlardan birisi bu kafatası yapılarıdır. Gerçi bunlar artık biraz modası eskimiş kavramlar ama yine de hala bazen işe yarıyor.
Vücut, evet, böyle geç geldiğinizde böyle oluyor. Fiziki antropoloji mesela kafatasınıza baktığım zaman ben üç aşağı beş yukarı geleneksel antropoloji eğer yöntemlerine alırsam şöyle kafanızı bir yiyseniz ben sizinle okurum.
Yani mezosofal misiniz? Dolikosofal misiniz? Börekkisofal misiniz? Yani mesela çoğunuz buradan gördüğüm kadarıyla mezosofalle dolikosofal arası görünüyor. Mezosofal olduğunuzda yani Kuzey Afrikalı falan olmanız gerekir ya da hemitik yani böyle zenci falan olmanız gerekir. Dolikosofal daha Akdeniz ırkına ait bir şeydir.
Şimdi bu fiziksel antropoloji tabii ki sadece bu basit kafatastlarıyla falan uğraşmaz. Aynı zamanda genomlarla, genetik bilimiyle insan ırkı nasıl türedi, nasıl gelişti bütün bunlarla uğraşır.
Biz mesela kadın üzerinden gelen genlerin niteliğini, erkek üzerinden gelen genlerin niteliğini, on binlerce yıl öncesinde bulunan organik özelliğini koymuş, DNA’sını koymuş bir kemikten gülbüze doğru onun nasıl etki edebileceğini fiziksel ve teorik olarak üç aşağı beş yukarı çıkarabiliyoruz.
Bunların üzerinden ırkların nasıl dağıldığını falan da anlayabiliyoruz. Fiziksel antropoloji çok dinler tarihiyle alakası yok gibi görülse bile yine de esasında özellikle bu ırkların dağılması, dinlerin dağılması buna benzer mantıklarda falan bizim için önemlidir yani bayağı. Bir de bu gömüler dedim ya az evvel yani modifikasyon yapılmış gömüler onları anlamakta da antropoloji, fizik antropoloji bizim için şey önemli bir araçtır.
Dinler tarihi yine biraz daha yakın fizik antropolojiyle biraz daha yakın olan sosyal antropoloji ya da etnoloji dedikleri ya da kültürel antropoloji dedikleri bilim dalı yani antropolojin ikinci alanı sosyal antropoloji. Sosyal antropoloji de şöyle yani yine iyi bir dinler tarihisi olmak istiyorsanız biraz sosyal antropoloji bileceksin yani şimdi Afrikalı adamların yemek yeme ritüellerini ondan sonra el sıkışma ritüellerini işte büyüklerin küçüklerini ağırlama işte saygı gösterme ritüellerini
yani kültürel antropolojiyi bilmezsen kültürel insan şeyini bilmezsen unsurunu bilmezsen insanın kültürel olarak tarih içerisinde ortaya koymuş olduğu insani fenomenleri bilmezsen yani sosyal antropolojiyi bilmezsen nasıl dinler tarihi üzerine bir çözümleme yapacaksın.
Yani Afrika kabilelerini araştırıyorsun mesela Afrika’da bilmem ne dini şimdi sen o dini araştırıyorsun ama o adamın inancının o adamın etnik kimliğinden şey yok ki çok uzakta bir yanı yok ki onun bir adeti var töresi var örfü var dolayısıyla sosyal antropoloji olmazsa olmaz bir şey hakikaten dinler tarihi iyi bir dinler tarihisi olmak için gelenekleri falan bileceksin örf, örf hukuku bütün bunlar önemli. Sonra mesela başka dinler tarihi ile ilişkili başka bilim dalları ne olabilir diye şöyle bakıyorsunuz mesela psikoloji önemli. Yani hepinizin belki Jung olması gerekmiyor Alfred Adler falan olması gerekmiyor Freud olmanız falan gerekmiyor ama yani psikoloji dinler tarihinde önemli çünkü din fenomeninin kendisi zaten psikolojik bir olgu. Siz sinagoga gittiğiniz zaman bir Yahudi’nin sinagokta yaşamış olduğu ruhani hali bir Hıristiyan’ın sakrımeni icra ederken yaşamış olduğu ruhani hali ya da bir Müslüman’ın namaz kılarken yaşadığı veya bir ritüel sırasındaki yaşadığı ruhani hali bütün bunları değerlendirebilmeniz için anlayabilmeniz için sizin o psikoloji terminolojisine birazcık şey olmanız lazım.
Hâkim olmanız lazım yani kafanın biraz oradan da bakması gerekiyor oraya çünkü her din fenomeni aynı zamanda bir psikolojik olgudur da. Daha spesifik olarak baktığınızda mesela neurologik sistem yani diyelim ki primitif dinler çalışıyorsun yani işte neolitik çağda din Anadolu’da Çataloy’un civarında neolitik insanların dini üzerine çalışıyorsun.
Mesela eski insanların neurologik sistemiyle bizimki bizim neurologik sistemimiz çok aynı değil ben size söyleyeyim yani bizim kafamızın beynimizin yani çalışma mantığı ile kortex, beyin ondan sonra el hareketleri dudak ve gırtlak yapısı yani düşünmeyi sağlayan temel organlar mesela bu neurologik yapı bu neurologik sistem modern insanın neurologik sistemi son 4-5 bin yılın hikayesi.
Siz primitif çağlara gittiğiniz zaman o başka bir yerden bakıyor evrene o yüzden de size mesela sakat tuhaf geliyor ya bu adam diyorsun göbekli tepede bu t biçimli taşları dikmiş deli mi diyorsun deli değil çünkü o hayata epifiz bezinden bakıyor.
Anladınız mı yani neurologik sistemi bambaşka o adamın bizim neurologik sistem son kalkolitikten itibaren de yani 4 bin yılın hikayesisiniz siz yani gidin bakayım bir 7-8 bin yıla o arkeolojik malzemeyi alın bir değerlendirin bakacaksın ki adamın şeyi başka mental yapısı hormonal yapısı başka türlü çalışıyor.
O yüzden yani psikoloji şeydir önemlidir primitif dinleri anlamada önemlidir modern dinleri anlamada önemlidir bir duyguyu yorumlamak için anlamlıdır dolayısıyla olmazsa olmaz şeylerden bir tanesi psikoloji.
Tabiki sosyoloji yani dinler tarihi çalışan bir adamın sosyoloji terminolojisine veya kavramlarına biraz yakın olması lazım yani sosyoloji yani din zaten sosyal bir şey yani camiye gidiyorsun bir araya geliyorsun o bir arada bir ruh yaşıyorsun onun bir sosyalitesi var dolayısıyla sen o sosyaliteye konu olacak olan terminolojiler ya da kavramlar bütün bunları çok iyi bilmiyorsan o fenomeni de çok iyi anlayamazsın.
Yani sen mesela kiliseye gittiğinde bir sakremen sana şey gelebilir tuhaf gelebilir ben eskiden götürürdüm öğrencileri ondan sonra bakarlardı anlamazlardı komik gelirdi onlar hiç komik değil yani orada yaşanan bir hal var bir duygu var yani veya İslam geleneğinde fark etmez.
O duygu hem psikolojik bir süreç hem de sosyal bir süreç orada bir ruh var bir birliktelik var işte o birliktelik çözmek istiyorsan kilisede yapılan sakremenlerin anlamını anlamak istiyorsan senin biraz bunları yani bu sosyoloji kavramlarına bir temas etmen gerekiyor.
Demek ki sosyoloji dinler tarihi çalışmalarında olmazsa olmaz bir şey mesela başka ne sanat tarihi falan çok önemli yani sanat tarihi önemli yani siz diyelim ki ortodoksluk çalışıyorsunuz ortodoks kültürü bizans mesela bizans yani ortodoks dünyası üzerine çalışıyorsun bizans ortodokslu üzerine çalışıyorsun.
İkonlar var şimdi ikonlar yani sen bir ortodoks kilisesine gittiğinde ortodoks kilisesini diğer kiliselerden en temel ayıran şeyin ikonastasis olduğunu bileceksin yani senin ikonastasis dediğin şey de apsisle naosu ayıran kutsal bir alandır.
İkonastasis bir kilise de sadece ortodoks kilisesinde bulursun katoliklerde bulamazsın protestanlarda zaten doğru dürüst kilise yok ondan sonra sürenlerde bulamazsın emirlerde bulamazsın ama nerede bulursun ortodokslarda bulursun ortodokslarda ikonastasis denilen bir şey var ikonastasis denilen şey ne üzerine ikonların asıldığı ikonlar ne üzerine isanın veya bir takım hristiyanlığın önemli şahsiyetlerinin resimlerinin yapıldığı.
Ama bir tapınım aracı olan teosis olan yani grekçesi yani siz o ikona yani icon grekçe resim demek siz o ikona yani ikona baktığınızda siz o ikon aracılığıyla tarih ile birleşmiş olursunuz.
İsa ile birleşmiş olursunuz işte sizin dinler tarihi yaptığınızda ortodoks kilisesi çalışıyorsan senin bunu analiz edebilmen için ikon nedir bilmen lazım ikon sahneleri nedir 13 tane temel sahne var İsa’nın Meryem’in Aziz’lerin Meleklerin Aziz Polun Petrus’un diğerlerinin dolayısıyla sanat tarihi müthiş önemli.
İkonografik malzeme çok önemlidir yani sanat tarihinde ikonografi diye bir karar yani teminki ikon o teolojik bir şey ortodokslara ait bir de ikonografi diye bir şey var sanat tarihinde ikonografi şu yani diyelim ki bir heykel buldun bir resim buldun bir kabartma buldun o kabartmayı senin çok iyi anlaman lazım oradaki anlatılan şey ikonografi odur yani ikonografi şu bir şeyi tasvir edebilme yeteneği şimdi o ikonografiyi yapamazsan ikonografiye yapamazsan
yani yani o tasviri anlamlandıramazsan o tasviri ait dinsel yapıyı da inancı da çözümleyemez. Bundan dolayı sanat tarihinden uzak durmamanız gerekiyor ondan sonra dinler tarihi için olmazsa olmaz alanlardan bir tanesi sanat tarihi hakikaten dolayısıyla demek ki siz dinler tarihi dediğiniz zaman böyle yalıtılmış bir bilim dalı düşünmeyeceksiniz nasıl bir şey düşüneceksiniz şöyle bir şey düşüneceksiniz interdisiplinel bir şey düşüneceksiniz.
Yani kafasına göre dinler tarihi diye bir şey yok yani ondan sonra demek ki bakın ikinci alanı bu dinler tarihi bilim dalı nedir üçüncü yanışı dinler tarihi tabi tabi. Devam edeyim mi?
Üçüncü yanışı dinler tarihi çalışmalarının yani hani bilim olarak tanıtılmanın soru olan olarak bir şey şu tabi dinler tarihi dinleri tanımak için daha iyi anlamak için daha iyi yorumlamak için şunu yapar dinleri tasvir eder. Yani dinleri tasvir eder tanımlar bunu yaparken de bir tasvip yapar bir kategorizasyon yapar. Yani dinler tarihinde kategorizasyon önemli. Yani üçüncü şık diyelim buna veya dört bilmiyorum. Yani din tarihi nasıl bir bilim dalıdır sorusunun üçüncü ya da dördüncü şıklı olarak şunu da bilmek durumundasınız dinler tarihi için bir kategorizasyon yapar dinler söz konusu olduğunda. Ne demek dinler söz konusu olduğunda bir kategorizasyon yapmak şu demek.
Mesela siz şöyle yapabilirsiniz böyle yaparsanız tabi hani ne kadar doğru olur bilmiyorum onu artık size bıraktım. Diyelim ki işte pirmitif dinler, gelişmiş dinler, az gelişmiş dinler, çok gelişmiş dinler, etnik dinler, evrensel dinler yani hani böyle tanımlar falan yapılıyor bunları bırakıyorum yani. Bir yıl tanım yapılır da bu anlamda. Ama yani daha böyle akademik bir dinler tarihi çalışması yaptığınızda şöyle bir tanım sizin içinize yarayabilir. O da şu işte politeist dinler, henoteist dinler, dualist dinler ve monoteist dinler. Yani biz dinleri daha iyi anlamak için belli bir kategorizasyon içerisine koyup daha iyi üzerine düşünebilmek ve öteki dinlerle mukayese edebilmek için belli bir kategorizasyon uşamasını yapmak durumundayız.
Bunu yaparken de bizim en çok başvurduğumuz yol veya yöntem şu yöntemdir. Şu kategorizasyondur. Bir politeist dinler, iki henoteist dinler, üç dualist dinler, dört monoteist dinler. Bu ne demek? Basitçe yani çok böyle ince şeyine girmeden şu. Politeist dinler dediğimiz zaman biz genellikle çok tarını inen sistemin anlarız.
Ama burada politeist dinler dediğimizde basitçe çok tarih, yani tarihlerin sayısıyla ilgili bir şey değil bu çok fazla. Yani sadece tarihlerin sayısıyla ilgili beş tarih var, yüz tarih var, bin tarih var. Öyle bir şey düşünmeyin. Bu çok daha geniş bir şey. Ama hani ben şimdi kelime üzerinden zaman yok daha bir tanımlama yapıyorum. Biz politeist dinler dediğimizde şunu anlarız. Çok tarihli inen sistemleri. Tabii çok tarihli inen sistemi olduğu zaman kutsal anlayışı ona göre değişiyor, öte dünya anlayışı ona göre değişiyor, kutsal anlayışı ona göre değişiyor. Bunun altını doldurmak şu an mümkün değil. Ama mesela biz klasik mezopotamya’yı kastettiğimizde, klasik Akdeniz uygarlıklarını kastettiğimizde, mesela eski Sümer dini, eski Mısır dini, eski Akat-i Asur-Babil dini, ondan sonra eski Akdeniz’de Grek-Roma dinleri,
bütün bunların hepsi bakın politeist dinlerdir. Yani yüzlerce tarih, ondan sonra o tarihlere uygun öteki konseptler, ritüeller ve benzerleri. Piramitif dinler de böyledir. Yani modern piramitif dinler, mesela Afrika’ya gittiğinizde, Avustralya’ya gittiğinizde hala 250 milyon insan çok tarihli yani.
Veya eski çağlara gittiğinizde, hani paleolitik döneme gittiğinizde, neolitik döneme gittiğinizde 10.000-20.000 yıl, homo sapiensin çıktığı dönemler, 50.000 yıl yani, o dönemlerde de buna benzer şeyler var. Yani tam tarih tasarımı yok şüphesiz ki. Yani eskiye gittiğinizde tarih tasarımı bizim modern insanlarinkine benzemiyor yani. Ama uhrevi güçler, ilahi güçler, daimonik güçler, yani yüzlerce, binlerce, mesela Şintoizm de bakın,
hala Şintoizm Japonya’da hala neredeyse 10 milyon kişi Şinto’dur. Şintoizm Japonya’da 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’ya eğilince Japonya, Amerika Budizmi Japonya’ya entegre etmeye başlayınca Şinto sayısı azaldı. Bugün 10 milyon falan Şinto var. Fakat Şintoizm’de yıldızlar, her bir yıldız bir ilahtır mesela.
Yüz binlerce Kami vardır. Kami ne demek Japonca’da? Kami, tarih demek. Kami no Kaze derlerdi ya 2. Dünya Savaşı’nda uçaklar böyle dalınca şeye. Kami no Kaze. Kami, tarih demek. Kami no Kaze. Kaze, ruh. Rüzgar. Tarih’ın rüzgarı, hani gemilere dalan intihar uçakları. Kami, Japonca’da tarih demektir. Ve Japonlar hala Şinto Japonlar yani.
Milyonlarca Kami’ye inanırlar. Milyonlarca tarihe yani. Ve yani tek bir tarih fikri bir Şinto için şeydir, çok anlamsızdır. Yani nasıl olacak da evrendeki kozmik düzeni tek bir tarih yönetecek. Yani her şey o kadar partiküler ki tek tarih nasıl onları kontrol edecek. Çünkü Şintoizm piramitif bir düşünce hala kısmen de olsa devam ediyor yani. O yüzden çok tarihine inanç, politeizm bir kere bir. Bu. 2. Henoteizm. Henoteizm şöyle bir şey. Esas da henoteizm yani politeizm gibi bir şey. Ama biraz daha şöyle. Henoteist dinler yine çok tanrıcı. Yine yüzlerce tanrı var. Ama o yüzlerce tanrının içerisinde sadece üç tanesi ön plana çıkarılır. Bu üç tanesi de genellikle hep şöyle olur. Mesela bizim eski Türk inancı böyledir.
Eski Mesopotamya inançları da biraz böyle var. Aslında Sümerlal falan da Mısır falan da biraz böyledir. Üç tane temel tanrı. Yani genellikle gökyüzü olur. Yani yukarıda oturan bir tanrı, temel tanrı. Sonra işte bu dünya civarında oturan bir tanrı ve bir tane de yerin altında oturan tanrı. Buna henoteizm denilir. Üç tanrı ama başka tanrılar da var. Ama egemen olan bu üç tanrı. Ama ötekiler de var. İşte henoteist inanç biçimleri var yeryüzünde. Aslında hala bazı yerlerde devam ediyor. Dolayısıyla henoteizm bir uygarlık aşamasıdır aynı zamanda. Hem bir din tarihinin hem bir sürecidir hem de bir uygarlık aşamasıdır. Henoteist dinler mesela. Düalist dinler var. Düalist dinler dediğimizde de, biz mesela ben soruyorum biraz da. Düalist dinler dediğimizde bizim hangi dini anlamamız lazım modern zamanlarda?
Söyleyin bakayım. Atabilirsiniz yani hiç problem değil benim için. Çekinmeyin ya. Nasıl? Tabii zer düştük yani. Klasik zer düştük başka da var tabi de. Ama mesela zer düştükte ki düalizm bir şey yapabilir misin? Hani söyleyebilir misin? Hangi unsurlar oluşturuyor? Nasıl? İyi ve kötü. Yani onların eski fasyasını söyleyebilir misin? Tamam olsun bu kadar bile yeter sana 100 üzerinden 98. Ondan sonra şu tabi. Ahuramaz da Angra Manyo. Düalizm de şöyle bir şey. Yine uygarlığın belli bir aşamasında, mental yapının gelişim sürecinde inanç sistemlere dönüşmeye başladığında var olan bir yapıdır düalizm. Klasik öğreti zer düştük içinde. Sadece zer düştük de yok. Manişeizm yani. Pek çok başka dini yapıda da var düalizm. Düalizmin temel mantığı biraz şöyle bir şey.
İki tane tahri var adeta. Ahuramaz da Angra Manyo. Yani zer düştü terminoloji ile konuşayım. Ahuramaz da Angra Manyo. Bu iki tahri birbiriyle çatışma halinde. Bu iyi tahri… Yani genellikle de mantık hep şu. İyi tahri genellikle ruhu yaratıyor. Kötü tahri bedeni yaratıyor. Dolayısıyla bedenle ruh arasında hep bir kavga var. Biz buna ne diyoruz? Gnostisizm. Yani işte İslam tasavvufu, Yahudi kabalacılığı, Hıristiyan mistisizmi gibi kültürler……biraz bu eski gnostik unsullardan kısmen de olsa beslendi. Nedir gnostisizm? Şu. Bir yandan iyi bir tahri var. Ondan sonra bu iyi tahri genellikle, her zaman olmasa bile, genellikle ruhu yaratır. Bir yandan kötü tahri var. Bu da neyi yaratır? Bedeni yaratır.
Dolayısıyla bedenle ruh arasındaki çatışma, esasında kozmik bir çatışmadır. O çatışmada iyi ve kötü tahri arasındaki çatışmaya kadar çıkar. Eğer sen ruhu izlersen, ne olur? İyi tahriyi izlemiş olursun. Cennetin kapıları açılır. Kötü tahriyi izlersen, neyi izlemiş olursun? Bedeni izlemiş olursun. O zaman da gideceğin yer felaket, tehlikeli yani. Dolayısıyla dualist dinler denilen dinler var yeryüzünde.
Hala bir kısmı yaşıyor. Hala mesela zer düştük hala var. Kısmen baktiriya Afganistan’ın kuzeyinde bazı yerlerde hala yaşanıyor. Eskiden daha çok yaşanırdı. Demek ki dualist dinler var. Ve bir de monoteist dinler var. Monoteist dinler dediğimiz zaman da biz klasik olarak, Hıristiyanlığı da siz monoteist kategoriye koyun bence. Yani onun tüelesi biraz farklı ama yani şu an orada değilim ben. Yani Yahudili, Hıristiyanlık ve İslam da tek tahricidir yani monoteisttir. Tabii bu sadece tek tahriye, çok tahriye tanımıyla ilgili bir şey değil. Siz monoteist olduğunuz zaman belli bir tarihe bakışınız olur, kutsal kitap anlayışınız olur, işte aracı kurumlar yani peygamberlik gibi kurumlar olur. Eğer politeistseniz bunlar değişir, dualistseniz değişir, henoteistseniz değişir. Dolayısıyla bunun altını sonsuza kadar doldurmanız lazım ve doldurabilirsiniz. Ama en çok kullanılabilecek, yani akademik bir gözle baktığınızda, en çok kullanılabilecek kategorizasyon sistemi budur. Pek çok dini siz, var olan, olmakta olan ve olmuş olan dini buradan değerlendirdiğinizde daha iyi anlayabilirsiniz. Demek ki ne oldu böyle bir kategorizasyon oldu. Şimdi yine dinler tarihi bir bilim dalıdır. İşte nasıl bir bilim dalıdır, dördüncü maddesine geldiğimizde bir de şu. Dinler tarihi bilimi nasıl çıktı? Biraz da ona bakalım. Yani şöyle, bu bilim dalı nasıl ortaya çıktı? Ne oldu da böyle bir bilim dalına ihtiyaç duyuldu? Tabi esas da dinler tarihi üzerine yapılan çalışmalar, işte antik çağda da. Heradot mesela, tarihçi mi dinler tarihçisi mi? Zaten bu şeydir, yani birisi tarihi yazdı mı dinler tarihçisi olur, dinler tarihi yazdı mı tarihçi olur. Heradot’ta da var tabi dinlerle ilgili şeyler ama Heradot daha klasik, antik bir tarihçi. İşte başka bir yan isim olabilir ama klasik anlamıyla dinler tarihi, yani bir akademik model olarak dinler tarihi 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Yani Müslümanların yaptığı böyle 9, 10, 11, 12 yani Müslümanların yaptığı erken orta çağlar, geç orta çağlar,
dönemine ait çalışmaları şimdilik bir yana bırakırsanız, ondan sonra Müslümanlar İslam ülkelerinde çok fazla dinler tarihi çalışmaları olmadı. Yani 1200’lerden falan sonra 1300’lerden sonra İslam dünyası bu konuda pek bir şey üretmedi. Bunu bir yana bırakırsanız, daha bizim üzerinde uğraştığımız, şu an dillendirmeye çalıştığımız kavramları içeren modeller bağlamında baktığınızda,
dinler tarihi, bilim dalı 19. yüzyılın sonunda ortaya çıktı. Neden 19. yüzyılın sonunda ortaya çıktı bu dinler tarihi, bilim dalı birazcık şununla ilgili tabi, dönemin hem politik hem sosyal paradigmasıyla ilgili, hayata bakış modeliyle ilgili. Yani niye? Şöyle, şimdi 19. yüzyıldasınız ve sahnede kim var? Daha çok Anglo-Sakson politik güçleri var değil mi? Yani İngilizler ve çoğunlukla yani.
Ve bu kadrolar, yani Anglo-Sakson kadrolar, doğu ülkelerine iyice açılmışlar siyasal olarak. Ve stratejik olarak bu ülkeleri daha çok tanımak istiyorlar. Hindistan’ı, Osmanlı topraklarını, Asya’yı, Çin’i, Afrika’yı daha çok tanımak istiyorlar. Niye? Çünkü belli bir siyasal, jeopolitik strateji bağlamında manipüle etmeyi arzu ettikleri şeyler var, modeller var. Onları gerçekleştirebilmek için daha çok tanımalılar. Mesela siz Hindistan’a gittiğinizde eğer Hinduların değerlerini bilmezseniz, dinsel değerlerini, inançlarını bilmezseniz, kolay manipüle edemezsiniz.
Mesela Japonya’ya gittiğinizde, İç Asya’ya gittiğinizde veya Afrika’ya gittiğinizde bu adamların inanç sistemlerini falan tanımanız lazım. Çünkü tanımazsan manipüle edemezsin. Dolayısıyla dinler tarihi çalışmalarında 19. yüzyıl çok tesadüfî bir süreç değil. Yani bir oranda gerekçesi budur.
Çünkü siyasal olarak, stratejik olarak doğuya özellikle yönelik birtakım projeleriniz var Batı dünyasında ve o haltları yakından tanımalısınız. O haltları yakından tanımalık için de onların inanç sistemlerini bilmek durumundasınız. Onların inanç sistemlerini bilmek için de bir bilim dalına ihtiyacınız var. Bu bilim dalı da böyle dinler tarihi içerisinde kurulmuş oldu. Esas da bu kaygı 19. yüzyıldaki öteki bilim dalları için de geçerlidir.
Mesela antropoloji de 19. yüzyılda ortaya çıktı. Arkeoloji de oldu. Yani bütün bu işlerle o dönemde uğraşan insanlar sadece böyle bir siyasal manipülasyon kaygısıyla hareket etmedi. Onu demek istemiyorum. Ama yukarıdaki siyasal elitin bakışı büyük oranda böyleydi. İşte buradan mesela antropoloji çıktı, arkeoloji çıktı, o çıktı, bu çıktı. Bir de dinler tarihi çalışmaları çıktı. Bir budur sebebi. Bir de şudur.
Şimdi 19. yüzyılda yine böyle pozitivizmin bayağı bir tap yaptığı, zirvesine çıktığı bir dönem. Ve dolayısıyla hayatı şöyle algılıyorsunuz. Yani her şey çok pozitivist bir materyal dünyasından algılanabiliyor. Buradan çözebiliyoruz biz hayatı. Dolayısıyla Tanrı fikri de hani artık çok fazla gereği yok. İnanç sistemleri de zaten kökenini anlıyoruz.
Dolayısıyla biz bu inançların bir dibine bakalım. Ne var, nasıl ortaya çıktı? Yani bu inançlar dediğimiz şey, biz pozitivist mentaliteden bakıyoruz ya hayata, bakalım nereden çıkmış yani. İşte orada bu pirimitif dinlere anlama kaygısı ortaya çıktı. Yani kökenine bakalım, kökenini araştıralım. Yani bunu, bunu materyal bir şekilde yasalar çerçevesinde bir ortaya koyalım. Böyle bir kaygı.
İşte bu kaygının sonucunda da bu ilk din şekli nedir? Bunun için Afrika’ya gidelim. İlk din şekli nedir? Avustralya’ya gidelim. İlk din şekli nedir? Asya’ya gidelim. İşte bu kaygı yani bu ilk din şekli nedir? Bunu bulalım kaygısı. Dinler tarihi bilimini baya bir şey yapmıştır hakikatten. Körütlemiştir. Burada da tabi bir yılın teoriler ortaya çıktı. Yani dinin kökeni nedir? Nereden çıktı bu?
Vahiy ile ilişkisini kestiğinizde daha maddi bir yerden baktığınızda nereden ortaya çıktı? Bir yılın adamı ortaya çıktı. İşte Max Müller mesela. Bunların en ilginçlerinden, en önemlilerinden biri. Herbert Spencer, Tyler. Yani dinler tarihçileri veya çeşitli bu konuda çalışan bilim adamları dinin kökenini açıklamaya çalıştılar. Bunların içerisinde de herhalde en böyle önemlilerinden birisi bu Max Müller denilen adamdır.
Max Müller tabi önemli bir adam aslında. Yani biz hala bazı kutsal metinleri mesela doğuda yani Shintoist, Taoist, ondan sonra bazı kutsal metinleri hala Max Müller’in 19. yüzyılın sonunda editörlüğünü yaptığı, Secret Books of the East dedikleri doğunun kutsal metinlerinden okuyoruz mesela. Müthiş bir adam biraz İngiliz şeyiyle de ilişkili, derin güçleriyle. Müthiş bir edisyon yapmış. Yeryüzündeki adeta pek çok kutsal metni İngilizce’ye tercümetler. Vedalar, Upanishadlar, Brahmanalar, ondan sonra Tirpita Ka, diğerleri neyse şu anda aklıma gelen Kocik ilahi bilmem ne Shintoizmin. Bunların hepsini oturdular ve İngilizce’ye tercümetler ki çok iyi tercümelerdir. Hala mesela biz onları ben Shintoizme bakacağım zaman Kocik’i veya Nihongi’ye hala mesela onu kullanırız biz yani. Müller’in bu edisyonunu kullanırız. İşte Max Müller veya diğer birkaç isim tabii ki. Dinin kökenini işte belli bir şekilde, Naturizm dedi o mesela. Yani o şöyle basitçe şunu dedi. Biz tabiatta var olan şeyleri tam sebebini bilmediğimiz için primitif zamanlardan bahsediyorum. Etiyolojisini bilmediğimiz için, oluş nedenlerini bilmediğimiz için, henüz çok iyi düşünemediğimiz için, bilimsel bulgulara sahip olmadığımız için, biz tabiatın içerisindeki yani natura’nın içerisindeki pek çok fenomeni yavaş yavaş tanesallaştırdık. Yani teolojik bir formu koymaya başladık.
Korktuğumuz için, anlamadığımız için, ondan sonra depremin sebebini anlamadığımız için, yağmurların sebebini şimşek ölümün sebebini anlamadığımız için. Hani siz mesela modern zamanlarda depremin sebebini biliyorsunuz. Deprem olduğunda ne diyorsunuz? Son 400 yıldır yerin altında fay attı var, ondan sonra fay kırıldı, kaçan kurtuluyor kalan ölüyor. Şimdi depremin sebebini biliyorsun sen. Ama ne zamandan beri son 300-400 yıldır.
Ama 10.000 yıl önce mesela, 2000 yıl önce, Sümerler döneminde, Milattan önce 3.000-3.500’lerde, Akkadlar döneminde, daha önce Göbeklitepe’de, Neolitikli Çatalı Uyuk’ta, Kuruçay’da, Burdur’da, Hacılar’da, biliyor muydu insanlar bunu bilmiyordu. Deprem oluyor ama niye oluyor? Nasıl açıklıyorsun sen? İşte buna etioloji diyoruz biz. Nasıl açıklıyorsun?
Onu bizim bugün mitik dil dediğimiz bir dille açıklamaya başlıyorsun bunun sebebini, bunun kökenini. İşte tabiatta her şeyi böyle açıklamaya başladığında buna Müller naturizm diyor. Yani tabiatta bilemediğin şeyleri sen adeta bir tölesini yapıyorsun, onu bir tanrısal sıfata koyuyorsun ve bir ilahi otorite olarak kabul ediyorsun ve oradan da Müller’e göre inanç denilen şey doğuyor.
Dolayısıyla 19. yüzyılda din tarihçileri veya antropologlar, dinin kökenini daha çok buralarda falan aradılar. Dolayısıyla 19. yüzyılda çıkışın sebebi bu. Dinler tarihi bilimi yalnız 1900’e aşağı yukarı, yani 2. Dünya Savaşı’na yakın din tarihi biliminde birazcık şey değişimleri oldu. Mesela psikoloji çok etkili oldu.
Yani modern din tarihi biliminin paradigması biraz aslında psikoloji üzerine oturuyor kısmen. Bunu da işte Carl Gustav Jung gibi böyle arke tipler üzerine çalışan, o insanlar kısmen Freud veya buna benzer başka birtakım psikologlar din tarihine böyle psikoloji terminolojisini de soktular, psikolojik kavramları falan da soktular. Bu dinler tarihçilerini önünü biraz aştı.
Mesela bu önün açılışından sonra da işte bizim Eliada gibi, Şikavge Üniversitesi’nde profesör oldu, 86’da öldü. Çok meşhur bir adam Eliada, büyük adamdır yani. İyi bir dinler tarihçisi. Dinler tarihçilerinin şeyidir yani böyle babalarından biri. Türkiye’de mesela Hikmet Tanyu değil mi rahmetli böyle bayağı bir etkisi olan adamdır. Eliada’da, dünya çapında böyle bir adamdı. Mesela Eliada falan biraz bulunurdu, Joseph Campbell falan. Yani psikolojiyle dinler tarihinin kesiştiği yerden ortaya çıkan kahraman tipler bunlar. Mirze Eliada, Joseph Campbell falan. Bunlar böyle enteresan tipler. Dinler tarihi çalışmalarını böyle biraz psikolojiyle ilgili alana doğru şey yaptılar, kaydırdılar. Sonra 50-60’lardan itibaren, özellikle Hıristiyan Yahudi kültürünü araştırma söz konusu olduğunda Biblikal Arkeoloji doğdu. Biblikal Arkeoloji daha önceden var gerçi ama 50’lerden sonra bayağı fırladı.
Biblikal Arkeoloji yani Kitam, Mukaddes, Bible ve arkeoloji arasındaki ilişkiler falan. O Biblikal Arkeoloji de dinler tarihine bambaşka bir açılım getirdi Batı’daki dinler tarihi çalışmalarına. Dolayısıyla böyle bir tarihsel süreci var dinler tarihi çalışmalarının. O yüzden siz dinler tarihi, hani bu bilim dalı, nasıl bir bilim dalıdır, nereden gireriz bunun içerisine.
Ondan sonra Yahudiliye, Hıristiyanlığa ya da diğer dinlere nasıl bakarız diye düşündüğünüzde bu elinizdeki 4-5 tane temel giriş maddesi size böyle bir rehber olur. Böyle çok anaatları da anlatmış olsam bile. Bunların üzerine biraz durduğunuzda daha kendi kafanıza göre yollarınızı açarsanız zaten. Ama din tarihi denilen bilim dalı işte böyle bir bilim dalıdır. Bunlarla uğraşır metolojisi budur. Amacı tabi şudur, amacı din olgusunu anlamak. Tabi burada dinler tarihiyle uğraşırken din fenomeninin ekonomiyle ilişkisini, siyasetle ilişkisini ondan sonra yani bunları da vurgulamanız lazım. Yani herhangi bir dinsel fenomen döneminin konjettörünün getirdiği siyasal kavramlardan ahi değildir. Mutlaka onun içerisinden yetişiyor bütün inanç sistemleri yani. Ekonomiyle şüphesiz ki ilişkisi var. Bütünüyle değil tabi ki. Ama oralardan da yakalarsan iyi çözümleyebilirsin. O yüzden Yahudilik, Hristiyanlık, Budizm, Hinduizm tabi burada İslam başka bir şey. Çünkü siz zaten çoğunuz İslam tırnak içerisinde İslamiyatçısınız. Yani ilgi alanlarınız İslamiyat olabilir. Bizzat İslam üzerine çalışıyor olabilirsiniz. İslamiyat alanı biraz daha spesifik bir alandır.
Ama klasik dinler tarihi dediğimiz zaman biz daha çok Yahudilik üzerine çalışmalar, Hristiyanlık üzerine çalışmalar, primitif dinler, Budizm, Hinduizm, Şintoizm, eski Sümer dini, eski Mısır dini bunları anlarız. Klasik din tarihi daha çok bunlar üzerinde durur. Evet şimdi buraya kadar ben anlattım biraz da siz anlatınız. Şimdi bana soru sorun ve yönlendirin beni. Yarım saat 45 dakika arası da bunu ayıracağım sonra bitireceğim.
Önce sen canım. Önce bir soru soruyor. İngiltere’de bir ordu soru nasıl bir soru? İngiltere’de bir ordu soru nasıl bir soru? Hangisi? İngiltere’de bir ordu soru. Onun abi o gibi şeyle önemi şu. Onlar daha çok organizasyon ilişkileri sağladılar. Bir yöntemsel olarak mı? Yöntemsel olarak hiçbir şey sağlamadılar sana söyleyeyim. Yani dinler karşı birileri iletip onlar özenini beni tecrübe yaptırıyorsak ne yapar?
Yani şu hani dinleri bir araya getirdiler tartıştılar birbiriyle tanıştırdılar. O anlamda hani dinlerin birbirlerine empatik ilişki kurmasına katkıda bulundu o gibi şeyler kurumlar. Ama hani din tarihine çok şey açılım sağlamadı. Din tarihine bak modern dünyada din tarihine az evvel söyledim gerçekten iki kültür iki şey önemsiz ne derler açılım sağladı.
Birisi kesinlikle psikolojidir. Şimdi psikoloji şu an mesela bambaşka bağlamlarda dinler tarihi içerisinde çok daha böyle derin bir yapı şeklinde kendisine yeni bir kanal buldu şu an modern dinler tarihinde. Bir odur bir de biblikal arkeolojidir. Mesela biblikal arkeoloji dediğimiz zaman biz ben şimdi tabii çok vakit yok onun üzerine konuşamıyoruz da işte basitçe kitap mukaddesi arkeolojisini anlamıyoruz.
Mesela göbekli tepe üzerine hani göbek tepe popüler diye giriyor yoksa hani yoksa başka bir yerden de girerim de. Mesela siz şimdi göbekli tepeye gidiyorsunuz Urfa, Urfa’lı olan var mı bilmiyorum. Şimdi o T biçimli stunlar hiç göbek tepe ile ilgili bir belgesel izlediniz mi ya da az çok bir şey okudunuz mu? Urfa okudunuz mu? Belgesel falan izlediniz.
Şimdi mesela o hani biblikal arkeolojin anlamını söylemeye çalışıyorum. Bizim nasıl açılımlar sağladı. Şimdi o göbekli tepeye gittiğinizde o dev T biçimli stunlar var. Ondan sonra tabii onlar hani çok erken bir dönem çünkü yani bahsettiğim dönem bakın tarımı bilmiyorsun henüz avcı toplayıcısın.
Ev yapmayı bile çok iyi bilmiyorsun ama kendi boyundan çok büyük işler yapıyorsun. Müthiş bir komplikasyonla, olağanüstü bir işçilikle akıl almayacak işler yapıyorsun. Yani şu, yani hiçbir şeyin yok aslında ama öyle bir şey üretiyorsun ki müthiş bir şey. Şimdi biz mesela o taşların veya başka şeyleri de tabii nasıl anlayabiliyoruz? Mesela genellikle atalar kültü merkezi olduğu varsayılıyor oranın ki bana göre de öyle.
Atalar kültü de ölmüş olan atalara tapma. Bu ancestor veneration denilen bir kavram veya ancestor worship. Konfüksiyonizm de var, şintoizm de var, eski Türkliğin de var. Muhtemelen öyle bir yer. Mesela biz onu anlamaya çalışırken bakın şöyle anlıyoruz. İşte orada biblikal arkeoloji bize müthiş veriverdi. Şimdi İsrail’de, Ürdün’de ondan sonra Mısır’ın kuzeyinde, Ortadoğu’nun çok pek çok yerinde eski göçebe topluluklar
yani tabii ki bunlar Göbektepe’den daha yakın bize. Aşağı yukarı, M.Ö. 2500-M.Ö. 1200 arası falan. Yani Demir Çarık diyeyim ben onu ortalama. Mesela o dönemde özellikle İsraililerin, eski İsraililer yani Hibrular yani İsraililerin de ataları olanlar,
Hibru, İbranlar yani, Den Kalma, çok sayıda Negevde falan özellikle İsrail’in güneyinde aynı o t biçimli sütunlara benzeyen taşlar var. Yuvarlak yuvarlak. Biz bu taşları mesela nereden bulduk, nasıl anladık onların İsraililerle ilişkisini tabii kutsal kitaplarla mukayesele benzer bir şey. Biblikal arkeoloji çalışmalarıyla anladık.
Biblikal arkeologların bize 1920’lerden sonra vermiş olduğu metotlar ve veriler olmamış olsaydı, biz mesela onları anlamlandıramayacak, görümlüyamayacaktık. Oradan da yola çıkarak bugün Göbektepe’yi çok iyi anlayamayacaktık. Dolayısıyla mesela Biblikal arkeoloji çalışmaları esasla daha çok Yahudi ve Hıristiyan geleneğini, kutsal metillerini biraz eleştiri üzerine oturur.
Yani hani baybılı arkeolojik perspektiften reddediş üzerine oturur, mantığı odur yani temeli. Spinoza’ya kadar çıkar bir yanıyla baktığınızda ama Biblikal arkeoloji çok spesifik bir şey tabii. Bütün bunları biz işte Göbektepe’yi anlamak, başka yerleri anlamak, bu Biblikal arkeoloğuların Ürgün’de, Irak’ta, İsrail’de, bizim Güneydoğu Anadolu’da yaptığı bu çalışmalarla öğrendik.
Bak Biblikal arkeoloji müthiş bir bize metodoloji verdi. O yüzden ben hani o gibi kurumlar çok anlamlı, müthiş yani. Ekoller ve kurumlar dinleri birbirine getiriyor, tanıştırıyor, empat kuruyor, çok güzel yani. Ama şey onlar benim derdim abi bilimiyle bu işin paradigma yani bana ne koyuyorsun sen bilimsel olarak? Bir formül benim aradığım şey sırrı çözmek yani. Yani olayın sosyal yanı beni çok ilgilendiriyor, yani önemli.
O yüzden daha çok bilim olarak dinler tarihini etki eden iki şey var. Bir, arke tipler bağlamında psikolojik çözümlemeler. Bir de şimdi modern zamanlarda neoloji üzerine yapılan çözümlemeler. İki, Biblikal arkeoloji. Bunlar çok önemli gibi. Evet bir de siz bir şey diyordunuz. Biraz abi sesin yüksek çıkarsa.
Dinler tarihini dinleri böyle tanımak, saat sonra tatbih eder, tatbih eder. Evet aşağı yukarı. Peki dinler tarihini dinler hatrında yandığı da bulabilir mi? Ya normalde doğru güzel bir soru.
Yabancı’nın keşfetçilerini de dörtlere gireceğiz. Bu kısmı şurada yazıyoruz. Bu kısmı orada yazıyoruz. Bu kısmı utanan tarafından yazıyoruz. Vallahi yapabilir mi yapamaz mıyım bilmiyorum ama yapıyorlar. Yani doğru mu yanlış mı onu da bilmiyorum.
Ama bir bilim içerisinde yani sen şimdi ona oradan bir ahlaki yerden baktığın için sen hani böyle bir soru var kafanda. Fakat bir bilim yöntemi olarak baktığında da yapabilir adam. Yani çünkü metni okuyor ondan sonra. Metinde bir takım problemler görüyor kendisini.
Mesela daha 17. yüzyılda Spinoza yani pek çok örnek var da hani ben 3 aşağı 5 yukarı bildiğiniz varsaydığım örneklerden yola çıkıyorum. Yani çok spesifik örnekler vermek o yüzden istemiyorum.
Daha 17. yüzyılda Spinoza yani Hz. Musa’ya verildiği vahyedilen Tevrat kitabının ilk 5 kitabı yani Yahudi Kutsal Metni’nin son iki bölümünde Musa’nın kendi ölümünden sonra hikayesinin yazılmış olmasını ilk defa Spinoza dillendiriyor. Diyor ki ya bu kitap eğer hani Hz. Musa’ya verildiyse nasıl olur kendi ölümünden sonraki iki bölümü de yazar. Oradan bilim adamları giriyorlar. Modern arkeoloji çalışmaları geliyor. O geliyor bu geliyor. Ondan sonra diyor ki bak diyor orada böyle burada böyle dolayısıyla ya bunu adam söyleyebilir doğru ya da yanlış. Sen de ne yapacaksın buna oturacaksın bilimsel yerden cevap yazacaksın.
Yani bilim böyle gelişir zaten yani çok o öyle bir etik yerden bakmamak lazım olaya çünkü. Merak ettiği şey çok küçük bir şey ya ben de iki saat konuşturuyorsun arkadaş. Yani şey girebilir girebilir. Evet evet tabii girebilir tabii. Oldu mu şey? Tamam.
Nasıl yani biraz daha somutlaştır.
Sorun değil yani yavaş yavaş anlat. Sorundan vazgeçebilirsin. Belki çok devrim bir şey sormak istiyorsun ama formüner tamam sen yine düşün ihtiyaç duyan sor yani çekinmeyin yani. Birisi de siz miydi? Ya şimdi kardeş Mattoşka gibi sorular soruyorsun yani onun içinde o var onun içinde o var onun içinde o var.
Yani Yahudilere sorarsam öyle bir tarihlendirme nasıl yapacaksın? Nasıl yapacaksın ki yani hani bu Mattoşka’yı ben sana sonra anlatayım. Başka soru var mı? Gnostizm. Gnostizm. Evet. Bunun açısının ki bir şekilde filmde kullanılıyor. Yahudi ve İslam’dan de etkilenmiştir. Gnostizm etki etti doğru.
Gnostizm de ne şekilde var? Şöyle şöyle şimdi mistik yani şöyle Gnostizm Mezopotamya’da, Orta Doğu’da aşağı yukarı yani Milattan önce herhalde 100-200’lerden beri net bir şekilde var. Gnostik eğilimli inançlar.
Mesela Yahudilikten başlayayım hani mantık olarak onu sonra da İslam üzerine geleyim. Mesela Yahudilikte 2 yani Yahudi geleneğinin içerisinde 2 ay ve inanç sistemi var tırnak içerisinde. O ne demek şu demek. 1-Bizim Kabalacılık dediğimiz böyle daha mistik eğilimli batini bir Yahudi kültür.
2-Bizim Ortodoks Yahudilik veya Rabbinik Yahudilik dediğimiz sizin daha tanıdığınız Yahudiliktir. Hani sizin tanıdığınız işte Şabat, Kurallar, Hakanlar hani bir o Yahudilik biçimi var. Bir de bizim batini yani Kabalacı Yahudilik dediğimiz bir başka Yahudilik var. Mesela Kabalacı Yahudiliğe Gnostizm etki etmiştir.
Kabalacı Yahudilikte 2 tane güç hakikaten çatışır adeta. Tarihenin iyi yönü kötü yönü. Sen iyi yönünü izleyeceksin yani ruhu izleyeceksin. Şimdi bunun mantığı şu. Bütün dinlerde mesela İslam’dan hani buradan hemen şey geçeyim. Önce pratiğimizi oluşturup sonra teorize edelim. Etmeye çalışalım onu senin sorduğun soruyu teorize etmeye çalışalım.
Mesela Tasavvuf, şimdi geleneksel hani bizim kelamcı perspektiften Müslümanların anladığı İslam, Mistik Tasavvuf İslam’ından biraz daha farklı değil mi? Tanrı tasarımı vahdettiği vücut biraz daha farklı. Şimdi mesela Tasavvuf Yahudilikteki Kabalacılığa denk düşer. Yani bizdeki Mistisizm, bizdeki Tasavvuf geleneği Yahudi Kabalacığına şey yapar. Paraleldir yani.
Mesela Hıristiyanlıkta böyle baktığın zaman Ortodoksluk öteki mezheplerden biraz daha bunlara yakındır. Şimdi mesela bu Mistik hareketler ortaya çıkarken Kabalacılık da öyle. Bizim İslam Tasavvufu da öyle. Bu Mistik gelenekler merkezde bulunan Egemen anlayışlardan farklı ortamlarda gelişti. Mesela Yahudilikte veya İslam’dan yine devam edeyim.
Mesela bizim İslam kültüründe Sufi gelenek daha çok mevali kültürü etrafında oluşmuştur ilk önce. Yani mevali dediğimizde neyi anlıyoruz biz? Daha çok Arap olmayanlar. Yani İranlılar, Türkler, yani Emiriiler dönem ve Abbasiler dönemini kastediyorum. Şimdi bu insanlar Afganistan’a doğru olan Harizm, Afganistan, Horasan, Mavvera Ün Nehir, bu coğrafyada İslam’a doğru girmeye başlayan bu insanlar daha merkezden uzak ve biraz da merkeze aslında meydan okuyan bir şekilde kendisine ait bir İslam geleneği oluşturdu. Çünkü bu mevali sistemin içerisinde, mevalilerin içerisinde yani Zerdüş kökenli insanlar, Budist kökenli insanlar, Hindu kökenli insanlar da vardı. Yani sonradan İslam’a girenler. Mesela bizim Tasavvuf geleneğinden öğrendiğimiz pek çok figür veya öyküleri İbrahim Ethem gibi, Hasan Basri gibi, bunlar bakarsın hep böyle Hindu geleneklerine, Budist Catakalarına falan benzerler o öyküler. Çünkü başka bir kanaldan geldiler onlar İslam dünyasına. Arap kültürünün dışında bir başka kanaldan geldiler. O başka kanaldan gelirlerken de, tıpkı Yahudi kabaladıcılarının mantığında olduğu gibi,
başka kanaldan gelirlerken kendilerine ait inançları da kısmen o geleneğin içine soktular. Mesela Zerdüş Müslümanlar İran’ı ele geçirdiğinde yani bütün İranlılar gönüllü olarak İslam olmadı. Değil mi? Yani biraz da olmak durumunda kaldılar Zerdüşleri düşünün yani. Şimdi o adamlar mesela İslam’a dahil olmaya başladıklarında daha mistik bir İslam geleneği içerisinden dahil oldular. İşte onlara biz daha sonra Tasavvuf kültürü falan diyeceğiz.
Oradan yani bütün Sufi hareketlerin tümünün böyle olduğunu söylüyor ama kökende hani diyorsun ya nereden yani. İşte bu o bağlamda İslam’a sonradan dahil olan bu insanların kendilerine ait getirdiği kültür, gnostik kültürlerdi. Zerdüşlük gnostiktir, Budizm gnostiktir ve hatta bana göre bazı bağlamlarda Hinduizm de gnostiktir.
Yani o insanlar İslam’a girdiler ve o kendi kültürlerini de birazcık işin içerisine soktular. Dolayısıyla bu iyi kötü gelenek arasındaki, iyi kötü kültür, iyi kötü güç arasındaki çatışma biraz bu şekilde mesela bizde ortaya çıktı. O da Tasavvuf’un içerisinde kısmen var yani. Bütünüyle Tasavvuf tabii ki buradan beslenmedi. Tasavvuf’un çok derin bir İslam’ın kökeni var. Ama bir yanıyla baktığında böyle bir kökeni de var. Yahudilikte de öyle. Mesela bak Hıristiyanlıkta Ortodoks kültür daha gnostiktir. Niye? Çünkü Katolik kültür eski Roma, Latin geleneği üzerine dayanırken Ortodoks kültür eski Grek kültürü üzerine dayandı. Ortodoks kültür yani doğudaki Bizans Hıristiyanlık anlayışı kendisinden önce gelen Platonik kültürü benimsiye ve Hıristiyanlığı onun üzerine inşa ettiği için,
Platonculuğun ve yeni Platonculuğun getirdiği o gnostik mistisizmi Ortodoks’un içerisine dahil etmiş oldu. O yüzden de mesela bugün bir Ortodoks’un kilisesine gittiğinde bir Katolik’in kilisesine gittiğinde aradaki o ruhani farklılığı görsün. Ortodoks’luk daha gnostik eğilimdedir. Ortodoksluk da mesela günah kavramı daha belirgindir. Ortodoksluk da şeytan ve Tanrı arasındaki kavga daha belirgindir.
Ortodokslukta Mesih-i Hazm var, George Gregory Palamas 14. yüzyılda bu adam zirvesine çıkardı bu işi. Yani bedenden uzaklaşman lazım. Daima ruhun yanında olacaksın. Çünkü bu ikisi çatışmaktadır. Nereden beslendi bu Ortodoks kültürü? O eski Platoncu, yeni Platoncu, Grek kültüründen. Çünkü çoğunlukla Anadolu topraklarında, birazcık Mezopotamya’da ortaya çıkan Ortodoksluk biçimi,
bu toprakların yerli o inançlarından etkilenince iki kültürü böyle birbirine amalga etti, karıştırdı yani. Sana oldu daha gnostik bir Hıristiyanlık. Biz ona bugün ne diyoruz? Ortodoksluk diyoruz. Protestanlık da var mı? Almanlarda öyle bir şey olmaz yani. Almanlar şey adamlar yani, Cerman boskurlarında soğukta gnostik olamazsın zaten yani.
Gibi bir cevap yani. Oldu mu bilmiyorum. Olmalıysa söyle yani çekinme. Var mı başka? Hıhı. Hocam, gelen A.R.I. ırk çivariyle. Seninle daha önce tanıştık. Evet. A.R.I. ırk çivariyle daha çok gnostik birini çıkmıyor ama samire arasından fazla da çıkmıyor. Yani icat yuvarından, grafik otosikletinden.
Şey mi? Samilerden mi? Aslında bak dediğin doğru. Hani buna kısmen bir şey koyacaktım diyecektim. Ama şuradan doğru söylüyorsun. Yani Hind Avrupalılar da gnostik kültürler daha güçlü. Ya muhtemelen şöyle. Yani Hind Avrupalı kültür,
Tırnak içerisinde çok savaşçı bir kültür. Savaşçı bir kültür derken yani bunlar Bosker kültür. Yani Hind Avrupalıların geldikleri anavatan coğrafyaları, prototip Hind Avrupalıların geldiği coğrafyaları, Tuaristan, Afganistan’ın biraz kuzey içasıya falan doğru. Bu adamlar M.Ö. 2000 yıllarında oradan yola çıkıyorlar yaklaşık. Rusya, steplerine doğru geliyorlar.
Veya bizim, işte Hazar’ın biraz kuzeyine. Oradan da artık dünyaya Rus olarak, Alman olarak, Hit-Hitli olarak, Firug olarak, Yunanlı olarak, Latina olarak bilmem ne olarak dağılmaya başlıyorlar. Anadolu’ya gelenler de Hit-Hitler olacak. İşte bu adamların bütün hayatı sert Bosker’larda geçti. Hep savaş. Çünkü Bosker, sert Bosker şeydir. Yani o ikili mücadeleyi çok iyi yaşatır sana. Mesela çölün getirdiği vehaveti bulamazsın. Yani çöl konformist bir kültürdür. Ama Bosker kültürü non-konformisttir. Dolayısıyla o iyiyle kötü’nün arasındaki savaş, yani gnostisizmin temeli olan bu kavram, Hind Avrupalılarda şeydir hakikaten. Yani o göçebe, Bosker göçebe, soğuk Bosker göçebe kültürünün getirdiği mücadeleyle çok yakından alakalıdır.
Birazcık şey yapabiliriz. Yani geleneği, kökenini buraya çıkartabiliriz. Eğer çok coğrafyacı bir yerden bakacaksak olaya. Ki bunun bir gerçeklik payı var yani. Bizim sağam ileride gnostisizm çok sonralardan ortaya çıktı hakikaten. Yani Orta Doğu halklarında daha şey ya rahat adamlar. Yani sıcak, yat yani öyle şey değil, no problem yani. Bu basit bir açıklama ama önemli bir açıklama. Sorun varsa devam edelim.
Barsa detaylandıralım yani. Hocam bu politikliğine evrilmesi, sonra politikliğine dönüşlüsü ve hayat var ya, bunun altına gittikten sonra bir teşkiletildiğini, yani 10-14’an, 20. yüzyılın başında falan, sonra böyle bir… Yok yani, ya şöyle, o yok öyle çok somut çalışmalar pek üretilmiyor.
Yani müller gibi, Spencer gibi, ama o tez, tezin materyal malzemesi, ama o tez, tezin materyal malzemesi, ama o tez, tezin materyal malzemesi,
ama o tez, tezin materyal malzemesi, December, bende en да, bende ikissana, bad protect a
Doğru ya da yanlış. Yanlışı varsa bu tezinin üzerine gideceksin. Doğrusu varsa şapka çıkaracaksın yani. Nereden okur mesela? Bir şuradan okur. Sınıf çatışması abi. En çok buradan okur mesela. Ne demek sınıf çatışması? Şu. Mesela diyelim ki sen herhangi bir uygarlığın içerisinde egemen bir güçsün. Egemen güç yani yöneten, yönetici sınıfsın tamam mı? Mesela diyelim ki şu sol taraf herhangi bir inanç biçiminde katolik, protestan, islam, sünni, şia, ona Yahudilik de Kabalacı Yahudilik, bilmem ne fark etmez. Şu taraf egemen güç, yöneten güç. Tamam mı? Siz yönetensiniz. Şu tarafsa, bunlarsa muhalefet. Bunlar muhalefet yani. Sen bunları yönetiyorsun. Seninle bunlar arasında bir kavga var. Pek çok kavga. Yani siyasal kavga var, ekonomik kavga var, etnik kavga da olabilir yani. Tamam şimdi. Pozisyon bu. Şimdi retorikten okur dinler fervişisi. Klasik yani böyle materyali esas alan dinler fervişisi.
Şimdi bakar ki muhalefet olan grubun, şu grubun yani, teolojisine bakarım ben. Sizin inançlarınıza bakıyorum yani. Hangi inançlarım var? Şu inancım var, bu inancım var, şu inancım var. Mesela sizin temel inançlarından birinizin kader inancı olduğunu varsayalım.
Muhalefet eden gruplarda kader inancı olmaz. Mesela Şiilikte kader inancı var mıdır? Yoktur. Şiiler kadere inanmaz. Muhtezile geleninden geldiği için değil sadece. Şiilerde kader inancı var mıdır? Yoktur. Şimdi egemen güç ne? Abi, egemen gücün de adını koymuyorum ben. Bir de egemen güç var.
Egemen güç neyse kader inancı vardır. Çünkü egemen güç için kader inancı kendi pozisyonunu legalize etme anlamına gelir. Aralarında bir sınıf çatışması var ya, sen kader diyerek karşı adamı yönlendiresin. Muhalif olansa bu ise kendi zaten varoluş pozisyonunu legalize edebilmek için, yani ayakta durabilmek için zaten böyle bir inancı, zaten meydan okuması gerekiyor.
Kabul etmemesi gerekiyor. Şimdi nereden okumuş oldu bir diller tarihçisi? Şuradan okumuş oldu. Egemen güç, muhalefet gücü. Ne yaptı? Dedi ki, egemen güçlerde kader inancı olur ama muhalefet güçlerinde kader inancı olmaz. Niye öyle dedi? Çünkü egemen gücün doğası şudur, muhalefet gücünün. Bak teolojiyi buradan okuyor.
Mesela diyelim ki, bir başka nereden okusun mesela, şuradan okusun. Etnik kimlikler üzerinden okur mesela. Etnik kimlikler üzerinden. Nasıl etnik kimlikler üzerinden okur? Diyelim ki siz toplumda egemen güçsünüz ve belli bir etnik kimliğiniz var. Yine toplumun adını koymuyorum yani, adını koyduğumda bir yın hikaye çıkıyor. Etnik kimlik bir güçsünüz ve belli bir etnik kimliğiniz var.
Bunlar da bir güç ama bunlar muhalefet ve daha ezilen grup yani. Onların da ayrı bir etnik kimliği var. Şimdi bu etnik kimliği farklı olanların inanç sistemleri seninkinden başka oluyor. Senin egemen güç olarak farklı bir etnik kimlik olduğun için inanç sistemi bambaşka oluyor.
Örnek, yine şey vermiyorum, coğrafya bilmem ne. Mesela bu ezilmiş olan etnik kimlik farklılığına sahip insanlarda sonradan gelecek bir varlık. Kıyamet kopmadan önce dünyaya inecek bir varlık. Ondan sonra dünyayı kurtaracak olan bir Salvador, Salveydor, kurtarıcı yani, gelecek inancı daha fazla olur.
Ama egemen güçte oturan farklı bir etnik kimlikte bu kurtarıcı kavramına ihtiyaç yoktur. Sen zaten yönetiyorsun olayı. Senin ihtiyacın yok ki yukarıdan sonradan gelecek olan bir ikinci varlığı. Ama kimin ihtiyacı vardır? Bu meydan okuyan, bu challenge yapan, muhalefet eden başka bir etnik kimliğe ait ve senin ezmiş olduğun grupların sonradan dünyaya gelecek bir kurtarıcıya ihtiyacı vardır. O zaman nasıl okuyorsun buradaki teolojiyi? Bu adamlar sonradan dünyaya kıyamet vaktinden önce gelecek bir kurtarıcıya inanırlar. Buradakiler de o kurtarıcıya inanmazlar. Niye? Çünkü egemen gücün böyle bir şeye ihtiyacı yoktur. Böyle bir teoloji geliştirmez. Ama muhalefet eden alternatif gücün umuda ihtiyacı vardır. O da böyle bir teoloji geliştirir. Dersin ve böyle okursun.
Ben bunu mesela size Hristiyanlık’ta şu mezhepten okurum, Yahudilik’te bu mezhepten okurum, İslam’da mesela Şiilik, Sünnilik arasından okurum. Ama okumam yani. Okuyabiliyorum yani. Dolayısıyla olayları buradan değerlendirir. Anlatabildim mi? Teoloji onun için böyle bir şeydir.
Kader inancı varsa gerekçesi budur. Kader inancı yoksa gerekçesi budur. Adam mesela abdesti üç kere alıyorsa, yani elini, yüzünü, gözünü üç kere yıkıyorsa, ötekisi sadece abdesti, sadece bir kere elini, yüzünü yıkıyorsa, o şuradan okur. O şöyle demez yani.
Ya bunu inancının gereği yapıyor demez. Şöyle düşünüyorum. Muhalefet olanlar hızlı hareket etmek zorundadırlar. Muhalefetin hızlı harekete ihtiyacı vardır. Zaten illegal adam. Bu adamın sen 33 vakit teravih namazı kılmasını mı bekliyorsun? Ama sen egemensin. Sen 33 kılarsın.
Ya da başka bir ritüel neyse onu yapabilirsin yani. Dolayısıyla din tarihiyle uğraşan bir adam, yani malzemeyi esas alan, hani materyal malzemeyi esas alan, olaya daha böyle fenomenolojik olarak bakan adam böyle düşünür. Bu doğru mu yanlış mı başka bir hikaye yani. Ama klasik kuram buradan bakar yani. Bilmem anlatabildim mi?
Dinlerin birbiriyle ilişkisinden bahsettiniz. Şunu merak ediyorum. Dinlerin ayrı ayrı özleri olduğunu düşünüyorum Ariskaya Hanım. Ne demek? Ayrı noktalarına geldiğinde mesela Hristiyanların özleri. İşte dediğim gibi Yahudilikle benzerlikleri, Zerdiçlük yani coğrafya yakınlıklarıyla dinler arasındaki iftihatları kurmak zor değil.
Fakat bu dinlerin ayrı ayrı özleri var. Yani özlerinde ne olabilir ki? Sen söyle biraz daha hani ben de dalayım yani. Ne olabilir tam özleri? Yani neyi kast ediyor sorun biraz daha netleştir. Hristiyanlık Yahudilik falan. Hristiyanlık hep Yahudilik üzerinden anlamaya anlatmaya çalışıyor. Bunun dışında bir alternatif var mı?
Yani şöyle bir Hristiyan için tabii ki var. Çünkü bir Hristiyan için Hristiyanların kurucusu İsa Mesih’tir. Ama bir tarihçi için hani tarihi yani din tarihine böyle bakan bir tarihçi için İsa Mesih dediğin kişi bir Hristiyan için İsa Mesih olan adam senin için sadece Yahudiliği revize etmeye gelmiş.
Ondan sonra Yahudiliği biraz daha modernize etmeye gelmiş bir adamdır. Yani hani buradan bakan din tarihçisi öyle algılar oluyor. Bu bakış bu artık sizin durduğunuz yere bağlı. Bu bakışa doğru da diyebilirsiniz. Devam edersiniz. Yanlış da diyebilirsiniz. Devam edersiniz. Benim için ikisi de şeydir hani kim nerede ne yapıyorsa yani böyle bir şey. Soracağız sorun bir şey. Evet soru yoksa bırakacağım. Varsa bir tane daha alabilirim ona. Yani işte dinler tarihi böyle bir bilim dolu. Nasihatım olur ki devam edin yani iyi bir bilim doludur. Evet o zaman burada bırakıyoruz çünkü ben bayağı bugün yorgunum. Ondan sonra burada tamamlıyoruz.
Ondan sonra hepimiz evimize gidiyoruz ve dinleniyoruz. Yeter. Eyvallah biz teşekkür ederiz. Kaç oldu sağ ol?
Yok oh my.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir