"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kürşat Demirci, Gılgamış Okumaları, 19. Seminer

Kürşat Demirci, Gılgamış Okumaları, 19. Seminer

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ecRlb8tlSWo.

Arkadaşlar hoş geldiniz. Bugün kaldığım yer 4. tablet. Yani 4. tablete kadar nihayet gelebildik yani. Ondan sonra… Fakat bunu şöyle yapacağım. 4. tabletin konusu şu tabi. Hala Enkidu ve Gılgamış Humbabaya, yani Sidir ormanlarına doğru gidiyorlar. Bir kere konunun ana teması hala bu. Ama bu ana tema içerisinde böyle küçük kurgular şey üzerine oturuyor. Rüya görmek. Yani Humbabayı öldürmeye giderken Gılgamış’ın rüyaya yatması, istihare, rüya görmesi üzerine dir. 4. tabletin önemli bir kısmı.
Yani Enkidu ve Gılgamış Sidir ormanlarına giderlerken, Sidir ormanlarına bir müddet mesafede, işte o bir müddet mesafeyi tabletler söylüyor, söyleyeceğim onu size. Ondan sonra belli bir noktaya geldiklerinde Gılgamış’la Enkidu bir dağın başına çıkarlar. Ve o dağın başında Enkidu Gılgamış için rüyaya yatsın diye yani istihare, rüya,
rüyaya yatsın diye yani istihare olsun diye yatsın diye, ki daha önce bahsettim bunlardan size, Gılgamış’a bir kulübe yapar. İşte Gılgamış o kulübenin içerisinde yatacak ve rüyada Tanrı onunla konuşacaktır. Ne hakkında? Tabi ki birazdan karşılaşacakları savaş ve akıbeti hakkında. O yüzden dördüncü tablet böyle bir kurgu üzerine dayandı. Fakat ben bugün şöyle bir kere, mesela bu salıydı ders, biliyorsunuz ki bugüne aldım. Çünkü benim yavaş yavaş derslerim başlıyor veya öteki projelerim başlıyor. Ve ben ekimden itibaren bayağı yoğun oluyorum. Yani daha önce belki söyledim bunu. O yüzden muhtemelen ekime kadar ben bunu yine bir şekilde perşembeleri devam edeceğim. Ama ekimden sonra bu biraz böyle şey olur. Benim vakit bulmamla ilgili. O yüzden hani yine böyle yaza sarkabilir hikaye. Durum bu. Dolayısıyla artık perşembeleri 12’de buradayım.
Dolayısıyla benim biraz konusal olarak anlatmak istediğim şeyler de var. Yani esas da ben bu metni siz okurken bazen konular, yani metnin dışında konular çok enteresan geliyor bana. Yani onları anlatmak istiyorum falan. Fakat o da o zaman metni okuyamayız yani.
Ama bu metin okuma kısmını bugün şöyle yapıyorum, yapmak istiyorum. Konu anlatayım yani Destan’la ve Mesopotamya’yla ilgili. Dolayısıyla bu hafta okumayalım. Destan’ı bu hafta okumayalım. Önümüzdeki hafta okuyalım. Dördüncü tablette önümüzdeki hafta devam edelim. Peki bu hafta niye yapalım? Bu hafta şunu yapalım. Birazcık eski Mesopotamya’da kadınlar üzerine konuşalım. Yani bunu hani böyle az çok bir iki hafta daha düzenli yapabiliyorum. Fırsat varken anlatmak istediğim temel konulardan biri bu. O yüzden bunu böyle bir sıkıştırayım araya istedim. Öyle bir kaygıyla bu dersi eski Mesopotamya’da kadınlar üzerine konuşalım istedim.
Tabi kadınların da daha çok hukuksal durumu veya ne diyeyim ona sosyal ve statüsel durumu hani böyle bir kimlik olarak kadın. Onun üzerinde duralım biraz.
Şöyle bu antik dünyada veya çok daha eski dönemlerde eski dünyada bir kadın soylu süreç var mıydı? Yani matriarkal denilen annelerin egemen olduğu ya da kadınların egemen olduğu bir dönem yaşandı mı? Tarihin herhangi bir kesildi. Yani paleolitikten itibaren böyle bir süreç oldu mu?
Tabi böyle bir süreçin olduğuna dair Batı’da da 19. yüzyıldan itibaren böyle Bachhofen gibi birtakım adamlar böyle bir matriarkal dönemin olduğunu yani bir kadın egemen. Yani kadın soylu kadın egemen ne demek ki birazdan geleceğim ama sadece kadın soylu değil kadın egemen bir kültürün var olduğunu.
Ama zamanla bu kültürün dönüştüğünü ve erkek egemen ya da patriarkal dönemin başladığını ileri süren birtakım insanlar çıktılar. Ama tabi buradaki şey şu yani kadın egemen mi yoksa kadın soylu mu demek ki biraz daha yani ikisinin arasında bir farklılık var çünkü.
Kadın egemen dediğiniz zaman yani şöyle kadınların egemen olduğu her bağlamda bir toplumluk yapısını anlıyorsunuz basitçe. Ama kadın soylu dediğiniz zaman o zaman bazı şeylerin daha çok kadınların üzerinden götürüldüğü bir toplumsal düzeni anlıyorsunuz.
O yüzden matriarkal denilen şey aslında kadınların egemen olduğu bir süreçten ziyade daha doğru olarak bazı şeylerin kadınlar üzerinden daha çok götürüldüğü bir süreci işaret eder. Bu süreçte yani böyle bir matriarkal anlayış kadınların üzerinden bazı şeylerin daha yoğun olarak götürüldüğü süreçte aşağı yukarı böyle ilk adımları neolitikte atılmak üzere gücünü yavaş yavaş kaybeder.
Ama böyle kalkoletin sonuna doğru gelmeye başladığımızda yani M.Ö. 3500-4000’lere geldiğinizde bu tip bir matriarkal kadın soylu kültür gittikçe gücünü kaybedecek. Ve M.Ö. 3500-4000 aralığında yani Mesopotamya’da bizim Sümer falan hikayesi başladığında yaklaşık daha patriarkal daha erkek bir yapı egemen olacak.
Üç aşağı beş yukarı hikayenin mantığı biraz böyle. Şimdi bizim tabii bizim baktığımız alan Mesopotamya dediğimizde biz daha klasik çağları yani Sümer ve daha sonraki süreçleri ele alıyoruz. Bu kadar prehistorik bir döneme kadar uzanmıyor bizim Sümer kültürü bildiğimiz kadarıyla.
Mesopotamya’da erkek egemen bir topluluğun veya siyasal gücün ortaya çıkması büyük oranda böyle işte M.Ö. 4000’ler civarında M.Ö. 3500 aralığında şundan dolayı oldu. Bir kere tarımın artık çok güçlü bir şekilde yapılıyor olması ve kanal yani nehir kanallarının tarıma elverişli hale getiriliyor olması,
şehir devletlerinin ortaya çıkmış olması, ondan sonra savaşların yaygınlaşmaya başlamış olması, erkek kas gücünü ya da erkeği biraz daha ön plana çıkarmaya zorladı. Dolayısıyla kadının o matriarkal gücü diyeyim artık bu dönemden itibaren böyle çok gizli gizli devam edecek.
Mesopotamya’da bu dönemler yani bizim Sümer kültürü M.Ö. 3500’lerden itibaren başlatalım onu.
O döneme geldiğiniz andan itibaren her ne kadar patriarkal bir yapı artık toplumsal düzene egemen olmuş olsa bile kadınlarla ilgili inançlar ya da kadınlarla ilgili kültür bir şekilde gücünü kaybetse bile şüphesizlik devam etti.
Mesela gücünü kısmen kaybeden ama yine de pozisyonunu koruyan kadınlıkla ilgili önemli kavramlardan bir tanesi eski dönemlerden kalan o kadınlıkla ilgili önemli kavramlardan bir tanesi tarihçalar falan oldular. Yani tarihçalar olarak adlandırdığımız kimlikler oldular.
Biz tabi hani prehistoryik dönemlerde Tanrıça kavramını çok iyi bilmiyoruz. Yani tam böyle klasik Tanrıça tanımını yapmanız için sizin yine bu Mesopotamya bizim klasik zamanları beklemeniz lazım yani.
Bu dönemden önce Tanrıça diye bir kavram var mıydı veya bir takım arkeolojik verilere bakarak böyle bir Tanrıça kültü denilen bir kült var mıydı? Yani sırf arkeolojik verilerden yola çıkarak bunu söylemek iddialı olur.
Prehistoryik dönemlerde çok yaygın olan Venus adıyla böyle literatüre geçen o daha önce söylediğim iri yarı kadın figürleri bir Tanrıça’yı işaret etmekten ziyade daha çok büyüsel fonksiyonları olan şeydi. Dünyanın her yerinde neredeyse rastlanan bu Venus’ler bir Tanrıça’yı sembolize etmekten ziyade daha çok büyüsel ve herhalde doğumla ilgili büyülerde kullanılan bir şeydi o.
Klasik anlamıyla Tanrıça yani bir divine güç olarak Tanrıça artık bu bizim Sümer kültürü veya bir tık öncesi Mezopotamya’da veya başka yerlerde başlayacak. Tabi burada mesela Yahudilik söz konusu olduğunda eski bir Mezopotamya kültürü olan Yahudiliğin içerisindeki birtakım figürlerin ya da kişiliklerin,
mesela Havva gibi birtakım kişiliklerin eski Mezopotamya Tanrıça’larından kalan inançlar olduğunu ileri süren çalışmalar var Batı’da.
Ama şöyle yani klasik Yahudilikte bu Havva figürünün normalde bir arkayik prototip olarak eski Mezopotamya kültüründen etkilenerek oluşturulmuş tasvirsel anlatımı olsa bile eski eğitim içerisinde,
normalde Havva’nın böyle bir Tanrıça figürü olduğunu pek düşünmüyorum ben. Burada şeytan falan da faydalanıyorlar tabi.
Yani mesela Havva kelimesinin etimolojisini yaparak şeytan veya yılan figürün kelimesinin Orta Doğu dillerinde, semitik dillerin çoğunda,
mesela Hay veya Hü gibi bir şekilde telaffuz edildiği bu Hü veya Hay kelimelerinin de Havva kelimesiyle etimolojik olarak ortak olduğu ileri söylüyor. Dolayısıyla bu da Havva’nın böyle bir yılan, çünkü yılan niye Tanrıça’nın sembolü Mezopotamya’da birazdan geleceğim. Dolayısıyla Tanrıça, Tanrıça’nın sembolü, ondan sonra yılan ve bunların eski ayitteki karşılığı, yani Havva, Havva’yı kandıran yılan figürü, bütün bunların hepsi böyle çok ilişkili görmüş, görenler var daha doğrusu. Bu tabi çok böyle ayrı bir konu, buna ileride gelmeyi çok isterim ben.
Fakat sanıyorum ki bu pek öyle değil klasik Yahudilik içerisinde. Orada Yahudilik, antik Mezopotamya’da Tanrıça’nın sembolü olan yılanı aslında olumsuz anlamda kullanmıştır. Eski ayitteki o Ademli Havva kısasının içerisinde.
Yani mevcut anlayışı ortadan kaldırmaya yönelik bir teşebbüs aslında eski ayetin içerisindeki o Havva ile ilgili anlatım. Zaten kaynaklar tövbesini Jülüs, Velházyan ya da diğer adamları çok anlamadan, Tevrat’ın içerisindeki bu Havva ve Adem kısasının mahiyetini anlamak çok kolay değil aslında. O yüzden doğrudan doğruya Yahudilikte eski Tanrıça figürünün hatta Hepat’la falan bile ilişkilendiriyorlar.
Hürrilerdeki Tanrıça yani Hepat eşittir Havva falan diyorlar sırf etimolojiden yola çıkarak. Fakat bunlar şey böyle biraz tehlikeli. Yani tehlikeli derken tam böyle yalnız etimoloji esnas alınarak ya da sembolik şeyler esnas alınarak bu tip analizler biraz riskli olabilir. Doğruluk payı da olabilir ama çoğunlukla riskli.
O yüzden ama şu var, Kabalacılık mesela bu konuda daha rahat konuşabiliriz. Kabalacılık veya Kabalist Yahudi geleneği aslında Ortodoks Yahudi geleneğinden farklı olarak eski Paganist inançları Yahudiliğin böyle bir marjinal köşesinde yani Kabalist köşesinde sürdürmeye devam etmiştir. Bu ne demek? Bu şu demek Kabalacılığın içerisinde Rabbinik gelenekten Rabbinik Yahudi geleneğinden farklı olarak
Mistik Yahudi geleneğinin içerisinde yani Kabalacı geleneğinin içerisinde eski Pagan kültürden çok hafıza vardır. Kabalacı gelenek Mesopotamya’nın eski Paganist unsurlarını Yahudi kültürüyle birleştirmeye teşebbüs etmiştir.
Bunun mantığını şöyle düşünün. Peki ama yani sizin Kabalacılık dediğiniz hareket 12-13. yüzyılda ortaya çıktı. Millattan sonra bildik haliyle. Peki bu Yahudilerin bir kısmı hiç olmazsa böyle Pagan kökenden mi geliyordu
Orta çağlara kadar falan yani nasıl ortaya çıktı bu hikaye? Muhtemelen o hikaye şöyle. Millattan önce 6. yüzyılda yani 2. diasporada, 2. diasporadan sonra iki tane Yahudi geleneği ortaya çıktı.
Bunlardan bir tanesi daha böyle Babil ve İran taraflarının sürgününü görmüş olan sürgünden dönen yani 1. sürgünden dönen 1. diasporadan dönen, 2. diaspora değil 1. diasporadan dönen nereden dönen?
Irak ve İran civarından yeniden Filistin topraklarına dönen 1. sürgünü yaşamış olan bu Yahudiler daha bizim Rabbinik gelenek dediğimiz kültürü oluşturacaklar. Bir de bunun karşılığında Filistin’de kalan yani sürgüne çok gitmeyen bir başka Yahudi kültürü olacak. Onların sayısı az olsa bile onlar da daha böyle Filistin civarında biraz daha eski Yahudi geleneklerine bağlı bir kültürü taşıyan hatta bu ikisinin zaten çatışması olacak biliyorsunuz. Biraz daha eski kültürü taşıyan bir şey olacak.
Yahudi kanalı olacak. Bu iki gruptan yani hem Filistin’den hem bu Babil sürgününden dönen gruplar yeniden Filistin civarında bir araya geldiğinde
ve bunlar hem İran döneminde hem daha sonra Hellenistlik döneminde bir araya yaşamaya başladıklarında kendilerinde kalan paganist birtakım mirasları çünkü tam olarak Yahudileşmediler. Uzun zamanlar boyunca Yahudiler tam olarak bugün bizim sandığımız öyle monoteistlik bir kültürü pek oluşturmadılar.
Bu Hellenistlik dönemde hem Babil sürgününü gören hem normalde Filistin’de kalan Yahudiler geçmişlerinden devraldıkları birtakım kültürel mirası kabul eden
ve daha klasik Yahudili oluşturacak olan Yahudilerden farklı bir eski ananelerine bağlı bir Yahudi kültürü de oluşturdular.
İki tane kimlik yan yana yaşadı yani birazcık İran’dan gelen şey yani İran ve Irak diasporasından gelen Yahudilerden o eski kimliklerine bağlı, Yahudilik öncesi kimliğe bağlı, Babil’in İran’ın kimliğine bağlı bir kültür. Bir de Filistin’de daha çok Kenan kültüründen kalan miras olarak o kültürü Yahudi damarı içerisinde hala yaşamaya çalışan bir kültür, iki kültür. Bunlar kaynaşınca ortaya bildiğimiz Rabbinik veya Ortodoks Yahudilikten farklı bir Yahudi kimliği çıkmaya başladı. Ve bu ikisi yan yana Hellenist yani M.Ö. böyle 300’lerden itibaren var olmaya başladı. Mesela bunların arasında böyle net ayırımlar, yani net ayırımlar yapmak bazen zorlaşsa bile böyle bir iki grubun varlığından aslında eminiz.
Mesela Yemen Yahudiliği, yani Yemen Yahudiliği biraz böyle spesifik örnektir. Tam ne zaman gittiler Yahudiler Yemen’e falan bunlar tabii çok uzun hikaye de. Ama mesela Yemen Yahudiliği biraz şey konusunda bize ipucu veriyor. Bunlar büyük ihtimalle daha Irak ve İran sürgününü gören ve bir şekilde Güney Arabistan’a büyük ihtimalle ikinci diasporadan sonra giden.
Bu eski klasik, eski geleneksel paganist inançları biraz içerisinde taşıyan bir kimliğe mesela sahip bu Yemen Yahudilerinde bunlar mesela görünüyor.
Olayın neticesi demek ki eski pagan gelenekler Yahudi kimliği oluştuktan sonra bile aslında devam etti.
Bunlar yani bu Yahudiler böyle iki kimlikli Yahudiler işte aşağı yukarı milattan önce ikinci yüzyıl ya da üçüncü yüzyıl civarlarında bir kısmı böyle Anadolu’ya falan da dağıldı.
Yani ikinci diasporadan önceki bir süreç yani. Milattan önce 200’sü yıllarında işte Akdeniz dünyasında böyle Roma lejyonlarında falan askerler olarak dağıldılar.
Böyle bir şey oldu ki Hristiyanlığın çıkmasıyla birlikte yani artık milattan sonraki dönemlerle birlikte bu iki kimliğin içerisinde eski pagan geleneklere devam eden hem Yahudi hem pagan kültürlerini sürdürmeye çalışan gruplar
biraz Hellenistik kültürünün getirdiği mistik doktorinlerle mistik bir hikaye başlattılar. Mistik bir kültür başlattılar ki bu işte kabalacılığa dönecek olan şey bu olacak.
Normalde mesela bunu Hristiyanlığın içerisinde de biraz arayabilirsiniz. Yani aslında Hristiyanlık ortaya çıktığında böyle birkaç tane ana damarlı ortaya çıktı. İşte birisi hepimizin bildiği Polen Hristiyanlık denilen veya Paulus Hristiyanlık denilen veya Centiler Hristiyanlığı denilen bir damar. Bir tanesi Yahudi Hristiyanlık denilen daha başka bir damar. Bir tanesi de Gnostik Hristiyanlık denilen bir başka damar. Mesela bu Gnostik Hristiyanlık denilen damar normalde o eski Hellenistik, mistik inançların Hristiyanlık içinde böyle yeniden canlanmış halde.
O yüzden mesela Gnostik Hristiyanlığa baktığınız zaman Yahudi Hristiyanlık dediğimizde zaten çok ilişkisi yoktur. Paul Hristiyanlığına biraz benzer ama yine de farklı bir ekoldür.
Aşağı yukarı üçüncü yüzyıldan itibaren falan da bu Gnostik Hristiyanlık dediğimiz kültür, Basili diyenler gibi birtakım ekollerle Anadolu’nun özellikle Urfa yani Güneydoğu Anadolu’da falan devam edecek. Böyle bir değişik kültür olacak. Onlarda Gnostik Hristiyanlık dediğimiz daha sonra pek yaşamayacak olan bir Hristiyanlığı oluşturacak.
Şimdi Yahudiler de, bu eski pagan mirası devam ettirmeye çalışan Yahudiler de Hristiyanlık ortaya çıkmaya başladığında dönemin bu Hellenistik, mistik yapısından etkilenerek
bu Yahudilik artı eski paganist gelenekler hem Filistin’den hem İran’dan gelen paganist gelenekler artı Hellenistik dönemin mistik akımları bütün bunların hepsi birleşecek ve Yahudiliğin içerisinde
Kabalist geleneğin de böyle temelini oluşturacak, bir yapı oluşturacak. İşte bu yapıya ait işaretlerin bir kısmı da bizim Ölüdeniz el yazmaları denilen ve MÖ’nce böyle yüzlerle aşağı yukarı,
milattan sonra 50-60 civarına kadar süren bir süreçte çeşitli Yahudi gruplarına ait ama izini sürebildiğimiz kadarıyla bu tip Yahudi gruplarına da ait bazı malzemeler verecek bize. İzlerini biz bu adamların işte o şeyde görebiliyoruz yani Ölüdeniz yazmalarını yazan bazı grupların içerisinde görebiliyoruz. Bu tip gruplar böyle enohik Batı literatüründe enohik Yahudiler falan da deniliyor.
İşte bu adamlar ikinci diaspora olduğunda ve aşağı yukarı milattan sonra 130-140’tan itibaren artık Filistin topraklarında neredeyse hiç kalmayacaklar.
Bunlar öteki Yahudilerle birlikte yani klasik Rabbinik Yahudilikle birlikte bunlar artık ikinci diaspora coğrafyasının bütününe dağılacaklar. Yani Akdeniz işte neyse yani bütün bildiğiniz yakın doğunun bütün coğrafyasına, İkinci Diaspora, Romalılar tarafından dağıtılacaklar.
Peki ne olacak? Şu olacak. Bu coğrafyalara dağıtılan Yahudilerde hangi kimlikler olacak bu durumda? Bir, klasik Yahudiliği oluşturacak olan daha böyle Talmudik, daha bizim bugün tanıdığımız Rabbinik Yahudilik dediğimiz bir Yahudilik kimliği var.
Ne olup bunlardan olacak? Ama bazı yerlerde, mesela nerede bazı yerlerde? Kuzey Afrika’da bazı yerlerde ve belki Anadolu’da bazı yerlerde bir grup Yahudiler bu eski Paganist kültürden kalan o mirasa bağlı Yahudi kimliğini sürdürecekler. Bunlar tabii öteki Yahudilerle karşılaşıyorlar fakat asimile de olmuyorlar ama sayısal olarak daha az oldukları düşünülüyor. İşte bu Yahudiler yani Diaspora’da öteki Yahudilerle birlikte yaşayan daha az sayıdaki bu mistik eğilimli Yahudilerde ve eski Paganist kültürü taşıyan Yahudilerde bizim kabalacılıklı dediğimiz bir harekete dönüşecek.
Nerede dönüşecek? En erken izleri Kuzey Afrika’da daha sonra İspanya’da yani aşağı yukarı 600-700 yıllarından itibaren İspanya’da yani net olarak görebileceğiz bu adamları.
İşte sonra 12-13. yüzyılda İspanya’da artık iyice netleşecek. İşte bu kabalacılık dediğimiz bu hareketin dibine baktığınızda zaman bu adamlarda hem eski İran inançları var hem eski Mezopotamya inançları var.
Özellikle Filistin yoluyla ya işte Irak’tan gelen inançlar var. Hem Hellenistlik dönemin mistik anlayışı var. Şimdi buradan baktığınızda her ne kadar modern zamanlarda kabalacı gelenekle klasik Yahudiliği böyle hani bunlar aynı şeylerdir diye politik bir retörik olsa bile bu pek öyle değil tabii ki. O yüzden kabalacı gelenek o eski mirası eski Mezopotamya antik mirası içinde taşımıştır. O yüzden de yani adeta şey düşünün hani kabalacılardaki sefirelerin eski pagan inançlarından kalan tanrısal kişilikler olduğunu falan düşünün.
Veya işte eski Tanrıça kültünün kabalacı geleneğin içerisinde dişil bir şeye külte dönüştüğünü düşünün. Çünkü kabalacılıkta dişillik kavramı önemlidir.
Şekine zaten kendi başına dişil bir şeydir. Yani tarihinin bu dünyadaki iz düşümü gibi dişillik kavramı kabalacılıkta çok önemlidir. İşte nereden kaldı bu hikaye dediğinizde eski pagan geleneklere kadar uzanan bir şeydir.
Bundan dolayı da çoğunlukla daha böyle konverse bir takım Yahudi hareketlerinde hep böyle bir kabalacı şey görürsünüz.
Mistik yapı görürsünüz. O yüzden de konverse hareketler yani Yahudilikte konverse hareketler veya konverse hareketler değil mi ona, konverse hareketler kabalacılıkla beslenmişlerdir. Bundan dolayı da klasik Yahudilikten daha şeydir. Mesela tabiat söz konusu olduğuna tabiat da daha içli dışlıdır. Ondan sonra böyle biraz daha evrensel temayuller falan taşır.
Bunun sebebi eski mezopotamya’daki o dişil unsurların işte tarihçalar veya onlarla ilgili bir takım dişil unsurların feminine karakterlerin eski mezopotamya’daki şeyde devamıdır. Yani devamıdır. Kabalacı içerisindeki doktörünün farklılığı bundan kaynaklanır. Kabalacılıkta arayacaksanız böyle bir mezopotamya dişil ilkesi bu mantıklı. Ama klasik Yahudiliğin içerisinde havvanın böyle bir eski tarihçi hafifli gününü temsil ettiğini çok düşünmüyorum ben.
Evet. Şimdi tabii demek ki mezopotamya’da bir dönem kadın soylu bir süreç vardı tamam. Sonra kalkolitik dönemin sonuna doğru patriarkal çağ ortaya çıktı.
Nedenlerini saydım tamam. İşte bu dönemden itibaren yani Sümer kültürüyle birlikte kadınların pozisyonunun şimdi daha şeye geçtik yani tarihçalar değil normal hominy insanoğluna geçtik yani.
Kadınların pozisyonunda, hukuksal pozisyonunda eskiye göre bir düşüş yaşandı. Ve kadın soylulukta da yani bazı şeyleri kadın üzerinden izlemek anlamında da bir düşüş yaşandı.
Ne zamandan itibaren işte bu Sümer uygarlığı dediğimiz uygarlığın Ortadoğu’da ortaya çıkmasıyla birlikte. Sümer toplumu patriarkal bir toplum tabii.
Yani biraz da o sosyolojik şartlar Sümer toplumunu patriarkal hale getirmiş ama Sümerlerde her ay rükarda kadın daha sonra gelecek olan Semitik kültürlerde işte Asur Babil gibi daha şeydir.
Hani daha o kadın soyluluk gücü Sümer’de biraz daha mevcuttur. Daha sonraki Semitik kültürlerde biraz daha şey olacak. Bu mesela göreceksiniz yasalar ya da klasik uygulamalarda falan kadının pozisyonu daha biraz daha aşağı çökmüş olacak.
Ama mesela Sümerlerle başlayayım ilk önce. Kadın algısının nasıl Sümerlerde? Şimdi hani modern kadın nasıl algılanıyorsa Sümerlerde veya Semitiklerde kadın algısında çok fazla şey böyle çok ince sosyolojik analizler yapmıyorsanız eğer veya çok detaylarda aramıyorsanız hikayenin gerçekliğini
popüler düzeyde modern kadınla antik kadın arasında çok farklılık yok sanki. Mesela ben şimdi önümde bir metin var benim. Bu metin benim kendi makalem.
Yani yakında çıkacak olan bir makale. Ben şimdi oradan takip ediyorum şu an size yani. Mesela Sümerlerde bir şey var ne diyeyim size iki kadının atışması. Bunun Sümerçe karşılığını biz bilmiyoruz.
Ama literatüre yani batı literatürüne iki kadının atışması diye geçmiş. Ben de iki kadının atışması diye şu an telaffuz ediyorum. O orjinal adlandırmayı bilmiyoruz.
Tabii Mesopotamya’da bu tip atışma diyalogları popüler. Özellikle Sümerlerde çok popüler. İşte iki kadının atışması denilen böyle bir atışma metni de bize kadınların bir bağlamla nasıl algılandığıyla ilgili bir fikir verecek.
Çünkü o da bugünkü çok farklı değil gibi görünüyor. Şu mesela ben seçiyorum şimdi bazı cümleleri. Umu susur şe sassa sa in da gu la du du.
Şimdi bu ne demek? Bunun Türkçesi şu. Yani bu iki kadın kendi aralarında atışıyorlar ve kadınlar birbirlerini suçluyorlar. Şimdi birisi diğerine şöyle söylüyor. Hep zeytin sıkıyorsun. Arpa’yı kızartıyorsun. Ekmekleri büyük büyük pişiriyorsun.
Yani birazcık aşağı indirirosak Hotannes’ten zaten daha兒 Ioanna’ya komş motorcycles Poppy’ disorders hoyasında Darwin’i babamla kullanmaktan dahaب bu kalem Dü побikasından ad saatinde suçffentlichiz disturbing kizah stove. Yaniде 이거하풍 endlesspartikelatı vokalleri çok kötü DRCuningårt. Bence a savingvent先生 gibi bir ol incentive oldu.
ekmekleri büyüp pişiriyorsun. Yani birazcık aşağılama var bu retorikte. Mesela bir başka, yine aynı metnin içerisinden örnek. Asi, alulu, azi, arrarra. Şimdi bu da yine bir kadının öteki kadına verdiği cevap. Sen de su çekiyorsun. Yani sen de sürekli su çekiyorsun. Suyu dağıtıyorsun.
Durmadan buğday örtüyorsun. Yani sadece eve bağlı bir kadın eleştiresi. Sonra yine aynı metinde geçen, yani bu iki kadın atışması denilen metinde geçen bir başka ifade. İrda yanim odun pahanim. Ne demek bu?
Domuz ahı, yani onun evi, yani kadının evi domuz ahı. Ocağı da, yani klasik ev ocağı ise tapınağı. Yani hani o sürekli evde olmaya yönelik bir başka şey. Aşağılama. Yine aynı aşağılamaya yönelik bir başka ifade.
Şimdi yine kim kim damanim şu şu dumunim. Bu şu demek. Alttaki dibek, kocası dibek var ya yani buğdayı falan örtünüz ya da ezdiğiniz. Alttaki dibek, kocası üstteki dibek çocuğu. Yani bu kadın sadece işte buğday örtüyor ya da işte tahıl eğit örtüyor. Ve bir de çocuk bakıyor. Yani başka bir şey yok. Gibi bir kadın fenomeni var. Bu fenomen de o kadının evle olan ilişkisini bize biraz hayal ettiriyor. Yani hani klasik bir ev kadını figürü muhtemelen bu dönemlerde de vardı. Ve bu bir başkası tarafından eleştiriliyor.
Mesela yine kadınlarla ilgili bir başka retorik. Bu da ka hulu denilen bir tablette. Şa durre, ta da. Böyle ağır ağır okuyorum ki hani iyi iştin diye. Anşe numun kuşan. Bu da şu. Rahmi görevini yapmayan kadın dul bir eşektir.
Böyle atasözü gibi bir şey bu. Yani rahmi görevini yapmayan kadın dul bir eşektir. Burada tabii geleşikliğe getirdiği eleştiri şu. Çocuk, hani çocuk yapmayan bir kadın, yapamayan bir kadın merkepten farkı yoktur. Yani söylediği şey bu. Dolayısıyla o çocuk kavramının önemiyle ilgili bir şey.
Sonra yine aynı metinde. Dumu munus lunik nutuku galla ani numun nakkala munus nudani nuduldul damani nuka seda.
Şu rahminin kendisi için devre olmayan fakir bir kız, kocasını kendine bağlayamayan kadın, uyuduğu kocasını kuşatamayan kadın. Yine devam ediyorum. Kazu kakurugen alke seda lugu deya nugal.
Kapının yani rahmin, kapı yani rahim yani vaginan, koca karanın kapısı gibi kitli. Bundan dolayı sen bir erkek bulamazsın. Yani burada yine kadının kocasına hürmet etmesi gerektiği aslında kadının kocası için var olduğu klasik anlayışının prototipi, ifadeler bunlar. Dolayısıyla sümer döneminde kadının ancak çocuğuyla, ancak kocasıyla ilgili ya da ilişkili olduğu oranla anlamlı olduğuna dair ifadeler bunlar.
Bütünüyle pratikte sümer kültüründe böyle olmayabilir ama öyle olmadığında dair şeyleri de var, algılar da var ama neticede kadın figürünün anlamı bunlardan örülüyor biraz. Çünkü artık patriarkal bir topluluk var olmuş. Tabi şimdi kadın sümerce ağmur diye biliniyor. Elimizdeki çivi yazılı metinlerde kadınlarla ilgili böyle çok net referansı olacağını tahmin etmeyin yani. Sadece derleyebiliyoruz biz çeşitli bilgileri.
Toplumsal pozisyonlarıyla ilgili kadınların yani az evvel saydığım klasik kadın figürü ama bir de toplumsal olarak bir statü olarak kadınlar nasıldı dediğinizde bazı şeyler var, terminolojiler var elimizde o toplumsal pozisyonla ilgili.
Mesela bunlardan bir tanesi şey yani toplum içinde kadın nerede durur anlamında. Munus amagan. Munus amagan şey demek hamile kadın demek yani baya geçen bir ifade bu hani hamilelik bir toplumsal durumdur.
Numukus mesela dul kadın bu da bir toplumsal durumdur. Nugik rahibeler yani daha doğrusu kadın rahibeler yani kadın din görevlileri Nugik rahibe veya kadın din görevlisi bu da bir toplumsal durum.
Artu Munus hizmetçi yani Artu Munus hizmetçi ama tabi mesela şu ana kadar böyle kadınları çok eve çocuğa ve kocaya mahkum eden bir şey çizdim böyle çizgi çizdim.
Bütün ülke öyle olmayacak tabi ki. Lukur Lugal mesela Lukur Lugal de şu demek ticari işler yapan kadınlar yani büyük ticari işler yapan kadınlar. Mesela böyle kadınlar mı var yani kadınlar sadece evde çocuk koca falan hani bunlarla ilgili öyle değil büyük ticari işleri veya benzeri işler yapan kadınlar da var. İşte onlar için kullanılan bir ifade bu Lukur Lugal ifadesi. Aslında mesela bu dönem yani o kadar detay girmek istemiyorum da yine de söylemeden duramıyorum. Mesela bu dönem tam Sümer’in bu dönemleri normalde böyle kadın soylu bir kültürle erkek egemen bir grubun çatışmasının dönemidir.
Bundan dolayı da kadınların o kadın soylu olan retori veya onunla ilgili kadın soylu konseptler Sümer metinlerinde bir şekilde koyulmuş. Yani belli ki o eril güç az evvel saygım sosyolojik gerekçelerle kontrol ele geçirmeye başlayınca daha önce var olan o kadın üzerinden takip edilen güç çatışmaya başlamış bunlar.
İşte arada böyle o kadınlarla ilgili hala önemli pozisyonlar o eski dönemden hala devam eden şeyler. Ama bunlar bir müddet sonra daha da sıkışacak o eski güç kadının eski gücü o semitik artık akatla falan biraz daha sıkışmaya başlayacak.
Tamam. Peki böyle kadınlar sadece evde mi? Az önce söyledim değiller. İş çalışan kadınlar var birazdan geleceğim zaten.
Tabi mesela kraliçeler falan da var. Yani bütünüyle kadın dışlanmış değil, kraliçelerin hala egemen olduğu veya güçlü olduğu bir süreç. Mesela bunlardan işte bir tanesi Sümer Kral listelerinde geçen Kiş şehrindeki Kubaba. Yani Kiş şehrinin şehrinde kraliçe Kubaba, kubabaya ait birtakım referanslar var ve güçlü. Bu kraliçeler güçlü pozisyondalar. Evlerinde oturan böyle tipler değiller.
Ondan sonra aşağı yukarı erken sürerler. Yani böyle milap dönünce 2500-2600lere tarihlenen Uğur Kral mezarlarından gelen birtakım bilgiler var. Mesela bu bilgilerde de kraliçe Puabi. Kraliçe Puabi de böyle güçlü bir kadın yani. Hititlerdeki Pudehpa gibi. Ondan sonra işte İbgal Tapınağı’ndan gelen Lager Steli var meşhur. Orada birtakım tasvirler var.
Kadınlarla ilgili tasvirler var. O tasvirlerden şey yapabiliyoruz hani kadınların o kısmen güçlü imalarına yönelik referanslar var. Ondan sonra sonra Usumgal Steli’nde kral Usumgal’ın kızı Iguzu var. Şara Iguzu. Mesela Şara Iguzu da şeydir böyle güçlü kadın profillerinden bir tanesidir.
Ondan sonra sonra Mari’de, Suriye’de yani Ninni Zaza Tapınağı var. Ninni Zaza Tapınağı’nda böyle yine kadın tasvirler var. Yani gündelik hayatın içinde kadın tasvirleri.
Burada kadın tasvirleri de şey örtülüyor fakat Sümerler’de büyük ihtimalle örtü bir hukuksal durumu ifade eden şey değil.
Sümerler’de örtünme daha çok şeyle ilgili bir iş, bir pozisyon, bir anlık icatla ilgili. Yani daha sonra semitiklerde olacağı üzere Sümerler’de örtünme yani kadının örtünmesi bir hukuksal durum değil.
Yani tam böyle statü belirleyen veya gender, yani bir dişi tür olarak kadının hukuki durumu budur diye örtü semitiklerde var.
Sümerler’de pek böyle bir şey yok ama örtülü tasvirler var Sümerler’de. Ama tabii örtüsüz tasvirler de var yani. Ama Sümerler’deki bu örtülü tasvirler kadınların sokakta veya publik alanlarda örtünmüyor veya bir göstergi, hukuki göstergi olarak örtünmesi gerekli veya örtündüğü anlamına gelmiyor büyük ihtimalle.
Ondan sonra yani bu Nimn-i Zaza tapınağında dedim ya hani örtülü kadın fikir, ondan dolayı söyledim bunu.
Ondan sonra Ur’da Gipar tapınağından gelen böyle bir tasvir var. Yine kadının o toplumsal yönüne yönelik tasvirler. Ondan sonra Mari’de, Farada, Tutup’ta yani bunlar eski müzopotamyanın önemli şehirleri. Buralarda mesela kadın müzisyenlerin tasvirleri var.
Kadın müzisyenler. Yani ki mesela bu tasvirlerde kadınlar böyle çıplak olarak falan da tasvir edilmişler. Yani bunlar publik kadınlar. Ama vücutları çıplak ya da yarı çıplak yani. O yüzden bu örtünme şeyi biraz daha sonra ortaya çıkacak herhalde.
Tabi bize Sümer Uygarlığı’ndan kalan böyle kadınlarla ilgili bilgiler, üç aşağı bölüştüleri bunlar. Birazdan yine bir iki şeye geleceğim.
32 tane, birkaç yani aşağı yukarı 30 civarında da Sümer kadınlarının ismi kalmış bize. Bunlar da 3. Uğur dönemine ait. Yani son Sümerli Süverlidir mezopotamya’da.
Mesela bu sayılan isimler de hepsi toplumsal fonksiyonu olan isimler. Yani böyle sokakta olan isimler. Bir tanesi Kral Sulgi’nin karısı Abisimti meşhur. O da böyle fal yani toplumun içinde olan isimlerden. Sonra mesela Nippur’daki Drehem arşivi var. Mesela Drehem arşivlerinde falan kadının bu çalışan kadınlarla ilgili bilgiler var.
Kadınlar toplumsal olarak çalışıyorlar. Öyle bir statüleri var. Ve güççüler. Bu arşivden öyle anlaşılıyor. Bu kadınlar azda değiller yani.
Tabi tapınaklarda rahibe pozisyonunda veya kürk görevdesi kadın pozisyonunda olanlar yere özgür pozisyondalar. Yani pek çok şeye kendilerine ait mülk olabiliyor. Yani hani mülkleri var. Mülk sahibi olabiliyorlar. Mesela salme şey demek yani asil kökenli kadınlar salmeler. Bunlar mülkleri olan kadınlar.
Ticaret yapan, mülkleri olan kadınlar yani. Bağımsızlar yani. Öyle bir herhangi bir şeye de bağlı değiller. Rahat çalışan gündelik hayatlarında kadınlar.
Tabi şöyle. Evet yani bir yanıyla kadınlar sokakta dışarıda yani toplumsal hayatının içerisindeler. Ama tabii Urgakina döneminde falan ya da Urgakina yasalarına baktığınız zaman Sümerli kadınlar üzerine böyle bir kısıtlama getirildiğini anlaşılıyor. Yani bu yasal kısıtlamaların ne kadarının böyle halk içerisinde etkili olduğunu bilmiyoruz aslında.
Ama yasal kısıtlamalar var Urgakina’da falan var. Ama bu yasal kısıtlamalar bütünüyle sokağa yansımamış olabilir. Yani sokakta başka bir hayat ama yasal olarak da kısıtlamalar da var olabilir.
Mesela şöyle Urgakina yasalarında enteresan bir şey var. Daha önce mesela kadınlar, bu tabi biraz matriarkal dönemden gelen bir şey. Daha önce kadınlar iki kocayla evlenebiliyorlar.
Ama Urgakina ile birlikte bu artık sınırlanıyor. Yani tek kocayla sınırlanıyor. İşte bu biraz evvel söylediğim şey var ya yani kadınların o matriarkal yanının hala devam ettiği bir süreç olduğu için bir kadının iki kocayla evlenmesi de matriarkal yapılara ait bir durumdur. Yani izler mesela burada devam ediyor ve Urgakina tabi böyle patriarkal bir yasa yaptığı için o haklar yer alınıyor. Yani kadınları biraz daha merkeze yani kocaya bağlama teşebbüsleri bunlar. Kocaya demek de patriarkıya yani erkek eğmelerin güce bağlamak demek yani.
Mesela Urnanmu kanunları var. Sümer onlarda tabi. Urnanmu yasalarında da o kadınlar üzerindeki baskının arttırıldığını görüyorsunuz.
Normalde mesela bir erkeğin aldığı ceza ne ise kadınların cezası biraz daha fazla. Yani dolayısıyla bu da yine o baskıyı gösteriyor biraz. Yani bir suç işliyor, erkek de işliyor, kadın da işliyor ama kadının aldığı ceza daha fazla o anlamda. Mesela zina falan söz konusu olduğunda kadınlar cezalandırılıyor. Yani bazı bilemediğimiz detay bilgiler olabilir ama daha çok icraata baktığınızda bir zina söz konusu olduğunda kadın cezalandırılıyor.
Erkeğin cezalandırılanı da hayır, henüz bir şey yok.
Ama tabi bu yasalar aynı zamanda ama bu yine bakın şeydir yani eve mahkum edilmeye çalışılan o çağda eve mahkum edilmeye çalışılan çünkü kontrol altına alınması zor bir matriarkal yapının yeni yeni kapanmaya başladığı bir dönemdesiniz.
Dolayısıyla kadınları bir şekilde evde kontrol altında tutmak durumundasınız. Şimdi bunu bir yandan bunu yapmaya çalışıyor ama bir yandan da kadınların haklarını yani toplumsal hayatından uzaklaştırılmaya çalışılan kadınların haklarını bütünüyle de ortadan kaldırmıyor.
Mesela ney? İşte 3. Uğur döneminden kalan bazı yasalar da kadına eğer ayrılırsa erkek bir şey ödemek zorunda. Yani koca bıraktı ve gitti öyle yok mutlaka onun bir miktarını belli 60 şeker kadar bir miktar para ödemek durumundasınız yani.
Eğer koca ilk eşini boşadı 60 şeker verecek. İkinci eşini de boşarsa o zaman yani ikinci aldığı eşi de boşarsa o zaman 30 şeker verecek ona kadına yani.
Dolayısıyla boşanmalarda falan böyle para ödemeleri var. Başka burada detay bilgiler var da ben süzüyorum yani.
Biraz tekrarlar var onları süzmeye çalışıyorum. Sonra mesela Telmozan’dan yani Suriye’de Telmozan’dan gelen mühür baskılısında tasvirler var kadınlarla ilgili tasvirler falan var.
Mesela bu tasvirlerde de çeşitli kadınların, burada mesela 4 tane kadının böyle oturup birtakım işler örgü yani örgü derken tekstil falan hani o gibi işlerle çalıştık yani tasvir edildiğini görüyoruz.
Belli ki bu işleri yapıyorlar. Sonra Tuli Mühür denilen bir mühür baskısında da yine böyle bir kadının herhalde evde böyle bir yemek çorba falan kaynatıyor.
Böyle bir kabın içine şeyini sokmuş çubuğu karıştırıyor. Bu kadının ev haline yönelik bir pozisyon ama şey var yani baya bir kadının toplumsal iş yaparken kine yönelik tasvir sahnesi var.
Ve en çok tabi Ebla’dan çıkmış. Ebla’da yine Suriye Ebla metinlerinde 900 kadar kadının isminin örmecilik yani örme ve tahıl öğütme gibi işlerde çalıştığına dair referanslar var.
Bunlar şeyde yani kamu içerisinde çalışıyorlar. Sonra Garsana ve İrı Sagrik arşivlerinde, İrı Sagrik arşivlerinde ve Garsana arşivlerinde çok sayıda hekim kadının olduğu anlaşılıyor ve katip kadınların olduğu anlaşılıyor.
Köle kadınların tekstil işlerinde falan çalıştığını biliyoruz. Publik olarak yani. Tabi Urukvazosu’nda Tariqa’nın, herhalde İnnanla’nın yani Urukvazosu diye bir şey var, üzerinde bir tasvir var.
Ondan sonra oradaki o tasvirdeki Tariqa yani İnnanla’nın kıyafeti örtülü bir kıyafet. Ama o örtülü olmak Sümerler’de bir kült durumu dolayısıyla mıdır?
Yoksa kadının sokağa çıktığında hukuki bir göstergi olarak örtülmesiyle ilgili midir? Bunu tartışıyorlar ama büyük oranda kabul şey, oradaki örtülü olan Tariqa normalde bir kült eylemini sembolize ettiği için öyledir deniliyor çoğunlukla.
Tabi yine Tariqa, İnnanla’nın Ereşkigali yani kardeşi Ereşkigali yerin altında ziyarete gitti. Bu bir mid anlatımı yani.
Yani yerin altında ziyarete gittiğinde başında bir örtüden bahsediliyor. Örtü Sugurra yani başında bir örtü var Sugurra. O örtü yine İnnanla’nın böyle örtülmüş kapalı olduğunu gösteriyor.
Ama bu işte bütün kadınlara teşmil edilen bir şey midir kamu alanında veya kültle ilgili bir şey midir bu tartışma ama bana göre Sümerler’de bunlar kültle veya belirli pozisyonlarla ilgili şey ama normalde publik olarak kadınların örtünmesi gerektiği ne dair net referans yok.
Ama Semitik halklarda var. Şimdi Akkad, Asur, Babil mesela bunlar da var yani. Şimdi geldik Sümer devri kapandı artık Akkad, Asur, Babil mezopotamyanın Semitik halklarındasınız. Tabi temel prensip şu Semitik yani göçebe bu bedevî halklar, Ortadoğu’da işte böyle devletler kurumaya başlayınca bunlar patriarkal toplumlar. Yani hani göçebe kültürler ve çöllerden gelen adamlar ve sert adamlar ve erkek egemen bir toplum. O yüzden kadın baskılanmış biraz.
İşte burada göreceksiniz hani kadının o baskılanmak veya dönemin hukukuna göre belli bir statü kazanması daha net bir statü kazanması süreci burada ortaya çıkacak.
Yani baskılanma kelimesi çok modern bir kelime. Hani o baskılanmayı ben şimdi siz anlayasınız diye söylüyorum ama hani o dönemin sosyolojik şartları içerisinde baskılanma kelimesi başka bir şey ifade eder. O yüzden hani bu kullandığım kelime modern, sizi anlatabilmek içindir yani. Tabi kadın kelimesi için iş şu yani Semitik dillerde iş şu kelimesi yaygın kelimede kadın için kullanılan bir kelime. Ama tabi bu böyle jenevik bir kelime kadını ifade eden kadının pozisyonlarına, durumlarına göre hukuki statüsü falan bunlara göre aldığı isimler var.
Mesela ummu anne demek, ümmi yani anne demek. Ondan sonra eş yani kocanın eşi altu veya aşatu yani bir eş hali bu. Hamile kadın eritu ondan sonra.
Sonra kadınlara hani çocuk doğuran anlamında veledu deniliyor. Çocuğu doğuran anlamında veya şekillendiren anlamında bantu deniliyor. Yani hani bir çocuk çıkartan onu şekillendiren anlamında bantu.
Sonra anne ve babanın çocuğu yetiştirme süreci için kullanılan bir terminoloji var. Yani bu hem anneyi hem babayı birazcık ifade ediyor. Yani daha doğrusu anneyi ve babanı çocukları üzerindeki pozisyonu, eylemsel pozisyonunu ifade ediyor. Buna rubbu deniliyor.
Annenin tabi en esasti görevi semitik kültürlerde çocuğu emzirmedir. Eneku yani emzirme demek. Ana sütü şizip ummi diye bilinir. Mesela şeyden semitik deyimlerden şöyle ifadeler var.
Tula şabatu. Tula şabatu şu demek yani çocuk annesinin memesini emer. Yani bunlar böyle metinlerde geçen ifadeler. Anne ve çocuk arasındaki durumu tasvir eden ifadeler. Anne çocuğunu göğsüne basar. Ne demek?
Kirmi ummi. Anne çocuğunu göğsüne yerleştirir. Leku. Ve şefkat lekucaklar. Lapator. Gibi oldukça zengin anne ve çocuk terminolojisi var semitik kültürlerde. Tabi bu terminolojinin zenginliği kadının evle daha yoğun ilişkisi anlamına geliyor. Kadının evle daha yoğun ilişkisi artık semitik kültürlerde var. Bu terminoloji zenginliği bunun işaretlerinden biri. Sonra hani dünyalar çok fazla değişmiyor. Eski Babil dönemine ait ağlayan çocuğu susturma büyü formülasyonunda şöyle bir ifade var.
Annem gelinceye kadar önce şeyini okuyayım semitik akatçasını. Tala patka. Şöyle Türkçesini söyleyeyim. Annem gelinceye kadar bir gözenin su gözesinin su kaynağının, annen gelinceye kadar bir gözenin suyu gibi böyle bir sakin kal ve kendine dikkat et.
Yani bu bir büyü formülasyonu böyle ağlayan çocuklar için yapılan bir incantation yani büyü öyle diyeyim. Tabi hamura bir kalmınları mezopotamiyada bir dönüm noktasıdır.
Yani pek çok anlamda mezopotamiyada bir dönüm noktasıdır. Ama kadınların durumuyla ilgili de bir dönüm noktasıdır. O yüzden hamura bir yasalarında kadınlarla ilgili bayağı şey var, bilgi var yani onların o hukuksal durumuyla ilgili.
Aslında mesela bu yasalarda bir yanıyla bakıyorsunuz kadınlar şeydir hani biraz toplumun dışında tutulmaya çalışılmış daha evde tutulmaya çalışılmış bütünüyle olmasa bile. Ama öte yanıyla bakıyorsunuz ki bazı konularda da çok iyi haklar verilmiş. Yani böyle enteresan bir şey.
Çünkü bu dönem yani bu Babil artık yani bir devlet kurulmuş şeyler semitikler yani devletleri var zaten ama Babil devleti başka bir devlettir yani Ortadoğu’da. Artık böyle ciddi bir devlet kurulmuş ve böyle bir yasa kodeksi gerçekleştiriliyor.
Tabi bu dönemde bu yasalara baktığınızda o erken dönem siyasal durumuyla Babil sonrası siyasal durumu çatışmasını ve gerginliğini bu yasalarda görüyorsunuz. Ve her şey bu gerginliğin çelişkisinden pay alıyor. Kadınların durumu da böyle aslında. Tamam. Şimdi bir kere yani normalde kız çocukları eğer şeyse yani bir kocaya gitmişse zaten mirastan pay almıyor. Şimdi miras hani belirleyici bir şey ya kadının hukuki statüsünü ve göstergesini biraz onun için buradan giriyorum.
Mirastan normalde evlendiği zaman pay almıyor. Fakat evlenmemişse bir pay alıyor. Yani bu da şeydir yani böyle basit bir yasa değil yani. Fakat tabi evlenmediğinde erkeğe göre aldığı pay üçte bir oranında. Yani üçte bir oranında pay alıyor.
Tabi kız çocuğu şöyle algılanmış normalde evlenecek ve gidecek. Yani konsept bu. Dolayısıyla kızın evde kalması şey bir durum yani anormal bir durum. Dolayısıyla hani gidecek hep gidecek gibi tasarlandığı için yasalar da onlar üzerinden biraz götürülmüş.
Eğer kült görevlisi ise kadın yani tapınaklarda görevlisi ise o zaman daha fazla bir özgürlük alanı var kadınların. Yani klasik bir ev kadını ya da bir ev kızı’na göre kült kadınlarının daha fazla haklarının olduğunu biliyoruz.
Mesela Hammurabi kanunlarında 178 ve 179. maddeler bunu anlatıyor. Yani bir kült görevlisi icra eden kadının diğer kadınlara göre daha fazla hakkın olduğu. Oradan anlaşılıyor. Zaten pek çok kral kızının da tapınakta kült görevlisi olarak görev yaptığını biliyoruz.
Tabii eğer bir erkek karısını boşarsa sebebi ne olursa olsun 137. maddeye göre yani Hammurabi yasaları 137. maddeye göre mutlaka şey vermek zorunda. Onun karşılığını vermek zorunda. Yani adam mutlaka nafakayı ödemek zorunda eğer boşarsa. Mesela şöyle bir şey 148. maddeye şunu koymuş. Eğer bir kadın evlendikten sonra hasta olursa ve kocası ona bakmak durumunda kalırsa bir kadın erkeğin böyle bir hakkı yok. Boşama hakkı yok mesela. Yani erkek onu boşayamaz. Ona bakmak durumunda.
Çocuğu olmayan bir kadın boşanabilir. Fakat çocuğu olmayan bir kadını boşadığınız zaman onun parasını nafakasını ödemek zorundasınız. Mesela bu da 136. maddeden şimdi bir adam karısını boşadı veya terk etti. Eğer bu adam yeniden karısına dönmek isterse kadının kocasını kabul etmeme hakkı var.
Mesela böyle bir durum var. Bu da tabii kadınların korunmasıyla ilgili şeyler yani enteresan ifadeler. Mesela çocuğu olmayan bir kadının kocası köle bir kadın aldığında çocuk sahibi olursa erkeğin köle kadını para karşılığında satması yasaktır. Yani bu da 146. madde.
Yani çocuğu olmayan bir kadının kocası köle bir kadın alıyor. Fakat kadın yani çocuk sahibi olursa eğer köle kadını satması yasak. Yani bir şekilde ona bakmak durumunda.
Bu da köle haklarıyla yani kadın köle haklarıyla ilgili bir şey. Tabii eğer çocuğu olmayan bir adam köle kadını aldığında o köle kadının çocuğu olmazsa o zaman satabilir. Yani burada köle kadından önemli olan bir çocuk elde etmek 147. maddede çocuğu olmayan ve bu amaçla alınan köle kadının satılabileceği konusunda.
Tabi semitik kadınlarda bu belki çok böyle üzerine konuşulabilir bir sosyolojik kavram ama şimdi o kufasını geçiyorum.
Hukuksal bir statü olarak kadının dışarıda örtünmesi kesindir. Yani kadın mutlaka semitik kültürlerde dışarıda vücudunu örtmek zorundadır.
Tabi mesela biz bunun izlerini kısmen yine eski semitik kültürün devamı olan Yahudi kültüründen de bulabiliyoruz. Eski ayetin içerisinde bu alanda referanslar var. İşte 3.18.23’te, 3.15’te yani eski ayetin içerisinde kadınların vücudlarını ve hatta yüzlerini örtmek zorunda olduklarını söyleyen referanslar var.
Bu referanslar da eski ayetin doğal olarak eski mezopotamya kültürünün parçası olmasından kaynaklanır. Tabi bizim mezopotamiyadan geniş bir bilgimiz var kadınların örtünmesi ile ilgili. Şimdi Akatça’da genel olarak dış örtünme için kullanılan kelime kataamu kelimesi.
Yani böyle bir dış örtünme kıyafeti yani kataamu. Bundan öğretilen yani bu kelimeden öğretilen bir kelime daha var. Bu da kutummu kelimesi. Kutummu da peçe dahil yani bildiğimiz peçe dahil pek çok örtünme şeyini kapsıyor. Kumaş yani parçasını kapsıyor.
Tabi bu kataamu ve kutummu ile ilgili çivi yazılarında çok referans var. Tabi asurca metinlerde aynı şey için kıyafet için kullanılan kelime pasamu kelimesi.
Bundan öğretilen pasamu kelimesi de peçe dahil bütün vücudu kapayan bir kıyafet anlamına geliyor. Mesela orta asur yasaları denilen yasaları vardır.
Orta asur yasaları ya da kanunları çivi yazılı metinler var. O yasaların içerisinde tablet A denilen tablette 40. ve 41. maddede bu örtünme ile ilgili birtakım malzemeler var. Ondan işte pasamu kelimesinin falan kullanıldığı. Mesela 40. maddede bu konuyla hüküm aynen şöyle. Bir adamın eşleri ya da dulları ya da herhangi bir asurluk adın sokağa çıktığında başları açık olmayacaktır. Mesela bu bakın çok net asur yasalarında. Bu yasaklama konkubin eşi içinde geçerlidir.
Yani esirtu denilen ikinci eşliğin ona. Birtakım gereklikler dolayısıyla ikinci eş alımı konkubin işte. Esirtu yani onlar da takacaktır.
Yine 40. maddede bir konkubin kocanın gerçek eşi ile yani kocanın gerçek eşi ve kocanın aldığı ikinci eş, konkubin eşi yani. Bunlar sokağa birlikte çıktıklarında paşunatlarını takmak zorundalar. Paşunat da hem yüzlerini örten hem bütün vücutlarını örten bir kıyafet. Sonra tam bilemediğimiz yani fonksiyonlarını tam bilemediğimiz kadiltu adıyla bilinen bir kadın grubu var. Kadiltu. Kadiştuyla karıştırmayın.
Mesela bu kadiltular mesela şey diyor evli bir, yine orta asur yasalarında evli bir kadiltu kadın sokağa çıktığında peçelenme yani bütün vücudunu örtmelidir anlamında. Böyle bir ifade var. Ama şöyle söylüyor.
Eğer bu kadiltu evli değilse başı açık gezebilir ve örtünmesi gerekmez. Yani bu işte bu kadiştular gibi bu kadınların böyle kadiştü yani tapınak kültüyle ilgili kadınlar olduğu falan herhalde büyük ihtimalle böyle kadınlardır bunlar yani.
Sonra harintular var. Yani az evvel söylediğim kadiştular gibi harintular var. Harintular nasıl? Harintular şöyle yani yasam adresi şöyle. Bir harintu örtünmeyecektir. Başı açık olmalıdır. Her kim böyle bir harintuyu kapalı olarak yakalarsa tutacak. Yani sokakta bir harintu geziyor.
Bunun normalde örtünmemesi lazım. Eğer birisi bir harintuyu örtünmüş görürse onu yakalayacak. Şahitleri de getirecek ve sarayın kapısına getirecek.
Ondan sonra kadının mücerherleri varsa kimse almayacak. Fakat kadını yakalayan kişi kadının elbiselerini alabilir. 50 tane değnek vurulacak. Ondan sonra başına sıcak zift dökülecek. Eğer biri bir harintuyu örtülü halde görürse serbest bırakırsa ve sarayın kapısına getirmezse onlar onu serbest bırakan adama da 50 değnek vuracaklar.
Bu kişi ihbar eden de, şu an okudum madde yani, bu kişiyi ihbar eden de onun elbiselerini alabilir. Bu kişinin kulaklarını delsinler, bir üplük geçirsinler, onu arkasına bağlasınlar.
Bir ay boyunca kralın hizmetinde çalışsın. Yani normalde bir harintu dışarıda açık gezmek zorunda eğer onu kapalı görürseniz mahkemeye sarayın kapısına getireceksiniz ve ona 50 tane değnek vurulacak.
İşte onun elbiselerini onu getiren alabilir. Fakat eğer onu tanıyan biri onu getirmemişse ve siz de bunu gördüyseniz o adam yakalanacak, onu getirmeyen adam yakalanacak ve ona değnek vurulacak ve onun kulakları delinecek ve onun kulaklarına üplük geçirilecek ve onun kulaklarına geçirilen üplük elleri arkadan bağlanarak ellerine bağlanacak.
Dolayısıyla bildiğiniz bir harintuyu sokakta kapalı gördüğünüzde mutlaka onu mahkemeye sarayın kapısına götürmek durumundasınız.
Örtünmesi yasak olan bir başka kategori köle kadınlar. Yani köle kadınlar mesela madde nasıl şu an maddeyi okuyorum. Köle kadınlar kapanmayacaklardır. Her kim onu kapanmış görürse yakalayacak ve sarayın kapısına getirecektir.
Kulaklarını keseceklerdir. Onu yakalayan elbiselerini alabilir. Eğer biri köle kadını örtünmüş görür de yakalamazsa, serbest bırakır, sarayın kapısına getirmezse, bu kişiye yüklenen suçlar ispat edilirse ve o suçlu bulunursa 50 tane değnek vurulacaktır. Onun yani ihbar etmeyenin kulaklarını dersinler, bir iplik geçirsinler ve arkasına bağlasınlar. Bir ay boyunca kralın hizmetinde görev yapsın. Bu da köle kadının örtünmemesi gerektiğini anlatan bir başka madde. Tabii örtünmemenin tam nasıl olduğunu Mesopotamya’da, yani örtünmenin şeklinin tam nasıl olduğunu tam bilmiyoruz ama baş falan kapalı, vücut bütünüyle kapalı.
Ondan sonra nasıl bir renk giyiyorlardı hani public, o şeyi belirtir anlamda yani statüü belirtir anlamda. Nasıl bir renk giyiyorlardı? Bunu da birtakım böyle çıkarımlardan anlamaya çalışıyoruz. İşte Şabat’tan Gatumautum Gudultukki Gaba Giyan yani yedi kadın gece tarihleri önünde siyah örtüye bürünmüş olarak duruyorlardı. Şimdi bu siyah örtü kavramı geçiyor şeylerde baya metinlerde. Büyük ihtimalle bu public olan kadınlar, dışarıya çıkan kadınlar herhalde böyle bir siyah örtü giyiniyorlardı. Yani bu hukuksal gösterge rengiydi o. Yani siyah renk bir hukuksal göstergeydi. Ama tabi mesela mari metinlerinde falan da kadınların başka renklerde elbiseler giydiği de anlaşılıyor. Mesela işte İblâ Birmi baş örtem çok renkli bir kumaş. Yani hani şimdi bazı yerlerde siyaha çok vurgu var ama bazı yerlerde de bakıyorsunuz ki çok renkli şeyler de kıyafetler de giyiliyor.
Mesela düğünlerde buna benzer bir kıyafet giyiliyor. Mardatum diye Mardatum’da böyle ziynetlerle dolu bir şey, kıyafet yani. Üzerinde bir yıldız süs falan var. Gibi devam ediyor. Yani Semitiklerde genel konsept böyle. Aslında mesela Hindavrupalılarla bunu mukayese ettiğinizde yani Hititlerle mukayese edin bu durumu, kadınların durumu yani. Genel olarak Hindavrupalılar da, spesifik olarak Hititler de kadınların Hitit yasalarına falan baktığınızda pozisyonları hem Sümer hem de Semitik kültürlerdekinden biraz daha farklı.
Hititler de kadınlar biraz daha şeyler, daha hürler. Ondan sonra bu örtünme ile ilgili yasalar belirleyici değil. Muhtemelen yok yani Hindavrupalı kabilelerde. Yani kült görevlisi olarak var ama hani dışarıya çıkıldığında ve kadınların yasal hakları ile ilgili hükümler de genellikle erkeklerinkine eş.
Yani mesela bir suç karşısında bir erkek bir bedel ödeyecekse kadın da o bedeli öder. O yüzden mesela benzeri durumu şeyle mukayese edin, Eski Anadolu ile mukayese edin. Eski Anadolu’da bunların bu işin biraz daha şey olduğunu görüyorsunuz. Daha rahat olduğunu görüyorsunuz ve kadının biraz daha toplum içerisinde fazla olduğunu görüyorsunuz.
Bu da şeyden kaynaklanıyor. Hititler Hindavrupalılar. Bu adamlar göçebe kültürün arketipsel şeylerini taşıyorlar Anadolu’da hala üzerlerinde.
Falan biraz ondan kaynaklanıyor veya başka bir ilim nedeni var falan. Şimdi çok ayrı konular tabi. Evet, dolayısıyla bu hafta size biraz kadınlarla ilgili, kadınların durumu ile ilgili bilgi vermeye çalıştım.
Bu da haftaya büyük ihtimalle geliyorum. Haftaya tablet 4’den itibaren devam ediyorum. Evet öyle. Sevgili arkadaşlar kendinize iyi bakın. Efendime söyleyeyim Allah zeval vermesin. Hadi bakalım hoşçakalın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir