Kürşat Demirci, Gılgamış Okumaları, 18. Seminer
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=gNnOZ3c5TWc.
Hoş geldiniz sevgili arkadaşlar. İyi misiniz diye soruyorum. Ses alamamakta bir iyi misin kötü misin olunca kötü bir şey ama iyi olduğunuzu düşünüyorum. Şu anda izliyorsunuz bunu. Ve daima iyi olmanızı istiyorum. Bendenizi sorarsanız gayet iyiyim. Ben sadece geçen hafta Kapadokya’daydım.
Biraz yorgunum yani. Yeniden geldim oradan. Arabayla gittim, geldim çünkü. Ama keyfim yerinde. Kapadokya’da biliyorsunuz Kapadokya Üniversitesi var. Kapadokya Üniversitesi’nin, Atılım Üniversitesi’nin, Masaj Husset Üniversitesi’nin bir üniversite daha vardı ama unuttum ya. Bütün bunların hepsinin ortakla şey yaptığı bir hem çalışıda hem konferanslar dizisi vardı.
İşte geçen hafta benim konferansım da cuma günüydü. Dolayısıyla bir gün önce gittim, birkaç gün orada kaldım, geldim. Tabii ben Kapadokya’yı seviyorum. Biraz fazla moderniz olmuş. 5-6 yıldır gitmiyordum aslında da. Biraz kalabalıklaşmış. Ama Kapadokya Üniversitesi çok güzel bir üniversite gerçekten. Yani Mustafa Paşa da, Nevşehir’de Mustafa Paşa da. Mustafa Paşa tabii bir köy statüsünde. Kapadokya Üniversitesi de böyle köyün bir parçası gibi. Yani o mimari, peyzaj anlamında falan müthiş güzel. Yani öyle bir üniversitenin Türkiye’de çok olduğunu düşünmüyorum ben. Onu görmek, yani üniversiteyi görmek çok iyi oldu. Bir de işte 5-6 yıldır görmediğim için gitmiş oldum ve görmüş oldum. Benim Kapadokya’daki temel yerim Uçhisar’dır. Biraz daha sakindir. Dolayısıyla böyle yollarda yoruldum. Ama keyfim yerinde. Şimdi sizin karşınızdayım. Bu da güzel. İnşallah sizin de keyfiniz yerindedir.
Şimdi 3. tabletten devam ediyorum. Bugün tabii 3. tableti bitiriyorum. Önümüzdeki hafta 4. tablette geçiyorum. Mesela bu 3. tablette neler yapacağız? 3. tablette yine Humbaba hikayesine devam. Mesela nelerden bahsedeyim ben size 3. tablet söz konusu olduğunda? Eskimi Zipotamiyada otorite sembolü, hatta ya da asa, staff, hatta akatçası otoritenin sembolü olarak, hatta ne demek biraz ondan bahsedeyim. Sonra birkaç tane temel eski Mesupotamiyanın önemli tanrılar. Enki, Abzu falan gibi. Bunlar tabii hierarşin en üstündeki tanrılar. Biraz onlardan bahsedeyim.
Sonra Şalmat Kakkadi diye bir tanımlama var. Ne olduğunu söyleyeceğim. Biraz ondan bahsedeyim. Sonra Ningissida bir başka tarih. Ondan bahsedeyim. Bir de dönüşü olmayan ülke diye bir kavram var Gılgın Mışmetinlerinde. Matlaa Taari denilen bir şey. Dönüşü olmayan ülke. Biraz da onlardan bahsedeyim.
Dolayısıyla böylece 3. tablet bugün bitmiş olsun. Bugün biraz Metin de okuyacağım. Çünkü analizini yapmam gerektiği için Akatça Metin’i de okumam lazım. 3. tablet şey ama biraz, yani, character eksikti falan. O yüzden bazı yerlerde atlıyorum. Söyleyeceğim zaten onları.
Ama tabii geçen ders bir şeyde eksik kaldım. Yani onu söylemem gerekiyor. O da şu, Aya.
Yani geçen seminerin anlatımında 86. cümlede Gılgın Mış’a yardım etmesi istenen Tanrıçalar ve ilahi güçlerden bir tanesi Aya, the Bright.
Yani gelin Aya, Tanrıça yani. Biraz bundan bahsedeyim. Eksik kalmıştı. Dolayısıyla bunu bitirdikten sonra da 3. tablete yeniden, yani sıfırdan başlayacağım noktaya geleyim.
Tabii geçen tabletin, geçen dersteki tabletin 86. cümlesi Gılgın Mış’ın annesinin yani Ninsu’nun öteki Tanrılardan Gılgın Mış’a yardım etmesi için şey vardı. Böyle bir söylevi şey var. Retorik konuşması var. İşte onlardan bir tanesi de Aya idi.
Yani Aya’dan da Gılgın Mış’a yardım etmesi için annesi talepte bulunuyor. Dolayısıyla bu Aya ney? Yani nasıl bir Tanrıça? Tabii Aya, Kallatum. Yani Kallatum semitik dillerde gelin demek. Dolayısıyla Aya, Kallatum veya Kallatum Aya şu demek.
Gelin Aya demek. Bu gelin hanım yani gelin Aya, Kallatum Aya, Şamaş’ın yani Güneş Tanrısı’nın eşidir, Tanrıçadır yani.
Aya’nın kült merkezi, tabii burada mesela kült merkezi dediğimde şöyle bir konseptle düşünün bütün Mezuputami inançlarını. Mesela herhangi bir Tanrı’nın veya Tarıçanın herhangi bir şehirde bir kült merkezi yani bir tapının merkezi vardır. Ama bu tabii şöyle değil. Mesela Aya’nın bulunduğu kült merkezi, esas ana kült merkezlerinden bir tanesi Sipbar’da, Irak’ta bugün. Fakat bu şu anlama gelmiyor. Yani Aya’ya sadece Sipbar’da tapılmıyor veya sadece orada tapınar yok. Tabii ki Mezuputami’nin başka şehirlerinde de Aya’ya tapılıyor.
Ama kült merkezi dediğimizde biz daha çok o merkezi bir şeyi anlıyoruz. Merkezi ve en büyük tapınak. Yani biraz öyle düşünün. Yoksa her şehirde bu Tanrılar ve Tanrıçalar önemli sıraları biraz değişse bile şeydir, tapının görür. İşte tabii Aya’nın Sümer’lerde denk düşen karşılığı var bir Tanrıç olarak yine. Onun adı da Şerida. Yani Şerida’da Sümer’lerde Güneş Tanrısı’nın eşi olan ve fonksiyonları bizim Aya’ya çok benzeyen bir Tanrıç’a. Zaten şunu hiçbir zaman unutmayın. Bizim Semitikler yani şu an bizim Gılgamış Destanı okuduğumuz kültürü yaratan Semitik halklar yani Sami halklar yani ne diyelim ona Arap halklar.
Unutmayın ki inançlarının önemli bir kısmını Sümer’lerden aldılar. Yani Sümer’lerden aldılar. Tabii ki kendilerine ait çöllerde şeyleri vardı, inanç biçimleri mutlaka vardı.
Ama güneyden yola çıkıp Mesopotamya’ya geldiklerinde bu Semitik halklar Sümer’lerle karşılaştıklarında kendi inançlarının yanında daha çok neredeyse Sümer inançlarını. Çünkü baskın bir kültür Sümer kültürü benimseler. O yüzden de hani işte siz Semitik kültürde yani Akat hikayelerinde Aya diyorsunuz.
Ama bunun bir de Sümer’lerde geri zemini vardır. Büyük ihtimalle de zaten Sümer’lerden alınmıştır bu. Şüphesiz ki bu çöl Semitiklerinin henüz ortadoğuya tam yerleşmeden önce çöl Semitiklerinin kendi içlerinde Tanrılar ve Tanrıçalar vardı.
Ama Sümer’ler bunları büyük oranda şekillendirdi. Dolayısıyla Sümer’lerde yine Güneş Tanrısı’nın eşi olan Şerida adıyla bilinen bir Tanrıçavardı. Şerida’yla bizim Aya’nın fonksiyonları birbirine çok benzer.
Bu Tanrıçanın iki tane kült merkezi var zaten. Bir tanesi Larsa şehrinde, bir tanesi Sipbar şehrinde. Sipbar ve Larsa tabii haritayı indeseler gözünüzün önüne getirin. Ben tabi şu an teknik şeyler gereği harita göstermiyorum ama tahmin ediyorsunuz.
Yani ürek’in güneyine doğru hani Bastır karifesine doğru olan çoğu Sümer coğrafyası zaten orası. En azından çekirdek. Bir Sipbar’da var, bir ana tapınak, bir de Larsa’da var. Tabi Sipbar Sefervayim adıyla yani Sefervayim kelimesi Sipbar’ın Tevrat’taki karşılığıdır. Bizim Mezopotamya inançlarının önemli ölçüde böyle izini bıraktığı veya aynı dönemde oldukları için çünkü izini bıraktığı veya bize eski ayıt yazarlarının ya da tevrat yazarlarının haberdar oldukları şeyler var.
Eski Mezopotamya inançlarıyla veya kültürüyle ilgili. Dolayısıyla diyelim ki çivi yazılı metinlerde bir şey geçiyor. Daha bir bakıyorsunuz onun eski ayıttaki yani Yahudilerin kutsal metni olan eski ayıttaki veya tevrat diyelim ya da tevratın içerisinde geçtiğini falan görüyorsunuz. O yüzden onlara şaşırmayın çünkü eski ayıt denilen metin ya da tevrat denilen metin zaten bu kültür çevresinde ortaya çıkan bir metin.
İşte Sefervayn denilen bir şehir var. Bizim eski ayıtımızın yani kutsal kitabın içerisinde, krallar kitabında ve işeya kitabında geçer. Yani eski ayıtın krallar kitabı denilen ve işeya kitabı denilen daha alt kategoride başka kitapçıklar vardır eski ayıtın içerisinde.
İşte burada Sefervayn şehri yani Sipbar şehri geçer. Larsa da, hatta Talmud’da bile geçer yani Talmud’un Sanhedrin’inde galiba. 63 A da herhalde Sanhedrin’deydi. Talmud’da da geçer yani bu Sipbar şehri Talmud’da da referansları vardır.
Larsa’da Tevrat’ta tekvin bölümünde yani Tevrat’ın içinde bir kitap bölümü olan tekvin bölümünde Eliezer diye bir kent var şehir var. Bu Eliezer kentinin de antik Larsa olduğunu kabul edenler var ama bu çok kesin değil yani.
İşte buradaki tapınaklar Ebbabbar diye bilinir. Yani bu Tanrıçaya ait buradaki tapınaklar Ebbabbar adıyla bilinir. Ebbabbar da Vajdağuz yani beyaz ev demektir. Tabii bu gibi büyük Tanrıya ya da Tanrıçalara ait tapınakları siz daha çok zikirat biçimini düşünün.
Yani zikiratın da olduğunu çarşıya ve şıkaya biliyorsunuz. Yani Müzopotamya’da büyük tapınaklar ve bir tek başka fonksiyonların da icra edildiği böyle ana karakterde tapınaklar daha çok zikirat denilen kuleler şeklindedir. Bu Ebbabbar’da böyle bir şeydi tapınak alanıydı. Peki fonksiyonu ney yani Tanrıçanın fonksiyonu ney?
Bir kere hüküm vermek. Yani daha doğrusu şöyle genellikle Tanrıçalar evli oldukları kocaları mesela Aya’nın kocası Şamaş.
Şamaş’ın en büyük fonksiyonu ney? Yani Şems yani Güneş Tanrısı. Müzopotamya da çok önemli. Şems’in yani Şamaş’ın veya Güneş Tanrısı’nın en önemli fonksiyonu ney?
İşte adalet, hüküm, adalet vermek, hüküm vermek, insanların kaderlerini belirlemek falan buna benzer şeyler var, fonksiyonları var. Aya da diğer Tanrıçaların mantığına da benzer şekilde biraz. Bu hüküm vermek konusunda falan tevessüle de bulunur. Yani aracılık yapar, kocasından talepte bulunur. Yani siz böyle bir Tanrıçadan gidersiniz ve onun kocası Şamaş’ın işte adil olması, adaletle hükmetmesi için talepte bulunursunuz.
Ve aya da, yani kadın olan tarafta, bunun kocası olan yani erkek olan tarafta iletir. Böylece araya girmiş olur. Dolayısıyla böyle bir fonksiyonu var.
İşte şahitlik yani şahit olmak. Yani herhangi bir şeye şahit olmak. Çünkü şahitlik kurumu Antik Dünya dönemidir. Yani kişiler arasında yapılan herhangi bir şeyde Tanrılar daima şahit gösterilirler.
Aslında bu şahitlik Tanrıların en önemlisi Sin, Ay, Ay’dır aslında. Ama Güneş’in de burada ölü var. Aya bu anlamda bir fonksiyon icra ediyor. Yani şahitlikte bulunuyor. Dolayısıyla böyle bir ölü var. Sonra birtakım ticari kontratlarda, yani alım satım işlerinde falan, yine notere benzer şahitlik şey var. Mesela bu ticari anlaşmalar bu eski Mezopotamya’da.
Özellikle bizim Kayseri’de, Kayseri Kaniş’te, Kaniş biliyorsunuz ki bugünkü Kayseri sınırları içerisinde eski Neşe şehri veya Kaneş şehri, Anadolu’da aşağı yukarı milattan önce 1900’lerde falan Anadolu’da Asur Ticaret Kolonileri denilen bir dönem vardır.
Bu dönemin özelliği şu, Asurlu tüccarlar, yani Asurlu dediğim zaman şunu anlayacaksınız. Bugünkü Suriyeli, yani biraz bunu anlayın. Bugünkü Suriyeli Araplar, Atalar, öyle düşünün. İşte bu Asurlu Halklar, merkez Suriye olmak üzere Anadolu’da, Taşe’ye kadar uzanan, İçbatı Ege’ye kadar uzanan, Orta Anadolu’yu da içine alacak şekilde bir ticaret koloni arı kurmuştu.
İşte bunların merkezi de Kayseri’dir, Kaniş. O yüzden de hani Kayseri’deki ticaret geleneğinin dibinde aslında bunlar var. Çok da tesadüf değil yani. İşte bu Kayseri’de, yani eski Kaniş’te, bu dönemlere ait, ticaret kolonileri dönemine ait çok sayıda metin bulundu. Akatça veya o dönemdeki adıyla Asurca çivi yazılı metinler bulundu.
Bu çivi yazılı metinlerin de önemli bir kısmı ticaret anlaşmalarıdır. Çünkü Asur’dan kalkan tüccarlar Anadolu’ya gidiyor, Anadolu’dan mal alıyor, Asur’dan malı satıyor. Dolayısıyla bunlar Anadolu şehirlerinde yaşayan, ticaret yapan tüccarlar ana merkezleriyle, yani Suriye ile yazışıyorlar. Yani mektup yazıyorlar bildiğiniz çivi yazılı metin mektubu.
İşte o mektuplardan falan biz anlıyoruz ki pek çok Tanrı veya Tanrıca o mektuplarda veya iş anlaşmalarında mutlaka Tanrıları şahit gösterirler.
Bunlardan bir tanesi de Aya’dır. Ve çoğunlukla tabi Şamaş veya Tanrı Sin yani Ay Tanrısı. O yüzden Aya’nın bu şahitlik hikayesi önemlidir.
Yani buradaki şahitliği şey gibi düşünün, noterlik gibi düşünün. Sizinle benim aramda yapmış olduğumuz bir ticari anlaşmaya sadık kalmıyorsak eğer o zaman hakkımızı da hükmü verecek olan hem bu dünyada hem öldükten sonra Tanrılar ya da Tanrıcalardır.
O yüzden bu şahitlik veya şahit olmak kavramı önemli. Aya da burada böyle bir rol oynuyor. Ondan sonra öyle yani Aya ile ilgili tabi başka şeyler de var.
Yani şimdi ben önümdeki böyle küçük küçük böyle ipuçları kelimelerim var. Oralara bakıyorum. Hatırlıyorum hani ne anlatayım falan diye. 6. Yüzyılda yani milattan önce 6. Yüzyılda tabi bu Aya kültü ya da inancı yeniden canlandırılıyor.
Biraz daha yani sönmekte olan bir inanç yeniden canlandırılıyor. Ama tabi 6. Yüzyılda zaten hem Babil Devleti hem Asur Devleti yani 6. Yüzyıl Orta Doğu’da artık semitik kültürlerin egemenliğinin bittiği bir dönemdir. Çünkü ondan sonraki hikaye daha çok artık İranlılar yani Persler falan olacak. Dolayısıyla Aya kültü Babil Devleti’nin son sürecinde böyle bir canlandırılsa bile çok da önemli olmayacak yani.
Dolayısıyla geçen dersten kalan bu eksik bilgiyi tamamlamış oldum. Şimdi geldik bugünkü 3. Tablete.
Evet. Bu 3. Tablette Humbubaya devam ediyoruz. Az evvel söylediğim. İşte 4-5 tane ana şey var üzerine konuşacağımız kavram var. Bunları da söyledim. Şimdi tableti okuyorum. Akatçasını okuyorum. Yani hatırlayın 101’de kaldık. 101. Şamaş, Gişkimaş, Ulu İlu. 102. Ulu İtti K Şame İzzaza. 103. Ulu İtti Sin İzzazu Hatta. 104.
Ulu İtti Eya Ups Apsu İmmeki. 105. Ulu İtti İrmini Nişi Şalmat Kakkadi İbbe El. 106.
Ulu İtti Ningisida İina Matla Ta’vi Uşşap. 107-119 arası okunmuyor. Okunamıyor. Yani kırık veya okunamıyor. Veya okunsa bile tam anlaşılmıyor yani.
107-119 arası bozuk. Mesela siz bazen şöyle rastlayabilirsiniz. Mesela diyelim ki birisi bu metni aldı tercüme etti. Tercüme edenler tabi bunu Akatçasından tercüme ettiğini çok düşünmüyorum. Çoğunlukla Batı dillerinden ediyordur.
Mesela şimdi 107-119 arası. Mesela ne diyorum? Kırk okunamıyor diyorum. Fakat siz diyelim ki bu Nüsra’nın tercümesini aldığınız 117-119 arasını okudunuz. Orada bir metin var yani. O metini şöyle yapıyorlar. Aynı konuyla ilgili öteki Nüsra’larda, bu Nüsra hikayesini anlattım ben size. Oradan alıyorlar, bunu ekliyorlar. Yani dolgu malzemesi olarak kullanıyorlar. Normalde bizim elimizdeki bu Nüsra yani şu an kullandığım Nüsra eksik. Yani normalde herhangi bir şey okuyamazsınız. 107-119 arası. Okuyorsunuz da küçük küçük anlaşılmıyor. 117-119’u geçiyorum.
Öteki okuduklarında da var eksiklik falan ama yani yine anlaşılıyor. 119-119.
Ukkabit kutwin namma itta 127. Enkiddu ishamma ishakkanma teymu 121. Enkiddu damnu ul shit röya atta 122.
Enima atmuga itti şirki şagişkınmaş 123. Ubbakatti kaştati u kalma şati. Mesela burada u falan çok sık görüyoruz. Mesela itti, u bunları çok sık duyuyorsunuz. Itti falan ile birlikte demek.
Uv demek Arapça’da aslında. İşte atta falan sen demek. Yani bazı kelimeler böyle çok sık tekrarlanıyor. Ondan sonra 124. Indi ittadi ana tikki enkiddu 125. Ubbakattu ilkali kutu 126.
U mağrat ili u rabba tabuta 127. Anaku, şeyde ibrencesi hani,
akatçada ben demek. Nino biz demek. Yani anakku atta atti şu şi ben. Ondan sonra erkekler için sen atta kadınlar için sen atti.
Erkekler için şu kadınlar için şi o o demek yani. Nino biz demek. Attuni onlar demek erkekler için. Attuni kadınlar için onlar demek. Şuna şuni o ve onun çoğulları yani onlar erkek ve dişi. Bunlar da mesela sık sık metinde karşımıza çıkar.
Anakku tabi mesela ibrenicede ani işte anakku. Anaknu ibrencede biz demek ama ani ben demek. Normalde ibrenice şeye benziyor tabi hani aynı kökten geliyor akatçaya benziyor ama ibrence daha şeydir batıkolu olduğu için
ibrencek elmeler daha şeye benzer ya kenancaya benzer ugaretçeye veya biraz süryenciye daha yakındır. Ama şey bizim bu akatça özellikle babil akatçası daha doğludur. O yüzden şimdi anakku diyorsunuz ama ibrencede ani diyorsunuz.
Biraz farklılaşıyor ama en sonunda birbirlerine çok yakınlar yani.
129 şey problemli yani okunmuyor falan.
Şimdi 129 ile 3. tabletin sonu olan 231 arası ya eksik yani bozuk, kök anlaşılmıyor veya tekrarlar var. O yüzden 129 ve 231 arasını geçiyorum.
3. tablet muhtemelen 231 de bitmiyor yani 231 den sonra başka cümleler de var fakat o cümleler korunmamış. Ama şu an ki bu bizim elimizdeki son babil standart versiyonunda yani 3. tablet bu cümle ile biter.
Yani 231. cümle ile biter. O yüzden en anlamlı yani en okuyabildiğimiz cümle de 128 de sona erer. Dolayısıyla 129 son cümle 231 arası bozuk, kırık, eksik, yanlış veya tekrar olduğu için okumuyorum. O yüzden okuyacağın bölümleri yani üzerine analiz edeceğimiz bölümleri az evvel tek tek arkasına okudum. Şimdi geldik bunların Türkçesine. Yani 101’den başlayacağız öyleyse. Hangisine kadar yapacağız? 128’e kadar Türkçeleri.
101. Ey Şamaş, gılgamış tanrılar gibi değil mi? Ey Şamaş, gılgamış tanrılar gibi değil mi? 102. Seninle gökleri paylaşmıyor mu? 103. Tanrı Sin ile yani Sin tabi ortada oluyor.
Ortadoğu’da en önemli tanrılardan bir tanesi. Sin üzerine belki ileride daha önemli yani onunla ilgili önemli bir yer geldiğinde biraz konuşurum. Burada biraz es geçeyim Sin’i. Ama Ay Tanrısı bütün mezopotamya’da Sümerler’den beri ve belki muhtemelen daha öncesinden beri var olan bir tanrı. Tabii sadece şu kadarını söyleyeyim. Yani Ay eski mezopotamya da hem erkek hem dişil olarak düşünülüyor. Bir yanıyla yani böyle Dolunay olduğu zaman o bir dişil ama Hilal olduğu zaman o bir erkek olarak düşünülüyor. Ama Sin’in çok geniş bir anlatımı veya öyküsü var.
İleride daha böyle uygun bir kontekste Sin’in üzerinde biraz dururum. Bunlar önemli tanrılar tabii. 103. Tanrı Sin ile birlikte, otoritesi Tanrı Sin ile birlikte yani Gılgamış’tan bahsediyoruz.
Bütün bu şeyler yani bütün bu sözler annesinin ağzımından çıkıyor gibi. Yani annesinin öteki tanrılara Gılgamış’ın korunması için anlattığı bir retorik bunlar. Yani şamaşa Gılgamış öteki tanrılara yakın değil mi? Çünkü Gılgamış da biliyorsunuz kısmen insan kısmen tanrıdır.
102. Şamaşa söylüyor yine. Göklerin otoritesini seninle paylaşmıyor mu? Yani Tanrı Şamaş, Gılgamış’ın seninle birlikte bir otoritesi yok mu? 103. Tanrı Sin ile yani Ay Tanrısı ile bir şey yok mu? Otoritesi, birliktelikleri yok mu?
Ondan sonra tabi burada otorite için kullandığı kelime biraz böyle bir tartışmalı kelime. Hatta kelimesi hatta şey demek böyle asa falan demek yani değnek gibi bir şey. Otoritenin sembolü mezopotamya da.
Bunun İbrâncası şebet yani herhangi bir tanrının otoritesinin sembolü genellikle çeşitli şekillerde tasvir edilen değneklerdir. Hangi çeşitli şekillerde birazdan söyleyeceğim. Mesela Tevrat’ta da bunlara benzer referanslar var.
Mesela İbrâncada falan şebet kelimesi yine otorite sembolü olarak kullanılır ve bir değneği işaret eder. Ama tabi Sayılar Kitabında Esther’de falan geçer yani bu anlamda. Eski Ayet’in Sayılar ve Esther Kitabında bu anlamda geçer. Tabi orada bu güç ve kudretin sembolü artık Yahvedir yani tek Tanrıdır.
Yani Yahudiler veya İsrailoğulları eski mezopotamya Tanrılarına ait özellikleri veya sıfatları kendi Yahvelerine yani kendi tek Tanrılarına yüceltmek için o sıfatları kullanmışlardır.
Ve buradan da baktığınızda şebet yani o değnek denilen şey, akatçası hatta olan şey Tanrı içinde böyle bir otorite sembolü olarak kullanılır eski Ayet’in içerisinde. 104. Apsudaki eya gibi hikmetli değil mi? Apsudaki eya gibi hikmetli değil mi? Ne demek buna birazdan geleceğim.
Yani bu 104. cümle Apsudaki, Apsu bir su bir tanrısal su, eya Tanrı geleceğim. Apsudaki eya gibi hikmetli değil mi? Yani Gılgamış’ın onlar gibi bir özelliği yok mu? Yani Gılgamış onlara da benziyor.
Hani buradaki dert şu, Gılgamış’ın Hun Baba karşısında korunmasına yönelik Tanrılara baskı yapmaya çalışıyor annesi Nimsun. O yüzden Gılgamış’ın o ululuğunu veya tanrısal karakterlere yakınlığını ifade etmeye çalışıyor.
104. Apsudaki eya gibi hikmetli değil mi? Açıklamasını yapacağım. 105. Irmina ile Karabaşlı halkı yönetmeyecek mi ya da yönetmez mi? Yani buradaki Irmina büyük ihtimalle işdar Tanrıça yani.
Karabaşlı halk dediği de bunlar Sümerliler, Sümer halkı olabilir. Burada kullandığı Akatça kelime de Şalmat Kakkadi kelimesi. Yani Karabaşlı ırk falan demek yani Karabaşlı insanlar yani Şalmat Kakkadi. Irmina ile birlikte yani işdarla birlikte Karabaşlı halkı yönetmez mi ya da yönetmeyecek mi? Yani siz Tanrılar onlara nasıl egemenseniz Gılgamış’ın da öyle bir otoritesi var. 106. Ningissida ile birlikte, Ningissida da bir Tanrı birazdan geleceğim.
Ningissida ile birlikte dönüşü olmayan diyarda yani Mat La Taari dönüşü olmayan diyar falan demek. Dönüşü olmayan diyar. Bu daha çok öldükten sonra kullanılır. Öldükten sonraki hayat için kullanılır. Dolayısıyla Ningissida ile birlikte dönüşü olmayan diyarda oturmayacak mı?
Çünkü Gılgamış aslında ölümünden sonra, destanın sonunda göreceksiniz, o tamamen ortadan kalkmaz. Çünkü o aynı zamanda Tanrı da olduğu için yerin altında yer altı Tanrısı pozisyonuna bürünür. Burada onu kast ediyor yani Ningissida ile birlikte, Ningissida da bir Tanrı, yer altıyla da ilişkisi olan bir Tanrı.
Dönüşü olmayan diyarda Mat La Taari de yani oturmayacak mı? O da bir tanrı olacak yani. 107-119 arası, 40 az evvel söyledim zaten, 119, buhurdanlığı söndürdü. Yani buhurdanlığı söndürdü dediği Ninsun, annesi Ninsun, geçen tabletten hatırlayın.
Annesi Ninsun dua etmek için Şamaş’a, tapınanın damına çıkıyordu. Orada bir buhurdanlık yakıyordu. Cümle onunla ilgili buhurdanlığını söndürdü. Yani Şamaş için yakmış olduğu buhurdanlığı söndürdü. Bu buhur, yani o dumanın mantığı şudur, talepleri Tanrılar’a ulaştıran aracı.
Yani hâlâ Hristiyanlık’ta çok benzer bir anlamda kullanılır. Ateş sizin dileğimizi öteki tarafa Tanrıların katına götürür. O yüzden önemli buhur yakmak. Buhurdanlığı söndürdü, 119-120.
Amacını söylemek için yani Ninsun kendi amacını anlatmak, söylemek için Enkidu’yu yanına çağırdı. 121. Şimdi annesi Enkidu’ya sesleniyor. Ey Enkidu, sen benim rahmimden gelen bir döl değilsin.
121. Ey Enkidu, sen benim rahmimden gelen bir döl değilsin. 122. Şimdi bu 122 ve 123. cümleler aslında orada 122. cümlede bir kırık olduğu dolayısıyla böyle muğlak. Yani ben bunun İngilizcelerine de baktım.
İngilizcelerinde falan da tercümesi var bunun ama orada bir problem var. Ama ben şöyle anladım. O kırık şey olsa belki başka bir anlam çıkar bilmiyorum. Kırık cümle olsa belki başka bir şey çıkar. Ama ben şöyle anlıyorum. 122. Fakat Enkidu’ya söylüyor. Sen benim rahmimden değilsin, sen benim çocuğum değilsin ama nasıl Gılgamış benim evladımsa… Çünkü Gılgamış ve Enkidu birbirine yoldaş kılınıyor ve Gılgamış’ın annesinin sunu Enkidu’ya çok güveniyor. Yani o Humbaba’ya giderlerken Enkidu’nun Gılgamış’ı korumasını istiyor. Şimdi bu cümle biraz onunla ilgili.
Fakat sen benim evladım değilsin, dönüm değilsin. Fakat nasıl Gılgamış benim evladımsa… 123. Nasıl rahibeler, kutsal faişaneler ve tapınak kızları benim evladımsa sen de öylesin. Ben böyle bir şey anladım. Ondan sonra 124. Yani şunu yapmaya çalışıyor Enkidu’ya. Yani evet sen benim dönüm değilsin ama benim gözümde sen ötekilerle Gılgamış’la veya diğer leviyle aynısın. Biraz böyle bir şey gibi geldi bana. 124. Enkidu’nun boynuna sembollerini yerleştirdi. Yani Ninsun, Enkidu’nun boynuna muvuştu demek.
Yani boynuna sembol yerleştirmek demek. Mezopotamya’da evlatlık adaptasyonlarında falan yapılan bir şey. Yani sizin çocuğunuz yok falan işte bir çocuk alıyorsunuz.
Ona bir şey vuruyorsunuz. Bir dövme. Bu bazen bir dövme olabilir. Bazen bir işaret takarsınız. Boynuna, kolye, herhangi bir şey falan yani. Bu biraz onu anlatıyor. Enkidu’nun boynuna sembollerini yerleştirdi. Yani Ninsun kendine ait o Tanrı sembolünü Enkidu’nun boynuna koydu. Ondan sonra 125 rahibeler yani tapınak rahibeleri daha önce anlattım bunları. Tapınak rahibeleri. Böylece bu kimsesiz çocuğa göz kulak olsunlar. Kimsesiz çocuk dediği Enkidu. 126. Tanrı kızları Marat-i’lu yani kız çocuğu Marat-i’lu Tanrı kızları.
Bunlar tabii tapınakta çalışan, tapınağı kendine adayan kızlar. Tanrı kızları bu çocuğu büyütsünler. Yani Enkidu’yu. 127. Ben evladım gibi seveyim. Yani Enkidu’yu evladım gibi seveyim ve onu evlatlığım yapayım. 128. Gılgamış onu olan yani Enkidu’yu olan kardeşlik görevini ihmal etmesin.
Şimdi burada ne yaptı? Enkidu’yu Gılgamış’la şey yaptı. Artık o bir araya getirdi ve kardeş haline getirdi adeta. 128’den sonra yani 129 ve 231 arası az evvel dediğim gibi ya çok kırık veya tekrarlar var. O yüzden de o kısmı yapmadım ve burada 3. tablet bitiyor.
Şimdi gelelim açıklamalara yani bu metinde geçen açıklamalar. Şimdi burada birinci belki açıklayacağım açıklamam gerekli olan şey… Hatta olabilir. Yani hatta az evvel söylediğim gibi asa sembol yani yukarıda 103. cümlede geçti.
Bütün Tanrıların Mezopotamya’da bazen ortak bazen bağımsız kendilerine ait sembolleri var. Ama pek çok Tanrı’nın belki Antikça’nın çoğunda böyle Anadolu için de öyle.
Peki çok Tanrı’nın ortak bazı sembolleri var. Otorite sembolleri bunlar. İşte bunlardan bir tanesi bu hatta denilen şey. Bu hatta denilen şey de bunun Türkçesi asa demek. Yani İngilizce’de saptar veya staf ince uzun bir şey, değnek yani.
Hatta asa demek. Bu göksel sembollerde bu neyi işaret eder yani? Mesela krallar taşır. Yani bu hatta’yı bazen krallar taşır. Bazen Tanrılar taşır. Krallar taşır. Ondan sonra… Bu arada da ben hani normalde öğleden sonradan çok çay içmiyorum. Çünkü uyku problemi yapıyor bende. Fakat bugün herhalde sıcaktan acayip canım çay istedi. Burada hanımefendi de sağ olsun. Çay da güzel olmuş. İnteresan ya. Bunu içsem korkuyorum. İkinci bardak uyuyamam diye. Neyse korkumda cila faydası yok. Hatta yani asa demek. Kralların veya Tanrıların otoritesinin sembolü. Siz mesela bir tasvir gördünüz. Mesela Mesopotamya’da…
Bunu yapma şansım yok. Yani bu çok kompleke bir ders olur. Mesopotamya’da bir Tanrı’yı… Bir Tanrı… Yani bir tasvirin Tanrı olduğunu nasıl anlarsınız? Birkaç şeyden anlarsınız. En kolay ama şudur. Başında bir başlık vardır böyle koni şeklinde. O başında koni gibi olan o başlığın üzerinde boynuzlar vardır.
O boynuzlar hem ayın hile lalini sembolize eder hem de boğanın gücünü sembolize eder. Çünkü boğanın gücüyle ayın hile lal arasına doğrudan ilgi vardır. Zaten pek çok primitif inanç, kültürde de çoğunlukla boğanın boynuzu için kullanılan kelime aynı zamanda ayın hile lali için de kullanılır.
İşte böyle bir figürün başında böyle koni şeklinde bir başlık varsa o koninin üzerinde de böyle boynuz veya o hilal şekillerini görüyorsunuz. Ve onların sayısı ne kadar çoksa o kadar önemli bir Tanrı olduğunu anlıyorsunuz. Birinci şey bu özellik. İkinci özellik de ellerindeki asalar. Bu hatta denilen asalar. Dolayısıyla buna baktığımızda hemen tamam bu Tanrı. En kafalı, en basiti bu yani. Ama tabii başka detaylar var, o çok uzun. Tabii bu hatta kelimesi normalde bizim Akatça mitinlerde geçen kelime. Bunun Gidru. Gidru da Sümercesi. Gidru diye bir kelime var. O da Sümerce de aynı anlamda. Bu Gidru kelimesi veya bu asayla ilgili şeyler, otorite sembolü olması, asan dönemi falan, erken sülaleler döneminde falan çok kullanılmış.
Daha sonra da kullanılmış ama. Yani 286 tane erken döneme ait. Yani milattan önce 2300 artı eksi civarları çok genel bir şey söyledim. Bu dönemden kalan metinlerde 300’e yakın işte az evvel söyledim.
Şey var, bu kelimenin kullanımı ve kelime semantinin kullanımı ile ilgili örnekler var. Ondan sonra mesela nin gidru. Bunlar Sümerce. Nin gidru, asanın hanımı demek. Nin gidru, nin kadın falan demek. Gidru da işte asa demek.
Yani bu kullanım örnekleri bunlar. Nin gidrumen, şu demek, asanın ve tacın hanımı. Asanın ve tacın hanımı. E gidru, ne demek? Tapınağın asası. Lu gidru du asası olmayan adam gibi çok erken dönemlerden itibaren bu kelime, asa için kullanılan bu kelime bir otorite sembolü olarak gidru şeklinde Sümer metinlerinde var. Tabii Sümercede başka kelimeler de var. Bu otorite sembolü olarak asa için kullanılan. Onlardan bir tanesi gam kelimesi. O da şeydir, yakın anlamı var yani bu asaya.
Tabi Farada, Ebu Salep’te, ondan sonra Girsuda isimde, yani Mezopotamya’nın pek çok önemli şehrinde bu gidrü kelimesi çok yaygın tabi. Kelimesiyle ilgili çok fazla çiviyazılı metin bulunmuş. Neredeyse bütün Sümer şehirlerinde bu ismi içeren çiviyazılı metinler var.
Akatça’da, yani bizim şu an konuştuğumuz Akatça’da üç tane temel kelime var. Bunlardan bir tanesi gamlu kelimesi. Gamlu kelimesi. Bir tanesi hattu kelimesi. İşte bizim şeyde geçen, yani az evvel geçen kelime hattu, yani orada hatta diye geçiyor.
Cümle içerisinde kullanıldığı için ama hattu isim olarak. Bir de sibiru kelimesi. Yani Akatça’da böyle büyüsel veya otorite sembolü olarak kullanılan kralların ve tarihlerin taşıdığı dini amaçlı veya sibiru amaçlı üç tane temel kelime var. Bunlardan birisi gamlu. Gamlu şu aslında. Gamlu, ucu kırrık. Yani buna mesela batı kaynaklarında litus deniliyor. Bunu İngilizceye crooked bir şey tercüme ediyorlar. Yani ucu kırrık olan şey, sopa yani bir sopa düşünün. Ondan sonra ucunda bir kırrık var.
Bu asa örneği aslında eskiden, çok eski çağlarda, koyunların veya çobanların, koyunlar veya benzeri hayvanların tutmak kontrol etmek için kullanılmış. Yani bu ucu kırrık asanın gerçek fonksiyonu normalde daha çok koyunlar ve çoban arasındaki bir hikayeden kaynaklanıyor. Ama zaman içerisinde bu gamlu nasıl çoban, koyunların otoritesi ise tarihler ve krallar da insanların otoritesidir anlamında. Tarih veya bazen krallar için veya bazen din adamları için kullanılıyor. O yüzden gamlu böyle bir şey.
O yüzden gamlunun büyük oranda büyüsel bir sembolik değeri var. Yani çok böyle gamlu seküler bir şeyden ziyade daha böyle dini amaçla yapılan, dini amaçlı eylemler için yapılan rütüelistik bir eşya gibi.
Mesela büyük ihtimalle eski ayette maddeh diye geçen, yani ibrancısı maddeh diye geçen ve Musa ile Harun’un elindeki asa denilen o sopa büyük ihtimalle böyle bir sopaydı. Yani eskimezopotamya örneğine esas alırsak gamlu biraz böyle.
Tabi bu gamlunun Anadolu’da Hititler’de falan da örneği var. Yani Batı dünyasında örneği var. Yakın doğuda klasik bir otorite sembolü. Hatta daha böyle seküler bir sembol. Elinde tabi bunların çok örnekleri var. Ben de var yani. Hani biz point point yapıyor olsam ben şimdi gösterirdim. Yani bu asa örneklerinin tasvir sanatında şey baya zengin yani. Bu hatta klasik anlamıyla tam bir seküler otorite sembolü. Böyle bir ince uzun çubuk veya hafif ucu kırık bir çubuk. Bu tam bir siyasal otorite.
Sibiru’da yine böyle ince uzun bir değnek. Bu daha çok yaygınca kullanılan bir şey. Yani pek çok amaç için bile kullanılabilir. Hani daha jenerik bir şey sibiru. Ötekiler biraz daha özel. Yani normal bir insanın elindeki değnek de sibiru olabilir. Hani öyle bir şey düşünün.
Mesela az evvel söyledim. Eski ayette asa için kullanılan kelime, madde kelimesi. Bu madde kelimesi eski ayette, eski ayetin tabi Tevrat kitabında,
Tevrat’ın içinde özellikle Tekfin kitabında daha çok Musa ve Harun’un elindeki bir değnektir. Yani onun, biliyorsunuz Musa’nın ve Harun’un elinde değnekler vardır eski ayete göre. Yani İslami kaynaklardan bahsetmiyorum. Çünkü İslami kaynaklarda anlatılanla, Tevrat’ta anlatılan bu anlatımlar biraz farklı. Hem Musa’nın hem de Harun’un elinde değnekler, iki tane değnek vardır. Veya ikisi aynı değnekleri, bilmiyorum. Talmuk da öyle söylüyor yani. Ama her ikisinde değnek vardır. İşte bu maddeh dinlen ve az evvel söylediğim gamluya, herhalde ucuk ruruk asaya benzer asa ile,
işte Musa ne yapar? Kızıldeniz’i ikiye böler. Ondan sonra Musa yine amelikelerle yapılan savaşta bunu kullanır. Yine kayadan su çıkarır. Ondan sonra Sina dağında Tanrı, Musa’nın elindeki bu asayı yılana çevirir.
İşte Harun bu elindeki asayı atar, Firavun’un önünde atar, asa yılan olur. Ondan sonra Harun elindeki bu asayla Kızıldeniz’i kan rengine boyar. Böyle bir yığın anlatım var. Büyük ihtimalle eski ayetteki bu anlatımlardaki kullanılan o şey, asa, bu ucuk ruruk olan asadır.
Evet, demek ki bir otorite sembolü olarak Hattâ denilen şeyi öğrendiniz. Hattâ ile ilişkili başka kelimeleri öğrendiniz ve onların kullanımını öğrendiniz. Şimdi iki, yine bizim az evvel okuduğumuz metinde karşımıza çıkan iki tane tarihine bakalım. Bunlardan birisi Eya, birisi Abzu. Tabi Eya çok önemli bir tarih. Abzu da öyle. Eya, tabi Eya Semitiklerdeki karşılığı. Enki Sümerlerdeki karşılığı. Yani Sümerce metinde bu tarihinin adı Enki diye geçer. Ama şeyde bizim metinde Akatça olduğu için Eya, Semitik hali Eya’dır.
Fakat bu Eya, yani Semitiklerdeki Eya aslında Sümerlerdeki Enki’nin neredeyse aynısıdır. Belli ki oradan alınmış.
Büyük ihtimalle bu Sami halkların kendilerine ait bir tanrısı mutlaka vardı. Yani Enki’nin fonksiyonlarını üstlenen bir tanrısı mutlaka vardı. Fakat o tanrı yerini Sümer etkisiyle Enki’ye bıraktı ve Eya adıyla bilinir oldu.
O yüzden Enki ve Eya biraz aynı şey. Tabi Eya’nın veya Enki’nin ana tapınım merkezi pek çok şehirde tapınılıyor. Ama Eridu’dur. Yani yine Irak’ta, yine Basri Köfezi’ne doğru. Eridu şehrinde tapınarı vardır Enki’nin.
Tabi Enki tapınımı Eya adıyla Akatlar’da, Akatlar’dan önce Sümerler’de Enki adıyla ve büyük ihtimalle de Sümerler’den önce de mevcuttu. Böyle bir Enki figürü ne benzer figür. Bu Eridu’daki tapınak çünkü çok eskiye çıkıyor. Yani Sümer öncesi döneme kadar uzanan bir tapınak.
Belli ki eski mezup otan bir halklarında var olan bir inanç, herhalde Sümer inançlarıyla kaynaştı. Sonra da Semitikler bu inancı kabul ettiler.
Enki şeydir yani nasıl bir taradır. Enki bir kere suları kontrol eder. Yani yağmurlar, bulutlar, yerin altındaki sular, fırtınalar. Bir fırtınadağınısı değildir ama suyla ilgili her şeyi kontrol eder.
Devizler, bütün bunlar ondan sorumludur. Ve yerin altındaki Abzu diyebilinen, Abzu’da bir başka tarı. Abzu’nun da olduğunu geleceğim.
O Abzu’nun da tarihisidir. Abzu da yerin altında yer altı sularıdır. Ama bu Abzu basitçe böyle maden suyu falan değil yani hadi içelim hikayesi değil. Abzu şu. Kosmik ve yaratılışın en başından beri bulunan ana su. Öyle söyleyeyim yani bu yer altında bulunan bu su, Abzu yani. Buna piramitif su falan deniliyor.
Her şeyden önce var olan, tabiatın içerisinde ilk var olan unsur. Bunun adı Abzu işte. İşte bu Abzu bu haliyle bir tanrıdır. Enki bu Abzu’yu da yönetir.
Enki suları yönettiği gibi aynı zamanda insanla, mesela bunu İngilizcede tricksiter diye tercüme ediyorlar. Yani insanla muhabbeti çok iyi olduğu için böyle hafif insanla kafa bulan ama aslında insanlara da yardımcı olan bir tanrıdır.
Ama aslında tufandan insanları kurtaran yani sümer şey Mesopotamya anlatımına göre, tufandan insanları kurtaran ve bir gemi yapılmasını isteyen, napişteme bir gemi yaptırtan aslında normalde şeydir, bizim Enkidir.
Yani insanların bütünüyle ortadan kalkmasına izin vermemiştir mesela. İnsanlara zor zamanlarda yardım eder. Dolayısıyla Enki’nin böyle çok önemli fonksiyonu var ve hierarşinin üzerindeki tanrılardan. Zaten Enki, Ennil, Eya bunlar Mesopotamya tanrılarının en üzerindekilerdir. Onun altına doğru diğerleri sıralanır. İşte bunlara yani bütün bu en temel tanrılara genel bir isim olarak Annunaki adı verilir. Annunaki. Yani tabii Annunakiler falan, popüler medyada çok böyle popüler yani çok da bir şey söylemeyeyim falan diyorum da.
Fakat normalde Annunakiler yani normal şey, hierarşinin içerisindeki bir grup tanrılarıdır. Yani çok böyle olağanüstü sırrı falan yok ne yazık ki.
İşte Apkallılar Annunakilerdendir. Apkallılar böyle denizden gökten gelen varlıklar ondan sonra. Bunlar büyük bilgileri biliyorlar, insanlara bunları veriyorlar. Yani bu öyle evet bu tanrılar hani Annunakilerin içinde özellikle Apkallı adıyla bilinen bir grup şeydir.
İnsanlara böyle bilgiler vermiştir falan ama bu bilgiler böyle özel sırlar falan değil. Bunlar Süleymanet’in de M adıyla bilinen böyle 60-70 tane madde madde birtakım bilgilerdir. Yani çok böyle hani özel birtakım sırlar içeren Allah’ım böyle uzaylılar bilmem neler falan pek öyle bir hikaye değil. Şöyle büyük ihtimalle Tevrat’ın içerisinde veya genel olarak eski eğitim içerisinde herhalde şöyle bir ilişki kurulmuş.
Enki yani Tanrı Enki yani mesela Tanrı Enki eski eğitim içerisinde geçer mi yani böyle bir Tanrı eski eğitim içerisinde geçer mi?
Büyük ihtimalle evet yani iki kelimede ve iki figürde geçiyor olabilir. Bunlardan birisi Enoch ve bir tanesi de Anok. Ondan sonra belki bir tanesi Nuh kelimesi olabilir. Çünkü Nuh kelimesinin tabi şimdi Yahudi kaynakları Nuh kelimesinin bir etimolesisini veriyorlar da o yanlış bir etimolesi yani.
Belki Nuh kelimesi Enki kelimesinin ibraniyeye geçerken yanlış bir telaffuzu veya yanlış yazı çünkü böyle çok örnekler var telaffuzu olabilir. Yani eski İsrailoğulları Nuh tufanındaki kurtarıcı figürün adını eski Mesopotamya’da böyle bir misyon üstlenmiş olan bir figür adıyla anmış olabilirler. Oradan bakarsanız, yani bunu savulanlar var tabi, Nuh kelimesinin başlangıçta Enoch olduğu savı vardır. Bu Enoch’un da enki olduğunu düşünenler var.
Baştaki o E düşünce geriye kalan Nuh kelimesi de bugünkü mevcut Nuh kelimesinin gibi gibi göründüğünü söyleyenler var.
Bunun bir gerçek bayı olabilir mi olabilir? Eski Ayet’te Enoch yani Yahudi kültüründe Enoch diye böyle enteresan bir şey var, nebevi bir figür var. Bunun adı enkiyle böyle ilişki kuranlar var. Bunları bilmiyorum ama yani bunlar hani tartışmalı ama enki kelimesi Eski Ayet’te geçen, Eski Ayet’in çeşitli kitaplarında geçen Samuel’da, Krallarda, Tekvinde falan geçen
Enoch kelimesinin enkiden geldiğini ileri süren ciddi bilim adamları var. Yani Eski Ayet’in içinde bir kelime var. Bu kelime Enoch kelimesidir. Enoch kelimesi Eski Ayet’in içinde çeşitli kitaplarda anlatılır. Krallar kitabında, ondan sonra Samuel kitabında veya Tevrat’ın içerisinde geçer.
Şimdi bu Enoch kelimesinin, enki kelimesinin bozulmuş hali olduğunu varsayarlar. Enoch’ta Eski Ayet’te devler ya da böyle tuhaf varlıklar gibbohüm yani dev yaratıklar.
Hani öyle bir yanı vardır bu Enoch figürünün. Büyük ihtimalle bu Enoch bir dev bir yaratık, dev bir figür. Belki enki kelimesinden bozma gelen bir şey. Çünkü enki, Tanrı enkinin buna benzer, bunu çağrıştıran özellikleri var. Eski Ayet’in içerisinde Tanrı enki böyle bir dev figür olarak yani Enoch olarak girmiş olabilir.
Bu tabi Enoch, Enoch’un çocukları anlatılır yine Eski Ayet’in kitaplarının içerisinde. Bunların adı da Anakim’dir. Yani Anakim, Enoch’un çocuklarının adıdır.
Bu Anakimler de devlerdir. Dev yaratıklar yani ne film gibi birtakım Eski Ayet’te geçen dev yaratıklar yani. İşte bu Anakimin Annunakiler olduğu düşünülüyor ki ben de böyle düşünenlerdim.
Yani Annunakiler denilen eski Mesopotamya’nın en gözde en önemli tahminalarından bir kısmı büyük ihtimalle Eski Ayet’in içerisinde Anakim şeklinde girmiştir.
Anakim, Anok adıyla bilinen bir dev figürün dev çocuklarıdır. Anok da eşittir, enkidir. Enki’nin yani Anok’un çocukları da Annunakiler yani Anokim adıyla bilinen öteki tahminalardır.
Böyle bir kombinasyon kurulabilir. Yani bunun çünkü mantıklı delilleri var. Şimdi burada onları anlatmak çok uzun. Mesela Goliath yani biliyorsunuz ki Eski Ayet’te İslam’da Cahud yani Goliath’da Davud arasında bir savaş sahnesi anlatılır.
Eski Ayet’in içerisinde dev bir figür olan Goliath, İslami kaynaklarda Cahud ve onun karşısında Davud ve Davud Goliath’ı yenecektir biliyorsunuz.
İşte bu Goliath’ı anlatan Metinler yani Goliath figürünü anlatan Metinler mesela 1. Samuel kitabı Eski Ayet’in içinde bir kitaptır bu. 1. Samuel kitabı. 1. Samuel kitabı 17-5’de Goliath’ın üzerine giydiği giysiyi Shiryon Kaşkaşimliği adlandırır.
Yani İbrânice’de Shiryon Kaşkaşim. Şimdi Shiryon Kaşkaşim kelimesi İbrânice’de balık pulu demektir. Yani burada şunu söylüyor. Goliath’ın üzerinde bir elbise var ve balık pulundan olan elbise. Şimdi bu balık pulu tasviri bizim için önemli çünkü Enki, Annunaki’ler üzerlerinde böyle tasvir sanatında üzerlerinde balık pulları yani balık pullarından olan bir kıyafetleri vardır onların.
Tasvirlere bakın bazı Annunakiler ondan sonra bizim Enki bazı tasvirlerde üzerlerinde böyle balık sırtı şeklinde pullu elbiseler giymişlerdir.
O yüzden Goliath da bir devdir. Goliath bir şeydir. Anakim’in soyundan gelir tevrat’a göre. Anok’un çocukları Anakim’in şeydir, devamıdır. Goliath yani.
O yüzden de eski eğitim içerisinde böyle bir etiyolojik şey var. Yani böyle bir gizli açıklama var sanki. Hani Goliath Anok’tan gelir, devlerden gelir. Onlar tavsiye olarak mukadis ettiğinizde Enki’yle alakalıdır. Elimizdeki delillerden bir tanesi de Goliath’ın üzerindeki o giydiği kıyafettir.
Şirion, Kaşkaşım dedikleri yani balık pullu anlamına gelen elbise.
Gibi hani böyle ipuçlarından faydalanarak bu Goliath’ın kökü böyle anlaşılmaya çalışılıyor. Ondan sonra tabi eski eğitim içerisinde çeşitli başka kitaplarda da bu devler yani devler bunlar gibborim. Dev büyük insanlar dev yani tam o konsept neyi anlıyordu.
Hani eski eğit böyle bir kelime kullandığında bunu anlamak zorunda ama fiziksel olarak bir devlilikten bahsediyor öyle anlaşılıyor yani. Davut sadece bir dev olan Goliath’ı öldürmez eski eğite göre yani bütün bunları İslami terminolojiyle anlatmıyorum. Ben İslami terminolojiyle size anlatamam. Bunları bir tefsir yani benim alanım o değil yani ben İslamiyetçi değilim. Bana sormayın onları. Bunları tefsirciler veya meal uzmanları onlar bilir. Ben sadece hani mezopotami eski eğit içerisindeki o benzer yönleri anlamaya çalışıyorum.
Mesela 2.Samuel’de yani 2.Samuel’de eski eğitim içinde yine bir kitap kutsal kitabının Yahudi kutsal kitabının içinde bir kitap yani 2.Samuel 21-15’de Davut başka devleri de öldürüyor.
Yani Davut böyle enteresan bir şekilde bu dev insanları Goliath gibi diğerlerini bu Anok’un soyundan gelen Nefilim’in soyundan gelen ondan sonra böyle dev bir takım varlıkları öldürüyor.
Ama bu devler falan tam neye denk düşüyor bunu bilmiyoruz ama büyük ihtimalle bu dev yaratıklar dediği figürler herhalde bu Annunakiler denilen eski mezopotamyanın önemli tanrılarının figürlerinin biraz Yahud-İsrailize edilmiş yani İsrailleştirilmiş halidir gibi geliyor bana.
Evet demek ki Ea böyle bir şey. Abzu yani Ea’yı bu bağlamda düşünün. Abzu şöyle. Abzu az evvel söyledim yerin altındaki ana su kaynağıdır.
Tabi eski mezopotamya kozmolojisi ve kozmogonisi evreni şöyle tasarlıyor. Dümdüz bir dünya, dört köşe bir dünya, üstte bir tane gök gubbe var böyle ters döndürülmüş bir tencere gibi. Yerin altında dağlar var tabi dağlar o gök gubbenin çökmesini engelliyor. Yerin altında bir dünya var işte üller dünyası ama en altta bir su kaynağı var işte o Abzudur. Bütün suların anasıdır o. Eski mezopotamya’da genellikle ritüeller su ritüelleri falan yapılırken mutlaka bu su ritüellerinde kullanılan su Abzudan alınırdı.
Abzu bir suyun Abzudan geldiğini nereden bileceğiz? O da şu Fırat ve Dicle’nin bassa gölfezine dökülen alanlarında bir takım böyle su toplama alanları vardı. O su kaynaklarının Abzudan geldiği varsaydı. Dolayısıyla oralardan sular taşınırdı. O sularla yani Abzu ile ritüeller yapılırdı.
O yüzden Abzu’nun da böyle bir tanrısal yanı var. Tam böyle figuratif bir tanrı değil ama tanrısal bir özelliği var. Ondan sonra başka mesela ne üzerine konuşabiliriz? Şu Şalmat Kakkadi.
Şalmat Kakkadi az evvel metinde 105. cümlede geçti. Şalmat Kakkadi şu demek, akatçıya karabaşlar demek. Karabaş, yani karabaşlı halk falan anlamına geliyor Şalmat Kakkadi kelimesi. Tabi bu karabaşlı insanlar bunlar kim sorusunun? Yani Sümer metinlerinde geçen, akatça metinlerde geçen bu karabaşlı insanlar kim?
Bunu çok iyi bilmiyoruz aslında fakat büyük ihtimalle bu insanlar Sümerlilerin kendileri.
Sagge, yani Sagge karabaşlılar için Sümercede kullanılan kelime. Yani Şalmat Kakkadi’nin Sümercesi. Şimdi tabii Sümerlilerin kendileri için, başka kabilelerin Mezopotamya’daki bu halk için kullandığı bu kelime Sümerlere işaret ediyor olabilir mi?
Olabilir. Ama Sümerlilerin de kontrolü altında yaşayan böyle egemen bir prehistory ortadoğu halkını da sembolize ediyor olabilir. Ama genel kabul bu karabaşlar denilen insanların Sümerlilerin bizzat kendisi olduğudur.
Tabi eğer Sümerliler karasmer tenli ise onların etnik kimliği konusunda da bunlar ipucu olabilir ama o ayrı konu.
Tabi bu karabaşlı halk ifadesi Şalmat Kakkadi ifadesi yani Mezopotamya metinlerinde çok fazla kullanılıyor. Yani Orta Asur döneminde çok fazla malzeme var.
Mesela 1. Adat Nira’inin, bunlar Orta Asur döneminin Asur kralları. 1. Adat Nira’nin bir tekstin metninde, ondan sonra karabaşlı halkın çobanı kendisinden karabaşlı halkın çobanı olarak bahseder. Kim? Kral Adat Nira’rı, 1. Adat Nira’rı.
Ondan sonra geç yeni Asur dönemlerinde Dohuk’ta mesela, Irak’ta Dohuk’ta, Mila Mergi Kayı Anıttı’nda 3. Tiglet Placer’in böyle bir kayı anıtı var Dohuk’ta. Aşırı kadar 8. yüzyıla ait falan. Orada işte karabaşlı halktan bahsedilir ve karabaşlı halkın Şamaş tarafından yaratıldığı falan anlatılır.
Baunu Şalmat Kakkadi, yani karabaşlı halkın yaratıcısı kim? Şamaş. Yine 2. Sargon’a ait yaklaşık 8. yüzyıllar falan. Şarukin’de bir yazıtta karabaşlı halkın iskanı için yazılmış bir metin bulunmuştur.
Falan falan yani çok fazla malzeme var. Yani bu karabaşlı halk ibaresi öyle bir iki yerde geçen bir ibare değildir. Sadece bizim Gılgamış metin’de geçmez. Mesopotamya’daki Asurca, Babilce pek çok dille böyle bir halkın kim? Böyle bir halktan bahsedilir. Böyle bir halk var Mesopotamya’da.
Bu karabaşlılar herhalde kara renkli insanlar olsa gerek yani. Fakat bunlar tam kim? İşte onu bilmiyoruz. Herhalde Sümerli ama. Sonra 4. Bir başka bahsetmem gerekli olan figür Ningişzida. Yani Ningişzida da Azrail okuduğum metin kısmında 106. cümlede geçti.
Ningişzida da bir Tanrı. Nîn-giş-zîda. Bunu genellikle şöyle tercüme ediyorlar. Nîn sahip sahibi, giş ağaç, zîda güzel ağaç sahibi. Yani Tanrı’nın adının Ningişzida adının etimolojisini böyle yapıyorlar. Fakat bunlar çok net değil yani.
Ama bir Tanrı olduğuna eminiz. Neyle ilgili bir Tanrı? Ningişzida önemli Tanrılardan biri. Bir kere bereketle falan ilgili.
Şarapla falan ilgili. Ondan sonra yeraltıyla ilgili yani yeraltıyla da ilgili fonksiyonları var. Tabi Ningişzida’nın böyle tasvirsel sanatta gösterimlerinden birisi şeydir. Omuzlarından yılan çıkar.
Ningişzida’nın böyle iki omuzundan yılan çıkar. Tabi bu iki omuzundan yılan çıkma hikayesi hemen size şey hatırlatır. Azzid-i Hak. Yani Azzid-i Hak nedir? Azzid-i Hak eski İran kültüründe oldukça meşhur olan aslında kozmik bir figürdür.
Yani yaratılışta kötü prensibi temsil eder de ama figuratif olarak Azzid-i Hak her iki omuzunda yılanlar çıkan ve insanların beyinlerini yiyerek beslenen bir kötülük imgesi.
Azzid-i Hak onun da omuzlarında yılanlar vardır. Ningişzida ve yeraltıyla ilişkidir Azzid-i Hak. Ondan sonra Ningişzida’nın bu benzerliği yani Ningişzida’ya benzerliği tesadüf değil gibi sanki.
Hani oralardan geçmiş olabilir. Ama tabi yılan yani yılana böyle çok şey bir şer prensip olarak bakmamak lazım. Yani yılan sembolizmi, müzik otomotivinde çok güçlü.
Bir kere yerin altından haberler getirdiği için çünkü katolik bir varlık. Yani yer altında yaşayan ve yerin altından insanlara haber getirdiği için kahanetle ilgili. Ondan sonra fallarla ilgili bazen insanlara yardım eden pozisyonu var. Ve tabi ölümsüzlüğün sembolü bizim destanda da öyle aslında.
Çünkü şeydir hani yılan sürekli kendi kendisini yenilediği var sayılmıştır. Bundan dolayı da bu bir arketipe dönmüştür.
Yani yılan eşittir ölümsüzlük falan diye. Bir de böyle kendi etrafına katlandığı için şeydir yani merkezi yeniden başına dönen tamamlama figürünü de yansıtır aslında.
Ve arketipse olarak öyle bir yanı da vardır. Yani tamamlama yanı da vardır yılanın. O yüzden yılanı şey yapmamak lazım. Bütünüyle böyle olumsuz bir şer güç olarak düşünmemek gerekiyor.
Mesopotamya’da. Evet son bir de bir küçücük bir cümle onunla ilgili söyleyeyim. Sonra şey 106. cümlede bahsettiğim Mat La Tarihi.
Mat La Tarihi şu demek. Yani Mat zaten ülke diyar demek. La, lo yani olumsuzluk eki. Tarihi de dönüş, dönmek falan demek.
Yani ne demek? Dönüşü olmayan bir yer. Mat La Tarihi neresi burası? Ningissidan’ın yaşadığı ve Gılgamış’ın öldükten sonra çekileceği ve bütün insanların içine de öldükten sonra gidecekleri alan yani öldükten sonraki hayat.
Ama bu ölüm sonrası hayat inancını destanın böyle daha çaypıcı yerlerinde biraz daha detaylı anlatacağım. Yani Mesopotamya’lar ölüm sonrasını nasıl düşünüyorlar?
Hikayenin o kısmını biraz daha sonraya saklayın. Evet sevgili arkadaşlar bugünkü maceramız burada bitti. Efendim hepinize hoşçakalın diyorum. Haftaya görüşürüz.
İlk Yorumu Siz Yapın