Şanlıurfa (Halfeti) – Bir Kasaba Hikayesi 23.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=wRSP3qa3-Ew.
University of Michigan Imperial University
İzlediğiniz için teşekkürler.
Topraktan geldik diye başlıyor hikaye. İnsan toprağa sevdiği kadar var oluyor gelip geçen dünyada. Anadolu’yu ayakta tutan tarihin bize bahşettiği güzellikler.
Kara sevdalar, ateşi söndüren sular, derin ve anlamlı bakışlar sarmış Anadolu’yu. Medeniyetimizin hikayeleri Fırat suyuna karışıyor. Halfeti’nin sesini dinliyoruz. Önce bir zılgıt karşılıyor uzaktan, sonra uzaklar bir ağıt yakıyor gönlümüzü delercesine. Şanlı Urfamızın tarihi ilçesi Halfeti’de hikayemiz devam ediyor. Saklı cennetin rüzgarıyla eskiden yeniye Halfeti tarihine bakıyoruz. Zamanı durduruyor Fırat Nehri ve başlıyor Halfeti’nin eşsiz hikayesi. Taş, toprak ve insan Fırat suyuyla kıymetlenmiş. Siyah güllerin şehrinde tarihin incilerini hayranlıkla temaşa ediyoruz. Peygamberler şehrinde kendi medeniyetimizin rüzgarıyla doluyor içimiz. İnsan en çok kendi şehirlerine benziyor. Şehirleri yahut insanları gösteriyor bu devrin aynasını. Yüreğiyle bakmış, tırnağıyla toprağını işlemiştir insan. Toprağa bereket, alnının teri kazancı olmuştur bu bitmeyen merhalenin.
Rum kalede mülhem zamandan miras yapılar tarihimize yazılmış. Barşavma Manastırı mimari özellikleriyle günümüzü selamlıyor.
Aziz Nerses Kilisesi kalıntıları tarihin bizlere armağanı olarak defterimize yazılıyor.
Rum kale gerçekten halfeti için çok önemli bir yer. Zaten bir bütünleşmiştir. Tarihte de öyledir. Halfeti, Rum kale, işte Şitamrat olarak da halfetin birçok şeyi bulunmaktadır. Her ne kadar Rum kale, Gaziantep’in sınırları içerisinde olsa bile genelde her Rum kale
herkes halfetiyle anar ve halfetiyle bilmektedir. Ve gerçekten buraya gelenlerin mutlaka bu Rum kaleyi de görmelerini mutlaka mutlaka arzu ediyoruz. Şimdi Rum kalenin yapısı çok farklı bir yapıya sahip tamamıyla bir yarımada şeklinde kurulan bir kale.
Daha uç kesitinin ve dağdan bir şekilde ayrılarak bir hendek yapılarak bu hendeyin yapılmasının da amacı kale yapılırken kalenin taş yapı taşlarının oradan bir taş hoca olarak kullanılması artı düşmanın dağdan kaleye geçişini önlemek için güvenlik amaçlı bir hendey yapılmasıdır.
Yine orada Aziz Nersiz Kilisesi bulunmakta onun bir parçası hatta İncil’in 4 sayfasının İncil’in matta’sının 4 sayfasının burada yazıldığı rivayet edilmektedir. Kale gerçekten Doğu ile Batı arasında çok farklı yapıya sahip değişik bir kale. İki kapısı var Doğu Kapısı ve Batı Kapısı diye özellikle saray kısmı tam uç kısmında
kalan bir kale. Ve gelen turistlerin büyük çoğunluğu genelde Halfeti’ye özellikle arkamda gördüğünüz batık minareyi savaşan köyü ve Rum kaleyi görmek için buraya gelmektedirler. Yine Halfeti’nin sular altında kalan köylerinden biri Çekem köyü.
Çekem Memluk hükümdarının ismidir. Memluklar döneminde kurulmuş halen Memluklar döneminde şu an suyun altında bulunan bir Memluk cami bulunmaktadır. Maalesef suyun altında bulunmaktadır. Bir zamanlar çocukların oyunlarıyla taş evleriyle damlarında gökyüzünü seyreden
sevdalılarıyla anılan Savaşan Köyü bugün sakin şehrin cazibe merkezi olarak bilinmektedir. Biracık barajı yapımı dolayısıyla sular altında kalan şehrin doğa ve tarih tutkunlarına unutulmaz anılar biriktiren eski bir yerleşim yeri olarak hala hizmette bulunduğunu biliyoruz.
Tarihi meydan savaşlarının yaşandığı Savaşan Meydanı suların altında kayıp kent olarak zamanın durduğu bir yerleşim yeri olarak öylece durmakta ve zamanın şahidi olmak isteyen ziyaretçilerini misafir etmektedir. Bir insanın başına bir şey gelmelikine ancak o zaman bilip öğrene.
Bizim de işte bu baraj olayı 2000 yılında gerçekleşmiş oldu. 2000 yılında burada enerji üretme amaçlı oraktan Fırat Nehri’nin üstüne Biracık şehri’nin biraz yukarı tarafına yapılan bir barajla buranın tamamıyla size şöyle diyebiliriz ki hayattaki yaşantısı değişmiş oldu bu bölgenin.
Nasıl ki bu alandan barajdan etkilenen Biracık barajının yakınından başlıyor taakine Atatürk barajının yakınına kadar köprünün oraya kadar bütün yerleşim yerindeki evler, bahçeler olsun köyler sular içerisinde kalmış oldu. Bunlar sular içerisinde kalınca yeni yerleşim yerlerine göç etti bazı insanlar.
O tarihlerde işte rahmetlik babam da birlikteydik aynı evde yaşıyorduk zaten. Şimdi o sıralarda Fırat Nehri tabi ki ne yükseliyor barajdan dolayı baya bir yükseklik kazanmış oldu. Bu yükseklikle birlikte zaten bahçemiz kıyıya yakın alanındaydı. Sular içerisinde kalınca daha sonrasında bu zevk mantı kentinin çalışmaları yapılacağından
bir aylık bir suyu durdurma seviyesine durdurdular. O zaman içerisinde biz de kendimize avutuyoruz diyoruz ki yeter bu kadar yükseldi su bundan fazla yükselmeyecek evimiz kurtuldu diyorduk. Bir ay sonrasında o bir baktık yine evin merdivenlerine sular yükselmeye başladı. Haydi bütün eşyalarımıza o sular içerisinden traktörlere taşıyarak o şekilde göç olayımız olmuş oldu.
Baraj yapıldıktan sonra tarihi yerlerimiz var bizim Rum kalesi ve Kızım ağrası gibi birçok yerleşim yerlerinin bulunmuş olduğu yerler. Oraya ulaşabilmek için patika yollarla giderirdi eskiden. Bu sefer gelen turistler bu bölgeyi tanıyınca tabi ki o yıllarda daha küçük motorlu teknelerimiz oluşturuldu. Beş kişilik altı kişilik turizm olayı burada gelişince artık bazı diziler çekilmiş oldu. Belgeseller çekilmiş oldu. Büyük faydası oldu ve turizme buradaki gerçekten de buradaki tekneci insanlar, halfetideki tekneci insanlar ve restorantçı arkadaşlarımızın sayesinde bu halfeti turizm beldesi olmuş oldu.
Fırat nehrinin üzerinde bir gerdanlık gibi duran asma köprü iki yakayı birbirine bağlıyor. Gündüzü ayrı güzel, gecesi ayrı güzel halfeti de köprü ölümsüz anıların mekanı
olarak işleniyor anılarımıza. Hicaz bir çağrı yankılanıyor Fırat üzerinde. Dostluğa, birliğe, beraberliğe doğru hızlanıyor adımlar. Halfetin eşsiz diğeri Ulu Cami çağırıyor kuşları, balıkları ve kainatın bütün güzelliklerini saf tutmaya. Bir akşam yükleniyor işte omuzlarına insanın.
Suyun, toprağın, güneşin doğurduğu siyah güller nakşediliyor türkülere. Ah minel aşk diye başlayan hikayeler yazılıyor doğanın armağanı gül yapraklarına. Eşi benzeri olmayan siyah güller halfetiye kattığı güzellikle dikkatleri çekiyor. Sadece halfetin eşsiz gülleri için siyah güller diyerek mırıldanıyoruz şiirleri
tanıyoruz ölümsüz Mısraların şairlerini.
Şimdi halfeti çok eski bir tarihi bir yer.
Yani saklı cennetten halfeti 500 senelik geçiyor. Halfeti eski de burada kral yaşıyormuş. Burası eski kral bakıyormuş. Halfetin şeyine. E tabi kralın çobanı var. Çobanı yani çoban kralın kızına aşık oluyor. Aşık olduğu zaman kral kızına şeyini vermiyor. Kızını çobana vermiyor. Ne oluyor? Bu ise sabah kalkıyorlar hem çoban hem kızken ikisi de bir tut ağzının altından öyle oluyor. Yani ikisi de birden. Sabah kalkıyorlar bütün güller siyahi. Yani şey olarak. Oradan bir yani aşk yani şey olarak yani şey var yani burada. E tabi bunun hikayesi var yani çok. İki gün alınsan bitmez yani. Ben bu gölü yaklaşık 10-14 senedir yapıyorum bu şeyi.
Bunun şeyi nedir ben size anlatayım yani. Bu son marbe ilk bahralarda açar. Yani mardın 10’undan başlar. Ta Nisan yani maisin 10-15 ne kadar dağım eder. Nisan’da çok güllerimiz açar. Burada günde iki tebat toplama olur. Bu sene ispartadan gelen güller var. Gülcüler vardı. Isparta yani şu an buraya geldi ve 45 dönüm onlar da burada tarla kiralama yaptılar. Onun yağını çıkartır yani suyunu çıkartır götürürler. Bu sene yurt dışından gelen Fransa, İngiltere, Almanya ve İsir-i Şiraya’dan gelen parfümcüler var. Onları alıp götürürler. Yani hala da sipariş siparişlerimiz devam ediyor. Şimdi şubatın 15’inde biz güllerimizi budarız.
Şubatın 15’inde güllerimiz mardın 10’unda yetişir. O zaman ne olur filizlenir ve simsaha açar güllerimiz. Sadece yani ilaclayamam. Sadece bir su. Yani suyu verdim yani bu su. Sadece bir su. Başka ilaca olsun, yanlışlıkla olsun. Bazen diyorlar bunu ne katıverir. Böyle kesinlikle bir şey yok yani. Şöyle bir şey var. Bak bu diyelim burada siye açıyor. Burada koksun anı virüsi açıyor.
Bir başka bir yere götürdüğün zaman fidesini buraya döner. Yani şey olarak buradan koksun. Korkusuzluk açmaz. Yani renk olarak değişir yani renk siyaha açmaz.
Çekem köyü Memlüklülerin asi komutanı Çekem’in adını taşımaktadır. Bugün hala Memlü kizleri görülen mahallenin önemli bir kısmı sular altında kalmıştır. Su üzerinde kalan kesme taş evleri ziyaretçilerini müthiş bir görüntüyle karşılamaktadır. Halfeti Ulu Camii 1804-1807 yılları arasında yapılmıştır. 2001 yılında Birecik Barajı’nın su tutmaya başlaması sonucunda
caminin taban kısmı sular altında kalmıştır. Asma Köprü bölge halkı tarafından Halfeti Gerdanı olarak da bilinmektedir. Görünüş itibariyle gerdana benzemesinden dolayı bu ismi almıştır.
Harika manzarasıyla gelen ziyaretçilerini kendine hayran bırakmaktadır. Asurlardan bugünümüze kadar gelmiş olan bu küçük ilçemiz Şanlıurfa’nın şu an bir türizm göz bebeği haline gelmiştir.
Saklı Cennet diye de adlandırılan bu ilçemiz gerek tekneleriyle, gastronomisiyle, dubalarıyla tam bir doğa cenneti haline gelmiştir. Özellikle bundan 22 yıl önce Birecik Barajı’nın yapılmasıyla, baraj göleti altında kalan birçok köy ile ve ilçe merkezi ile bir dez avantaj iken bunu avantaja dönüştüren Halfeti halkı gerçekten burayı bir türizm cennetine çevirmişlerdir. Şu an arkada gördüğümüz Batık Minare diye, Batık Cami diye adlandırdığımız yer, Halfeti’nin savaşan mahallesi daha doğrusu savaşan köyüydü. Ve burası tamamıyla kamulaştırılmış. Şu an burada birkaç işletme vesaire şey bulunmaktadır. Özellikle Halfeti’nin tanıtımına büyük destek sağlayan bu Batık Minare dediğimiz Batık Cami’nin arkasında bulunduğu evler, hepsi son derece eski ve mağara köy üzerine kurulmuş olan Cumhuriyet döneminde kurulan bir köyümüzdür. Halfeti denince akla sadece savaşan Batık Minare ile adlandırılmıyor.
Karagülümüz, özellikle dünyada sadece ve sadece Halfeti’de yetişen Karagülümüz, son derece Halfeti’nin bir sembolü haline gelmiştir. İlçemiz, Türkiye’de 17 tane olan sakin şehirler topluluğuna üye bir ilçemiz. Türkiye’nin 9. Çittasılov dediğimiz sakin şehirler topluluğuna üye bir ilçemizdir.
Şimdi Halfeti dediğim gibi daha önce pek bilinen bir yer değildi. Fakat direcik barajı yapıldıktan sonra yaklaşık 100 kilometrelik bir baraj göleti oluştu. Bu baraj göletinde Halfeti merkez ilçe dahil olmak üzere birkaç tane de köyü sular altında kaldı.
İşte bu köylerden biri savaşan köyü dediğimiz Batık Minare’nin de olduğu bu köyümüz. Ve bu biraz önce de bahsettiğim gibi normalde bir yerin baraj altında kalması bir şanssızlıktır, bir dezavantajdır. Fakat Halfeti bunu çok iyi değerlendirdi. Özellikle tekne turlarıyla, gezi turlarıyla, gastronomi ile yaklaşık yılda 1 milyonun üzerinde yerli turisti buraya çekerek burayı bir turizm cenneti haline getirdi.
Bu Halfeti’nin bir de konum itibariyle toplam birçok ilin ortasında olması, merkez bir yerde olması, bölgesel turizmin burada yoğunlaşmasına yol açmıştır.
Gaziantep, Adıyaman, Şanlurfa, Mardin, Diyarbakır, Maraş ve birçok daha diğer Adana gibi illerin tam orta noktasında olan bu ilçemize hafta sonları 20 binin üzerinde ve yıllıkta 1 milyonun üzerinde turist gelmektedir. Halfeti’nin gelir geçim kaynağı başta Antep fıstığı, hayvancılık ve yurtdışı ve son zamanlarda da özellikle turizmle kendini baya bir bahsettirmiştir. Halfeti evleri genellikle 2 katlı nadirende ara katlarla 3 katlı inşa edilmişlerdir.
Evlerin doyumsuz manzarası Fırat Nehri’dir. Havara denilen taş ve Bağdadi denilen harçla yapılmıştır.
Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesi, Sittaslav Uluslararası Koordinasyon Komitesi’nce 2013 yılında Sakin Şehir ağına dahil edildi.
Tabi ki bahsettiğimiz gibi önce kürekli sandallarla barajdan önceki yıllarda ulaşımımızı sağlıyoruz. Sonrasında baraj sonrasında gelen turist sayımız az bir şekildeydi. 5-6 kişilik küçük teknelerimiz vardı motorlu tekneler onlarla ulaşım sağlıyorduk. Bu bölgedeki bahsettiğimiz gibi çekilen dizilerin, filmlerin artı belgesellerin ve klüplerin sayesinde burada turizm çoğalmış oldu. Gelen turist sayısı fazlalaşmış olunca bu sefer gelen talebe karşılık teknelerin de büyümesi gerekiyordu. Biz mesela eski tekneciyiz yıllardan beri. Benim gibi bazı 5-6 arkadaşımız vardı eski tekneci olarak bu işi geçim kaynağı olarak yapan insanlarımız bulunuyordu. Daha sonra müşteri potansiyeli atınca bunu kendi mesleğinin dışında olmayan insanlar da yapmış oldu. Farklı bir para getirisi olsun diyerekten evine sadece benim gibi bu tekneden kazandığını ekmek parası olarak kullanmanın dışında diğer arkadaşlarımız da burada bir iş kapısı olarak görerekten genler de burada tekne aldılar.
İşte dediğim gibi teknelerimiz 2000’den sonraki yıllarda 2001, 2002, 2003 ta ikine 2005 yıllarına kadar o tarihlerde küçük küçük sandalılar şeklindeydi. Burada turizm patlaması oluşmaya başlayınca talepler daha da çoğalmış olunca tekne sayısı fazlalaşmış oldu ve teknelerin müşteri potansiyelleri artmış oldu son zamanlarda.
Şu anda elimizde burada her arkadaşın mesela tekneci arkadaşlarımız 50 tane tekne mevcut Halifeti’de. Yolcu teknesi olarak gezinti ve yolcu tenezzüh gemisi bulunuyor. Burada 1 saatlik tarihi yerlerimizi gelen misafirlerimizi gezdiriyoruz. Teknelerin kapasiteleri atıyorum 10 kişilik, 20 kişilik, 30 kişilik, 50 ve 60 kişiye kadar ulaşabiliyor kapasite olayı olarak.
Rahat bir şekilde gelen misafirlerimiz sayı hatlarını yapabiliyorlar. Güzel bir şekilde turlarını ve tarihi yerlerin gezintilerini tamamlayabiliyorlar. Teknelerimizin yapımı daha önceki barajdan önceki teknelerimiz sandalılarımız diyelim daha doğrusu. Kürekli sandalılarımız buradaki marangoz ustalarımız tarafından yapılıyordu. Burada rahat bir şekilde ahşaptan yapıp ziftle onu güzelleştiriyorlardı. Zaten ara bölümlerini kapatıyorlardı.
Sonrasında tabii ki motorlu teknelere geçiş yapılmış olduğunda deniz bölgelerinden tekneler getirilmiş oldu. Şehrin ismini verelim isterseniz birkaç tane zaten tekne yapım terslanı yerlerimiz var. Barton, Mersin, Antalya taraflarından, o alanlardan ahşap olan teknelerimiz getirildi buralara. Tabii ki buradaki meslek sahibi olan arkadaşlarımız bir iki tane terslanı sahibi olan arkadaşlarımız bulunuyor. O arkadaşlarımız da onlardan kendilerine örnek alıraktan şu anda Halifeti’de rahat bir şekilde tersanede güzelce saç teknelerden gezinti tenezzüh tekneleri yapıyorlar.
Yani diyebiliriz ki denizlerde yapılan teknelerden daha güzel tekneler oluşturuluyor bu alanda. Güzel bir şekilde 50-60 kişilik tekne yapımları Halifeti tersanesinde de gerçekleştiriliyor. Bu alanda rahat bir şekilde yapılıyor. Biz de maliyetten kurtulmuş oluyoruz. Yol nakliyesinden kurtulmuş oluyoruz ve sürekli gidip yapılan tersanede teknelerimizin kontrolünü sağlayabiliyoruz.
Bu bizim için bulunmaz bir güzellik oluşmuş oldu.
Evler, kiliseler, tarihin su altına gizlendiği meydanlar ve her biri bir başka alem olan insanın medeniyetimizdeki yerini anlıyoruz. Bereketiyle, tarihiyle, yaşanmış ve yaşanacak hikayeleriyle baş tacı bir yerden baktık güneşin batışına. Medeniyetimizin köklü tarihini düşündük.
Güneşin son ışıkları değerken Fırat’a, iskelelerde koşturan arkadaşlarımıza, enfes yemeklerine, mihmandarlık eden Halifetili dostlarımıza bir elveda sunduk gönül bahçemizden. Şiirler okuduk, türküler yaktık Halifeti yolculuğumuza.
Elveda ey güzel Halifeti, elveda siyah güllerin kenti.
Altyazı M.K.
İlk Yorumu Siz Yapın