Afyonkarahisar (Sandıklı) – Bir Kasaba Hikayesi 22.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=_bgKwsQexwg.
BURK hanya Chinatown Bölgelerin compatible congestion
Ahır dağları gölge eder tarihe. Afyon diye başlayan her cümle, kurtuluşa, zafere, kahramanlığa dair bir anlam saklar içinde. Afyon Karahisarımızın dağlar arasında kıymetli bir hazine gibi korunmuş ilçesi, sandıklı da hikayemizle buluşuruz. Hit itler diye başlayan okumalarımız, Roma’nın, Bizans’ın, 1072 yılında Türk’ün adıyla Emir Sanduğ’un, Selçuklu neslinden Nicebeyi’n ve Osmanlı İmparatorluğu’nun adıyla bezelmiş. Tarihi Uygarlıklarının yerleşim yeri olan Sandıklı ilçesi, Türkiye’nin varlık yokluk mücadelesinde cephede asker, barışta yurttaş olarak göreve daima koşmuş. Kahramanı beklememiş, kendisi tarihin her döneminde kahraman olmuş, insanları ile
bir aradığını gönüllere nakşeylemiş. Sandıklı tarihi, dünya tarihi ile başlayan bir hikaye sahip.
Osmanlı’nın elimizdeki arkolyjik kazılar, sandıklı tarihinin 8 bin yıl öncesine dayandığı hit itler ve etiler döneminde sandıklımızda Kussarov Kralı’nı oldu. Bu Kussarov Kralı’nla beraber, Frikaya, Lidya döneminde sandıklı ovasında 5 tane antipolis adında para basılan şehir oldu ve bunları daha sonra Roma İmparatorluğu ve dönem içinde Roma İmparatorluğu, bölünmesiyle Bizans İmparatorluğu, sonra 1701’de Sultan Alparslan’ın Malazgirt’ten Anadolu’ya seferleri başlaması ve o arada 1176 Sandıklı
ve Akdağ eteklerinde Mirya Kefelon savaşıyla beraber sandıklımız ve çevresi Selçukluluğu Türklerin ve Müslümanın eline geçmiştir. O tarihten itibaren sandıklı yöremize Anadolu Erenleri aşırı bir şekilde yerleşmiş. Hacı Bektaş Veli, Lokman Perende ve bunu yetiştirdiği tekkelere yetişen zatlar sandıklı ovasına yerleşmişler, her birisi bir meslek sahibi olarak yerli halkı ve buraya göç eden Türkleri iskan ederek yörenin İslamlaşması ve Türkleşmesi için çalışmışlardı. Bunların başında en fazla Hacı Bektaş Veli’nin küçük kardeşi Menteş Baba, sandıklı Menteş Köyü’nde yatmakta.
Tapduk Emre ve Yunus Emre eski adıyla Çayköy şimdi Yunus Emre mahallesinde yatmakta. Hacı Bayram Veli Hazretleri’nin gönderdiği Lerluvici impiri Şeyh Nurettin Dura adin camisi’nde yatmakta. 1176 Mirya Kefelon Savaşı’ndan sonra sandıklımızda hızlı bir şekilde camiler, hamamlar ve diğer kültür merkezleri yapılmıştır.
Ulu Camii’nin yapılış tarihi Germiyanoğlu döneminde Yakup Bey 1379 yılında bu cami yapılmıştır. Ancak 1810 yılında şu gördüğümüz şekilde büyük bir onarımdan geçirilmiş sandıklı tarihi içerisinde merkez ve çarşı burası Ulu Camii’dir. Çevresi Osmanlı döneminde de Selçuklu döneminde de Yukarı Pazar olarak geçmekte
ve bu caminin özelliği bütün cenazeler buradan kalkmaktadır. Ama son senelerde sandıklı biraz genişleyince aşağıda başka bir cami üzerinde cenaze nakledimi başlamıştır. Efendim sandıklı tarihine esas Selçuklular Germiyanoğulları dönemi artı Osmanlı döneminde en şahane ihtişamına yaşamıştır.
Sandıklıda Osmanlı döneminde yapılan camiler Hevai Camii, Şeyh Nurettin, Müradin Camii, Yeni Camii ve bunun yanında camiler haftasında sundum. Sandıklı tarihinde değişik nedenlerle yıkılan veyahut da ortadan kaldırılan 13 cami daha vardır ki şu anda yerleri ya markettir, ya evdir veya dükkandır. Şu anda öyle bir durumdayız.
Sandıklı tarihi 1920 Kurtuluş Savaşı’nda sandıklılığı Koca Tepe gerisinde olmakla müthiş bir şekilde halkı önde gelen müftüleri, şeyhleri, kadıları geri cepheden her zaman yemek, yiyecek, içecek ve silah temini sağlamışlardır. Hatta Burdur milletlikleri olan milli şairin Mehmet Akir Ersoy sandıklıda bu camiden bir kürsüde toplantılar yaparak halkı kurtuluş savaşını hazırlamıştır. Bu nedenle sandıklıda bütün gelen devlet büyükleri, kanaat önderleri mutlaka bu camiyi ziyaret ederler ve bu camiden mani feyzerler. Yine bu camide Peygamber Efendimiz’in sakallı şerifi mevcuttur. Yılın üç önemli gününde, üç ailenin başladığı Regaib kandilinde, Ramazan bayramının arefesinde ve Kurban bayramının arefesinde bu camide sakallı şerif törenleri ziyaretleri yapılmakta. Ahır, burkaz, akdağ ve kumalar arasında ormanları, ovaları, tarihi ve insanıyla
arasından bir kutu var. Memleketimizin değer arz eden bir yerleşim yeri olan sandıklı, tarihi ve doğal güzelliklerini keşfetmemiz için bizleri çağırıyor. Yıllarca geçilmez denilen Tokalı kanyonu 1993 yılında azimli sporcular tarafından geçilmiş.
D USC� olarak rechercheתתתתתתתתתتתתתתתתתתתתתتתתتתتتتتتتتடتتتتتتتتتتتتتتتتتتتتتتتتتتتتت alle melek bertik��融 afraid perdik, 정확lıy LU good man重要 oflah Walk youEmine’ten in Ali Takal,
Ben 70 yaşındayım. Benim emekliğim yok. Tarla şiirle uğraşıyoruz. Burada ilkine patates ektik, arpa ektik. Böyle marul ekiyoruz ikinci devreye. Böyle yetiştiriyoruz. Gen tarlamız. Uzaklara gitmiyoruz. Burada uğraşıyoruz. İki ay olmadı da yetişti bu bak. İki ayda. Onun fidesini Nazili’den getirdim. Oraya gezmeye gitmiştim kardeşimle.
Kardeşimin yanına oraya gitmiştim. Gelirken de bunları aldık geldik. Dikiverdik işte yetişti. Bugüne geldi. İki ay olmadı bile. Dikiyoruz. Her sene dikiyoruz. Yetiştiriyoruz. Mesum. İki ay oldu işte. Cahilin bak iki ay oldu. Ondan bu yana yetişti. Marulları işte toptancıya veriyoruz. Gelip. Geliyorlar alıyor diyorlar. Biz geldik. Keseceğiz hemen on dakikada.
Üç kişi beş kişi geliyoruz hemen uyduruyoruz. Öyle veriyoruz ellerini. Evet gelirimiz yok yavrum. Oğlanlar var da onlar ayrı. Ben bu oğlumla duruyorum. Hasta olanla ikimiz. Üç çocuk. İki de biz gelinle. Öyle duruyoruz. Ben inanki buraya gelin Nazili’den geldim. 37 sene oldu geleli buraya. O zamandır hep ilişmer. Patates, soğan, bu marul. Öyle. Bübeye, domates. Ondan yetişiyor. Şey diyoruz. Meşhur. Çok aranır. Bak şimdi daha bir daha yetiştirdi ya. Buraya demedik. Oktan hastamız olunca. Bak bu yana da marul. Çapılayamadık. Elimizde. Çapılayacaksınız o da yetişecek. Patates zamanı bak. İki ay olmadı bile. İki lali. Bir ay sonra yetişir. Üç ayda yetişir patates.
Çok güzel patatesimizin lezzeti olur. Az ekiyoruz biz. Tarlamız az olduğunda. Mesela iki dönüm, üç dönüm eklemiş. O kadar tarla var. Ondan idare alıyoruz. Bak topraklarımız çok verimli. Suyumuz olduktan kere suyumuz da çok hani. İstanbul’dan geldiler. Baktılar bu sularımıza. İyi su çıkmış. Devamlı suyumuzu ondan içiyoruz topraklarımıza. Bunu yetiştiriyoruz. İki kere, üç kere verim alıyoruz. Bir tarladan mesela.
Su olmasa olmuyor. Suyumuz çok verimli. Toprağımız da öyle. İktim ama on beş günde fidana büyüyor. Yetiştiriyoruz hani su olunca. Artık da emek ediyoruz, çapılayıyoruz. Onun için yetişiyor yavrum. Çok severim bak. Geldim de ne vela öne ben düşerim sonra geldim eve. Ben çok seviyorum toprağı. Ondan uğraşmıyor. Gelip dikerim çapıların. Hiç gücüme gitmez çapağın. Her gün mesela şunu her evin saltasını ediyoruz.
Temiz temiz yıkıyoruz kuyumuzun suyu ile. Saltasını kıyıyoruz, ediyoruz. Her evin tabaklarca yiyeceğiz mesela. Çok güzel oluyor. Evet hiç almıyoruz zaten biz. Bunu bitirdim bak orada açık bir daha bahçemiz var. Onu ederiz. Kışın da oradan kes kes ye. Çok güzel oluyor yavrum. Bir buralara bir gelseniz, yeseniz. İnanın ki o kadar bir nezat doluyor ki, organik. Hiç gübre atmadan yetişiyor bizim. Onun için çok memnunum ben köyümüzde. Oo sor sor. Şimdi mesela orada benim eşim yatıyor. Annem yatıyor. Dayılarım, amcalarım, eşler var onlar. Hepsine girdi mi? Şimdi işimiz vardı öyle hani. Geçtik geldik. Hepsine dua eder gitsin. Yunus Emre’ye dua olmama hiç oraya girdikten ki. Evden bile ben ederim duamı. Evim yakın orada. Gelirim o duduğun altında. Duamı edeyim giderim hepsine Yunus Emre’mi.
Ah o Yunus Emre’nin şeylerini okuyun. Oralara ne güzel dağıttı dağıttı da.
Çok güzel oralığımız çok.
Hüdai Termal Kaplıcaları, Bizans Hamamları,
Kükürtlü Suları ve Şifalı Çamuruyla, Ziyaretçilerin Uğrak Noktalarından Biridir. Doğanın iyileştirici gücüyle vaktin kıymetlendiği önemli bir sağlık ve turizm merkezi olarak görmek gerekir. 1946 doğumluyum. Afyonun Giderkazası’nın emniyet mahallesinde doğdum.
Babam esrini devam ettim ilkokul çağından sonra beraber çalıştım. Çeşitli memleketlerde çalıştım. Ondan sonra tekrar dinara geldim dinardan 95 depreminde buraya geldik. Benim ailem buralıydı. Buradan sahip çıktılar. Bizi getirdiler biz de burada kaldık gittik. Burada devam ettiriyorum sanatımı.
Aşağı yukarı 60 senedir falan bu sanatın içindeyim ben. Yaşım 76. Babam ustasından öğreniyor. O da dinarda şimdi bunda 3-4 kardeşmiş. Anneler öğrenince babası diyor ki herkes başının çaresine baksın. Kimisi demirci yanına giriyor çıraklığa, kimisi sarıcın yanına giriyor çıraklığa. Kimin de albant oluyor. Her birisi bir sanatkar olmuş. Biz de onlardan öğrendik. Birkaç meslek ben denedim. Fakat para kazanmak için kendi yapabileceğin bir iş varsa ondan para kazanırsın. Öyle olmasa sana el işçisi para kazanmıyor. Bunları yıllarca ben hepsini denedim. Allah belkatesin bu sanatımda çalıştım. Evimi, barkımı aldım. Eşyasını düzdüm. 3 tane kız çocuğu gelin ettim. 2 tanesini şimdi emekli etmeye çalışıyorum. Birini ettim biri de yılbaşında olacak. Emekli maaşımı verdim hanımın eline. Dükkan açırdım onlara. Çocuk eşyası satıyorlar.
Hazar sünnü el dükkan açarlar. Murad inci hanım sizin karşısında. Hanım ona sigortasını, dükkan kirasını yatırıverin maaştan. Biz de buradan ilk ötü hanımla ileri olup gidiyoruz.
Allah belkatesini. Şu anda sandıklı normal olarak dünya tarihine bakacak olursak kent şehirler, kale şehirler şeklinde kurulmuş.
Sandıklı Hisar kalesi, istorik dönem yani milattan önce bir dönemdedir. Eğer kaleye çıktığı zaman çevreyi gözlerseniz, şu hud Sina’da. Apemya, Dinar, Simrina, İzmir, Akrones, Afyon hattından gelen bütün yolları gözetleyen bir nokta. Ve orası Frikaya döneminde ise en muhkem kale.
Hatta sandıklının isimlerinden bahsedecek olursak Etiler ve Hitler döneminde Kibatos, Frikaya döneminde Apemya Kibatos yani Dinar’ın Sandığı anlamına geliyor. Ancak 1176’da sandıklının fethinde Uçbey’i Emir Sanduk Doğlatan tarafından fethedildiği için Sanduk’i, sandıklı adı da oradan geliyor.
Kale çok muhkem. Eski eserlerde üç etrafı sularla çevrili olduğu söyleniyor. Ancak Germen o Selçukluların eline geçmesi artık bölgede tamamen Türk ve İslam kültürünün yerleşmesiyle kale önemi kaybediyor. Bizim çocukluğumuzda kapıları vardı. Altında mazgarlar vardı. Ondan kapatıldı. Şu anda kalenin tamiri normal olarak Hisar Mahallesi muhtarı ve Çavuşcağı İbrahim Ağa, kalenin kitabelerini getiriyor. Çavuşcağımızın çeşmisinin kenarını söğe olarak kullanıyor. Oradaki ifadede bölgede olmayan Çelebi azam kelimesi var. Yani Sandıklı’da Mevlevi kültür de var. Bu nedenle kale değerini kaybedince etrafındaki surlar, taşlar parçalarak değişik inşaatlarda kullanılıyor. Şu anda hüyük olarak belediye tarafından üzeri ağaçlandırıldı ve bahçe olarak kullanılmaktadır.
Şu anda Hak dostu Yunus Emre ve hocası Tapduk Emre biraz önce 1071 Sultan Alparslan’ın Sandıklı Anadolu’yu fethetmesi, 1176 Sandıklı’nın Selçuklu’nun eline geçmesinden sonra Anadolu erenleri komple bölgeye hücum etmişler. Ve hepsi bir dergah kurarak Hristiyan halkı İslam’a ve Türklüğe dönüştürmüşlerdir. Hepsi bir meslek sahip erenlerdir. Anadolu’nun buhranlı dönemlerinde Cenab-ı Hak bu milleti sevdiğinden kurtarıcılar göndermiştir. Bunlardan başının birisi de Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya yaydınlığı, aydınlığın içinde Tapduk Emre ve Yunus Emre kardeşi Menteş Baba. Diğer halifeleri Sarı Saltuk. Sarı Saltuk Saltuk köyümüzde yatmaktadır.
Hacı Bektaş Veli’nin küçük kardeşi Menteş Baba, Sandıklı Menteş köyünde yatmaktadır. Yunus Emre ve Tapduk Emre çay köyünde yatmaktadır. Elimizdeki Osmanlı arşivlerinde, tamamen belgesel olarak ve hatta Hicri 1302, miladi 1884 yılı Hüda Vendigar sallamesinde,
Sandıklı’nın coğrafi durumu, ekonomik durumu, ürünleri ve medreseleri, tekkeleri, türbeleri, camileri anlatılırken, az sonra takdim edeceğim arşivde, Bursa Hüda Vendigar sallamesi arşivinde, Çorhisar karyesinde Ahmet Baba, Çay köyünde Yunus Emre Nammetfenler Ziyaretgah-ı Umumidir arşivi elimizdedir. Diğer ilçelerde, diğer yerlerde Yunus Emre adında makamlar vardır. Yunus Emre bir canlıdır, bir insandır, onun da bir kabri vardır. Ancak Anadolu’da sevgisi, kültürü o kadar çok yer yetmiş ki, herkes benim hemşerim olsun, benim makamım da olsun diyerek, onların adına makamlar yapılmıştır. Ancak, Ancak Yunus Emre burada yatıyor diyen karaman olsun, eskişehir olsun, kulu olsun,
ellerinde Osmanlıca arşiv ve senet yok. Benim yayınladığım 198 sayfalık belgeleriyle Yunus Emre sandıklıdır kitabında 8 tane belge koydum. Hatta vakıflar genel müdürlüğünden şu anda hala uğraşıyorum Yunus Emre dergahına bağışlanmış, Çayköy’ünde, sandıklı topraklar içinde 160 dilim tarlanın senedini hala bulamadım. Ancak 1925 yılında tekke ve zabilerin kopadılmasıyla, Yunus Emre dergahına ait tarlalar şahıslar eline geçmiş, ekenlerin elinden kalmış veya köy tarlası olarak kabul edilmiş.
1968 yılında Çayköy, sandıklığa mahalle olarak bağlandığında oranın bütün taşınır taşınmaz malıları belediyeye geçmiş, belediye encümeni, belediye encümeni bütün tarlaları ihaleyle satmıştır. Şu anda devlet arşivinde, sallamelerde, vakıf senetlerinde, elimizdeki belgelerde Yunus Emre’nin sandıklı Çayköy’de yattığı, hatta şiirinde gösterdiği gibi, Kobeni yatayım şeyhimin ayak ucunda, ayak eşiğinde yani şu anda nasıl gözüküp göreceksiniz, Tapduk Emre’nin ayak tarafında Yunus Emre’nin kabri mevcuttur ve şu anda ziyaret edilmektedir.
Ancak çok sevildiği için, şiirleri hâlâ da gönüllere huzur verdiği için herkes bizim köyümüzde, bizim mevkutudur diyerek bu tartışmalar devam etmektedir. Yunus Emre gönüllerdedir, onun sevgisi insanların ruhundadır. Sandıklı Ulu Cami, Germiyanoğulları döneminde Alaeddin oğlu Bahaddin Ömer bin Alaeddin tarafından
1379 yılında mimar Aydemir’e yaptırılmıştır.
Ben Yunus Emre Mahalle, sandıklı Yunus Emre Mahallesi’nden Yunus Özdemir.
Yunus Emre’nin adını almışım bir kişiyim, 1964 doğumluyum. Yunus Emre Mahallesi’nde doğmuşum. Ben emekli oldum, sandıklı belediyesinden çamurcuydum. Emekli oldum, bahçıvanlık yaptım. Emekli oldum, bu malları aldım. Kendimi eğlemek için bu benim. Sadece kendimi eğliyorum, kahve köşelerinde beklemekten ise kendi yaşam gruza kazanıyorum.
İyi kötü. Sandıklı belediyesinin çamurcusuydum. Çamurculuk, çamurda mesela sıcak suyu koyarıyoruz, hamur şeklinde alıyor, sabahıda dinlendiriyoruz 15 dakika. Onları havalandırıyoruz, hasta olan yatıyor, dizlerinde romansizma, girişleme sırtında belinde varsa onları alıyor. Onlar 10 dakika anca duruyor bu sıcak çamurda. Fazla durmanın hiç gereği yok. Terlediği zaman zaten vücuttan alıyor alacağını. Çamur. Bir daha bir daha girmeye hiç gerek yok. Kaplıca’nın ayrıyatlarında, köşesinde toprağı var. Am toprak o topraktan alınıyor. O topraktan kullanılıyor.
Zaten hamur gibi oluyor. İğsen vücutuna yapıştığında ilk yapıştığında katiyen koymuyor. Vücut terlediği zaman kendi atıyor alacağını alıyor. 1965’te girdim. 94-95’e kadar çalıştım.
Başçıvanlık yaptım. Böyle idare ettik. Sonunda da emekli olduk. Bu malları aldık. Kendimizi ele yiyoruz.
Afyon Sandıklı’da 1932 yılından boyana helva, dokum, pişmaniye olarak üretim yapmaktayız.
Dedemin babasından başlayan mesleğimiz. Ben dördüncü kuşak olarak devam etmekteyiz. Lokumlarımız, takriben 50 çeşit falan üretilmektedir. Ağırlık özellikle afyonumuzun kaymağı meşhur olduğu için kaymaklı lokum en çok satılan ürünlerimiz arasında yer almaktadır.
Çifte kavrulmuş lokumlarımız, narlı, gülli, antep fıstıklı, diğer binumum çeşitler bulunmaktadır. Lokumlarımız su, şeker, nişasta ana maddesi olarak kazanda kaynatılmak suretiyle üretilir. Ondan sonra tezgahlarda açımı yapıldıktan sonra bir gün dinlendirilir.
Ceviz, fındık, kaymak ilave edilerek sarımı yapılır ve ondan sonra satışa sunulur. Çocukluğumuzdan beri bu işte yetiştik. Sandıklımızın meşhur levle bili tahta helvamız vardır. Bu diğer başka illerde yoktur. Sandıklımız özgü yöresel bir üründür. Bunun ana maddesi içeriği, şeker, su, limon tuzu ilave edilerek kaynatılır ve ondan sonra
ağadamız hazır hale geldikten sonra levle bide ilave edilerek yöremize uygun olarak levle bili tahta helvat satışımız yapılmaktadır. Bu sandıklımızın has yöresel bir üründür. İkindi yaklaşırken Ulu Camii Avlusu’nda soluklanıyoruz. Çay eşlik ediyor hoş sohbetimize. Asrın çağrısıyla dizlere derman, kıbleye revan oluyoruz. Anadolu’ya yakışanı yapıp yan yana durabildiğimiz için tarihin en şerefli milleti olarak dosta güven düşmana korku verebiliyoruz. İnanıyoruz çünkü inananlar daima kardeştir sözünün ardındaki kadim tarihi biliyoruz. Yunus Emre Diyarı sandıklıda aslında bir mezar taşı değil gönüldaş aradığımızı biliyoruz.
Tarihe kalan sözlerle yurtta barışın, cihanda barışın öncüsü olan bu milletin hikayesine meftun oluyoruz.
Yunus Emre gönüllerin sultanı olarak, hocası Tapduk Emre, Emrem diye anılarak, halkın dilinde yüzyıllardır en güzel makamda tutuluyor.
Rivayetler güzel bakıp güzel gören bilge insanımızın, ter temiz düşüncesini, duasını bizlere öğretiyor. Vakit güneşten geceye devredilirken, bir şiirin ısrarlarındaki gibi, dağ gibi zebeğin toprağa diz vuruşu titretiyor içimizi.
Minarelerden okunan ezan, coşturuyor gönlümüzü ve mücadelesiyle tarihe yazılan kahraman insanımızın hikayesi çıkıyor, sandıklıdan bizim nasibimize. Heybemize cami avlusunda çay sohbetini, yürürken selamlaştığımız temiz yürekleri, tarihin ve doğanın güzelliklerini koyuyoruz.
Anadolu’nun şehirleri içinde hazineler arasında yürüdüğümüzü bilerek, sandıklıya veda ediyoruz.
İlk Yorumu Siz Yapın