Kastamonu (Cide) – Bir Kasaba Hikayesi 21.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=LM45IW7yi7I.
….???
halten 도ла OW30
Sarı yazmadan bir Anadolu hikayesi çıkıyor. Çok güldüğümüz, çok düşündüğümüz eserlerin sahibi, Rıfat Ilgaz’ın memleketinde orman ve deniz arasında geçen bir hayatın misafiri oluyoruz.
Kastamonumuzun uzun sahili ve ormanlarıyla meşhur ilçesi, Cide’de güne başlıyoruz. Dağların arasından geçip, Karadeniz’in serin sularına doğru gidiyoruz. Aydos, Gideros, Lodj çağırıyor bizleri.
Tarihi ve doğal güzellikleriyle insanı büyüleyen, Cide’ye kavuşuyoruz.
Bugün Cide’deyiz.
Cide, Kastamon’un Karadeniz kıyısındaki güzel bir şehri ve bu şehir çok eskiye dayalı bir tarihçeye sahip. Genellikle biz tarihçeden bahsederken dün bugün yarın ekseninde değerlendirme yaparız. Bu kapsamda ilk Cide adının Homeros’un İlyada Destanında görüyoruz ve Kitoros olarak geçiyor ki Kitoros bugün Gideros olarak adlandırdığımız koyun adı. Orada aynı zamanda köy ve koy. Asıl Cide’nin adı daha farklı. Tabii ki Cide bu bölgenin deyim yerindeyse incisi bir yer. Doğal güzellikleriyle, kültürel zenginlikleriyle ve sosyal çevresiyle tanınması görülmesi gereken bir yer. Cide 6-7 bin nüfuslu, 75 tane köyü olan ama içerisindeki yani köylerin bir çoğu boş. Ya İstanbul’da yaşıyorlar, yahut da yurt dışında işte Fransa’da, Belçika’da, Almanya’da yaşayan ve tabii ki emeklilikleri durulanların yavaş yavaş köylerine dönmeye
başladığı bir yurt köşesi güzel bir yurt köşesi. Tarihi açıdan değerlendirdiğimiz zaman eski Anadolu medeniyetleri dönemine baktığımızda burada kimler yaşamış? Burada işte Persler efendim Gaskaslar ki bu bölgenin adı zaten Paflogonya ve Paflogonyalılar yani Paflogonya ve Paflogonyalılar. Akabinde Roma, Bizans, Eti yani bütün bunların ayak izlerini görüyoruz. İşte kaleleri var, anıt mezarları var yani bunlar yaşıyor. Diğer tarafta baktığımız zaman Selçuklu uzantısını da görüyoruz. Özellikle orada Selçuklu’nun uç beyliği olan Çobanoğulları beyliğini görüyoruz.
Ardından Candaroğulları’nı görüyoruz. Candaroğulları beyliğini görüyoruz ve her birinin günümüze ulaşmakta tam anlamıyla ulaşmış diyemeyiz ama eserleri var. Eserleri var ve burası özellikle Osmanlı döneminde Osmanlı döneminde önemli bir
liman, önemli bir liman. Bu tabi milli mücadele döneminde de bu limanın çok büyük etkisi var. Nasıl ki İnebol’u İstiklal yolu adını verdiğimiz Kurtuluş’un, Kurtuluş mücadelemizin Ağort Damarı ise burası da işte Rahima kaptanıyla ve o dönemin denizcileriyle çok büyük kahramanlıklar gösteriyor. Özellikle İstanbul’dan itiraf devletlerinden kaçırılan silahların cepheye intikali noktasında ki Atatürk’ün orada anlamlı bir sözü var. İnebol için söylüyor ama yani bütün Karadeniz bölgesini kapsayan, zaten çok rahat limanlar yok o zaman. En kolay yerlerden biri yani ulaşımı zor ama gözetimden uzak yerlerden bir tanesi Cide ve İnebolu yani buralar. Buralara işte silahlar, mühimmatlar işte yiyecekler indiriliyor askere ulaşması için ve oralardan cepheye ulaşıyor.
Düzüm diyor Sakarya’da ve Afyon’da Kulağım İnebolu’da Karadeniz’de ifadesini kullanıyor. Bu ifadenin tarihsel önemi de bugün artık fark edilmiş vaziyette. Kestane, meşe, kayın ve çam ağaçları arasından seyrediyoruz Gideros’u. Muhteşem manzarasıyla Loç vadisi sabahı selamlıyor. Karakadı köyünün sokaklarında bir huzur sesiyle dinleniyor ayaklarımız. Huzurun sesi. Sessizliğin içinde kendini dinliyor insan.
Kalbinin ritmi, gözünün güzelliği şükür devranına götürüyor insanı. Loç vadisi, bio çeşitliliği, endemik türlerin varlığı, yaban hayatıyla dikkat çekmektedir. Burada bulunan seyir terası da ziyaretçilerin görmesi gereken noktalardan biridir. Biz İstanbul’da çırak olarak başladık bu işe. Sarıyer’de yerimiz vardı.
80’li yıllarda Boğazlar’dan, Haliş’ten, Tersaner, Tuzla’ya taşındığı zamanda elimizde siparişler vardı. Tuzla civarında o zaman da yer bulamadık. Yer aramaya başladık. Burada kendi memleketimizde yer bulduk. Ve o gün bugün 83 yılından beri burada devam ediyoruz.
1992 yılında Azrıda Bozkırt diye bir iş adamı Venedik’te Türkleri hakaret ederken karşılaşıyor. O da diyor ki, sizin kondolarınız varsa bizim de Sultan Kayıklarımız var diyor. Oradan doğru esinleniyor. Sultan Kayıklarını kim yapar, nerede yaptınız diye gelip beni buldular.
Büzedeki Kayıklarının bazı ölçülerini aldık. Şablonlarını çıkardık. Birebir aynılarını yapmaya başladık. Fatiha döneminden sonra ilk bu Kayıkları biz yaptık. İşte İstanbul’a yaptık. Türkmenistan Cumhurbaşkanı’na yaptık. Konya’ya yaptık. Şile’ye yaptık. Halifeti’ye yaptık.
Yani birçok yerlere yaptık ve yapılmasına da hala da devam ediyoruz. Şimdi ideal ölçüleri Padişahların gezdiği Kayıklar 30 metre 70 santim boyunda. Büzede yine hanımların, sultanların gezdiği Kayıklar var. Onların süsleri ve armaları değişik. Onlar 20 metre. 20 metre ile 30 metre arasında büzedeki Kayıkların ölçüleri. Ama biz bunu 20 metresinde yaptık, 10 metresinde yaptık, 15 metresinde yaptık. Gideros koyu Koyun adının bir Cenevi sözcüğü olan Kitoros’tan geldiği düşünülmektedir.
Mavi ve yeşilin hakim olduğu koy, Karadeniz’in hırçın dalgaları yerine,
berrak ve durgun suyuyla dikkat çekmektedir.
Hacı Ahmet vakfı hayratlarından olan Gideros köyü cami kitabesinden anlaşıldığına göre
1896-1897 yıllarında yapılmıştır.
Könle soruraeny 인ere ak Bangladesh’ı Doğu Musa difficile insan pixels
Aydos’dan Gideos’a uzanan böyle bir güzel bir şerit, güzel bir kumsal ve yazın nüfusu bayağı yükseliyor. Yani 100 bin, 200 bini buluyor yani bayağı hem geri dönüşler oluyor şeyden, İstanbul’dan
kendi köyüne dönenler oluyor hem de Gide’yi keşfetmiş olan turizmciler, doğa ve şeyi seven kültürü seven, denizi seven insanlar akın ediyor yani geliyor buraya ve Gide şu anda tabii ki birinci planda geleceğe dönük olarak düşündüğümüzde kıyı turizmi, arka arkasından tabii ki Noc vadisi, Ilgarini mağaraları ve diğer mağaralar, artı kanyonlar, Barla kanyonu, Gümaran kanyonu, buralarda tabii ki eko turizm kapsamında adımlar atmaya başladı.
Yani bir takım çalışmalar yapılıyor yani biz oraları turizm fakültesi olarak aramak, araştırmak, incelemek için gittik sağ olsun belediye başkanımız olsun kaymakamımız olsun orada bize bu yerleri gösterdiler biz de oralarla ilgili neler yapabilirdik üzerinde fikirler ürettik.
Bunları da peyderpey hayata geçirmeye başladık. Yani Gide için umutluyuz. İyi şeyler olacağına inanıyoruz. Tabii geçim kaynakları noktasında baktığımızda deniz kıyısında olması asabiyle balıkçılık. Önemli bir geçim kaynağı yani çok net rakamlar veremiyorum ama 50 100 tane mesela balıkçılık
çırakçı kayığı mevcut oralarda. Artı Kaledenizin genel sahil boyunca olan defne dediğimiz defne bitkisi oraya için aslında önemli bir geçim kaynağı ama şu ana kadar işlenebilmiş değil.
Yani mesela defne yağı üretilebilir efendim pazarlanabilir artık kestane balığı kestaneler var kestaneler var o kestane balığı üretilebilir. Yani bu konularda biz Kastamonu Üniversitesi olarak İhtisas Üniversitesi nasıl bir
ülke? İhtisas Üniversitesi ormancılık ve tabiat turizmi üzerine İhtisas Üniversitesi dolayısıyla projeler yazdık şu anda projelerimizi yavaş yavaş hayata geçiriyoruz. Bunların en önemlilerinden işte bahsettiğim 3-4 tanesi işte kanyonların anda araştırılması kanyonlar kanyonlar hakkında bilgiler edinilmesi işte Loç vadisinde ekoturizm çalışmalarının
olması, yürüyüş yolları, trekkinglerin gerçekleştirilmesi, artı kestane balığı üretilmesi, bununla ilgili pazarlama ağının oluşturulması gibi çalışmalar mevcut. Tabii ki yerli halk yani nüfusta çok fazla olmadığı için yerli halkın geçim kaynakları
елаşmia k membership’i緩 mattress parçal به suitable Donat都有angi de parish olan persp 저 Feliz
Orman içindeki bu evler yüzyılı aşkın süredir, doğallığı yeşili ve temiz havasıyla ziyaretçilerini karşılamaktadır.
Doğal güzelliklerine meftun olarak vakti bekliyoruz. Dağlar, taşlar her daim Rabbimize şükrediyor Cide’de. Dünya güzelliğiyle kalbimizi sarıyor, Cide’nin tarihi, doğası ve hatıraları. Güler yüzlü insanlarıyla sohbet koyulaşıyor gün devrinde. Çayı şekerli, Cide’yi sarı yazmasıyla bilmeli. Türkülere, şiirlere, oyunlara işlenmiş sarı yazmanın hikayesini dinliyoruz güzel yürekli insanımızdan. Rahime Kaptan Anıt Mezarı Kurtuluş Savaşı yıllarında, emperyalist güçlere karşı, Karadeniz’in hırçın sularında,
Kırım ve İstanbul’dan kaçırılan cephanenin İnebolu Limanı’na taşınmasında büyük rol oynamıştır.
Yerli ağaç tipler, işte bizim yerli ağaçlarımız, kestanedir, çamdır, beşedir, dişbudak, o tür ağaçlar kullanılmış müzedeki kayıklarda biz de onlara uyarak aynısını yapıyoruz. Benden önce kimse yapmadı. Padişahlar döneminden sonra ilk bunları yapmak bize nasip oldu. Tabii oğullarımızdan beraber çalışıyoruz, elemanlarımız var, onlar da yetişti, onlar da yapabiliyor, alıştılar.
Ben şimdi yaptığım işten bir zevk alıyorum. Zevk almasam zaten bu işi yapmam. Şimdi onu yine dediğim gibi, müzedeki kayıkların süslemelerine uygun olarak, bir oymacıya onları yaptırıp, silikon kalıplarla çolaltıp yerine mantılıyoruz. Valla pek iyi değil, pek iyi değil, pek yaygın değil. Ara ara yapıyoruz. İşte isteğine göre şu anda yine Sapancagül’üne yapılacak işlerimiz var. Daha önce de Sapancagül’ünde yapmış olduğumuz kayıklar var. Menistandan başka Sultan kayığı göndermedim.
Yalnız gezi tekneleri, turizm amaçlı tekneler başka ülkelere gönderdim. Almanya, İrlanda, İngiltere, Fransa gibi aşağı yukarı 7 tane ülkeye tekneye gönderdim.
İtariş olarak daha ziyade son zamanlarda turizm amaçlı ticari tekneler de 10 metre, 20 metre, hatta bir ay önce burada bir tekne gönderdik İstanbul’a.
Bu ozda tur yapacağız, tur tekneleri.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Padişahlar tarafından yaptırılan saltanat kayıkları halen Kastamonu’nun Cide ilçesinde yapılıyor. Cide, M.Ö. 1400 yıllarına uzanan bir yerleşme tarihinin olmasına karşılık doğal güzelliklerini korumuş bir cennet parçasıdır.
1213 yılında Anadolu Selçukluların 1460’ta Fatih Sultan Mehmed’in Kastamonu’yu almasıyla da Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğine geçmiştir.
Cide tarih boyunca İpek yolu üzerinde önemli bir liman olma özelliğini sürdürmüştür.
Zaman akıp gidiyor hikayemizde. İnsanlar, ağaçlar, evler. Birbirini tamamlayan tarihi ve doğal güzellikleriyle Cide kalıyor hatırımızda.
Hani 40 yıllık kahve misaliyle 40 yıllık dost oluyoruz. Cideli ve her zaman neşeli insanımızla. Engin dağların ve serin suların arasında Cide’den selam olsun vaktimize. Hatırımızda güneşin doğuşundan batışına hayranlığımız kalıyor. Bir yazıya ses verip güzelleştiren mazlumun tebessümü kalıyor hikayemizde. Bu kiper hikayenin güzelliği bize ait olanı vermesinden besbelli.
Ne demiştik? Cide’de çayı şekerli, Cide’yi sarı yazmalı, insanı güzel olanla yan yana bilmeli.
Hikayemizde üstümüze düşeni yaptık diyerek bir elveda, bir akşam, bir dost sesi kalıyor Cide’de. Biz bize kalıyoruz ves selam, şehrin ışıkları belirince.
Altyazı M.K.
İlk Yorumu Siz Yapın