Isparta (Eğirdir) – Bir Kasaba Hikayesi 24.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=v5U9_OcRBeQ.
beautifully德 lashes
GÜLLERİN VE GÖLLERİN DİYARINA VARIYOR HİKAYEMİZ. GÜL KOKUSU SARMIŞ ISPARTA’mızı. SABAHIN SERİNLİĞİ DEYİYOR TENİMİZE. YEŞİLİN PEMBENİN MAVİNİN İÇİNDE YAKALANIYORUZ HAYRANLIK İLMİNE. SERDENGEÇTİLİRİN, ERLİRİN, DAĞ ARSLANLARINIĞIN ŞEHRI ISPARTA’MIZIN EYİRDIR İLÇESİ,
KAHRAMANLARINI YETİŞTİRİYOR BAĞRINDA. Eylidir Gölü’nden bahsedeyim. Eylidir Gölü, Türkiye’nin dördüncü büyük gölü.
Tatlı su gölüleri arasında da ikinci büyük gölü olarak bilinmekte. Yaklaşık 500 kilometre kareye yakın bir büyüklüğü var. Derinliği 16 metre ortalama. İçersinde balık çeşitlerimiz bulunuyor. Sazan balığı, kerevit, yöre halkının söylemiyle sudak balığı. Bunların ekonomik değeri olan balıklar olduğunu söylemem gerekiyor. Ayrıca kerevit üretimi olmakta her üçü de bölgedeki alıkçıların ekonomik yaşantısına ciddi katkılar veriyor. Ve tabii ki Eylidir içerisinde bulunan çeşitli restoranlarda da bu balık ürünlerini, göl ürünlerini tüketme imkanınız bulunmakta. Şimdi Eylidir’in isminden bahsedeyim.
Eylidir’in çok eski devirlerdeki isminin Ascavana olduğunu biliyoruz. Ascavana, Louis dilinden gelen bir isim. Tam da Eylidir’in aslında bugününde anlatan bir isim. Adar ülkesi demek. Ascavana. Daha sonraki isimlerinden bir tanesi Akritur. Roma döneminde bu isminin kullanıldığını biliyoruz.
Akritur bir neslinin en ucundaki yerleşim demek, uç yerleşim demek. O neslede hemen arkamızda gördüğümüz Eyridir Sivrisi olarak bilinmekte. Akritur’dan sonra Hamidoğulları Beyliği döneminde buranın isminin Fereykabat ardından Cennetabat olduğunu biliyoruz.
Cumhuriyet Derevinde de isminin Eyridir olduğunu ilk etapta görmekteyiz ama 1985’te alınan bakanlar kurulu kararıyla Eyridir ismini alıyor. Eyridir’den Eyridir’e dönüşüyor. Eski Atlaslar’da hep Eyridir olarak bildir. Böyle bir isim olarak da hikayesi var. Bölgemize baktığımız zaman gezdik görülebilecek yerler. Eyridir’e geldik, nereyi gezeriz, nereyi görürüz diye düşündüğünüz zaman hemen arkamızda kaleyi görüyorsunuz. Kale Lidyalılar döneminden kalma bir eserimiz. Lidyalılar biliyorsunuz, özellikle Ege bölgesi ve bizim bölgemizde zamanında bir hükümranlık sürmüşler. Ve Krezius’u bilirsiniz. Eyridir’in bir dönemde ismi Krezius olarak anılmış durumda. Krezius Lidya İmparatoru biliyorsunuz, o parayı bulan hükümranlıktan bahsediyoruz. Evet Eyridir Kale’si Lidyalılar’dan kaldı diye bahsetmiştik. Daha sonraki dönemlerde şöyle bir gerçeklik var. Bölge Osmanlıların eline geçtikten sonra, öncelikle Hamidoğulları Beyliği, daha sonra Osmanlıların eline geçtiği dönem itibariyle kalenin çok bir önemi kalmıyor.
Çünkü yüzyıllar boyunca bir güvenlik sorunu yaşanmıyor. Biz şu an iç kalenin içerisinde bulunuyoruz. Dış kale duvarı da hemen arkamızda şehrin merkezinde bulunan Hızırbey Camisi ve Dündarbey Medresesi var. Dış kale duvarının üzerine kemerli minareyi yapmış bizim Ejdat o dönemde. Yani yeni bir kale duvar yapmaktansa mevcut kalenin üzerine minareyi oturtmuşlar. Ve Hızırbey Camisi’nin bir duvarıyla, Dündarbey Medresesi’nin bir duvarı da kale duvarına yastanmış durumda. Yani üç duvar yaparak dört duvarlı bir mekan elde etmişler.
Hamidoğulları beyliği döneminde yapılmış durumda Hızırbey Camisi ve aynı şekilde Dündarbey Medresesi. Hızırbey Camisi önemli bir eser. Niye? Ahşap sütünler üzerine kurulmuş sedir ağaçlarından yapılmış, sütünler üzerine kurulmuş bir camimiz. İçerisine girdiğiniz zaman zaten o sedir kokusunu alırsınız. Caminin kapısı orijinal kündekari tekniğiyle yapılmış durumda. Dündarbey Medresesi de öncelikle han olarak yapılıyor. Daha sonra medresi olarak kullanılıyor. Dündarbey Medresesi’nin girişinde baktığınız zaman kapının taç kapı şeklinde olduğunu görürsünüz. O taç kapı normalde o dönemde yapılan bir taç kapı değil.
Yani o medreseye yapılan has bir taç kapı değildir. Gözümüz güllerin arasında Keyhüsrev Han’ını buluyor. Han’ın geçmişiyle, izleriyle tanış oluyoruz. Eğirdir kalesinde yüzyılın izleriyle Roma ve Bizans mimarisini görüyoruz.
Sakin şehirde sükut ve hayranlıkla ilerliyor adımlarımız. Eğirdir’de mutluluğun sesine şahit oluyoruz. Eski Eğirdir evinde tarihin kapısı aralanıyor ve siyah beyaz bir film başlıyor. Ziyarete açık olan odaları gezerken, tarihi eşyalarla bu siyah beyaz serüvene kapılıp gidiyoruz. Tebessümle etrafımızı izlerken mutluluğun bulaşıcı olduğunu anlıyoruz.
Küçük bir yaprak etrafımızda dönerek Eğirdir gönle düşüyor. Sultan Karakuş dağlarının arasından bizi selamlıyor Eğirdir.
İNTRO Şimdi yaşım 43. Babadan oğula geçti. Babam daha öncesinden hayvancılıkla uğraşıyordu. Elmacılığa yön verildi.
Babam elmacılık işlerini bıraktı, bizlere bıraktı artık. O şekilde devam ediyoruz. Şimdi bulunmuş olduğumuz bölge elmaya uygun bir bölge. Boğazova bölgesi. Bizim buradaki geçim kaynağımız bu. Bu şekilde sürdürüyoruz, devam ediyoruz. Şimdi hani bir söz vardır. Ne yaparsan yap, aşk ile yap derler ya. Bizim de o şekilde, severek yapıyoruz bu işi.
Şimdi bulunmuş olduğumuz bölgede Starking ve Golden cinsi elmalar. Granny Smith elmalar çok pazara uygun olmayan bir elmalar. Golden ve kırmızı dediğimiz bu cins elmalar ihracata uygun ve iş pazara uygun elmalar. Onun için Rabet bu şekilde. Daha çok çeşit elmalar var ama bunlar pazara uygun olmuyor. Raf ömrü uzun olmuyor bu elmaların.
Dediğim kırmızı ve golden elmalar, Raf ömrü uzun oluyor. Pazarlarda daha sağlıklı bir şekilde tüketiliyor o şekilde yani. Şimdi genelde elmalar tabi hep aynı şeyi isterler ama gübreleme, şu anda yapmış olduğum bu ot pişme verimini arttırmak için.
İki göl arasında bizim bulunmuş olduğumuz yer, rutubeti seven, iklimi seven bir yer bulmuş olduğumuz bölgeler. Elmanın da sevdiği bir bölge. Şimdi kırmızı cins dediğimiz elmamız Starking. Orta irilikte olur, tatlı ve sulu olur. Beyaz dediğimiz elma, golden cinsi elma. Tabi hasat döneminde biraz daha saranır bu elma. Bunun da mesela şeker oranı baya bir yüksektir. Ortalama bir hafta gibi bir süre içerisinde aralıklarla hasat zamanı vardır. Bunun içi olduğumuz bu bahçe 43 bin metre kare. Buradan yaklaşık tabi fidan olan ağaçlarımız da var, yeni dikilmiş olan ağaçlarımız da var. Onlarla birlikte 80 ve 100 ton gibi bir hasat elde ediyoruz. Hasat dönemi Eylül sonu, Ekimbaşı o civardadır.
Bir aylık sürer hasat dönemimiz. Ondan sonra soğuk hava depolarına muhafaza için bırakılır. Oraya bırakılırız. Sonrasında Haziran ayına kadar satışı oralardan tükçerler aracıyla devam eder. Tabi şimdi bu elmada bizim en çok mücadele ettiğimiz kare leke yani mantar hastalığı. Bu yağış öncesi ve yağış sonrasında atılır. İç kurdu, kırmızı örümcek gibi mücadelelerimiz vardır.
Yaklaşık haftalık veya 10 gün aralıklarla atılır. Yağmur bölgesi olduğu için bölgemiz yani daha çok mücadele ediyoruz. 20 yaşlarında başladık biz bu işe. Bütün verimlerimizi topraktan alıyoruz artık. Toprak artık bizim bir anamız gibi oldu. Olmazsa olmazımız oldu. Yani mücadelemiz devamlı toprakla, otula mücadele bu şekilde. Yani verimimiz artık hep oradan toprak işleriyle uğraşıyoruz. Şimdi tabi yapmış olduğumuz meslek kolay bir meslek değil. Sürekli mücadele etmemiz gerekiyor. Tabi çocuklarımıza öğütler veriyoruz. Okuyun kendinizi kurtarın diyoruz. Tabi kendileri bilir. Biz nasihatımızı verelim onlara. Okurlarsa okurlar, okumazlarsa iş hazır. Devam ettirecekler artık bu işe. Tabi şimdiki yeni nesiller pek uğraşası gelmiyor. Bunlara hazır para o şekilde olacak.
Tabi yine de boş koymuyorlar yani geliyorlar. Yardım ediyorlar ot biçiminde olsun, ilaç atımında olsun. Ama vücuden, bedenen çalışmayı pek istemiyorlar. Bu elmacılıkla, toprakla uğraşmak kolay bir iş değil. Yorgun oluyoruz mecburen. Sabah 6 gibi, 7 gibi kahvaltımızı yapıp her gün gelsek bir iş var bahçede. Geliyoruz, işliyoruz.
Kendi işimiz olduğu için vücudumuzun yorgunluk durumuna göre hareket ediyoruz. Ama çok yorgun değilsek akşam üzeri 5-6 ya kadar çalışıyoruz.
Geçiyoruz yani günlerce bu şekilde devam ediyor. Heyirdir Kalesi.
Milletten önce 4. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Roma ve Bizans dönemlerinde çeşitli tamirler görmüştür. En son Hamidoğulları devrinde tamir görmüş ve Timur’un Heyirdiri istilası sırasında tahrip edilmiştir. Türkiye’nin 4. büyük gölü olan Heyirdir Gölü,
deniz seviyesinden 1000 metre yükseklikte Sultan Karakuş dağlarının arasında il alanının ortasında yer almaktadır. Hemen karşı tarafta dağın eteğinde Keyhüsrev Kervansarayı var. Selçuklu hükümdarı Keyhüsrev’in adına yapılmış olan 1237 yanlış hatırlamıyorsam tarih.
Anadolu’nun 4. büyük Kervansarayı yapılıyor. Keyhüsrev Kervansarayı yapıldıktan kısa bir dönem sonra büyük bir yangın geçiriyor. Kullanılamaz hale geliyor ama orada yapılan taç kapı bozulmuyor. Dündar Bey Medresesi’nin giriş kapısı olarak kullanılmak üzere oraya taşınıyor ve monte ediliyor. Bu kapı oradandır. Çok güzel bir kapıdır. Geldiğiniz zaman göreceksiniz. Şu an biz kalenin içerisindeyiz. Doğuya doğru baktığınız zaman bulunduğumuz bölgeden Yeşil adayı ve Can adayı göreceksiniz. Hemen Can adadan bahsedeyim. Can ada Atatürk’ün adası olarak bilinir. Atatürk’ün 6 Mart 1930’da Eğirdir’i ziyarete geldiği zaman işte kendisine hediye edilen bir adadır. Bunu söyleyeyim. Bir de Kurtuluş Savaşı’ndan bahsedeceğim. Bu noktada Kurtuluş Savaşı döneminde Büyük Taarruz öncesi 1921 yılında Eğirdir Gölü Büyük Taarruz cephesine,
Eğirdir Gölü’nün kuzey bölgesindedir. Şuhut, Koca Tepe bölgesi herkes bilir zaten. Oraya bütün lojistik destek Eğirdir Gölü’nden teknelerle taşıma yöntemiyle yapılmıştır. Çünkü gölün doğu ve batı yakasında o zaman yol yok. Çeşitli göl araçlarıyla, mavnalarla ve 100 ton çekme kapasiteli bir romorkörle ağır silahlar dair
askerin ihtiyaç duyacağı her türlü lojistik malzeme çadırdır, battaniyedir vesayirdir, toplar, tüfekler hatta 21 parça uçak buradan geçirilmiş durumda. Eğirdir Gölü’nün Büyük Taarruz’da çok önemli bir desteği olmuş durumda. Diğer bir adamıza geçeyim hemen Yeşilada. Yeşilada eski adıyla Nis adası olarak bilinir.
Mubadere döneminden önce Rumların yaşadığı bir ada. Mubadereden sonra da Yunanistan bölgesinden bildiğim kadarıyla Kastorya’dan Türkler gelip buraya yerleşiyor, buradakiler oraya gidiyor yerleşiyorlar. Adada Aestefonos isimli bir kilisemiz mevcut. Şu an mevcut camimiz eskiden Kız Kilisesi olarak bilinen yapım üzerine kurulmuş durumda. Bir de şunu söylemekte fayda var, zamanında Sultan II. Osman döneminde Yeşilada’da 18 tane raib-i okulun olduğunu biliyoruz. Manastırlarının olduğunu biliyoruz. Bunu Sultan II. Osman’ın fermanından öğreniyoruz. Şimdi bölgeye şöyle bir değinirse, Kemen Eğirdir’in yakınındaki önemli yerleşimlerden bir tanesi Barla. Barla’ya baktığımız zaman, Barla’da Roma döneminde koloni kenti olarak karşımıza çıkıyor. Barla’nın içerisinde de kiliseler, hamam konutları, artık Roma döneminden kalma köprüler, aynı zamanda Osmanlı döneminden kalma köprüleri görmekteyiz. Kemer üzerindeki mimarisiyle dünyada tek olan Hızırbey Camii’sinde gönlümüzden dualar dökülüyor.
Yeşilada görünüyor uzaklardan. Sevimli yapılaşması, dar sokakları ve ahşap evleri eski miyen günleri hatırlatıyor. Zamanı direniyor ve görüntüsüyle büyülüyor Yeşilada. Yeşilada’da bulunan Ayastefanos Kilisesi, yüzyıllardan günümüze bir miras oluyor.
Eskiden Hristiyan hacı adaylarının ziyaret durağı olan Ayastefanos Kilisesi tarihin serüveninden geçiriyor bizleri. Küçük ve sevimli bir ada olan Canada piknik alanı olarak kullanılıyor ve doğa severlerin uğrak noktası oluyor.
Dündarbey Medresesi’ni önce Han olarak yaptıran Selçuklu Sultanını ve daha sonra medrese haline getiren Dündarbey’i bu tarihi yapıyla yaşatıyoruz.
Gülcülük Isparta Eğirdir için oldukça yağ bakımından, gül yağ bakımından Sorkuncak köyü ve civar köylerde yetiştirilen gülün oldukça önemli vardır. Yağ bakımından, sanayi bakımından hem köylü vatandaşın geliri için ekonomik desteği için oldukça önemli bir yere sahiptir.
Lavanda bizim için ekonomik yönünden çok turizm amaçlı düşündüğümüz için lavanda’nın biraz ekonomik değeri düşük ama turizm amacından çok iyi bir şey olduğunu düşünüyoruz. Elma tarihsel süreçte Eğirdir’in en önemli meyve türü olmuştur.
2014 yılı TÜİK rakamlarına göre Türkiye’de yaklaşık 2 milyon 500 bin ton, Isparta’da 650 bin ton, Eğirdir’de ise 250 bin ton elma üretimi yapılmaktadır.
Türkiye’de yetiştirilen her 4 elmadan bir tanesi, elmanın başkenti olarak bilinen Isparta’da, Isparta’da yetiştirilen her 3 elmadan bir tanesi ise Eğirdir’de üretilmektedir.
Doğal güzelliklere şöyle bir değinirsek, Kovada Gölü Milli Parkımız, hemen 30 kilometre yakınımızda, 1970 yılında koruma altına alınmış, görülmeye değer bir coğrafyadan bahsediyorum.
Küçük bir göl ama Eğirdir Gölü ile bağlantılı bir göl, aslında Eğirdir Gölü’nün zamanında taşkın sırlarıyla beslenen bir göl, şu anda bir kanal vasıtasıyla bu besleme devam ediyor. Çevreden çeşitli kaynaklar da gölü besliyor. Gittiğiniz zaman içerisinde bir piknik alanı, otopark, tuvaletler, her şey mevcut bir kafe restoran var, bir de doğa müzemiz var.
Orada da 5 kilometrelik bir yürüyüş parkurumuz var. Orada da yürüdükten sonra çayınızı, kahvenizi içebilirsiniz. Bölgemiz ormanlık bir dokuya sahip, her türlü bitkinin yetişmesine müsait bir iklim var. Yukarı göklere köyümüz var, onu da söyleyeyim. Kastak meşesi ormanları var. Dünyada iki yerde var, Türkiye’de tek burada var. Önemli bir ağaç topluluğu, Coersus vulcanica latince ismi. Evet, bölgenin tarımsal üretimine de değinmemiz lazım. Bizim burada Eğirdir coğrafyasına baktığımız zaman ana geçim kaynağı burada elmacılık. Türkiye’nin elma üretimi ortalama 2 milyon 500 bin ton ile 2 milyon 800 bin ton arasında değişmekte. Isparta tek başta bunun 800 bin tonunu karşılıyor. Eğirdir ve civarı da yaklaşık 250 ila 350-400 bin tonu bulabiliyor zaman zaman. Bölgede elma ciddi bir ekonomik yeteriye sahip. Bununla ilgili de elma depoları vesaire, soğuk hava depoları gelişmiş durumda. Herkese iş yaratabilen bir tarım ekonomisi var aslında. Elmanın budamasından toplamasında işçilere ihtiyaç duyuluyor. Bölgemizin önemli tarımsal girdilerinden bir tanesi de gül üretimi. Dünyada önemli bir yere sahibiyiz Isparta olarak. Roze Damaskana gül türü yani yağ gülünü biz üretiyoruz. Rakım yüksekliğine bağlı olarak Mayıs’ın ilk haftasından Mayıs’ın yedisinden sonra Haziran’ın üçüncü haftası ne kadar çeşitli rakımlarda gülü görmeniz, gül toplamanız, işte gül yağının çıkartılışına fabrikalarda eski usülde bunlara şahit olabilirsin.
Gül ürünlerinden de bahsetmek lazım. Her türlü gül ürünü Isparta’da üretilmekte kozmetik olarak inebilmişler. Reçeline kadar her şeyi bulabilirsiniz. Böyle bir zenginliğimiz var. Son dönemlerde bildiğiniz gibi bir de lavanta ürünümüz var. Kuyacak ilçemizde lavanta üretimi yapılıyor. Genelde de yaygınlaşmaya başladı lavanta üretimi.
Barla Köyü’nde suların dinlendirici sesiyle yolculuğumuz devam ediyor. Yaylaları huzuru düşünme fırsatı sunuyor bizlere. Kâh suların sesi, kâh kuşların cıvıltısı dolduruyor kulakları Barla Köyü’nde. Eğirdir Gölü’nün manzarasıyla bir güzelliğe doğru gidiyoruz.
Tarihle bir bütün olan Barla Köyü’nde cami, köprü, tarihi kilise, çeşme ve anıt ağaçlara rastlıyoruz. Kovadagölü Milli Parkı yüzlerce canlıya yuva oluyor. Gölün etrafındaki zengin bitki örtüsü yeşil sevdalılarını sevindiriyor.
Bizleri bir yolculuğun sabahında ağırlayan Eğirdir’de batıyor akşam güneşi. Eğirdir’in sabahı, akşamı, evleri, insanları sıcak tebessümlerle bizleri uğurluyor. Güzel hatıraların eşliğinde bir vedaya değil, yeniden tanış olduğumuz için memnuniyetle açılıyoruz yeni kıyılara. Elveda ey güzel Eğirdir, yeniden dualı yollarına erişmek umuduyla. Elveda.
İlk Yorumu Siz Yapın