Mersin (Tarsus) – Bir Kasaba Hikayesi 25.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=D1h11iYrpAY.
Gün magnetik
Bu lütbaşımızın üstünde gölge, toprak ayağımıza halı kebir ve kadim Anadolu yollarında. Maviliklere doğru gidiyoruz. Tarih ve doğa sesleniyor bize. Anadolu gel diyor.
Evliya Çelebi, gez diyor. Hikayesine meftun oluyoruz Akdeniz’in. Mersinimizin Tarsus ilçesinde duruyoruz. Yolların iki nokta arasında gidip gelmeyi değil, gönülden gönüle gittiğini anlıyoruz. Mihmandarın sevgi dolu bakışlarıyla, güzel sözleriyle, dilimizde selam, yüreğimizde selam taşıyarak aşıyoruz yolları.
Tarsus’un tarihine, doğasına ve insanına misafir oluyoruz.
Tarsus şelalesi, dağların gövdesinden gelen Berdan Irmağı’nın kenara kaydınılması için vaktiyle Hakarsu’yun yatağına müdahaleler olmuştur. Cüstünyan döneminde yeni bir mecraya sevk edilen Berdan Irmağı, bugünkü yerinde soğuk bir düşüşte şelaleye dönüşmüştür. Suyun hafızasında tarihin film şeridi gibi duran Bizans nekropolu de bu şöleni görür bir konumda yer almaktadır. Tarsus sıcaklığının tersine soğuk olan Berdan şelalesi ve çayı tarihe çok önemli notlar düşmüştür. Tarihi bilgiler, büyük iskemler ve Halife Memoğul’un sudan yıkanıp zatürre olduğunu ve bu nedenle öldüğünü yazıyor.
Soğukluğuyla dillere destan Tarsus şelalesinin çevresinde restoranlar, çay bahçeleri gibi birçok sosyal tesis bulunmaktadır. Bu açıdan, turistik açıdan da oldukça önemlidir. Taş kuyu mağarası, Tarsus’un önemli mekanlarından, turistik mekanlarından birisidir. Kalker formasyonları içerisinde gelişen büyük bir mağara sistemidir.
Dolayısıyla doğanın nadide usta elleri tarafından işlenen mağaranın iç dünyasında büyük bir ahenk oyunu vardır. Mücevher kutusunu andıran mağaranın içerisinde sarkıt dikit sütun gibi taşın birçok şöleni vardır. Heykel tıraşlara meydan okuyan mağara bir müze gibi tasarlanarak turizme açılmıştır. Ashabı Kef mağarasının hemen yanı başında bulunan mağarayı yediden yetmiş herkes ziyaret ediyor. Farklı bölmelerden meydana gelen Tarsus taş kuyu mağarası ziyaretçileri tarafından beğeniliyor. Diğer tarafta hidroelektrik santrali var Tarsus’ta. O da önemli bir değere sahiptir. Tarsus antik dönemden bu yana gülümsen tebessüm ile güzel bir şehrimizdir. Alışkanlıkların zincirini kırıp ilklerin şehri olmuştur. Tarsus bu açıdan önemlidir. Özellikle Berdan nehri üzerindeki bir değirmene dinamonun bağlanması ile elektrik enerjisi üretilmiştir. Suyu kesilmiş değirmen artık elektrik enerjisi üretmiyor. Ülkemizde daha iyi olmak için çok şey yapılıyor. Ama Tarsus’un burada kazanmış olduğu değer unutulmayacak gibidir. Çünkü buranın bir antika değeri vardır. Ve dolayısıyla elektrik müzesi gibi duran bu yer aslında oldukça kıymetli bir yer.
Bu açıdan değerlendirmesi gerekiyor. Berdan Barajı, Berdan çayı üzerinde bulunmaktadır. Berdan Barajı göl kenarı parklarıyla, su üstü köprüleriyle, göl sakiniğiyle güzel bir yerdir. Göl çevresinde özellikle gösteri merkezleri, hayvanat bahçesi, çocukların oyun alanları, oteller, kafeler gibi birçok sosyal donatı bulunmaktadır. Daniel Peygamber, Babel Krallığı döneminde yaşamış bir peygamberdir. Babel Krallığı gördüğü bir rüya ile çelişkiye düşmüş, İsrailoğullarının erkek çocuklarına ölüm emretmiştir. Daniel Peygamber bırakıldığı mağarada aslanlar tarafında büyütülmüş ve daha sonra halkın arasına karışmış bir peygamberdir.
Davet edilip geldiği Tarsus’ta beklenmedik bir şekilde bolluk ve bereket artmıştır. Daha sonra öldüğü yere defredilmiştir. Hz. Ömer döneminde mezarın güvenlik tedbirleri arttırılmış, günümüzde ise 2014 yılında mezar yeniden düzenlenerek ziyarete açılmış bir yerdir. Sultan Abdülaziz’in yaptırdığı mescitte kıt mirin havlamasını duymak isteriz.
Ziyaret dağı efsaneyi dinletip mağaradan feyz aldırır yüreğimize. Yedi Uyurlar Mağarası Kehf suresini söyletir dilimize.
Anadolu mitolojisi her yönüyle anlamlı ve insani bir medeniyetin içinde olduğumuzu gösterir bize.
Daniel Peygamber’in adı geçer sohbetimizde. Tarsus’ta Mesopotamya, Babil, Kudüs anılırken Daniel Peygamber’in makamını ziyaret ederiz. Yollar bükülüyor, dağlar aşılıyor. Torosların bereketiyle Akdeniz’e ulaşıyor Berdanırma’a.
Tarsus şelalesi içimizi ferahlatıyor. Bu mesleğe biz, bu mesleğe dedemizden babamıza geçiyor. Babamızdan biz devraldık. Ben 6 yaşında geldim. Aklım evde 6 yaşından. En az 48 sene bu işin içindeyim. Babamla beraber iç içe yaşadım. Mesleğe ondan öğrendim. Bütün örfü adetleri kuralları ondan öğrendim yani. Şöyle oğlum dedi bu mesleği iyi öğren. Bu ömür boyu sana yetecek kadar bir gelir kaynağı olur dedi. Meslek ölmesin dedi, devam ettir dedi. En güzel bana duyası oldu yani. Hayır duası. Efendim ben bildiğim kadarıyla büyüklerimizden, Orta Doğu’dan geliyor bu yemek. Arap kültürlü, Kürkü’ye olan bir yemek. Bu nereden yayılmış? Suriye, Hatay, Samandağ. O taraftan buraya kadar yayılmış yani. Biz de oradan gelmeyiz. Kökenimiz oradan yani. Biz de burada geliştirerek bu mesleğe, insanları tanıştırarak, tatlı tutarak, benimsettik ve özenle bu işi severek yapmaya çalıştık. Ve insanlara çok memnun kaldı. Bu işe devam ediyoruz yani. Zaman içerisinde ufak bir gelişmeler oldu. Onu da zaman ayak uydurarak getirdik bu günlere kadar.
Daha önce babamızdan gördüğümüz şekiller tek yönlüydü. Şöyleydi, taslombusu ezeriz, müşteriye sunarız. Ama biz daha sonra bu işi geliştirerek, zaman ayak uydurarak pastırmalı, sucuklu, tereyağlı, bonfileli, yumurtalı, köfteli, bunları ilave eden çeşitlendirdik yani. Ve müşteriler memnun kaldı bu yaptığımız çeşitlerden dolayı. En ihtimalist şekilde insanlar sunmaya başladık. İnsanlardan güzel bir şey aldık yani. Netice aldık. Onlar da mutlu oldu, biz de mutlu olduk. Yani çeşitleri geliştirdik. Daha güzel oldu. Biz nohudumuzu akşam seçerek ıslarız. En az nohudumuz suyun içinde 8-9 saat kalmalı. Kalmasının sebebi, nohud şişiyor, yumuşuyor. Daha özel bir şekilde pişim hazırlanıyor. 1.5-2 saat içinde kaynatırız. Üzerindeki kepleri, köpükleri alırız. Ve elimiz aldığımız zaman böyle ezilecek şekilde elimizde belli eder. Ezilmeyip, yüzlukta aldığımızda elimizde belli ettiği anda altını söndürürüz.
1 saat dinlenmeye alırız. Üstü kapalı şekilde. Daha sonra dinlenmeden sonra taslarımızı alırız, döveriz. Eski usule döveriz ve onun nohud suyunu, tağını, tuzunu, eşkisini ilave ederiz. Daha sonra tenceremizi alırız. Orada da 1.5 saat dinlenmeye alırız. Oradaki dinlenme, yine bir ayar yaparız, altını ısıtırız, dinlenmeye alırız. Ondan sonra müşteri ilave ederiz, dolduruveririz.
Bu işte özellikle sabır çok önemli. Sevmek, süreklilik, inanmak. Çok önemli yani bunları. Zaten bunları kabullendiği zaman zaten iş kendinden geliyor. Biz yeni yetişen nesillere öğretmeye çalışıyoruz. Herkese el veriyoruz. El veririz. Gelişsin. Bu meslek ölmesin. İleri doğru insanlar bundan mutlu olsun, lezzet alsın.
Biz o şekilde insanları öğretiyoruz. İnsanların gelişmine faydamız olsun. Ne mutlu bize yani elemanlarımıza. Penceremiz açık. Herkese ışık verebiliriz. Sıkıntı yok yani. Her türlü fedakarlığı yaparız yani. Şu anda sen de kesen sana da güzellik yaparım. Öğretirim yani. Ne olacak yani bu dünyada? Bu dünyada ölümlü dünya yani. Kimseye bir şey kalmayacak. Ama kalırsa o bir eserimiz. Daha mutlu oluruz. Bir eser kalacak. Bir güzellik kalacak. Bir tat kalacak. Onunla daha çok mutlu oluruz. Şimdi Umut’un yanında tartusun, fındıkla amacunu ilave ettik.
Çeşitlerimizin yanına. Ve onlardan olumlu bir sonuçlar aldık. O da yemeleri tavsiye ederim insanların. Çok güzel. Temiz etten kullanıyoruz. Kuzu eti. Önemli olan erkek eti olması. Humus ve onun dışında hiçbir şey yapmıyoruz. Batı şeşireye girmiyoruz. Kendimiz de özümüzü taşımaya çalışıyoruz. Çeşitli olan çok şeyin temeli bozulur yani. Yetişemezse yani. Yani hakimiyetin zayıflıyor. Her gelen ayrı bir şeyler yapmaya çalıştığı zaman ne olur?
Bozulur. Herkes bildiğini yapması lazım. Bildiğin neyse onu yapacaksın. Şimdi kebapçılar, lokalitacılar şu humusu, humusu koyuyor. Özelini de bozuyor yani. Ne olur? Kıymeti düşür. Değerli kadın. Ama değerli ustalarlarının hiçbir şey kaybolmaz yani. Altın hiç geriye yerini kaybetmez. Vakit çağırıyor Ulu Camiye. Ezanlar Çukurova’dan Akdeniz’in serin sularına ulaşıyor. Gönüllere güzellik veriyor vaktin çağrısı.
Işıldıyor taş, toprak, su. İnsanın huzuruna doğru adımlar atılıyor. Tarih bize ne güzel nimetler bırakmış diye düşünüyoruz. Yaşanmış ve yaşanan tarihi anlamak anlamlı kılmak üzere devam ediyor yolculuğumuz. Ulu Cami çıkışında 40 kaşık bedesteni esnafı çay ikram ediyor.
Yolumuzu bekleyenlere hediye almayı unutmuyoruz elbette. Tarsus’un yöresel lezzetlerine vakit ayırmadan Akdeniz’in tadını alamayız diyerek tadıyoruz lezzetleri. Esnafıyla edilen koyu sohbet keyifli anılar biriktirmemizi sağlıyor.
Ağzımızın tadıyla sokaklara bırakıyoruz kendimizi. Tarsus Roma döneminde önemli eğitim, bilim, kültür merkezlerinden birisi de Tarsus’muş.
Tarsus birçok insana tesir etmiş, birçok insan da Tarsus’a tesir bırakmıştır. İncinin sözlerine göre Aziz Paulus Tarsus’ta yaşamıştır. Hristiyanlığa yol gösteren İncin de Tarsus’ta yaşamıştır. Tarsus’ta Roma’ya dair pek fazla bir şey kalmadı ama Aziz Paulus’un hatıraları burada yaşatılıyor. Özellikle Aziz Paulus’un kuyusu kutsal su olarak devam ederken, diğer tarafta Evey ise kilise olarak devam ediyor. Ortodoks ve katolik izlerini taşıyan kilise bayınları açık bir vaziyette bulunuyor. Özellikle kilisenin tavanına resmedilen Hz. İsa ve dört hava resminin freksleri oldukça dikkat çekicidir. Aziz Paulus’un kuyusunda da dikkat çeken bir özellik vardır ki, o da şudur, özellikle kuyuda hiçbir zaman suyu kesilmeyen bir özelliğe sahiptir.
Bu iki mekan kültür turismi ve inanç turisme açısından oldukça büyük değerlere sahiptir. Ashabı Keyf Mağarası Hristiyanlar ve Müslümanlar tarafından kutsal olarak kabul edilen bir mağaradır. Ashabı Keyf Mağarası yedi gencin yılmak bilmeyen hikayesidir.
Ve kainat yaratıcısına olan inancın bu perestlik karşısında diz çöktürülmeyip direnen gençlerin mucizesidir. Ashabı Keyf Mağarası’nın hikayesi şu şekilde devam ediyor. Özellikle ölüm cezasından kaçarak sığındıkları bu mağarada Allah tarafından yedi gence, 309 yıllık bir uyku hali verilmiştir. Tekrar uyanıp halkın arasına karıştıklarında halkın tepkisiyle karşılaşmışlar.
Tekrar kaçarak sığındıkları mağarada uçarak kaybolmuşlar. Bu olay Hristiyanlık inancına Ashabı Keyf Şehitlik Mağarası olarak geçmiştir. Kur’an-ı Kerim’in bilimsel mucizelerinin gerçekleştiği yerler arasında olması nedeniyle Ashabı Keyf Müslümanlar tarafından da kutsal olarak kabul edilen önemli yerlerden birini oluşturmaktadır.
Tarsus Sivil Mimari, Tarsus Sivil Mimari tarihi dokusu nedeniyle ilgi görmeye devam ediyor. Yeniden tasarlanan Tarsus evleri, otel, lokanta, restoran olarak hizmet vermekle birlikte aynı zamanda filmlere, aynı zamanda dizilere de ev sahipliği yapan önemli mekanlar arasındadır. Kubatpaşa Medresesi, burası Kubatpaşa Medresesidir.
Ramazanoğulları’nın önemli bir eğitim kurulu olarak 1553 yılında hizmete açılmış, uzun bir süre burası müze olarak kullanılmış, günümüzde yeniden tasarlanarak hizmete açılmış vaziyettedir. Roma döneminde Tarsus’un arkasında bulunduğu üç kapı varmış. Bunlardan birincisi dağ kapı, ikincisi Adana kapı, üçüncüsü ise deniz kapısıdır.
İlk ikisi unutulmuş gitmiş ama deniz kapı aşkı açılan kapı olduğu için savaşlar bile yıkamamış. Romalı general Antonyos’un komutasında savaş, yüreğinde Mısır kraliçesi Cleopatra’nın aşkı varmış. Savaştan kaçıp gidemediği Mısır’a sevgilisini Tarsus’a davet etmiş. İkisinin yalnızlığını buluşturan bu tarihi buluşma Tarsus’a deniz kapıyla girmeye başlamış.
O günden bugüne deniz kapı Cleopatra kapısı olarak anılmaya başlamıştır. Cleopatra kapısı şans ve mutluluğu kapısı olarak birçok insan tarafından ziyaret ediliyor. Tarsus evleri yüksek duvarlarıyla ve insan yaşamına verdiği estetik güzellikle karşılıyor bizi. Kuşların cıvıltısı, rüzgara karışan çiçeklerin kokusu ve neşeli insanımızın hoş sohbetiyle bir solukluk sefa sürüyoruz. Selamlar hal hatır sormaya oradan kadir kıymet bilmeye doğru akıp gidiyor. İnsanımız diyoruz. Heybemizde biriken en güzel şey bizim vefakar insanımız. Tebessümle yazılıyor hikayemize Tarsus evleri. Mimaris ile, taşıyla, penceresi ile, kapısı ile sanatımızın inceliklerini seyrediyoruz. Taşkuyu mağarası doğanın güzelliklerini sunuyor bize. Sarkıtlar, dikitler taşın kendi zamanını yaşadığını gösteriyor. Doğanın büyüleyici güzelliğini seyrederken Roma yolunu, antik caddeden Tarsus’un içlerine ulaşan yolculuğu görüyoruz. Kubatpaşa’nın sesini duyuyoruz. Köklü tarihimizin incisi medrese içinde. Dersini alan öğrencilerine gururla bakan nice öğretmenlerimiz geliyor aklımıza. Tarih bize hep iyilik, güzellik, doğruluk dolu günler vermiş. Öğretenden, öğrenenden ve bilim yolunda Allah’ın rızasını gözeten den, onun razı olması duasıyla dolaşıyoruz. Kubatpaşa medresesi Ramazanoğlu beyi Kubatpaşa tarafından yapılmış.
Selçuklu mimarisi bir eser olarak Tarsus’a emanet edilmiş. Deniz kapısı olarak da bilinen Kleopatra kapısı, antik şehrin günümüze ulaşan kalıntısıdır.
Efsanelerden serin sulara doğru sürüyor hikayemiz. Berdan Barajı, Tarsus çayı ve Seyhan Nehri’nin bereketiyle yöre halkının sıcak yaz günlerinde hem topraklarını suluyor hem de piknik alanı olarak çeşitli etkinliklerde buluşmasını sağlıyor. Anadolu toprakları medeniyetlerin beşiyidir.
Din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin, insanın özgürce yaşadığı bu topraklar her dinden yapıların varlığıyla kültürel birikimini sağlamıştır. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Aziz Paul Kilisesi ve çevresi Tarsus’un önemli bir turizm noktasıdır.
Aziz Paul kuyusu ve tarihi çevresi görülmeye değer bir nokta olarak ziyaretçilerini beklemektedir.
Donuktaş Mabedi ve Baç Köprüsü gün yüzüne çıkan önemli eserler olarak yine tarihin Tarsus’a hediyesi olarak görülmelidir.
Antik yol Tarsus’un önemli kültür mekanlarından birisidir. Antik yol antik bir kapıyla başlar, uzayıp gider. Özellikle antik yolun kaldırım taşları cilalıdır. Kaldırım taşlarının cilalı oluşu ayak izlerinden kalmadır. Roma’dan uzayıp gelen kervanın saadet izleri günümüze sütunlu kaldırımlarla ulaşabilmiştir. Özellikle meraklı turistlerin ayak sesleri sütunlar arasında yankılandığı için adeta bu tarihi geleneği sürdürüyor gibi durmaktadır. Özellikle Tarsus Müzesi etnografik ve arkeolojik salonlar bölümü olmak üzere iki bölümden meydana gidiyor. Etnografik eserler salonu Mersin yöresinin unutulmaya yüz tutmuş eserlerinden oluşmaktadır.
Arkeolojik eserler salonunda ise 7.500 yıl öncesinde toplanan arkeolojik verilerin sergilenmesinden meydana geliyor. Ağaçtan kültür envanteri açısından burası oldukça önemli bir yerdir. Justinian Köprüsü berdan çayı üzerinde uzun yıllar hizmet vermiş, taşan çayın sularına yenik düşmüş. Köprünün sadece üç gözü dışarıda kalabilmiştir.
Köprünün hemen yakınlarında Fouailles Milliers Parkı vardır. Fouailles Milliers Parkı içerisinde de Mollancarine ait bir anıtımız var. Anıtın burayla ilgisi vardır. Çünkü özellikle Fransız kuşatması sırasında elleri ve ayakları bağlı bir şekilde askerlerimiz köprü üzerinde şehit edilmesi açısından bizim için önemli bir değere sahiptir.
Bir de henüz daha bilgiler, henüz daha kitabı bilgiler arasında yer almayan başka bir yer daha var. Burası da şu şekilde gerçekleşiyor. Fransız askerleriyle ilgili olduğu için Karboğazi mevkiinde ilerleyen Fransız askerleri bir tavır asker ilerleyişini sürdürürken, o ilerleyiş sırasında o askerlerin tamamı bizim köylüler tarafından esir alınmış.
Ama hiçbirinin kılına dair dokunulmazken hatta getirdikleri köy meydanında bütün ihtiyaçları karşılandıktan sonra bunlar Adana’daki esir kampına teslim edilmeleri açısından da Türk tarihinin ne kadar şanlı bir destanlarla dolu olduğunu bize açıklıyor. Bu açıdan da burası önemli bir yerdir. Nusret Mayın Gemisi destansı bir şekilde gerçekleşen Çanakkale Savaşı’nda top, tüfek, mayın adeta oyuncak gibi kullanılmıştır.
Baş döndürücü bir zaferle kazanılan Çanakkale Savaşı’nın hatıraları yurdun dört bir yanında sergileniyor. Çanakkale Savaşı’nın Nusret Mayın Gemisi ise bugün Tarsus’ta sergileniyor. Özellikle savaş hatıraları hüzün turizmi açısından birçok insan özellikle milli değerlerine olan bağlılığından dolayı
Tarsus özellikle Nusret Mayın Gemisi parkını ziyaret ediyor.
Ashab-ı Kef Mağarası Ashab-ı Kef Mağarası Ashab-ı Kef Mağarası, yedi uyurlar mağarası.
Zamanı kesin bilinmeyen olayın hem Müslümanlar hem de Hristiyanlarca anlatılması ve Kur’an-ı Kerim’de Keh-Suresi adıyla yer alması bu yerin önemini belirlemektedir.
Çanakkale Savaşı’nın kaderini değiştiren Nusret Mayın Gemisi 2003 tarihinden itibaren Tarsus’un Mersin girişinde geniş bir anıt müzede sergilenmeye başlanmıştır.
Tarsus’un Mersin’i Toros’lardan Çukurova’nın bereketli topraklarına ve ardından Akdeniz’in sularına bırakıyoruz güneşi. Kızıl bir akşam olurken Akdeniz rüzgara alıp götürüyor günün yorgunluğunu.
Tarsus’un sokaklarından, tarihinden ve doğasından bir hikaye yazılıyor gönlümüze. Bir hicranlı akşamda dilimize sığıyor kelimeler. Yeniden dağlardan, ovalardan, sulardan, ağaçlardan mülhem bir hikayede buluşmayı dileyerek gökyüzünden, bereketli topraklardan, tarihten ayrılıyoruz.
Tarsus’un kadim tarihinde hikayemizi tamamlıyoruz.
İlk Yorumu Siz Yapın