"Enter"a basıp içeriğe geçin

Bolu (Mudurnu) – Bir Kasaba Hikayesi 27.Bölüm

Bolu (Mudurnu) – Bir Kasaba Hikayesi 27.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=swPnqTl-puE.

justo sonraburger mutfak
Doğanın büyüleyici güzelliği kapatıyor göğümüzü. Başımız bulutlarda, gönlümüz göl kıyısında, ayaklarımız hayallerimize doğru yollara arşınlamakta. Göklere yaklaşıp yeşilin her tonuna dokunuyor ellerimiz. Avant Gölü’ne, konaklara, şehrimana, orta çarşıda, duaya, babasta sıcak suya
doğru bir yolculuktayız. Avant ve Sülüklü’nün sularına bakıp, umut dolu yarınlara bakıyoruz. İnsan umuttan ibaret bu dünyada.
Yanı insanı anlatan hikayeler bir umut yolculuğunu sunuyor ismi olanlara. Mudurnuya hoş geldiniz, safa geldiniz. Benim ismim Mehmet, Mehmet Çantürk. Eşimle bu evde, bu konakta yaşıyoruz.
Mehmet Şakirler Konu’ya bulunduğumuz yer şu anda. Mudurnuya gelmeden önce turizmde çalıştım uzun yıllar, 20 yıla yakın. Bizim kendi yaşıtlarımız, arkadaşlarımız büyük şehirlere giderken, biz emekli olduktan sonra kendi memleketimize gelmeyi tercih ettik. Biz eşimle burada hem yaşamaya başladık hem misafir arılamaya, konuk arılamaya başladık. Yaklaşık 16 yıldır açık.
16 yıldır da aslında ileride biraz daha detaylandırılır, söylerim. Biz gelen konuklarımızı müşteri turist olarak görmüyoruz. Evimizi misafir arılar gibi görüyoruz. Yani o bildiğimiz en üstüde yal turizmi bırakıp burada dedemizden, ninemizden, anamızdan, babamızdan, komşularımızdan, çocukluğumuzda nasıl misafir arılanırsa, komşuluk ilişkisi nasıl olursa, mahalle kültürü, ahlek ve adabı nasıl olursa, yardımlaşma nasıl olursa,
ilmece kültürü nasıl olurdu, insanlar birbirine yardım ederken rencide etmeden nasıl yardım ederdi, o kültürden gelenekten de kopmadığımız için burada işimiz gayet kolaydı. Büyük şehirlerin gürültüsünden, eksöz gazından, klimohomurtusundan, hızlı yaşandan, hareketten, marka değeriyle oluşturulmuş oradaki alışkanlıklardan, popüler kültürden bıkan insanlar en azından yakın yerler olduğu için buralar haftasonları Mudurnu’ya ziyarete geliyorlar. Mudurnu’da bizim gibi 4-5 tane açık olan, hizmet veren konağımız var. Mudurnu tarihi kültürü, oyası, nakışı, manisi, türküsü, tarihsel özellikleri, ipek-baharat yolu üzerinde oluşu, ahilik kültürünün oluşu, horosaneriyenleriyle 7-800 yıldır Anadolu’ya gelmiş ahilik kültürünün burada 700 yıldır devam ediyor oluşu. Çevresinin de göllerle dolu oluşuyor, doğal güzellikleri nedeniyle zaman zaman rağbet görüyor, zaman zaman görmüyor ama Mudurnu çok özel bir yer, sit alanı ilan edilmiş bir yer, 95’te tamamı. Bizim konağımız özelinde de söylemek istediğim şey buranın çünkü Türkiye’deki, sadece Mudurnu’daki değil, Türkiye’deki yapılan restorasyon sisteminden mantığından biraz farklı buranın şeyi.
Ben yapanların emeğini saygıdan ağırmak için bunu söyleyeyim. Bir kere burası 2017 yılında Antalya’da Türkiye’de yapılan Metin Sözen özel ödülünü aldı, özel mimarisi ve restorasyonu nedeniyle konuk ağırlama ödülü de bunun içinde aynı zamanda. Şimdi konuk nasıl ağırlıyoruz? Biz gelen her konuğu ailemle bu evde yaşıyoruz aynı zamanda.
Her gelen bizim misafirimiz yani annemize, ninemize misafir gelmiş gibi, evimize misafir gelmiş gibi hazırlıyoruz. Mis gibi böyle yatak yorganda yatıp, temiz havada insanlar uyuyor konuklarımız. Önüne anne baba anne sevgisi şefkati katılmış ve onların yaptığı lezzetli yemekler sunuyoruz. Kendi bölgemizin tarihiyle, kültürüyle, el sanatlarıyla ilgili doğasıyla ilgili bilgiler veriyoruz.
Yani kendi memleketimizi korumamız lazım. Bu hem eğitimle hem sosyal çevreyle hem ailede sokakları kirletmemeyi, bütün canlıları hayvan türlerini korumayı, ekmek kırın kuş yavrusuna, bir parça eti kedi köpek yavrusuna vermeyi, bunlar sosyal sorumluluk halinde olmalı ve mutlaka bizim birbirimizle yardımlaşmaya, dayanışmaya, diyalog kurmayı tekrar öğrenmemiz lazım. Şimdi hikaye aslında buradan başladı. Yani şöyle söyleyeyim, biz şu anda bulunduğumuz ev, Hacı Şakirler konu altı odalı bir ev, 1800’lü yıllarda yapılmış. 1800’lü yıllarda yapılırken usta dört köşesine, alayla anlaşıyor Şakir Ağayla, dört köşesine taş koyduruyor binanın büyük taşlar. Üç ay sonra, bir altı ay sonra taşları kaldırıp bakıyor. Altında rutubetli nemli olan yer varsa bir buçuk metrelik duvar yapıyor. Kuru karınca varsa 90 santimlik duvar yapıyor. Bu binada öyle yapılma. Ve usta ile Şakir Ağayla anlaşırken, şeye soruyor anne baba sahibi mi, dedeni ne var mı, kızın var mı, oğlun var mı? Yani büyük aileye göre yapılıyor. Büyük aile kavramını kaybettiğimiz anda bizim büyüğümüz bozuldu. Yani tek tiplaşmaya, bireyserleşmeye, yalnızlaşmaya, tüketim odaklı yaşamaya ve hızlı yaşama bizi alıştırdılar. Çünkü üreten endüstri her şeyi satması lazım.
Ve satması için de bizi yalnızlaştırması, bireyserleştirmesi lazım.
Yani daha komünal, daha doğaya çevreye saygılı, daha geleneklere saygılı bir hale alırsak buraları yaşatmış ve korumuş oluruz.
Modurnu’da başta tavukçuluk olmak üzere, tarım ve hayvancılık önemli iş alanlarından biridir. Bunun yanında eşsiz duası ve güzellikleri ile turizm, sağlık ve kültür faaliyetlerinin önem arz ettiği noktalardandır.
Bolu’nun Şirin ilçesi Modurnumuz çam ormanlarıyla kaplı tepeleriyle, doğal yaşamı koruyan, yaşamıyla bir bütün olan insanıyla birliğin, beraberliğin şehrinden bir kesit sunuyor bize. Demirciler çarşısı duasıyla esnaflığın, ticaret ahlakının örnek teşkil eden yeri oluyor.
Ahilik geleneğinin sürdürüldüğü Demirciler çarşısı ve Orta çarşı, Cuma bayramımızın bereketine bereket katan duasıyla tanıtıyor bize yöre insanını. Ahilik duası ile açılıyor dükkanların bereketli kapısı.
E’udhu billahi min ash-shaytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
Kul huve Allahü ehed, Allahü s-samed, Lem yelid ve lem yûled, Ve lem yeküllehu küfüven ehed, Allahü ekber.
Hazreti Resulü Ekrem ve Nebi-i Mukhterem, Mürşid-i Alem, Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin Hak, Münevver, Mudahar, Mücella, Aziz ve Tipruhu-l Şerifleri için, El ve Ashabı için, Cihar-ı Yâri Gözü’n, Gıdvan-ı Allahü Teala Aleyhi Mecmain Errah-ı Hazaratı için,
Fihri Pir’an, Fihrimiz Ahi Evran, Muhammed Yâri Ekber Yemeni, Fihri Fenaadat, Selman-ı Fak, Ömer Dugasab, İdris Nebi, Davud Nebi, Şeyh Şazeri, Zeynel Abidin, Ve men aktar-ı veli cümle gelmiş geçmiş pirler ve üsatlararvâhi için, Vakti-s-salâhi, yawm-il-jumâ mübarek olması için, İşler güçler asan olması için, bakide kalan üsatların selametliği için, hastalara şifa, dertlilere deva, Boçlulara eda, esir ve mahbûs olanlara hayırlı halâs, vadesi tamam olanlara iman Kur’an nasip eyle ya Rabbi.
Cüm’âmızın mübarek olması için, dağıtılan dağım sahiplerinin ahirete irtihâl eden bil cümle meftallanır ruhları için, uzaktan ve yakından bu duamıza iştirak eden el açıp âmin diyen cemaati Müslümanın da ahirete irtihâl eden bil cümle meftallanır ruhları için,
Allah rızası için, El Fatiha.
Mudurnu’da 9 yıldır işletmeciliğini yaptığım atölyenin adında bir geleneksel ev sanatlarıyla uğraştığım bir işletmem var.
Bunun öncesinde çocukken evde babaannemin, annemin yaptığı oyalar, yani mudurnu içinde kültürel bir değeri var bu oyaların tabii ki. Bu oyaları göze aşınalığım vardı hep, elimize de veriyorlardı yapın öğrenin diyerek. Ama tabii o yıllarda çok bunun bilincinde değildim. Daha sonrasında evlendikten sonra ufak ufak yapmaya başladım. Kayınvalidem de yapıyordu çünkü. Ve sevdim, oya işini çok sevdim. Sonra eğitimini de aldım tabii ki. Çocukluktan öğrendiğim halde 3 yılda ekstra tekrar eğitimini aldım oya üzerine. 10 yıl kadar halk eğitim kurslarında yine eğitimler aldım. Ve o süreçte de ürettiğim el işlerini, el sanatlarını Mudurnu’daki dükkanlara veriyordum. Orada satışını yapıyordum bu şekilde. 10 yıl sonra işte sonra Kosgebe proje yaparak kendi işletmemi açmak nasip oldu.
Şu an burada devam ediyorum. Yine aynı şekilde geleneksel Mudurnu’ya özgü el dokumaları, var olan dokumaları dönüştürüyorum. Ve iğne oyalarını tekrardan gelecek nesillere aktarımını yapıyorum.
Şu an Mudurnu’da ev hanımları tabii bu çok eskiden beri yapıldığı için oyacılık bayağı gelişmiş ve bayağı ileri derecede bir potansiyel var. Üretiliyor, ciddi bir üretim var. Ama pazarlama sıkıntısı doğuyor tabii bu süreçte de evdeki insanın bunu pazarlaması biraz sıkıntı oluyor.
O zaman bizimle iletişime geçip bize getiriyorlar, onların adına satışını da yapıyoruz. Ya da siparişli ürünün olduğu zaman onlara iş verip o şekilde de destek oluyoruz. İğne oyaları şöyle gördüğünüz gibi gerçek koza ipeğinden döneminde yapılmış koza ipek böceği yetiştiriciliği de yapılmış o zamanlar tabii ki. Biz şimdi onları yani var olan oyaları daha modernize ederek takılarda, örtülerde ya da giysilerde kullanıyoruz. Tabii bunlar yıkanmadığı için, kök boyalı olduğu için yıkanma yapılamıyor. O yüzden biz daha modern olarak onları tasarlıyoruz. Suni ipeklerle ya da talebe göre de gerçek ipeklerle de çalışıyoruz.
Yani zaten çabam bu yönde çünkü her şey günümüzde endüstriyel olduğu için ben farkındalık yaratmaya çalışıyorum şu an. Yoksa hani bir dükkana, bir mağazaya istediğiniz her ürünü koyup daha hızlı satış yapılabilir. Ama bunun aksine ben dokuz yıldır bunun farkındalığını yaratmaya çalışıyorum burada ki devam etsin. Biz de başka nesillere aktaralım, aktarabiliriz bizden sonraki nesillere de. Bunun çabasını veriyorum. Çocuklarımın yapmasını çok isterim bu arada. Ama bilemiyorum tabii şu an bu yönde bir çabaları yok. Evet çok zor bir süreç oldu tabii ki. Yani hem coscap bana çok büyük bir cesaret verdi ama tabii herhalde gençliğimin de cesaret vardı o zaman. Şu an bunu başaramayabilirdim yani şu yaşımda olsaydı eğer başaramayabilirdim. Çok zor bir süreçti gerçekten. Ayakta kalma süreci çok zordu. Sürdürülebilirlik çok zor.
Ve küçük bir yerde yaşıyorsunuz. Çevreden, dışarıdan bakan insanların da bakış açısı sizin için çok önemli. Evet bu konuda zorluklarını yaşadım ama iyi ki açtım, iyi ki var atölyenin. İyi ki devam edebiliyoruz. Ben buraya açtığımda şöyle bir şey yapmıştım, düşünmüştüm.
Hiç hazır ürün koymayacağım, hep kendi yaptıklarımı, kendi tasarladıklarımı koyup onların satışını yapmak istiyorum dedim. Ve açtığımda tabii dükkan çok geniş bir alan olarak kaldı. Çünkü buradaki dükkanlar genelde küçük küçük dükkanlar. Açılışı yaptığımızda da gelen misafirler siz ne satıyorsunuz diye soranlar olmuştu. Çünkü işte üç beş raf bir şey vardı. Yani hazır hiçbir şey yoktu, çin malı hiçbir şey yoktu.
Ve bu şekilde devam ettim. Bu da aynı zamanda bir farkındalık yarattı tabii Modurnu için. Ve diğer esnaf arkadaşlar için de model olduk diyebilirim. Şu an daha çok el işi var. Yani daha çok el sanatıyla uğraşan var Modurnu’da da.
Güzel oldu bence. Yani dediğim gibi hep ticari bakmadım aslında. Yani hep ticari olarak görmedim atölyemi de. Dediğim gibi işte evde oturan hanımlara da hem destek anlamında hem de model olmaya çalıştım. Hep ev hanım olduğum için evde yani hiç çalışmadım 40 yaşıma kadar. 40 yaşımdan sonra buraya açtım ben.
O konuda da ev hanımı olarak biraz rahat davrandım sanırım. İşte dükkanı geç açıp kapatıyorum diye esnaf komşular falan. Daha mesai başlamadı mı, öğlen olmadı mı falan diye konuşuyorlar. Ev işleriyle zor oldu tabii ki anlatmaya çalıştığım şey aslında. Yani sabah kalkıp işte evi toparlayıp buraya gelmem biraz zaman alıyor. Ama son yıllarda daha çok adapte olduğumu söyleyebilirim. Modurnu konakları Osmanlı sivil mimarisinin ve eski Türk evlerinin örnekleri olarak varlıklarını sürdürüyor. İlçe tarihini ve kültürünü yansıtan evlerin görülmeye değer mimari yapısının yanında, yaşamını ölümsüzleştiren hikayelerinin peşinde sürüyor yolculuğumuz. Bu evlerden Pertev Naili Boratav mutlulukla çıkıp vaktin çağırdığı camilere doğru gitti diye düşüyoruz. Türkiye Debiyatının önemli bir araştırmacısı olan Pertev Naili Boratav’ın büyüdüğü ev, günümüzde kültür evi olarak hizmetini sürdürüyor. Kültür evinde el yapımı, yöresel aletler, ev eşyaları ve anıları süsleyen birçok araç gereç, ziyaretçilerini karşılıyor.
Gökten zembille inmek deyimini burada tatlı bir hikayeye sığdırarak anlatmak, çocuklara ve yaşayan tarihin içinde büyük bir medeniyetin parçası olduğumuzu hissetmek,
güzel duygulara eriştiriyor ruhumuzu.
Anıl’ını yaşatmak istiyorsun yavrum. Çünkü 50-70’de evlendik, 72’de filan dükkan açtık. O vakitten beri esnaf zaten de çocuk yaştan beri burada terzi, çırak, kafa, usta dükkan açtık.
Tekrar kapattık, tekrar açtık burayı. Çok mutluyduk, iyiydi. Birden hastalandık, kalp krizi geçirdi, müfaddepti. Yani 70’de evlendik. O kadar mutlu bir bir yuvamız vardı. Her sürü cuma gelirim yavrum. Yani anılarını yaşatacağız. Çocuklarımız olsun, ben olum. Anılarını yaşatacağım yavrum, açacağım dükkanı.
Yaşatacağım, kapatmayacağım. Yani yaşadım sürece. Her cuma geliyorum, hafta içi de geliyorum. Her gün mezarına de gidiyorum. 6 ay oldu, 6 aydır her gün mezarına gittim. Hiç ara vermedim. Hiç ara vermedim. Geliyorum, dükkanımı temizliyorum, hafta içi geliyorum. Burayı açtım, mutlu oluyorum. Onun analarını görüyorum, mutlu oluyorum.
Çok mutlu oluyorum. Çünkü çok beni kırmayan bir beyim vardı. Çok güzel bir hayatımız vardı. Ama birden gitti yavrum. Onun için, ben yaşadım sürece. Yaşatacağım çocuklarımla yaşadır inşallah.
Yavrum biz şu köşedeki dükkandaydık. Terzi dükkanımızı açtık. Bir ara işte emekli oluncası kapatmıştık artık hani. Evimize çekilmiştik. Ama terzi olmayıncası, mudurunun içinde fazla terzi olmayıncası Paço Gıvran denir ve bir ara bir ara bir ara evimizden çıkmıştık.
Terzi olmayıncası, mudurunun içinde fazla terzi olmayıncası, Paço Gıvran denir olmayıncası Evimizin yanında bir baraka vardı, hacı dikişlerini filan dikerdi. Üç beş senedir filan buradaydık işte. Önden hani eve de geliyorlardı müşterisi, kilolu insanlar olsun hani hacı dikişleri filan olsun. Bunları dikiyorduk. Dedim ki çarşıya çıkalım dedi. Hem arkadaşlarımı görürüm. Hem şurada dedim hani aç çay etmesin dedi bir bardak çay içerim. Camisine gidip geliyordu. Öyleydi yavrum işte. Tedaviye gittik. Tedavi dede kalp krizi geçirdi. Biz elli iki senelik evliliğimiz var. O kadar ki hiç bana ne küfür vardır, ne bir hayatımızda böyle bir üzmemiz vardır. Hiç benden bir bardak su istememiştir. Çok güzel, mutlu bir yuva var. Sizler de hiç üzmeyin. Çok acı. İlerisi çok acı. Çok acıymış. Ben hencik beni kırseydi yavrum. Beni bir kötü lafından kırseydi. Ben onu anardım da beni kötü kırdı dedim. Ama hiç unutamıyorum. Hiç yani nasıl yeneceğim onu da bilmiyorum. Yani nasıl yeneceğimi de bilmiyorum. İşte buraya geliyorum. İnşallah artık o kadar acı. Anlatamam. Çok acı yavrum. Hiç üzmeyin birbirinizi. Hiç üzmeyin. Hiç hayat yani üzmeye değmiyor. Biz hiç üzmedik. Çok mutlu yuvamız vardı. Çocuklarımız da hiç üzmedi bizi. Çocuklarımız da hiç üzmedi. Kendimiz de çok mutluyumuz ama ölüm ayırdı. Ölüm böyle oldu.
Allah’ın emri böyle oldu yavrum. Ne diyeyim? Ne diyeyim?
Tarif edilmez bir acı. Yıldırım Bayazıt Camii ve Hamamı Osmanlı Mimarisi’nin
korunan eserleri olarak ziyaretçilerini karşılıyor. Yıldırım Bayazıt’ın şehzadeliği döneminde yaptırdığı cami ve hamam, tarihi güzellikleri yansıtıyor. Selçuklu döneminde yerleşimin başladığı Mudurnuyu ölümsüz fotoğraflarla hatıralarını katacağınız Şehriman Tepesi, Çam Ormanları arasında Mudurnunun seyri sefasını sunuyor bizlere.
Mudurnu Saat Gulesi geçen yıllar içinde tarihi vazifesini sürdürüyor. 1969 yılında babamla ustam konuşmuş. Benim oğlan var demiş. İlkokulu bitirdi. Bir yere uyumak istiyorum. Çıraklığı demiş. Köyde pazara gelince konuşmuşlar.
İlkokuldan çıktık. Geldik buraya ustamızın elini öptük. Çıraklığıya başladık 1969 yılında. Ondan sonra üç sene çıraklık yaptık. Aynı ustamın yanında. Ondan sonra bize destur verdiler. Ustamızın elini öptük, helallaştık. Ondan sonra Kalfa olduk. Kalfa olarak aşağı yukarı 7-8 sene çalıştım. Sonradan askere falan gidip geldik. Biraz daha ustamın yanında çalıştım. Ondan sonra dükkan açma karar verdik. Dükkan açtık. Buraya açtık. Bu çarşıda da dükkan yoktu o zaman. Çok sanatyer vardı bu çarşıda. Kalaycılar, bakırcılar, semerciler doluydu. İşte burası boşaldı. Biz kiraladık. Bu gündür bu gündür burada çalıştık. Sıcak demir olarak sadece nocak değil. Taman da yaptık, pulluk da yaptık. Ne isterseniz sıcak demirden her şeyi yaptık. Sonradan bu meslekler bir yandan ölmeye başladı. Tatmin etmez oldu. Sonradan dedik ne yapalım, ne yapalım. Bu sefer soğuk demirciliğe başladım. Ama bu mesleği de bırakmadım. Devam ettim. Her gün değil de haftanın 2-3 günü çalışmaya başladım. Ondan sonra işte böyle devam ediyoruz. Yani hala da devam ediyorum. Mesleğimi de çok seviyorum. 2017’de Bolu ili Ahi Baba seçildim. Yani bu Ahilik, bu esnaf duası yukarı çarşıda oturarak demirciler, bakırcılar. İşte onların mesleği ayakta olduğu için oturarak dua eder. Aşağıdaki, orta çarşıdaki nerede ayakta dua eder. Öyleydi esas şeyimiz.
Şimdi burada ayakta yapıyor. Öyle ayakta yapan mesleke kalmadı pek. Burada ayakta yapıyor şimdi. Her cuma günsel haberinden sonra esnaf duamız olur. Yani orada işte ikramlar olur. Yani bu çok uzun yıllardır devam ediyor zaten. İşte bu çıraklık falan da kalmadı zaten. Bizim zamanımızdaki şeyler bitti. Artık onlar da yok. Biz de bu işi sevdiğimiz için devam ediyoruz biraz daha.
Yapabildiğimiz kadar yapacağız. Hiç pişman değilim. Hiç pişman değilim. Yani çok seviyorum mesleğimi. Çok seviyorum. Ak-Gayatra vertenleri yemyeşil doğayla bütünleşerek, doğanın bizlere sunduğu enfes bir dinlenme yeri olarak, bölgenin tek örneği olarak karşımıza çıkıyor. Abant Gölü ve Sülüklü Göl, dumanlı dağların başında bir taç gibi dururken, manevi iklimiyle ahilik geleneğinin ağırlığı sarıyor duaları. Her cuma yapılan geleneksel duaya amin diyerek, doğanın ve tarihin içinde yolculuğumuz sürüyor. Merhabadan elveda’ya düşerken, kelam insanımızdan, tarihimizden enfes bir anı birikiyor heybemizde.
Mudurnu bereketiyle çağırıyor kendi hikayesine tekrar tekrar insanı.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir