Mevlana’dan Öğütler – Doç. Dr. Emin Işık [29.01.2019]
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=DnvqJUDe4zU.
Rasulün, Ashabı Rasulün, Etbaı Rasulün, Din, Millet, Memleket, Vatan, İlim yoluna hizmet etmiş bütün büyüklerimizin, şehitlerimizin, gazilerimizin, atalarımızın ruhları için. Bil cümle Piran-ı İzam ve dervişan-ı kiram, Khasaten Mevlana Celaleddin-i Rumi, pederi, aileleri, Sultanul Ulema, Bahauddin Veled, Burhaneddin Muhakkı, Kıtırmızı, Şems-i Tebrizî, Salaheddin-i Zerküp, Hüsameddin Çelebi, Sultan Veled, Ulu Arif Çelebi ve Bil cümle Çelebiyan’ın, Kamuşan’ın, Dervişan’ın, Mesnevi şarihlerinden Ankaravi Hazretlerinin, Bosnevi Hazretlerinin, Bursavi Hazretlerinin, Abidin Paşa’nın, Kenan Rufai Bey’in, Şefikcan Hocamızın, Tahirül Mevlevi Hazretlerinin, Mithat Bahari Bey’in, Selman Dedenin, Celaleddin Çelebi’nin ve bu yola hizmet etmiş diğer zevat-ı ruhları için.
Diğer hocalarımızdan, üsatlarımızdan, ana baba, akrabayı, taallukatımızdan, üzerimizde hakkı bulunan ümmeti Muhammed’den, ahirete gidenlerin, kâfesinin ruhları için. Bil cümle ehli iman-ı rûhî için rızâen lillâh. El-Fâtiha. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdulillâh, Ya Rabbi. El-Rahman, El-Rahim, Malik Yawm-i Dîn. İyike nâbudu, eyyike nâslih. Mesteqîm, siraatâ ledînâ en’amtâ aleyhim. Veyre l-mağdûbê aleyhim veled-dûdîn. Amin.
Tu megu mara bedân şehrbâr nîst, ba kerimân kârhâ düşvâr nîst. Huzura varmak için bende taqat yok deme, büyüklerle iş görmek zor değildir gam yeme.
Kesafet-i cismâniyye’den kurtulmadıkça letafet-i rûhâniyye’ye vasıl olmak imkânı yoktur, diyor Hz. Mevlânâ. Kesafet-i cismâniyye nedir? Bu cismin, bedeninin kendine mahsus maddi ihtiyaçlarından diyor. Bunlardan kurtulmadan ruhî bakımdan tekâmül olmaz. Bunlardan nasıl kurtulacağız?
Bunları put yapmaktan kurtulacağız. Yemeği put yapmayacaksın, giymeyi put yapmayacaksın. İşte bütün dünya nimetlerini kendine put yapıp tapmayacaksın. Futbol topuna da tapmayacaksın. Ona göre dikkat et. Yani bu dünyaya ait birtakım şeylere sevdalanıp da bağlanmayacaksın. Çünkü geçici. Bağlansan da onları terk edip gideceksin.
Mesela en sevdiğin yemek nedir? Zaten 60 yaşını geçtikten sonra doktor sana onu yasaklıyor. Evet, diyor ki bunu yemeyeceksin. Çiğ köfte mi seviyorsun? Diyor ki miden kaldırmaz artık yeme. İçkiye mi iptila düştün? Doktor diyor ki kalbin yorulmuş, içersen ölürsün diyor. İçkiyi terk ettiriyor.
Zeynep’in en hiyatı dedim. Sigara bugün kavgası yapılan şey. Diyanet İşleri Başkanı bir şey söyledi. Sigara haramdır, bence de haramdır dedi. Sen kim oluyorsun Allah aşkına? Niye kendini ortaya sokuyorsun? Bu kadar sigara içen insan var. Peki bunlar hep haram mı işliyorlar? Babam da sigaradan öldü. Kayınpederim sigaradan gitti. Çok sigara içerdi rahmetli. Şimdi bunlar hep ömür boyu günah mı işlediler?
Yok öyle bir şey. Vaktiyle verilmiş, fetva verilmiş. Ta 4. Murat zamanında Şeyhülislam Efendi. Sivara aleyhinde konuşmuşlar. Diyor ki ben buna mekruh dedim diyor. Eğer haramsa diyor Allah beni yanlış yaptığım için beni yaksın ama ümmeti Muhammed’i yakmasın diyor. Bunu içenleri yakmasın diyor.
Dikkat edebiliyor musunuz? Bir kişiyi diyor ben kendimi feda ediyorum. Bu haram değil mekruh dedik diyor. Çünkü nasıl katil olması lazım yani ayette sarih kesin emir olması lazım. Hadiste de efendim o zaman sigara yoktu işte falan filan. İkinci bir husus var. Küllü müskirin haram. Sivara onu size kafanıza aydınlansın diye söylüyorum. Sivara değil mevzumuz başka şey şimdi.
Onun için ikincisi sarhoş ediyor mu? Hayır sarhoş etmiyor. Hacı Talip efendi vardı benim babamın hocası işte. Babam vefat etti o da çok üzüldü tabi. Dedemin de talebesi onu söyleyin. Köyümüzün Hacı’sı, Hocası, Muhaddis, icazetli madreseden yani öyle şey değil böyle.
Merdiven altında yetişmiş hocalardan değil yani. Bir gün gittik köyde böyle konuşuyoruz camide. Caminin önünde son cemaat yeri var orada toplanır sohbet ederler hep dini sohbet. Yahu dedi bu benim dedi torunlar dedi. İmam Hatip Okun’la verdik bunları dedi. Geldiler dedi dede sigara haram sen sigara içiyorsun haram işliyorsun dediler dedi. Bu ne zaman çıktı nereden çıktı bu filan dedi. Torunlarını bana şikayet ediyor. Ben dedim hocam yani siz bizden iyi bilirsiniz bu işleri fetvaların içinde siz bizden daha başka şeyler okuyoruz ama siz onların içinde yetiştiniz büyüdünüz dedim. Bir şeyin haram olması için hakkında nas bulunması lazım. Yahut da nas ile haram edilen şeylerden birinin benzeri olması lazım kıyas yoluyla. Nedir dedim haramın sebebi içkinin haram olmasının sebebindedir sarhoş ettiği için. Peygamber efendimiz buyuruyor ki küllü muskirin haram. Her sarhoş eden içecek haramdır diyor. Şarap benzeri ister sıvı olsun içker başka sebepten olsun işte.
Şimdi 70 çeşidini çıkardılar bonze eden bilmem işte biz eroin falan biliyorduk 70 çeşit şimdi şey çıktı zehir. Allah korusun gençlerimizi muhafaza eylesin hep dua ediyoruz zaten. Dedim siz bunu biliyorsunuz dedim sarhoş ediyor mu dedim.
Yok yahu dedi vallahi dedi o kendisinin de şey var zeytinyağı fabrikası var köyün zenginlerinden. Ben dedi içinden çıkamadım hesaplar olduğu zaman dedi çekiyorum bu suaradan iki nefes dedi. Zihnim dedi berber aynası gibi pırıl pırıl açılıyor dedi. Bilakis dedi sarhoşluğu falan değil o gevşekliği arıyor dedi uyandırıyor zihni falan. Tamam dedim sen fetvayı veriyorsun işte öyleyse haram değildir. Nedir kalbe zarar var tabii zararı var zararını inkar etmiyoruz ama çok yemekte şeydir. Fakirü fasulyeyi bir porsiyon yerine üç porsiyonu yersen karnın karlar gurlar falan. Barsaklarında patlayacak gibi olur gaz yapar şimdi o da haram çok yemekte haram.
Yani ihtiyaç fazlası her şey haram ama dini manada haram olması için sarhoşluk vermesi lazım. Yok dedi tam aksine dedi yahu dedi vallahi dedi kafam dedi böyle bulanık olduğu zaman dedi. İçinden çıkamadığım hesaplarınca çekiyorum iki nefes dedi zihnin bir açılıyor dedi berber aynası gibi oluyor. Tamam o zaman böyle her şeye böyle ileri geri konuşmak bitmiş işlerle uğraşıyoruz biz.
Fetva verilmiş efendim. Ta dördüncü müras zamanında Şeyhülislam efendiye sormuşlar sen buna niye mekruh dedin. Demiş mekruhsa zaten demiş ben doğru fetva vermişim kendimi de ümmeti Muhammed’i de kurtarmışım. Ama haram ise de ben yanlış olarak mekruh fetvası verdiysem Allah beni yaksın ama ümmeti Muhammed’i yakmasın demiş. Bu kadar şeyle şimdi neyse bu geçti şimdi anlaşıldı değil mi mesela bir şeyin haram olması için ya Kur’an’da hadiste kesin kat’i yasak emir olması lazım. Yahut da yasaklanmış olan bir şeye benzemesi lazım. Eroin için aynı şeyi söyleyemeyiz esrar için aynı şeyi söyleyemeyiz çünkü o gerçekten sarhoş ediyor.
O bonzayı falan içenleri o işte şeyleri o görüyoruz. Bırak sarhoş etmeyi bahvediyor çocuk ayaktaki duramıyor. Çat diye kaldırma düşüp yatıyor bayılıyor bayıltıyor. Öyle işte onlar haram efendim. Haramın da helalinde beyinun diyor zaten hadisi. El haramu beyinun vel halalü beyinun.
Haram da açık seçik ortaya konmuştur. Helal de açık seçik ortaya konmuştur. Kesafet-i cismaniyyeyi anlatıyorum. Kesafet-i cismaniye cesetle bu bedenle ilgili maddi ihtiyaçların aşırı derecede tutku haline getirilip futlaştırılması diyor. İşte bunlardan kurtulmadan ruhen gelişemezsin. Manevi şey olmaz. Akla kan gelişemezsin. Manevi gelişme olmaz. Bugünün insanı neye tapıyor? Maddeye tapıyor. Evimiz olsun arabamız olsun işte yazlığımız olsun kışlığımız. Tamam bunların hepsi dünya. Dünya nimetleri. Dünya nimetleri dünya gibi geçicidir. Bunlar ahireti kazanmak için merdivendir. Ama tapılmak için put değildir. Hazreti Mevlana bunu anlatmaya çalışıyor. Mesnevi baştan sona bunu anlatmaya çalışıyor. Seveceksen nimeti vereni sev. Şükredeceksen ona şükret. Nimet’e tapma. Bütün mesele o. Esas işimiz odur. Biz nimet peşinde koşuyoruz. Nimet’i verenin peşinde koşmuyoruz. Öyle diyor zaten. Şükre nimet bihterez nimet büvet diyor. Nimet’e şükür nimetten daha değerlidir Allah katında. Biz az şükrediyoruz. Kur’an da onu diyor. Ve kalilüm min ibadiyye şekur diyor. Benim kullarım için de şükretmeyi bilenler çok azdır diyor. Şükür ehli olanlar çok azdır diyor. Allah yaratan bilmiyor mu yarattığını? Bu geçici dünyaya tapıyoruz. Ahireti unutuyoruz. Hesabı unutuyoruz. Kitap gününü unutuyoruz.
Ondan sonra dehşettir, vahşettir, savaştır, ölümdür, gaspdır. Sokağ ortada gündüz güpe gündüz caddelerden kuyumcu soyuluyor. Marketler soyuluyor, bankalar soyuluyor. Eskiden gece çalışırdık hırsızlar. Gündüze döndürdüler işi. Bu kadar suç oranı yüksek bir dünyadaki bize en az olanlardan bir tanesi Türkiye’dir.
Göğe çıktık diye, aya çıktık diye seviniyor Amerikalılar. Peki harem şeyde, halemde gece bakalım bir sokaktan öbür sokağa yaya gidebiliyor musun? Aya çıkmakla iftihar eden o şeyler, o cowboylar gece sokağa çıkmaya cesaret edemiyorlar. Buyur. Bu yaşamak mıdır bu? Bizi korkuyla örkütüyorlar. İşte o bilmem Indiana Jones’lar işte Superman’ler vesaireler falan nedir? Hep dünyaya korku yaymak içindir, korku salmak içindir. Hep vurdu, kırdı savaşlar. Bir takım o şimdi şeyler uzay yıldız savaşları adını verdikleri uzay savaşları. Kıtalar arası füzeler işte Kuzey Kore ile Amerikaya arasındaki şey. Diyalo. Ama bütün dünyaya korku salıyor işte bunlar. Böyle bir dünyada yaşıyoruz. Ben dedelerimin yaşadığı dünyaya imranıyorum. Savaş meydanda yapılıyordu. Yenen taraf belliydi yenilen taraf. Ama hiçbir sivil ölmüyordu. Savaşla iştirak etmeyenlere kimse karışmıyordu. Çoluk çocuk şimdi işte işte dört buçuk milyon insan var Türkiye’de. Bunlar keyfine mi geldiler yani insan evini yerini yurdunu çiftini çubuğunu patarlasını bağını bahçesini
terk eder de gider mi? Böyle bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyanın çaresi dünyaya fazla değer verdiğimiz içindir. Orada petrol var, orada başka madem var, orada başka bir şey var, orada doğal gaz var. Onlara sahip olmak için. İşte şeye bakın. Ve nezüellâya neler oluyor? Böyle bir dünyada yaşıyoruz ve hep korku içindeyiz. Geleceğimizden endişemiz var. Geleceğimizden endişemiz yok varsa demek ki biz korku içinde yaşıyoruz. Ahirette düşünmeye gerek kalmıyor. Ahir ömrümüzde neler başımıza gelecek diye düşünüyoruz. Dedelerimiz öyle değildir. Ahirette neler başımıza gelecek? Hesap gününden hesabı nasıl vereceğiz diye düşünüyorlardı. Bu hayat dünyada başlıyor, dünyada bitiyor. Çok kötü bir dünya. Gelmiş geçmiş bütün asırların en rezillidir içinde yaşadığımız asır.
En kötüsüdür. Bunun iftihar edilecek hiçbir tarafı yoktur. İnsanlığımızı almıştır. Komşulukları bitirmiştir, dostlukları bitirmiştir. Güveni kaldırmıştır ortadan. Kimse kimseye güvenmiyor, kardeş kardeşe güvenmiyor. Güvenin olmadığı, gelecek ümidinin olmadığı bir dünyada nasıl mutlu olacaksın? İşte cep telefonuyla, bilmem şeyle, bilmem şey geçmekle, mesaj geçmekle falan filan, oyun oynamakla. Teselli bulmaya çalışıyor insanlar. Unutmaya çalışıyor daha doğrusu. İçinde bulunduğu stresi unutmaya çalışıyorlar. Evet, letafet-i ruhaniyyeyi anlatıyor Hazreti Mevlana. Kendisine nasıl ve niçin denilemeyen Allah’ın işine kim keyfiyet vaz edebilir? Şu söylediklerim zaruret icabıdır. Hazreti Mevlana diyor, ben bunları size anlatıyorsam Allah’ın işine karışıyor gibi olmayın diyor. Ama sizi uyandırmak istiyorum diyor. Bazen öyle bazen böyle tecelli eder, Cenab-ı Hakk’ın tecellisi.
Onun için din işi hayretten başka bir şey değildir. Allah bu kadar nimeti, bu kadar güzellikleri, ayı, güneşi, dünyayı, kainatı, suyu. Her insan kendi vücudunda 300 tane mucize taşıyor. Hepimiz. Mucize taşıyoruz, vücudumuz. Bak size söyleyeyim. Gözün görmesi bir mucizedir. Kulağın işitmesi mucizedir. Mikroskopla zor görülen 3-4 tane kemik tık tık birbirine vuruyor. O titreşim ses haline geliyor. Ondan sonra adamın sesinden tanıyorsun. Böyle. Kalbin çalışması mucizedir. Böbreklerin suyu süzmesi. Vücudumuzda bizim en fazla 5 litre ve 6 litre kan vardır. Her gün 24 saatte bunu bin defa çeviriyor böbrekler. Bin defa böbrekten geçiyor. Her geçmede bir kaç demle süzüyor bunu. Dikkat edin. 6 ton süz su kan süzüyor böbrekler. Günde 24 saat içinde 6 ton. 6 litreyi binle çarparsan 6 ton yapar zaten. Bin defa çeviriyor. Bu kanı. Bu mucize değil de nedir? Sen buradan ekmek yiyorsun.
İşte bilmem dolma yiyorsun. Pilav yiyorsun. 18 saat sonra kan oluyor. İşte işte midede 7-8 saat kalıyor. İşte oradan sonra falan bakıyorsun ki böbrekten geçmiş. Mide ince bağırsaklardan geçmiş. Süzülmüş.
Kan şeye gitmiş o gıda, o şey özeti, karaciğer onu kana çevirmiş. Göndermiş kalbe, kalp göndermiş vücuda. Isıyorsun. Karda üşüyorsun. Böyle diyor bir tatlı canım istiyor diyor. Belli ki kan da şeker düşmüştür tatlı canın istiyorsa yani.
Hele soğuk kış günlerinde böyle sıcak vücudu şey edecek bir şeye ihtiyaç var demek. Hemen alıyorsun bakkala giriyorsun. Bir topak bir yumak şey alıyorsun. Helva yahut ne varsa. Diyorsun iyi kendime geldim diyorsun. Buyur. 10 tane fabrika kur. Ver buradan ekmeği bak bakalım kan oralar çıkıyor mu? Her birimiz Allah’ın yarattığı bu vücudun içinde yüzlerce mucize taşıyor. Üç yüz diyorum ama daha fazla. Beynin çalışmasından bahsetmedim. Aklın çalışmasından bahsetmedim. Psikolojik dünyamız, duygu dünyamız. Kalbimiz sadece kan şey etmiyor. Sürekli duygularımız değişiyor. Sabah da kalkıyor bugün üzgünüm diyor. Ne oldu? Hiçbir şey yok ama canım sıkılıyor diyor. Bu nereden geldi bu can sıkıntısı? Belki geçmiş olayların üzerimizdeki etkisidir. O zaman atlattık. Sonra da nüks ediyor. Hatırlamıyorsun. Sebebi bilinmeyen üzüntüler. Yahut sebebi unutulmuş gitmiş üzüntüler. Böyle şimdi böyle bir Allah bizi yaratmış. Sen buna kul olmaya çalışacaksın. Seni yaratan bu kudrete bu güce kul olmaya çalışsan. Sen kendisi de diyor zaten buyuruyor Kur’an’da.
Ve mâ khalaqtu l-cinne ve l-insayyille l-yabudûn. Ben insanları da cinleri de sadece bana ibadet etsinler diye, bana kulluk etsinler diye yarattım. Kulluk nedir? Allah’tan gelen emre itaat etmektir. Allah’ın dediklerine emrini yapmaktır. Allah buyurur, Muhammed duyurur, sen de yaparsın. O kadar. Şeriatta o’dur. Şeriatta Muhammed’in duyurduklarıdır.
Allah’ın buyrukları, Muhammed’in duyurdukları var. Sen de işi yapacaksın sana düşeni. Yapamadığın için de Allah’tan özür dileyeceksin. Af dile ya Rabbi emrettin ama biz yapamadık. Kusurumuza bakma bizi affet. Biz aciziz, zavallıyız. Acizini bilene Allah affeder. Kibir en büyük günahtır. Evet devam ediyoruz efendim. Bazen öyle bazen böyle tecelli eder.
Onun için din işi hayretten başka bir şey değildir. Sadece bizim üzerimizde değil, kainatta da öyledir. Çimenler, çiçekler, sular, ağaçlar, hava, oksijen. Geçen bir şeyde televizyonda, helyum hakkında konuşuyorlardı. Bu göktaşları sürekli atmosferin dışından dünyamıza düşerler.
Yerçekimi tabi. Yerçekiminin alanına girdiği zaman, dünyamıza, atmosfere girdiği zaman da böyle meşale gibi yanarak düşer. Çünkü oksijen yakar. O hızda gelen o metal ya neyse onu ışık şekline dönüştürür. Küçükleri zaten gökyüzünde kaybolur gider. Büyükleri de yanar, yandığı kadar yanar, yanmadığı kadar da yere düşebilir. İşte büyükleri de felaketlere sebep oluyor. Allah korusun. Şimdi biz zannediyorduk ki bu normal. Tabi kendiliğinden olan için. Halbuki o atmosfer üstündeki helyumu yani bir nevi hidrojen gazının şeyini aşağıya taşıyormuş. Dünya üzerinde tabi hidrojen azalıyor, helyum azalıyor. O taşlar oradan beraber gelirken o boşlukta helyumu da arkalarından sürükleyerek getiriyorlar.
Böyle besliyor sürekli besleniyor atmosferimiz, dünyamız. Böyle bir nimet. Peki Allah bunları niye böyle yarattı? Kendisine hayran kalalım diye. En büyük, en son dünyadaki iba, kulluğun en son mertebesi hayranlıktır. Hayranlık, mesut olmak.
Cenab-ı Hakk’ın yarattıklarına bakıp O’nun hakkında sonsuz sevgiyle O’na hayran olmaktır. Zaten Elhamdülillah, Fatiha suresindeki Elhamdülillah. Hamd Allah’a mahsustur. Ayetinde üç tane mâne var. Elhamdülillah, Allah’a hamd olsun demektir. Kaba tabiriyle, açık tabiriyle. Ben Allah’a hamd ediyorum. Hamdimi kabul et, manasınadır.
Kendi şahsi hamdini. Halbuki orada şahsi değildir. Elhamd cinsdir. Cins olarak söylüyor. İkincisi bütün mahlukatın hamdi Allah’a aittir. Yani… وَإِمْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِ Hiçbir şey yoktur ki Allah’a hamd etmesin. Tesbih ile hamd etmesin.
Subhanallah ve bihamdihi diye Allah’a hamd etmeyen hiçbir Allah’ın yarattığı yoktur. Üçüncüsü, sen kime hamd edersen et, kime şükredersen et. İstersen gavura, istersen puta, istersen avaca. Gördün bir güzel çamağacı. Hey ya ne güzel ağaç diyorsun. Bütün hamdler onu yaratana gider. Dolaylı yoldan gider. Çünkü onu… Mesela sen mimar Sinan’ı, Süleymaniye’yi görüyorsun. Mimar Sinan’ı methediyor. Ya büyük mimar ya. Dahi adam. Ne kadar da muhteşem işler yapmış. Ne güzel camiler, eserler ortaya koymuş falan diyorsun. Sen ister mimar Sinan’ı ör.
Onun hamd netice itibariyle o mimar Sinan’ı yaratana gider. Dolaylı yoldan. Onun için bütün hamdler Allah’a aittir. Allah’a gider. Böyle. Yaratana. İşte bütün bu güzellikleri, mimar Sinan’ları, mimar-ı kainat-ı, çam-ı, ağacı, yeşilliği diye bizim için nimet olan her şeyi önümüze seren Allah. Ona hayranlık mertebesi, tesbihatın son mertebesi Subhanallah’dır. Yunus onun için diyor, ey Bülbül, ismi Subhan, verdin mi var diyor. Yani sen o mertebelere mi iliştin? Meleklerin zikridir Subhanallah. Melakut âleminin zikri Subhanallah.
فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ Bizim zikrimiz FETEBÂRAKALLAH’dır. Dünya nimetleri için yapılan zikir FETEBÂRAKALLAH. تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدْدٍ Mülk âleminde yaşayan, bu dünyada yaşayan bizim zikrimiz FETEBÂRAKALLAH’dır.
Meleklerin zikri Subhanallah’dır. Çünkü onlar Allah’ın ihtişamını, Allah’ın büyüklüğünü bizden daha yakın daha iyi biliyorlar. Hepsi Kuran’dan çıkıyor merak etmeyin. Mevlânalar işte alimler, kelimelere bakıyorlar. Bundan ne çıkar? Bu sütten ne kadar yağ çıkar? Onu alıp bize sunuyor.
Esas sütü kestirmeyeceksin efendim ayetten mana çıkarırken sütü kestirmeden, sütü bozmadan çıkaracaksın manayı. Yoksa İslam’ı da dini de şeriatı da bozar gidersin işte böyle. Peki ne oldu?
Bir kimsenin hakiki kıbleye sırtını çevirmek suretiyle hayran olması değil, esas hayranlık Allah’adır. Ama bir kimsenin hakiki kıbleye Allah’a sırtını çevirerek onun nimetlerine hayran olması değil, belki dostun mest ve müstahrakı olmak suretiyle hayretidir.
Yani yaratana karşı duyulan saygı ve hürmet esas hürmet odur diyor. Esas hayranlık odur. Bütün hayranlıklar Allah’adır. Ona bakacaksın işte Yunus’un dediği gibi odur. Yaratılığını severiz yaratandan ötürü diyor. Sen yaratılanlara bakarsan çok karanlık şeyler görebilirsin. Ama onların neticede yaratana baktığın zaman çok güzel şeyler görürsün. Allah’ın kendisi çıkar karşına. Allah her yerden tecelli eder, her yerde mevcuttur. Senin bakış açına bağlıdır. Algı gücüne bağlıdır daha doğrusu. Zihin yapına bağlıdır.
Birinin yüzü dost tarafına mütevhecihtir. Dosta yöneliktir, Allah’a yöneliktir. Diğerinin yüzü ise hakikatta onun yüzünden ibarettir.
Bir yukarı mertebeyi söylüyor Hazreti Mevlana burada. Onun yüzü dost yüzüne baka baka aynaya bakmış gibi. El mümin miratül mümin. Mümin müminin aynasıdır diyor. Eğer sen sürekli Allah’a bakıp mest oluyorsan Allah’ın sendeki bütün sıfatları sana da yansıyor, tecelli ediyor demektir.
Onun yüzü Cemalullah’a döner işte Hazreti Muhammed’in yüzü gibi. Cemalullah Hazreti Muhammed de aynı. Yani Allah Hazreti Muhammed de aynaya olarak kendini göstermiştir. Kendi kudretini, kendi merhametini Hazreti Muhammed de göstermiştir.
Peygamber Efendimiz ona ayna olmuştur. Oradan görürsün diyor. O zaman baktığın zaman sevgiliyi görürsün zaten. Yani Hazreti Muhammed’e bak Allah’ı gör. Size biraz garip gelecek ama benim hocam Allah rahmet eylesin dedi ki o kadar büyük ki dedi Hazreti Muhammed o kadar büyük ki dedi.
Allah dedi eğer yeryüzünde haşa dedi insan olarak görünmek isteseydi dedi işte onun şeklinde o olarak görünecekti dedi. O kadar Allah’a yakındı işte. Burada söylediği ikinci söylediği Hazreti Mevlana’nın Hazreti Peygamber’dir. Doğrudan doğruyor kendisi Cemalullah oluyor diyor. Evet Allah da Allah’ın bütün sıfatları kaç ismi var 99 esması hepsi onda tecelli eder. Yani kul gücü kadar tecelli eder. Allah bütünüyle kendi varlığını kimseye bölüşmüş falan değil yanlış anlamayın. Muhammed’e baktığın zaman seni Allah görür. O İmam-ı Gazali onu şeyde de söylüyor zaten. İmam şeyde ihya-ül ölümün ön sözünde de söylüyor. Diyor ki gidin bir mürşid denilen, hoca denilen, din adamı denilen, şeyh denilen kim varsa onun yanında oturun diyor. Hiçbir şey konuşmanıza gerek yok. Eğer diyor içinize Allah sevgisi doluyorsa onun yanında olduğunuz zaman ve ahiret din duygunuz gelişiyorsa işte cennet, cehennem, ahiret, hesap, Allah, Muhammed dinle ilgili şeyler duygular içinize geliyorsa diyor. O alim, o hoca efendi, o şeyh efendi hakiki Allah ehlidir, ehlullahdır. Eğer diyor içinize dünya doluyorsa işte inşaattır, arabadır, ya da akşamınki dünki oynanan Fenerbahçe maçıdır falan onlar geliyorsa onda hiçbir şey yoktur demektir diyor.
O dünya ehlidir diyor. Dünya ehlinin yanında bulunursan içine dünya lezzetleri, dünya nimetleri, dünya zevkleri dolar. Allah ehlinin yanında oturursan orada sadece diyor Allah sevgisi, peygamber sevgisi, din sevgisi, Kur’an sevgisi olarak sana diyor yansır.
Tıpkı ısı gibi sobanın yanına yaklaşırsan ısı artar. Orada ne var? Buzdolabının yanına yaklaşırsan üşürsün o kadar yani. Soğuk bir yere yaklaşırsan soğuk üşürsün sıcak bir yere yaklaşırsan o sıcaklık seni sarar, tesir eder diyor. Duygular şimdi işte hatta ehlullah konuşmazlar. Biz zannediyoruz ki Şems ile Hazreti Mevlana işte kapanıyorlardı, saatlerce münakaşa ediyorlardı zannediyoruz böyle televizyondakiler gibi zannediyoruz. Yok öyle bir şey. Yan yana oturup ikisi de tesvih çekiyor, zikrediyor. Akseder haleti merdan, gönülden gönüle diyor. Gönülleri konuşuyor.
Sen şimdi kayıt yapıyorsun ya, kaset dolduruyorsun. Bir sesten kayıt kaset doldurma vardır. Bir de kaseti koyarsın, dolu kaseti koyarsın. Bir de boş kaseti koyarsın. Sessiz kayıt kaset kaydeder.
Basıyor diyor. Eğri rrrrrrrrrr doluyor doluyor doluyor. Diyoruz ya hani ses yoksa da yok falan ama hocam diyor bu kendisi dolduruyor diyor bak şimdi diyor. Çıkarıyor bunu koyuyoruz ikincisini alıyor aynen. Sesli kayıt, sessiz kayıt. Ehlullah sessiz kayıtla konuşurlar, gönülden konuşurlar.
Onların şeyleri öyle. Sevzeklik yok orada fazla laf yok. Lafa da ihtiyaç yok zaten. Aşkın dili sükuttur diyor. Evet yaşamayan bilmez tabii eyvallah.
Birinin yüzü dost tarafına mütevheccidir. Dosta bakıp hayran oluyor diyor. Allah’ın kudretini, subhan olan varlığını. Ötekide diyor Allah’ın cemali oluyor. O kadar şey oluyor. Aynı gibi. İşte birincisi varisi peygamberi olan ehlullahı anlatıyor. İkincisi de bizzat peygamberin kendisini anlatıyor. İkinci cümle. Evet devam ediyoruz efendim.
Her birinin yüzüne bak ve onların evsafını hıfs et. Hallerini. İhtimal ki hizmet vasıtasıyla sen dervişinası olursun. Sen de onlara hizmet ettiğin zaman muhtemel ki sen de onlar gibi olursun diyor.
İşte onun için vasbir nefsekâ ma’al lezîne yad’ûne rabbahum bil gâdâti vel âşî diyor. Kur’an-ı Kerim emri diyor. Hatta kendinizi iyilerle beraber tutmaya, iyilerle dost olmaya zorlayın diyor. Sabredin.
Biraz. Siz evvela sıkılırsınız. Size yabancı gelir onların dünyası ama. Sen diyor sabret. Vasbir nefsekâ kendini sabret tut. Ma’al lezîne yad’ûne rabbahum bil gâdâti vel âşî. Gece gündüz Allah’ı zikredenlerle, Allah’ı düşünenlerle, Allah’ı konuşanlarla, Allah ehliyle beraber ol diyor. Zikir ehliyle.
Sonra vel ât-oteyemân âğfelne kalbêhu an zikrine. Kalbini bizim zikrimizden, bizi almaktan, bizi sevmekten, gafil tuttuğumuz kimselerle de diyor yakınlaşma. Onlardan uzaktır diyor. Sen de onlar gibi olursun. Kırk gün bir yere oturursan onlardan birisi olursun. Hiç merak etme. İşte bir arkadaş, şey vardı bizim köyde Mahmut amca vardı. Allah rahmet eylesin. Tabi büyük. O birinci dünya savaşına gitmiş. Benim çocukluğumda.
O derdi ki ben başka köylün itlerini de tanırım demişti. Edepsizlerini kast ediyor. Nasıl tanırsın falan dediler de. Dedik ki onlar bizim köye geldikleri zaman bizim köyün itleriyle dolaşırlar dedi.
Çok şey söylerdim. İşte bu alfabe yeni gelmiş. Biz okula yeni gidiyoruz. 1942-43 senelerinden bahsediyorum. Tabi onlara çok yabancı geliyor. Ali topu tutsuna işte koş falan diye böyle.
Yahu dedi biz dedi ölünce dedi bu bizim çocuklar bizim mezarımızda bunlar mı okuyacaklar dedi. Yani babama zorladılar. Hoca efendi dediler. Yahu çocuklara hiç olmazsa namaz surelerini öğretin falan. Yasak çünkü. Ben yasak dönemde okudum yasak. Yasağın ne demek olduğunu biliyorum. Kendi öz babamdan. Babam imam. Köyün imamı. Kaçak Kur’an öğrendim. Evet. Onlar siz rüya gibi gelir size. Sonra ne oldu? Ben ilahiyat fakültesinde Kur’an ve tefsir hocası olarak vazife yaptım. Devlet bana Kur’an öğretmemi için maaş verdi. Buyur. Devirler arasındaki farkı anlatıyorum.
Ben babamdan kaçak öğrendim Kur’an’ı Kerim’i. Onları anlatmıyoruz. Olmasın diye. Kimse rencide olmaz. Ama rencide olacak bir şey yok. Herkes biliyor yani.
Evet. Akseder haleti merdan. Gönülden gönülle. Bu gönülle şey etmeyip haberleşmeyi duygu ile duygu dünyasından bahseden bu şeyleri veitleri okuduk almadık.
Madem ki insan yüzlü birçok şeytan da vardır. İnsan gibi görünen melekler vardır. İnsanın melek cinsinden olanları da vardır. Şeytan cinsinden olan da var. Abededet tağut diyor zaten.
Şeytanı tapanlar diyor. Şeytanın kulları diyor Kur’an’ı Kerim. Mevta buddhı şeytan. İnnahu lekum adubu mübin. Yasin suresinde. Ey diyor benim kullarım. Şeytanı şey etmeyin.
İtaat etmeyin. Onun izinden gitmeyin. Onlar sizin düşmanınız. Atağınızın düşmanınız. Sizin de düşmanınız. Adem’in de düşmanı. Adem evlatlarının da düşmanıdır. Şeytandan hayır umurumaz. O seni hayra götürmez. Hayır gibi başlar. En sonunda baştan çıkarır. Zaten aldatmak başkadır. Şeytanın işi aldatmaktır.
Madem ki insan yüzlü birçok şeytan vardır o halde her ele el vermek yani intisat ve biat etmek caiz değildir. Sadece biat meselesi değil. Bakıyor çok zeki, kabiliyetli ama huyu bozuk. Bunu kötüye kullanacak belli. İşte geliyor efendim diyor ben sizden diyor el almak istiyorum diyor falan.
Bana da geldiler. Ta Güney Amerika’dan. Bir kız Almanya’da okumuş. Gitmiş orada. Bakmış ki orada dine ilgi var böyle rumi falan. Amerikalı bir şey yazmıştı Mevlana ile ilgili. Ben bunun kaynağını bulurum diyerek gelmiş. Esin ablaya bizim derneğimiz şeyde var.
Uluslararası Mevlana Derneği diye. Onun da üyesi falan yok işte. On beş kişi orada. Kizmet vermeye çalışıyorlar. O derneğin adını bulmuş gelmiş. Tabi Kız Türk asıllı. Almanya’da doğmuş. Güney Amerika şeyde. Brezilya’da.
Geldi. Ben dedim Mevlana hakkında sizden el almaya geldim. Ne yapacaksın dedim. Ben orada dedi. Peki dedim din hakkında ne biliyorsun? Namaz kılmıyor, oruç bilmiyor, bir şey yapmıyor. Almanya’da biraz bir şeyler. Peki dedim bunları öğrenmeden Mevleviligi nasıl orada icra edeceksin falan. Oraya gidip ahkam kesecek. Ben işte İstanbul’dan geliyorum. Ben Mevlana şey diyeyim. Mürşidiyim. Dervişliğe de razı değil. Doğrudan doğruya irşat istiyor yani öyle. Hiç dedim kızım ben seni tanımıyorum. Kuyunu bilmiyorum. Bak tahsil durumun müsait değil. Sen hiç din tahsili yapmamışsın. Kurbanı yüzünden okumayı bilmiyorsun. Kur’an bilmiyorsun. Hadis, fiqan, haberin yok.
Ben sana Mevlana hakkında izin vereceğim orada ne yapacaksın? Ne öğreteceksin sen? Dikiş nakış mı öğreteceksin? Evvela bir yetihanı okumadan alim yazmadan katip. Hep şimdi böyle. Geliyor. Hocam bana el ver. Hiç kimseye el vermiyor.
Nerede kullanacağını bilmiyorsun ki. Tanıdığım güvendiğim, bakıyorum çok yakından tanıdığım. Diyordum ki işte bu belki inşallah ileride olur falan. Aynı şey Maraşlı var mı içimizde? Varsa parmak kaldırsın. Maraş asıllı olan. Yok. Hacali Efendi var. Maraş müftüsü.
O şeyde o Maraş Fransızlara karşı ayaklanma hareketinde o şeyde sütçü imamlar. Sütçü imam değil. Adı imam olan sütçülük yapan birisidir orada. Sütçü imamı imam zannediyorlar. Caminin karşısında sütçü dükkanı olan orada doğuda imam koyarlar. İsim olarak koyarlar imam. Mesela bizim Ebu Hanife adında şey vardı. Babası Ebu Hanife’yi çok seviyor. Oğlunun adına Ebu Hanife koymuş. Hacı koyarlar doğuştan dedesi falan hacıysa eğer. Oradan hacı koyarlar işte. Hacı Sabancı vardı. Allah rahmet eylesin. Öyle. Hacı koyarlar. İmam doğuştan adı imam. Göbek adı imam.
Ama mesleği sütçülük. Tam hutbeye çıkılacağı zaman cuma saatinde herkes camide caminin karşısında da oda abdest almış camiye gidecek cuma namazına. Ezan okunmuş. İki tane Fransız askeri iki tane çarşaflı Müslüman kadın da şey ediyor. Laf atıyor. Taci ediyor yani gidiyor sürtünüyor falan ediyor.
Ulan kefereler siz hala bu Müslümanlarla uğraşacak mısınız? Tezgahın altında şey varmış palak çekmiş palayı gitmiş. Fransız askerler de saldırmış tek başına.
Eee çarşıda insanlar var. Haydi Arbede falan. Geliyor Hoca Efendi de hutbeye çıkmış. Cuma günü. Hoca Efendi dışarıda savaş başladı. Arbede başladı. Deyince Hoca da diyor ki cihat farzdır.
Cuma’yı terk ediyoruz. Haydi herkes silahını alsın buyursun diyor. Şeye öyle ayaklanma öyle başlıyor. Esası budur. İşte o Hoca Efendilerden biri o caminin imamı olan.
Hacali Efendi altmış sene Maraş’ta şey yaptı. Bin dokuz yüz yirmi üçlerden yirmilerden ta bin dokuz yüz altmış altıya kadar bu personel kanunu Diyanet Personel Kanunu altmış beşte çıktı. O zamana kadar Maraş Müslüsü çok muhterem bir adam.
Bu mesele Naksı, Kadir’i, Mevlevi, Sünûsi hatta Şazeli sekiz tariqattan irşad şeyi var. Bir icazeti var. Maraş’ta sekiz tane müridi yok. Onu size söyleyin.
Öyle öyle her önüne gelene böyle dernek kurar gibi bile maça gider gibi öyle dervişlik olmaz öyle şey yok. Hizmet de olur ilim de olur ibadet de olur takva ile olur bakarsın güvenirsin. İşte Hazreti Mevlana onu anlatmaya çalışıyor. Gelirmiş Hoca Efendi işte sizde icazet şey varmış izni varmış ben sizden el almak istiyorum. Evladım sen hadis okudun mu? Yok Hoca Efendi ben ne bileyim hadis. Peki tefsirden haberin var mı? Dini tahsilin var mı? Hayır Hoca’m yok işte biz işte şurada şu işi yapıyoruz. Evladım sen beş vakit namazını kılıyor musun? Kılıyorum. Orucunu tutuyor musun? Tutuyorum. Zekatını varsa veriyor musun? Veriyorum. Elimizden gelen işte hayır hizmet yapıyoruz bir şeyler. Cennete girmek için bunlar sana yeter. Hadi git diyor bunlara devam et. Cahile şey veriyorsun silah veriyorsun silah vermek gibi bir şey.
O da gider kendi kendini vurur. Yani bilmez çünkü onu nerede nasıl kullanacağını bilmez. Öylece tamir edeyim derken yahut silahı doldurayım derken kendi kendini vurur. Hem kendisini mahveder hem de etrafındakilere zarar verir.
Aynen bak Muzaffer Hoca kitapçı Muzaffer Hoca’yı tanınanlar var mı bilmiyorum. Siz tanıyorsunuz. Allah rahmet eylesin. Bir gün şunu dedi. Bir insan dedi namaz kılmayabilir oruç tutmayabilir. Yani günahkar bir insan dedi.
Fakat dedi cahilin dedi irşada soyunması hepsinden günahtır dedi. Çünkü oruç tutmayan namaz kılmayan adam sadece kendinden sorumlu dedi.
Ama bir cahil birisi etrafa verdiği fesatla da dedi mahveder dedi. Hem kendini mahveder hem o ona bağlı olanları mahveder dedi. Onun için o adam dedi irşadla uğraşacağına gitsin meyhanede içki içsin daha az günahkar olur dedi. Aynen bunu söyledi. O insan irşadla uğraşacağına gitsin meyhanede sabahtan akşama kadar içki içsin daha az günahkar daha az günah işlemiş olur dedi. Allah rahmet eylesin. İş böyle ciddi. Şimdi dine karşı ilgi var onun için söylüyorum. Hazreti Mevnan’a zaten ta o zamandan bunları söylüyor işte. Şimdi bak dikkat edin.
Gerek cinden gerek insandan olsun. Şeytan insanların göğüslerine daima vesvese verendir. Ayeti kerimesinde beyan buyurulduğu gibidir. Çünkü kuşu aldatıp tutmak için avcı o kuşun çıkardığı seslerle ilgili ıslık çalar. O kuş gibi ötmeye başlar çalışır. O kuş hemcinsinin sesini işitince havadan iner tuzağa tutulur yakalanır. Mürşid öyle diyor. Avcıya benzetiyor avlar. Okumuştur. Bir Abdülkadir-i Geylani’den yahut mektubattan işte Nakşi’den imam Rabbani’den yahut Mesnevi’den Mevlana’dan.
Bir şey kendine göre birtakım güzel bilgiler, güzel sloganlar edilmiştir. Onları kullanır. Öteki onları bilmeyenler de ha bu adam çok büyük mürşid, çok büyük alim zannederler.
Alçak bir herif birtakım saf kimseleri kandırmak için dervişlerin kelimelerini çalar. Hırsızlık yapar o çaldığı malzemeyle başkalarını kandırmaya çalışır.
Dikkat edin. Aynen. Alçak bir herif birtakım saf kimseleri kandırmak için Ehlullah’ın dervişlerin kelimelerini çalar. Erkeklerin yani tarikat ricalinin. Ricalun letulihihim ticaretun vela bey’un anzikrillah. O ayette telmihte bulunuyor. Hz. Mevlana erkekler demiş. Tercüme biraz şey yiğitler demesi daha doğru.
Evliyaullah’ın yiğitleri meşhurları manasındadır o. Yani tarikat ehlinin sözü de işi de parlak ve sıcaktır. Alçakların işi ise böyle hayasızlıktır.
Bunlar bir utanmaz yüz, tükenmez söz bütün sermayesi diyor. Bunların bir utanmaz söz bu Akif’in sözüdür. Ben buraya kaydetmişim. İnsanları kandırmak için. Bir utanmaz yüz, tükenmez söz bütün sermayesi diyor o insanların. Dilenmek için yünden arslan yaparlar. Müseylemetül kezzaba Ahmet leqabını takarlar. Halbuki müseylemenin leqabı kezzaptır. Peygamber efendimiz ona bu ismi vermiştir. Peygamber efendimizin leqabı ise serveri ulul elbaptır. Yani üstün zekalıların efendisi, başkanı, serveri, baş tacı.
Kezzabın haş-ı ahmet Rahmanül yemame diye adlandırılması gibidir. Diyor mürşid kendisine de büyük ünvanlar alır. İşte Behdi falan ismini kullanır.
Ya da onun soyundan, Peygamber soyundan seyyid olduğunu söyler vesaire yapar. İşte önümüzde çok misaller var tek tek söylemeye gerek. Adnan Hoca falan dedikleri falan ötekiler başımıza bela olanların hepsini Hazreti Mevlana sekiz yüz sene önce söylemiş. Buyrun. Bu keramet midir? O zaman mevcuttu. O zaman da vardı tabi buna benzer şeyler ama şimdiki dehşetiyle değildi. O bir köyde, bir kasabada, küçük bir mahallede bu iletişim böyle mevcut değildi.
Bir mesela Mun tarikatı diye bir şey var. Mun, Mun tarikatı diye. Ta Güney Kore’de bir adam. İşte o sonra şimdi Amerika’ya gitti galiba orada dervişleri var.
Dünya çapında iletişimi var. Filipinler’de onun adamları var, müritleri var teşkilatı. Güney Kore’de var, Kuzey Kore’de var, birçok yerde Çin’de var, Amerika’da var, dünyayı kasıp kavuruyor. Hatta buraya gelmişti onların adamlarından bir tanesi.
Beni de davet ettiler. Kasım Gülekt de onlara şey yapıyordu. Allah rahmet eylesin. O da ne maksatlaysa öncülük yapıyordu. Gittik şeyde bir şey yok ortada. Hiçbir şey yok.
Şifadır diye adam şişelere, göğe okuyor. Tapa ile, kargoy ile Filipin’e gönderiliyor. Onun nefesi. Böyle icat etmişler. Nefesi 72 derde deva.
İnanırsan devadir. Aptal çok bu dünyada. Evet. Bir İngiliz Lordu diyor ki bir insan ne kadar aptal olursa olsun, ona hayran olacak başka aptallar bulunur diyor. Öyle. Çok maalesef. İlgi çok, bilgi yok, edep yok, hürmet yok, dine saygı yok, kutsal yok, kutsalı mahvettik. Bütün bunlar kutsal olan şeyi paspas haline getirmektir yani öyle. Şey değil, basit şeyler değil. Hazreti Mevlana’nın anlattığı. İşte Müseylematül Kezzap çıktı. Daha Peygamberimiz hayattayken dedi ki sana Hicaz bölgesi verildi dedi. Bana da Yemen bölgesi verildi dedi. Gel seninle anlaşalım dedi. Bana bu bölgeyi terk et dedi. Sonradan da Peygamberimizin şeyinden sonra hemen vefat eder etmez. Daha hayatındayken teşkilatlandı, ordu kurdu, asker topladı, silah.
Ondan sonra, sonra Hazreti Ebu Bekir onların üzerine şey gönderdi. Ordu gönderdi. Birden Şeca diye bir kadın çıktı. Kadınlardan da var merak etmeyin. Sahte Peygamberler. Erkekten olur da kadından niye olmasın diyor. Böyle. Şimdi böyle gittiler. Neyse onu hallettiler. Kim halletti biliyor musunuz?
Ebu Cehil’in oğlu İkrim’e. Öldürenler aslında. O ekibin içinde. Müseylematül Kezzab’ı evinde baskın yapıp öldürenlerden birisi de İkrim’e. Babası Bedir Harbi’nde Müslümanlara karşı savaştı. Peygamber’e karşı savaştı. Oğlu da Müslüman oldu. Gitti o din düşmanı Müseylematül Kezzab’ın şeyinde, ekibinde öldüren ekipte bulundu.
Böyle işte. Onun için Peygamber Efendimiz hep sabırla bekledi. Münafıkları kimseye söylemedi. Sordular Ya Resulallah kim bu münafıklar, Kur’an münafıklardan bahsediyor.
Bunlar kim dediler. Peygamber Efendimiz bildiği halde tek tek bildiği halde kimseye söylemedi. Açıklamadı, ifşa etmedi. Çünkü dedi bunların soyundan Müslüman nesiller gelecektir. Atalarının bir münafık olarak ifşa edilmesi bunları rencide eder. İğne de gelecek torunları, çocukları rencide eder dedi. Onları mahcup etmeyelim. Onların hatrı için onları söylemedi. Peygamber böyle tedbir ehli. Allah onun şefaatine naile eylesin. Ben Allah’tan bahsederken rahatım da Peygamber’den bahsetmeye dayanamam. Bak size söyleyemeyen hal. Benim yüreğim el vermez. Peygamber başka bir şeydir. O yetim büyüdü çünkü. Bütün ne verdiyse, ne verdiyse hepsi Muhammed’in eseridir.
Ben de, sen de, namaz da, ezan da hepsi. Ezanı Muhammed’i. Peygamber o kadar kıymetlidir. Öyle şimdi Peygamber’i dışlayıp kendi din hakkında hüküm vermeye çalışıyor. Aptallar. Ne dedik? Allah buyurdu, Muhammed duyurdu. Biz de yaptık. Biz de yapmamız lazım. İşte o kadar. Muhammed’i sollayıp geçmek mümkün değildir.
Ayette öyle diyor zaten. Ya yuhalladina amenu la tuqaddimu beynaya deyillahi wa rasuli. Ey müminler, ey Müslümanlar. Sakın Allah’ın ve Peygamber’in önüne geçmeyin diyor. Kendi arzularınızı, kendi isteklerinizi Allah’ın emirlerinin, Peygamber’in tavsiyelerinin önüne geçirmeyin diyor.
Peygamber ne dediyse şifadır. Ne yaptıysa devadır. Ne söylediyse haktır. Wa ma yantiku anil hava diyor ayet. Ya Kuran söylüyor bunları. Allah sana Peygamber’i referans veriyor. Ona uyduyor. Onun izinden git diyor.
Biz Peygamber yokmuş gibi hareket ediyoruz din konusunda. Öyle şey yok. Peygambersiz din yok. Kitapsız din çok. Kitabı olmayan işte dört tane din var kitabı olan. Ötekilerin çoğunun kitabı yok. Peygamber var ama.
Öyle. Onun için. Ben Peygamberden bahsetmeye yüreğim dayanamaz çünkü. Kusura bakmayın duygulanıyorum.
Affedersiniz. Yani bu böyle dersli olmayacak şeyler ama şey değil biraz.
Tek örnek tek odur. Size söyleyin. Örnek tek Hz. Muhammed. Başka örnek yok. Sakın kimseyi örnek almayın. Ne Diyanet İşleri Başkanı’nı ne Mahalle İmamı’nı ne kasabanın müftüsünü ne şunu ne bunu. Ne şu Hoca Efendi’yi ne beni ne kimseyi. Örnek alacaksan Peygamberin örnek alacaksın. Allah onu diyor çünkü. Peygamber örnektir diyor. Size biz Peygamberi örnek gösterdik. Dindarlık Peygamber’e yakınlık demektir. O kadar.
Hâl olarak yakınlık demektir. Amel olarak yakınlık demektir. Onun yaptıklarını yakınlık. Muhabbet olarak yakınlık demektir. Allah. Allah onun muhabbetinden de şefaatinden de mahrum etmesin. Evet. Gönlünde Peygamber muhabbeti varsa zaten sen şefaata nail olmuşsun.
Daha ne istiyorsun. O şefaat etmiş demektir. Eğer onu seviyorsan.
Şarab-ı İlahi’nin mührü halis misktir diyor. Hazreti Mevlana. Malum olan şarabın sonu ise azaptır. Bu şarap hakkında da iki tane şey var. Yine Hazreti Mevlana divanı kebirde onu uzun uzun bir kaside de anlatıyor. Şöyle diyor. Birisi üzüm şarabıdır. O İsa ümmetinin kısmeti diyor.
Üzümden elde edilen şarap. Birisi de Kevser şarabıdır diyor. O da Muhammed ümmetinin kısmetidir diyor. Kevser şarabı dediği ilahi aşktır. İşte Peygamber aşkıdır. O sevgiyle o aşkla şey etmek. İkisinden de diyor küpler dolusu var. İki şaraptan. İster ondan iç ister ondan iç diyor.
Ama şunu bil ki eğer diyor üzüm şarabı içersen bir daha o Kevser şarabını içmek sana hiç nasip olmayacak diyor. Onu bir daha içemezsin diyor. Allah bize Kevser şarabını ihsan etmiş. İnne atayne kel kevser diyor. Bak her kul için geçerlidir o kep. Kim okuyorsa o kep ona hitap ediyor.
İnne atayne kel kevser. Ey bu sureyi okuyan biz sana Kevser’i verdik diyor. Kevser Muhammed aşkıdır işte. Allah sevgisidir Muhammed sevgisidir.
Evet. Uyumadık değil mi şeyi? İki cihanın zevk ve sermayesi ilahi aş sarhoşluğudur. O içkiyi tatmamış olanlar bu sarhoşluğu bilmezler diyor.
Men lem yazık bilmez yazık demiş Tahirul Mevlevi kendisi yazmış öyle. Bu söz onunudur zaten Tahirul Mevlevi’nin. Men lem yazık lem ya’rif’tir aslında şey o ifadenin Arap atasözüdür hatta hadis diyenler vardır. Men lem yazık bilmez yazık diye Türkçeye öyle terbiye etmiş. Kim tatmamışsa onu bilmez tadını bilmez manasını. Men lem yazık tatmayan kim tatmadıysa lem ya’rif diyor. Bilmez tanımaz manasını. Kendisi de men lem yazık bilmez yazık diye tercüme etmiş. Böyle tercümeler vardır Tahirul Mevlevi. Şair adam edip adam.
Mesela Hazreti Ali’nin hakkındaki peygamber hadisini şeyi orada diyor. La feta illa ali la sayfa illa zülfigar demiş peygamber efendimiz.
Hiçbir yiğit yoktur ki Ali olmasın. Yani böyle Arap şesini öyle kelime kelime tercüme edersen biraz şeydir zor tercüme edilir. La sayfa illa zülfigar kılıç yok sadece zülfigar var. Tahirul Mevlevi böyle tercüme etmiyor onu. Yiğit varsa yoksa Ali’dir. Kılıç varsa yoksa zülfigar’dır diye tercüme edilir. İşte gerçek Türkçe budur. Kendisi dil zevkı olan bir adamdır aynı zamanda. Allah rahmet eylesin. Burada da çok şey katmış yani Hazreti Mevlana’yı anlatırken işte bu beyitleri falan çok zevkli şeyler de söylemiş.
Biz dil zevkini de kaybettik. Evet. Akşam şeylere bakıyorum. Daha ikinci soruda. Deyimleri bilmiyorum. Bir şey bildiği yok. Gelmiş oraya, bari yarışmaya çıkmayın da beni üzmeyin. Bazen böyle ağlayasım geliyor ya.
Hoz koca profesör adam ikinci soruda elenip gidiyor. Dert ya. Vallahi dert dedim. Özür dilerim hanıma da diyorum ya şu nesle bak ya. Kendi dilini bilmiyor. Dil zevkı yok. Bitti. Bir Bektaş’ı dedesiyle konuşuyoruz. Şimdi böyle efendim dedim. Kusura bakmayın. Yok dedi. Siz hafızsınız dedi. Oraya oturuyor. Kendi yerini bize verdi. Böyle yüksek tep. Koltukta oturuyor. Üç kişilik kanapa. Hafızlar geldi. Üç hafız. Kendi yerini verdi. Yanımızda halının üstüne diz çöktü oturdu. Bektaş’ı dedesi.
Efendim aman dedim dedem. Ben o zaman 30 yaşındayım. O 70 yaşında benim. Şimdiki yaşımdan belki. Yok dedi. Siz dedi. Ehli Kur’an’sınız. Sizin yeriniz orası. Biz sizi dinleyeceğiz burası dedi. Aman efendim kusura bakmayın dedim. Ben mahcup oluyorum falan. Biz kusur dedi. Bakarsan görünür dedi. Biz bakmayız da görmeyiz dedi. Biraz sonra başka bir şey söyledi. Bir şey sordum ona. Duyduk ve uyduk efendim dedi. Sami’ne ve ata’nenin Türkçeye tercümesi. Duyduk ve uyduk efendim dedi.
Aman ya Rabbi. Adamdaki dil zevkine bak sen. Türkçeye, hakimiyete bak. Bayıldım. Sonra dost olduk. Zeynel dedem. Bektaş’ı almış. Allah rahmet eylesin. Bak çok mübarek bir adamdı. Ya her şeyin hakikesi güzeldir size söyleyeyim yani. Bektaş’ın hakiki eğitim görmüş. Terbiye görmüş. Tekkeden yetişmiş. Almış bütün cemaatini getirmiş hajda.
Uçaktan indik baktık Cid dedeler. Onlar bizden bir ankaradan gelen uçakla gelmişler. Bir sarmış dolaş olduk. Beş vakit namazlı, abdestli, haclı, zekatlı Bektaş’ı şey. İşte hakikli Bektaş’ı budur. Oturup sofrada içki içer bilmem ne. Onlarınki laftır. Bir başka Bektaş’ın dedesi de aynı şunu dedi.
Erenler dedi. Din iki şeyden meydana gelir dedi. Muhabbetten ve ibadetten ibarettir dedi. İman muhabbettir dedi. İbadetten şeydir dedi. Bizim sersemler dedi. Muhabbet dediler. İbadeti terk ettiler dedi. Kusura bakma dedi. Sizinkiler de dedi. Sersemler demedi tabi. Belki nezaketten. Sizinkiler de dedi. İbadet dediler. Muhabbeti terk ettiler. İkisi de yanlış Erenler dedi. İkisi de eksik dedi. Din muhabbetle, ibadetle ikisi bir arada olursa tamam olur dedi. Dinin tamam olması budur dedi. İman muhabbettir. İbadette ameldir işte. Bu ikisi bir arada olursa din olur dedi.
Ama yarım yarım olursa dedi din olmaz dedi. Muhabbetsiz ibadetten de bir hayır gelmez dedi. Evet dinin aslı esası budur. Bunları biz Bektaş’ı dedelerinden öğrendik. Buyur. Bizim hocalar böyle şeyleri söylemezler işte. Ama demek ki düşünmemişler. Aklımıza gelmiyor. Bazen işte şey biz kitapta yazılı olanları söylüyoruz. Hayata yabancı kalıyoruz efendim. Biraz hayattaki nesle, neslin ihtiyaçlarına yabancı kalıyoruz. Bugünkü din eğitimi de o yüzden eksik. İmam efendinin vazifesi sadece namaz kıldırmak değildir. Cemaatle yakından ilgilenmektir.
Peygamberin şeyin vazifesini yapıyorsun. Peygamber sadece namaz mı kıldırıyordu? O mahalledekinin hastasıyla, haliyle, geçimiyle, derdiyle, meselesiyle ilgileniyordu. Peygamberin günlük faaliyetleri yarısı hasta ziyareti ya. Gidiyor moral veriyor. Şifa bulacaksın diyor. Okuyor şey ediyor. Hal hatır soruyor. Medine’de hangi küçük çocuğa sorsanız diyor.
Peygamberi o çocuk size şunu söylerdi diyor. Onun en çok sevdiği çocuk benim derdi size diyor. Buyur. O kadar sıcak ilgi göstermiş demek ki çocuklara. Bizim şeyde başıma gelmişti neyse söylemeyin. Ben hafızlığa çalışıyorum. Daha 15-16 yaşlarındayım. Sıcak bir yaz günü. Belen denilen bir yer var. Ben Hataylı’yım. İskenderun’dan çıktık yukarıya.
İhsan Bey vardı. Dişçi İhsan Bey çok sever beni. Haydi bize bir Kur’an okuyor. Ezan okunuyor. Mescid Camiye girdik. Belen Cami’sine. Geçtik içeri. İmam zaten tanıyor babamın arkadaşı. Beni görünce müezzin kâmeti bana verdi. Adettir böyle ikram eder.
Burcu Efendiler işte müezzinler birbirlerine misafir gelince kâmet ettim. İmam baktı beni görünce namazdan sonra ikindi namazı. Namazdan sonra Mihrab’e çağırdı. İşaret etti. Daha dua bitmeden dedi gel. Gittim yanına oturdum. Ses bülbül gibi. Genç iştahım da var. Arzum da var. İstek de var.
Gayet güzel bir aşır okudum. Tam camiden çıkarken oradaki cemaatten yaşlı amcalardan bir tanesi. Hafız olacaksın. Utanmıyor musun dedi. Kısa kollu gömlekle dedi camiye gelmeye falan dedi. Herkes kısa kollu halbuki. Niye beni seçti bilmiyorum yani. Şimdi ben bir daha o camiye gitmedim kardeşim. O adamla karşılaşmamak için. Buyur. Gençlere öyle mi davranmak lazım? Aferin evladım. Haydi Allah razı olsun. Bak ne güzel okudun falan. Bizi mennun ettin, şad ettin. Allah diline sağlık. Bir şey söyler adam. Ben oraya bu kadar okuyorum müezzinlik yaptı falan. Ondan sonra azar işittin. Hakaret gör. Bir şey okuyor suç işlemiş de değilim yani. Sadece herkes gibi benim de kolum kısa kollu.
Yazın herkes öyle giyinir zaten. Böyle. İhsan bey de ne dedi ona biliyor musun? Şu dedi kadınlara evvela dedi kilot giydir dedi. Ondan sonra Hafız’a laf söyle dedi. Böyle. Hepsi dedi kilotsuz dolaşıyorlar dedi falan. Onun da şeyine gitti. Şimdi böyle mi davranılır gençlere, çocuklara yaşlara?
Yok efendim şu kadar şey olursa cehennemde bir 40 sene yanacakmış 70 bin sene yanacak. Allah cehennemde yakmak için kul yaratmadı. Öyle bir şey yok. Sizi ibadet etsin diye yarattı bize. Kendisine kul olalım diye yarattı. Siz kendi çocuklarınızı cehenneme atar mısınız? Zaten bir şair diyor ey Allah’ım diyor. İşittik diyor sen bizi cehennemde yakacakmışsın.
Sen nerede yoksun ki bizi nerede yakacaksın diyor.
Bu kadar yeter şimdi size.
İlk Yorumu Siz Yapın