El-Hâfıd ve Er-Râfi İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 16.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=YLRxOujgXlo.
Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyiciler.
Her izet, her yüceltiliş, ardında samimiyet ve ihlaslı bir niyetin, huşu ve ihsanla ifa edilmiş bir amelin gayretin sonucu değil midir? Yine her zillet, her alçaltılış, verilen nimetin, imkanın veya lütfun, hak ve hukukunun sınırlarını aşmak, zulme düşmenin ve zulümde kendini haklı görme kibrinin kısacası kendi elimizle yaptığımız hataların sonucu değil midir?
İşte bugün bu hakikatleri tefekkür edeceğiz. El-Hafeed ve el-Rafi isimlerini hocamızdan dinleyerek. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk teşekkür ediyorum Canan hocam. Nasılsınız hocam? Hamdolsun. Çok şükür sizler nasılsınız? Bizler de iyiz hocam. Allah iyilik versin. Rabbim iyilik versin. Hocam bugün El-Hafeed ve el-Rafi esmasını inşallah zikredeceğiz, tefekkür edeceğiz.
İlk olarak bu isimlerin anlamları nelerdir? Nasıl bir mana bütünlüğü oluştururlar birlikte kullanımlarıyla? Bu konuda neler söylemek istersiniz? El-Hafeed, Allah-u Teala’nın zillete düşüren, alçaltan, rezil eden, değerini yok eden anlamına gelen ismidir. El-Rafi ise Allah-u Teala’nın yücelten, değer veren, kadrine kıymetini artıran, yükselten anlamına gelen ismidir. Birisinde bir yücelme var, birisinde yerin dibine girme, alçalma var.
Daha önce de bahsetmiştik, Allah-u Teala’nın birbiriyle zıt görünen bu isimlerini beraber kullanmak ve birlikte düşünmek, birlikte anlamaya çalışmak çok önemlidir. Çünkü dünya hayatında zıtlıklar her zaman vardır. Gece gündüz vardır, acı tatlı vardır, beyaz siyah vardır, iyi kötü vardır.
Ve bu her hali zıtlıklarıyla yaratan Cenab-ı Hak’tır. Her hali yaratan Allah-u Teala olduğuna göre, yücelikleri, erdemleri, üstünlükleri, değerleri yaratan da Cenab-ı Hak’tır. Bir şekilde insanoğlu eğer onun verdiği sorumluluğu yerine getirmemişse, kötülüklerin oluşması, değersizliklerin, rezilliklerin meydana gelmesi de yine Cenab-ı Hakk’ın yaratmasıyla olur. Bu her iki durumda, yücelme de, alçalma da Allah-u Teala’nın takdiri ile olmaktadır. Ama mutlaka insanın bu yolda harcadığı çaba ile ve gösterdiği davranışla, tutumla doğrudan alakalı bulunmaktadır.
Alimlerimiz dolayısıyla bu iki ismi beraber düşünmeyi, El-Hafid ve El-Rafi’a isimlerini ve bunları insanın davranışlarıyla birlikte düşünmeyi bize özellikle tavsiye ederler. Elbette Allah-u Teala’nın yaptığı her işin, yarattığı her oluşun, Allah-u Teala’nın her takdirinin bir hikmeti vardır.
Hiçbir şey boşu boşuna değildir, anlamsız değildir, zulmen değildir, cebren değildir, eziyet olsun diye değildir. Mutlaka insanoğlunun kararlarıyla, insanoğlunun tutumlarıyla, davranışlarıyla, planlarıyla ve yeryüzünde oluşturduğu yaşam tarzıyla alakalı olarak Allah-u Teala’nın takdirleri de gelişir.
Kader de insanın davranışlarıyla şekillenerek yürür biliyorsunuz. Her şekilde Allah-u Teala son kararı verendir, yücelten de odur, alçaltan, rezil eden de odur. Ama bu son karara giden yolda insanın da payı olduğu unutulmamalıdır.
Bu isimleri biz hayatımızdaki yansımaları ile birlikte düşündüğümüzde bu zıtlık içeren isimleri özellikle çok daha rahat anlayabiliyoruz. Hocam, Vakıa suresi 3. ayette bugünkü esmamızın yani Hafıt ve Rafi’nin kıyametle ilgili olarak zikredildiğini görüyoruz. Bu ayetler bağlamında düşündüğümüzde kıyamet günü Rabbimiz kimleri alçaltırken kimleri yükseltecektir ve bu hangi özellikleri sebebili olacaktır bu kişilerin? Yine insanların özelliklerine ve tutumlarına göre bu isimleri konuşacağız.
Vakıa suresi Bismillahirrahmanirrahim. İzâ ve gâtil vâkıâ leyset li vakatiha kâzibe, hafidatu râfi’a diye 3. ayeti kerimesinde hafıda olduğunu ve râfi’a olduğunu söyler.
Kıyametin aslında izâ ve gâtil vâkıâ kıyamet koptuğu zaman leyset li vakatiha kâzibe onun kopması yalan değildir, gerçektir, mutlaka olacaktır. Ve o kıyamet hafidatu râfi’a yüceltendir, alçaltandır. Kıyametin kopuşu nasıl yüceltir ve alçaltır?
Bunu maddi olarak düşünebiliriz diyor müfessirlerimiz. Yerle bir eder dünyayı, yani alt üst eder. Ama aslında bunun manevi anlamı çok daha güçlüdür. Allah Teâlâ kıyamet kopuşuyla insanların dünya hayatında yaptıkları amellerin karşılıklarını vermeye başlar.
Onları hesaba çeker ve dünya hayatında iyi işler yapan, Allah’a iman eden, onun koyduğu kurallara uyan, Allah’ın istediği erdemli kul olarak yeryüzünde yaşayan, etrafındakilere zararı dokunmayan aksine fayda üreten, iyilik üreten insanı râfi’a yüceltir.
O kıyametin kopuşu o insanı yüceltir. Değerini artırır, artık onun mükafat görme zamanı gelmiştir. Ama hafizat-u râfi’a dedi, bir şekilde bazı insanları da alçaltır. Onlar ki Allah’ı kabul etmemiştir.
İman etmekten, Allah’ın hidayet davetine uymaktan kaçınmıştır. Kötülüğe koşmuştur. El birliğiyle dünyada gözyaşı üretmiştir, kan üretmiştir, savaş üretmiştir, çevresindekileri çirkeflik yapmıştır. Onun bunun hakkını çiğneyerek imansız ve kötü amelleriyle kıyamete kadar gelmiştir.
İşte o an, artık koptuğu zaman kıyamet, Allah-u Teala onu da alçaltacaktır. Artık onun da cezasını görme zamanı gelmiştir. Onun için, biz cehenneme anlatırken, mesela cehenneme düşmek gideriz. Yani bir düşüş vardır.
Aşağıya doğru bir alçalış cehennemle birlikte artık bütün insani değerlerini, saygınlığını kaybederek cezanın içine yuvarlanma vardır. Diğer tarafta da cennet makamlarına yükselme deriz. Allah-u Teala cennetle birlikte yüceltmesi ve insanın o kendi onuruna uygun kıymetli işler yapmasından,
salih ameller işlemesinden dolayı onu yükseltmesi vardır. Dolayısıyla bunların tam da sonsuz bir şekilde artık ahiret hayatına görüleceği nokta o kıyametin koptuğu an olduğu için. Kıyamet suresinde de 3. ayette bu hafid ve rafiha isimlerinden bahsedilir. Hocam, yine Kur’an-ı Kerim’de ilgili bir bağlam şöyle geçiyor. Hazreti Peygamber’e hitaben, onun müminlere merhamet kanatlarını indirmesi şeklinde geçiyor. Haft kavramı Kur’an-ı Kerim’de. Buradan hareketle Hazreti Peygamber’in merhametinden, bu merhametinin o dönemin insan ve topluma yansımasından, yine buradan günümüze de bir pencere açarsak, merhametin insanın kalbinden silinmesi veya toplumdan silinmesi, bu durumlar hakkında neler söylemek istersiniz?
Bu merhamet ve zulüm birbirinin zıttıdır biliyorsunuz. Merhamet ve zulümle hafid ve rafiha isimlerinin çok ilginç bir ilişkisi var. Merhamet ve zulümle aslında kibir ve tevazonun çok yakın ve etkileyici bir ilişkisi var, öyle söylemek isterim.
Neden? Şimdi insan yücelmek ister, değerli olmak ister, üstün olmak ister, herkes onu el üstünde tutsun ister. Bunu kibirlenerek yaptığı zaman, kendini büyük görerek, kendini değerli kabul ederek ve diğer insanları alçaltarak, onları daha değersiz, daha küçük hakiri görerek yaptığı zaman, aslında insanın kendi değeri bir anda Allah karşısında sıfırlanır. Ve Allah Teala kendi kendine kibirlenerek büyüklük taslayan ve diğer insanları küçük gören kulu el hafid ismiyle alçaltır.
Fakat kul mütevazi davrandığı zaman, güzel işler yaptığı, değerli bir konumda olduğu halde, insanlardan kendini ayırt etmediği zaman, onlara kapılarını açtığı zaman, gönlünü açtığı zaman, tebessümünü eksik etmediği zaman, samimi bir yürekle, diğer kullar arasında, çevresindeki insanlarla ilişkisinde tevazu sahibi olduğu zaman, Allah Teala işte o zaman o kulu, sanki böyle kendi kanatlarını indirmiş, kendini alçaltmış gibi görünen kulu, Allah Teala el-Rafi ismiyle yüceltir. Bu kunda Peygamber Efendimiz’in bir hadis-i şerifi var, tevazu ancak insanın izzetini yüceltir buyuruyor Peygamber Efendimiz. Tevazu ancak insanın izzetini yüceltir. Halbuki toplumda şöyle bir yanlış algı olabilir, çok mütevazi davranma, o zaman seni adam yerine koymazlar. İşte biraz havan olsun, biraz kibirli davran, yüksekten bak ki bir etkin olsun, insanlar üzerinde tesirin artsın, sözünü dinlesinler, otoriten olsun. Halbuki Peygamber Efendimiz çok güçlü bir otoriteye sahiptir ama çok mütevazidir.
O kadar mütevazidir ki dışarıdan, köyden, çölden bir Arap gelip de Medine’de Peygamberimizle tanışmak istediğinde şöyle bir bakıp hanginiz Muhammed diye soracak kadar onu ashabından ayırt edemez. Giyim kuşamı onlar gibidir, oturması onlar gibidir, yemesi içmesi onlar gibidir. Bir üst düzey otoriter yönetici pozuyla oturmaz. Bir yönetici havasıyla yiyip içmez. Ama Peygamber Efendimiz çok güçlü, sarsılmaz bir otoritesi ve etkisi vardır toplum üzerinde. Bunu nasıl sağlar? O tevazu, o sadelik, o nezaket ve o merhametle sağlar. Eğer insan merhameti unutursa, zalimleşirse Allah Teala zalimi alçaltır.
Ama insan etrafına rahmetle, şefkatle, acıtmadan, incitmeden, nezaketle, tevazu ile davranmaya ısrarla devam ederse o zaman Peygamber Efendimiz’in müjdesinde olduğu gibi tevazu ancak insanın izzetini artırır, yüceltir.
Allah Teala o kulunda yücelmesini sağlar. Hem bu dünyada yücelmesini sağlar, insanların gözünde değeri artar. İnsanlar kibirli kişiden hoşlanmazlar öyle değil mi? Aristokratlık kimsenin hoşuna gitmez. Aksine bizden biri olsun isterler. Hangi kademede olursa olsun etrafındakiler onlarla birlikte aynı sofraya oturabilirsin,
aynı lokmayı paylaşabilirsin, aynı dili konuşabilirsin isterler. Dolayısıyla toplumla iç içe ve tevazu halindeki insanın Allah Teala o merhameti, o şefkati, o anlayışı ve o sadeliği sayesinde yücelmesini sağlar. Ve bu yücelişi tekrar söylüyorum. Çok önemli. Hem bu dünyada insanların gözündedir hem de o az önce söylediğimiz gibi kıyamet günü gelip çattığı zaman artık ahirette amellerin karşılığı görüldüğü zaman da bir yücelişle devam eder.
Ama burada sahte yücelmeler üretiyorsa insan kendisine, o kibriyle kendisine sahte basamaklar üretip onlardan birer birer tırmanıp çıkıp yüce bir tahta kurulup da kendisini ailemlerin efendisi zannetmeye başlıyorsa,
işte o kibir onu hem insanların gözünde küçük düşürür hem de Cenab-ı Hak asla ve asla kibri affetmez. Çünkü azamet ve kibriya ancak Allah’a ait sıfatlardır. Kibirlenen kulu Allah Teala asla hoş bakmaz ve affetmez. Öbür dünyada da bunun cezası son derece ağır olacaktır.
Hocam haft kavramının Kuran-ı Kerim’de kullanıldığı bağlamlardan biri de İsra suresinde geçiyor malumunuz olduğu üzere. Anne baba ve evlat ilişkisi burada tarif ediliyor nasıl olması gerektiği. Ayette nasıl bir tarif var hocam ve bizim yüceltilmemiz için anne ve babamız olan lisan ve eylem halimiz nasıl olmalıdır?
İşte şimdi yine geldik o tevazuya, yine geldik o merhamete. İsra suresindeki bu ayeti Kerim’e Allah Teala’nın öncelikle ve gada rabbuke ellâ te’budû illâ eyyâhu ve bilvâli denî ehsânı diye başlayan ayetlerde Allah Teala sana sadece kendisine kulluk etmeni ve anne babana ihsan da iyilikte bulunmanı emretmiştir diye başlayan ayetlerde.
Onlar sana küçükken nasıl merhamet etmişlerse sen de yaşlandıklarında onlara rahmet kanatlarını indir buyruluyor.
Çok güzel bir tanımlama aslında bu. Peygamber efendimizin bazı hadislerinde de geçer. Meleklerin kanatlarını indirerek kanatlarını sererek ilim yolunda gayret sarf eden talebenin, öğrencinin yollarına kanatlarını sererek ona ikramda bulunduklarını anlatan hadis-i şerifler var.
Çok güzel bir tanımlama. Burada aslında anne baba için, yaşlı anne baba için özellikle ayet Kerim’e de belirtildiği üzere anlayışlı, hoşgörülü, merhametli ve mütevazi olmanın ve onun ihtiyaçlarını karşılamak, onun hatırını gönlünü almak, onun hayır duasını almak için insanın bir belini büküp, bir kendisini,
onun önünde hizmete amade kılmasının açıklanması, tanımlanması var. İnsanoğlu belli bir yaşa geldikten sonra artık güç sahibidir. Artık işte yetişkindir, kendi kararlarını alabilir, maddi anlamda bağımsızlığa erişmiş olabilir.
Fakat bu sefer anne babası artık elden ayaktan düşmüştür. Artık onlar çocuklaşmıştır, onlar yaşlanmıştır, onlar gücünün kuvvetini kaybetmiştir. Belki onlar eskiden gidip istedikleri gibi çalışıp, kazanıp, sonra da o kazançlarıyla rızık temin edebilirken şimdi evladının eline bakıp ancak onun getirdiğini yiyecek, ancak onun getirdiğini giyecek hale gelmiştir.
İşte tam bu dengelerin değiştiği zamanda insanın anne babaya karşı kibirli olmaması gerekir. Tam da kendini güçlü hissettiği, eskiden çocukken acizdir, anne baba güçlüdür.
Ama şimdi dengeler bir altüst olmuştur. Bu sefer çocuk güçlüdür artık. Tam da bu kendini güçlü hissettiği, artık imkanların onun elinde olduğu, karar yetkisinin daha çok ona bağlı olduğunu hissettiği zamanda anne babaya mütevazı davranmak.
Onlara karşı tam da bu zamanda merhametli olmak. Varsa hataları eskinin acısını çıkartmamak. Anne babanın o çocukken yaptığı yanlışlar varsa onların intikamını almak adına dönüp onlara öfkeyle kusmamak.
Aksine bir şekilde affetmek, bir şekilde korumaya, himaye etmeye, o hizmete amade dediğim gibi eğilen hali muhafaza etmeye gayret etmek. Kendi nefsinin sesini, kendi hırslarının sesini değil de aksine kendi aklının, kendi ruhunun ve Cenab-ı Hakk’ın Kur’an’daki buyruklarının sesini duymak çok önemli.
İşte bu, ”Ve hfid cennah az-zülli minel rahme” onlara rahmet kanatlarını yerlere ser. Ayeti kerimesi de bunu yapan kulun Allah tarafından nasıl yüceltileceğini bize hatırlatan bir ayeti kerime.
Çünkü Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifi diyor ki, ”Anne ve baba cennete ulaşmanın en kıymetli kapılarıdır.” Yani bu kapılardan geçebiliyorsan geç.
Hatta bir başka hadis-i şerifi de buyruluyor ki, ”Anne babası yanında yaşlandığı halde, onların rızasını alıp da cennete giremeyenin burnu yerde sürtülsün.” Yani rezil olsun demek, burnu yerde sürtülsün ne demek? İşte tam da o ”el-hafid” ismiyle rezil, rüsvay olup alçaltılıp sürünsün demek.
Anne babanın insanın özellikle yaşlandıkları süreçte insanın cenneti kazanmasına fırsat olacak kadar kıymetli birer emanet olduğunu Kur’an-ı Kerim bize ve Peygamber Efendimiz bize defalarca hatırlatıyor. Bu noktada insan eğer onlarla ilişkisini doğru kurgulayabilirse, işte Allah-u Teala’nın ”el-Rafiyya” ismi, o mütevazi insanı yücelterek, öbür dünyada onun ecrenin sevabını kat kat vererek tecelli ediyor.
Ama burada muhtaç anne babaya zor durumdaki, artık yaşlanmış ve senin eline bakan anne babaya yanlış davranışlar sergileyen, öfkelenen, bağıran, çağıran, küfreden, onun yük olduğunu, artık ondan kurtulmak istediğini ima eden ya da imkan olduğu halde onu bir kenara bırakan, terk eden, aramayan, sormayan, ilgilenmeyen insan tipi o rahmet fırsatını kaçırdığı için,
Peygamber Efendimiz’in de ifadesiyle burnu yerde sürtülüyor yani kıyamette ve ahiret hayatında öyle söyleyelim. Bu sefer Allah-u Teala’nın ”el-Hafid” ismiyle karşı karşıya kalıyor. Peki hocam bütün bu anlattıklarınızı toparlama mahiyetinde ”el-Hafid” ve ”el-Rafiyya” esmasının insana yansımaları neler olmalıdır? Öncelikle insanoğlu hiçbir zaman yapıp ettiklerinin başarılarının, kazançlarının, edinimlerinin kendi sayesinde olduğunu, kendi yüzünden olduğunu, kendi başarısı olduğunu düşünmemelidir.
Biz evet gayret ederiz, biz emek veririz, biz vakit harcarız, çalışırız, çabalarız ama başarı ve yücelikler, üstünlükler, meziyetler Allah’ın vergisidir.
Dolayısıyla insanoğlu bu başarıya giden yolda yücelmeye, bu bir üniversiteye kazanma basama yücelmesi olabilir, bu bir makama mevkiye gelme olabilir, bu işte bir şekilde patron olma, bölüm başkanı olmak gibi idareci pozisyona gelmek olabilir. Bu anne baba olmak gibi yücelme bir çocuğun olduğu zaman bir basamak atlarsın. Hayattaki bütün bu farklı basamakların, hayatın hiyerarşisi içerisinde insanın bir üst kademeye geçme durumunun bizim gayretlerimizle ama mutlaka Allah’ın ”el-Rafiyya” isminin tecellisiyle, yani yücelten yükselten değer kazandıran isminin tecellisiyle olduğunu farkına varmamız lazım.
Bunu fark etmek bize ne kazandırır? Kul olduğumuzu hatırladığımız için tevazu kazandırır. Kibirlenmememizi aksine hani ”kibirlenme Sultan’ım senden büyük Allah var” diye seslenirlermiş ya padişahlarım.
Her zaman, her büyükten daha büyük, her güçlüden daha güçlü, her başarılığından daha başarılı her türlü imkanın üstünde, kudretin üstünde Cenab-ı Hakk’ın bulunduğunu aklımızdan çıkarmamamızı ve kul olmanın o istikamet çizgisini bozmamamızı sağlar.
Diğer taraftan birtakım başarısızlıklar yaşayabiliriz, birtakım düşüşler yaşayabiliriz. İflas edebiliriz, darda kalabiliriz, çok çalıştığımız bir sınavı başaramayarak sınıfta kalabiliriz, mezun olamayabiliriz filan. Yani bu düşüşlerin de Allah-u Teala’nın takdiri olduğunu, bunların da eğer biz üzerimize düşeni yapmışsak ama yine de başaramamışsak o zaman Allah-u Teala’nın bununla bize bir şey öğretmeyi, bununla bize bir şey anlatmaya çalıştığını, bunun bir imtihan olduğunu farkına varmamız çok önemli.
Yani evet Allah-u Teala suçluları rezil ürüsva eder dedik ama kimi zamanı hiç suçlu olmadığınız halde de, hatta gayret ettiğiniz halde de belki en iyisi siz olduğunuz halde de size istediğinizi vermez, bekletir, durdurur, bir set çeker. O süreçte öğrenmeniz gerekenler vardır. Tekrar gücünüzü toparlayıp, tekrar gayret edip o kapıya bir daha dayanmak sizi olgunlaştırır. Yani bu nasıl olur, bütün sorulara cevap verdim. Son derece başarılıyım, dosyam, harika makalelerim, tebliğlerim, kitaplarım vermiyorlardı o çentliğimi.
Yani bu nokta o kadar ciddi bir imtihan noktasıdır ki burada anlarsın ki sen docent olmuyorsun. Seni Cenab-ı Hak ikramıyla, lütfuyla, ihsanıyla ve kendisi murad ettiği anda docent yapıyor. Yani bu nokta aslında bizim için dünya imtihanlarından bir parça olduğundan dolayı, o kimi zaman düşüşün de tıpkı yükselmek gibi kaderimizin bir parçası olduğunu fark etmemizi sağlar.
Tabii bu şöyle de bir fayda sağlar, düşüşte olan insanların halinden anlamak, darda olan insanların, o sırada bir başarısızlık yaşayan ya da o sırada yardıma, desteğe ihtiyacı olan insanların halinden anlamak da bununla mümkündür. Şimdi sen çok iyi bir durumdasın, yanındaki çok kötü bir durumda. İkinizin bu halini de yaratan Allah ise Allah-u Teala bir an seni daha kötü duruma, onu da çok daha iyi bir duruma getirebilir. Hani bir kıssa var, Behlülü Dana’ya sormuşlar senin Rabbin ne iş yapar diye, o merdivencidir demiş. Öyle şey olur mu o ne demek demişler? Kimini çıkartır, kimini indirir demiş.
Bu Allah-u Teala’nın takdirinde ise ve biz mümin kul olarak buna sonuna kadar iman ediyorsak o zaman biz inişlerin çıkışların hayatta bizim için her ikisinin de imtihan olduğu bilinciyle daha aklı selimle karşılayıp daha doğru davranıp ve o durumun ila nihaya sürmeyeceğini farkına vararak yaşamamız gerekir. Bunun ahiretle ilgili boyutunu da düşündüğümüz zaman elbette tekrar söyleyelim ki Allah-u Teala’nın arzu ettiği şekilde yaşayan, helal çizgide sorumluluklarını bilerek imanla ihlasla samimiyetle yaşayan güzel ahlaka sımsıkı sarılan kul Allah-u Teala tarafından yüceltilecektir. Bunun sayısız müjdesi var Kur’an-ı Kerim’de ama güzel ahlaktan uzak davranan, insanlara kötülük yapan, iman etmeyen ya da imanının gereklerini yerine getirmeyen kul ise öbür dünyada alçalmayı kendisi müstehak olarak, kendisi hak ederek yaşayacaktır. Allah-u Teala hepimizi hem bu dünyada hem ahirette yücelenlerden eylesin.
Amin. Hocam çok teşekkür ederiz bu güzel paylaşımlarınız, bu kıymetli bilgiler için, bu güzel sohbet için. Ben çok teşekkür ediyorum, sağ olasınız. Değerli izleyenlerimiz bugün zorbaları ve zalimleri alçaltan anlamına gelen El-Hafid esmasıyla dostlarının taat ve amellerini kabul edip kendisine yaklaştıran, onları aziz kılan anlamına gelen El-Rafi’r esmasını dinledik kıymetli hocamızdan.
Zulmetmekten olduğu kadar zulme uğramaktan da Allah’a sığınarak ve âlemlerin Rabbine yakın olma izzetine erişmeyi niyaz ederek bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın.
Allah’ım, hafıd isminle müstehak olanları, zalim ve kafirleri alçaltan hakir kılansın. Sen adaletle hükmedensin. Mü’min ve adil kullarını zalim ve kafirlere karşı üstün ve galip eyle.
Taat ve amellerimizi kabul eyle. Dünya ve ahirette derecelerimizi yükseltme lütfunu ihsan eyle. Allah’ım, hakkı benimsiyenleri rahmetine ve cennetine yüceltensin. İtikadımızdan amelimize, lisanımızdan halimize her hususunu yücelen. İtikadımızdan amelimize, lisanımızdan halimize her hususta hak üzere olmayı nasip eyle. Zabbimiz, dünyada böbürlenerek gerçeği kabul etmeyenleri, zorba ve zalimleri alçaltan sensin. Bizleri kibre düşmekten, haktan yüz çevirmekten, haddi aşmaktan, yeryüzünde fesat çıkarmaktan muhafaza eyle.
Günahlarımızı bağışla, bizlere merhamet et, eksikliklerimizi giderip, halimizi iyileştir.
Bizleri manen yücelt, rızıklandır, doğru yoldan ayırma.
Altyazı M.K.
İlk Yorumu Siz Yapın