"Enter"a basıp içeriğe geçin

El-Kâbıd ve El-Bâsıt İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 15.Bölüm

El-Kâbıd ve El-Bâsıt İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 15.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=25wNkZFK0KE.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyiciler.
Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz. Esmadan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. İniş ve çıkışların birbiri ucunu eklenmesiyle devam edip giden bir süreci ifade eder dünya hayatı. Bazen dar bir boğazdan geçer insan, darlıkla imtihan olur. Bazen de yüce yaradan bir ferahlık nasip eder. Bolluk ihsanıyla zahmetler rahmete dönüşür. Bu defada bolluğun hakkını verme imtihanından geçer insan.
Biz de Rabbimizin güzel isimlerinden El-Kabut ve El-Basit esmasıyla bu iki halin yegane sahibinin Allah olduğu hakikatini tefekkür edeceğiz inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk teşekkür ediyorum Canan Hocam. Nasılsınız hocam? Şükürler olsun. Elhamdülillah siz nasılsınız? Hamdolsun hocam bizlerdeyiz. Allah iyilikler versin. Hocam bugün Anost’a da ifade ettiğimiz üzere inşallah El-Kabut ve El-Basit esmasını tefekkür edeceğiz. Sizden dinleyeceğiz.
İlk olarak şunu sormak isterim. Esma-i Hüsna içerisinde bugünkü isimlerimizde olduğu gibi El-Kabut ve El-Basit’ta, El-Mukaddim ve El-Muvahhir’de birbirine zıt gibi gözüken isimler bulunmakta. Bu durumun bizim için anlamı doğru bir Allah tasavvuru oluşturmamızdaki önemi nedir?
Dünya hayatında hepimizin bildiği üzere zıtlıklar birbirini tamamlayacak şekilde, bir bütün oluşturacak şekilde dünyanın eşsiz dengesini koruyacak şekilde yaratılmıştır. Gece vardır, bir de gündüz vardır, sıcak vardır, bir de soğuk vardır, tatlı vardır, acı vardır.
Dolayısıyla birbirine zıt olan şeyler aslında Cenab-ı Hak tarafından birbirini bütünleyecek ve tamamlayacak, birbirinin değerini belki de fark ettirecek şekilde yaratılmıştır. İla nihaye gündüz devam edip gitmez, bir an gece gelir ve gecenin insan için sağladığı bambaşka rahmetler, bambaşka fırsatlar, imkanlar, dinlenme ve ertesi güne güçlenerek tekrar kalkıp iyi işler yapma enerjisi toplama gibi. Fırsatlar vardır. Benzer şekilde acının, tatlının, hüznün ve sevincin, siyahın ve beyazın hayatta birbirini bütünleyen halleri vardır. Bunların her birini aslında yaratan Cenab-ı Hak’tır. Çünkü biz Allah-u Teala’nın her şeyi yarattığını, her hali, her duyguyu, her durumu, her varlığı, her kozmolojik olayı yarattığını biliyoruz.
Bunun aslında bizim Allah-u Teala’nın isimlerine de yansımasını görmemiz şaşırtıcı değildir. Cenab-ı Hak sizin az önce dediğiniz gibi hem el-müqaddimdir, öne çıkartandır, hem el-muachhirdir, geriye bırakandır. Önde olmak ya da geride kalmak her ikisi de dünya hayatının gerçekleridir ve bunların tabii ki yaratıcısı Allah-u Teala’dır.
Esma hüsnadaki bu birbiriyle zıt olan isimlerin beraber kullanılmalarını alimlerimiz özellikle önemle bize söylerler. Çünkü sadece Allah-u Teala’yı öne çıkaran olmakla, sadece yücelten olmakla değil, aynı zamanda alçaltan zelil eden,
hakir bırakan olmakla ya da geride bırakan olmakla da tanıması gerekir insanoğlunun ve iki ismi birlikte bilmek, her halin Allah’tan geldiğini bilmeyi de çok daha kolaylaştırıcıdır.
Bu bütünlük zihnimizde oluştuğu zaman biz zor halimizde de, bolluk ve bereket halimizde de, gecemizde de, gündüzümüzde de, acımızda da, sevincimizde de Cenab-ı Hakk’a yakın olmaya, ona yalvarmaya ve bu halin ondan geldiğine bir kere daha iman etmeye hazır oluruz.
Onun için biz bu birbiriyle zıt gibi görünen esma-hüsnayı beraber kullanmayı okurken de sizin dediğiniz gibi el-kabut, el-basıt gibi, el-hafıd, el-rafiyah gibi, el-mütekebbir, el-muqaddim, el-mu’akhhir gibi beraber kullanmayı özellikle dikkat ediyoruz. Hocam sanırım buradaki en önemli husus zıt gibi gözüken isimlerin bir arada zikredilmesi. Evet, evet.
Peki hocam bugünkü isimlerimizin el-kabut ve el-basıt isimlerinin manaları nelerdir? İşte bu zıt isimlerden bir grup el-kabut ve el-basıt isimleri. Kabut kelimesi aslında biz kabzetmek diye Türkçe’de de söylüyoruz.
Almak demektir, toplamak demektir, kısmak demektir, daraltmak demektir, bast ise açmak demektir, yaymak demektir ve ferahlatmak, saçmak demektir. Dolayısıyla Allah-u Teala’nın el-kabut ismi daraltan, azaltan, kısan, sınırlandıran ve bilhassa da ruhları alan, çekip alan anlamına gelir.
El-basıt ismi de bunun tam aksine çoğaltan, yayan, uzatan, genişleten ve insanların ruhlarını bedenlerine serpiştiren, yayan anlamına gelir.
İkisini beraber düşündüğümüzde daraltan, bolaltan, kısaltan, uzatan, toplayan, yayan gibi her halin Allah-u Teala’dan geldiğine bir kere daha iman etmemizi sağlayan isimlerdir. Özellikle kabut ve basıt isimlerini Kur’an-ı Kerim’in de ekseni düşündüğümüzde rızık üzerinden değerlendirmeyi alimlerimiz daha çok yapmışlar. Müfessirlerimiz daha çok rızık üzerinden anlatmışlardır. Rızık daha önce de konuşmuştuk biliyorsunuz. Allah-u Teala’nın insana verdiği her türlü nimettir. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, korunduğumuz, barındığımız, aklımız, gözümüz, kulağımız, fikrimiz, sevgimiz, kalbimiz, hidayetimiz. Bunların hepsi Allah’ın bize rızıklarıdır. Maddi ve manevi anlamda nimetleridir.
Bunları el-kabut isminde düşündüğümüz zaman sınırlayan, daraltan, belli bir noktaya kadar geri çeken Allah-u Teala’dır. El-bâsıt ismiyle düşündüğümüzde de bunları artıran, çoğaltan ve yayan da yine Cenab-ı Hak’tır. Hocam, Esma-i Hüsnâ’ya manalarını en iyi tefekkür edebileceğimiz hususlardan biri ayetlerimizle ilgili yaptığımız okumalardır. El-kabut ve el-bâsıt esmaası da Bakara Sûresinin 245. ayetinde fiil kalıplarıyla geçmiş. Mealen şöyle buyruluyor ayetimizde, kim Allah’a güzel bir borç verirse, Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder. Daraltan da genişleten de Allah’tır ve ona döndürüleceksiniz. Hocam, bu ayette geçen karz-ı hasen nedir? Bireye ve topluma hangi hususlarda şifa olabilir? Karz-ı haseni Cenab-ı Hakk’ın burada daraltan da bolaltan da Cenab-ı Hak’tır buyurarak rızka bağlaması çok etkileyici. Karz-ı hasen güzel bir borç vermek demektir. Bir borç nasıl güzel olur?
Bir kere, hiç bir zaman borçlu kişiyi daha da bunaltarak, daha da daraltarak, borçlu kişinin üzerine yüklenerek ve ona hayatı dar getirerek verilen borç karz-ı hasen olamaz. İyi bir borç olamaz. Ne zaman iyi bir borç olur? Eğer kendisini iyi hissettiyse, biz ona yardımcı olduğumuzda, borcunu ödemesi için destek olduğumuzda
ve bunu hiçbir şekilde işin içine faiz karıştırmadan, hiçbir şekilde onu ileride daha da zor duruma düşürecek şekilde tefecilik yapmadan, gerçekten aldığı kadarını tekrar bize ödemesini talep ederek ve hatta ödeme sürecini zamana yayarak, onu boğmadan ve belki de bir kısmını bağışlayarak,
çünkü Peygamber Efendimiz borcunu isteyen bir sahabi, ödeme bekleyen bir sahabi gördüğünde ona uzaktan eliyle işaret etmiştir. Yarısını iste, yarısını diye. Yani hepsini değil, bir kısmına hadi bağışladım, yarısını versen yeter gibi.
Bunlar hep karz-ı hasen dediğimiz darda kalmış bir mümini ferahlatan, rahatlatan ve ona iyi gelen borçlanma çeşitleridir. Peygamber Efendimiz’in bir hadis-i şerifinde çok açık bir şekilde Efendimiz buyurur ki, kim darda kalmış bir müminin yardımına koşarsa, Allah da kıyamet günü onun darda kaldığı zamanda yardımcısı olur. Dolayısıyla karz-ı hasen müessesesi yani iyi bir borç vermek, darda kalmış bir kardeşimizin elinden tutmak son derece kıymetlidir İslam’da. Ve ecri de Allah’ın yarın kıyametin o dehşetli zamanında biz darda kaldığımızda bize destek olması kadar büyüktür. Bu ayette karz-ı hasenden hemen sonra hani kim böyle güzel bir borç verirse Allah’ın razı olacak.
Daraltan da bolaltan da Allah’tır şeklinde bir açıklamada bulunulmasın. İnsana aslında borcu alana da verene de bir hatırlatmadır. Bugün sen veren olabilirsin, zengin olabilirsin, varlıklı olabilirsin. Belki sen yarın alan durumuna düşeceksin. Bugün alan da belki yarın veren konumuna dönüşecek.
Bu şekilde hayatta hiçbir zaman darlık ilânihâye devam etmez. Kara günler ilânihâye sonsuza kadar sürmez. Gece bir ömür boyu devam etmez. Bir gün bolluk gelir, bir gün güzel günler, bir gün gündüz ve güneş doğar. Dolayısıyla Allah Teâlâ bu ayetin devamında bunu hatırlatıyor.
Bollukta olanın da darlıkta olanın da bu hâlinin geçici olabileceğini, bu hâli ona veren nasıl Allah Teâlâ ise yarın bunu değiştirmeye kadir olanın da Allah Teâlâ olduğuna inanması gerektiğini, her hâliyle Cenab-ı Hakk’a şükretmesi ve ona olan imanının gereği olarak tevekkül etmesi gerektiğini Ayet-i Kerime bize bildirmiş oluyor. Hocam, Kâbıt ve Basıt esmasının rızıklarla ilgili olduğunu ifade ettiniz. Kur’an-ı Kerim’i bu minvalde okuduğumuzda ve düşündüğümüzde rızıkların harcanması konusunda sanki bir denge hâline vurgu yapılıyor. Kur’an-ı Kerim’deki bu denge hâlinden, bunun tam zıttı olan iki ayrı uçtan bahsetsek neler söylemek istersiniz? Bu noktada aslında bu, çok teşekkür ediyorum gerçekten çok güzel bir soru.
Bu El Kâbıt ve El Basıt isimlerinin bizim hayatımızda nasıl yansımaları olacağını da beraber düşünebileceğimiz bir soru. O açıdan teşekkür ettim. El Kâbıt ismi Allah Teâlâ aslında sınırlamasıyla alakalı. Dolayısıyla insanoğlu harcamalarını sınırlamayı bilmeli.
İnsanoğlu bir şekilde isteklerini, heveslerini, arzularını, hırslarını sınırlamayı ve onlara dur demeyi bilmeli. İla nihaya sınırsız bir şekilde harcamak, saçmak, savurmak, isteklerinin peşinden delice koşmak insanı felaketi sürükleyecek bir durum. Dolayısıyla El Kâbıt isminde Allah Teâlâ nasıl bazen topluyorsa, bazen geri çekiyorsa, bazen sınırlıyorsa, bazen az veriyorsa, bazen fakir bırakıyorsa, aslında bu sınırlamanın azla yetinmenin, kendisini kontrol ederek harcamalarında dengeli olmayı bilmenin insanoğlu için de son derece önemli olduğunu buradan çıkartabiliriz.
Diğer taraftan El Basit ismiyle Allah Teâlâ nasıl gerektiği zaman ki ne zaman gerektiğini en iyi O bilir. Çünkü biz sadece çevremizdeki küçük olayları ve kendi minik hayatımızı biliyoruz. Oysa dünü, bugünü ve yarını bilen bütün dünyanın dengesini, o büyük resmi gören Cenab-ı Hak’tır.
Dolayısıyla ne zaman gerekiyorsa bu sefer yayan, genişleten, ferahlatan ve zenginleştiren de o ise insanoğlu kendi küçük dünyasında kimi zaman yaymayı da bilmeli, kimi zaman açmayı, ferahlatmayı, genişletmeyi de, zenginleştirmeyi de bilmeli diye düşünüyoruz.
Nitekim eğer bir ihtiyaç sahibiyle karşılaştığınızda elinizi açmıyorsanız, hani iki eli açık olmak Arapça’da bir deyimdir ve orada bastı kelimesi kullanılır. El Basit hani iki eli açık olan, cömert olan demektir.
Dolayısıyla insan cömertliği de bilmeli. Nerede açacağını, nerede harcayacağını, doğru harcamanın ve doğru zamanın hangi an olduğunu bilecek şekilde dikkatli, şuurlu davranmalı. Harcama esnasında nerede de kendisine dur diyeceğini, nerede sınırlayacağını, kapatacağını bilmeli.
Harama harcama yapmamalı. Eğer ortalıkta bir haram varsa, Cenab-ı Hakk’ın hoşuna gitmeyecek bir durum varsa orada bütün imkanını toplayıp geri çekmeyi, o kabz dediğimiz toparlama, geri çekme ve kısma halini insan kendi hayatında yapmalı. Benim imkanlarım asla harama doğru yürümemeli. Ne aklım, ne gönlüm, ne sevgim, ne param, ne vaktim, ne evlatlarım, ne eşim. Toparlayıp geri çekmeyi bilmeli. Ama diğer taraftan helal bir durum varsa, Allah-u Teala’nın razı olacağı bir iyilik hareketi varsa, o zaman da kenarda durmamalı. Yaymayı bilmeli bu seferde. Bütün imkanlarıyla, eşiyle, dostuyla, evlatlarıyla hayrın yolcusu olmalı. Hani Ramazan ayın, bereket ayı diyoruz, Ramazan’da iyilikleri çoğaltın diyoruz. İyilik için fırsat kollamalı ve bulduğu an o fırsatı yaymayı da bilmeli. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk’ın bu rızık dengesinde insana kimi zaman az verip, kimi zaman çok vermesinde, kimi zaman azlıkla imtihan edip, kimi zaman da çoklukla imtihan etmesinde insanın alacağı çok dersler var. Her şekilde üzerimizdeki hal, Allah-u Teala’nın El-Kabut isminin tecellisi ise, dardaysak bunun bir imtihan olduğunu farkında olmalıyız.
Ama üzerimizdeki hal, yaşantımız, bugünümüz, Allah-u Teala’nın El-Basit isminin bir tecellisi ise, boldaysak bugün, hani fissarra ibaddarra diyoruz, bollukta ve darlıkta. Eğer bugün bollukta ve bereketteysek, o zaman bunun da bir imtihan olduğunu, bu sefer elimizdeki nimetleri nasıl harcadığımız, kiminle paylaştığımız, nereden kazanıp nereye gönderdiğimizle ilgili sınavda olduğumuzu bilmek.
Her şekilde Allah-u Teala’nın bu iki ismiyle de bir şekilde sınandığımız o anı değerlendirebilmek çok önemli. Hocam, El-Kabut ve El-Basit esmasının rızıklarla ilgili yönünü şu ana kadar tefekkür ettik. Bir de bu iki esmamızın El-Kabut’un canlıların ruhlarını kabzeden alan, El-Basit’in de ruhları yayan anlamı olduğu da malum. Halbuki günümüz insan için ölüm, kimi zaman soğuk ve ürkütücü bir gerçek ama buna mukabil peygamberimizin de en yüce dosta diyerek Refikül Ala sözleriyle vefat ettiğini de biliyoruz. Bizim için, Ümmeti Muhammed için ölüm nedir, nasıl bir anlama sahiptir? Evet, ruhları kabzeden dedik El-Kabut ismiyle Allah-u Teala’nın özellikle bu anlamın çok kullanıldığını biliyoruz.
El-Basit ismiyle de ruhları bedenlere yayan her bedeni ruhuyla eşleştirerek dünyaya gönderen, yeryüzünde yayan insanlığı anlamları var. Bu ölüm konusunu aslında tek başına ölümü düşünerek çözmek bana hep çok zor gelmiştir.
Mutlaka ölümden öncesini ve ölümden sonrasını bir bütün halinde düşünmek gerekiyor ve ölümden sonrası için endişe edeceksek eğer aslında bugünümüzden endişe etmemiz gerekiyor. Yani bugünün niçin harcadın? Bugün sabah gözlerini açtığından, akşam tekrar uykuya daldığın ana kadar, sanki tek gün yaşasan bir kelebek gibi, tek günlük ömrün olsa bugünün yüzde kaçını sağ tarafındaki deftere yazabildin, yüzde kaçını sol tarafındaki deftere yazabildin. Aslında tek gün bile bizim bir ömrü muhasebemiz açısından çok tatlı bir ölçüttür ve bu süreç içerisinde ne kadar Allah-u Teala’nın koyduğu sınırlara uyarak yaşadın,
bu 24 saatte ne kadar O’nun razı olacağı, O’nun sana yüklediği misyona uygunu yaşadın. Seni niçin yarattı? İnsan olarak iman et, güzel işler yap, yeryüzünde barışa, selamete, adalete, merhamete öncü ol diye.
Sen elinden ve dilinden insanlar zarar görmeden güzel bir gün geçirdiysen, aksine elinle, dilinle, paranla, zamanınla, sevginle, tebessümünle insanlara iyilik yaptıysan, işini güzel yerine getirdiysen, çalmadıysan, çırpmadıysan, kamu malı yemediysen, o gün eğer sağ tarafındaki defter daha fazla dolmuşsa,
aslında bunu bir ömre yayarak, bunun yansıması olan ahiret kısmını da çok rahat düşünebilir ve ölümden korkmazsın. Çünkü aslında ölümle ilgili korkum, ölüm sonrasında ne olacağını bilmemek ve daha da kötüsü, ölüm sonrasında burada yaptığı kötülüklerin karşılığını göreceğini bilmekle alakalı bir şey.
Neden ölüm çok soğuk, ölüm çok uzak, hiç düşünmek istemiyor? Çünkü burada düşünmeden yaşıyor. Yani sonrasını düşünmeden acaba ne yediğimi, sonra ne biçeceğimi hesaplamadan yaşıyorsam, ölmek bana çok daha korkutucu, ürkütücü geliyor. Ama Hz. Mevlana’nın o işte Şebi Arus dediği, düğün gecesi kadar güzel bir ölüm, Peygamber Efendimiz’in Refik-i Alaya yani en yüce dosta gidiyorum dediği o ölüm, zaten bütün ömrünü onunla geçiren, Cenab-ı Hak’la geçiren, onun rızasıyla, onun muhabbetiyle, ona ibadetle, taatle, ihlasla, samimiyetle geçiren insanın zaten ondan sonra da nihayet onun ödüllerine kavuşma heyecanını içerdiği için çok kıymetli. Onun için ölüm ne zaman pozitif yani olumlu anlam ihtiva eder? Öncesiyle sonrasını beraber düşündüğünüz zaman. Sonuçta ölüm bir kapıdır biliyorsunuz. Kapıdan bir diğer boyuta geçersiniz. Ve ölümsüzlük dediğimiz o boyut aslında ektiğinizi biçme tarafı olduğu için burada sizin yatırımlarınızı bekleyen bir boyuttur. Elbette Allah-u Teala’nın mağfireti var, affı var, inayeti var, merhameti var. Yeter ki mümin bir kul ol, iyi niyetli, samimi ol, eksiklerini tamamlayan, bağışlayan tarafı var. Onlar bir ümit olarak hep içimizde var olacak. Ama sorumluluklarımıza üstlenmek adına da bu dünyayı ölümle birlikte planlamak ve ölümden sonrasını da hesaba katmak zorundayız. Burada Allah-u Teala’nın sizin bahsettiğiniz gibi ruhları vermesi ve sonra da ruhları alması, tekrar bedenleri vermesi ya da toplaması el-Kabut ve el-Basit isminin gereği olarak bizde ölümle ilgili de şöyle bir düşünce oluşturmalı. Ne zaman öleceğimi o biliyor. Bu ruhu benim bedenime veren o. Bu enerji, ruh bir enerjidir aslında. İnsanı, ölü bedeni biliyorsunuz hareket edemez. Onu hareket ettiren bu enerji, Allah-u Teala’nın kendi ruhundan üflediği ruhtur. Dolayısıyla o ruhu bana veren o. Bu enerjiyle iyi işler yapmamı bekleyen ve beni bir görevle bu dünyaya gönderen o. Ne zaman öleceğimi de, bu ruhu ne zaman alacağını da bilen o. Dolayısıyla ben acaba mı, receba mı, ne zaman, nasıl diye endişelenmek yerine son anıma kadar hayırlı güzel işler yapan, iyi ahlaklı, çalışkan, sorumluluk sahibi, dürüst bir Müslüman olarak, etrafındakilere az önce dediğim çok önemli, elinden ve dilinden zarar gelmeyen bir mümin olarak yaşayıp bu bana yeter.
Dolayısıyla bir şekilde Allah-u Teala’nın ölümü yaratması da ve sadece ne zaman öleceğimizi O’nun bilmesi de bir nimet benim için ilah nihaya yaşayamazdım. Hani şimdi peygamberlerin hayatları, biliyorsunuz 990 sene, işte 1000 sene, 1200 sene böyle Kuran Kerim’de de geçer. Ashabı keyfin uyuma süreleri. Bize çok acayip geliyor. İnsan nasıl 900 sene yaşar? İnsan nasıl işte 300 sene, 500 sene yaşar?
Zaman çok izafi bir şey ama sonuçta ilah nihaya yaşamak mümkün değil. Bir an geldiği zaman ölüm beni hangi hal üzere bulacak? Benim için önemli olan bu deyip Allah-u Teala’ya iman edip ne zaman geri alacağını ruhumu yani o kabz edeceği anı bilmiyorum ama o ana kadar üzerime düşeni yapmakla
yükümlüyüm deyip ölüme sıcak bakmak lazım. Allah-u Teala asla zulmetmez. Allah-u Teala asla hak etmeyen kişiyi cezalandırmaz. Allah-u Teala asla müstehak olmayan kişiyi rezil ve rüsvay eylemez. Allah-u Teala daima insanın şerefini, onurunu, değerini Kuran Kerim’de defalarca ifade buyurmuş
ve onu koruyacak aksine onu bir daha bir daha affedecek, merhametiyle kuşatacak şekliyle insana davranır. Bunu bilen kişinin de ölümden korkusu olmaz. Hocam bu kıymetli bilgiler. Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum. Sağ olasınız Canan Hocam.
Değerli izleyenlerimiz bugün Rabbimizin dilediği zaman rızgı daraltan, ruhları bedenlerinden alan gibi anlamlara gelen, el-Kabut ve dilediği zaman rızgı genişleten ve ruhları bedenlerine yayan gibi anlamlara gelen el-Basit esmasını dinledik Hocamızdan.
Rabbimizin rızıkların takdiri gibi her türlü hüküm ve işini, her şeyi kuşatan ilim ve hikmetiyle belirlediği hakikatini idrak edenlerden ve onun hükmüne rıza gösterenlerden olma niyazıyla bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın efendim. Basit isminle rızkı genişleten, lütuf ve nimetlerini cömertçe ikram edensin. Allah’ım, darlıkta da, varlıkta da Sana şükreden kullarından eyle bizleri. Varlık nimetinde bol bol infak etmeyi, lisan ve halimizle tevazuun en güzel örneklerini yansıtmayı lütfeyle bizlere.
Darlık imtihanına da sabırla göğüs germeyi, hikmetin ve ilminle verdiğin hükme razı olarak teslim olmayı nasip eyle bizlere. Allah’ım, kabut isminle canlıların ruhlarını alan, Basit isminle ruhları bedenlerine yayan sensin. Şu ömür sermayesini razı olacağın işlerle tamamlamayı, emanetlerini hakkıyla muhafaza etmeyi nasip eyle bizlere.
Sayısız nimetlerin sahibi olan, lütuf ve ikramlarıyla kullarını gözeten Rabbimiz, dünya ve ahirette bizlere genişlik ve ferahlık ihsan eyle.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir