"Enter"a basıp içeriğe geçin

El-Vekîl, El-Velî ve El-Vâlî İsimlerinin İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 32.Bölüm

El-Vekîl, El-Velî ve El-Vâlî İsimlerinin İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 32.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ZEQxkHqx31s.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler.
Esmadan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Müminin gizli ve aşikâr, tüm ihtiyaç ve sıkıntılarını arz edeceği, ona en yakın olan kimdir? Tüm kainatı ve onun içinde eşref ve mahlukat olan insanı adaletle, hikmetle idare eden, her an gözeten, yardım eden kimdir? Yakınlık kurma ya da değer verme hususunda müminin ölçütü ne olmalıdır?
Bugün tüm bu sorulara cevap bulacağımız elvekil, elveli ve elvali isimlerini dinleyeceğiz Kıymetli Hocamızdan. Kıymetli Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk, teşekkür ediyorum Canan Hanım. Nasılsınız Hocam? Şükürler olsun, elhamdülillah. Siz de iyisiniz. Hamdolsun Hocam. Rabbim iyilik sağlık versin. Buyurun. Hocam elvekil, elvali ve elveli isimlerinin manasıyla başlasak bu konuda neler söylemek istersiniz? Biz birbirleriyle çok anlam yakınlığı olan isimleri birlikte konuşuyoruz bu programımızda. Bunlar da anlam olarak birbirine çok yakın. Allah-u Teala’nın bazı detaylar ve farklılıklar bulunsa da aslında işleri yöneten, yürüten, yardımcı olan, destek olan, gözeten, üstlenen gibi anlamlarını taşıyan isimleri.
Vekil aslında Türkçe’de de kullandığımız bir kelime ve bir işin kendisine tevdi edildiği, işin gidişatının kendisine bırakıldığı kimse demek. Aynı zamanda tabii o kimse destek olan, yardım eden, yöneten, yürüten kişi olduğu için vekil isminin içinde bunların her birinin anlamı var. Allah-u Teala vekildir dediğimiz zaman Allah-u Teala sadece insanların değil bütün mahlukatın kainattaki bütün varlıkların işlerini planlayan, gözeten, yürüten, yöneten, üstlenen ve kendisine güvenildiği zaman o güveni asla boşa çıkarmayan yaratıcıdır demek.
Burada mahlukatın rızkını vermek de var. Allah-u Teala vekildir, hiç kimseyi aç ve açıkta bırakmaz. Burada mahlukatı korumak, muhafaza etmek, hafiz isminin tecellisi de var.
Burada kudretle ilgili Allah-u Teala’nın her türlü işin üstesinden gelebileceğine, her türlü meselenin çözümünü yaratabileceğine dair bir güven ve Allah-u Teala’nın kudretle ilgili isimleri, otoritesi Allah-u Teala’nın hükümranlığı ile ilgili bir anlam da var.
Bunların hepsini birlikte düşündüğümüzde vekil, insanın kendisini güvenle teslim edebileceği bütün işlerini bana destek olsun, benim göremediğimi görsün, benim bilemediğimi bildiği için benim işimi yoluna koysun diye, kendine güvendiği yüce yaratıcı anlamına geliyor.
Veli ve Vali isimleri her ikisi de aslında Peygamber Efendimiz’in hadis-i şeriflerinde yer alıyor ve birbirleriyle farklı iki isim Allah-u Teala hakkında fakat aynı kökten geliyorlar.
Burada da yine yardımcı olmak, işleri, gidişatı, hayatın akışını düzenlemek ve destek olmak gibi bir anlam var ama Veli de aynı zamanda bir de dost olmak, bir de sevilen ve sevgi sunan olmak, muhabbet besleyen ve muhabbet beslenen olmak karşılıklı olarak bir ülfet ve bir yakınlık anlamı da var.
Dolayısıyla Veli isminin vekil isminden ayrıştığı noktada biz o sıcaklığı görüyoruz.
Biraz orada tıpkı bir çocuğun velisi nasıl onu her türlü kötülükten korur, onun hayatının en iyi şekilde devam edebilmesi için onun hayrına olacak şekilde planlar yapar ve muhafaza eder onu bir şekilde kendini güvende hissedeceği, huzurlu bir hayat yaşaması için onun yanı başında olursa.
Biz nasıl Veli olarak evladımızın her türlü tehlikeden korunması ve onun için en iyisini oluşturduğumuz bir ortamda hayatını devam ettirmesi için gayret sarf ediyorsak teşvihde hata olmasın.
Ve Cenab-ı Hakk’ın da kulları için en hayırlısını murad ettiğini, kulları için daima iyiliği, hidayeti, daima cenneti ve yeryüzünde huzuru murad ettiğini ve bunun için de kullarının hayrına olanı yarattığını herhangi bir şekilde problem çıksa bile yine onu çözecek olan yegâne kudretin Allah-u Teala olduğunu anlayabiliriz.
Hocam, Yunus Suresinde şöyle bir ayetimiz geçiyor. Musa, ey kavmim dedi, eğer Allah’a iman ettiyseniz, gerçekten ona teslim olduysanız artık yalnız ona güvenip dayanın. Öyleyse müminin elvekil olan Rabbine tevekkülü nasıl olmalıdır? İman ve tevekkül arası nasıl bir ilişki vardır?
Kur’an-ı Kerim’de ve tevekkel ala Allah emri, Allah’a tevekkül et emri farklı formlarda, farklı şekillerde birçok ayeti kelimede geçiyor. Çünkü insanoğlu sınırlı bir varlıktır. Gücünün bir sınırı vardır, sabrının bir sınırı vardır, aklının bir sınırı vardır.
Dolayısıyla sınırsız olan bir şekilde her türlü zorluğu aşması için ona destek olacak bir yaratıcıya inanmaya mecburdur. O Allah’a duyduğu inanç, Allah’a Teala’ya duyduğu güven, işte tevekkül dediğimiz Allah kul ilişkisini beraberinde getirir.
Allah’a tevekkül et, ve ni’mel mevla, ve ni’mel nasir, hatta hasbunallah ve ni’mel vekil dediğimiz ifadelerde Allah bize yeter, o ne güzel vekildir diyerek ona teslim olma ifadelerinde hep aslında insanın o sınırlı haliyle tıkandığı zaman, darda kaldığı zaman, çaresizliğe düştüğü zaman
kendisinden daha aşkın sınırsız engellenemez bir güç tarafından desteklenmeye duyduğu ihtiyaç karşımıza çıkar. İşte o ihtiyacı Allah’a Teala el vekil ismiyle karşılar.
Çünkü Cenab-ı Hak biz ne kadar gayret etsek de, insan olarak elimizden geleni yapsak da sonuçta işlerin nihayetinde belli bir noktaya ulaşması Allah’a Teala’nın takdiri, izni ve kudretiyle mümkündür.
Orada insanoğlu ilk başta kendi çabalamak, gayret etmek, emek vermek, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek ama sonra ben böyle planladım eminim ki her şey yolunda gider demeden ben böyle planladım ama ve eminim ki o en iyisi neyse o sonucu yaratır diyerek tevekkül etmesi çok önemli. Bu gidişat da her basamakta insanın önce gayreti var, arkasından tevekkülü var ve son basamakta da rızası var. Aslında muhteşem bir bütünlük önümüze çıkıyor. Eğer insan sadece ben kendim düşünürüm, planlarım, gayret ederim, en iyisini yaparım, başarırım deyip haşa kendini Tanrı yerine koyarak bir güç iddiasında bulunursa mutlaka ama mutlaka başarısızlık onu bekliyor.
Mutlaka mutsuzluk onu bekliyor, mutlaka ümitsizlik ve yenilmişlik onu bekliyor. Çünkü insan sınırlı bir varlık ve kul olduğunu bilmeli, haddini bilmeli.
Diğer taraftan rıza göstermediği zaman, Allah’ın yarattığına rıza göstermediği zaman hoşnutsuzluk, mutsuzluk, geleceğe dair umutsuzluk yine insanı çepe çevre kuşatıyor. Oysa bizim mümin olarak zihnimizin şu şekilde yapılanması gerekiyor. Allah’ın taala beni kıymetli bir varlık olarak yarattı. Hatta beni yeryüzündeki en değerli varlık olarak yarattığını açıkça Kur’an-ı Kerim’de beyan ediyor. Bu değeri hakkıyla layık olabilmek için üzerime düşen birtakım sorumluluklar var.
Allah’ın bana verdiği nimetler var, aklım var, kalbim var, yüreğim var, sevgim var, bedenim var, param var, makamım var, malım var, çocuğum var, ailem var, bilgim var, teknolojim var. Allah’ın bana verdiği imkanlar var. Bunları Allah’ın taala istediği şekilde kullanmak ve bunları iyilik için, insanlığın hayrı için hem yakın çevremin hem de bütün insanlık ailesinin iyiliği için kullanmak benim vazifem.
Şimdi bunu yaparken önüme birtakım olaylar, birtakım konular, mevzular çıkıyor. Söz gelip bir sınava gireceğim. Ben bir öğrenciyim. Niçin okuyorum? Eşre okuyayım, mezun olayım. Ondan sonra da iyi bir mesleğim olsun, insanlığa fayda mı olsun? Kendi ayakları üzerinde duran bir mümin olarak kazanayım, kazandığımı hayra harcıyım. Allah’ın sevdiği bir kul olayım. Gayretim bu.
Sınava gireceğim. Nasıl olsa niyetim iyi. Allah’ın taala bu gayretimi, gayemi, hedefimi biliyor. Nasıl olsa bana yardım eder. Deyip yan gelip yattığım zaman sınavı kazanmam mümkün değil. En başta o tevekkülün ilk basımağı olarak gayreti göstereceğiz. Vekili olan Allah’a güveniyoruz. Ama ona güvenmemiz kendi sorumluluğumuzu yerine getirmemize engel değil. Önce sorumluluğumuzu yerine getireceğiz.
Arkasından benim yapabileceğim bu. Adım Hıdır, elimden gelen budur diyeceğiz. Bir noktada artık elimizden geleni en iyisini yaptığımızda emin olacağız. Orada işte diyeceğiz ki bundan sonra hasbunallah, Allah bize yeter. Ve neyemel vekil, o ne güzel bir vekildir. O benim niçin, ne kadar, ne uğruna gayret ettiğimi biliyor. Bundan sonrası artık ona kalmış. Orada tevekkül sonrası Allah’ın bizim arzu ettiğimiz sonucu yaratmasını hepimiz çok isteriz. Ama bazen arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşmeyebilir. Allah’a teala işte o sınavda başarılı olmayabiliriz. O kadar da çalışmıştım, bir de Allah’a tevekkül etmiştim. Nasıl başarısız olurum? Beni niye yüzüstü bırakıyor diye Allah’a teala gücermek, kırılmak ya da sırtımızı dönmek gibi bir hadsizlik yapamayız.
Burada da rıza dediğimiz o üçüncü basamak işin içine giriyor. Diyoruz ki böyle olduysa Allah’a teala bir bildiği var. Çünkü tevekkülün içinde şöyle bir inanç var. Allah benim için en iyisini yaratır. Allah benim için en iyisini bilir. Çünkü ben sadece insan olarak kendi küçük dünyamda görebildiğim kadarıyla karar veriyorum.
Ama büyük resmi gören, geçmişi gören, geleceği gören, benim içinde bulunduğum durumu bir bütün olarak görüp takdir edebilen ancak Allah’a teala. O bütün içerisinde eğer Allah’ın benim için en iyisini yaratacağına inanıyorsam sonuca razı oluyorum. Rıza makamı bu. Ondan sonra ne yapıyorum? Sınavda başarısız oldum. Tamam artık başarısız oldum. Rahalime razıyım. Ondan sonra girmeyeyim bir daha boşver bu sınava. Demiyorum. Tekrar bir kere daha bir sonraki sene üniversite sınavına tekrar giriyorum. Çünkü hedefim belli. Bir önceki sene niye kazanmadığım ya da bir önceki sene neden böyle bir sorun oluştuğuyla ilgili de kendimi bir sorguluyorum. Üzerime düşeni yapmamış olabilir miyim?
Ya da insan olarak biz insanlar olarak topluca üzerimize düşeni yapmadığımız için, işte adaletli davranmadığımız için, işte bir şekilde sınavla alakalı olarak öğrencinin içinde bulunacağı basamakları şartları düzgün ayarlamadığımız için okuldan kaynaklı, öğretmenden kaynaklı filan bir sorun var mı?
Yoksa her şey yolunda gittiği halde sonuç böyle mi? E sonuç böyleyse orada işte tevekkül ehli bir Müslüman olarak diyoruz ki Allah’ı Teala’n vardır bir bildiği. Ama bunu söyledikten sonra biz bir sonraki basamakta tekrar kendi üzerimize düşeni yapmaktan vazgeçmiyoruz. Hz. Musa’nın söylediği de bu. Allah’a tevekkül etmek bütün peygamberlerin hayatında inanılmaz örneklerle karşımıza çıkıyor. Hz. İbrahim’i düşünün ateşe atılacak öyle değil mi? Diyor ki Allah bana yeter diyor. Yani bu durumda yapabileceğim hiçbir şey yok. Elimden gelen her şeyi yaptım mı? Bu insanları dine davet ettim mi? Bu insanları Allah’a imana davet ettim mi? Hakikati söyledim mi? Kötülüğe engel oldum mu? Ama bu geldiğim noktada artık yapabileceğim hiçbir şey yok.
Ateşe mancınıkla fırlatılmadan önce yapabileceği tek şey Allah’a tevekkül etmek. Orada sonucu yaratan Allah’ı Teala’nın mutlaka onun için en iyisini yapacağına emin. Ya da Hz. Nuh’un o gemiye bindiği anda yapabileceği tek şeyi tevekkül etmek. O gemiyi inşa etti mi? Etti. Suya dayanıklı büyük bir gemi inşa etti. Tamam. Üzerine düşeni yaptı mı? Etraftan çeşitli varlıklardan, hayvanlardan, insanlardan ona inananları oraya topladı mı? Tamam.
Artık sular yükseldiğinde, artık inanılmaz bir tufan yeryüzünü dağ gibi dalgalarla kapladığında ne yapabilir? Yapabileceği tek şeyi tevekkül etmek. Orada mutlaka iş gelecek gelecek bir yerde sonuca varacak. O sonucu takdir buyuran Cenab-ı Hak’tır.
Ve benim insan olarak, üzerime düşen mümin olarak, imanlı bir insan olarak üzerime düşen Allah’ın takdirinin mutlaka en doğru, en hayırlı, en anlamlı takdir olduktur. Bu dizgiyi eğer hayatımızda kaybetmezsek her türlü olayda, büyüyle, küçüğüyle, her türlü meselede Allah’la bağımızda güçlenir, hayata karşı duruşumuzda güçlenir. Peygamber efendimiz’i düşünelim, hicret için yola çıktığında, Sevir Mağarası’nda, öyle değil mi saklandığında, hani kendilerini arayan müşriklerin ayaklarını gördüler mağara. Sevir Mağarası çok sığ bir mağara. Yani iki insanlar nasıl girdiler bir kenara, otururlar Hz. Ebu Bekir ile. Müşrikler onlara seslerini duyuyorlar, ayaklarını görüyorlar. Bizi şimdi yakalayacaklar diyor Hz. Ebu Bekir. Orada yapabilecekleri tek şey tevekkül.
Ama ondan sonrası için Allah’a dair o kadar sarsılmaz bir inançları ve ona sırtını yaslamanın, ona güvenmenin, işlerini ona havale etmenin oluşturduğu öyle inanılmaz bir güvenleri var ki, zaten onları ayakta tutan da o güven.
Dolayısıyla aslında tevekkülün insana çok iyi gelen, insanın ruhunu güçlendiren, şifa olan, zor zamanlarında insana umut aşılayan bir bilinç olduğunu da aklımızda tutmak lazım.
Allah-u Teala elvekil ismiyle her an yanı başımızda, her an bizim işlerimizi ona havale edeceğimiz ve hayır bekleyeceğimiz anı yaratacak. Bizim de bu bilinçle davranmamız icap ediyor. Hocam elveli isminin açıklamasını bize anlatırken dediniz ki müminlere yardım eden dost olan yakın olandır. Peygamberimiz de şöyle buyurmuşlar malumunuz olduğu üzere, kişi dostunun dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz kiminle dostluk ettiğinize dikkat etsin. O zaman müminler kimlerle dostluk kurmalığı yakınlaşmalı, buna mukabele kimlerle uzak durmalıdır? Evet veli isminde bir dostluk var ama orada yine hani öğrenciyle velisi benzetmesine dönersek, yine veli olan aslında bir üst basamakta.
Yani böyle eşitler arası bir dostluk değil. Veli olmak, Allah-u Teala’nın da kula veli olması, biraz rehberlikle, biraz onu hayra yönlendirmekle, iyiye çağırmakla, yine koruyup kollamakla alakalı bir üst basamak. Allah-u Teala veli ise bir kere mümine dosttur.
Allah-u Teala kendi dinine inanan, kendi dini için mücadele eden, kendi dinine uygun yaşamak için gayret eden müminin dostudur. Dolayısıyla hiçbir zaman kulunun karşısında değildir Allah-u Teala. Her zaman kulunun arkasındadır, kulunun yanındadır, kulunun üstündedir, daima onunla bir sevgi ilişkisi içindedir.
El-Vedud ismi de Allah-u Teala’nın o sevgiyi anlatan, sevgiyi yaratan, sevgiyle muamele eden, sevgiyi yeryüzüne dağıtan isminin de tecellisi, biliyorsunuz aynı şey. Diğer taraftan veli olmak aslında duyarlı olmayı gerektirir. Yani onun bana seslendiği an orada oluvermek, ihtiyacı olduğu an ona yardımcı olmak.
Herhangi bir tehlike söz konusu ise maddi manevi bir tehlike olabilir bu. Hemen korumak, asla yalnız ve yardımsız bırakmamak veli kelimesinin anlamları içinde. Onun için Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teala buyuruyor ki mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirinin velisidir. Burada bakın mümin erkekler, mümin kadınların velisidir demiyor. Yani bir ast üst ilişkisi kurmuyor.
Diyor ki mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirinin velisidir. O da onu koruyup kollamak her an yanı başında olmak, desteklemek ve sevgiyle ona bağlanmak zorundadır. O da onu aynı şekilde karşılıklı bir velayet, sevgi, dostluk ve dediğim gibi destekleme faaliyeti söz konusu.
Burada pek çok hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz, mümin kardeşliğinden bahsederken bu velayet duygusunu aslında çok güzel izah eden hadis-i şerifleri var Peygamberimizin. Şöyle buyurur, hani mümin müminin kardeşidir, ona zulmetmez. Yani haksızlık etmez demek, zulmetmez demek onun hakkını yemez. Göz göre göre kardeşinin hakkına el uzatmaz.
Ona eziyet etmez, onu incitmez, onu yardımsız tek başına bırakmaz diyor Peygamber Efendimiz. Bütün bunlar aslında veli isminin altındadır. Ve Peygamber Efendimizin bu sizden birisi kimiyle arkadaşlık ediyorsa, dostluk ediyorsa dikkat etsin. Çünkü kişi kardeşinin dini üzeredir.
Hadis-i şerifi de aslında bu velayet ilişkisinin birbirine kadar etkileyen bir ilişki olduğunu bize hatırlatır. Birisine sevgiyle bağlıysanız, her an onu gözetiyorsanız, her an onun yanı başında olmaktan dolayı mutluysanız, ondan etkilenmeniz ve onun da sizden etkilenmesi çok doğaldır. Müminlerin, mümin müminin aynasıdır derken Peygamber Efendimiz bu etkileşimine tekrar dikkat çeker.
Aynı gibi birbirini gösteren, birbirinden etkilenen iki varlıktır iki Müslüman. Ve bu ilişki içerisinde, bu etkileşim içerisinde eğer dost edindiğin, veli edindiğin, hamim yakın arkadaş edindiğin kişi sana Allah-u Teala’nın razı olmadığı şeyleri öğütlemeye başlamışsa,
Allah-u Teala’nın hiç de hoşuna gitmeyecek şeyleri yapman için seni teşvik etmeye başlamışsa, sana kötü örnek oluyorsa, elinden ve dilinden diğer Müslümanların zarar gördüğü, ziyankar, fesat, ahlaka iyi olmayan bir insana dost edinmişsen,
işte o zaman Peygamber Efendimiz’in uyarısı burada karşımıza çıkıyor. Kişi kardeşinin dini üzerinedir, dostunun dini üzerinedir. Dostunun dini, onun dini yaşayış kalitesi, onun dini duyarlılık seviyesi seni de etkileyecektir anlamına geliyor. Ve bu duyarlılık bizim için son derece önemli olduğundan dün neredeydik, bugün neredeyiz ve yarın nerede olmak istiyoruz şeklinde kendimize sorduğumuzda, bizi yarın çok daha iyi bir noktaya taşıyacak dini duyarlılık açısından, imanımızın gücü, ibadetlerimizin kalitesi, ahlakımızın güzelliği açısından,
bizi daha iyi bir noktaya taşıyacak kişilerle dost olmak, onları veli seçmek, onlara gönül bağıyla bağlanmak çok önemli. Peygamber Efendimiz’in uyarısı da tam olarak burada. Allah-u Teala’nın veli olmasının, o dostluk mantığının aslında Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayeti kerime de sadece Allah’ı dost edinmekle ilgili bir tavsiyeye dönüştüğünü de görüyoruz.
Allah-u Teala kendisine düşmanlık üretenleri, Allah’ın diniyle dalga geçenleri, Allah’a ve Rasulüne eziyet edenleri, inkar edenleri, münafıkları dost edinmememizle ilgili ciddi tavsiyelerde, emirlerde Kur’an-ı Kerim’de bulunuyor ve bu ayeti kerimelerde pek çoğunda başka dostlar arayıp da kendisine tutunacak,
kendisinden destek alacak ve hayatta yardım dilenecek başka dostlara meyledip de Allah’ı unutan insanlara ciddi uyarılar var. O açıdan baktığımız zaman aslında Nihai dostun, en yüce dostun Cenab-ı Hak olduğunu, insanın gönülden bağlandığı ve kendisinden asla şüphe etmeyeceği,
ihanet etmeyeceğinden, ona zarar vermeyeceğinden emin olduğu en yüce dostun Allah-u Teala olduğunu hatırlamak ve başka Tanrılar aramamak gibi başka dostlar da aramamak Kur’an-ı Kerim’de ısrarla vurgulanan bir durum. Hocam peki müminin elvekil, elveli ve elvali isimlerinden nasibi ne olmalıdır?
Esma Hüsna’nın bu üç ismi, müminin hayatında en çok tecelli eden, karşımıza en çok çıkan ve hakkında da en fazla bilinç sahibi olmamız gereken isimlerdir. Bir kere bunun hayatımızın her anına yansıması gerektiğini fark etmeliyiz.
Allah-u Teala’yı derin bir tevekkül şuuruyla bir an bile aklımızdan çıkarmamalı, yaptığımız her işte önce kendimiz gayret edip ama sonra işlerimizi ona havale edecek bir tevazuya, bir güvene, bir imana sahip olmalıyız.
Diğer taraftan Allah-u Teala’nın bir de bizim vekaletimize bıraktığı işler var. İnsan olarak yeryüzünün düzenlenmesi, imar edilmesi, işlerin yolunda gitmesi, işte okulda, çarşıda, pazarda, komşularla ilişkide, ailede hayatın akışının düzenlenmesi aslında insanın sorumluluk alanı.
Biz de Allah-u Teala’nın bize verdiği bu sorumluluk alanında üzerimize düşen emaneti en güzel şekilde taşıyabilmek için vekil isminin üzerimizdeki yansımalarını dikkate almalıyız. Sorumsuzluk yapmamalıyız. Duyarsızlık, umarsızlık yapmamalıyız. Hayatı Allah-u Teala’yı ve onun dinini hiç dikkate almadan kendimizce düzenlemeye çalışmamalıyız.
Bizim burada varoluşumuzun gayesinin Cenab-ı Hakk’a iman etmek ve bu imanımızın gereği daima en iyi, en doğru, en hayırlı olanı yapmak olduğunu unutmamalıyız.
Kimi zaman iyi yapmakta, doğruyu yapmakta zorlanabiliriz çünkü hayat bizi doğruyu seçtiğimiz zaman sınayacaktır. O sınavda başarılı olmamız, o gayretimizle ve tevekkülümüzle doğrudan ilişkilidir.
Biz elimizden geleni yaptıktan sonra, doğrudan ve gerçekten, haktan ve hakikatten sapmadıktan sonra hiçbir şekilde menfaatler, çıkarlar uğruna, kötüye destek olmadıktan sonra kalanı Allah’a tevekkül edip bırakmak ve onun neticede en iyisini yaratacağına inanmakla mükellefiz. Dolayısıyla, tevekkülün çok küçük yaştan itibaren çocuklarımıza öğretilerek ne insanı tanrılaştıran, her işi ben yaparım, her şekilde ben karar veririm, en doğruyu ben bilirim diyerek kendini kainatın kralı zanneden, o zavallı insana dönüşmek ama ne de her işimi Allah’a bıraktım.
Ben çok mütevekkil bir insanım, çok zahit bir kulum, ben tam bir sufiyim. Benim için önemli olan bir lokma, bir hırka, kalanı Allah’a kalmış diye sorumsuzluk etmek ikisinin arasında dengeli bir yolla. Evet, zahitçe, evet dünyaya hak ettiğinden fazla meyletmeden, evet hakikat çizgisinden sırat-ı müstakimden sapmadan ama sonuçta Allah’a Teala’ya olan güvenimizi ve itimadımızı da yitirmeden yaşamayı, o dengeyi ayarlamamız çok önemli.
Diğer taraftan veli ve vali isimlerini Allah’ın o muhabbetle kuşatan ve destek olan ismini hayatımızda düşündüğümüz zaman bizim de çevremizdeki insanları, çevremizdeki hayvanları, bitkileri, kainat bütününü muhabbetle, sevgiyle kucaklamamız gerektiğini,
her işimizin ülfetle, her işimizin nezaketle, her işimizin merhametle olması gerektiğini bir kere daha hatırlamalıyız. Şiddetin girdiği yerde, öfkenin girdiği, sertliğin, kabalığın girdiği yerde, hayrın, iyiliğin orayı terk ettiğini unutmamalıyız.
Bir şekilde daima dostça, hani Peygamber Efendimiz buyuruyor ya, kendisiyle dostluk kurulamayan insan da hayır yoktur diyor. Eğer birisiyle dostluk kuramıyorsak, kaşları daima çatıksa, etrafına devamlı negatif enerji saçıyorsa, bağırıyor, çağırıyor, yıldırımlar, şimşekler o evin içerisinden bir türlü eksik olmuyorsa,
onun iyi bir anne, iyi bir aile babası, iyi bir evlat olduğunu söylemek mümkün değil. Daima hoşgörülü olan, daima affedici olan, daima tebessümün sadaka olduğunu bilerek güler yüzlü olan, daima dostça bir gidişatla hayatı düzenlemeye çalışan ve çevresindekiler için ülfet sahibi, muhabbet nezaket sahibi bir insan olmaya çalışan mümin kazanır. Ama Peygamber Efendimiz’in yine burada bir hadisini hatırlayalım. Onf dediği o sertlik ve öfke neye girerse orayı da çirkinleştirir.
Onun için veli ismi, vali ismi, o dost olma bilinci ve dost olmanın insana sağladığı güzellik hayatımızda daim olmalı. Kıymetli hocam, bu değerli bilgiler için çok teşekkür ederim. Çok teşekkür ediyorum, sağ olasınız. Değerli izleyenlerimiz, bugün Rabbimizin elvekil isminin kendisine güvenilip dayanılan, bu konuda tam ve yeterli olan anlamına geldiğini gördük.
Elveli isminin de müminlerin yardımcısı, onlara en yakın olan, onları koruyan anlamına geldiğini tefekkür ettik. Yine aynı kökten gelen elvali isminin yardım eden ve tüm kainatı idare eden anlamına geldiğini tefekkür ettik. Yüce Yaradan’a çok yakın olma, onun her an yardım ve lütuflarıyla gözettiği Bahtiyarlar Zümresine erişme niyazıyla.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, esen kalın efendim.
Allah’ım, imanın gereklerini yerine getirme de, her iş ve sözümüzde bizlere yardım eyle. Hakkı görüp o yönde karar vermeyi, hakikate ve hikmete uygun davranmayı nasip eyle. Bizleri dünyalık geçici menfaat ve hırslar uğruna, Müslüman olmanın izzetine, insan olmanın haysiyet ve vakarına yaraşmayacak kimselere sevgi beslemekten koru.
Onlarla dostluk etmekten ve onlara yakın olmaktan muhafaza eyle. Bizi ve sevdiklerimizi yanlış düşünce ve yollara sevk edecek kimselerle arkadaşlık kurmaktan, yakın olmaktan da koru. Müminler arasında samimiyet, dürüstlük ve Allah rızasına dayalı ilişkiler kurulmasını lütfe eyle.
Muhabbet ve yakınlığımız kadar, mesafeli ve uzak oluşumuzun da senin rızan için olmasını nasip eyle. Allah’ım, elvekil ismin gereğince, güvenilip dayanılan, bu konuda tam ve yeterli olansın. Sana güvenip teslim olanları koruyan, meşru ve hayırlı işlerini yerine getirme de yeterli olansın.
Biz sana güvendik, sana dayandık. Vekil olarak Allah yeter hitabına, vaadine gönülden iman ettik. Allah’ım, her çeşit işimizle doğru karar almaya vesile olan bir basiret ve hedefe giden yoldaki sıkıntılara karşı azim ve istikrar nasip eyle.
Engellere ve zorluklara karşı mütevekkil bir duruş göstermeyi lütfeyle bizlere. Allah’ım, Müminlere düşmanlık edenleri, samimiyetten uzaklaşarak gizli ve aşikâr tuzak kuranları en iyi bilensin. Düşmanlarımıza ve münafıklık gösterenlere karşı sen bizim velimizsin, bize yardım et.
Müminleri, hayırlarda yarışan, senin için yakınlık kurup, senin için birbirine destek olan hayırlı bir ümmet eyle Allah’ım.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir