Üç Peygamber ve Tevhid Mücadelesi – Ayetlerde İnsan Tipleri 1.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Tvl7Ajs-b9s.
Süh selamun aleykum bima sabartum feniyumu uqbeddar
Kur’an imanın hayat suyudur. Kur’an Allah’ın beşere son kelamı en büyük mucizesidir. O Kur’an ki mübindir, görene apaçıktır. Gerçek irşad, gerçek ilim ondadır.
Kur’an’ın gayesi tüm insanlığa kıyamete kadar rehberlik etmek ve kötülüklerden alıkoymaktır. Bunun için Kur’an, hayat, insan, bilgi ve varlık temelli bir sistemi insanlara aktarmaya çalışır.
Bu rehberlikle insanlar yeryüzünü yaşanacak bir yere dönüştürürler. Adalet ve merhamet sistemiyle her yer cennet gibi olur. İlk ayeti oku emriyle başlayan bir kitap, muhatabından insan ayetlerini, kainat ayetlerini ve de Kur’an ayetlerini tefekkür ederek okumasını ister.
Ancak bu birlikte okuyuş Kur’an’ın hakikatini kavramada insana rehber olur. Elimizde bütün dünyayı değiştirecek bir hazine var. Yeter ki onu anlama, anladığımızla amel etme hususunda gayretimiz olsun.
Yeter ki Kur’ani bir bakışla bakalım hayata. Kur’ani bir bakış, farklı ve mükemmel bir bakıştır. Rahmet nazarıyla eşyaya kendi hakikati giydirilmiş, yaratılan her şey layık olduğu yere konulmuştur.
İşte bu minvalde yaratılmışların en şereflisi olan insan, hayatın merkezindedir ve Rabbimiz katında önemli bir varlıktır. İnsanlığın atası Hz. Adem aleyhisselam, ilk insan olmanın yanında aynı zamanda ilk peygamberdir. Merhameti sonsuz Rabbimiz ilk insanla birlikte insanlığa emirlerini iletmeye başlamış, tarihin hiçbir döneminde de insanı sahih bilgiden habersiz ve başıboş bırakmamıştır.
Rabbimiz bilir ki insan nisyan-ı meyyaldir. İşte bu yüzden yolunu şaşıran insanı tekrar adalete ve merhamete sevk edecek bir rehber gerekmektedir. Bu durumda insanlığa gönderilen peygamberler zulmün karanlığında boğulan insanları ilahi bir nurla aydınlatmakta, onları tekrar vahyin çatısı altında toplamaktadır.
Rabbimizden bir öğüt, gönüllere şifa, müminlere bir hidayet ve rahmet kaynağı Kur’an, daha Bakara Suresinin ilk başlarında insanı üç gruba ayırır.
1- Kur’an’ın rehberliğini kabul eden, kurtuluşa eren takva sahipleri. 2- Kalpleri ve kulakları mühürlenmiş, gözlerinde kalın bir perde olan kafirler. 3- İnanmadıkları halde Allah’a ve ahiret gününe inandık diyen münafıklar.
Bu cüzde tevhid mücadelesinin üç peygamberi anlatılır. Hz. Adem Aleyhisselam, Hz. Musa Aleyhisselam ve Hz. İbrahim Aleyhisselam.
Hz. Adem Aleyhisselam, Hz. Musa Aleyhisselam ve Hz. İbrahim Aleyhisselam. Hz. Adem Aleyhisselam ilk insan ve ilk peygamberdir. O, dili, dini, ırkı ve rengi ne olursa olsun bütün insanlığın ortak atasıdır.
Bu açıdan hepimiz Adem’in soyundan gelmekteyiz. Hz. Adem Aleyhisselam, Allah’ın kendisine bütün kelimeleri ve ilimleri öğrettiği, meleklerin karşısında saygıyla eğildikleri insandır. Yeryüzünün halifesi olan insanın atası ve başlangıcıdır Hz. Adem. Aslında mükemmel yaratılmıştır insan. Ancak bir kusuru vardır. İnsan hata yapan bir varlıktır.
İnsanın bu özelliği hatalarından dönüp yeniden kendine gelmesini ve daha iyi bir insan olmasının zeminini hazırlar. Vahyin ışığıyla yolumuzu aydınlatan sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellemin,
”Eğer siz günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi yok eder, başka bir kavim getirir, onlar günah işlerler, günahlarının bağışlanmasını Allah’tan isterler, Allah da onları bağışlar.” hadisi şerifini, hakikat penceresinden görmek ve doğru anlamak gerekir. Her ne kadar Rabbimiz insanı tövbe ile arınmaya teşvik etse de hata yapmaya meyyal insanın Rabbimizin emir ve yasaklarına karşı son derece dikkatli davranması, Hz. Adem Aleyhisselam üzerinde bildirilen saygınlığını ve onurunu kaybetmemeye gayret etmesi gerekir.
Cennette birlikte yaşamaya başlayan Hz. Adem Aleyhisselam ve eşi Hz. Havva annemiz, şeytanın kandırması sebebiyle hata ederler, yasak ağacın meyvesinden yerler ve yeryüzüne indirilirler. Bu kaderin bir tecellisidir aslında. Çünkü Hz. Adem ve soyu yeryüzü için yaratılmıştır. Dolayısıyla yeryüzüne inmeleri gerekmektedir.
Ayrıca insanlığın atasına eğer yeryüzünde iyi birer insan olurlarsa, adalet ve merhamet sistemini kurarlarsa, dönecekleri yerin cennet olduğu gösterilmiştir. Hz. Adem ve Havva annemiz burada soylarına bir şeyi daha öğretmişlerdir. O da hata edildiğinde hatadan dönmek ve tövbe istiğfar edip Allah’tan af dilemektir.
Haydi Ademler ve Havvalar, yeniden yeryüzünü imar ve ihya edin, tevhid inancına dayalı adalet ve merhamet sistemini yeniden kurun. Derken Adem vahiy yoluyla Rabbinden birtakım kelimeler aldı. Onlarla amel edip Rabbine yalvardı. O da bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz o, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.
Yüce Allah, yeryüzünde kendisine temsil edecek, O’nun mülkünde O’nun rızasına uygun olarak yaşayacak insanı yaratmayı murad ettiğinde, melekler bunu kabullenmekte zorlandılar. Çünkü onlar, Rab’lerini tespih ettiklerini, O’nu yücelttiklerini ve bunun yeterli olduğunu düşünüyorlardı.
Oysa Yüce Allah, hiç kimsenin bilmediğini bilen ve bütün ilimlerin sahibi olandı. Hazreti Adem’i yarattı. Hazreti Adem, Yüce Allah’ın insanlığın başlangıcı olarak yeryüzüne göndermeyi murad ettiği ilk insandı.
Ve Allah-u Teala meleklere, Adem’e bizatihi Rab’bin şahsiyetinde O’na saygı olması açısından secdeyi emretti. Melekler zaten ibadet için yaratılmış olan varlıklar idi ve hiç itirazsız Adem’e secde ettiler. Şeytan müstesna. Şeytan kendince bir kıyas yaptı. O ateşten yaratılmıştı, Adem topraktan.
Ateş toprağa göre daha üstündü ve Adem’e secde etmeyi gereksiz buldu. Onun bu kıyası, Rab’binin katında aslında bir saygısızlık, bir isyandı ve cennetten çıkarılmayı hak etti. Şeytan cennetten çıkarken kendince bir söz verdi.
Rab’binin yaratmış olduğu insanı yoldan çıkaracak ve onu kendisi gibi cennetten kovuluncaya kadar ikna etmeye çalışacaktı ve başardı.
Hazreti Adem’i ve onunla birlikte yaratılmış olan eşini belli entrikalarla Rab’binin yaklaşmayın dediği ağaca yönlendirmek suretiyle yoldan çıkardı ve cennetten kovulmalarına sebep oldu. Adem, Allah-u Teala’nın emrine itiraz etmenin kendisinde verdiği üzüntüyle büyük bir pişmanlık duydu.
Rab’bi o kadar merhametliydi ki onun bu pişmanlığını kendisine öğrettiği bazı kelimelerle affetti. Yüce Allah ayette Adem’e bir kısım kelimeler verdiğini ve o kelimeleri ifade ettikten sonra onu affettiğini dile getirmekte ve Hazreti Adem’in tevbesini bize şöyle haber vermektedir.
Diler ki, Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamazsan ve bizi affetmezsen şüphesiz hüsrana uğrayanlardan oluruz. Allah-u Teala tevvap ve rahim sıfatlarıyla Hazreti Adem’i ve eşini affetti.
Tevvap kelimesi Kur’an-ı Kerim’de hem insan hem Yüce Allah için kullanılır. İnsan için kullanıldığında tevbe eden ama çok tevbe eden. Allah için kullanıldığında tevbeleri çok kabul eden anlamındadır.
Allah tevvaptır. Kulunun hata işleme ihtimaline karşılık çünkü onu yokluktan var eden ve bütün özelliklerini ikram eden bir Rab olarak eksikliklerinin de farkındadır. Ve günah işleme ihtimali bunun karşılığında af kapısı her zaman son nefese kadar açıp bırakılacaktır.
Hazreti Adem’in şeytandan farkı her ne kadar hata yapmış da olsa hatasından vazgeçmek, pişman olmak hatada ısrar etmemekti. Oysa şeytan hatasını haklı çıkarmak için bahaneler ortaya koydu. O kıyamete kadar azabı hak etmiş olarak yeryüzünde serbestken Hazreti Adem affedilmiş olarak cenneti inşallah hak edeceğini bilerek yaşadı.
Allah’ın tevvap olması Hazreti Adem’in şahsında aslında bütün insanlar içindir. Ve Rabb’in rahim sıfatı da yeryüzünde insanı yaşarken ve ahirette öldükten sonra merhametiyle kuşatacağı, şefkatiyle sahip çıkacağı anlamına gelmektedir. Tarihin ikinci kırılma noktası Hazreti Musa aleyhisselam dönemidir.
Hazreti İbrahim ve Hazreti İssak’tan sonra dinlerini terk eden ve zillete düşen İsrailoğullarına Allah Celle Celaluhu Musa isimli yeni bir peygamber gönderir. Bu cüzde Hazreti Musa aleyhisselamın inananları kurtarıcı, onların istek ve dualarını sabırla dinleyip, sürekli problemleri tevhid inancı temelli hikmet ve hoşgörüyle çözen bir insan olduğu anlaşılmaktadır.
Allah’ın emir ve yasaklarına defalarca karşı çıkan, kendilerine gönderilen peygamberleri dinlemeyen ve onlara tabi olmaya yanaşmayan İsrailoğullarına Allah Hazreti Musa’yı peygamber olarak göndermiştir. Hazreti Musa onları dünyada Firavunun zulmünden kurtarırken, kendisine vahyedilen Tevrat’ı onlara teblih etmek suretiyle de onları ahiret hayatında sonsuz huzur ve mutluluğa ulaştıracaktır.
Ne var ki onlar her seferinde diğer peygamberlere isyan ve itiraz ettikleri gibi, Hazreti Musa aleyhisselama da defalarca isyan edeceklerdir. Nimet-i görmeyen nankör bir kavimdir İsrailoğulları. Kızıldenizin ikiye yarıldığını ve kendilerine kupkuru yol açıldığını gördükleri halde,
aç susuz çöllerde gezindikleri günler boyunca Rabbimiz tarafından kendilerine bıldırcın eti ve kudret helvası ikram edildiği halde, Hazreti Musa aleyhisselamın asasıyla yarılan kayadan çıkan sudan kana kana içtikleri halde, peygamberlerine tabi olmaya yanaşmayacaklar, fitne ve fesattan geri durmayacaklardır.
Peygamberlerini öldürmeye varan sapkınlıkları sebebiyle ceza olarak Firavunun zulmü altında yaşadıkları sıkıntılı hayatın benzeri bir zillet hayatı yaşarlar. Ancak yine de azgınlıklarında sebat ederler. Evet, Hazreti Musa aleyhisselam bütün peygamberlerin vasıflarında bulunan adalet ve emanet bilincine son derece vakıf, yine bütün peygamberler gibi kavminin kendisine reva gördüğü her türlü eza ve sıkıntıya rağmen şefkati, merhameti elden bırakmayan yüce bir peygamberdir.
Andolsun sen onların yaşamaya bütün insanlardan hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl yaşamak ister. Halbuki uzun yaşamak onları azaptan kurtaracak değildir. Allah onların bütün işlediklerini görür.
Hazreti Musa tabi Kur’an-ı Kerim’de adı çok geçen hatta 136 yerde zikredilen Ulul Azm olarak bilinen büyük peygamberlerden biridir. Tabi Hazreti Musa’nın yaşadığı dönem tarihin orta zamanlarına denk gelir ve böyle bir zaman kesiti aslında Hazreti İbrahim’den,
Hazreti İsa’ktan sonra Yüce Rabbimizin onu peygamber olarak İsrail oğullarına yeniden hakkı, hakikati, tevhid inancını ve yaşadıkları hayatın geçiciliğini, kalıcı olana aslında yönelmeleri ve yatırım yapmaları gerektiğini hatırlatan bir peygamberlik dönemi başlar. Tabi Hazreti Musa çok çeşitli şekillerde aslında kavmiyle muhatap olur. Onları farklı açılardan tevhid inancına, Allah’ın varlığına, birliğine, geçici dünya hayatının aslında oyalanmaları karşısında kalıcı olana davet eder. Tabi Hazreti Musa’nın özellikle Bakara Sûresinde anlatılan Musa ile ilgili daha doğrusu anlatılar o kadar uzun yer tutar ki, Kur’an-ı Kerim’in çok farklı surelerinde, farklı farklı deyiniler, pasajlar şeklinde onun anlatılarına rastlarız. Ve İsrail oğullarını, bu inatçı kavmi sürekli yeni yeni hatırlatmalarla aslında tevhid inancının, gerçek inancın varlığını bir kere daha onlara fark ettirecek. Allah’a ortak koşmaktan ve dünya hayatına düşkün olup ahireti unutmaktan uzaklaştıracak bir tebliğ süreci başlatır. Ancak İsrail oğulları her zamanki gibi peygamberlerine karşı inatçıdır ve onlar peygamberlerini hatta öldürmeye varacak kadar efendim ileri giderler.
Ve tabi Hazreti Musa’nın yaşadığı dönem çok farklı kesitlere ayrılır. Onun özellikle Firavun’la mücadelesi, Mısır’daki hayatı ve Kızıldeniz mucizesi Kur’an-ı Kerim’de çokça yer bulur. Bütün bunlara rağmen İsrail oğulları olağanüstü mucizeler sergileyen peygamberleri karşısında inatçı tavırlarını sürdürürler.
Yüce Allah Kızıldeniz’i yaracak bir mucizeyi peygamberi Musa’ya lütfettiği halde yine çölde susuz kaldıklarında, kayadan su çıkaran bir peygamberin bu suyunu kana kana içtikleri halde yine Hazreti Musa’nın bir takım ölüleri diliten ya da elini efendim bir şekilde çıkarttığında bembeyaz bir mucizeye dönüşen,
olağanüstü hallerini gördükleri halde yine de onun tebliğine kulak vermemeyi tercih ederler. Doğrusu kendilerini kurtulan tek kavim olarak niteliyen İsrail oğulları ahirete ne kadar az iman ettiklerini, aksine dünyaya ne kadar çok düşkün olduklarını servete, mala mülke, oğullara, evlatlara, sosyal statü, saygınlık, itibar gibi bir takım geçici göstergelere kalıcı ahiret yurdundan daha çok yöneldiklerini. Dolayısıyla aslında hiç de samimi olmadıklarını böylece bir kere daha Hazreti Musa örneğinde göstermiş olurlar. Doğrusu İsrail oğullarının bu tutumu tarih boyunca farklı coğrafyalarda farklı farklı örnekliklere hep konu olmuştur ve Musa aleyhisselam döneminde de onların müşrikçe bir tavır içerisinde olmaları yadırganacak bir şey değildir. Onlar geçici dünya hayatını kalıcı ahiret hayatına tercih edip çok uzun yaşamak isterler.
Uzun yaşamanın sanki onları kalıcı azaptan kurtaracağını düşünürler, halbuki Allah onların yaptıklarından haberdardır. Peygamberi bunu hatırlatmak için onlara sıkça efendim örnekler verdiği halde hatta Hazreti Harun’la kardeşiyle onu defalarca
efendim Firavun’a gönderdiği gibi İsrail oğullarına efendim elçilik göreviyle sorumluluğuyla bir şekilde görevlendirdiği halde ve Hazreti Musa’nın özellikle tatlı bir üslupla ikna edici bir dille hikmetli bir lisanla onlara hitap ettiği halde yine de bu efendim inatlarını bir şekilde sürdürmeyi tercih ederler. Biz aslında Hazreti Musa örneğinde insanın kendisini ne kadar da kandırabileceğini bütün bu olup bitenlerden ders çıkarmayıp peygamber kıssalarının insan hayatında yol gösterici rehberlik edici bir pratiğe dönüşmesi gerekirken
aslında hiç de öyle olmayabileceğini ve insanın aldandığını geçici nimetler peşinde koşarken kalıcı olanı çoğu zaman unuttuğunu görüyoruz. Bu cüzde Hazreti Musa aleyhisselam ve İsrail oğulları dönemi anlatıldıktan sonra tevhid inancını Ortadoğu ve Mısır’da yayan
bunun mücadelesini veren Hazreti İbrahim aleyhisselam anlatılır. Hazreti İbrahim aleyhisselam bir hakikat sevdalısıdır. Yıldızlara, aya, güneşe bakıp Rabbine arar. Sonra sönüp yiten, batan şeyler olamaz benim Rabbim der. Elinde baltasıyla devirir putları birer birer. Ateş bahçelerinden gül toplar İbrahim. Çünkü onun Rabbine olan teslimiyeti ve tefekkürü küfrün karşısında yıkılmaz bir duvardır. Rabbimiz bu cüzde insanların kendilerine Hazreti İbrahim aleyhisselamı örnek almalarını, onun gibi yaşamaya çalışmalarını istemektedir. Çünkü Hazreti İbrahim aleyhisselam Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmiş çok başarılı son derece sadakat ve gayret sahibi bir insan ve peygamberdir. Hazreti İbrahim aleyhisselam dua ehli bir peygamberdir. Kendisi ailesi ve bütün müminler için kutlu belde Mekke ve civarı için dua eder. Onu dualarında namaz ehli, şükür ehli, merhamet ehli bir peygamber görürüz. Allah Celle Celaluhu ona Mekke’de yaşayan Hazreti İsmail aleyhisselam ile birlikte Nuh tufanında yıkılmış Mekke’deki Kabe’nin temellerini bulup tekrar yapmasını emreder.
Böylelikle Hazreti Adem aleyhisselam döneminde yapılmış olan Kabe, ikinci bir inşa ve imarla Hazreti İbrahim aleyhisselam ve oğlu Hazreti İsmail aleyhisselamın mübarek elleriyle yeniden yapılacaktır. Baba ve oğlun Kabe’yi inşa ederken yaptığı dua, onların bir neslin dirilişine verdiği gayreti ve samimiyeti göstermesi açısından mühimdir.
Ey Rabbimiz, bizden bunu kabul buyur. Şüphesiz Sen işitensin, bilensin. Ey Rabbimiz, bizi Sana teslim olanlardan eyle. Soyumuzdan da Sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerimizi göster. Tövbemizi kabul et.
Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti bol olan yalnız Sensin. Soyumuzdan onlara Senin ayetlerini okuyacak, kitabı ve hikmeti öğretecek, onları arındıracak bir elçi çıkar. Rabbimiz, çünkü yalnız Sensin kudret ve hikmet sahibi. Hazreti İbrahim aleyhisselam, Müslüman olmayı ve Müslümanca yaşamayı çocuklarına ve bütün soyuna vasiyet eder.
Torunu Hazreti Yakup aleyhisselamın da ölüm döşeğinde çocuklarından hayatları boyu Müslüman olacaklarına dair söz aldığı Kur’an’da aktarılır. Bu şekilde İsrailoğulları ve bütün insanlık, Hazreti İbrahim aleyhisselamın duası olan son peygamber Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme ve onun davet ettiği İslam’a çağrılır. Hani İbrahim, Rabbim, bu şehri güvenli bir şehir kıl, halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır demişti. Allah da, inkâr edeni bile az bir süre bu geçici kısa hayatta rızıklandırır, sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım. Ne kötü varılacak yerdir orası demişti.
Hazreti İbrahim, atamız, peygamberlerin atası, babamız İbrahim, örnek İbrahim, yeryüzünde zulmün, adaletsizliğin ve haksızlığın karşısına duran ve haksızlığa karşı durmanın, zulme karşı durmanın örneği ve önderi olan İbrahim. Zulme karşı durmanın sembolü olan tevhid bayrağını eline alan ve çağlar boyu bizlere örnek olan put kuran İbrahim. Sadakat sahibi, gayret sahibi, babası da olsa, akrabaları da olsa haksızlık karşısında ayakta duran, hakkı ayağa kaldıran İbrahim.
Dua ehli İbrahim, babasına merhamet edip dua eden namazlarımızda her gün okuduğumuz, Ya Rabbi beni, anne ve babamı ve bütün müminleri bağışla duasının öğretmeni olan İbrahim. İbrahim, Hz. İbrahim, yeryüzünde hakkın ve hakikatin sembol kavramı olan tevhidi insanlığa yeniden öğreten, Rabbimizin tevhidin merkezi olarak,
yeryüzünün ilk mabedi olan ve yıkılmış Nuh tufanıyla birlikte yıkılmış olan Kabe’nin temellerini yeniden yükseltme vazifesini verdiği İbrahim. Hz. İsmail’in babası İbrahim.
Rabbimize yaptığı duasıyla hepimize örnek olan İbrahim ve Kabe’yi inşa ettikten sonra yeryüzünde, ey Allah’ım bu çabamızı bu gayretimizle bizden kabul et.
Ey Allah’ım nesillerimizi senin yoluna, senin uğruna mücadele eden insanlardan kıl. Ey Allah’ım tevbelerimizi kabul et diyen İbrahim. Yeryüzündeki insanları bu tevhidin mabedine davet eden İbrahim.
Ve ey Allah’ım bizi bağışla, bize kitabı ve hikmeti öğret. Ey Allah’ım bizleri tezkiye et, bizleri arındır ve nesillerimizi arındıracak,
onlara kitabı ve hikmeti öğretecek ve onları her türlü her türlü kötü şeyden uzak kılmak için, arındırmak için bir mücadele verecek bir elçi gönder diye duada bulunan İbrahim. Ve Rabbimizin duasına mukabilede bulunduğu.
Evet ey İbrahim senin duanı kabul ettim mealinde, evet müminlere bu nimetleri, bu ikramları vereceğim. Aynı zamanda Allah’a nankörlük edenler var ya, o nankörlük edenler için de dünyada bir imkan ve bir fırsat ve rızıklar, imkanlar lütfedeceğim diyen ancak ahireti bundan. Bu duanın karşılığı olarak müstesna kılan Rabbimizin o hitabına muhatap olan İbrahim. Rabbimiz bu duayı, bu hitabı kabul etmiş, aynı zamanda bu mücadelenin karşısında yer alan ve bu mücadeleye duyarsız kalan insanların Allah’ın rahmetinden nasiplenemeyeceği ve ağır bir azapla karşılaşacağı hükmünün kendisine verildiği İbrahim.
İnkar edenler Rabbimizin kendilerine vermiş oldukları nimetlere nankörlük etmişlerdir.
Rabbimizin kendilerine sunmuş olduğu imkanlara nankörlük etmişlerdir ve bu inkarların neticesinde ağır bir azapla ahiret azabıyla karşılaşacaklardır.
İlk Yorumu Siz Yapın