"Enter"a basıp içeriğe geçin

Nasyonalizm I İnsanın Anlam Arayışı 12 | Dost TV | 19.10.2022

Nasyonalizm I İnsanın Anlam Arayışı 12 | Dost TV | 19.10.2022

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=RRm1hbp2S8k.

Değerli dostlar DostTV Dostefem ortak yayında canlı olarak yayınladığımız insanın anlam arayışı programına hoş geldiniz. Allah’ın selamı rahmeti bereketi hepimizin üzerine olsun. Öncelikle Yüce Rabbimize, Yüce Yaradanımıza, Hamd ve Sena, Resulü Ekrem Efendimize de Salat ve Selam ile programımıza başlıyoruz. Bugün sizlerle nasjonalizm denilen diğer bir tabir ile bilinen tabiriyle tabi ki ulusculuk, kavmiyetçilik veya milliyetçilik dediğimiz kavramı konuşacağız. Milliyetçilik 1789 Fransız ihtidariyle başladığı kabul edilen bir akım.
Her milletin, her ulusun, her kavmin kendi kaderini kendi tayin etmesi, kendi devletini, yönetimini kurması esasına dayalı. Her bir milletin üstünlüğünü, diğer milletlerden üstünlüğüne de varacak şekilde yorumlanan bir yönü de var. Tabii ırkçılığa kadar varan bir yönü de var.
Bugün bu konuyu yine her zaman olduğu gibi Dumlu Pınar Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Hadis Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Dinişleri Yüksek Kuruluğu Üyesi olan Prof. Dr. Halis Aydemir hocamızla birlikte konuşacağız. Hocam hoş geldiniz, sefaya getirdiniz. Hoş bulduk, merhaba efendim.
Merhaba. Hocam milliyetçilik, tek tip bir milliyetçilik akımı, tek tip bir milliyetçilik tarifi olmadığı söyleniyor. Liberal milliyetçilikten, sol milliyetçiliğe, kültürel milliyetçilikten, siyasal milliyetçiliğe kadar farklı milliyetçilik türleri var.
Ama genelde bildiğimiz insanların kendi milletini, kendi ırkını diğer milletlerden üstün görmesi veyahut da kendi milletinin üstünlüğü, yücelmesi için çalışma gayreti olarak kısaca özetleyebiliriz. Tabii milliyetçiliği oluşturan unsurlar var, din, dil, ırk şeklinde. Bu unsurlarla beraber bir milliyet tarifi de yapılıyor.
Dolayısıyla sorumuza da geçelim o halde. Millet mefhumunu her şeyin üstünde tutan bu nasyonalizm fikri, milliyetçilik fikri insanın hayatının gayesi olabilir mi? Bir kıymet midir? Ferdin, ailenin hatta insaniyetin de üzerinde? Teşekkür ediyorum.
A’udhu billahi min ash-shaytanir rajim, bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbin, Rabbana atina milledun ka rahmeten, ve hayy elena min emrina rashada. Ama aynı tür olarak yani biyolojik olarak aynı türdeniz. Rengimiz biraz farklı. Dillerimiz farklı ama dil ile konuşan dilimiz Allahü Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki Ey a’yuhannas ey insanlar, inna rabbakum muhed, sizin Rabbiniz. Ve devamında buyuruyor ki La fadla li arabiyyin a la acemil, bir arabın acemin a la arabiy. Bir acemin de yani Arap olmayanında, Arap olana bir üstünlüğü bir diğerine herhangi bir üstünlük yok.
Makul olan da bu değil mi? Yani insanlık tarihinde renklerinden ötürü söz gelimi yakın bir geçmişte Darwinist bir rup diyerek ve dahası bunu bir doğal seleksiyon gibi görüyor. Yani üstünse doğal bir süreç. O zaman hatta Darwin kitabında çok yakın bir gelecekte diyor. Yani 50 yıl gibi bir beklenti olarak yazıyor.
O bakımını nasıl elemin edici? Ortadan kaldırıyor. Yani üstün olan zayıfı boyut itibariyle ırkçılık adeta meşru bir zemine oturtulmuş. Yani doğa kaldırılmayacağı kadar üretiyor ama fazlalığı da… Üstün görmeye başlayınca diğerini de yok etme düşüncesine yöneldiğini görüyoruz.
Dilerlemeli, diğerinin önü kesilmeliydi diye düşünüyor. Peki öyle bir şey var mı? Yani Afrika’dan insan koyar gibi insanat bahçesine, kafeslere koyup onları gelip gidip yemler oradakiler böyle düşünüyorlardı. Yani bu bir alt kademede kalmış. Bizim kademde yine sözüm ona bilimsel bir zemini kendisine edindi ve yakın bir zamana kadar bunu yeryüzünde tatbik etti.
Hala da kalkmış değil aslında. Mesela Amerika’daki siyah beyaz gerginliği Avrupa’da da yine şu zamanda bile. Yani alttan alta belli bir şey yürüyor. Adı konmamış bir üstünlük anlayışı var. Bir başkası da kendi inancı dolayısıyla lokal bir inanç edilmiş ve diyor ki bu ırk üstündür diyor.
Veya ne bileyim o görünüm dolayısıyla biz üstün bir ırkız diyor ise kudret bir. İşte hakkın seslendiği bir belgeselde şöyle izlemiştim. Siyahilere veya hani işte zenci falan diyorlardı. İşte karası beyazı hepimiz aynıyız.
O gözle baktığım için böyle size bu kadar imkanlar sununduğu halde kiliseyi tercih etmiyorsunuz da camiyi tercih ediyorsunuz. Müslüman oluyorsunuz. Biz kiliseye de gittik. Ama kiliseye girince işte ilerledik baktık. Beyaz adam kendisine bir şekli sarı sarı bunları şekillendirmiş. Gah resim yapmış çizmiş, gah büste döndürmüş muhabbedin içeriye.
Baktık yani burası beyazların dini gibi. Beyazların yeri tanrıları beyaz. Dolayısıyla kendimizi o aya ait hissetmedik. Ama camiye gittiğiniz zaman orada ne beyazı var, bunun ne karası var. Duvarda baktığınız zaman hepinizin Rabb’i birdir diye yazıyor. قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَلْ Orada kendimizi diğerleriyle ortak aynı Rabb’in, aynı ilahın kulları olarak bulabildiğimiz için
Cenab-ı Hak ayette ne diyor? اِنَّ هَذ۪ي اُمَّتُكُمْ اُمَّتًا وَحِدًا Sizin bu ümmetiniz var ya tek bir ümmettir esasında yani. Çünkü aşağıdan yukarı doğru getirdiğinizde birin birin böyle yapı yapı aile diyelim. Aileden işte mahalle oluyor, mahallinde bir kimliği var. Şehir oluyor, şehrin de belli bir akraba yakınlığı olabilir.
Ülke oluyor, insanlar, dil efendim şekil bunlar. Hepsi Cenab-ı Hakk’ın tayin ettiği ve kodladığı süreçler ve ayette Cenab-ı Hak bunları benim gücümün kudretimin bir yansıması diyor. وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسَنَتِكُمْ وَالْوَانِكُمْ Yani dillerinizin farklılığı Allah’ın kudretinin bir sonucudur.
Renklerinizin farklılığı Allah’ın kudretinin bir sonucudur. Gökleri yeri yaratması nasıl Allah’ın ayeti ise size böyle farklı farklı renkler, şekiller, suretler vermesi de Cenab-ı Hakk’ın kudretinin bir sonucudur. Olaya böyle bakıp hepimize onun وَاِمْ مِّنْ شَيْءٍ إِلَّا آتِ الرَّحْمَنِ عَبْدًا Hiçbir şey yok ki Rahman’ın kulu olmasın. Hepimiz kulluz ve kullukta eşitiz.
Bu perspektif insanlığı aynı potada, aynı zeminde, aynı safta, hani beyazıyla, siyahıyla, burada pek yaşadığımız bir şey değil ama diyelim ki hareme gittiğimizde, hacca gittiğimizde, yan yana durduğunuzda şöyle ufaktan bakıyorsunuz. Teniniz tenine değiyor değil mi? Secdede birbirimize sokuluyoruz. Orada anlıyoruz ki yani Yaradanımız Rabbimiz, yegane tek bir ilah.
Onun mutlak üstünlüğü var. Onun haricinde hepimiz birbirimizin aynısıyız, kullukta eşitiz. O yüzden kelime-i tevhid sadece Cenab-ı Hakk’ı birlemenin değil, Cenab-ı Hak’tan gayrısını da eşitlemenin bir ifadesidir. Bizi Yahudilikten ayıran budur. Onlar, sözüm ona Cenab-ı Hak diyorlar ki ”nehno biz ebnaullahi Allah’ın oğullarıyız ve ahıbbâuhu” sözüm ona Cenab-ı Hak bir, ondan gayrısı herkes kul mu? Yok. Sadece Cenab-ı Hak bir, ona Allah demek her iki yönünü çalışıyor. Yegane tek bir ilah Allah, onun haricindeki her şeyi mâni abdâ, Rahmanın önüne kul olarak gelmeyecek hiçbir şey yoktur. Buna Mesih de daha, buna abdâ-nillâhi, Mesih Allah’a kulluktan yahut mukarrabi melekler, Cenab-ı Hak’a kulluktan yükselmezler. Onun huzurundaki kulluğuyla aynı anlamın üzerine düşüyor. O yüzden tevhid inancı ve karşılık bulan diğerlerine, söz gelin Yahudilikte öyle bir durum yok. Ayrıca halklı bir kul. Evet, yani kuldan öte bir durumdalar.
Yani aslında tevhid inancı, ruhu ve tesanüdü de oluşturan ortaya… Bunu akide olarak benimsemenizi istiyor sizden. Yani eğer buna yansınız. Allah bir ama bizler zenkilerden üstünüz, şunlar şunlardan üstün, biz Allah’a daha yakın. Cenab-ı Hakk’ın ulûhiyetinin tekliği yanı sıra ulûhiyetten belli pay almış. Üzerine gölgesiz… Olmuş olmak bakımından yaratılmış, olmuş olmak bakımından herkes eşit. Herkes eşit. Herkes yaratılmış çünkü var.
O gün ruh da, melekler de saf halindeler. Öyle. Farklı farklı böyle hani yetkileri kendinden menkul. Konuşamazlar. Bu kadar Cenab-ı Hak bütün kullarından, hepsinden ve yaratılmışlar, hepsinden ap ayrı budur. Ama bunu taksim ettiğinde, meleklere işte ulûhiyet atfettiğinde kızı ayrı isna ederek Cenab-ı Hakk’a yemadığında yahut bir halkı işte nehmişarbulluah biz Allah’ın halkıymış oluyorsun. O tevhid aslında tevhid olmaktan öte bir durum. Farklı bir şey yok. Şimdi insan tanrı Allah olduğu gibi aynı zamanda insanları milletler ve kabileler halinde amacını da söylüyor. Allah-u Teala insanların için milletler ve kabileler husumet beslesinler, savasınlar diye mi gayesini yüce yarattı? Değil tabii. Çünkü aynından başka farklılığımız da var. Ondan daha önce erkek kadın diye farklılığımız var değil mi? Cenab-ı Hak buyuruyor ki eğer farklılıklarımızı hani bugünkü tabirle zenginlik, birbirimizi tanıma, insanın kalıbından diğerini yaratmıyor. Hiçbir insanın böyle parmak, ruhu, genetiği bile aynı olsa bir bakmışsın Allah Azze ve Celle ona aynı genetikten farklı bir ilgilendirmeye yol açıyor. İlahi Kudret’in böyle yarattığı bir süreçte bizi de yarattığı bir tasarrufu olarak gören anlayış,
hayatın mozaikinde her rengi ilahi bir tasarruf olarak öngörmeye çalışıyor. Öteki diş olarak üstünlük öngörmeye çalışıyor. Diğerine bunu bir basmış. Şu oben sizi halklar, vakabayla kabileler yaptık. Niye? Litaafu. Tanışasınız diye. Bir şeyimizi görmemizin ya bunun da saçı böyle, bunun da teni böyle, bunun hayatın içerisinde var. Hani sen de şöylesin, ben de böyle. Oturup bunları konuşuyoruz değil mi?
Hatta iklimin farklılığı bile muhabbetimize konuyor. O zaman birbirimize anlatacağımız, konuşacağımız, paylaşacağımız, birbirimizi görmekten zevk alıp gidiyoruz. Onlarda şöyle yiyecekler var. Biz de özlüyoruz. Onlar bizim farklılıklarımızı görmeye geliyor. Biz onların, o insanların konuşmalarını dinlemek, aa ne kadar da farklı demek. Bunları böylesine zevye, bunu bize tanıtmışken bu şeyi tam tersine çevirip,
buradan bir düşmanlık peydahlamak. Diğeri aşağı düşük, yok edilmesi gereken, imha edilmesi gereken bir şey. Ama şöyle de bir boyutu, yani bu kötü okuma biçimi böyle. Peki iyi okuma biçiminden gidersek, o da Cenab-ı Hakk’ın bizi sağladığı farklılığı da reddetme noktasında değiliz. Yani kavimleri reddedelim, böyle bir farklık, üstünlük farkı yok diyoruz ama çeşitlilik var elbette. O zaman hangi düzeyde bunu sahipleneceğiz? Diğerine üstünlük noktasına taşımadan, sorumluluk noktasında aidiyet olarak öngöreceğiz. Sözgelimi ailesine bir kimsenin aidiyeti başka ailelerden daha öncelikli. Nasıl öyleyse, hani adam diyor Hz. Peygamber, bir dinarım olsa kendini harca. Bir tane dinarım daha olsa, işte hanımına harca, çocuklarına harca. Böyle genişletiyor daireyi, daha sorduğunda diyor ki fe ente ailemu veya absaru. Dahasını sen daha iyi bilirsin. Şimdi bu bizim aidiyet Rasulullah’a bile tebliğ vazifesini verince Cenab-ı Hakk ve endira şirateka’l akrabin, yakın akrabalarını inzal ettiği, oradan başladı. O zaman kişi elindeki imkanı en yakınından itibaren harcama önceliğindeyse,
gücünü, eforunu kendi ailesi, kendi mahallesi, kendi şehri, kendi ülkesi, kendi milleti buna karşı bir sorumluluk ile bir ve beraberlik oluşturuyor. Ama bu asla bir başkasını kendisinden daha düşük gören, onu imha etmeye yönelen bir yaklaşım değil. Ama kendisiyle, Fert’le de bir ilişkisi var. Yani sözgelimi, milliyetçi bir adam demek istiyor ki, benim en azından algım ile pozitif manada,
ben ferdi çıkarlarımı, efendim, milletimin çıkarlarına feda ederim. Tabii milletimin çıkarları benim şahsi çıkarlarımdan daha önceliklidir. Çünkü o toplumsal bir öncelik. Ama ben kişisel önceliklerimi öne çıkarır, toplumsal öncelikleri buna kurban edersen, o zaman işte ne oldun böyle bir adamdan milli bir duygu, milliyetçi bir duygu, efendim, Allah’ın kendisine ait olarak yarattığı o millete karşı sorumluluğuna dikkat ettiği söylenemez. Yani müspet bir milliyetçilik anlayışı, yani olumlu anlamda bir milliyetçilik anlayışına sahip olmak da mümkün bu noktada. Yani kendi milletini sevmek, kendi milletinin gelişmesini, milletinin birliğini, bütünlüğünü istemek, güçlenmesini istemek, bu anlamda müspet bir şey yani.
Hayır bence bir sorumluluk. Yani Allah’ın bir emaneti. Çünkü aynı ayette zikrediliyor. ”Halaknakum minze karinva olse” erkek ve dışıdan Allah’ın yaptığı bir şey. Dolayısıyla bana söz gelimi Türk olarak veya bir başkasına Arap olarak berikine hakkımızda dönüp bir Alman babasına sorduğu zaman bu Müslümanlar ne düşünüyor? Hani biz Almanları mesela.
Efendim Çinlisi yok evladım onlar bütün insanlığın bir anne ve babadan geldiğini. Öyle midir? Elbette öyledir. Ve kendi aramızdaki ilişkide ailemize karşı sorumluluğumuzdan yakına Cenab-ı Hak sorumluluk vermiş. Zekat bile verirken, infakta bulunurken bile önce kendi akrabası değil, sorumluluklar dağıtılırken bu rahim bağ üzerinden Cenab-ı Hak sorumlulukları dağıtmış ki.
Yani bu anlamda en yakından başlamak suretiyle ailesiyle ilgilensin. Bu anlamda bir sorumluluğu düzeyine taşımaktan söz ediyoruz. Yanı sıra elbette bir milletin Allah Azze ve Celle bir kimsenin yani bu anlamda bir sakıncı yok. Çünkü Cenab-ı Hak ne buyuruyor? اِنَّ اَكْرَمَكْمُ عَنْدَالُواْ اَلْاٰنُذُرُ Eğer takva sürecinde Cenab-ı Hakkın yolunda فِي سَبِيلِ اللّٰهِ
İlahi Kelime söz konusu ise bunu nesline aktarması, bununla iftihar etmesi, bunu kimlik hâline dönüşüldü uğrunda, ümmete hizmet noktasında beklemesi, bunlar hiçbir sorunlu şey, bunlar içerisinde efendim istediği, hepsinin bu uğurda var gücüyle, hepsinde öyleyiz,
dünyada bütün serhadda beraberce bir arada bulunabilen bu ruh ile zıtlaşmamış. Tabi bu İslam milliyeti olarak tanımlayabileceğimiz ve ümmetçi hizmet olarak tanımlayabileceğimiz asla dikkate almayan, tamamen dine dayalı, itikada dayalı bir milliyet birliği, üstünlük sağlayacak olan tek unsur takva oluyor. Takva nedir hocam?
Takva süreç belli, yegâne tek bir yaratan var. Yaradan Allah Azze ve Celle katında, yaşamdan sonra, hayattan sonra belli bir fark oluşuyor aralarında, neye bağlı olarak? Cenab-ı Hakk ile bir etkisi kalmıyor. Cenab-ı Hakk tekrardan bizi dirilttiğinde فَلَا اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَ اَذٍ Birbirlerini arayıp sormazlar da, benim dayım nerede, amcam nerede, kardeşim nerede,
herkesin o gün bir derdi var, münasebetimiz. Burada Allah’ı tanıyan, seven ve sayan bir yaklaşım, saygı, hayal. Cenab-ı Hakk ile bu ilişkiyi kim ne kadar içten ve sahi yaşıyorsa, biz buna takva diyoruz. O kişi Allah’a, ve bu fark, işte insanların ahirette Cenab-ı Hakk’ın huzurunda ortaya çıkacak olan adı, bizim ardında herhangi bir çabamızın, gayretimizin olmadığı ne erkekliğimiz ne kadınlığımız biri, herhangi bir üstünlük olmaz. Bu anlaşılabilir bir şeydir. Ama kişinin kendi sahi gayretiyle bu uğurda malını vermiş kimleri canlarını Cenab-ı Hakk’ın uğurunda feda ediyorlar. Onların Allah Azze ve Celle dönüşmesi, bu zaten hayatın esas anlamı. Demin geliştirdiğinizde, kişinin kendi ulusunu katmaz. Çünkü bu hayatın kendi içindeki bir çeşniden ibarettir. Herkes bunu yaparsa dünelerimizden ibarettir. Ve sınırlı ve süreli bir yolculuk, sonrasında hepimiz toprakta eşitleniyor. Sonuç veren ve kalıcı bir sonuç veren bir şeyse, işte bu takva, insanın erkek de olsa kadın, Allah’ın yaptığı bu tasnifte, ona farklı vermiş ötekine farklı, birini erkek diyenin dişi, bunları temenni edip durmayın. Bir ricali nasibun min maktese bu erkeklerin de kadınların da kazandıklarının karşılığı vardır. Ben zenciyim diye Cenab-ı Hak bana 0.5 katı savye celle uğurunda o sevgiyi, o aşkı yaşadım mı, herhangi bir insan, ne kadar Cenab-ı Hakk’ın katında ben de sahibim. İşte İslam’ın gelmesiyle birlikte Sümeyye’ler, Bilal, Habeş’i’ler kara bir kimseydi. İslam öyle bir dönemi kapattı ki bunlardan önderler çıkardı. Ve demin okuduğumuz veda hutbesindeki Le fadla ya Rabbi yine ala acemi. Ne bir arabın acemi. Aslında yani insanın kendi ırkını, soyunu, nasibini, millet kendisinin içinde bulduğu şartlar, kimlikler, bunlar aslında alt kimlikler.
Dolayısıyla kendi kalbi ve çabasıyla elde etmiş olduğu kimlikler olması lazım. İtikatlar şeklinde tanımlayabiliriz. Dolayısıyla insanın üstün olan saygısı, hürmeti olması gerekiyor. Aslında yani bu ırkçılığın, ırkçılık, milliyetçilik anlayışı bu dünyaya çok acılar yaşatmış.
Başta da söylediğiniz aslında nedenlenen birisi de bu ırkçılık üstün ırk anlayışıydı. Dolayısıyla aslında ırkçılık, ırkçı düşünce bir diğer yani kendisine düşman oluşturan bir anlayış. Dolayısıyla bunun böyle bir anlayışın dünya yüzür getirecek anlayış dediğiniz gibi tevhid inancıyla bütünleşmiş olan İslam akidesi, İslam inancı bütün insanları, İslam’a göre toplumları bir arada tutan temel unsur bağ nedir bu konuda?
Rabbimizin tek bir ümmettir. Ve enâ rabbukum. Ben de sizin Rabbinizim. O ifadedeki sıcaklığı görüyor musunuz? Sıcaklıkum ummeten vahide. Siz tek bir ümmetsiniz. Ama biz kalabalıklar halinde. Ama biz de tekiz Rabbinizim. Fa’budûni. Dolayısıyla bana kulluk edin. Benden gayrı sizin bir ilahın ile insanlar arasındaki eşitliği sağlamaya girişse de
model, temel anlayışla yani tek bir yaratıcının, tek bir anne babadan yarattığı diğerini tutturamıyorsunuz. İşte bakmışsın bunu en çok savunuyor ama bir üstünü silmek istiyor. Aile kurmaya yanaşmıyor. Onu böyle görmüyor çünkü.
Görünürde belki şey yapsa bile, esas da arka planda buna dair hep birlik bir sığınacağı ve gerçekten kardeş olarak birbirlerini sarıp sarmalayacağı işte Kabe’nin yani Allah’ın Hazreti Adem’e bahşettiği o gen zenginliğinin bir dünya insan orada bir araya geliyorlar. Ama hiçbirimiz kendimizi diğerine ben bir anlık asla düşünmediğimiz huzurunda el bağlayıp aynı safta aynı hizada o konuşuyor. Demek ki biz efendim aynıyız Rabbimizin huzurunda eşi kapanıyoruz. Bunu biz gerçekten yaşıyoruz.
Evet yaratıcımız bir ama diğeri belirle çıkamamış görünüyor ve bunun ne zaman alevlenip yani çok da renk şekil ırkçılık düşünce çok da böyle hani birbirine arası açık, kara beyaz olması gerekmiyor. Bunlar gidiyorlar Afrika’ya mesela orada diyorlar veya alınları biraz çıkıp belikler öyle. Aslında siz uzaktan baksanız her ikisi aynı yani kapkarı insanın üstünsün deyip ellerine silah verip bunları yıllarca savaştırabiliyorlar. Yani bu o kadar korkunç bir için fitilini ateşini yakmak en güzel de nereden yakılıyor toplumları birbirine düşürmek için bunlara da siz üstünsünüz diyerek. Böyle bir yaklaşım ile ümmetin birlik ruhunu yok. Türklerden ayrısınız siz Arap’sınız siz söylesiniz siz böylesiniz diye. Onlarda Arap ve Arapça bir şablonu bir kez farklı bir isim üzerinden yapıp ümmetin birliğini ortadan kaldırdılar.
Yani kendi kurgu aslında hala bunun üzerine kurulu hala. Ulus devletler. Evet ulus devlet fikri yoksa görünümlerimiz şekillerimiz kültürlerimiz. Bunlar özgürce biz yaşadıktan sonra bunlardaki özgürlük gerekmiyordu. Yüz yıllarca Osmanlı reayesi içerisinde bırakın Müslüman olanı gayrimüslim olan zarar görmedi mahrumiyete uğramadı.
Ama kendi hakim oldukları bölgede çocuklara kendi diller insanlık arasındaki eşitliği sözümü onu anlatmaya çalışıyor satmaya çalışıyorlar. Evet insan, nasjonalizm dediğimiz milliyetçilik akımı da bahsettiğimiz gibi Avrupa kaynaklı birbirine düşman edici bir özelliği var. Zaten ortaya çıktıktan sonra da birçok imparatorluklar Osmanlı imparatorluğu da dahil.
Ve Batı hala bunu dediğiniz gibi insanları ayrıştırmak, birbirine düşman etmek. Büyüklerimizdeki terörün kaynağı da böyle bir ırkçı milliyetçi anlayışın neticesi. Bu konuda… Bir şeytan.
Diyor, ”Khalaqtaniminnarin” beni ateşten yarattı. Alıyor, ”Ara’aytaka hadalladhi karran ta’alayya” ”Şu bana üstün tuttuğuna bak” diyor. Veleklerin Hazreti Adem’e secdeye davet edilmesi, yaratılışına, böylesi bir hazırlık ile Cenab-ı Hakk’ın tasarrufuna, yani insanların ırkçı yaklaşımları sadece birbirlerini ezmekte görülebilir.
Diyelim, bir ailenin bir çocuğu var. Çocuk belli bir yaşa kadar geliyor, 5-6-7 yaşlarına. Ve artık böyle bakıyor. Bakıyor, anne-babanın ilgisi ona yönelmeye başladı ve ona hasmanleşmek zorunda artık. Hazreti Adem’in oğulları arasındaki yaşanan durumda da benzer bir şey var. Vecidinin yaratmasına siz rezerv koyabilir misiniz? Allah şimdi Hazreti Adem’i yarattı. Ama iblis ve kendilerine dil verdiği, şekil verdiği, kültür verdiği, ya da benimseyemeyeşimiz, ya da buna karşı hazımsızlığımız söz gelimi duyuyor farklı. Halbuki ona karşı bir hazımsızlık değil, bu hazımsızlık, ona bu dili konuşturan bu hazımsızlık. Cenab-ı Hak böyle diyor, ”Bu benim ayetim.” diyor. Dolayısıyla yani aynı otobüste aynı baklidiliği, zenginliği görelim ve bunu zevkle, keyifle yaşayalım. Bunun bir müziği var, bunun bir efendim, ”Ben ateştenim.” diyen gelip insana da diyor ki, ”Sen şöylesin, öteki böyle, sen ona karşı üstünlük de etme.” Ona dinini yaşamasını, inancını yaşamasını müsaade etme. Elinde varsa gücü illaki bilmeye güçlü olabiliyor. Ama Allah’ın katında kimler adil olarak ellerindeki imkanı Cenab-ı Hakk’ın yarattığı… Fiddin, yani dinde bile dayatmayı Cenab-ı Hak reddetmişken, bunu başka araç çekildi, kültürde, dilde vesaire… Hayır. İnsanlar Cenab-ı Hakk’ın yarattığı halde ve celle onlara bu özgürlükle birlikte sorumluluğu da verdi ve hesaplarını kendileri Cenab-ı Hak konuşabiliriz, paylaşabiliriz, onları dinleyebiliriz. Ama asla onu olursa olsun, hakkı olamaz. Evet. Hocam çok teşekkür ediyoruz. Ağzınızda sağlık. Yani kabilesi, ırkı farklı diye bir toplumu ayrıştırmaya kalkışmak, ölmeye kalkışmak, toplumu terken bir şey, milleti farklı diye ayrı bir devlet, ayrı bir hakimiyet alanı oluşturmak, böylece birbirine düşecek, terörize edecek bir anlayış, İslami bir anlayış değil. İslamiyet tam tersine, insanların kardeş anlayışı ortaya koyuyor. Hocam vaktimizde… Sözlük süreci tersine çalıştırmalı. Evet. Tekrar ırksal farklılıklar var değil mi? Ama buna rağmen siyasi birlik kuruyor, daha rahat dolaşılamış, tecrübe etmiş, bir demir yoluyla bunca başkenti baştan sona değil mi? Bir insan buradan mümkün olan en geniş coğrafyada birlik oluşturup, kartondan, duvarlardan bizim hem insanlık paydasında ve ondan daha özel olarak, dindaşlarımız olarak, İslamiye beğenerek, iftiharla yaşadığımız böyle bir geçmişimiz var. Dolayısıyla herkes birbirine kapıyı kapatırsa, ekletmek, aralarına belli bir sınır ve üstüne belli bir adalet ekmek, işte bu şeytanın yapmak istediği.
Çok teşekkürler, ağzınıza sağlık. Allah razı olsun.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir