"Enter"a basıp içeriğe geçin

Felsefe Nedir ? Neden Önemlidir ?

Felsefe Nedir ? Neden Önemlidir ?

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=y6lIHnNKtcA.

Şimdi şöyle bir kaç tane problem var. Yani birincisi felsefe nedir zaten çok bariz bir problem. Hani felsefe hakkında olumlu olumsuz tartışan insanların kafasında bir felsefe tanımı olmaması veya o tanımın gerçekten felsefe denen konuya dokunmaması ilginç bir husus. Yani felsefe iyidir diyor, felsefe nedir diyorsun, felsefe kötüdür diyor, felsefe nedir diyorsun. Bir şey yok. Şimdi ben çok önemsiyorum şey, bizim felsefe adı altında okuduğumuz konuları işte biliyorsunuz filozofları falan filan bunları önemsiyorum. Sosyal bilimleri hakeza çok önemsiyorum. İşte sosyal bilimler nedir? Hani konuşturacağız konuşmadan önce ne konuştuğumuzu bilelim bir şablon oturmuş olsun diye. Söylüyorum işte sosyal bilimler nedir? Tarih, iktisat, dinler tarihi falan filan. Bildiğiniz aslında o sosyal, şöyle diyeyim aynı tanım kendini içermesin işte psikoloji de bunlardan biri gibi dahil oluyor. Aslında her şey filan gibi oluyor. Pozitif bilimler biraz daha tanımlanabilir olduğu için. Onun dışında kalan her şey biraz daha sosyal bilim gibi filan ele alınıyor. Bu bir bilim midir yani? Sosyal bilimler gerçekten bilim midir? Mesela tarih bir bilim midir? Yani bilimle kastedilen şey bizim anladığımız fizikteki gibi bir şeyse tabi ki değildir.
Ama bilimselleştirilebilir mi? Sosyal bilimler bir kısmı bilimselleştirilebilir. Yani buna müsaittir en azından. Atıyorum psikolojide böyle kör bir deney yapabilirsiniz. Düzgün bir deney yapabilirsiniz veya sosyolojide anket çalışması ve benzeri farklı yollardan yapabilirsiniz bunları. O yüzden bilim şeyine komple itiraz da etmiyoruz yani sosyal bilime bilim denilmesini. Bence bilimselleşme sürecinde zaten bunlar çok böyle hani gittikçe bilimselleşen bir yönü var. Burada ne konuşacağım yani felsefe neden önemli? Ben felsefe deyince ne anlıyorum onu da bir söyleyeyim. Ben felsefe deyince baya insan fikrinin tamamı gibi falan bir şey anlıyorum. Hani şöyle aslında normalde daha zihnimde hani sofistike felsefe deyince anladığım şey soyutlama. Yani nesneyi soyutlayarak algılama, olayı soyutlayarak algılama ve benzeri gibi bir şey anlıyorum.
Ve bunun böyle dini olabilir dini olmayabilir falan bir net şablonu yok hepsi şey. Ve önemli bir mevzu yani çünkü genelde felsefe hakkında yazan yazarlar çok iyi yazarlar oluyor. Yani çok iyi yazar olmadıkça soyutlayamıyorsunuz zaten. Bunu misal olarak nasıl anlatabilirim? Siz yani bir şeyi nasıl öğrendiğinizi düşünün tamam mı? Bir olayı biliyorsunuz tamam mı? Bu olay nasıl sizin için şu an? Kendine özgü ve biricik.
Anlayabildiğiniz kadar nüfuz edebildiğiniz kadar olayı görmüş oluyorsunuz. Ama böyle çok detaylı bir bakış yapmadıkça anlayamıyorsunuz. Bir trafik kazası düşünün mesela. Veya işte ne bileyim bir öğrencinin başarılı olma hikayesi. Bir tanesini biliyorsunuz sadece. Bir öğrencinin başarılı olma hikayesini bildiğiniz zaman oradaki kabiliyetiniz ölçüsünden neden başarılı olduğunu anlayabiliyorsunuz. Ama birden fazla öğrenciyi bildiğinizi düşünün. Yani siz 20 tane öğrencinin hikayesini biliyorsunuz. Bunlar nasıl başarılı oldular?
Tabi burada hikayeler çeşitlenmeye başladı değil mi? Kimisi böyle çok iyi bir ortamda büyüdü başarılı oldu. Kimisi kötü bir ortamda yani kötü şartlar içinden çıktı başarılı oldu. Farklı süreçler yaşadılar işte ne bileyim farklı yaklaşımlar geliştirdiler. Bakıyorsunuz mesela 20 örnek buradan şeye çıkmaya başlıyorsunuz. Genelleme ve soyutlamaya çıkmaya başlıyorsunuz. Mesela diyorsunuz ki hepsinde ortak gördüğüm özellik nedir benim 20’sinde beraber? İşte azimlilerdi mesela. Bir misal olsun veya iç motivasyonluydular. Dış motivasyonlu değil. Yani dışarıdan birilerinin gaza getirmesiyle değil kendi içlerinden bir motivasyonla hareket ediyorlardı falan. Bakın bir anda 20 öğrenciye çıktığı zaman siz ortak özelliklerden bir soyutlamaya çıkmaya başladınız. Değil mi? Bu soyutlama şey. Biraz daha böyle her adamın yapamayacağı bir iş. Biraz daha dikkatli filan. Şimdi mesela şöyle söyleyeyim.
Elimde atıyorum 250’ye yakın seri katil profili. Bakıyorum şu an mesela Türkçe’de de çok fazla eser var. Hiç soyutlama yapılmamış. Yani bir adamın öyküsünden başlamış ve bitmiş. Bu adam işte canavar, manyak falan filan. Ya bunun soyutlamasına çıkılmıyor hiç. Kolay kolay. Ya bu adam neden mesela şiddete meyilli? Neden 250? Bunların hepsinde ortak olan özellikler neler? Farklı olan özellikler neler? Aslında bu söylediğim felsefe değil. Bu söylediğim sosyal bilim.
Yani teker teker olaylar var. Üstünde sosyal bilim var. Sosyal bilim bunları böyle derleyip toplayıp bir veri haline getiriyor size. Mesela psikoloji formunda. Bir veri haline getiriyor. Mesela insan yetersizlik hissettiğinde, bir ortamda yetersiz olduğunu düşündüğünde, içinde öfke duyar. Değil mi? Mesela bunu size hissettiren insanlara öfke duyarsınız falan. Ya bu biraz daha sosyal bilimsel bir çıkarım. Çünkü birden fazla örneği istiyor sizin önünüzde.
Felsefe, bu sosyal bilimlerden gelen birinin bir tık daha soyutlanarak, daha da üst basamağa soyutlanıp, genel şablonlara dönüşmesi gibi oluyor. Yani siz burada yetersizlik duygusunu bir sürü örneği üzerinde inceleyip, bir üstte yetersizliğin oluşturduğu düşüncelerle ilgili bir şeyler söylediniz psikolojide. Felsefe bunu bir tık daha yukarı taşımaya çalışıyor. Ve daha da geniş bir soyutlamayla duygular hakkında konuşmaya başlıyor.
Yani insan duygularının mahiyeti falan filan. Bilmem ne. O yüzden bu örgü önemli. Ve tabi ki soyutlamanın miktarı arttıkça yanılma payı artıyor. Yani siz bir biyografi hakkında yanılmazken kolay kolay, onu soyutlamaya geçtiğinizde yanılma ihtimaliniz artar. Ama o soyutlamayı yapmadıkça öngörebilme ihtimaliniz yok. Yani siz atıyorum Ted Bundy’nin hayatını biliyorsunuz. Ted Bundy’nin hayatından yola çıkarak öngörde bulunamazsınız. Ya bu çocuğun gidişi kötü. Mesela bir çocuk gördüğünüz ve bu çocuğun ciddi problemleri var. Filan gibi bir şeye çıkamazsınız Ted Bundy’den. Ama Ted Bundy ve benzeri 250 kişiden yaptığınız o ilk soyutlamayla, ya dersiniz ki bu sıkıntılı. Yani işte ne bileyim hayvanlara eziyet etmeyi seviyor, işkence etmeyi seviyor veya işte ateş yakıyor. Ya bu problemli bir çocuk yani. Bunun bir şekilde ele alınması lazım ve ne bileyim incelenmesi lazım falan. Veya düzeltilmesi tedavi edilmesi lazım. Bir sıkıntısı var bu çocuğun. Bakın burada size bunu söylettirebilen şey, öngördürebilen şey, bir soyutlama yapmış olmanız. Genel geçer bir genelleme yapabilmiş olmanız. O yüzden bu nesneler tek tek olan örnekler biricikken, bir tık soyutlamaya çıkıldığında bir şey kaybettirip bir şey kazandırıyor. Bir, kesin doğru olma ihtimalini kaybettiriyor. İki, öngörebilme ihtimalinizi arttırıyor. Her soyutlama böyle. Felsefe bunun en üstündeki soyutlama. Tabii ki yanılma payı o zaman biricik örneklerin incelemesinden daha fazla.
Felsefenin yanılma payı elbette sosyal bilimlerin yanılmasından daha yüksek ihtimal. Çünkü daha fazla soyutlama yapmış. Bunun bir tık üstünde belki daha da geniş soyutlamalar, daha büyük böyle sistem, mesela sistem filozofu diyorsun diğerine normal filozof. Neden sistem filozofu pek çok bağlantıyı kurabilmeye çalışıyor? Yani burada duyguya almış mesela bir soyutlama olarak. Duygu şöyledir diyor. Öbür tarafta anlamak, düşünmek, akıl yürütmek falan filan bunu almış. Buradan da en tepeye kadar bir soyutlama getirmiş. Ve bu ikisini de birleştirmeye çalışıyor, bir tepede sistem kurmaya çalışıyor. Bu çok daha kompleks bir iş. Tabii ki yanılma payı çok çok daha büyük. Ama daha meşakkatli. Şimdi insan kıyasetmeden öğrenemiyor. Yani bir de burada şöyle bir veri düzenli olması gerekiyor. Bizdeki bunu konuşmak lazım. En büyük problem şu. En yukarıdaki soyutlamayı konuşmaya çalışıyorsun sen tamam mı? Geliyorsun mesela bir sistem filozofunu anlamaya çalışıyorsun. Adam böyle dört kademe, beş kademe soyutlamanın üzerine bir sistem oturtmuş. Mesela Platon.
Senin bu soyutlama anlayabilmen için, yani bu adam bunu anlattı ama anlattığı şey artık aşağıdan normal insanın olduğu yerden çok yüksekte. Çünkü normal insan soyutlama yapmanın için en ters teker teker olayları biliyor. Kendi hissettiklerini biliyor falan. Şimdi sen o adamın aşağıya kadar inen soyutlamasının sebebini, o teker teker nesnelerini bilmedikçe bu adamın söylediğini anlayamazsın. Bizde ne yapılıyor mesela? Platon’a anlatılmaya çalışıyor. Bu mümkün değil. Ben hep söylüyorum ya bunu bu mümkün değil. Siz Platon’un mümkün değil anlayamazsınız.
Adam aşağıda hangi zeminden çıkardı bu soyutlamayı? Hangi örnek skalasından aldı bunu? Yani mesela atıyorum, Aristoteles kadınlar hakkında konuşurken, Platon kadınlar hakkında konuşurken örnek skalası neydi? Bunun için bakacaksın. O toplum neydi ya? Kadından nasıl bakıyordu o toplum? Kadına zaten kötü bakıyordu. Sürtüklü kötü bakıyordu. Yani ben bunu daha önce işte bizim Homer videolarında söyledim. Kadın ele alınırken, Yunan mittenlerinde tamamen kesinlikle normal bağlamsa olumsuz sıfat eklenir peşine. Eğer olumlu bir şey söylenecekse, yani işte adam mesela karısına aşık ve bir şiir yazacak. Veya karısına aşık birisi bir kadından bahsediyor. Yani iyi bir evliliği var filan. Burada da övgü kadın cinsine değil, Afrodite ya da aşka gidiyor. Yani kadını olumlu ele almanın muhtemelen geleneksel olarak kınandığı bir toplumda adam bu soyutlamayı yapıyor. E şimdi o zaman bu zemini bilmeden onun soyutlamasını anlamak mümkün değil. Bu bağlantı koptuğu zaman işte yukarıda o felsefi saçmalama dediğimiz var ya,
sürekli felsefe safsata değildir diye. Gerçekten felsefe safsata değildir. Ama felsefe okuyan çoğu kişi saçmalar yani. Çoğu saçmalıyor. Kapının arkası var mı falan hani felsefe budur filan diyor. Felsefe bu olsaydı dünyanın en ahmakça şeyi olurdu. Kapının arkası var mıdır, işte ben var mıyım acaba belki burası içeri orası dışarı falan. Bu tarz saçmalama aslında burada şöyle oluyor. İnsanlar sağduyuyla felsefe okuyanların genelde saçmaladığını söylüyor ya, bunda haklılar. Çünkü gerçekten felsefe okuyanlar saçmalıyor. Yukarıdaki soyutlamayı öğretiyorlar felsefe bağlamında. Yani ben diyorum ki kültürün tarihi yapılır felsefenin tarihi yapılmaz diye. En tepedeki o soyutlamayı öğretiyorlar. Adam da o soyutlama tabi ki en anormal noktaya gelmiş ve hani sanki zeminden kopukmuş gibi anlaşılabilecek, saçma sapan yerlere hamledilebilecek bir yöne gelmiş artık orada. Ve oradan yanlış anlıyor yani. Bilmediği için yanlış anlıyor konuyu. O yüzden halk da diyor ki kardeşim bu adam hani felsefe okuduğunu falan söylüyor, bir şeyler söylüyor ama ben işte aşağıda bakıyorum şeylere, teker teker nesnere, bunun anlattığı gibi bir şey yok dünyada. Bu saçmalıyor diyor. Sağduyu olarak söylüyor bunu. Genelde halkın sağduyusu şeydir yani insanların sağduyuları nı ciddiye almak gerekir. Yani bir şey sağduyuya uygun değilse genelde yanlıştır. Genelde kahireksele eti. Çünkü insanlar şeyi hissederler ya bu saçmalıyor. Hani nerede hata ediyor?
Bunu inceleyemem hani bunu inceleyecek vaktim yok bunun saçmalamasının nerede olduğunu. Ama saçmaladığı belli diyor yani. Bu örgü önemli. Yani aşağıda düzgün veriler, o verileri düzgünce tasrif edeceksin. Yukarıda işte sosyal bilimler dediğimiz bir katman. Onun üstünde felsefe dediğimiz bunu artık en soyut noktaya taşıma ve ön görebilme şeyinin artması, kabiliyetinin artması. Mesela buna bir misal daha vereyim. Tarih okuyorsun mesela. Neden tarih okuyorsun yani ne anlamı var tarih okumanın? İşte tarihi olaylar kendisine has biricik midir yoksa tekrarlanır mı tarih? Bu bir tartışma değil mi felsefede yapılan bir tartışma. Aslında az önce anlattığımız örnekte biz bunun cevabını verdik değil mi? Büsbütün tekrarlanmaz ama benzer nitelikler gösterir. Peki burada tarihin önemi nedir? Ön görebilme şeyi yani bir öngörü sağlamasıdır değil mi? Yani tarih boyunca da böyle olmuş bugün de muhtemelen böyle olur. Bu öngörüyü sağlamasıdır tarih okumanın amacı.
Bunun için birden fazla örnek mesela en altta konuştuğumuz gibi birden fazla örneğin incelenmesi gerekir. Yani siz mesela bir ülkenin tarihini iyi biliyorken aslında burada öngörü de bulunamazsınız. Çünkü kendine has biricik bir şey biliyorsunuz. Ama birden fazla ülkenin tarihini bildiğinizi düşünün mesela İbn-i Haldun’un mukaddimesi nasıl? Bir sürü ülkenin tarihini karşılaştırıyor. Oradan yukarı doğru tık bir çıkışta yapıyor ve diyor ki şöyle olduğunda ülkeler iyi gider böyle olduğunda kötü gider. Burada bir soyutlama yaptı İbn-i Haldun ve bu yüzden neden sosyolojinin kurucusu ünvanını hak etti? Yani bunu biz vermiyoruz, Batıl’lar da veriyor yani. Ona bu ünvanı. Neden? Çünkü pek çok farklı ülkenin tarihini kıyaslayıp ondan bir tık soyutlama yaptı. Bu önemli işte. Ve bunun üzerine mesela belki bir tık daha onun üzerine bir tık daha soyutlama yapılsaydı. Biz burada sosyoloji dedik neden sosyal birimde bıraktık bunu bir tık daha soyutlasaydı bunu bir tarih felsefesi diyecektik.
Mesela bunu hegel yapmaya çalıştı. Tarih şöyle devinir bunun işte ontoloji ile birleştirmeye çalıştı bir sistem filozofu olsun diye. İşte Geist’in kendini gösterme biçimidir falan filan bir şeyler dedi. Ve burada bir felsefi bir tık daha soyutlamayla yukarı çıktı. Hatta belki iki tık daha çünkü bir sisteme de bağlamaya çalıştı onu. Tarih felsefesi dediğimiz sosyolojinin de soyutlanması aslında. Ve öngörme şeyi ve daha geniş aralıkla konuşma şeyi arttı. Ama doğruluğu da azaldı. Değil mi? İbn-i Haldun da öyle. Yani siz bir ülkenin tarihini bildiğinizde aslında bilgi miktarınız daha net güvenilir. Daha güvenilir en azından yani full güvenilir değil ama daha güvenilir. Ama soyutladığınızda artık ortak özellikleri almaya çalışıyorsunuz. Bununla ilgili bilim felsefesinde veya işte epistemolojide ne tartışıyor? Şu tümevarımın imkanı. Tümevarım ne demek? Tek tek mesleler var. Ve siz bunların yani tek tek mesela deney örgüsü gibi düşünün bilim felsefesinde.
Bunu attım düştü, attım düştü, attım düştü. Bu atınca düşer. Yani 10 tane örneği aldınız. Tümevarımda yukarıda bir şeye çevirdiniz. Bir bilgi çeşidine çevirdiniz genelliyerek. Tümden gelin de yukarıdan aşağı doğru. Burada aslında şöyle yapılıyor işte bu iş. Hani ben bilginin oluşması ve öngörebilmesi diyorum ya. Attım düştü, attım düştü, attım düştü, bunu atınca düşer. Yukarıda bir şeye düştünüz, kaydeye çıktınız, buna tümevarım dediniz.
Bu kaydeyle öngörde bulunuyorsunuz. Mesela diyorsunuz ki bu sodaya attım düştü. Yukarıda işte bu neden düştü? Hacmi olan nesneler işte veya ağırlığı olan nesneler düşer falan. Buradan silgiyi de atsam düşer. Kalemi de atsam düşer. Bakın öngörde bulunmaya başladınız. Aşağı doğru tekrar bir önceki şeyi buradan aldığınız ışığı projektörle önünüze doğru yansıtmaya çalıştınız. Bu iş aslında bunun için önemli. Evet sizden gelen bir şey var mı bakalım.
Yani ben en azından felsefeyi böyle anlıyorum. Felsefe dediğimde bunu kastediyorum. Disiplinlerin üstünde değil, disiplinleri birleştiren, toparlayan, kurgusal bir husus olarak anlıyorum. Mesela aslında bunun bir benzeri nedir? Mesela İslam tarihinde kelamdır. Yani yapılmaya çalışılan şey nedir? Aşağıdaki veriyi kelamda yukarıda toplamaktır. Bir sisteme çevirmektir. Mesela sisteme çevirdiniz. Aşağıdaki veriden yola çıkarak bir şeyleri sisteme çevirdiniz. Ve ondan sonra sisteme çevirdikten sonra artık o projektör öne yansıtır. Ve kelama göre aşağıdaki veri de değişmeye başlar. Değil mi? Mesela fetva değişir. Kelami kaygıdan dolayı. Kelam daha üste bir ilim olarak görülür mesela. Bunu böyle çok her adam anlamaz. Bunu söylendiğinde mesela yine tenkit edilir. Mesela Gazali söylediğinde mesela çok tenkit ediliyor. Kelam ilimlerin en üstündür. Falan. Dediğinde çok tenkit ediliyor ama aslında haklı Gazali. Bir de işte bu problem var. Yani oraya kadar soytladınız, çıktınız oradan öne doğru projektör yansıttınız.
O noktada sizin ne yaptığınızı anlamayan insanlar bunu saçma bulur. Yani o projektörün gösterdiği görüntüyü saçma bulabilir. Bu çok oluyor. Yani Gazali mesela bunu söylediğinde işte kelam bilmeyenin, mantık bilmeyenin ilmine güvenilmez falan mealindeki sözleri söylediğinde. Aslında tenkitler genelde o soytlamaları hiç yapmayan şeyden. Ve aslında şeyleri de böyle. Atomize diyorsun yani her şeyi tek tek anlıyor. Tek tek.
Yani mesela adam benden fazla incelemiş olabilir. Ben 250 tane seri katil profilini inceledim diyorum mesela. Adam da 500 tane incelemiş olabilir. Yani daha fazla çalışmıştır bu konuya. Ben çalıştığım süre kısa. 2,5-3 ayım almıştır benim epitopu. Ama adam mesela 500 tane incelemiş fakat hiç birleştirmemiş olabilir. Bu çok yaygın yani. Hiç birleştirmemiş olabilir bu öyküleri. Mesela atıyorum seri katillerin iradesi var mı? Sorusu kafasında bir soytlama olarak benim kafamda bu hep var.
Yani her okuduğumda var bu soru. Ben burada zaten soytlamanın başlığını önden açmışım. Bütün verileri oraya göre tasnif ediyorum okurken. Var mı yok mu var mı yok mu var mı yok mu filan. Bu adam bu soytlamayı hiç açmadıysa okuyor geçiyor. Onun için birer öykü aslında 500 farklı öykü. Birleştirmediği sürece o bilgi birikimi bir anlam da ifade etmiyor. Teker teker nesnelerin bilgi birikimi daha yüksek bir bilgiye ulaşmıyor. Birleştirmediğiniz sürece. Birleştiriyorsunuz hata edebiliyorsunuz.
Mesela atıyorum ben 250 tane inceledim ve birleştirdim. Dedim ki kardeşim bu böyledir. Yani bir genellemeye çıktım. Mesela başka bir adam şunu diyebilir. Kardeşim senin incelemediğin 100 tane daha var. Senin söylediğin şu yanlış bu veriden dolayı. Yanılma payı neden yüksek? Bundan dolayı yüksek birleştirirken. Çünkü bütün örnekleri kuşatmak imkansız. Dediğim gibi her soytlama bir hata payı. Bir yanılma payını arttırma faaliyeti aslında. Tabii tabii yani tek parça okumak yani o işte tek atomize deniyor.
Atomize okumaya her şey atomize. Ayetler de mesela böyle adam bakıyor. Yani ayetin literal o tek cümlesinden ibaret. Ve bunun üzerinden mesela girişebileceği bütün faaliyetleri giriştiğinde işi kotaracağını veya istediğini söyletebileceğini filan düşünüyor mesela. Bu aslında o işte o okuma tipi. Yani tektir bu bir anlam bütünlüğü içinde değildir. Diyor tek bu parçayı anlarsam ben Arapça kayda getiririm. Oradan onu getiririm. Buradan bunu getiririm. Ve bu parçayı anladığım zaman anlamış olurum bu meseleyi diyor.
Bu bir okuma tipi. Bence şey değil yani yorum açısından da zaten işte bugünkü metodolojilerde çok böyle tercih edilen bir şey değil. Yorum faaliyet açısından. Felsifi, felsefe ve sosyal videoların kitapları Türkçe okumak o alanda bir şey kaybettiririm. Ya ben şöyle şimdi bakın bunun iki yönü var. Birisi bu dil şeyini tamamen küçümseme değil. Birisi de böyle dünyanın en önemli şeyi yapma filan gibi bir şey var.
Ben mesela tercümesi olan, düzgün tercümesi olan hiçbir kitabı İngilizce okumam. Kolay kolay. Yani çok İngilizce için söylüyorum bunu özellikle. Yani çok kötü tercümesi olacak, eksik tercüme etmiş olacak filan olacak. Ben orada çünkü lafız üzerinden bir şey anlamaya çalışmıyorum. Genel muhtevayı anlamaya çalışıyorum. Onu da olmazsa çünkü ben bir Türk İngilizce eser okudum. Söyle de iki tane Türkçe eser okurum. Daha fazla okurum yani. Bu tekil örneklerin sayısını arttırmak benim açımdan okuma açısından çok önemli bir faaliyet.
Yani ne kadar fazla örnek o kadar iyi. Ama bir yerde şöyle oluyor. Dil neden önemli? Bir yerde artık örnek alamamaya başlıyorsunuz. Yani örnekler, skalanız eksik kalıyor. Dil eksikse. Yani mesela gene yakın dönem olduğu için zihnim sürekli orada ve örnekler oradan geliyor. Mesela seri katillerin şeyleri. Biografi demeyeyim de iç durumları yani bunu psikolojileri, kendilerini ifade etme biçimleri filan.
Bununla ilgili Türkçe bir şey yok. Hiç bir şey yok Türkçeye. E o zaman ne yapacaksın? Mecburen İngilizce bileceksin. Bununla ilgili mesela adamların mektupları var, defterleri var, yazmaya çalışanlar var, röportajları olanlar var. Ve bunlar hep İngilizce veya İngilizce tercümeli. Mecburen bunu bilmek zorunda kalıyorsun işte. Yani dil aslında burada seni zorluyor mecburen buraya geçmek için. Yoksa işte ben bu kitabın Türkçesi var, İngilizcesinden okumam da Türkçesinden okumam. Ha şimdi bittim filan. Bu biraz abartılı.
Ha şey beyfazarı bulamadım ya kızılayı. Ariste olmazsa mantık olmazdı. Ya boş konuşma o ya. Başka biri şematize ederdi onu yani. Şimdi şöyle insanların doğal olarak yaptıkları faaliyetler var. Ve bunlar şematize edilir. Bazı zihinler tarafından. Ariste bunu yapmıştır mantığa yani. İnsanların doğal olarak kullandıkları çoğu şeyi sistematik bir şekilde göstermiştir. Aslında mesela bu İmam Şafi’nin fıkıh usulüne yaptığı şeye de benzer. Yani insanlar İmam Şafi fıkıh usulünü yazmadan önce fıkıh usulü yapmıyorlar mıydı? Yapıyorlar tabii ki. Ama bunu şematize etti. Tabii şematize ederken biraz daha bütün fıkıh usulü tartışmalarında hepsini kuşatan bir şey ortaya koymak imkansız. Kendi kanaatince bir fıkıh usulü şematize etti. Ama ilk şematizasyonu İmam Şafi yapmış oldu. Onun gibi düşünebilirsiniz yani. Aşağıda değişen biri tekrar kelam tarafından incelenir mi? İşte aynen. Yani şunu diyorsun projeksiyon yapıldı, veri verildi ve buradaki veri kelama göre şekillendi. Bu veriyi tekrar alıp tekrar şey yapar mı? Evet. Yani bence yapması gerekir. Ama peki bu işin değeri ne olur? Siz böyle anlatınca bir zanaatten farklı bir şey gibi gelmedi felsefe. Öngörü yap. Öngörü de bulundur. Bakın öngörü de bulunamazsınız. Soyutlama yapmadıkça öngörü de bulunamazsınız. Daha geniş öngörüler de bulundurur.
Yani şu an bu soyutlamaları biz yapmadığımız için adamların öngörülerine göre konuşuruz. Mesela ben diyorum ki, mesela orientalizm serisi çektik biz. Ve dedik ki, bak kardeşim biz bu soyutlamayı yapmadık. Adamlar yaptı soyutlamayı ve kendi verileriyle yaptılar. Yani kendi bilgileriyle yaptılar, kendi bilgi çeşitleriyle yaptılar bunu. Ve tak diye bize de projektörü onlar tuttu. Ve daha doğrusu biz onların projektörüne mecbur kaldık. Biz yapmadık çünkü bunu. Ondan sonra ne oldu? Onlara uyan bazı şeyler, genellemeler bize uymadı. Mesela kültürler arası psikoloji bundan ortaya çıktı. Demek ki adamlar psikolojiyi onlar yaptı. Güzel bir şekilde. Ve o psikolojiyi tak diye çevirdiler bize de. Bütün coğrafyaları sadece bize değil bütün dünyaya çevirdiler. Asya’ya da çevirdiler, bize de çevirdiler. Ve biz o soyutlamalarla, atıyorum Avrupa menşeli veya daha da dar Avrupa’nın içinde daha da dar bir Kuzey Avrupa diyelim mesela.
Menşeli veri tablosundan çıkan soyutlamayı bütün dünyaya çevirdi. Çünkü bütün dünya bunu yapmadı. Onlardan daha doğrusu adamlar da çevirmedi. Biz onlarınkini bize çevirdik veya işte Çin kendisine çevirdi onu. Ama sonra bakıldı ki mesela özellikle ellilerden sonraki yıllarda, Kültürler arası psikoloji diye bir şey var. Yani bütün insanlığın verileri aynı değilmiş. Yani bu veri bizim verimizle aynı değilmiş. E ondan sonra Kültürler arası psikoloji işte şu an çok gelişmekte olan bir branş gelişmeye çalışıyor. Yani bu önemli, bu çok önemli. Anladınız mı? Yani Marx mesela bütün dünya tarihini açıklayan o işte çok geniş soyutlamasını yaptığında hangi örneklem üzerinden konuştu? Hangi örneklem üzerinden konuştu? Kaç tane ülke gördü Marx? Eee anladınız mı yani bu çok şey. Önemli bir husus.
Yani bu aslında Asronomi ile din arasındaki ilişki. Ben bunu böyle çok çalışmadım. Çok iyi çalışanlar var. Ama bununla ilgili olumsuz yazı çok okursunuz. Ya şunu şey yapmak lazım. Bugünkü şeyle düşününce baya anakronik oluyor o olsun. Çünkü asronominin sadece asronomi olmadığı dönemler var. Yani asronominin astroloji olduğu dönemler var. Yani astroloji deniz nedir? Yıldız bilimi, yıldız üzerinden kehanette bulunma ve aşağı doğru bir şeyler söyleme. Gizem kültürlerinde, eski ilk çağ felsefelerinde filan çok yaygın bu. İşte hatta şeyde okudum geçen. İşte Pütölemayn şeyinde asronomi olmadığım bundan işte şu şekilde de kehanet yapılıyordu falan gibi. Biraz bu ikisi tam ayrılmamış. Ve adam da ayıramayan da çok ciddi tenkit etmiş. Yani genelde eskilerden okuyacağınız şeyler bu ikisinin ayrımı hakkında çok böyle şey olunmadığını hissettiriyor size. Yani işte mesela diyor ki yıldızlara bakmak diyor şöyledir filan diye mesela işte. Ama orada kasıtçı aslında astrolojiyi tenkit etmeye çalışıyor gibi. Yoksa işte dünyanın biçimini anlamaya çalışmayı tenkit ediyor mu bilmiyorum. Belki de ikisini bile birleştirip çorba edip de atan vardır. Yani bugün olduğu gibi mesela. Oluyor yani çünkü bu birleştirip çorba gibi atan oluyor. Onun sözü ulaşıyor sana filan. Sen diyorsun ki ya şöyleydi filan. Ama işte Gazali diyor ki bu tarz adamların özellikle loji olan kısmı diyor ya, astronomi olan kısmıyla ilgili söylediklerini şey yapmayın, tenkit etmeyin milleti şey yaparsınız diyor. Dinden soğutursunuz, dinin bir cahilik olduğunu düşünürsünüz filan diye daha önce okumuştuk. Gazali ile ilgili pasajlarda. Çok böyle tam ayrılmadığı dönemler yani bu astroloji, astronomi ayrımı çok yakın dönemde yani. Dünya tarihinin çok yakın döneminde yapılmış bir ayrım. Önemli de bir ayrım, çok önemli de bir ayrım yani onu da söyleyeyim. Modern felsefe okumaları da gelecek mi?
Yani ben şöyle bunu çok samimiyetimle söylüyorum. Antik, çağdan itibaren bunu getirmiyorsanız modern felsefeyi anlayamayacağınızı düşünüyorum. Genelde anakronik birkaç meselede konuşuluyor sadece. Ben getiririz yani konuşma niyetim var istiyorum da şu an aktif olarak okuduğum şeyleri niye anlatmak istemiyorum ama gerçekten net anlaşılamadığını düşünüyorum yani.
Bir Yunan mantığı, Yunan’dan sonra Roma mantığı, bunların tarihiyle işte Hristiyanlık nedir abi bu çok önemli yani. Sen şimdi Deckard’s hakkında konuşacaksın da ya Hristiyanlık nedir, bunun kaç mezhebi vardı, sokaktaki Hristiyan nasıl düşünüyordu Deckard’s’ı varken. Hani bunu böyle çok anlamadan ben bir şey anlayacağını düşünmüyorum. Yani yukarıdaki adamın soyutlamasıyla alakalı konuşmuş olursun ama aşağıdaki veriyi bilmiyor olursun. Ben bunu bayağı önemsiyorum yani.
O yüzden mesela kültür tarihi diyorum ya sürekli felsefetari değil kültür tarihi çünkü o adam o felsefeyi bir zeminden çıkardı. Bu zemini anlamadan anlayamazsın. Şey de öyle yani mesela daha iyi zeminini bildiğim örneklerden sürekli şey yapıyorum da pilotoğlan anlamak için gerçekten o toplumda aristokrasinin ne olduğunu biliyor olman lazım. Bunu bilmiyorsan sadece boş konuşursun yani. Bomboş konuşursun yani ve işte savaşları filan Sparta ile Atina arasındaki savaşı filan bilmeden
mümkün değil yani anlamam. Mümkün değil. O yüzden bir de gelmesi lazım yani bunun tarihi seyri geldikçe böyle basa basa gider. Öbür türlü boş konuşursun. Yani yapılsa yapılır konuşulsa konuşulur ama şey olmaz. Evet yani okullarda bağlamından koparılarak anlatılan felsefe çöp olduğu için filozofları da öyle zannediyorlar. Halbuki kafaları en sistematik çalışan adamlar bunlar aynen öyle. Yani işte mesela şey Dekarso’nun Kogitos’u mesela işte ne oluyor biliyor musunuz ya böyle
o soytlama anlaşılmayınca somutmuş gibi birisi abamlaşıyor yani işte. Düşünüyorum o halde varım e ne diyor bu adam düşünmüyorsun o halde yoksun düşünmek çok önemlidir falan. Ama bunun hiç alakası yok bu adamın söylediği şeyleri. Yani düşünüyorum o halde varım düşünmek çok kıymetli bir şeydir. Hiç alakası yok bunu bunu söylediği ile. Adam tartışılmaz bir bilgi kaynağı bulmaya çalışıyor. Yani bir bilgi olsun ben ona güveneyim. Hiç bir şekilde ondan şüphe edemeyeyim ve bunun üzerine felsefemi inşa edeyim diyor. Ve her şeyden şu metodik şüphe deniyor buna. Ya işte mesela madde var ne bileyim belki de yok işte ben rüyadayım şu an. Bu bir şüphe be bunu aşamıyorsun madde var cümlesiyle filan. Herif kendi özelliğinden yani içeriden ben şu an düşünüyorum ve bundan asla şüphe edemem. Şüphe etsem de gene düşünüyorum filan. Ve tamamen zihinden doğan kendi içinden doğan bir fikir ortaya atıyor ve bunun üzerine bir sistem yerleştirmeye çalışıyor.
Yani hiç kuşkusuz bir nokta bulmaya çalışıyor kendisine. Aslında düşünüyorum o halde varım varlığı düşünmesi üzerinden ispatlıyor. Olmasaydım düşünemezdim filan. Yani şey mi oldu anlatamadım bilmiyorum ama oraya geçmeye çalışıyor. Sen bunu alıyorsun tamam şimdi orada o soyutlamanın mantığını hiç anlatmamışsın. Adam kötücün hipotezi var orada işte rüya şeyi var filan kendine böyle çok ağır şüphe kriterleri koyuyor. Ve bütün bu kriterleri aşan bir nokta bulmaya çalışıyor. Ve şüphe edemeyecek tek bilgin orada düşünmesi olduğuna varmaya çalışıyor. Sen bunu burada alıp da bu soyutlamanın şeyini yapısını ki bir de şu var neden böyle bir bilgiye ihtiyaç duyuyor. Bak bu da işte mesela kültürel yönüne muhtemelen bunun tarihi arka planı var şeyi var filan. Önceki tartışmalarla bağıntısı var bilmem ne. Ve bunun üzerinden böyle bayağı bir bilim sistematiği kriterizm felsefe dediğin bir yapı ortaya koyuver. Çok önemli bir şey yaptığı ve dünyayı da şekillendiriyor onu söyleyeyim.
Bir de bu çok ilginç bir şey insan öyle bir varlık ki. Yani ben bunu şeyde de çok şaşırmıştım. Mesela kafasına duruyor bir şeyler kuruyor adam yani. Mesela şu an bir evin içinde oturuyor bir yerde birisi. Kafasında bir şeyler kuruyor dünyayı şöyle anlamalıyız diyor. İşte bu ağacın şeyi şöyle olmalı falan filan. Bir yani bir sistematik hayatı anlamlandırabileceği bir sistematik bir perspektif oluşturuyor. Ve bu perspektif adamdan 100 yıl sonra dünyayı şekillendiriyor. Yani senin evinde oturup sadece düşündüğün şey gerçekten dünyayı şekillendiriyor.
Tabii bu idealistlere göre. Mataryalistlere göre, biraz daha Marxist bakışa göre. Decarcin oturup onu evde öyle düşünmesinin sebebi iktisadi gelişmeler filan. Bu da başka bir bakış ama etkiliyor dünyayı gerçekten etkiliyor. Onun evde düşündüğü şey ve kitaba yazdığı o işte çok soyut çok az kişinin anlayacağı şey belli bir süre sonra bütün dünyayı değiştiriyor. İnsan çok acayip bir potansiyeli içinde barındıran bir varlık.
Bu ilginç bir şey. İnsan ilginç bir potansiyeli içinde barındırıyor gerçekten.
Bir sonraki videoda görüşürüz kardeşler. Kendinize iyi bakın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir