"Enter"a basıp içeriğe geçin

Homeros kimdir ? Sözlü Kültür Nedir ?

Homeros kimdir ? Sözlü Kültür Nedir ?

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=gZasu0lybLk.

Size dejavular yaşasıyorum. Nasılsınız kardeşler? Kardeşler bugün bunu anlatacağım inşallah. Zaten ben YouTube’da ne fark ediyorum biliyor musunuz? Çoğu kanal aslında mesela bir şey anlatmaktan ziyade bu bilgisayarı kullanmayı bildiği için YouTube’a video çekiyor.
Biz böyle öbür ters tarafından gelen olduğumuz için böyle bir acayip problem açıyoruz ama en azından YouTube’a video çekmenin ne kadar zor bir şey olduğunu anlayın. Ben şunu mesela 20 dakika konuşup dolan video olmamış tüh filan deyip tekrar çektiğim milyon tane video oldu insan acayip gıcık kapıyor. Şu an nasıl görüntü sesmez bilmem ne? O kadar da şey anlatmıştım ha. Hepsini tekrar anlatacağım merak etmeyin. Tekrar anlatacağım çünkü derli toplu olsun istiyorum. Çok derli toplu çalıştım bunu. Tekst oluşturduğum ilk video olabilir. Metin halinde hepsi elimde. Koca koca bir sürü makale okudum. Kitap yaptım yani makaleleri öyle söyleyeyim birkaç tane kitap filan okudum.
O yüzden derli toplu olsun diye çok uğraştım o yüzden derli toplu olsun diye bir daha anlatacağım aynısını. Aynı videonun içinde. Antik Yunan’la ilgili işte Antik Yunan’ın önemi nedir filan filan bunları önceden anlattım ben videolarda. Düzgün mü şu an? Sestir bilmem nedir filandır filandır bunlar düzgünse tekrar anlatmaya çalışacağım çünkü. Olmadı bu da kötüyse normal rutin canlı yapacağım yeter. Demek ki canlı yayında ders yapmak benim harcım değilmiş diye düşüneceğim. Görüntü ses düzgün. Bundan sonra ekranım açık bu tarafa da bakacağım. Demek ki ben böyle adamlar yayın yaparken sürekli kenara filan bakıyorlar ya. Ondan bakıyorlarmış benim gibi 20 dakika konuşup da fark etmemek için. Lan 20 dakika anlattım ya. OBS’den öyle bilgisayarı kapatıp açmaya benim harcım değil. O bana yüksek kalıyor ben bilgisayarı komple kapattım.
Eski televizyona vurarak düzeltenler okuşak pisiz işte. Kumandayı bacağına vuranlar. Evet kardeşler tamamen aynıda anlatmamış olacağım biraz daha akıcı ve hızlı bir şekilde anlatabilirim. Az önce tekrar anlattığım için hızlıca anlatayım. Şimdi o meros kimdir? Bunu nereden biliyoruz? Ne zaman yaşamıştır?
Ne zaman yaşadığına dair bilgimiz Herodot’dan dedik. Herodot, Homeros ve Hesiodos benden 400 yıl önce yaşadılar diyor. Milattan önce 850 filan ediyor Herodot 450 yılında yaşadığı için. Ama Hesiodos’un daha sonra yaşadığını biliyoruz. Yani bu bilgin net bir doğru bir bilgi değil. Hakeza, İlyada ve Odesya’nın yazarlarının farklı olma ihtimali var. O yüzden bu bilgi şüpheli bir bilgi. Genelde 850, 800, 750 milattan önce tarihlerine tarihleniyor Homeros.
Bu kör şair metaforundan bahsetmiştik. Kör şair nedir? Birincisi, dedik ki antik toplumlarda bizimkinden farklı olarak şiir, masa başında yazılan bir iş gibi algılanmıyordu. Kehanetle sürekli iç içe algılanıyordu. O yüzden orada şair denildiğinde kastedilen şey bizim burada anladığımızdan farklıdır. Anakronik yorumlara düşmeyelim. Dedik. Kör şair metaforu nereden geliyor?
Şair, kehanetle sürekli iç içe ve sizin ulaşamadığınız bilgi kaynaklarına sahip olma iddiasında. Sizin beş duyuyla algılayamadığınız şeyleri algılayabildiği, haber alabildiği iddiasında şair. Burada körlükle ilişkilendirilmesi neden? Çünkü onun bir duyusu eksildi ve o duygunun yerine işte bu bilgi kaynağına sahip olduğu gibi bir metaforik şey var bu antik toplumlarda. Hatta bugün de var kehanet. Yani bugün şiirle kehanet biraz daha ayrı eski toplumlara göre. Ama bugünkü kahindeki iddiaları üzerinden gittiğinizde aslında Homeros metinlerindeki şair, kahin şeyini biraz anlayabilirsiniz. Yani oradan mesela benim babavanga mıydı bugün mesela bir kahin gibi bir şey onun da kör olduğunu insanlar. Kör bir adam mesela. Bu daha kolay ünleniyor, daha kolay ilgi çekiyor yani. Peki bu kör söylemi nereden çıkıyor?
Bu kör söylemi Odysseya romanın içinde Demodocus diye bir şairden bahsediyor Homeros. Ve bu şairin kendisini sanki anlatıyormuş gibi bir düşünce. Hakikaten ben de okurken öyle hissettim yani. Buradan yol açıklıyor. Hani körlük herhalde kendisi özelliği gibi filan. Ama biz İliada ile Odysseya’nın yazarı bir mi aynı kişi mi onu bilemiyoruz. Bununla ilgili tartışmalar var. Bunlardan bahsedeceğim. İlk dönemden itibaren de kuşkuyla karşılanmış. Mesela Samsatlı Lukyanos bunun doğru olmadığını söylüyor, kör olmadığını söylüyor. Ama bu bize neyi gösterir? O dönemde buna itiraz edilmesi ilk dönemden itibaren böyle inanıldığını gösterir. Peki nerede yaşadı Homeros? Nereliydi? Ionyalı olduğunu kesin biliyoruz dedik. Ama yani antik Yunan şehirlerinin tamamında neredeyse Batı Anadolu’da da, Yunan coğrafyasında da Homeros’a ait türbeler ve kutsal adleden mezarlar vardı. Yani her şehir Homeros’un kendisine ait olduğunu, kendisinden olduğunu iddia ediyordu. Bunlara ilgili iki tane şehir çok ön plana çıkıyor dedik. Birisi Kyos, birisi Simirna. Yani bugünkü Sakız Adası ile İzmir.
İkisinde tercih edenler var. Özellikle Kyos da Homeros Oğulları diye bir geleneğin devamı bu iddiayı güçlendiriyor. Yani Homeros Oğulları diye bir şehir geleneğinin devamı var ve bu Platona kadar devam eden bir süreç. Yaklaşık 400 yıl boyunca biz en azından devam ettiğini biliyoruz ve belki daha sonra da bu iddiayı güçlendiriyor bu durum. Homeros’un Ion olmasının önemi nedir?
Helenler işgalci pozisyonunda, İlyada da akalar yani. Ve Homer gene de akaları överek yazıyor. O zaman biz icra edildiği ortamın ne olduğunu düşünebiliriz. Yani Homer masa başında yazılan bir metin değil, icra edilen, söylenen, anlatılan bir sahne. Yani sahne gibi düşünmek de çok bugün sağlıklı olmayabilir ama daha kolay anlamanızı sağlar.
Aristokrat meclislerde ya da bazen festivallerde okunan bir şiir ve icra edildiği toplum önemli. Yani siz bir sahnede bir şey ortaya koyarken icra ettiğiniz toplumun siyasi belleklerini, onları çok gıcık edecek şeyleri söyleyemezsiniz. En azından akalara icra edildiğini biliyoruz bu bağlamda. Peki Homeros problemi? Şu an düzgün müyüz? Kafamızı karıştırma.
Kafamızı karıştırma. Temiz değil mi yayın? Evet. Tamam düzgünsek devam ediyoruz. Şimdi Homeros problemi diye bir problem var ve bu inanılmaz derecede domine etti bir dönem akademiye.
Hatta bunu Azrairat naklediyor. Diyorlar ki Homeros üzerine çalışıyorum falan. Homeros problemi mi? Kırk bincil kitap falan diye. Hakikaten de böyle. Yani Homer metni üzerine yapılan çalışmaları anlattığımda metniin önemini kavrayacaksınız inşallah. Bu Homer problemi nedir? Dedi ki Helenler yani Yunanlılar ilk baştan beri Homeros’un gerçek bir kişi olduğuna inanıyorlardı. Yani bir şair olduğuna yaşamış bir şair olduğuna inanılardı.
Ama 1795 yılında Wolf’un bir kitabıyla, bu kitapta şunu anlatıyordu. Wolf, bu Homer’in içindeki 24 parçaya bölünmüş ki İskenderiyeliler döneminde bölünüyor bu 24 parça. Bu şiirlerin derleme olduğu, başka başka şairlerin şiirleri olduğu ve bir kitap haline geldiği. Yani bir Truvamity vardı ve biz bunu mesela bir kısmını derlenmiş bir şekilde bulduk.
Bu anlatıya gidiyor. Tabi bu anlatının sonuçları var. Yani Homeros diye bir şahıs hiç yaşamamıştır. Görüşüne yol açabiliyor. Truva diye bir şehir hiç olmamıştır. Bu tamamen bir efsaldir yani kurgudur, hayalden ibarettir. Gibi bir anlatıya sebep oluyor. Mesela 1850’de bir Alman’a gidip, bir Alman akademisine gidip sorsaydınız siz Homeros da böyle geçiyor falan. Truva şöyle olabilir mi filan. Bunlar hepsi efsali diyecekti size. Saçma sapan. Ve takipçileri de oluyor Wolfing. Sadece kendi sözünden ibarettir. Bu akademide tutan bir görüş haline geliyor. Akademi dışından, Shilliman isminde bir şahıs, ki bu şeye inanıyor. Yani Homer’e gerçekten inanıyor adam. Ve Truva’nın olduğunu düşünüyor. Hani Achilles’in var olduğunu düşünüyor vesaire. Bu adam inanıyor. Hatta mesela Yale Üniversitesi’nden bir şey, Kaan’dı söyledi. O şey diyor, mesela akademiden olmadığı için inandı buna. Yani cahil olduğu için inandı adam.
Çünkü o dönem toplum içinde bilgilik addeliden insanların bu konuda bir ihtilafı yok. Kendi kendine Truva’ya gidiyor. Truva dediğimiz bugün Hisarlık. Hisarlığa gidiyor, kazılar yapıyor. Yedi katman halinde Truva’daki kazılar. Ve bunun ikinci katmanında bulduğu altınları filan, Priam’ın hazinesini buldum. İşte bir maske buluyor mesela Agamemnon’un maskesini buldum filan deyip gayrimeşru yollardan Osmanlı’dan kaçırıyor. Ve Almanya’ya götürüyor bunları. Ve bu büyük bir sensasyon yaratıyor. Yani medyatik bir durumu var Şilliman’ın. Ve akademiyle de çatışma halinde. Yani akademinin net bir kabulü var bu konuda. Böyle bir olayın olmadığıyla ilgili. Ama Şilliman da böyle bir iddiada ve akademi sürekli yalanlıyor. Böyle kendi aralarında araba nasıl geçiyor ama. Evet. Akademiyle böyle bayağı böyle inatlaşmaya varacak bir aralarında problem oluyor. Hatta dedik ki Şilliman, akademiyen birisi kendisini itham ediyor, sahtekarlıkla suçluyor. Bir konseyi kendi parasıyla tutup Hisarlığa getiriyor. Ve Şilliman’ın söylediklerine karşı onları bir araya alıyor.
Birisi kendisini itham ediyor, sahtekarlıkla suçluyor. Bir konseyi kendi parasıyla tutup Hisarlığa getiriyor. Ve Şilliman’ın söylediklerine karşı ona atılan iftiralar yanlıştır diye açıklama yaptırıyor. Böyle bir şahıs, renkli bir adam. Ama her zaman böyle çok karalanıyor akademi tarafından. Şilliman hala anlatılırken sahtekarlıkları, hokkabazlığı, çabuk hemen ben buldum falan gibi yönleri anlatıyor ama Moses Finney, bu konuda ciddi bir adam yani antik Yunan tarihçiliği konusunda çok önemli bir adam. Ki kitaplarını okuyabilirsiniz biraz ağır olmakla beraber. Özellikle iktisat kitapları ağır ama Odysseus’un Dünyası isimli bir kitap var, güzel bir kitap. Orada şöyle diyor, hiç kuşku yok ki diyor, Şilliman aynı zamanda Yunan prehistorya arkeolojisinin babasıydı. Gerçekten de o bunu icat etti. Yani arkeolojik veriyle bu meselenin üzerine gitme. Çünkü Şilliman’ın tartıştığı akademisyenlerin çoğu filolog. Yani dil bilimci.
Bu işin arkeolojiyle yapılması gibi bir fikir, Şilliman’dan sonra patladı ve bugün hala deli gibi yapılıyor. Bir sonuca ulaştı mı arkeoloji dersek, bunu Metin’in tarihi bölümünde ele alacağım. Yani Metin’in geçirdiği tarih üzerinden tekrar konuşacağım bunu. Ama bu iş Şilliman’la başladı ve Şilliman gerçekten eğitim almamış bir adamdı. Sadece safi bir inançla. Ve Mykenaide de kazılar yaptı sadece.
Ama onun bu şeyi, akademide bunun gündeme gelmesini, özellikle Mykenaide bulduğu mezarlar ve benzeri, işte Hisarlık’ta böyle bir yer bulması yani yerleşim yeri bulması, bu şey görüşünü ortadan kaldırmaya başladı. Homer yaşamadı filan görüşünü ortadan kaldırmaya başladı. Bugün de çok fazla kabul edilmiyor. Bunu söyleyebilirim yani Homeros diye birisi hiç yaşamadı. Görüş çok kabul edilmiyor.
Özellikle, öncelikle Şilliman’la beraber ortadan kalktı. Yani Turva diye bir yer hiç yoktu. Efsane bu. Tamamen hayal ünlü, masabaşı kurgusu filan. Bu Şilliman’la biraz daha ortadan kalktı. Ama bir kişi bu Metin’i icra edebilir mi? Yani bu çok uzun bir Metin, İlyada dediğiniz Metin çok uzun bir Metin ve bir şair bunu nasıl icra edebilir? Yani sesli bir şekilde okuyor sonuçta bu şiiri. Hani masabaşı kurgusu değil dedik ya. Bu da problem hep kaldı. Yani bu tartışma devam etti.
Özellikle Rus Türkolog Vasili Radlov 1885’te şunu önerdi. Dedi ki Kırgız Türklerinin destanlarıyla, yani bunları inceleyelim biz Kırgız Türklerinin destanlarını. Çünkü orada hala sözlü gelenek devam ediyor ki sözlü geleneği açacağım birazdan. Kırgız Türklerinin destanlarını incelersek Homeros ile aralarında benzerlikler bulacağız. Ve bu bize bir çıkış şey verecek. Yani Batılar her zaman tabi bu sözlü gelenek çalışmaların hepsi Homeros probleminden doğdu. Yani bu Homeros üzerindeki çözmeye çalıştıkları problem aslında sözlü kültürün ne olduğunu anlamamızı sağladı. Ki bizde de çok yanlış anlaşılıyor. Mesela birazdan daha detaylı anlatacağımı anlayacaksınız. Mesela hadisler sözlü kültür yani yazılı olmayan her şeyin sözlü kültürü olduğu zannediliyor. Bu doğru değil. Sözlü kültürün kendine ait bir mantığı var. Birazdan anlatınca anlayacaksınız. Ve Radlov’un bu önerisinden sonra biz anlıyoruz ki bu dönemlerde artık bu biraz yerleşmeye başladı.
Biz bunu kıyaslayabiliriz. Böyle toplumlar var. Görüşü yerleşmeye başladı. Özellikle Amerikalı Milman Perry çok önemli bir isim. Çok erken yaşta ölüyor. 30 yaşında ölüyor. Ve bir doktora tezinde bu çalışmaların tamamını yerle yeksan ediyor neredeyse. Yani bu kadar kısa bir ömürde sadece bir master teziyle Antik Yunan tarihini baştan yazıyor neredeyse. Milman Perry 1930’da aslında Türk coğrafyasına gitmek istiyor. Fakat Ruslarla olan problemden dolayı o tarafa gidemiyor.
Ve Yugoslavya’ya gidiyor. Yugoslavya’da çok uzun destanların tekrar tekrar okunabildiğini müşahede ediyor. Bu önemli. Bir, çok uzun destanları tekrar tekrar okuyabiliyorlar. İkincisi çok uzun destanları anlatabiliyorlar. Yani oturduğu yerden bunu aktarabiliyor. Şiir inşa edebiliyor. Mesela burada… Tüh, bilgisini şey yapmamışım. İsim verebilirdim ama.
Sırf bir destan şeyi, Milman Perry’nin bu çalışmasında… Arada bir hafta boşluk var. O bir hafta boşluğu attığınızda iki hafta, aralıksız bir şekilde… Günde sabah ve akşam olmak üzere iki tane, ikişer saatten yani günde dört saat iki hafta boyunca… Homeros uzunluğunda bir metni kendisi inşa edebiliyor. Yani olmayan bir metni şiir şeklinde kurabiliyor. Ve bunları ses kaydı alıyorlar filan. Ve bundan sonra anlaşılıyor ki… Aslında bu çok inanılmaz bir şey değil. Yani Almanlara çok inanılmaz gelen bu durum… Akademisyenlere çok şaşırtan bu şey yani Homeros’u yaşamadığı dedirten şey… Böyle değil. Sözlü kültürde bu yapılabiliyor. Yani bir kişi Homeros uzunluğunda bir destanı… Kendi kendine oturduğu yerden söyleyerek şey yapabiliyor, aktarabiliyor. Bununla ilgili… Mesela şöyle bakalım… Thompson diyor ki…
1887 yılının 2 Ocak günü ile 15 Şubat günleri arasında Hırvat Ozan’ın… Agra’mda, İlyada ve Odesya’dan iki kat uzun bir dizi şiiri ezberden okuduğunu biliyoruz. Yani artık bu çalışmalar yaygınlaşıyor ve… Milman Peri erken yaşta öldüğü için bunu Lord diye bir arkadaşı devam ettiriyor bu çalışmayı. Yayın gene mi gitti? Nasıl kardeşler, ses düzgün mü?
Ya bu bilgisayar ısındı, ben anlamadım ya. Saçma yani. Tamam. Devam ediyorum kardeşler. Bundan sonra böyle mi yapsam ben ya? Mis gibi, vallahi istediğim gibi takılırım ha yayında. Ulan çok mantıklı geldi abi. Beni çok pisliğe alıştırdınız bence. Evet, devam ediyorum kardeşler. Şimdi… Yani biz buradan neyi anladık? Homeros’un… Hırvat Ozan’ın… Hırvat Ozan’ın…
Anladık, Homer… Şeyinde, yani Homer uzunluğunda bir metnin icra edilebileceğini anladık. Burada icra ile kastımı anlıyorsunuz değil mi? Yani… Bu metin ezberlenmiyor, ezberden okunmuyor. Baya durduğu yerden şiir şeklinde bunu ifade edebiliyor. Belki bu Anadolu’da şey geleneği var ya, yani çok aşırı benzemiyor bu ona onu söyleyeyim ama… Aşık atışması geleneği var ya… Yani adam şiirsel konuşabiliyor konuşurken.
Bunun gibi bir şey. Ve… Aslında bu bize İslam tarihinde bazı metinlerin de mesela anlaşılmasıyla ilgili bilgi verdik. Çünkü Homer’i anladığımızda biz aslında cahiliye toplumunu biraz daha anlayabileceğiz. Çünkü ben şunu biliyorum mesela… Bunu okumuştum. Tam kaynak veremeyebilirim gücü hakkında ama… Hazreti Ömer’in mesela ben şu an burada durup bir gün şiir okuyabilirim dediğini okumuştum.
Veya Abdullah İbn Abbas’la birisi şiir atışması yapmak istiyor. Ve adam mesela belli sayıda beyt okuyor. Atıyorum 100 beyti peş peşe okuyor direkt. Yani kendi kendine inşa ediyor şiiri yazıyor. Abdullah İbn Abbas da diyor ki istiyorsan söylediğini tekrar edip sonra 1002 beyt okuyayım. Hani 2 ekleyip 2 ekleyip arttırarak devam ediyorlar ve kim tıkanacak diye. Yani burada hem ezber yönünde hem de inşa etme yönünde çok daha farklı, bizden çok daha farklı bir toplumla karşı karşıyayız.
Ve Ksenepon mesela Ömer’i baştan sona bilen bir Yunanlı’dan bahsediyor. Mesela burada ezberi de bu metnin nispeten olduğunu biliyoruz ama… Bir Yunanlı burada aktarılacak bir önemi haiz görülüyorsa demek ki herkes ezberlemiyordu. Yani bu anormal görülüyordu o toplumda bir kişinin Ömer’in tamamının ezberebilmesi. Söylediğimiz gibi Milman Peri Sorbonne’da bu teziyle ortalığı yakınca… Ve 30’lu yaşlarında öldükten sonra Albert Lord bu çalışmaya devam ediyor. Ve aslında şu anlaşılıyor bu icrada peki nasıl yapabiliyorlar bunu? Birkaç tane önemli şey var. Bir temalar var. Belirli anlatım temaları ve vezinler var. Ve belli kalıp söz öbekleri kullanıyorlar. Mesela Ömer’de bunu sık sık tekrar ettiğini görüyorsunuz. Mesela gül parmaklı şafak diyor mesela.
Şimdi bu aslında bu tarz şeyler icra ederken şahsa vakit sağlıyor. Hem düşünmesi için hem yeni konuya geçmesi için veya belli başlı savaş tasvirleri. Bunlar aslında hani büs bütün hepsi yepyeni değil ama her birleştirme orijinal bir anlam taşıyor. Peki Milman Peri ve Lord’un çalışmaları başka ne gösterir? Mesela Türkçedeki neye benziyor mesela? İşte dumanlı dağlar. Şarkılardaki gibi böyle kalıplar kullanıyorlar. Ve bir önemli nokta daha şu. İcra ve beste ilişkisi ortaya çıkıyor. Yani aslında sadece söze göre beste yapılmıyor. Mesela bugün bizde çoğu zaman alışılan şey o belki de müzikte de bugün öyledir. Hani besteye göre de söz.
Söz ve beste ilişkisi ki bunlar bu şiirleri böyle kuru söylenen şiirler olarak düşünürseniz o da hatalı olur. Çünkü Rapsod değneğinden çıkardığı ritimle bu ismi aldığını söylüyorlar mesela Rapsod’ların. Değnekten ritimle ses çıkarıp buna göre bu ismi aldıklarını söylüyorlar. O yüzden sürekli bir sesle müzik burada birlikte ve ezberi kolaylaştırıcı, icrayı kolaylaştırıcı bir fonksiyonu var. Tabii Rapsod’un tek şeyi değnekle vurma, dövme filan anlamından gelmiyor. Aslında örme gibi de bir anlamı var. Yani burada şiir örülen bir şey ve o an yapılan bir şey. Metin bu sözlü kültürde dedik ya icra ediliyor ve karşıdaki muhatap önemlidir. İcra edildiği için. Karşıdaki muhatap bazen aristokratlar oluyor.
Yani aristokrat meclislerde. Aslında daha çok vurgulanan bu. Fakat ben Metin’in sadece aristokrat meclislerde icra edildiği kanaatinde değilim. Tabii Panathena yani bir bayram esnasında da okunuyor ve burada muhtemelen halk da dinliyor. Ben Metin’in yapısının sadece aristokratlara hitap ettiği kanaatinde değilim. Yani bunu belki başka söyleyenler vardır. Ben okumadım.
Ama Metin’in içinden şunu hissediyorsunuz. Bu aristokratların üstünlüğünü normal halka da hissettirmeye çalışan bir Metin. Bunlara değineceğim inşallah Metin içinde. Aslında burada nasıl bir şey oluyor? Sözü gelenek biraz anne masalına benziyor. Yani çocuğu olanlar bunu anlayabilir. Siz mesela masal anlatırken çocuğunuza temayı kullanıyorsunuz. Mesela kırmızı başlıklı kız temasını kullanıyorsunuz.
Fakat hepsini aynı anlatmıyorsunuz. Çoğu zaman değiştiriyorsunuz, renklendiriyorsunuz. Dün anlattığınız bugün anlatacağınıza etki ediyor. Çok uzun süre yapıyorsanız kafanızda belli şablonlar oluyor ve olayları ona göre birbirine daha kolay bağlayabiliyorsunuz. Ve aslında siz 20 yıl masal anlatsanız çok profesyonel bir masal anlatıcısı oluyorsunuz. Homer’in durumu da biraz böyle yani bu iş bir ustalık işi.
Ve burada icra yani icracı, bu şiiri icra eden kişi geleneğin kölesi değil ustasıdır denilmiş. Bu güzel bir söz. Yani ehlidir, işin ehlidir ama kölesi değildir. Yani tamamen uyuması gereken bir şablon yok. Aslında Metin’in orijinali yok. Bunu anlamak zor. Mesela bizim için biz çünkü yazılı kültürün içinde doğduk, yazılı kültürün içinde büyüdük. Ve her Metin’in bir orijinali olması gerektiğini düşünüyoruz. Ama aslında her Metin’in bir orijinali yok. Yani bu sözlü kültür Metinlerinin bir orijinali yok. Mesela şöyle bir durum, tabii ilerleyen dönemde Metin tarihini konuşurken bunu şey yapacağız ama yani şu yapılmıyor. Mesela sen uymadın Homer’e, yanlış anlattın Homer’e. Homeros böyle demiyordu. Falan gibi bir mantık yok. Orada icra eden de bir özgürlük var. Yani icra ederken Metin’i değiştirebilir. O an ki duruma göre, izleyicinin tepkisine göre, duygu yönelimine göre icrada Metin de değişebilir. Ve bunu kimse garipsemez. Bunu nasıl anlayabilirsiniz? Mesela bugün şarkıcılar şarkı söylerken bazen şarkının sözlerini duruma göre değiştirirler ya karşıdaki muhataba göre. Onun gibi düşünebilirsiniz. Ve kimse demez ki şarkının orijinalini bozduğunu falan diye. Çünkü şarkının orijinali çok önemselen bir şey değil. Homeros’un da böyle.
İcra edilen Metinlerde Metin’in aslı sabitesi diye bir mefhum yok. O yüzden aslında bunu hadislere benzetmek oldukça hatalı. Çünkü hadisler ilk ortaya atıldığı günden itibaren bu özellikle hiçbir naiz değil. Şu anlattığım şey sözlü kültür. Ve bunun hadislerle hiçbir alakası yok. Hadisleri ilk dönemden beri naklederken, ”Fî meğkal ev kemâkal” diyorsun. ”Belki hata etmişimdir.” filan. Ona göre kelime değiştirmekten korkuyor. Bu sözlü kültür Metin’i değildir.
Ve icra edilerek karşısında duygusuna göre oluşturulmuş Metinler değildir. Bu çok alakasız bir kıyas olur. Yani bunu kıyaslamak için sözlü kültür nedir hiçbir şey bilmemek lazım. Mesela bununla ilgili Albert Lord Yugoslav destancı Avdo Mededowic ile konuşurken, onun şöyle bir sözü naklediliyor.
Diyor ki, bu bir icracı aynı Homer gibi ama 1900’lerde yaşayan bir Yugoslav icracı şöyle diyor, ”Başka destancıların daha önce hiç dinlemediği epik bir şarkısını dinledikten sonra kolaylıkla söyleyebildiğini, mesela Abdullah İbn Abbas’tan da bu tarz bir şey nakledildiğini söylemiştim, hatta onu ortaya atan destancıdan daha da güzel ve süslü bir şekilde icra edebildiğini fark etmiştir.” Albert Lord.
Yani dinliyor, mesela sen okuyorsun bir icracı olarak bu kişi profesyonel seni dinliyor, senden dinlediği şeyi dinler dinlemez, senden daha süslü ve güzel bir şekilde icra edebiliyor. Aslında bu üzerine çalışılan bir şey. Fin destancısı Timonen, her şeyin tam olması gerekmiyor. Birileri destana kendi cümlelerini koyabilir. Aslında bu bizde mesela, mesela hadislerle ilgili böyle bir şey söyleyen birisini asla bulamazsınız. Yani istediğin şeyi söyleyebilirsin, her şeyin tam olması gerekmiyor falan. Bu yüzden sözlü kültür değildir. Aslında sözlü kültürün bitişi, şimdi İncil ilk döneminde sözlü kültür özellikleri taşır. Ama mesela 300’den sonra, 200’den sonra bu özellik azalıyor. Ama İslami metinler ilk döneminden itibaren sözlü kültür özellikleri hiç taşımaksızına oluşan ilk metinler olabilir. Yani Kur’an metni mesela sözlü kültür özelliği taşımaz.
Hadisler taşımaz. Özellikle Kur’an’dan gelen algıyla sahabede oluşmuş Kur’an algısından dolayı hadisler aslında çok sözlü kültür özelliği taşımaz. Ama sözlü kültür özelliği taşısa toplum da bunu garipsemezdi. Onu da söyleyeyim yani. Çünkü o toplum sözlü kültürden başka bir şey görmemişti. Anladınız mı? Burada devrimsel bir şeyle karşı karşıya gelmiş oluyoruz o zaman. Bakayım mı tekrar görüntüyü düzelmiş mi diye? Bence de görüntüsüz de olur ya.
Sıkıntı yok. Çok inanılmaz bir şekilde bu bilgisayar yanıyor şu an ya. Garip. Bence ondan oluyor bu problem. Vallahi donarsa donsun hacı. Sabit resim duracağına donuk resim dursun. Benim için fark etmez. Benim için önemli olan bunu anlatmak. Evet. Paraske diyor ki sadece başkalarından duydum. Bu da bir icracı.
Sadece başkalarından duydum. Daha önce başkalarının söylediklerini söylüyorum. Kendi şeylerimi söylemiyorum. İncil gibi kesin olması gerekmiyor. Kişi kendi şeylerini de söyleyebilir. Yani incil gibi kesin olması gerekmiyor. Bu hala icrada bu şekilde devam ediyor sözlü kültürde. Aslında burada varyantı var işte. Mesela Pomeros varyantı. Bu bile çok doğru değil yani. Mesela siz diyorsunuz ki şu şairin.
Elimizde olsaydı farklı şairlerin bu İlyada’yı anlattığı metinler. Bunların her birine ayrı varyant diyebilir miydi? Bu bile çok sağlıklı değil. Aslında metnin kendine ait bir aslı yok zaten. Hani varyant demeniz için bir aslı falan gibi düşünmemiz lazım ama böyle bile değil. Ve metin sürekli akarak devam ediyor. Yani sürekli değişiyor. Mesela düşünün bu metin tahminen ne zaman yazıldığını söyleyeceğiz ama 1100 civarı desek. Milletten önce 800’e kadar devam ediyor.
İcra edile edile her icracının elinde değişerek devam ediyor. Ve 600’e kadar da aslında böyle devam ediyor. 600’den sonra metin biraz daha sabitleniyor ama akış devam ediyor. Ta ki böyle net bir şekilde katılaştığı dönem. Milletten önce 1. yüzyıl filan yani 1000 yıl filan en azından bu metinin icra esnasında değiştiğini ve farklılaştığını söylemek mümkün. Burada Gregor Naci çalışmış. Bunu Erman Gören anlatıyor. O anlaptan önce de bu çok anlamamıştım ben bunu. Akışın hızlandığını ve yavaşladığını bundan bahsediyor. Diyor ki biliyorsunuz metin Pesistratos döneminde veya bilmiyor olabilirsiniz 6. yüzyılda sabitleniyor. Yani sabitlenme değil de bir yazıya dökülme durumu var. Naci’ye göre 1200-800 arasında kadar standart icra yok. Tüm Helen toplumlara yayılmamış daha yerel bir anlatısı var. 800-600 arası farklı coğrafyalara yayılma yaşıyor. Bu daha hızlı ve farklı kültürle karşılaşması anlamına geliyor. 600-400 arasında sabit metin var. Yani bir metni var artık o merin 600-400 arasında. Ama icra devam ediyor. Ve 400’den sonra artık icra kalıpları standart icra kalıplarıyla standart bir metinden bahsediliyor ve nöbetleşe okuma yapılıyor metin üzerinde.
İskenderiye kütüphanesinin çalışmalarıyla icra daha da azalıyor ve 150’den sonra metnin sabit olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Aristarchos’un bir şarkı var ve metin budur yani. Gittikçe aslında bunu nasıl anlıyoruz öyle söylenmez böyle söylenir. Doğrusu budur filan anlayışı güçleniyor yani buradan biraz bunu anlayabiliriz gittikçe.
Ve şurada İlyada ve Odessia peki aynı kişiye mi ait? Yani aslında bu aynı ozandan olduğu hep kabul edildi eski dönemde. Burada neye dayanıldı? Üstup benzerliği. Yani bir üstup benzerliği vardı işte deyimlerde kullanılan temalarda bir benzerlik olduğu yönündeki çıkarımdan dediler ki yani İlyada ve Odessia’yı aynı kişi yazdı.
Ama sonra biz sözlü kültürün bu icra geleneğini temaları ortak temalar ortak deyimler kullanarak aslında icra edildiğini anladığımızda demiştik ki yani bir kalıp var ve kalıba alıyor şair. Oradan da o kalıba alıyor ve bunu takır takır birleştirip anlatabiliyor. O zaman bu üstup benzerliği çok bir şey ifade etmemeye başladı. Yani üstup zaten muhtemelen o dönemde yaşayan bütün şairlerde bu üstup benzerliklerini biz aynı deyimleri kullandıklarına yaklaşık aynı temalarla işlediklerini anlayacaktık.
O zaman bu üstup benzerliği bize ikisini aynı kişi yazmıştır dedirtmemeye başladı. Bu şair farklılıklara daha fazla konsantre olundu. Farklılıklara konsantre olunduğunda ciddi farklar var arada. Yani ben ikisini aynı kişinin yazdığı kanaatte değilim. Çünkü Odessia döneminde daha gelişkin bir teoloji hissediliyor. Mesela İlyada’da tanrıların sürekli olaya direkt müdahale ettiğini görürsünüz. Yani Afrodit gelir Paris’i alır, buluttan işine sarar ve ölmesin diye kaçırır. Bu çok direkt bir müdahale. Yani anlatım stili açısından düşünürüz ne. Ama Odessia’da Athena sürekli yol gösterir. Yani bizatihi kendi müdahalesi çok az olaylara. Bu daha gelişkin bir teoloji olduğu anlamına gelir. Ve ikisinin arasında bir zaman farkı tahayyül etmek gerekir. Bunu 50 yıl diyenler daha fazla olduğunu söyleyen var.
Ama gerçekten daha gelişkin bir teoloji. Yani bir şairin kendisini geliştirmesinden. Hatta bunu söylerken şöyle diyorlar. Homer birisi gençlik metni, birisi yaşlılık metni, İlyada gençlik metni falan gibi. Bir şairin kendisinin gelişmesinden ziyade teolojinin gelişmesi gibi düşünmek lazım bunu. Ve burada bütün bu sözlü kültür. Mefhumundan sonra biz ne düşünebiliriz Homeros hakkında?
Şu var. Yani arkeoloji artık daha ciddi bir şekilde çalışıyor. Ama arkeolojik bulgularla metin bulguları ve tarihi bulgular uyuşmuyor çoğu zaman. Mesela Troya 7a’da olduğu düşünülüyor şu an kazılarda. Ama saraya benzer bir eser yok. Ve Moses Finley’in söylediği gibi başka bir dış kaynaktan bir bilgi almadıkça biz bu işin çok aslını öğrenemeyeceğiz.
Yani Troya savaşının şu an var olduğunu yine metin üzerinden, metin anlattığı için nispeten biliyoruz. Çünkü buna ciddi itirazlar var yani Troya savaşının. Daha doğrusu metinde de bunu metnin tarihinde, metnin anlattığı çağla ilgili hatta onu biraz önden alarak anlatayım ki anlayabilin. Şimdi şöyle bir şey var. Homer tek bir tarihi anlatan metin değil. Şimdi bir Miken dönemi var. Yaklaşık çok kaba söylüyorum.
1600-1200 yıl arası. Hani bunu yazabilirsiniz. Yazmazsanız metin anlamakta zorlanabilirsiniz. Miken dönemi var 1600 ve 1100 arasında. Bunun bir tık altında, bunun tabii Miken dönemi de tasnif edilebilir buraya girmeyeceğim, kafa karıştırır. 1200-800 arasında karanlık çağ dediğimiz bir dönem var. 1600-1200 arası. Miken dönemi 1200-800 arasında karanlık dönem. Burada Mikenler yok. Burada alfabe yok.
Burada alfabe yok. Hiçbir şey yok neredeyse. Bütün toplumlar kendi içine kapanmış, uluslararası ticaretle çok yavaşlamış vs. Garip bir dönem yani. Bunları tarihi dönemleri teker teker inşallah anlatacağım ileride. Ama bunu hemen hazırlamam gerekirse bu metne giremeyiz. Sadece çok kaba tasdak anlatıyorum. Miken döneminin Minos dönemini karanlık çağ anlatacağım inşallah. Dediğim gibi 16. yüzyıl 1600-1200 Miken dönemi. Homeros burayı anlattı iddiasında. Yani ben size Mikenleri anlatıyorum. İddiasında. Homeros’un içinde yaşadığı çağ, karanlık çağ yaklaşık denk geliyor. 1200-800 arası. Yani karanlık çağın sonuna doğru. 800’den sonra bizim arkayık dönem dediğimiz 800-600 arası dönem var. Şimdi bu üçlü tasdif önemli. Neden önemli? Homer Mikenleri anlattı iddiasına. Yani aslında kendisinden çok daha önce yaşamış toplumları anlattı iddiasına.
Yani bu bize nasıl bir inceleme hissi vermeli? Biz sanki bir tarihi roman inceliyoruz burada. Yani bugün yazılmış bir tarihi roman inceliyoruz. Ama Homer Mikenler döneminde yaşadığıma hayır yaşamadı. Gördü mü orayı hayır görmedi. Bilgi hataları var mı? Var. Çünkü kafasında yani Homer şablonda bütün icracıları kastediyorum. Görmedikleri bir döneme atıf yapıyordu. Bunun çok klasik örnekleri savaş arabalarının kullanımı. Yani Homeros’a savaş arabalarına ne işe yarıyor? Biniyorlar, savaş bölgesine gidiyorlar, mızraklarıyla iniyorlar arabadan.
Ama Mikenler böyle kullanmıyordu bunu biliyoruz. Bir nevi tank gibi kullanıyordu. Karşı safı dağıtmak için kullanıyordu. Veya gömülerle ilgili biliyorsunuz Homeros’ta ölüler yakılıyor. Ama Mikenler ölülerini yakmıyordu. Gömüyorlardı. Demek ki bir bilgi kopuşu var ve geçmişe dair bir anlatı. Yani bugün şöyle düşünün. Çok da mesela Osman tarihi okumamış birisinin Osman tarihine ilgili anlatıları aktarması gibi. Bu ne anlam ifade eder? Büsbütün alnımsız değil anlattığı şeyler. Ama %100 doğru da değil anlatılan şeyler. Ve burada işte arkeoloji ile metin uyuşması problemi yaşanıyor sürekli. Yani arkeolojik veriler metni doğrulamıyor bazen. Metni mi tercih edelim, arkeolojiyi mi tercih edelim. Burada farklı eğilimler gösteriyor insanlar ve benzeri. O yüzden arkeoloji burada sorunu çözmüyor.
Ve pek çok yazar artık bu işin beraber götürülmesi gerektiği ve hatta mümkünse dış kaynak bulunmadan da zor çözülecek. Hititler de mesela ve benzerinde dış kaynak bulunmadan da bu tarihin aslının çıkarılmasının zor olduğunu düşünüyor. Peki. Yani şu an çoğunluk yazar Homeros’un yaşadığı kanaatinde. Çoğunluğun böyle bir kanaat olduğunu söyleyebiliriz. Yani illaki Homeros ismininde de olması gerekmiyor.
Yani bir işte başka birisi de olabilir ama isim çok ünlendiği için muhtemelen Homeros çok ünlü olmuş bir icracıydı. Anlaşılan biraz daha o. Metni tarihine geçtiğimizde yani bu metin nasıl bir süreçten geçti. Şimdi Homeros içinde zamana atıf yapmayan bir kitaptır. Yani bir zaman atıfı yoktur kitabın. Size işte şu tarihte bu olduğu gibi bir zaman atıf yapmaz. Aslında bu bütün mitlerde ortak olan bir özellik değil.
Mesela Zerdüştler mitlerini 3000 yıllık döngülerle anlatıyorlar. Ve biz ne çıkarabiliriz zaman açısından? Birincisi Homerin çok gelişkin bir edebi metin olduğu açık. Yani biz şunu bilebilirdik. Homer gibi bir metinin ilk bulsaydık derdik ki bu metinden önce daha ham metinler, daha kaba metinler olması gerekir. Homer gerçekten gelişkin bir edebi metin. Mesela ben bunu şeyle ilgili de söylüyorum size. Hadislerle ilgili hiçbir şey bilmiyorsanız Buhari çok gelişkin bir metin.
Yani teknik açıdan bölümlendirme, hadislerin dizimi açısından çok gelişkin bir metin. Bilmeniz lazımdı ki bundan önce çok çok daha şey metinler olması lazım. Sofistik olmayan metinler olması lazım ki böyle metinler var elimizde. Yani bunu düşündürür bir edebi eser. Bundan önce bunun daha kötüsü, yani daha kötüsü derken daha az ayrıntılandırılmışım falan olması gerekir.
Şimdi bu metin Pestratos döneminde, bir Atina tiranı döneminde yazıya geçiriliyor. Ve bunu çiçeğe onaklediyor. Burada Megara’lı tarihçiler, yine bir Yunan şehri Pestratos’un metni bozduğunu söylüyorlar. Bu nereden çıkıyor? Salamis diye bir ada için Megara ve Atina savaşıyor ve Salamis adasının bu sorunun çözülmesi için Spartalılara başvuruyorlar. Spartalılar da Homer’in içinde bir gemi kataloğu var. Yani iliyadanın içinde savaşa katılan gemilerin listesini veriyor. Burada Atina gemileriyle Salamis gemilerini yan yana aktardığını Homer’in ve bu yüzden Salamis’in Atina ayeti olduğu gibi bir şeye çıkıyorlar. Megara’lılar da bu kısmın Pestratos tarafından uydurulduğunu söylüyorlar.
Bugün de gemi kataloğu ile ilgili tartışmalar var. Yani bu orijinal midir değil midir falan diye. Pestratos’un müdahaleler yaptığı düşünülebilir. Fakat buraya almış mıyım? Çok güzel almışım. Kendimi takdir ettim aldığım için. Moses Finlayne şöyle bir şey var. Diyor ki Moses Finlayne, minattan önce diyor, yani biz Pestratos bu metni tamamen bozmuş mudur?
Bunu nasıl anlayabiliriz? Aslında bozmamıştır. Yani bozmuştur da büyük müdahaleler yapamaz. Şimdi bakın burada mesela Kur’an’ın tahrif edilmediğine dair bizim yıllar önce vesaire, yıllarca verdiğimiz delilere ne kadar benzer deliller kullandığını fark edin. Ve Homer tabi ki Kur’an’la kıyaslanacak bir metin değil tarihi güvenilirlik açısından ama. Diyor ki Moses Finlayne, öyleyse 6. yüzyıl Atina baskısında metnin aslında ne kadar sadık kalınmıştı? Bu durum tam anlamıyla açıklığa kavuşturulamasa da kesin olan bir şey vardır ki o da içerikle çok fazla oynanmamış olduğudur. Şayet metni böylesi bir kaygıyla değiştirmiş olsalar dahi ortaya başarılı bir iş çıkaramazlardı. Bu şiirler o dönemde oldukça yaygındı. Mesela biz diyoruz ya Kur’an çok yaygındı nasıl bozabilirler? Hani ilk dönemde böyle az gelmiş de sonradan yayılmış bir metin değil. Dahası Yunanların zihninde sağlam yer edinmişlerdi yani Homer metinleri ve her biri dinsel inancın adeta birer aynasıydı. Yani toplumda karşılığı vardı bu metin. Hani Kur’an’ı mesela namazla karşılığının olması gibi düşünün toplumun her şeyi o yani. Ahlak kitabı, ne bileyim vaaz kitabı, eğitim kitabı her şey o. Böyle metni kolay kolay tahrif edemezsiniz. Ayrıca 6. yüzyılın Atina’sı değiştirilmiş ve saptırılmış bir Homeros eserini diğer helenlere zorla benimsetecek
kültürel ya da siyasi bir erkeğe sahip değildi. Yani Atinalılar bu metni bozup diğer Yunanlara kabul ettirecek kadar güçlü değildi. Mesela ben bir işte tartışmada şey demiştim Emevilerin böyle bir gücü yok. Yani hadisleri mesela Emeviler uydu. Emevilerin bunu kabul ettirecek bir gücü yok İslam coğrafyasına. Bu önemli bir delil tipi. Yani kullanımcılıklardır her seye tamam bunu kullanmış. Ayrıca Homeros oğulları 2 ya da 300 yıl sönen bir dönem boyunca Homeros şiirlerinin konusunda uzman kişiler olarak benimselmişlerdi. Pestratus’un ya da başkasının yeni metinler yazdırmak gibi her türlü muhtemel teşebbüsüne şiddetle karşı koyacaklarından sahip oldukları üstün bilgilerin çürütülmesine ya da içinde bulundukları özel konumun zedelenmesine izin vermeyeceklerine emin olabiliriz. Yani iftiraflar çıkarttı toplumun içinde ve bu nakledilirdi. Nakledilmemiş o zaman çok fazla da müdahale edemediklerini tahmin edebiliriz diyor Moğaz Finli. Yani biz Kur’an’la ilgili hiçbir şey bulamasaydık bile bu tarz akıl yürütme Kur’an hakkında çok çok daha caridir. İndiği dönemden itibaren caridir yani ilk gününden itibaren tahrif edilmeyeceği yönünde aynı delilleri kullanılır aslında. Evet sonra metin şöyle 7. yüzyılda Homer destanları Ionia’dan Yunanistan’a getirilmiştir diyor getirilmekle de kalmamış Panetenea yortusunda Homer okunacağı kararlaştırmış. Bütün Atinalıların daha doğrusu bütün Atinalıların toplandığı bir şey de şenlikte okunacağı ve düzenli bir şekilde nöbetleşe okunması.
Bunun kararı verilmişti Pestratos tarafından bu bir tiran Atina tiranı ve metin Ion Oyl lehçesinden Attika lehçesine uyarlandı. Ve konu biraz daha artık böyle metinleştikten sonra icradan ziyade estetik bir olaya dönüşmeye başladı. Yine Helenistik çağda yani metinin başına gelenleri konuşuyoruz. Zenodotos, Bizanslı Aristophanes, Aristarkos, Homer metinlerini incelemişler ve kimi dizeleri sonradan ekleme sayarak atmışlar kimilerini düzeltmişler kimi okunuşlar arasında seçme yapmışlardır.
Kısacası edisyon kritikleniyor ya bugün incelemeli baskı yapmışlardır. Destanların 24 bölüme ayrılması İskenderiyeliler tarafından ama bu 24 bölüm aslında kendi içinde bir bütünlük arz ediyor gibi hissediliyor.
Bu şöyle olabilir yani İskenderiyeliler eskiden gelen bir geleneği şablonu oturtmuş olabilirler sonuçta bu kitap sözlü icra ediliyordu ve 24 parça da aslında icra ediliyor olabilir. Çünkü bir bütünlük hissediliyor bu bölümler arasında. Ve şu an elimizdeki metinleri orta çağdan kalma metinler yani ilk çağdan kalma metinler çok fazla yok. Özellikle buraya şey yapmış mıyım? Evet onu da yapmışım. Aslan gibi maşallah.
Moses Finley diyor ki bugün elimizde olan şiirler İsa dönünce 10. yüzyıldan daha erken bir tarihe ait olmayan orta çağ el yazmaları ile en eskisi İsa dönünce 3. yüzyıla ait olan çok fazla papirüs kalıntısının kopyasıdır. Yani papirüsler iklim şartları sebebiyle çok bozulmuyorlar. O yüzden mesela çok sık buluyorsunuz yani Kur’an’da papirüs çok. İncil’in de genelde papirüs metinlerini buluyorsunuz.
Milletten önce 1000’de yazılın düşünürsek 700 yıl sonrasına ait papirüsler ki bunlar ufak parçalar oluyor genelde ve 1000 yılında yazılmış bildiğimiz 1000 yılında yani milletten sonra 1000 yılında yazılmış metinler üzerinden yani 2000 yıllık yazmalar üzerinden. Biz de bu yazma mantığının hatasını biraz anlamanız için bunu şey yapıyoruz. Yani kimse size tutup da milattan sonra 8. yüzyılda Homer değişti mi değişmediğini ispatla en eski bulduğun milattan sonra 1000’e ait demez. Bu saçma yani. Ben diyorum ya hiçbir tarih metniğin nasıl otantik olacağı üzerine düşünmeden Kur’an’ın otantikliği üzerine konuşamazsınız yani. Bu saçma.
Biz hani Homer’in sabitlendiği dönemi konuştuk. Bundan sonrasında yazma mantığında şunu bilmek lazım. Müellif nüssası falan var. Bu halinin müellif nüssası var mı veya Hemam bin Münebbih’in yazması şu yüzyıla ait bir şey. Bu hiçbir anlam ifade etmez. Ben bir müellifsem mesela diyelim ki elimle yazdığım kitabı ve bir nüssa bu. Bu bir nüssa nasıl yayılacak? İnsanlar bunu kopya edecekler. Daha çok kopya edilen nüssanın bugün benim tarafımdan bulunma ihtimali yüksek.
O yüzden bu tabii ki daha ileri çağda. Çünkü nüssa eskidi yani bu metinler böyle çok süper kağıtlara yazılmıyor. Yüz yıl içinde diyelim ki bu şey oldu. Perişan oldu bugün sizin bulduğunuz eski Kur’anlar gibi. Mesela 100 yıl önce Kur’an düşün. Artık okunmaz bir hale geldi. En iyisini yazdırıyorum. Sürekli daha yakın çağa ait nüssalar daha sık oluyor.
O yüzden bu aradaki zaman süresi işte 500 yıl var 500 yıl sonra yazılmış falan gibi bir saçmalıkta ele alınamaz yazma metinler. Zaten böyle ele alınmıyor da. Sadece İslam metinlerle ilgili herkes konuştuğu için sanki teknik bir sahadiymiş gibi konuşulduğu için saçmalanıyor yani. Baya baya saçmalık yani bu. Allah’tan Elhamdülillah Kur’an’la ilgili çok eski nüssalar var elimizde. Hani bu saçmalamalarına rağmen şey yapılabiliyor ama olmasaydı bile bir anlam ifade etmezdi onu söylemeye çalışıyorum.
Yani biz elimizde 500 yıl sonrasına ait en eski Kur’an olsaydı hani propaganda açısından bir anlam ifade ederdi ama teknik bir metin inceleme olarak yani metinin güvenilirliği açısından benim açımdan bir şey değişmezdi. Sadece daha çok kişiyi kandırabilirlerdi. Bunu anlamanız için anlatıyorum burayı. Peki burada şöyle bir şey var.
Mesela Ayskilos, Sophocles ve Erypides’in eserleri bu metinlerin çoğunluğu 12 ve 15. yüzyıla ait ortaçağ el yazmalarından zahmetli bir çalışmayla yeniden ortaya çıkartılmış metinlerdir.
Aliston’un Athena Anayasası gibi önemli eserlerde Papyrus’lar sayesinde yeniden gün ışığına çıkmıştır. Yani bizim Ayskilos, Sophocles, Erypides’in metinleri 1600 yıl sonraki metinler elimizdeki metinler ama kimse bunların tarif edildiği gibi bir şeye gitmez yani yazma bulmak bu kadar önemli değil onu anlatmaya çalışıyorum.
Ve Mısır Papyrusların bunun İskenderiye’deki kopya sayılarından Yunanlılar ne okuyordu? Bakın bu çok ilginç bir bilgi yani Yunanlılar neyi en çok önemli söylüyor? Mesela biz Yunan deyince aklımıza ilk ne geliyor? Platon geliyor işte, Aristotel geliyor falan. Peki Yunanlılar yani bu katalogta bizim gördüğümüz kadarıyla en çok ne okuyorlardı? Buradaki Papyrus metinlerinin yarısı İlyada, Odisya. Yarısı. Yani bütün Yunan klasiklerini düşünün. Hepsini. Mesela İlyada ve Odisya birer kitap Platon’un 30 tane kitabı var. Yani Platon’un 30 kitabının toplamını hiçbir şey etmiyor Homer karşısında. Yani bu kadar önemli metinler bunlar. Yunan tarafından her şey haddedilen metinler. İlyada, Odisya’dan 3 kat daha fazla. En çok İlyada. Homer’dan sonra gelen en gözde yazar Demosthenes. Onun 72 kopyası var. Ondan sonra Erupides ve Hesiodos geliyor. Platon 42 kopyası, Aristotel 8 kopyası. Yani aslında Yunanlar da Platon ve Aristotel’in çok bir baskı metin almak istediklerini, çünkü bu pahalıydı bunlar, Homer almayı tercih ediyorlardı.
Burada tabi yazarların eser sayılarını düşününce orantı korkunç bir şekilde bozuk. Hani mesela Platon 42 kopyası, 32 tane kitaptan. Kitap başı 1 kopyası falan ediyor. Yani belki yüzlerce katı daha fazla okunduğu söylenebilir Homer’in. Hani metnin Antik Yunan zihnini ne derece inşa ettiğini de anlamak açısından önemli. Hani, bizde şey var ya işte, Mithos’tan Logos’a geçildi falan filan hani dinden ayrıldılar falan. Böyle bir dünya yok yani. Yunanlı her zaman Homer’le beraber düşünüyor. Homer’le beraber veya Homer’e karşı. Ama Homer’den bağımsız değil.
Bunu birazdan metnin önemi bağlamında anlatacağım inşallah. Şunu söylemiştik, arkeoloji ve şey uluşmuyor demiştik.
Homer’in tarihi anlattığı dönemlerden bahsetmiştik. Yunan’daki önemine nispeten geçmiş olalım. Antik Yunan metninin tamamı bu esere atıf yapar demişim. Ve tamamının çocukluğundan itibaren eğitim kitabı olarak kullanılmış bir eserden bahsediyoruz. Yani Homer bir eğitim kitabıdır Antik Yunan’da ve herkes bilir. Hani burada yazma eser sayısından konuştuk ama icra olarak herkes Homeros bilir.
Mesela antik Yunan yazarlarının bizim bildiğimiz isimlerin Homer ile ilgili görüşlerinden biraz kısaca bahsediyor. Mesela Strabo onu coğrafyanın kurucusu olarak takdim eder. Heredot ve Tütkide’s’ten sonra tarihçiler mitlere biraz mesafe koymaya başlıyorlar Homer’e. Ve Yunan filolojisi Homer ile ortaya çıkmıştır. Aynen Kura Arap dilinin gramatik yapısının, gramatik filolojisinin Kuran ile ortaya çıkması gibi.
Şimdi Kuran’da gramer hatası buluyorlar. Hani gramerin kendisinden çıkarıldığı kaynakta gramer hatası buluyorlar. Ben bir keresinde öyle bir tweet atmıştım. Homer okuyup Antik Yunan dilinde Homer’in gramatik hatalarını falan buluyor adam. Ya gramer zaten ondan çıkartılmış. O metinden çıkartılmış yani Kuran’da gramer hatası buluyorlar. Evet.
Platon, Yunanlıların kültürel temellerinin Homer tarafından kurulduğunu söylüyor. Ve dini önemi açısından, Homer bizde mesela şey algılanıyor.
Sanki böyle işte Yunanlılar dinlerinde çok gevşekti ve Homer’i hiç sallamıyorlardı filan. Asla böyle algılanmıyor. Homer ve Hesiodos, Yunan ortadoksluğunun yani ana akım din algısının temeliydi. Filosoflardan buna itirazlar vardı ama ana algı az önce de okunma sayısından gösterdiğimiz gibi Homer’in anlattığı din algısıydı. Peki. Mesela, Bucer diyor ki, Yunanlıların da Yahudiler gibi kutsal kitapları vardı. Milattan önce 7. yüzyılda bile Delos şenliğinde ve Yunan dünyasının diğer pek çok yerinde Ozanların Homerik şiiri okumasını duymak için bir araya gelirlerdi. 6. yüzyıldan itibaren Atina’da Panathena şenliğinde 4 yılda bir Homeros’un halka açık bir okuması düzenlenirdi.
Bu yasanın her 7 yılda bir çardak bayramında tüm İsrail’in duyabileceği şekilde okunmasını gerektiren Yahudi hükmüne benziyordu. Yani bu gerçekten kutsal bir kitap gibi algılanıyordu.
Platon itirazlarını aslında bu itirazlarda saldırılarda işte birazdan okuyacağım. Mesela Homer toplumun ahlakını bozuyor. Mesela Tanrılara ahlaksızca davranışlar yaptırarak onu örnek alan, onu eğitimde kullanan insanların ahlakını bozuyor. Mesela Platon’un ana itirazı bu. Şairleri kovacağım derken kastettiği işte bizde şey anladık işte. Ne bileyim böyle meşrutiyet şairleri gibi filan bir şair var ve Platon bunu kovuyor. Hayır bu değil. Kastetçi Homer. Homerik din anlatısı.
Bunu kast ediyor. Kahinleri kast ediyor vesaire. Ve ahlaksızlaştırdığını düşünüyor toplumu. Mesela Platon şunu naklediyor.
Onu genellikle Yunanistan’ın, şey pardon bu şeyde geçiyor. Finley’de geçiyordu sanırım. Onu genellikle Yunanistan’ın eticesi olarak tasvir etmekten memnun olmayan Homeros oğulları bazen devlet adamlığı, savaş, din ve ahlak üzere derslerinin tamamının Homeros’a yer aldığını ve iyi yaşamak için tek ve vazgeçilmez olan şartın bu şairi tam olarak bilmek olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmekteydi. Yani bu metne nasıl yaklaşıldığını anlayın diye söylüyorum.
Ve burada bir şeyden sonra bir sekülerleşme konuşulabilir mi üzerinde? Aslında tam bir sekülerleşme değil ama yorum bağlamında, Homer’in yorumu bağlamında belli başka şeyler var. Yani Homeros’a direkt çatan çok fazla filozof yok. Daha ziyade yorumu bağlamında şeyler konuşuluyor. Mesela belli cüzlerine itiraz ediliyor. Aslında burada bir cüze itiraz ederken belki onun otantik olmadığını veya icracıyı mı tenkit ediyorlar gibi bir düşünce insanın aklına geliyor.
Mesela Zeus’un babası Kronos’u zincire vurması, yani bu Hesiodos’ta geçen bir şey. Buradan bir ahlak problemi açılıyor. Yani biz babamıza saygısızlık yapabilir miyiz o zaman?
İtiraz ediyor. Aesculos, Platon, Aristophanes, Euripides’te de böyle şeyler var. Ve bu hikayeler boş ve etkisiz olsaydı, gerçekten bugün tasvir edildiği gibi Homeros’u kimse önemsemiyor olsaydı neden itiraz edilsin ki? Eğlencesine dinlenen bir metin olsaydı. Bunun eğitim fonksiyonu, hayata yön veren bir fonksiyon olmasaydı insanlar bu kadar tepkisel reaksiyonlar vermezdi özellikle filozoflar. Demek ki bu metin ciddiye alınıyordu Yunan’da.
Mesela Homeros, Platon, alegolilerle konuşsa da çocuklar bunu ayırt edemez diyor. Yani alegori, mecaz, üstü kapalı anlatım ki bununla ilgili ayrı bir başlıkla açtım. Homer’in sembolik anlatımlarla iş gördüğünü düşünüyorlar ve motomot kelimesi kelimesine bir vahiy gibi değil de sembolik bir anlama alınması gerektiğini düşünüyor ama bunu, mesela Platon söylediği gibi biz çocuklara nasıl anlatacağız? Çocuklar anlamaz alegori malegori.
Hani söylediğim gibi motomotanlar onu. Mesela Anaxagoras, İlyas’a ve Odessya’nın konusunun erdem ve adalet olduğunu söylerken öğrencisi Metrodoros, tanrı bir olayların aslında var olmadığını burada anlatılanların sanatsal kaygıyla böyle anlatılıyor. Yani alegoriye çeviriyor. Böyle ifade edildi bu gibi.
Mesela ilk Pythagoras’ca efsanelerin birisinde şöyle geçiyor, hadise iniyor muhtemelen Psagorok kast ediyorlar ve Aşay dünyayı ziyaret ettiğinde tanrılar hakkında söylediklerinden ötürü Hesiodos’un ruhunu tunçtan bir sütuna bağlanmış bir halde feryat ederken ve onunla birlikte olan Homeros’un ruhunu bir ağaçtan sarkıtılmış ve yılanlarla kuşatılmış bir halde gördü.
Yani aslında burada bir din anlatısı var Homeros’ta ve başka bir din anlatısı gelişiyor. Yani Yunan’da olan şey bugün çok anakronik bir şekilde ele alındığı gibi biz dine karşıyız filan ve dinsiz bir felsefe üreteceğiz filan gibi bir iddia değil. Bir din var ve bu din hatalı doğru din bu mesela. Yani böyle bir kurgusal şey var. Platon’da da bu var.
Mesela Ksenofanes zaten onun saldırıları çok açık. O bütün Yunan dinine kökünden bir saldırısı var. Ksenofanes Homeros ve Hesiodos insanlar arasında hırsızlık, zinat ve düzenbazlık gibi yüz karası ve ayıp olan şeyleri tanrılara mal ediyor.
Ve filan Yunanların bu mitlere inanıp inanmadığı üzerinde. Yani Yunanlar inanıyor muydu? Afrodit geldi Paris’i bulutlara sardı ve kaldırdı götürdü. Bir Yunanlı bunu dinlediğinde inanıyor mu? Yoksa bunu sadece eğlenceli bir şey mi buluyordu? Bu çok tartışılabilir bir şey değil diyor filan. Yani buna inanıyorlardı. İnanmıyor olsalardı bu kadar tepki gelmezdi. Gerçekten inanıyorlardı buna ve uzun dönem inanmaya devam ettiler.
Ve burada hani biz bir anakronik zihinle hani biz olsak inanmazdık onlar da inanmaz demek çok sağlıklı olmayabilir her zaman. Ve felsefe etkisi üzerinden konuşacak olursak. Walter Kranz Homeros’un ilk filozof olduğunu, Homeros’un ahlak-ı stoğaf filozoflarından daha iyi öğrettiğini.
Biliyorsunuz İskender’in zaten yastığı altında sürekli Homeros var. Yani Achilleus adamın rol modeli. Demokritos, bir Homeros mesela bizde Demokritos ateist filan zannediliyor. Demokritos, Homeros tefsircisi sayılabilir. Homeros üzerine ya da doğru telaffuz isimli bir eseri var. Yani Homeros’u şerh ettiği açıkladığı doğru telaffuz edilmesi nasıl yapılacağı ile ilgili eseri var Demokritos.
Zaten bir de şöyle bir şey var. Presokratik yani özellikle Sokrates öncesi yazan şeylerin çoğu ya kahanet formunda yazıyorlar ya şiir formunda yazıyorlar. Yani mesela Parmenides yazarken Musa’lara seslenerek başlıyor. Yani Musa’lar İlhanperileri gibi filan düşünebilirsiniz. Ona seslenerek başlıyor. Aslında böyle bir ayrımı yok yani şiirsel olan felsefe ile din arasında çok bir ayrım yok yani.
Ve bu ayrımı biz sonradan kategorik bir şekilde yapıyoruz. Ne bileyim Thales filozoftur, Homeros değildir. Ama Platon Homeros’u filozoflar arasına sayıyor. Yani filozofların görüşünü naklederken Homeros’un görüşünü naklediyor. Aristoteles Hesiodos’u diğer bizim filozof saydıklarımızın görüşünü naklederken Hesiodos’u da naklediyor. Yani bu ayrım böyle net değil. Biz daha soyut daha şey yazanlara biraz daha filozof denilmiş filan böyle bir de tasnif netleşmiş.
Hani Thales ben diyorum Thales Suudede her şeyi başladı filan diye böyle bir anlati tipi var ve bu çok sağlıklı değil. Bunlarla ilgili daha ileride daha çok fazla şey konuşacağız inşallah. Sophistler felsefe yetkisi üzerine Homeros üzerine dil çalışmaları yapıyorlar. Dil üzerine felsefeleri malum ya bunu Homeros üzerinden yapıyorlar genelde. Ve Platon’da hem alımlanıyor hem tenkit ediliyor.
Mesela Platon’un tenkit edildiğini çok görüyorsunuz aslında en açık bir şekilde muhalefeti Kyserephanes’ten sonra Platon’un yaptığı söylenebilir. Platon ama çok ilginç yani bunu inşallah Platon metinlerini konuşurken kronolojik bir şey yapmaya çalışacağız. Platon ilginç bir tavrı var. Mesela bazı metinlerinde de Homerden alıntı yapıyor Sokrates ve hani bilmiyor musun sanki bu kesin doğru filan. Gaybi bir hususa dair Homerden bir alıntı yapıyor bunu bilmiyor musun filan diyor muhatabına.
Muhatabı da bunu delil kabul ediyor Sokrates de delil olması niyetiyle kullanıyor filan. Hani burada Platon’un şeyini çıkarmak tavrını net keskinleştirmek biraz güç. Mesela Theaitetos diyaloğunda Platon akış ve harekette Protogoras, Herakleitos, Empereocles ile beraber Homeros’un kanaatinde sıralar. Jager ve Comfort ilk filozofları teolog gibi ele alırlar bu doğrudur.
Ve alegolik dediğimiz yani simgesel anlatı yani Homer metnini simgesel bir anlama yöneltme. Buradan pikirciler sadece nispeten istisnai bir durumları var. Bunlar alegolik yorumun işi bağıyalastırmak olduğunu söylüyorlar ama bunun dışında herkes bir simgesel anlatıyı Homerde olduğu iddiasında. Mesela Sokrates konuşturan Platon diyor ki alegolik yorumlar dahi olsa kovulmalı. Yani alegolik bile olsa bu yorumlar kovulmalı. Bu tabi bize o tarz yorumların Platon döneminde var olduğunu gösterecek ikinci bir mantık olarak. Mesela 1600-1962’de Selenik Kavalan arasında bulunan derveni papir üstünde Milattan önce 5. yüzyıla ait bir yazmada etimoloji üzerinden alegolik yorumlar var.
Ve bu yazma muhtemelen Anaxagoras çevresine ait. Mesela Theagnes Porphyrios’un anlattığına göre Homeros’un tanrılarının sıcak, soğuk, kuru ve yaş gibi doğal elementlere karşılık geldiğini hatta bazı durumda aptallık, aşırılık gibi psikolojik hallere denk düştüğünü anlatmaktadır. Yani bir tanrı tasviri varsa orada aslında insanın bir duyusu, duygusu falan tasvimmiş o dönemde.
Mesela Diyaz Kranz’ın derlediği fragmanlarda şu, Anaxagoras mitolojik tanrıları yorumladı. Zeus akıldır yani noustur, Atene ise sanattır, teknedir dedi. Yani bakın Zeus’u aslında bir akıl pozisyonu, hele alegorik bir yere çekti. Simgesel bir anlatıdır bu. Zeus dediği bizim bildiğimiz muayyen bir şahıs değildir. Bununla akıl kast ediyor, Homeros falan diye. Hemen simgesel bir anlatıya çekmeye çalıştı. Aristo aslında biraz Platon’dan bu konuda farklı. Aristo biraz daha akademisyen stilli yazıyor Homeros hakkında yazarken. Platon mesela böyle biraz daha kavgasal bir bağlamı var şeyin ama şeyin öyle. Aristoteles’in biraz daha farklı. Mesela gene alegori konusuna şey yaptığımızda Seneca diyor ki, Homeros’u bir stoğacı, kah bir Epikroscu, kah bir Aristotelesci, kah bir Platoncu yapıyorlar. Bu durumla dalga geçiyor. Simgesel anlatının da bir metnin anlamı olmayacak boyuta geliyor belli bir süre sonra. Mesela Sokrates mesela şöyle diyor bir metinde, Platon konuşturuyor tabii ki. Ama güzel dostum, Homeros bilmecelerle konuşur. Ve sadece o değil neredeyse tüm şairlerdi. Aslında şiir de böyle. Bu mesela… Subhanallah, hiç aklıma gelmedim. Çok güzel aklıma gelmedi neyse. Zira şiir sanatının tümü doğası gereği esrarengizdir. Sokaktaki adamın anlayabileceği bir şey değildir. Aslında kehanetler nasıl yapılıyor mesela. Mesela Yunan’da yapılan şekli bir şeyde Üçü Spartalı filminde tasvir ediliyor. Duman çıkıyor bir yerden bir kız var orada.
Anlaşılmaz şeyler söyleniyor ve kahinler geliyor. Sadece onlar anlayabiliyor onu söylediği şey ve durumla ilgili geleceğe yönelik tahminlerde bulunuyorlar. Bunu ileride inşallah Yunan tarihi içinde anlatacağım. Ve genelde şiir, hani kehanetle iç içedir dedik ya, anlaşılmazlıkla da iç içe. Bu durum ele alınıyor. Burada aslında bir şeye geçsek çok abartılı bir sıçramam olur. Mesela İslam filozoflarının bir kısmının Kur’an yorumlarını alegorik ele alması. Yani simgesel ele alması.
Bir etkilenme midir üzerine düşünülebilir. Aslında bu biraz da doğal insan insiyakı mıdır? Yani yüz kişi varsa bir kişi böyle düşünür. Üç kişi böyle düşünür. Falan gibi bir şeye de geçilebilir mi? Bu belki daha uzun incelenilir, konuşulabilir bir şeydir. Oh çok yoruldum ya. Burada kalalım. Aklınıza takılan bir şey var mı? Homer’i peygamber olarak görelim.
Şimdi peygamber tanımından ne anladığınız şey önemli. Homer metninin içinde bu yakıştırma aynı manasıyla yapılabilir mi diye konuşabiliriz ama Homer’in vahiy aldığını düşünüyorlar. Yani icracının vahiy aldığını düşünüyorlar. Yani icracının bu sözü bir şiirsel yeteneğine falan bağlamıyorlar. Bunu metnilerin içinde göstereceğim sık sık. Bunların hepsi aslında bizdeki şey ile bir peygamberlik iddiası anlamına gelir ama daha detaylı konuşulması gerekiyor.
Metninin içinde göstereceğim bunları size. Karanlık çağ nasıl geçiliyor? Bunu ayrı şey yapacağım ama bilinmiyor. Yani teoriler var, farklı teoriler var. Ve bu karanlık çağ aslında bir yerde de olmuyor. Sadece Yunan’da olan bir şey değil. Yani bir anda bütün Anadolu coğrafyasında mesela Hitit devleti yıkılıyor. Yunanlar da bir Miken medeniyeti yıkılıyor. Mısır’da bir durum var.
Ugarit metnileri ortadan kaybettikten sonra bütün yazılı kaynaklar ortadan kayboluyor. Yani Mikenlerin bir yazısı var. Karanlık çağ giriyor. Bu yazı ortadan kayboluyor. Ve biz 8. yüzyıldan itibaren Yunan alfabesini buluyoruz bambaşka bir yazıyla. Yani Miken yazısı da değil. Arada 400 yıllık kayıp var ya başka bir alfabe ile. Bununla ilgili çok çeşitli teoriler var. Daha çok Kuzey kavimlerinin baskı tarzındaki çok uzun sürece yayılan baskı tarzındaki kitlesel hareketlerine bağlanıyor.
İşte bu Doris tilası diye bazen söyleniyor. Makul yani şu an en çok benim gördüğüm kabul edilen Doris tilası gibi. Ama ilginç bir dönem. Bunlara inşallah konuşuruz. Bu mitlerin rivayet tarihleri takribi ne zaman? Şimdi bu mit mantığını biraz böyle açmak lazım. Bu mitteki şahısların hepsini yaşamış olması gerekmiyor. Yani bu mitteki her olayın da gerçek olması gerekmiyor.
Şöyle bir durum var.
Mesela Videolab Gemsip father.
değişmiş hali gibi oluyor. Ve bunun hani böyle bir süre içerisinde oluştuğunu düşünmek hatalı. Biz işte hep yazılı düşündüğümüz için böyle sabit ve bir anda oluşmuş düşünüyoruz. Hayır hayır. Miken döneminde yaşayıp Karanlık Çağ’da yazmıyordu tabi ki. Miken dönemini anlattığı iddiasındaydı Karanlık Çağ’da yaşıyordu. Muhtemelen Karanlık Çağ’da şimdi Homer bakın ben sürekli süreç içinde Mehmet’in yazıldığını anlattım en başından beri. Yani milattan önce diyelim ki 1000 yılında icra edilmeye başlandı diyelim. 1100 yılında mesela. Troya Savaşı 1100 yılında tarihleniyor yaklaşık. Troya’da bir olay oldu ve sonra anlatılmaya başladı bu. Efsaneleşti. Ve Homer’e gelene kadar 300 yıl boyunca anlatıldı. Ama Homer, Metn-i Miken dönemine nispet etti. Mikenler Çağ’ına nispet etti ve o dönemde yaşanmış gibi tahayyülüyle bir tarihi roman yazdı aslında. Yani tarihi roman yazdı yani anlayabildiğini söylüyorum. Tarihi roman gibi oldu. Yani ben bugün konuşuyorum ama 1500 yılında anlatıyorum size. Siz benim Metnimi okuduğunuz zaman sadece 1500 yılına ait benim iddialarımı anlayabiliyorsunuz. Bir de biz ne anlayabiliriz Metn’in içinden? Karanlık Çağ nasıldı? Çünkü ben bugün kendi toplumumun özelliklerini yansıtacağım kitabıma muhakkak. Değil mi? Yani mesela Homer’in hata ettiği yerlerden biz ne anlayacağız? Diyeceğiz ki muhtemelen Homer döneminde böyle kullanılıyordu bunlar filan gibi çıkarımlar yapacağız. Bunları tarihi dönemleri anlattığım videolarda konuşacağız.
İçinde de konuşacağız inşallah. Ya bunun Metn’in ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bunu ölçmek şu an çözmek mümkün değil yani. Ama belli bir dönemle ilgili belli başlı özellikle Mikenlerle ilgili bunların arkeolojiden Mikenlerin nasıl olduğuna dair bir şeyler biliyoruz. Mikenleri başka Metinlerde de bulabiliyoruz. Yani Hittit Metinlerinde filan hani Homer’in hata ettiği yerleri anlayabiliyoruz. Ve geri kalan kısmını Homer’in o arka planında.
Diyelim ki Odysseus’un kölelerine davranma şekli. Biz burada Miken dönemini anlatabileceğini düşünmüyoruz Homer’in. Ne düşünüyoruz? Diyoruz ki karanlık çağda demek ki böyle davranılıyordu kölelere. Yani çünkü kendi yaşadığı hayattan onu tarihe yansıtıyor. Biz de böyle yapıyoruz ya çoğu zaman. Algılarımızı tarihi roman filan yazarken geriye aktarıyoruz. Bu şekilde çıkarım yapılıyor. Bunu Metin okurken inşallah göreceksiniz. Homer ile ilgili o kör olması iddiasının bayı yayının başında konuştuk. Aklınıza gelen şeyler varsa sorun. Şu an ay. En azından canlı yapmamızın bir anlamı olsun. Ben bunu kaydedip de çekebilirmişim yani. Troye Savaşı Miken döneminin sonlarına doğru mu? Yani ancak Miken döneminde bir şey yok. Miken döneminde bir şey yok.
Troye Savaşı Miken döneminin sonlarına doğru mu? Yani aslında şöyle ilk dönemde bu Metin de değil benim. O tarihi Metinleri ayrı şey yaptım. Elimdeki Metin de değil de. 1200 yılına işte 1110 yılına filan tarihleniyor bazı şeylerde yerlerde. Ve aslında bu Metin’in içinde inşallah konuşacağız ama. Mikenler kısa bir dönem sonra yıkılıyorlar. Bu resmi ve Yunanlıların düşündüğü böyleydi. Hatta ben bunu şöyle bağlantılı olabileceğini düşünüyorum. Mesela Troye Savaşı’nın bitişinde.
Biliyorsunuz lanetleniyorlar çoğu. Yani Troye’da yaptıkları zulümden dolayı Akalar lanetleniyor. İşte Agamemnon dönüyor. Karısı tarafından öldürülüyor. İşte Odysseus şehrine çok geç dönebiliyor. İşte Menalaos erken dönemde ölüyor. Gerçekten bu farklı bir durum var Menalaos’un da. Bu acaba şunu mu anlatıyor bize mesela? Şekirdekten Trio diyoruz ya. Mesela Troye Savaşı’ndan sonra Mikenlerin erken dönemde, yakın dönemde yıkılmasını mı tasvir ediyor bu? Yani o lanete bağlandı ve hepsi gidince gittiği yerde perişan oldu falan gibi bir şeye mi bağlanıyor acaba? Bunu düşündürüyor mesela. Miken döneminin sonuna doğru denk geliyor. En azından nispet edildiği ve Yunanlıların anladığı şekilde. Bugün mesela buna itiraz edenler var. Troye Savaşı’nın daha şey olabileceğini falan söyleyenler var. Yani bu o kadar şey bir metin ki. Tarihi arka planı hakkında söylenmemiş bir şey yok gibi. Bir yerden sonra da çıkamıyorsunuz. Dedim ya yeter hani bezdim bir şeyden. Birazdan metinin içinde aslında daha kolay şeyler bulabiliyorsunuz en azından. Konuyla alakalı, Homel ile alakalı sorunuz varsa onları sorun kardeşler. Yani canlı yapmamın sebebi o. Anlaşılmayan bir şey olursa burada tekrar dönerek anlatabileyim diye. Herhalde sorunuz yok kardeşler.
Kendinize iyi bakın. Selamün aleyküm.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir