"Enter"a basıp içeriğe geçin

İlyada 1. Kitap || Akhilleus’un Öfkesi – Antik Yunan’da Aile İçi Şiddet || Homeros , Truva

İlyada 1. Kitap || Akhilleus’un Öfkesi – Antik Yunan’da Aile İçi Şiddet || Homeros , Truva

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=7UEYViNjWls.

Düzgün. Tamamdır. Hafiften başlayalım kardeşler. Şimdi Eser Şurada kapağı kaldı. Onu da alayım. Benim elimdeki çeviri Benim elimden konuşsam iyi olur. Şöyle göstereyim. Benim elimdeki çeviri Azra Erhat’ın yaptığı çeviri Metin şöyle bir
Göreceksiniz muhtemelen. İnternette bulursanız. Şu şekilde göreceksiniz. Bunun şu dış kısmı açılıyor ve Şöyle haşa dolmuş bir kitap Çıkıyor önümüzde. Şöyle. Bu metini tamamen burada ders Şeklinde yapacağız. Kitap öndeki açıklamalarla filan beraber 600 sayfaya yakın 550 sayfa. Bu kitap
24 parçaya bölünmüş. Her bölümü bir şey yapacağız. Video şeklinde uzun İnşallah yetiştirebilirim. Çok şey söyleyeceğiz çünkü. Tek her kitap bir bölümü olsun İstediğim için. Mesela canlıyı uzun sürerse. Ara vereceğim. Arada böyle koltuk yansıyacak. Sadece görüntüye. Ondan sonra devam edip tek Bir kitabın bir video halinde olmasını istiyorum.
Şimdi Bu bizim malum bildiğimiz İşte truva savaşı filan Sürekli filmleri çekilen filan Şeyin ana gövdesi bu destanda. Ama şunu yanlış anlarsanız çoğunlukla Truva savaşında işte helene kaçırılıyor. Ondan sonra işte Paris onu götürüyor. Sonra işte savaş açılıyor filan. Bunlar Homeros’un İlyada’da Anlattığı şeyler değil. Yani bunlar bir destan çemberi konusunda Bahsetmiştik. Farklı farklı kitaplarda geçen
Destanların toplam anlatısı. Sizin filmlerde izlediğiniz şey. Burada Homeros’un anlattığı 9.yılda bu savaşın 9.yılındaki Kısa bir vakit yani belli bir aralık 40 güne yakın filan bir aralığı anlatıyor Homeros. Ama biz burdan neyi anlayabiliriz Yani Homeros buna 9.yılından başladığında Aslında sizin o filmlerde izlediğiniz Arka plan destan çemberini Dinleyiciler biliyordu. Burdan bir başka çıkarıma daha çıkabiliriz. O destan
Çemberleri dinleyiciler tarafından Biliniyordu fakat bizim elimize bunlar Homeros’un çok daha sonraki yazarlar tarafından Elimizde var bunlar Metin halinde O zaman bunun sözlü anlatısının da Çok daha eskilere dayandığını Ne biliyim işte Sophocles’e değil işte Aristophanes’e değil ya da Aesculos’a değil Daha öncelere gittiğini Anlarız. Bu açıdan Önemli Metin üzerinden takip ederseniz Daha iyi istifade edebilirsiniz Şey böyle yorucu ve yoğun
Bir şey hazırladım Bu yapacağımız iş Din denen şeyin mantığını Anlama açısından da kıymetli Hatta sürekli işte İslam metinlerle de kıyaslamasını yapacağım O açıdan da kıymetli olacaktır Diye düşünüyorum Evet nasıl başlıyor Destan Söyle Tanrıça Peleus oğlu Akilius’un öfkesini söyle Burada Tanrıça diye seslendi Musa denen onlardaki ilham perileri
Bize karşılık gelen İlham perilerine filan denk gelir Öfke Bu tarz eserlerde Genelde giriş metni Yani ilk dizeler Gaye ifade eder Yani burada mesela aslında Destan boyunca biz öfke üzerine konuşacağız Bununla ilgili çok fazla anlatının geçtiğini göreceğiz Mesela Kur’an’la da kıyaslayabilirsiniz Bunu mesela ilk ibare vurucu ve etkileyici geliyor Çok akıllı bir şey Bu Bu bir şey Bu bir şey
Bu bir رור Ve etkileyici geliyor meselem çok akıllı kalıcı İncir’ler’de de böyle İlk giriş şeyi önemli metni Özür dilerim bunu mı birde için Akilyus’un bir öfkesi var Bu öfkenin sebebini anlatacak bize Yani nereden doğdu bu öfke Bütün aslında hikaye bu öfkeden kaynaklanıyor Ve bu öfke Aslında rastgele bir öfke değildi Çünkü 5′ frosted dwarf Bu ruhu yerine geliyordu Zeus Aslında tribune左 outside
Cahri oluyor. Ve bunların hepsi Zeus’un buyruğu. Geri kalan herkes onun o buyruğunu yerine getirmekte ki bir aktör, vesile falan gibi anlayabilirsiniz. Ve konuyu açıyor Homer diyor ki Onları birbirine düşüren hangi Tanrı? Yani Achilles’le Agamemnon kavga edecek, tartışacak ve Destan bunun üzerine dönecek. Onları birbirine düşüren hangi Tanrı? Apollo. Şöyle bir işte ganimet paylaşımı yapılıyor ve Agamemnon’un
hissesine bir Cahriye diyebilirsiniz. Daha anlaşılır bir tabirle. Bir esir kız düşüyor. Ve bu Apollo’un tapınağında duacının kızı. Bu duacı gelip Agamemnon’dan şey istiyor. Kızının bağışlanmasını ve geri verilmesini istiyor. Ve bunun içinde işte paralar filan da teklif ediyor. Şöyle Bu duacının adı Kirse
Pardon kızın adı Kirses Duacının adı babasının adı yani Kirse. Elinde okçu Tanrı Apollo’nun şeritleri sarılı altın değneğiyle geldi. Bu değnekler hep önemli Homer anlatısında. Simgesel bir anlam taşıyor. Mesela kralların elinde Kralların elinde de sürekli değnekler var. Ve bu Asa aslında. Değnekliye çevirisi çok belki düzgün anlaşılmayabilir Türkçe’de. Asa bir otorite güç bir şey de ifade ediyor.
Apollo’nun onu desteklediği gibi bir imaide veriyor. Ki ileride de bunda Metin ile ilgili şey olacak. Ve dedi ki en son yani Agamemnon’dan gelip kızını isteyecek ve Apollo’nun saymasını işte kutsallığını kabul etme doğru değil de Apollo’na saygısızlık etmemesi gibi bir anlama gidecek ve diyecek ki korkun Zeus’un oğlu Apollo’ndan sayın onu. Ancak Agamemnon bunu ciddiye almıyor. Agamemnon Troya Savaşı’nda
orduların ana komutanı. Aslında burada kısa bir açıklama yapsam iyi olacak. Bizim bildiğimiz üzere Mikenler aslında daha böyle monarşik yapıda bir toplumdu. Yani güçlü bir yönetici varsayılabilir Mikenlerde çünkü çok uzak mesafelere kadar emirlerin gittiği ekemin nasıl yapılacağı ile ilgili falan belgeler var yazılarda. Ve aslında buradaki anlatı tipiyle çok uygun değil bu siyasi
yapı. Biz burdan neyi düşünüyoruz işte Homeros’un bilmediği bir dönem hakkında yazdığını daha önce söylemiştik tarihi roman gibi. Kendi dönemine dair bir atif yapıyor. Kendi dönemindeki anlatı nasıl? Belli başlı her bölgede. Krallar var işte aslında bunlar çok büyük yerlerin kralları gibi değil yani ufak köylükler gibi düşünebilirsiniz. Anakronik bir benzetme olabilir ama Batı’nın feodalite anlatısı gibi Basilius deniyor bunlara. Agamemnon bunların içerisinde işte eşitler arasında birinci denir ya en üstünü gibi olup o orduyu komuta ediyor yani böyle çok mutlak bir üstünlük yok aralarında. Ve burda istişare toplanıyor işte adam geliyor Agamemnon’dan kızı istiyor ve istişare ediliyor. Burada Tekmil akalar bağırışlılar birazdan alınsın değerlilik kurtulmalıklar duacıya saygı gerek. Yani bu Apollon’un duacısı olan kişi o tapınağın görevlisi işte kızını geri isteyen kişi buna saygı gerek. Ve Tekmil akalar da böyle yani oradaki aslında bir istişare yetiği gibi bir yer var ve herkes kızın geri verilmesi gerektiğini düşünüyor. Çünkü Apollon sinirlenebilir duacısının talebi reddedilirse. Burada tabi duacı ile ilgili pozisyonlar mesela bu eser boyunca dikkat çekeceğim buna. Duacı, bilici ve benzeri dini pozisyonlar hep Homer tarafından korunuyor. Bunun dinleyiciler üzerinde de dini bir anlama olduğunu düşünüyorum ben. Yani duacıya saygı gerek bunu dinleyen bir işte 500 yılındaki bir Atinalı
muhtemelen bundan bir dini pozisyonu olan kişiye saygı duyması gerektiği ile ilgili bir şeyler çıkarıyordu. Bu kitabın eğitim kitabı olduğunu düşündüğümüzde. Ve istişarede böyle bir sonuç yani kızı geri verelim. Fakat Agamemnon kızı geri vermiyor. Ve duacıyı böyle sert laflarla kovuyor. Diyor ki mesela bir daha sakın görmeyelim ihtiyar seni buralarda falan gibi ondan sonra yoksa ne değneğinden hayır görürsün
demiştik ya o tapınaktan şey bir değnekle geliyor asayla. O asaya da saygısızlık ediyor ki bu direkt Apollona saygısızlık gibi bir anlam taşır. Dini bir anlam taşır yani. Ne de şeritlerinden tanrının. Yani yoksa ne değneğinden hayır görürsün ne de şeritlerinden tanrının. Ve son kısımda da şöyle diyor. Bu kızı geri vermeyeceğim ve şöyle olacak. Tezgahına gide gele yatağıma gire çıka benim yuvamda kocayacak. Yani şöyle bir şey de var hani bu biz buradan kazanacağız. Geri döneceğiz. Bu kız benim esirim olarak yaşamaya devam edecek. Aslında Agamemnon bunu işte o Yunan dünyasının zihinine girdiğinizde kehanetlerden filan bilir. Yani savaşı biz kazanacağız ama kazanılmamış bir zaferi varmış gibi sayıyor. Bu da Yunanlarda böyle büyüklenme denir. Aslında ben bunun çalışan var mı bilmiyorum ama Hibrisler, Yunanlar. Bu acaba Sami dillerindeki kibir şeyle de benziyor. Yanılmıyorsam H şeklinde Hibris şeklinde okunuyor gibi. Bu kibre benziyor. Aynı duygu mu olduğunu bilmiyorum ama işlenebilecek en büyük suçtur yani. Bir kişi kahraman olabilir, çok büyük bir insan olabilir. Olmalıdır da Yunana göre. Ama bu onun Hibris göstermesi anlamına geldiği zaman işte orada Tanrılar müdahale eder ve ceza verir Yunan zihninde. Ve burada biraz buna kaçıyor Agamemnon’un tavrı. Yani ben götüreceğim onu ve böyle olacak. Kazanacağım savaşı götüreceğim onu ve böyle olacak. Kızdırma kafamı kendi canını düşün döneminde. Yani Apollon’un duacısını hem aşağılıyor hem Apollon’a da saygısızlık olacak bir şey geliyor tehtil ederek gönderiyor. Agamemnon. Bunun üzerine bu duacı gidiyor ve Apollon’a dua ediyor. Ve duanın şekli de önemli çünkü bu dua, bak bu metni okurken şeyi düzleminden koparsanız yani Yunan insanının bundan ne anladığı düzleminden koparsanız bu metni hiçbir şey anlamazsınız. Bu metnin bir eğitim kitabı olduğunu bildiğinizde burada anlatılan dualar muhtemelen Yunanların dua etme şekliydi ve böyle dua ediyorlardı anlaşılan. Nasıl dua ediyor Apollon’a, yakarıcı? Birkaç şey yapıyor. Mesela bir gün sana yaraşır bir tapınak yaptıysam, boğaların, keçilerin, yağlı butlarını yaktıysam senin uğruna şu dileğimi tez elden yerine getiriver. Yani ben şu hayır amelleri yaptıysam filan gibi bir anlama geliyor. Bu aslında şeyde de var. Mesela bizde de Riyaz-ı Salih’in de bir hadis vardı işte bir şey kapanıyor. Mağaranın kapısı kapanıyor. Herkes hayır amellerini vesile kılarak dua ediyor. İşte şu, şu, şu hayır ameli işte diysem kapı açılsın filan gibi. Bu İslam’da da vardır. Buna itiraz eden birisini bilmiyorum. Yani bu dua tipi çok daha şey hani bu kökeni daha eskilere dayanıyor. Yani İslam’dan eski bir şey yok. Bu şeye girmeyin. Bu metin boyunca bunu yapacağım çünkü İslam buradan alıntı filan gibi bir mantığın içine girilmez. Çok sağlıklı değil yani çünkü adam zaten o dönemde de
bir şekilde İslam kalıntıları olduğunu düşünüyor. Onu anlatırken. Yani o kafaya girmeyin. Benzerlikleri anlattığım yerlerde. Onun için söylüyorum. Ve burada kendi o şeyler ile dua ediyor. Ve Apollon da öfkeden köpürüyor. 44. dizede. Ve Agamem’in ona kızdığı için yani şöyle düşün. Turba Savaşı’na gelenler.
Ve Troyalılar var. Apollon Akalar’ın kralına kızdığı için ordunun üzerine Tanrı’nın okları yağdı diyor. Tam 9 gün. Tanrı’nın okları dediği burada kullanılan kelimeler ve anlatım stili salgın hastalık yani 9 gün boyunca salgın bir hastalıktan Akka ordusu perişan oluyor. Tabi burada Yunan zihninde neyi görürüz biz? Demek ki bu tarz olaylar olduğunda buna hemen bir kutsal anlam bir işte lanetlenme filan anlamı atfedildiğini anlamış oluruz. Akilius çağırdı meydana halkı 10. gün yani 9 gün bu olay olmuş. 10. gün Akilius toplanmasını istiyor. Aslında burada halk dedikleri Homer’in zihninde Homer’in anlattığı zihinde bütün halk değildir. Ayrıca Sokrat meclisidir yani yöneticiler. İşte mesela kralların toplantısı ve eşitler arasında birinci demiştik ya o bütün kralların olduğu toplantının adıdır. Ki bununla ilgili illerde mesela tersi teste filan böyle bir iki pasaj var
bunu bize düşündürten ve bunu diyor Here koydu onun aklına. Ölüp giden akalara içi yanıyordu. Şimdi bu mesela bakın destanın aslında arka planında böyle geniş bir anlatının ağırlığı var. Yani Metin’i destanı sadece destanı okuyarak anlayamıyorsunuz. Neden? Çünkü neden Here böyle içi yanıyor? Çünkü Here akalar kazansın istiyor. Neden? Çünkü işte Paris en güzel olarak onu seçmedi. Afrodit’i seçti. Afrodit Troyalılar’ı destekledi. Athene ve Here’yi seçmediği için de Athene ve Here’de Troyanın perişan olmasını istedi. Bu yüzden akalara destekliyorlar. Yani arkada bu koca anlatı dönüyor. Yoksa sadece buraya yoksa neden Here? Neden böyle? Neden o onu destekliyor? Çünkü arkada başka bir anlatı daha var. Evet, Achilles bu toplantıda ayağa kalktığı dedi ki
Ne ama bu şimdi şöyle olmuş anlaşılan 9 gün bu belayla muhatap oluyorlar fakat sebebini de unutmuşlar. Bu neden oluyor? Hani 9 gün boyunca şunu anlamamışlar. Apolyona biz karşı çıktık o yüzden Apolyona başımıza belaya adırıyor. Bunu anlamamışlar. Bir şey var, bir sıkıntı var. O zaman diyor ki mesela şurada kritik bir şey. Gel bir duacıya yani o toplantıda şey yapıyor Agamemnon’a hitaben. Gel bir duacıya, bir biliciye başvuralım ya da bir düş yorumcusuna. Bilirsin Zeus getirir düşü.
Yani bunun sebebini öğrenmeye çalışalım. Yani duacı, bilici ve düş yorumcusu. Demek ki bunlar ayrı ayrı üç dini pozisyonu. Ve bunların hepsi aslında baktığınızda bir nevi tanrıyla iletişim anlamı taşıyor. Ney? İşte duacı senin ona isteğini iletiyor. Bilici ondan gelen iradeyi anlıyor. Farklı çeşitlerde olabiliyor bu.
Bazen kuşlar üzerinden anlıyorlardı bunu. Bazen başka şekillerde. Ya da bir düş yorumcusu. Bu da üçüncü yol. Gene bu sefer rüya geliyor, tanrıdan kabul ediliyor ve birisi bunu açıklıyor. Üç ayrı dini pozisyon var. Bunlardan birisine danışalım ki bu bela neden geliyor onu anlayalım. Demek ki aradaki süreçte o belanın mantığı neden geldiğini anlamamışlar. Ve bunun sebebini anlayalım. Neymiş? Adak mı adamadık, yüzlük kurbanlar mı kesmedik? Bu yüzlük kurban çok temel bir şey. Homer’de ve Odiseya’da da öyle. Yüzlük kurban birden fazla. Sayısının yüzlü olması böyle çok şey değil. Her zaman değil ama yüze yakın çok fazla sayıda kurbanın bir arada kesildiği törensel bir şey ve bunun arkasına ziyafet geliyor. Bu yüz kurban meselesi şeyde de var.
Allah-u Alem ve dağ haccından sonra olması lazım. Muhammed Aleyhisselam da yüz tane kurban kesiyor. Hatta 63 tanesini kendisi kesiyor sonrasını Hz Ali kesiyor filan. Ama buradaki fonksiyon çok daha temel. Yani İslam’da böyle temel bir fonksiyonu yok. Burada çok daha temel bir fonksiyon da. Yüzlük kurbanı. Ve orada Kalkas kalkıyor. Kalkas bir kahin, bilici.
Kalkas, mesela yine Destanlı arka penceresine gittiğimizde Agamemnonun sefere çıkacakları zaman, Troy’ı fethetmek için bir türlü rüzgar, istedikleri rüzgar ortaya çıkmak için yola çıkamıyorlar. Bunun üzerine Kalkas diyor ki kızını kurban etmen gerekir ki Tanrılar müsaade etsin filan diye. Kalkas o kahin ve kızını orada kurban ediyor Agamemnon, Ifigenia’yı. Buradan biz kız çocuklarını kurban etme, diri diri gömme filan gibi adetlerin Antik Yunan’da olduğunu biliyoruz. Yani bunların net bir şekilde eminiz. Hani İslam’da olmadığını zannediyor, cahiliyede olmadığını zannediyorlar ya. O çok hatalı yani çok toplumda var. Neredeyse her toplumda var yani. O kahin önden bir hemen referi ediliyor.
Düş yorumcularının en büyüğü, biliyordu her şeyi, geçmekte olanı, geçmişi, geleceği. Geçmekte olanı, geçmişi, geleceği. Yani geçmişi biliyor, aslında geçmiş zaten herkes biliyor filan gibi düşünüyorsunuz ama hafızası bizim kadar diri olan bir toplum değil. Geçmiş. Yani biz internetten tak tak arayıp buluyorsun adamın geçmişini filanda. Orada 20 yıl geçtikten sonra geçmiş unutuluyor. Hayalleşiyor hatta bugün bile öyle de hani baktığın zaman bulabiliyorsun en azından doğrusunu.
Geleceği bilebiliyor ve şu anı bilebiliyor. Ve Apollon veriyor ona o hüneri. Ve Kalkas Söz’e girmeden önce şöyle yapıyor diyor ki Ey Akilius diyor, söylediklerimi de biliyorum kızdıracağım, akalıların sevdiği saydığı adamı. Yani Agamennon’u. Şimdi şöyle düşünün tekrar o şeyi bir daha anlatayım.
Agamennon, şey Akilius, Odysseus, işte ne bileyim Ayas, Diomedes, bunlar mesela birer böyle kral gibi düşünün. Agamennon da aslında bir kral. Ama bu krallar içerisinde yönetim pozisyonunda. Yani eşitler arasında birinci dediğimiz pozisyonda. Kızdıracağım, biliyorum akalıların saydığı adamı. Yani Agamennon’u. Bir zaman öfkesini yenerse de unutamaz kinini. Dışarı vuranak taşır onu yüreğinde onu. Öyle bir günde beni korur musun? Yani ben anlatacağım ama Agamennon kızacak.
Şimdi bir şey yapmasa da daha sonra yapabilir. Beni korur musun ondan? Diyor Akilius’a. Akilius, korkma söyle diyor. Apollon adına and dolsun. Kalkas, başbuğulukla övünen Agamennon bile olsa lafını edeceğim. Yani onun bile hakkında konuşacak olsan ben ayakta sağ salim gördükçe gün ışığını yumruk indiremez sana tek bir argosluğum. Evet.
Şimdi burada birkaç şeyden daha bahsederim. Ben bu kenarda şimdi çok fazla not aldım. Bu notları anlatırken sanki yavaş anlatıyormuşum gibi bir düşünceye gittiğim için notları da atlamak istemiyorum. Mesela şurada şöyle bir not almışım. Mesela Kalkas’ın bu pozisyonu, geçmişi, geleceği, bilmesi, söylediklerin hep doğru çıkması. Bu antik Yunan dünyasında nasıl algılanıyordu? Aslında Homer burada neyi çağrışlıyordu?
Homer’in antik Yunan’ın bütününe hakim olan bir din anlatısı olup olmadığı konuda şüphelerim var. Yani Homer sanki bir pozisyonu güçlendirmeye çalışıyormuş gibi. Hem İlyada da hem Odesya da bir dini pozisyonu güçlendirmeye çalışıyor. Ama mesela buna muhalif başka dini pozisyon var mıydı? Mesela filozofların dini anlayışının daha farklı olduğunu biliyoruz veya daha seküler bir şey var mıydı? Çünkü mesela şunu görüyorsunuz Homer’de sürekli.
Bilici konuşuyorsa kesinlikle doğru söylüyor ve bilici sürekli övülüyor. Biliciye muhalefet eden sürekli başına bela geliyor filan. Yani bunu dinlediğiniz zaman, 5. yüzyılda birisi bunu dinlediği zaman, milattan önce 5. yüzyılda, muhakkak şöyle düşünüyordur. Yani ben bilicileri dinlemeliyim. Ama şunu biliyoruz biz mesela bu tarz destan yazımı yapmayan yazarlar da mesela bilicilerin içinde sahtekârlar da olduğunu, hepsinin de bilmediğini filan anlatan.
Yani 5. yüzyıldaki bir adam şunu müşahede ediyordu, soruyordu, yanlış çıkıyordu. Diyor ki bu sahtekâr bilici ama da o gerçek bilici olsaydı bilirdi. Filan gibi bir yapıyı bu inşa ediyor olabilir bu Metin. Evet. Devam ediyorum. Ve Kalkas şöyle diyor, bu kızdan dolayı oldu. Hani başta duacı gelmişti, Apollo’nun duacısı ve istemişti Agamemnon’a reddedip göndermişti.
Kalkas diyor ki, vermezse kurtulmalık almadan pazarlıksız, oynak gözlü kızı sevgili babasını Agamemnon, kurban etmezse bir de yüz kutsal sığır, Kirse’ye bu kötü salgından danavaları kurtaramaz o. Yani aslında önceden adam geldi ve kurtulmalık dedi. Yani esirin iade edilmesi için fidye gibi düşünebilirsiniz. Bunu vereyim kızımı geri verin dedi. Agamemnon reddetti ve gönderdi. Ve bu iş daha kötü bir yere gittiği için artık kurtulmalıksız yani hiçbir fidye olmaksızın vereceksin o kızı. Üstüne bir de yüz tane kurban keseceksin ve bu afet yoksa danavaları yani akaları yok edecek. Bunun üzerine Agamemnon, mesela şu tanım güzel, kapkara bir öfkeyle doldu yüreği. Doluydu yüreği. Kapkara bir öfkeyle. Yani bu öfke Agamemnon’un aslında sağlıklı düşünmesini engelleyen bir öfke tipi. Kalkas burada makul bir şey anlatıyor. Tabi o Yunan zihninde makul bir şey anlatıyor ama Agamemnon bunu da kabul etmeyecek bir öfkeyle dolu. Ve şöyle diyor Kalkasa yani kahine. İyi bir söz duymadım senden, yomsuz haberci. Hep kara haber verir, gönül eylersin. Ne tatlı bir sözün var, ne hayırlı bir işin. Agamemnon kitap boyunca şey yapacak.
Yani sürekli hem öfkeyle davranıyor ve insanları hak ettikleri değerini altına aldığından dolayı ceza veriyor. Mesela şimdi burada Kalkasa aslında şey yapıyor. Yani Kalkas kötü bir yorumcu değil Homer’in anlatına göre ama Agamemnon onun değerini düşürüyor. Birazdan Achillus’un değerini düşürecek. Onun kurbanlık, onun esir, işte birisiye hissi alarak. Burada mesela bir satır aşağıda karısının değerini düşürüyor. Sonra bu karısı mesela daha sonra onu öldürecek Agamemnon’u. Döndüğünde Troye’den. Yani bundan hepsini cezasını çekiyor Agamemnon. Ve şöyle diyor mesela birisi hisseyle ilgili. Karısıyla kıyaslayarak ondan aşağı değil. Yapısı, boyu posu, atlı fikri, yelinde. Üstelik ev kadını. Şimdi aslında Yunan zihni, bu bize mesela doğal gelebilir. Yani esir bir kız evdeki senin karından daha üstün olabilir mi? Bu senin zihnindeki algılanma şekliyle Yunan’daki algılanma şekli aslında aynı değil.
Çünkü Yunan şuna inanan bir zihin yapısında. Şimdi Agamemnon’un karısı muhtemelen bir soyluğudan gelin aldığı bir hanım. Ve bu soylu olması zaten onun erdemlerle kuşanmış iyi birisi olması anlamına gelir. Ve birisinin köle olması aslında köle olmayı hak etmesinden ve düşük bir insan olmasından ileri gelir. Bunu Aristodanet görürsünüz. Bu yüzden aslında burada eşiyle kıyaslayıp benim eşimden aşağı değil bu köle demesi, burada şey gibi Yunan zihninde bu kadının pozisyonunun zarar görmesi falan gibi bir anlama gelir. Ben bunun Troya Savaşı dönüşünde bu kadın Agamemnon’a ihanet edip öldürüyor Agamemnon’u. Bununla da bir ilişkisi olduğunu zannediyorum. Çünkü buradaki tavırlarının tamamından dolayı Agamemnon aynı şeyi yapıyor ve aynı cezayı görüyor yaklaşık. Ve şöyle diyor, geri vermeye razıyım yine de. Ne yapayım, yok derseniz başka çare.
Şimdi Kalkas’a giydirmesine rağmen sonra Kalkas’ın söylediklerinin doğru olduğunu kendisi de biliyor ve söylediklerini yapıyor. Bu ilginç bir geçiş bence. Yani sen yanlış söylüyorsun demiyor yine de Bili C’ye. Ve bunun ben 5. yüzyıldaki bir insanın zihnini inşa ettiğini düşünüyorum. Ve sonra diyor ki, ama bir ben kalmayayım armazsız komutan. Yani şimdi herkes ganimetten pay aldı ve ben paya pay almamış olacağım. Yani tabi ki bundan başka şeyler de vardır ganimetten paya ama ben kalmayayım bir tek boşta diyor.
Aslında burada ve şöyle diyor, mesela benim için yakışık alır bir şey değil bu. Burada manevi bir şey var. Yani pozisyon, herkes bir şey paylaşmış. Bunun böyle bir ganimetin paylaşılmasını yiğitlikle filan da, böyle onurla, şanla ilişkisi var. Ve bunun kendi şanını eksilteceğini düşünüyor. Bunun birisi çok anakronik. Benim gibi makaleleri okurken Homer ile ilgili böyle saçma sapan diyebileceğim bir şey görmüştüm. Birazdan Achilles kızacak hani ver şeyi diye ve Achilles işte kadınların köleleştirilmesine karşı çıktığı için filan bunu söylüyor. Ya Yunan zihninde böyle bir dünya yok yani. Ama çok saçma diyorum bu kadar anakronik yani 2020’den bakıpta. Buradaki kavga kadının köleleştirilmesi falan filan kavgası değil. Şan yani ganimetin paylaşılmasında onur ve şan kavgası.
Ve şöyle diyor, bana bir armağan verin o zaman yani ben armağansız kalmayayım başka bir şey alayım diyor. Bunun üzerinden Achilles sinirleniyor. Agamelo’lar bu sefer tartışmaya başlıyorlar. Direkt ikili diyaloğa dönmeye başlıyor. Ve şöyle diyor, ünlü Atreus oğlu, ey doymak bilmez adam. Burada doymak bilmez tamahkar anlamında. Yunan ahlakında böyle net kınanmış bir şey değildir. Yani hani çok kötü bir şey olarak görülmez bizde şey gibi. Nasıl diyeyim, İbrani dingeleneği diyeyim. Bu tabir çok doğru değil ama İbrani dingeleneğindeki gibi çok kınanmış bir şey değil bu. Biraz daha böyle üst trutlu giriyor yani. Ey doymak bilmez adam diyor, ne yağma ettiyse hepsi bölüşüldü. Biz akalar diyor sana veririz 3-4 katını şu Troy’ı bir fethedelim, işgal edelim. Ondan sonra paylaşırken daha fazlasını veririz. Ama şu an hepsi bölüşüldü. Yani Agamelo’nun bir pay istemesi aslında birisinin payını istemesi anlamında. Yani senin payını alacağım ya da senin payını alacağım filan gibi bir anlama geliyor. Biz bölüştük, bu saçma. Yani biraz itidale çağırıyor gibi düşünebilirsin. Tekrar ganimet geldiğinde oradan yüksek pay alabilirsin. Ama bölüşülmüş olan, artık benim elimde olanı veya şunun elinde olanı aldığın zaman bu kavga çıkarır demeye getiriyor. Agamelo’nun şöyle cevap veriyor. Niyetin ne? Senin armağanın olsun benim olmasın öyle mi? Yani burada bakın yüksek pay almak aslında üstünlükle ilişkili görülüyor.
O söylediğim şan şeyine yakınlığını daha kolay anlayabilirsiniz. Ve şöyle diyor, Agamelo’nun ya seninkini alacağım, ya Aiyasın ya Odysseus’unkini. Çünkü neden? Bunlar akaların en üstün üç kişisi. Ve Agamelo’nun birinin payını alacaksa bu en üstünlerinden birinin payını olması lazım filan gibi bir mantık var. Ve üç kişi söylüyor. Ya seninkini alacağım, yani Akilius’un, ya Aiyasın ya Odysseus’un.
Ve diyor ki, biliyorum kime gitsem o kızacak bu kez de. Neyse durmayalım bunun üstünde sırası değil. Yani ortaya atıyor bunu sonra da durmayalım bunun üstünde sırası değil filan diye. Ortam tasviri çok güçlü Homer’de gerçekten güçlü. Konuyu geçiştirmeye çalışıyor ama Akilius geçiştirmeyecek. Kendi o duacının kızını gemiye bindirelim, gönderelim ve kurbanlıkları kesilsin diye Agamelo kararatıyla söylüyor. Tamam yapalım bunu filan diye. Aslında konuyu kapatmak istiyor mu Agamelo’nun? Hani düşünülebilir mi? Mesela tartışılıyor ve tamam ben birinizinkini alırım. Ama şimdi bunu tartışmayalım. Aslında o arada bir şeyler olursa oradan bu iş halledilebilirdi. Zamanı mı yatırmaya çalışıyor Agamelo’nun? Agamelo’nun ama Akilius buna çok şey yapmıyor. Başta da söylediğimiz o gazapla giriş var ya daha da gazaplanıyor. Ve şöyle dedi, seni gidi edepsiz, çıkarına düşkün yürek. Şimdi bu bizim kral anlayışı. Monarşik olmayan krallık, aristokratik ve üstünler arasında birincinin krallığında aslında bu kadar da güçlü bir fark olmadığını anlamak açısından önemli. Yani Akilius da kral, Agamelo da kral ve aralarında çok büyük bir hiyerarşi fark yok. Mesela bunu normalde bir krala söyleyemezsiniz, monarşik bir yapıda. Şöyle bir yan baktı, Aya teyze Akilius dedi ki, seni gidi edepsiz, çıkarına düşkün yürek, senin sözlerini bir akanın nasıl kaldırır içi. Yani sen bir şeyler söylüyorsun bunu bir akalının içi kaldırmaz. Aslında burada demek ki şu anlaşılabilir, Agamelo’nun söylediği şeyler yani o işte bölüştükten sonra da birinin payını almak aslında geleneğe de muhalif. Yani halkın kabuline de muhalif olacak bir şey. Ve şunu söylüyor, ben yani Troy’a kendim için savaşmaya gelmedim. Onlar bana bir zarar vermediler ve sürekli senin derdin için geldik buraya. Yani Helen’e kaçırıldı, Menelaus’un karısıydı, Menelaus senin kardeşindi. Biz sizin derdiniz için geldik buraya. Siz ün alasınız diye geldik.
Oysa diyor kıyasaya savaşta benim kollarım görür en büyük işi ama bölüşmede payın en ok kalısı sana gider. Benimse savaşta canım çıkar diyor Akilius. Yani ben savaşıyorum, sen oturuyorsun falan demeye getiriyor. Şimdi artık benim için en iyisi gemilerime dönmek, hem onur payımdan olayım hem burada kalayım hem de malmük sahibi yapayım seni. Yani ben savaşmıyorum artık diyor.
Burada birkaç şey var. Birincisi aslında Agamemnon bir tek Akilius’un, ben Akilius’unkini alacağım demedi. Üçünüzden birininkini alacağım dedi ama Akilius kendi üzerine öfkeyle konuya atladı. Ve aslında öfkeyle kalkan zararla oturur şeyi var ya biraz konu da oraya dönecek çünkü Akilius da bundan dolayı mağdur olacak.
Bir bu mesaj var yani dinlenildiğinde bu anlaşılıyordur muhtemelen Yunan’da da. Şöyle hemen bir şeye bakalım. Notlarıma bakayım. Tabii burada şey var Agamemnon’un işte bölüşümden sonra pay almak istemesinde aslında kendi menfaati için böyle toplumsal o yapıyı da bozma gibi bir durum da ortaya çıkıyor. Yani bölüşülmüş bir toplumsal denge sağlanmış ama Agamemnon bir şey alıp o dengeyi bozuyor kendi menfaati için ya da almak isteyip.
Bunu biraz oluşturuyor. Buraya bir yere Homeros’un hatası demişim. Ha tabii işte bunu anlattım az önce. Mikenler daha monarşik yapıdaydı. Homeros kendi çağından anlatıyor muhtemelen. Mikenleri tasvir ediyor. Burada ilginç bir şey var yani Akilius diyor ki ben savaşmıyorum artık gemilerime dönüyorum. Akilius en önemli kahraman.
Savaşta aslında o dönemki savaşlarda zannedildiğinden daha önemlidir. Yani birinin önden çıkıp savaşması işte orduyu coşkuya getirmesi çünkü savaş tamamen bir psikoloji işidir aslında. Yani tamamen değil ama çok güçlü oranda bir psikoloji işidir. Bu yüzden mesela hani ben eskiden şey anlayamazdım. Kral ölmüş ordu dağıldı filan. Ya ne olacak ki diyorum o kadar adam topu yani yüz bin adam topu kral ölse ne olur. Ama psikoloji olarak çok ciddi bir etkisi var. Akilius’un dönmesi ciddi bir problem. Ve sadece bu Akilius’un dönmesi anlamına gelmiyor. Mirmidonların yani bir bölge halkının da savaştan çekilmesi anlamına geliyor. Agamemno şöyle diyor. Canın öyle istiyorsa yalvarmam buyur git. Çok adam var benim yanımda beni sayan. Yani çok rahat çok profesyonel. Ya git bir sıkıntı yok yani. Ve o da Akilius’a hakaret ediyor.
İşte seni sevmiyorum. En iğrendiğim sensin Zeus’un belsediği krallar içinde. Çok güçlüsün ama bil ki Tanrı verdi sana bu gücü. Yani biraz da aslında Akilius’u kibirlenmeye karşı da sanki dini bir uyarıya da benziyor bu. Poigo Sapolyon istiyorsa kirsesi ille de şu gemimle yoldaşlarımla göndereceğim onu. Ama Barakhan’dan alacağım kendim gelip senin onur payını güzel yanaklı birisi ise.
Senden ne güçlü olduğumu o zaman anla gör. Yani Agamemnon diyor ki tamam göndereceğim duacının kızını ama gelip seninkini alacağım. Burada birkaç şey var. Filmlerden filan izlediyseniz bu destanı. Agamemnon’u şey gibi düşünüyorsunuz. Böyle bir kral ama işte nasıl diyeyim. Çıkarcı, hımbıl, kahraman olmayan bir tip. Ve aslında burada bu tarz Akilius’un sözleri var ama Agamemnon böyle birisi değil.
Yunan anlatsında. Yani Homer’in anlatsında böyle değil kesinlikle. Zaten birisi Homer’in anlatsında eğer kral ise şunu anlamak lazım. Bu aristokrat toplumda bir anlati ve bir insan aristokrat ise zaten soylu ise yani gemi iyiyse soylu bir kandan geliyorsa o adam zaten erdemlidir. Bu adam yakışıklıdır. Bu adam iyi dövüşür. Bu adam nereden ne yapacağını bilir. Yani Agamemnon’un kral olması zaten otomatikman onun güçlü nereden ne yapacağını bilen filan bir anlati.
Olması anlamına gelir. Yunan zihninde ve buradaki şeyde. O yüzden Agamemnon gerçekten iyi bir savaşçıdır. Çok iyi bir savaşçıdır. Yani mesela bir olimpiyatta mesela Agamemnon’un da katıldığını görüyorlar ve yarışı yapmadan Agamemnon’a veriyor. O varsa zaten o kazanır diye. En üstünse bir insan yöneticiyse o en üstündür zaten. Otomatikman öyledir. Ve burada aslında aralarında böyle bir çekişmemsi bir durum var ama Agamemnon burada böyle çok aşağı değil. Yani filmlerdeki gibi filan değil yani onu anlayın diye söylüyorum. Ve senden ne güçlü olduğumu o zaman anla gör diyor Agamemnon. Burada tabi işte söylediğimiz gibi. Achilles durduk yere öfkeyi kendi üstüne çekti. Yani üçünden birinin payını alacağım filan demişti. Biraz da lafı ortaya bıraktı yani bu şimdi konuşmayalım falan diye. Achilles konuşuyo direkt üstüne çekti. Ve dedi ki seninkini alacağım Agamemnon. Senin payını alacağım. Tabi bu Achilles’e büyük bir saygısızlık anlamına geliyor.
Ve şu önemli böyle dediği o Peleus oğlunu bir kaygı aldı. Kaygı çok böyle net doğru bir tercüme olmayabilir. Yani çünkü hem metnin devamından anlaşılıyor hem de antik Yunanca bu İngilizce şeyleri var alt yazılı şeyleri var. Biraz daha böyle kaygıdan ziyade böyle kararsız kalma. Ulan işte mesela şöyle sivri kılıcını baldırı boyunca kınından çeksin miydi? Herkesi ayağa kaldırıp onu öldürsün müydü? Yoksa öfkesini yatıştırsın mıydı dişini sıkıp? Yani Achilles sinirlendi iyice patladı artık bundan sonra. Seninkini alacağım göreceksin senden ne kadar güçlü olduğumu deyince Agamemnon iyice öfkelendi. Ve kendi kararsız kaldı. Yani kılıcımı çekip bunu öldüreyim mi yoksa sakin duruyum mu? O kararsızlık anı. Ve tam bu anda müdahale geldi. Daha önce de söylediğimiz gibi İlyada’da müdahaleler çok net. Yani tam geliyor ve Achilles’le konuşuyo. Bu yaptığın iyi değil şeklinde.
Bu şekilde geldiklerinde Tanrıyı herkes görmez. Kahraman görür. Bu belki ileride şöyle bir zihin yaratıyor olabilir mi? Şöyle bir zihin oluşturuyor olabilir miydi? Veya anlatıldığı çağda. Kahramanın hareketlerinin bizim anlamadığımız hikmetleri olabilir. Çünkü o Tanrıyı görüyor. Çünkü Tanrıların çok sıradan insanlarla konuşmadığı ile ilgili. Gerçi Demeter’de falan var böyle miktar ama. Yani yapıyorsa vardır bir hikmeti mantığı oluşturuyor muydu acaba? Çünkü Tanrıyı o görüyor biz görmüyoruz.
Mesela Athena indi. Kimse görmedi Athenayı. Mesela şöyle diyor. Göründü yalnız Peleus oğluna. Peleus oğlu, Achilles kavradı sarı saçlarının. Aslında böyle teatralde bir şey var. Yani Achilles’u saçından yakalıyor. Athena sarsıldı. Achilles döndü baktı arkasına. Pallas, Athenayı tanır tanımaz parladı gözleri. Yani görünce de şaşırıyor. Parladı gözleri. Kanatlı sözler söyledi ona.
Niye geldin kalkanlığı Zeus’un kızı? Ve diyor ki. Canıyla ödeyecek böylece kasatmayı. Yani Achilles aslında kendisini durdurmak için geldiğini anlamıyor şeyin. Sanki o durumdan habersizmiş. Gibi işte birazdan canıyla ödeyecek. Birazdan öyle yapacağım haberin olsun filan. Gibi bir şey de tam anlamıyor yani mevzuyu. Ve Athena diyor ki. Ben seni yatıştırmak için indim gökten. Ak kollu Tanrıça Here gönderdi beni. Dediğim gibi. Athena ile Here bir tarafta. Diğer tarafta Troy’ı savunanlar. Kılıçtan çek elini. Dedi. Athena uyardı. Mesela Achilles burada bir kahraman olarak sözü dinleyecek. Mesela Diomedes biraz daha farklı bir profil bu konuda. Oralara da geçeceğiz inşallah. Burada mesela böyle durumlarda dinlemiyor Diomedes. Ama Achilles dinliyor. Daha bu tabi Yunan’da övülen bir davranış. Anlat ona başına geleceği sövsay yeter.
Yani kılıçta değil konuşarak. Daha önce cevapladığım şeyler sormuşsunuz genelde. Bu Metin ile ilgili anlattığım ve tam böyle oturmayan bir şey varsa. Mesela krallık sistemi nasıl demişsiniz onu anlattım. Yani Mykenlerde farklıydı. Monarşik bir yapıdaydı. Daha güçlü bir kral profili vardı. Fakat Homer’in yazıldığı karanlık dönemde daha zayıf aristokratik meclis halinde bir şey olduğunu varsayıyoruz. Bunu nereden varsayıyoruz? Homer’den varsayıyoruz. Başka bir yerden varsayamıyoruz zaten. Yani bilici tipleri farklı farklı. Kehanetin de çok farklı tipleri var. Mesela kurban kestiği karaciğerinden kehanet yapıyor. İşte kuş uçtu. Kuşun yakalama şeklinden kehanet yapıyor. Çok farklı farklı. Bunları Metin içinde anlatacağım için hepsini böyle bir parça da anlatmak istemiyorum. Metin geldiğinde Metin’in üzerinde göstermek istiyorum. Bak burada gösteriyorum işte filan gibisinden. Ve şu an bu kitabı bitirebilecek miyim diye düşünüyorum. Birinci bölüme en azından bu şeyde. 45 dakikaya yakın 5 sayfa gitmişiz. Neyse güzel, verimli oluyor. Yani ben iyi öğreniyorum şu an. Evet. Ve şurası önemli. Atene, Achillus’u durduruyor. Durdururken de müjdeliyor. Müjde ne? Üç katlı değerli armağanlar verilecek sana. Yani sen savaştan çekileceksin ya Achillus. Agamemnon sana muhtaç olacak ve üç kat değerli armağanlar verecek sana. Yani sen bundan mağdur olmayacaksın merak etme.
Fakat birazdan yeri gelince söyleyeceğim. Burayı unutmayın. Çünkü Achillus bunun üzerinde bir bilgiye sahip. Yani burada Metin’de aktarılan Atene’nin söylediğinin üzerinde bilgiye sahip. Birazdan göstereceğim onu ve uyarısının sonunda da şöyle diyor. Uyarı bitiyor. Achillus karşılık veriyor. Sözünü dinleyecek ve şöyle diyor. Tanrılar dinlerler, tanrıları dinleyeni. Yani sen tanrıları dinlersen tanrılar da senin dualarına karşılık verir. Seni dinlerler. Bu da böyle bütün dinlerde ortak olan bir yapı.
Yani mesela sizden birisi toza toprağı bulan bir şekilde dua eder. Ama işte yediği haram, giydiği haram. Allah onun duasını neden kabul etsin? Bu minvalde hadislerle var. Yani bu dinlerde ortak bir anlam aslında. Yani duanın kabulü için bir itaat gerekir. Tanrılar dinlerler, tanrıları dinleyeni. Peleus oğlu tutmadı öfkesini yine. Zaten sözle karşılık verecekti. Kılıçla Agamemnon’u öldürmeyecekti. Sözle karşılık verecekti.
Ve dedi ki Atreus oğluna yağdırdı küfürleri. Yani Atreus oğlu Agamemnon. Seni şarap fıçısı, seni it gözlü, seni geyik yürekli seni. Şimdi buradan şarap fıçısı muhtemelen Agamemnon’u… İşte mesela bu bizim filmlerde tasvir edilen tipte, profilde tasvir ediyor. Akilius’u saldırmak için. İt gözlü muhtemelen aç gözlülüğüne. Çünkü bir sürü payı var, her şeyi var. Ama hala bölüşülmüş olana tamah ediyor gibi bir şey. Ve geyik yürekli de korkaklığına… Çünkü katılmadın, hiçbir pusu bile atmadın diyor mesela sizlerin. Burada mesela ilerisine. Silah kuşanmadın tek bir gün. En seçkin akalarla bile yatmadın pusuya. Ve şurası çok ilginç bir bölüm. Şu şey, Akilius Agamemnon’a saldırırken. Halkını kemiren bir kralsın sen. Buyruğundaki insanlar aşağılık olmasaydılar. Bu küfürler son küfürlerin olurdu senin. Yani Agamemnon’un krallık görevini yerine getirmediğini düşünüyor Akilius.
Şimdi buradan şöyle bir şeye varılabilir mi? Yani bir iyi yönetici profili. Çiziyor mu burada Homer? Çiziyor gibi. Yani bunu okuyunca iyi yöneticinin profiline dair bir şeyler öğreniyorsunuzdur. Ama Agamemnon, gerçekten Akilius’un burada anlattığı gibi biri mi? Yani böyle mi tasvir ediliyor? Böyle tasvir edilmiyor genelde. Zaten Akilius’un şu sözleri birazdan ileride bir problem açacak. Ve buna Homer işaret edecek.
Aslında burada krala itaatsizliği teşvik etmiyor Homer. Homer burada krala itaatsizliğin ve bunu teşvik etmenin kötü sonuçlarından bahsediyor. Yani o din anlatısıyla burada tabi bunu söyleyeyim de şey hani bu halk bazında filan bir şey değil. Yani bu soyullerin kendi arasındaki aristokratik mecliste konuştukları bir şey. Halk burada böyle bir söz sahibi değil. Mesela bunu çok bariz bir örneğe bunu söylemeden bu meclisin yapısını tam anlatamayacağım için burada erken giriyorum.
İleride metnin içinde okuyacağız. Böyle bir mecliste tersites diye soylu olmayan birisi kalkıp söz söylüyor. Yani fikirler söylüyor geri dönelim filan filan diyor. Tersitesin sözleri ele alınmıyor, çürütülmüyor ve zaten Homer bunu tasvir ederken çirkin, aptal, gerizekalı gibi filan tasvir ediyor. Çok açık böyle hakaretlerle. Halktan birisi çünkü konuşmaması gereken bir yerde konuşuyor. Ve Odysseus hiç yapmadan ona vurmaya başlıyor. Vuruyor ve tersitesinin işte gözlerinden yaşlar dökülüyor herkes gülüyor.
Ve hatta diyorlar ki Odysseus bu savaş boyunca çok büyük faydalar sağladı. Ama yaptığı en mantıklı şey tersitesi dövmesi idi. Neden? Çünkü tersitesi halktan biriydi. Yani buradan böyle bir anakronik bir sonuca çıkmayın yani. Onu söylemeye çalışıyorum. O toplumun zihin yapısında bu böyle anlaşılmıyordu. Ve bu aslında bir itaatsizlik övgüsü de değil. Çünkü Achilles’un şu anki davranışları Homer’ce onaylanan davranışlar değil. Yani Homer bu davranışları pek onaylamıyor.
Bunu birazdan metnil ilerisinde daha net göreceksiniz. Tekrar okuyorum. Halkın halkını kemiren bir kralsın sen. Buyruğundaki insanlar aşağılık olmasaydılar bu küfürler son küfürlerin olurdu senin. Yani sana zarar verirdi buyruğundaki insanlar aşağılık olmasalar. Ve asası üzerine yemin ediyor. Bakın asa yönetici pozisyondaki herkes de var. Agamemnon’da da var. Achilles’e de var.
Achilles’un ki daha ufak bir asa. Agamemnon’da da daha itibarlı bir asa. Ve asası üzerine yemin ediyor. Mesela asanın fonksiyonu nedir? Şimdi ise Zeus adına hak koruyanlar, Akavulları taşırlar ellerinde onu. İşte bir büyük ant sana bu asa değnek üzerine. Yani bu asa Zeus’un yönetme hakkını sana verdiğini gösteren bir belge, simge gibi düşünebilirsin o asayı. Böyle bir anlamı var yani. Asa üzerine yemin ediyor.
Şurası mesela şey, bir gün gelecek, Achilles söylüyor bunu gene Agamemnon’a, bir gün gelecek, Akavulları tekmil dövünüp duracaklar Achilles gitti diye. Şimdi burayı haber verdi mi Athena? Bunu belki üç kat değerli armağanlardan çıkarmış olabilir diyebiliriz ama, şurayı haber vermediğini net biliyoruz. Kırılıp gidecekler Hector’un karşısında dalga dalga. Burayı haber vermedi. Yani ya şöyle bir anlayış oluyordu. Yani Athena, Achilles ile konuştu ve sadece bunun bir kısmı söylendi, aktarıldı. Geri kalanı vardır gibi düşünüyordu insanlar. Ya da Achilles’un da farklı bir şekilde bu bilgilere bir vesile ulaştığı gibi bir düşünce vardı. Burada bu yönetici kralların, aristokrat o kralların dini fonksiyonları olduğunu unutmamak lazım. Basilius denen bu krallar dini fonksiyonları icra ediyorlardı. Her biri rahip sayılıyordu. Kurbanları onlar yönetiyordu. Tanrıların iradesini gösterdiği düşünülen yasaları onların bildiğine inanılıyordu ve mahkemeler onların tarafından yapılıyordu. Çünkü sözlü yasa yoktu. Bundan mesela Hesiodos’u okurken daha net şey yapacağız. Hesiodos mesela orada bunlardan şikayetleniyor. Ve böyle bir fonksiyonları da vardı. Yani bu ihtimalle dahildir. Onu söyleyeyim. Yani Achilles’un bunu kendisi biliyor. Bu diyalogdan bağımsız bir şekilde biliyor olma ihtimali. Yunan’ın bunu böyle anlıyor olma ihtimali mümkündür.
Evet. Bunlar neden oluyor? Sen Akalar’ın en iyisini saymadın. Yani Akalar’ın en iyisi de benim. Böyle bir tartışma da var. Achilles diyor. Pelaius oğlu böyle dedi oturdu. Atreus oğlu da öte yandan köpürmüştü. Pelaius oğlu, Achilles, Atreus oğlu, Agamemnon. Bunu kitap boyunca vurgulamayacağım. İlk kitapta olduğumuz için böyle şeyler açıklıyorum. Ve tam bu sırada işte Agamemnon sözü almadan Nestor ayağa kalkıyor.
Nestor yaşlı birisi. Ve bir hani böyle bilgelik de temsil ediyor. Bu bilgeleyi yaşa bağlı. Yani mesela üçüncü üç kuşak insan görmüştü diyor. İki kuşak insan görmüştü. Üçüncü kuşağın başındaydı. Yani yaşlılığa bağlı bir bilgelik. Ve diyor böyle tartışmayın. Priam’ı oğullarını yani Troyalıları, Priamos Trojan’ın kralı, Priam’ı oğullarını bir sevinç alacak. Siz kendi aranızda kavga ediyorsunuz diye. Ve önceden örnek getiriyor.
Nestor sürekli böyle yapıyor zaten. Nasihatle araya giriyor. Yani öfkeleri yatıştırmak için araya giren bir bilge kişi. Böyle bir pozisyon. Ben eskiden öyle adamlarla birlikteydim ki, bizden çok yiğittiler. Yine de küçümsemediler beni. Hor görmediler. Şimdi Yunan zihninde, özellikle Hesiodos’ta net gördüğümüz bir şey, çağları tasvir ederken, altın çağ, demir çağ, altın çağ, gümüş çağ filan diye gidiyor ya, sürekli değeri düşüyor insanların. İnsanların sürekli bir bozulma halinde olduğu anlatısı var. Kahramanlık çağı bence Hesiodos tarafından Homer etkisiyle araya sokuldu. Tabii bunun iktisadi böyle bir değişim dönüşümü de anlattığını düşünmek mümkün. Demir çağıyla tunt çağı mesela bakın, Homer’in anlattığı çağ tunt çağdır. Mikenler tunt çağını temsil eder. Fakat Homer’in yaşadığı toplum, çünkü Mikenleri yıkan dorlar, demir kullanıyorlardı.
Mesela demir daha değersizdir, insanı daha değersizdir, zaman bozuldu. Falan gibi bir algı, Yunan’ın zihninde her zaman var. Bunu Nestor zaten şey yapıyor, ben öyle adamlarla birlikteydim ki sizden öncekiler, iki kuşak öncesi bile olsa, bizden çok yiğittiler. Yine de küçümsemediler, beni hor görmediler. Yani ben onlar arasında konuşurken sözümü dinliyorlardı, siz de dinleyin. Burada aslında yaşlılığa bağlı bilgeliğin sadece yaşlılıktan da köken almadığını düşünebiliriz. Demek ki Nestor gençken de sözü dinlenen birisiydi. Sadece yaşlı olmak bilgi addedilmek için yetmiyor, gibi bir şeye çıkılabilir belki Metin üzerinden. Ve burada şeyden örnek vermeye başlıyor. Teos Ustan vesaire, eski toplumlardan, bunlar Amazonlarla falan da savaşıyorlar. Ve aslında bir yabancı ile savaşma mesajı veriyor. Şimdi Amazonlar Yunan’ın zihnindeki en yabancı şey, değil mi? Bak kadın değil, erkek değil. Amazonlar ne kadın ne erkek. Değil mi? Tek göğüsleri var falan. At üstündeler Amazonlar.
Yunanlar at evcilleştirmeyi çok çok geç öğrendiler. Yay kullanıyorlar sürekli. Yay ile savaşıyorlar. Yunanlar çok yay ile savaşmıyorlar da filan. Yani yabancıyı temsil ediyor. Ve o savaştan örnek vermesi aslında sizin kendi aranızdaki mücadelelerinizi yabancı olan Troy ile savaşımıza zarar verecek. Hepiniz burada şan peşindesiniz ama bizim toplam şanımız zarar görecek. Falan gibi böyle bir araya giriş yapıyor. Ama o toplumu anlatırken mesela şöyle diyor. Baş edemez, öncekileri anlatıyor ya, baş edemez. Onlar gibilerle bugün bir tek kişi.
Onlar gibilerle hiç kimse baş edemez bugün. Siz öyle değilsiniz, nesil bozularak geliyor. Hep bana danışırlardı, çıkmazlardı sözümden. Ben eskiden de böyle bilgi bir adamdım yani. Şurada hemen notlarıma da bir bakayım. Unuttuğum bir şey var mı? Şurada mesela şey demişti ya, sen savaşmadın, pusu atmadın diyor mesela. Achillus, Agamemnon’a. Bizzat savaşmadın. Bu Yunan zihninde de bir şey inşa eder. Yani Agamemnon böyle miydi bu tartışılır ama
mesela İskender’in kendi savaşta, mesela İskender’in savaştığını biliyoruz. Yani 10 bin kişilik bir orduyla yol açıklığı söyleniyor. Önde savaşıyordu ve bu askerlerine gerçekten bir şey verirdi, cesaret veriyordu. Ve İskender biz biliyoruz ki, İlyada yastığının altında geziyordu ve kendisini Achillus’un rolmedeli alıyordu. Yani kesinlikle İlyada ile beraber geziyordu. Böyle bir şekil verme dozajını anlayabilirsiniz bu Meddin Yunan zihninde. Tabii burada Nestor’un savaşta olması,
yani çok yaşlı birisi aslında Nestor. Ama bu tarz şeylerde çok yaşlı insanların savaşta olmasının önemli fonksiyonları var. Yani bir cesaret verme fonksiyonları. Özellikle gençlere. Bu yaşında adam savaşıyor, sen ne yapıyorsun? Falan gibi bir fonksiyonu var. Ve Nestor önerisini sunuyor. Nestor önerisini sunuyor. Ne önerisi? Diyor ki, sen Agamemnon çok soylu da olsan bırak o kızı. Yani alma birisi. Şimdi… Ve Achillus sen de bir krala kafa tutmaya kalkma. Bak, değnek taşıyan bir kralla bir değil onurun senin. Yani Agamemnon o değneği taşıyorsa, senden üst, yukardaysa demek ki senin dengin değildir, senden üstündür. Aristokratik düşünme yapısını anlamanız açısından az önce bahsetmiştim ya. Bir adam yönetiyorsa zaten üstündür. Soyluysa zaten üstündür.
Ve o değnek ondaysa o senden üstündür. Bir tutmaya çalışma kendini. Zeus verdiği değnek taşıyan krala o onuru. Yani onu oraya koyduysa bu Tanrı’nın dileğidir, Zeus’un dileğidir. Ve senden üstündür ki onu yönetici yapmıştır. Bu toplumu çok inşa eden metinler bunlar. Yani toplumun zihinlerini inşa eden metinler bunlar. Bunların yansıması Yunan filozoflarında çok yüksek düzeyde görürsünüz. O yüzden diyorum bu metinleri anlamadan Yunan filozoflarını anlayamazsınız.
Boş lakırdı yapılır yani. Aristo Thales niye öyle düşündü filan yani? Çünkü böyle bir şeyin içinde düşünüyor. Böyle bir şeyin yapının içinde düşünüyor. Ve yatıştır öfkeni diyor. Şimdi burada Nestor’un önerisi makul mü? Yani makul bir öneri değil mi? Birisi iyisi alma. Sen de sakin ol. Kralına kafa diklenme falan. Bu olsaydı yani Nestor’un önerisi dinlenseydi. Destan boyunca ortaya çıkacak olayların hiçbirisi olmayacaktı.
Yani Achillus kenara çekilmeyecekti. Achillus kenara çekildiği için Akalar yenilmeyecekti. Ondan sonra Achillus, Akalar yenildiği için Patroklos savaşa girip ölmeyecekti. Achillus buna üzülmeyecekti. Buna üzülüp Hector’u öldürmeyecekti falan. Bütün hikaye bitecekti yani. Ama dinlemediler. Ve sonuçta da iyi bir sonuç ile sonuçlanmadı bu. Yani bu savaşın sonucu hiç kimse için iyi olmadı. Troy savaşının da sonucu iyi olmadı. Bu çatışmanın sonucu da iyi olmadı. Biz buradan neyi anlayabiliriz? Nestor’u dinlemediler. Nestor haklıydı.
O zaman Achillus’un kafa tutması, diklenmesi Nestor tarafından onaylanmadı. Şu öndeki metinde ben dedim ya, burada aslında itaatsizliği teşvik eden bir metin değil Homeros. Çünkü burada itaatsizliği önerdi Achillus. Nestor dedi ki bu yaptığın doğru değil. Ama Nestor haklı çıktı. O zaman buradaki Achillus’un çıkışını olumlayarak, doğrulayarak veriyor gibi düşünemeyiz. Çok fazla. Yani benim kanaatim böyle.
Agamemnon dedi ki doğru ihtiyar, hakkın var yerden göğe. Ama bu adam herkesten üstün olmayı koymuş aklına. Herkese sözünü geçirmeyi, buyurmayı, herkesin kralı olmayı koymuş. Burada ne yapıyor işte Agamemnon iradesine saldıran, iradesini eleştiren, yönetici olarak iradesini eleştiren kişiyi kendi yerine geçmeyi talep etmekle itham ediyor. Ve diyor ki, ölümsüz tanrılar onu neden dövüşçü yarattılar, hep sövsün, saysın, bağırsın, çağırsın diye mi?
Yani biri işini yap demeye getiriyor Achillus. Senin işin dövüşçü olarak yaratıldın ve bu yaratmayla ilişkili. Yani sen dövüşçüysen bu dövüşçü olarak yaratılman sebebiyedir. Söğüp sayıp bağırıp çağırmak değil senin işin. Achillus sözünü kesti ve şöyle dedi, hep sana uysam, sözünden hiç çıkmasam, alçak derlerdi bana, ciğeri beş para etmez derlerdi. Git başkalarına buyur, git başkalarına buyur, sözünü geçiremezsin bana. Aslında Achillus’un şu davranışları onaylanan davranışlar değil. Sanmam bundan böyle sana boyun eğeceğimi. Ve diyor ki, ben bunun için savaşmam ve geri dönüyorum. Ve şöyle bir şey var, şurası trik. Homer’in kurgusu gerçekten sahne tasveri güçlü bir metin.
Madem hem verir hem geri alırsınız, Achillus söylüyor bunu, hem verir hem geri alırsınız. Yani bir seyse verdiniz geri alıyorsunuz madem. Ganimet diye bölüştük, geri alıyorsun benden. Şu ellerimle dövüşmeyeceğim ben o kız için. Yani dövüşmeyeceğim kız için, alıyorsan al. Ne sana karşı ne de başkalarına karşı. Ama tez giden kara gemi yanında başka nem varsa. Ben vermeden alamazsın hiçbirini, istersen haydi bir dene gör. Kargımın iki yanından kara kanın nasıl fışkırır. Yani Achillus diyor ki, bir seyse alamazsın ama başka hiçbir şeyimi vermem sana. Ganimetten başka hiçbir şeyimi alırsan seni öldürürüm. Bu tabi bizim film üzerinden okuduğumuz zaman Achillus bir seyse aşıktı da ondan verince şey olur. Böyle bir dünya yok yani. Yunan’da böyle bir zihin yapısı yok. Bu da anakronik. Tam bir seyse alırsın ama başka bir şey alırsan seni öldürürüm. Aslında burada şöyle bir şey görüyorsun, Agamemnon’la Achillus arasındaki bu çatışmada birisi söz söylüyor.
Ve sen o sözü çiğnediğin zaman savaşı, dövüşmeyi sen başlatmış oluyorsun ve haksız oluyorsun. Mesela Agamemnon dedi ki bir seyse alacağım. Sözü ortaya attı. Achillus artık bu sözü çiğnediği zaman, alamazsın dediği zaman, aslında Agamemnon’un sözünü çiğnemiş ve savaşı başlatmış oluyor. Achillus böyle yapmıyor. Diyor ki tamam sözü söyledin, aldın başka hiçbir şeyimi alamazsın. Sonra Achillus sözü ortaya atıyor. Agamemnon da bunu çiğnemiyor.
Böyle bir gerçek hayatta da olan bir satranç benzeri de bir durum var aradaki diyalogda. İşte böyle düşmanca dalışıp kalktılar. Ve bindirdi o duacının kızını, yani Kirsie’si gemiye bindiriyor. Bunu biraz açacağım, tam burayı anlamadığım noktalar var. Çok akıllı Odysseus da geçti başlarına.
Yani gemiyle kızı gönderiyorlar Apollon şeyine, o duacının kızını geri gönderiyorlar ve kurbanlarda gidiyor. Ve burada bir kurban sahnesi, yani kurban anlatısı var. Şimdi bu kurban nasıl yapılıyormuş? Ordunun arınmasını buyurdu Atreus oğlu. Yani Agamemnon dedi ki temizlenin. Muhtemelen yıkanıyorlardı. Yani bir arınma manevi maddi manevi pislikten arınma titüeli gibi. Ordular arındı, attı denizi kirlerini, kurbanlar kesildi Apollon’a. Yani bu yüzlü kurbanlar neden olabiliyor? En iyi boğalardan, keçilerden. Kızaran yağlar dumanlarla dolana dolana göklere ağdı. Yani kesiyorlardı sonra pişiriyorlardı bunu. Pişirirken çıkan duman tanrıların yiyeceği gibi adlediliyordu. Yani o duman tanrıların yiyeceklerinden birisiydi. Ve bu olmadığında da rahatsız oluyorlardı. Böyle bir metin var Hermes’in şikayeti. Kimsenin kurban kesmemesi. Demeter’in, çok uzun o miti anlatmam lazım komple. Demeter’in Persephone’un Hades tarafından kaçırılmasından sonra Ekin şeyini bırakması. Ve bundan dolayı kurban kesilmemesi falan filan uzun bir şey. Yani Hermes orada şikayet ediyor. Kimse kurban kesmiyor. Aç kaldık filan. Tanrıların yiyeceği olarak düşünülüyordu bu kurbanından çıkan bu.
Ve sonra Agamemnon haberci gönderiyor. Ve diyor ki gidin diyor, Akilius’un oradan birisi alın gelin. Vermezse, yani Agamemnon’un şeyinin birisi alın gelin. Vermezse söyleyin daha güçlü. Çok fazla adamla geleceğim ve zorla alacağım. Onları görünce Akilius’un canı sıkıldı diyor. Haberciler geliyorlar, Akilius onları görüyor. Canı sıkılıyor. Ne bir şey sordular ne bir şey söylediler.
Akilius’a. Sadece durdular saygıyla karşısında. Ama yüreğinde anladı her şeyi Akilius. Selam haberciler, Zeus’un insanların sözcüleri. Beri gelin, sizin hiçbir şeyiniz yok. Suçlu Agamemnon asıl. Yani elçiye zeval olamazın ilk versiyonlarından birisi yani. Hani elçi geldi, suç onların değil Agamemnon’un. Ve Akilius bunu anladı. Tabi bu Yunan’a dönüldüğünde siz de böyle olun demektir.
Ve Yunan ahlakında muhtemelen bu yerleşip de. Diye düşünüyorum. Şöyle notlarıma bakayım. Tabi burada değnek taşıyan bir kralla onurun bir değilseninde orada tebaya bir mesaj oldu. Siz o değnek varsa ona itaat edin gibi bir mesaj oldu açık. Değnek çevirisi kötü yani asa daha iyi olurmuş.
Tabi bu Kurban’la ilgili ne düşünülebilir? Yani bununla ilgili sadece Yunan’dan ortaya çıkıp konuşmak çok şey değil. Yani Kurban’ın anlamı nedir? Veya ritüellerinin detaylı ritüellerinin anlamı nedir? Yani bununla ilgili çok yazılıp çiziliyor. Böyle işte mesela güzel açıklamalar da var mesela. Kurban öyle bir şeydir ki işte hayvanla Tanrı arasında olduğunu insanın göstermesidir. Yani bir hayvanı kurban edersin ama bir Tanrı’nın huzurunda saygıyla filan. Yani sen ne hayvansın ne Tanrısın filan gibi bir mantığı vermesi için.
Bir ritüeldir. İnsanın içindeki saldırganlığın dışa vurması. Yani şöyle daha doğrusu kontrollü bir şekilde dışa vurması değil mi? Kan akıtma isteğinin filan. Böyle açıklamalar var ama bunlar böyle Kurban’ın bütün ritüellerini açıklamak. Yani herhangi bir dindeki Kurban’ın bütün ritüellerinin manasını açıklamak çok çok zor. Yani Yunanlar Kurban keserken mesela hayvanın saçının önden perçem kısmından şu ne deniyor buna? Kâkül mü deniyor? O kısmı kesip mesela ateşe atma filan gibi böyle başka ritüeller üzerine şarap dökme ettim filan. Hepsini açıklamak zor. Ön sözü geçin spoiler yedik. Hakikaten hikaye olarak da onu söyleyeyim yani güçlü bir hikaye şey. Mesela spoiler yemeyeyim diye uğraşırsanız öyle keyif alırsınız yani. Mesela bir film izler gibi filan şey yapsanız. Mesela filmleri layığıyla çekilse çok şey edebi kalitesi çok yüksek Metin. Daha önce de söyledim çok gelişkin bir Metin yani. Evet. Yani bunların bu Metinlerin önünde vakit geçirmek gerekiyor çocuklar. Yani bir kere okuduğunuzda geçen yayın söyledim bazı Metinler bir kerede vermiyor sana kendini. Yani belki 5 kere 10 kere farklı farklı zamanlarda filan okunacak Metinler bunlar. Yani ben şu an okuyoruz ama biraz da bu haldeki şeyi stabileştirmiş oluyorum kafamda. Benim de aklımda daha iyi kalıyor o yüzden okuyoruz.
Yoksa mesela ben bu Metin’i 5 sene sonra bir daha okurum muhtemelen. Bazı Metinler bunu hak eder. Evet devam ediyorum. En son nerede kaldık? Ha. Akilius’un birisi almıştı Agamemnon’un habercileri gelmişti. Akilius habercileri elçiye zeval olmaz yapmıştı ve birisi vermişti. Daha sonra Akilius’la ilgili sahne tasvirinin gücüne bakar mısınız? Kadın da gitti arkalarından istemeye istemeye. Yani birisi almak ister ama birisi de istemeye istemeye gitti.
Bu ilginç bir şey bağlantı. Yani bizim zihnimiz açısından ilginç. Birisiyiz. Akilius’tan esiri olmasına rağmen kölesi olmasına rağmen istemeye istemeye ayrılıyor. Patroklos öldüğünde ciddi hüzün belirtisi gösteriyor filan. Burada aslında bizim kölelik yani filmlerde tasvir edilen kölelik anlayışı bizim zihinlerimize oluşturduğu için çok anlamakta zorlanıyoruz. Hem köle sürekli mutsuz çalış çalış diye kırbaçlanan birisi gibi geliyor ama
aslında Yunan yapısında özellikle Homeros sonrasında daha güçlenen Oikos denir. Ev,hane,ekonomi oradan gelir. Oikos’ta köle orada çok böyle rızası dışında olan birisi değil. Tes denen bir sınıf var. Köle de olmayan. Hiçbir şey olmayan. Oikos olmayan yani evi olmayan ama köle de olmayan. Homeless gibi filan hani. O daha düşük bir pozisyon mesela köleden.
Köleden daha kötü. Mesela Odysseya’da Achilleus’a gelip. Mesela Achilleus’un Hades’teki durumu iyi. Çok iyi. Ve Odysseya diyor ki senin diyor pozisyonun insanlar aslında dünyadayken de iyiydi ahirette de iyi olmuş. Minvalinde konuşuyor. Achilleus diyor ki bana hiç övme diyor ölümü diyor. Ben dünyada bir tes olmayı diyor burada hükümdan olmaya tercih ederim. Tes orada anlıyorsun ki en düşüğü yani kölenin de altında.
Hatta mesela Odysseus evine döndüğünde Penelope’nin o talipleri mesela tes olduğunu düşünüyorlar. Bir işte evi olmayan, oykos olmayan, köleye bile davranılmayacak şekilde davranılabilecek. Çalıştırılan ücretli işçi gibi düşünebilirsin. Çalışıyor çalıştığının karşılığını alıyor. Çalışmadığı zaman para kazanamıyor filan. O yüzden köle böyle çok da haneye karşı kim besleyen bir profilde değil çoğu zaman.
İstemeye istemeye gitti Briseis. Çekildi Achilleus, kırçıl denizin kıyısına oturdu. Yani Achilleus gidiyor deniz kıyısına oturuyor. Briseis gitmiş mor engine dikip gözlerini boşandı birden. Yani denize bakarken bir anda ağlamaya başladı. Aslında burada bir böyle sinir harbi, sinir boşalması filan deniliyor ya bizde. Ona benzer bir şey bu. Ve annesine yalvarmaya başlıyor. Annesi Thetis bir tanrı. Babası normal, ölümlü, Peleus. Böyle birisi yani. Ve annesine yalvarmaya başladı. Ve işte durumu anlattı filan. Bunu tekrar tekrar en baştan anlatıyor tekrar. Daha doğrusu şöyle Thetis’e dua etmeye başlıyor. Thetis suyun içinden çıkıyor bir sis içinde. Burada aslında doğa olaylarında, doğa olaylarında, Yunan zihninde bu anlatılar şunu şey yapar. Yani bir doğa olayı gördüğünüzde bu sizde tanrılara dair bir şey hissettirir ve haşyet hissedersiniz. Yani yıldırım çarptığında Zeus’un iradesi bir yerde tecelli ediyor demektir. Ve siz bundan dolayı haşyet duyarsınız işte. O sis bastığında, ya Thetis mi filan böyle bir haşyet duyarsınız. Deniz kabardığında Poseidon mu filan deyip bir haşyet duyarsınız.
Doğayı aslında ilahi bir, ya da doğa olaylarını ilahi olarak görme ve ilahi irade göstergesi gibi, Anlama gibi bir durum var. Derdini anlat bana bileğim diyor Thetis. Akili üste de biliyorsun ya filan deyip her şeyi baştan anlatıyor. Şimdi burayı mesela Aristarchos buranın boş olduğunu düşünüp çıkarmış Metin’den.
Demek ki sözlü kültür geleneği Helenistik dönemin sonunda baya baya aşınmış. Çünkü sözlü kültür içerisinde bu aslında hatırlatma gayeli. Tekrar ediliyor Metin. Aslında şurada bir kısa bir özet var bir sayfalık. Buraya kadar gelen şeyi özetliyor. Ve burası çıkartılıyor sonra Milman Perin’in çalışmamdan sonra bunun aslında Metin’in aslına ait olduğunu filan anlıyoruz. Yani daha doğrusu bunu hatırlatmak için tekrar edildiğini. Çünkü çok uzun bir kısım anlatılan kısım. Yani ben tamamını okumam, bir saat sürdü. Bir hatırlatma yapılıyor yani.
Belki de, şudu olabilir, bunun dinleyicileri sabit oturarak dinleyen kişiler değildir. Değişiyor olabilirler. Bir yerde bu anlatılıyor. Mesela buradaki canlı yayın mantığında düşünebilirsiniz aslında. Buradaki canlı yayında herkes sabit değil. Yani 100 kişi var diyor ama 100 kişi başından sonuna kadar dinlemiyor. Çıkanlar oldu, yeni girenler oldu, yeni girenler için bir hatırlatma geçiliyor filan gibi düşünebilirsiniz Metin’in içinde.
Ve diyor ki, Akilius annesine, Zeus’a git yalvar yakar. Yani bu bizim mesela bakın ilah tasavvurumuzla, yunan ilah tasavvuru arasındaki farkı göstermesi açısın değil mi? Yani başka bir tanrıya dua eden bir düşük alt segment tanrı. Yani Tetis tanrı ama daha büyük bir tanrı olan Zeus’a dua ediyor. Yalvar yakar.
Ve şöyle diyor Akilius, bir gün sen hem sözünle hem işinle onun gönlünü hoş ettiysen durma haydi. Az önce de söylemiştim ya, dua ederken önceki iyilikleri hatırlatma var, hep var. Ve burada işte Zeus’un bir şeyden Tetis tarafından kurtarılması olayını hatırlatıyor. Yani bu olayı hatırlat, onunla dua et filan gibi. Buraya çok girmeyeceğim.
Mesela burada işte, Tetis, Zeus’u kurtarmak için, Aygayon dedikleri tam 100 tane eli olan devi çağırdı. Ondan tanrılar bile korkuyordu. Yani Zeus’u kurtarsın diye çağırdığı devden, Zeus’u bağlayıp şey yapmak isteyen tanrılar bile korkuyordu. Yani bu ilah tasavvuru şey okunduğunda, literel okunduğunda bizimkinden çok farklı olduğu açık. Yani böyle bir ilah tasavvuru, şey, güç. Ama bunun işte mesela çok alegorik yorumluluğu var, ileride bir kısmını göstereceğim. Ve mesela buradan şunu anlayabiliriz, o aslında olaya sadece atıf yapıyor. Diyor ki böyle bir olay olmuştu, hatırlat. Aslında dinleyici bu olayı biliyor. Dinleyicinin mit çemberini bildiğinden bahsediyoruz ya sürekli. Ve bu mit çemberlerini yazıldı. Yani mesela bizim elimize 4. yüzyıldan, 5. yüzyıldan bir metin geldi diye biz bunun o dönemde icat edildiğini düşünemeyiz. Çünkü bu metinlere atıf var sürekli burada.
Bu metinin biliniyor olması lazım o çağda. Demek ki Homer’in yazıldığı çağ, milattan önce 8. yüzyıl bile düşünsek, 200-300 yıl hala yazılmamış pek çok mit vardı. Yani Homer bunu yazmadı tabi, icra ediyordu. Bunu anlattık ilk şeyde. Homeros ve sözlü kültür diye. Evet. Ve Tethys dua etmeye gidiyor. Daha doğrusu Tethys, Achilles’in bu anlattığı şeyi çok iyi, tam anne tasvir ediyor.
Tethys ağlayak ağlayak karşılık verdi falan. Üzülüyor yani oğlunun durumuna, biris eysinin alınmasına, onurun azaltılmasına falan. Hem ömrün kısa hem de acınacak bir halin var. Hem ölümlüsün hem de çok acınacak bir halin var şu an falan. Yangını körükle gidiyor yani. Ve Zeus’un işte 12 günlüğüne, okyanusun diğer tarafına, yüzyanıkların ülkesine gitti. Yüzyanıklar işte muhtemelen siyahiileri kastediyor ve zannediyorum Afrika’yı öyle anlıyorlardı. Afrika’daki siyahiileri. Oraya gitti 12 günlüğüne şöyle ne, oradan gelince yapacağım bunu. Sen o zamanda diyor savaşa katılma. Oğluna. Ve sahne değişiyor. Odysseus şeyle gitmişti ya, o duacının kızıyla beraber hem onu iade etme hem de kurbanları kesmeyi gitmişti. Oradaki dua sahnesine tekrar geçiriyor. Dua ve kurban sahnesine tekrar geçiriyor. Burada işte ellerini yıkadılar, arpa taneleri ile o duacı şöyle yaptı. Aldı avuçlarını arpa tanelerini, kıserses ve yüksek sesle yakardı Apollona. Yani kızı verilmiş kendisine ve artık lanetin son bulması için dua edecek o duacı. Dedi ki uzaklaştır amansız salgını danavalardan. Böyle yakardı. Apollon da dinledi onu, hepsi yakardılar arpa taneleri serptiler yere. Bu bir kutsama davranışı arpa tanesi. Yere serpme, yere şarap dökme, bunlar şey davranışları. Ve kurbanı keserken, tabi burada ne var, bu duacının pozisyonu yine dinleyiciler açısından düşündüğünüzde, o kendisine karşı çıkıldığında lanet gelen, tekrar dua ettiğinde lanetin son bulduğu birisi olması hasabında
dinleyicilerde bir dini his, dini otorite kurgusu da oluşturuyor. Ve kurbanı nasıl kesiyorlar? Başlarını arkaya kaldırıp kurbanlarını kesler. Şimdi bu önemli. Yani başı arkaya kaldırma, yani göğe doğru kaldırarak kurbanı kesler. Başın göğe ya da yere bakması. Göğe bakması neden? Hangi tanrıya doğru kesiliyorsa oraya doğru. Yani mesela Apollon’la güneş ile ilişkilendirilen, o yüzden göğe doğru kurbanı kesilen bir ilah onların zikninde. Demeter mesela olsaydı, Demeter, toprak, tahıl vesaire, yere doğru olacaktı. Hades’i olsaydı, yere doğru olacaktı. Poseidon olsaydı, belki denize doğru olacaktı. Yani burada kurbanın başının yönelimi, kime kurbanın hitap ettiğiyle alakalı bir anlam içeriyor. Bu yüzden mesela aslında belki bizde kurban nereye doğru gidiyor? Kıbleye doğru çeviriyorsunuz ya. Bu şeyi algıyı yıkmak için olabilir. Yani çünkü şöyle düşünün, bir yer tayin edilmeseydi. Aslında bu neden Kabe bir bölge tayin edildi? Düşündüğünüzde ibadet serbest bir yöne olsaydı muhtemelen bu anlamlar tekrar belirebilirdi. O yüzden bir yer tayin edip onun Allah’a has olması diğer bütün yerlerin ilga edilmesi gibi bir anlama gelebilir.
Yani Kabe olmasaydı, bugün biz kurban keserken göğe doğru kesebildik, yere doğru kesebildik. Bundan anlamlar türetilebilirdi. Ve hatta ilk dönemde düşündüğünüzde siz de kesiyorsunuz göktekilere veya yerdekilere filan gibi düşünülebilirdi. Bu yüzden hani bir belirli bir alanın beyan edilmesi böyle bir avantajı var. Ve kurbanları kestiler ve yağlı gömlek de sardılar hep.
İşte buradan zaten duman çıkıyor, o yağlı gömlekten duman çıkıyor ve onun Tanrıları beslediğini düşünüyorlar. Ve pişirildikten sonra da herkes sofraya oturuluyor ve şurası önemli, sayfa 17 bu kısım. Şölen’de eşit pay aldığı her insan, yakınmadı bir tek kişi. Yani kurban kesilmiş ve peşi sıra şölen yapılıyorsa artık burada onura göre, şahana göre bir bölüşüm olmaz.
Yani adalet değil miyim de, kişinin gücüne göre bir dağıtım değil. Normalde mesela ganimet böyle dağıtılmıyor. Ganimet herkesin time deniyor. Şahana göre, onuruna göre, pozisyonuna göre dağıtılan bir şey. Ama kurban, o dini anlamlı şölen’deki şey herkese eşit. Bu önemli bir şey, Yunan din algısında. Şölen’de eşit pay aldığı her insan, yakınmadı tek bir kişi. Şimdi bu şölenle bir tık sonra Zeus ve Tanrıların şölenleri benzetilecek. Aslında burada Yunan zihniğinde biraz, buraya gel şimdi girmeyeyim birazdan ileride gireriz. Şöyle bir notlarıma bakıyorum, bu iki sayfada söyleyeceğim bir şey var mı diye. Ha, şurası önemli, buraya atlamışım. Akilius annesine yalvarırken şunu söylüyor.
Bağlamaktan vazgeçmiş, mutlu Tanrılar korkmuşlar ondan, istemez mi yardım etmek Troyalılara sor bakalım. Yani annesine diyor ki, Zeus’a dua et, Troyalılara yardım etmek istemez mi? Aslında Akilius nerede? Aka ordusunda. Ama annesini duacı olarak gönderiyor ki, Zeus Troyalılara yardım etsin. O zaman bizde burada Yunan’ın kahramanlık algısı, işte mesela vatan mefhumunun bu çağlarda henüz olmadığı bir şeyi bize ortaya çıkıyor değil mi?
Mesela Akilius orada aslında akalar için var değil. Yani akalar için savaşmıyor orada. Kendi şanı için, kendi şöhreti için savaşıyor. Ve eğer kendi şanı şöhreti daha yüksek olacaksa, Troyalılar kazansın, sonra Akilius gelince Troyalılar tekrar galip gelsin. Bunu istiyor. Yani ben kenara çekildim, artık savaşmıyorum ve akalar bensiz kazanırlarsa benim hiçbir anlamım yok. Yani ben buradan bir şan kazanamam. Bir kahramanlık olgusu oluşturamam.
Ama ben kenarda otururken Troyalılar akalları yener. Sonra ben savaşa tekrar dahil olduğumda Troyalılar yenilirse, bu sefer benim şanım çok yüce olur. Yani Akilius’un kafasında ki şey bu. Bu mesela bizim algımıza çok ters. Yani bizim kahramanlık algımıza çok ters. Bu işte anakronik yoruma düşmeme açısından bu önemli bir nokta. Şöyle tekrar bakıyorum, bir şeylere… Eti pişirme şekillerini anlatmışlar, ağızların tadını biliyorlarmış diye not almışım. Ve sunaktan sonra, o yemekten sonra şurası, koruyucu Tanrı’ya şükürler edip güzel bir övgü söyledi akadelikanlıları. Muhtemelen burada ilahi gibi bir şeyler okuyorlardı. Ve aslında mesela Homeros’u ilahiler denen metinler böyle yerlerde söyleniyorlardı.
Bir şölen kurban kesilmiş, şölen et yenilmiş, sonrasında ilahi. Ve geminin halatları boyunca, yani içiyorlar tabi orada şarap içiyorlar, geminin halatları boyunca yerlere serildiler. Aslında burada Hristiyanlık gibi sarhoş olmayacak kadar iç falan gibi bir algı Yunan’da yok. Yani bayılana kadar içiyorlar. Bu anlaşılıyor. Ve Zeus o yüzü yanıkların ülkesinden geri dönüyor. Tethys gelip ona dua edecek. Yani ondan Achilles’un isteklerini yerine getirmesini isteyecek. Burada kritik sahneleresi sayfa 18’de. Çöktü önünde Tethys bir dua anlatıyor aslında. Çöktü önünde tuttu dizilerini sol eliyle, okşadı sağ eliyle çenesine. Sahneyi hayal edin. Zeus oturuyor, Tethys gelmiş, sol eliyle dizini tutuyor, sağ eliyle çenesine. Çene kavrama, Yunan’da merhamet dilemi anlamaya gelir. Yani o üstünlüğü kabul edip şey yapma.
Dizi tutma da aslında diz çökmeyi falan bir anlamda alabilirsiniz. Ve çene tutulduğunda aslında bir hani… Burada Yunan Tanrılarının sürekli şunu temsil ettiğini bilin. Yunan Tanrıları, Aristokratları temsil eder. Davranışlarıyla Aristokratlar örnek olurlar. Aristokratların davranışlarının halk tarafından anlaşılmasını sağlarlar. Mesela bunun bir benzerine Odysseus’da birisi merhamet dilenirken, bu romanın içinde Iliada’da Odysseus’dan merhamet dileniyor birisi.
Ve tam sakalını uzatırken Odysseus onu sakalını tutmaya doğru yeltenirken Odysseus onu öldürüyor. Çünkü sakalını tuttuktan sonra artık birini merhamet etmesi gerekir. Ve burada Zeus’u sakalını tutup ondan istekle bulunacak. Tethys diyecek ki, aynen tipik o dua şekliyle sana yararım olduysa, sana daha önce yardımcı olduysam kısa ömürlü oğluma değer ver. Kısa ömürlü olmasının ve bu ölümlülük vurgusu yüksek.
Zeus karşılık vermedi, sessiz soluksuz durdu bir hayli. Bırakmadı onu Tethys, yapıştı dizlerine yalvardı yakardı yeniden. Tam söz ver bana, başınla ya olur de ya olmaz de. Olmaz de de tekmil ölümsüzler arasında bileğim ne değersiz tanrıçayım. Senin benden korkacak sanki ne var? Bulutları devşiren Zeus çok kızdı. Yani Tethys diyor ki bir cevap ver. Başıyla da cevap vermesi artık Zeus’un iradesini gösterir ki bununla ilgili birazdan şey yapacağız.
Zeus çok kızdı. Hani Tethys sıkıştırıyor ya bir cevap ver olur ya da olmaz de. Amma da belaya çattık. Bu iş Aramı bozacak Hera ile benim. Hera karısı ve biliyorsunuz başta anlattığımız gibi Trojan’ın yok olmasını istiyor. Ve Trojan’lar kazansın derse şey hani Zeus Trojan’lar kazansın diye tamam olur. Achilles’in isteği olsun Trojan’lar kazansın bir süreliğine dese Hera buna kızacak. Oraya şey yapıyor.
Bu iş Aramı yani aslında sizin arka planı bildiğinizi sürekli Metin Mar sayıyor. Bu iş Aramı bozacak Hera ile benim. Konuşacak kötü kötü çıldırtacak Çile’den beni. Ölümsüzler arasında benimle hiç yoktan hır çıkarır. Söyler durur savaşta Trojan’lardan yanı olduğumu. Burada bunun bir eğitim fonksiyonu olduğunu düşündüğünüzde kadın erkek Yunan toplumundaki tasvirini görüyorsunuz. Yani kadın dırdır eder ve bir söylenir durur filan.
Hani erkek bundan gocunuyor rahatsız oluyor filan böyle bir anlatı. İleride daha da şey var çünkü bu bir tartışmaya dönüştü bir aile içi tartışmanın da tasvirini yapacak bize şey. Homer ve şöyle diyor başımı eğip bir işmar edeyim de rahat et. Yani onaylayayım seni. Başını eğip işmar ettiğinde yani işaret ettiğinde bu Zeus’un iradesi anlamına gelir. Yani Zeus iradesini ortaya koymuştur ve bu iş artık böyle olacaktır.
Çünkü şöyle diyor benden gelme en büyük işmardır ölümsüzler arasında bu yani işarettir ölümsüzler arasında bu. Geri alınamaz aldatmaz adamı gerçekleşmeden olmaz. Şimdi Homer içinde kader konusu çok muğlak bir konu. Yani mesela metinler içerisinde bazen Zeus’un kadere hükümran olduğu gibi bir anlatı var. Bazen Zeus’un da kaderinin altında olduğu.
Yani Zeus kaderin üstünde mi altında mı? Zeus da kadere mahkum mu yoksa kaderi Zeus mu belirliyor? Bu çok karışık. Yani bununla ilgili çok fazla yazılan çizilen şey var ve net değil. Burada mesela kaderin üstündeymiş gibi bir anlatı var ama kitabın ilerleyen bölümlerinde mesela işaret edeceğiz. Orada kaderin altındaymış gibi bir hissediliyor ve burası bulanık.
Devamında işmal ediyor yani Tethys’in istediğini veriyor ve artık Troyalılar Akallılara galip gelecekler. Akilius savaşa girene kadar. Şurası biraz ilginç ve yorumlanmış bir kısım. Kronos oğlu böyle dedi çattı kapkara kaşlarını. Dalgalandı saçları Tanrılar Kralı’nın ölümsüz başında tir tir titretti koca Olimpos’u. Saçları dalgalandı ve bu dalgalanma Olimpos’u titretti. Bu metni nasıl yorumlandığını anlayın diye söylüyorum. Mesela şurası amma çattık işte karımla beni takıştıracak falan filan. Hani antropomorfizmin dibiyken burası mesela yeni platonculukta sudurun delili gibi kılınıyor. Saçları dalgalandı yukarıda ilah var ondan sudur eden diğer ilahlar var falan. Böyle bir Kurgunun da aynı metinde okunduğunu düşünün yani. Katman katman böyle okuması. Alegolik okuduğunda adam böyle okuyor yorumsal okuduğunda. Ve geri tamam yani Zeus işaretli konu kapandı ve geri dönüyor. Hera anlamıştı görür görmez yani bir şeyler oldu. Hera anladı söylemeyin kimseye filan dedi ama. Ve Zeus’a hemencik batırdı yine. Aslında burada bir kadınla erkek ilişkisi ve aile içi durum tasvir ediyor Homer.
Ve o toplumda bu ilişkinin nasıl algılandığına dair bize bir şeyler gösterecek bu. Hera yani karısı Zeus’a hemencik batırdı iğneyi. Tabi bu erkek kafasıyla yazılmış bir metin. Onu da bilmek lazım bu metin erkeklere icra ediliyordu. Aristokratik mecliste de okunsa erkeklere icra ediliyordu. Açıkta işte Panataniya şenliklerinde okunsa da erkeklere icra ediliyordu. Ve erkekler kadınları iğne batıran hani bir şey söyledi sinirlendirdi beni filan gibi.
Aslında o algıyı gösteriyor. Zeus’a hemen batırdı iğneyi. Ve şöyle dedi hangi tanrıyla neler alıp verdin ey düzenbaz. Kocasına söylüyor bunu. Hep bensiz gizli işler düşünür karar verir hoşlanırsın. Şöyle candan söylemeye yanaşmazsın düşündüğünü. Ve Zeus ona kızarak şöyle cevap veriyor. Hera benim her kararımı bileceğini sanma. Karım olsan bile ağır sana onlar duyman gereken şeyleri senden önce duymaz.
Ne bir tanrı ne bir insan. Öbür tanrılardan ayrı düşünmek istediğim şeyler üstüne sakın bana bir şey sorayım deme. Aslında Zeus böyle yani Hera çok böyle gündelik hayattan bir sanki tasvir değil mi? Yani gündelik hayatta bir kadının erkeğe tavrı gibi filan bir tasvirle soru sorarken Zeus bir anda yukardan bunu cevaplarken böyle ilahi bir pozisyonda filan cevaplıyor. Ve diyor ki öbür tanrılardan ayrı düşünmek istediğim şeyler üstüne sakın bana bir şey sorayım deme.
Aslında burada Anaxagoras allegorik yorumda mesela bundan bahsetmiştik. Zeus’un Novos olduğunu yani akıl olduğunu ve işte mesela kızı Athene’nin tek ne olduğunu sanat olduğunu. İplik örme falan. Bunların allegorik anlatımlar. Mecaz simgesel anlatımlar olduğunu söylerken mesela bu tarz metinler bunlara delil oluyor. Çünkü Zeus bir şey üzerine düşünüyor. Yani aslında mesela bizim ilah anlayışımız tasavvurumuz açısından bir tanrının yapacağı bir iş değil. Yani düşünmek sonucuna mı var mı? Akıl mı yürütecek? Zaten bir şey direkt bilmesi gerekir gibi düşünüyoruz ama Zeus burada düşünen bir pozisyonda. Ve onun düşündüğü şeyleri diğer tanrılardan farklı düşündüğü şeyleri diğer tanrılar düşünemiyor. Bu farklı bir ilah tasavvuru. Ve Hera bu sefer diyor ki biraz geri çekilerek.
Korkunç Kronosoğlu ne diyorsun böyle? Burada mesela korkunçluğun vurgulanması ilginç. Yani o dönemki kadın erkek ilişkileri açısından bizim anlamımız açısından. Yani erkeğin kadına korkunç görünmesi böyle algılanıyor muydu? Çünkü diğerlerine çok fazla korkunç olmakla simgelenmiyor. Ama kadın erkek ilişkilerinde sanki erkeğin korkunç olması iyi bir şeymiş gibi. Korkunç Kronosoğlu ne diyorsun böyle?
Sordum araştırdım bugüne dek senin canın istediğini yaparsın her zaman. Bu toplumsal bir rol bir kişilik. Aristokrat erkek hepsini yapabilir. Bu gerçekten erkek egemen bir anlatı. Burada kadının bir rolü yok. Bunu anlatan erkek ve böyle olması gerektiğine dair bir anlatı yapıyor. Ve muhtemelen bu uygulanıyordu gün anda. Gümüş ayaklı Tetis Hera konuşmaya devam ediyor. Kandırmış olmasın seni. Sen de Eydin başını der herhal dediğin öldüreceğim akaları Akilius’un hatırı için. Aslında olaydan haberdar yani. Ve Zeus bu sefer gene sert konuşarak cevap veriyor karısına. Yani Yunan’daki aile ilişkilerini anlamak açısından aynı çok böyle trik pasajlar bunlar. Kur bakalım alık kadın gizli kalmasın senden hiçbir şeyim. Tek kazancın benden uzaklaşmak olacak sonunda. Yani erkeklerin çoğu mesela kadınlarla ilişkilerini böyle düşünüyor aslında aile içinde.
Kadın kafasında kuran birisidir. Kafasında kurup saldırgan davrandığında erkek ondan uzaklaşır filan. Yani bu erkeğin kafasındakini şematize edip aile formunda veriyor şeye. Din olarak veriyor Yunan’a. Ve doğruysa bütün bu dediklerin ben istedim böyle olmasın demek. Yani senin söylediklerin doğruysa da bunları ben istemişim demektir. Sus otur yerine buyruğuma boyun eğ. Yani ben istedim o zaman susup oturup dinleyeceksin sende başka bir şey düşmüyor sana.
Diyor hereya. Zeus. Ve şurası da trik. Üzerine yürür indirirsem korkunç ellerimi Olympos’taki tanrıların hiçbiri yaramaz işine. Yani seni döverim diyor. Ve bu bize net bir şekilde şunu gösteriyor. Yani Yunan’da kadının kocası tarafından dövülmesinin olumlandığını gösterir bu. Çünkü bunun eğitim kitabı olduğunu tekrar buluyorum sürekli okunduğunu ve dindarlığını da gösteriyor.
Yani özellikle Yunan Ortodoks diye tabir edebilirsen bu geleneğin din anlayışı olduğunu biliyoruz bunun. Ve bu net bir şekilde böyle bir mesaj veriyor Yunanlara. Ve bu işte erkek egemen falan filan muhabbetlerin aslında kökenleri bunlar. Yani bu metinler böyle anlaşılıyor. Zeus böyle dedi inek gözlü here ürktü. Yani here korkuyor bundan. Yani burada ona düşen rol korkması. Ve araya hemen Hephaistos giriyor. Bu önemli bir fikir. Hephaistos here ile Zeus’un oğlu. Ama topal. İşte diğer tanrılar gibi yakışıklı değil. Mesela bu çok ilginç bir şey yapı. Ben diyorum ya Yunan tanrıları oradaki aristokratları temsil ediyor. Çünkü hem yakışıklı işte mesela Yunan tanrıları işte her şeyleri dengeli, yakışıklı, zeki, akıllı filan. Aristokratların da öyle olduğunu doğuştan öyle olduğunu inanıyorlar. Ve Yunan tanrısı çalışmadan her şeyi yapıyor. Aristokratlar da öyle. Çalışmak ayıp görülüyor. Aristokratlar için de öyle. Çalışmak ayıp görülüyor. Hephaistos farklı. Hephaistos çalışıyor. Bir zanaat sahibi. Demirci. Ve Pantheon’un içindeki Yunan Pantheon’un içerisindeki tek işçilik yapan, çalışan filan tanrı tasavvurunda kişi o.
Burada aslında Yunan’ın çalışan birisini nasıl gördüğüyle alakalı çıkarılabilmeli değil. Yani çalışan birisi aristokratik bir toplumda kıymetli görülmüyor. Yani çalışmak çok aslında nasıl söyleyeyim bugün size garip geliyor ama ayıp bir şey. Birisinin açgözlü olduğunu, para hırsı olduğunu falan böyle hani kötü ahlakla bezendiğini gösteriyor aristokratlar için.
Mesela bunu çok bariz bir örneğini şeyde görürsünüz. Odysseus’a mesela işte farklı adalara gittiğinde korsanlık mı yaptım falan. İşte ben de korsanlığa çıkarıp yine kazanırım paramı falan. Korsanlık dediğinde yağma yapıyorsun, parayı getiriyorsun filan. Yani getiririm filan. Yok hiç problemim yok. Hayır korsan değilim filan diyor mesela Odysseus bir yere gittiğinde ama şeyde ona şey soruluyor. Sen tüccar mısın yoksa? Hani bu işte bir yarışma yapılıyor. Odysseus ona katılmak istemiyor. Ve deniliyor ki sen tüccar mısın?
Odysseus bunu çok ağır bir hakaret olarak algılıyor. İşte bana böyle söylediniz ben size göstereceğim, katılmayacaktım yarışa falan. Yani tüccar olmak ayıp, korsan olmak değil. Hepaistos da böyle çalışıyor ama tasvir daha çirkin. Mesela Apollon gibi değil, çirkin çalıştığı için topal. Diğer tanrılar ona gülüyor. Yalpalayarak gürüldüğü için filan.
Bu Yunan’ın çalışmayla ilgili veya sınıfsal yönüyle ilgili ve Tanrı anlayışının bu sınıfsallığa nasıl hizmet ettiğiyle ilgili güzel bir şey veri. Ve araya giriyor. Yani bu aile içi tartışmada düşünün ki çocuk araya giriyor. Hepaistos şöyle diyor, kavga etmeyin şölenin kalmaz tadı tuzu. Aslında burada Hepaistos’un araya girmesi tabii Nestor’un araya girmesine benziyor.
Bakın bu metinlerde atıflar sürekli böyle kapalı bir şekilde yapılıyor. Yani Nestor araya girmişti. Bak orayı unuttuk. Achillius’la Agamemnon tartışıyordu. Nestor araya girip sakin olun, akıllı olun filan demişti ve dinlenirim demişti. Şimdi Hepaistos araya giriyor. Zeus’la Hera tartışırken Hepaistos araya girip akıllı olun sakin olun. Şölenin kalmaz tadı tuzu. İnsanlar siz burada şey yaparsanız tadı tuzu kalmaz. Orada da Achillius’la Agamemnon kavgası devam ederse tadı tuzu kalmaz.
Sevgili babam Zeus’u hoş tutsun ne olur. Bir daha böyle azarlamasın babam onu. Yani çocuk araya giriyor diyor ki anneme azarlamasın babam. Berbat etmesin şölenimizi. Olymposlu ya atmak isterse onu bu ocaktan. Olur ya hepimizden güçlü o. Tatlı konuş onun gönlünü almaya bak ana. Annesine de dönüyor diyor ki ya babam atmak isterse seni buradan ocaktan. Muhtemelen o yıkosu da temsil ediyor ya kovarsa seni. Gücümüz yetmez ona. O yüzden gönlünü hoş tut.
Tabi bu o toplumlarda kadının pozisyonunu belirleyecektir. Belirler yani. Ve gönlünü hoş tut. Yani baba sen bağırma. Anne sende babam gönlünü hoş tut. Seni kovabilir. İki kulplu utası kaldırıp verdi anasına dedi ki Aldırma anacığım. Sık dişini. Bağrına taş bas. Seni çok severim. Görmek istemem dayak yediğini. Tepem atsa bile koşamam yardımına. Ne yapayım. Olimposluya karşı gelmek çok zor. Babam çok güçlü. Babam seni döverse karşılık vermem yapma anne. Araya giriyor çocuk. Ve bir eski olay anlatıyor. Bu eski olay da önemli. Bir gün sana yardım etmek istedimdi. Yakaladıydı beni bacağımdan. Attıydı tanrısal eşikten aşağı. Ve Lemnos adasına kadar gidiyor. Oradan geri dönüyor filan Hepaistos. Bundan mesela yine Pislagorcular yeni Platoncular yorumlar çıkarıyorlar.
Hepaistos’un mesela topal kalmasının bu atılmadan sonra gerçekleştiğini. Aslında Hepaistos’un Olimpos’tan bu şekilde atılmasını. Yani Zeus fırlatıyor onu. Lemnos adasına düşüyor. Bir işte cennetten düşmeyle benzer olduğunu filan. Veya Hepaistos’un Lemnos adasına düştükten sonra tekrar geri gelip Olimpos’ta tanrılar arasında karışmasının. İşte bire tekrar birleşme. Bir ile tekrar yekpare olma. Falan gibi anlamında olduğuna dair yeni Platoncular çok fazla metinler yazıyorlar. Proklos’un filan şeyler var böyle. Yani bunun alegorik yorumunda, arka planın alegorik yorumunda böyle şeyler konuşuluyor. Ve Hepaistos böyle şeyler bunu anlatıyor. Bu olayı hatırlatıyor. Bu olaydan sonra Hera gülümsedi. Komiğine gidiyor yani Hera’nın. Ve olay yatışıyor. Buraya kadar şöyle bir şey var mı? Ya da metni bitireyim ondan sonra şey yapalım. Ve herkes sakinleşiyor. Hepaistos’un o komik görüntüsü herkesi sakinleştiriyor. Ve koştu durdu oradan oraya soluya soluya tanrılara gürültü bir kahkahat. Yani herkesin bardağını doldurmak için Hepaistos koşuyor. Ama o topal olduğu için herkes gülüyor filan. Böyle bir sakinleşme filan oluyor. Ve herkes eşit paylı bir şölen alıyor ve çalgı. Aynen öbür taraftaki eşit paylı şölen gibi şölen bu şekilde paylaşılıyor. Tabi Hepaistos’un durumunda şu da. Yani burada bir sakinleştiriyor artık Metin burada birinci bölüm bitti. Ve sakinleştiriyor seni. Yani bir kahkahayla filan o gerginlikler anlatıldı. Enzetmeler yapıldı. Ve kahkahayla dinleyici sakinleştiriliyor muhtemelen burada. Hepaistos bir kere denedi. Ama o zaman yöntemini bilmiyordu. İşte mesela arka plan.
Yunan’ın anladığını düşünecek olsak denedi bilmiyordu. Beceremedi atıldı. Sonra geri döndüğünde artık biliyordu. Hepaistos başardı. Mesela Nestor başaramamıştı. Ama Hepaistos gerginliği yatıştırmayı başardı. Ve burada tabi bu yatıştırılamadığında gazap toplumsal bir hale. Bu ağız tatsızlığı toplumsal bir halede dönüşüyor. Evet. Birinci kitap bitti.
İkinci kitabı da inşallah yakında yaparız. Umarım faydalı bir şey olmuştur. Aklınıza takılan bir şey var mı? Hadi kendinize iyi bakın kardeşler. Umarım faydalı oluyor.
Birkaç gün sonra ikincisini yaparız inşallah.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir