"Enter"a basıp içeriğe geçin

İlyada 2. Kitap || Soylular ve Halk (Thersites), Gemi Katoloğu || Homeros , Truva

İlyada 2. Kitap || Soylular ve Halk (Thersites), Gemi Katoloğu || Homeros , Truva

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=LEC0CSDlleI.

Şimdi Bugün konuşacağımız mevzu biraz önemli bir şey. Dün yapacaktım normalde tam yetiştiremedim. Unutmayayım diye de bugün hemen hızlıca yapayım diye şey yaptım. Çünkü çok fazla not var. Homeros birinci kitabı yapmıştık geçen. Şimdi ikinci kitap üzerine konuşacağız. İkinci kitapta terstes dediğimiz karakter var. Baya önemli bir konu. Hali cen gemi kataloğu dediğimiz bir bölüm var. Hemen başlayalım inşallah. En son birinci kitap şeyle bitmişti. Herkes dağıldı ve uyudu. İkinci kitap bir uyku ile başlıyor. Agamemnon’un uykusunda pardon özür diliyorum. İleriki kitaplarda gelecek bir uyanma aslında birbirine geçişli. Burada Zeus’un gözüne uyku girmiyor. Ve nasıl geri verecekti? Onurunu Achilles’un. Biliyorsunuz Achilles savaşa katılmıyor ki Akalar yenilsin. Achilles savaşa dahil olduğunda kazansılar. Bunun adı Achilles Şan Şöhret kazansın. Bunu birinci kitapta anlatmıştık. Şimdi Zeus bu işi nasıl yapalım diye gözüne uyku girmiyor gece. Ve Agamemnon’a düş gönderiyor. Bu gönderdiği düş aslında böyle çok biz soyit anlamaya meyilliyiz ama bildiğiniz muayyen bir şahıs gibi bir şey. Bir rüya gönderiyor. Tabi burada rüyaların dini anlamı ve Tanrı’dan gelen bilgiler olma şeyinin Yunan’da da varlığını biliyoruz. Yani ortada bir rüya varsa bu Tanrı’nın size haber vermesi olabilir. Şöyle yapıyor. Düş, Atreus yani şeyin Agamemnon’un rüyasına giriyor. Orada Nestor’un kılığına bürünüyor. Ve şöyle hani bir şey söylüyor şeye. Agamemnon’a diyor ki hep birden zırh giyin hemen kazanacaksınız savaşı. Hemen kazanma savaşı teşvik edecek ki Akalar’ı saldırsınlar Achilles olmadan yenilsinler.
Akilius’un şanı artsın bunun sayesinde. Yani Achilles olmadan kazanamıyorlar filan. Ama kandırıyor yani Zeus’un gönderdiği haberci Agamemnon’u kandırıyor. Kazanacaksınız hemen saldırın diye. Oysa yenilecekler. Ama burada daha ilginç olan bir şey var. Bu mesela tevil götürür mü? Yani işte mesela Zeus yalan söyler mi? Filan. Bu bağlamda tartışılır tartışılmış da. Hani bugün kazanacaksınız diyor. Mesela bugün Zeus’un zaman anlayışıyla bir zaman anlayışıdır. Filanki mesela tevil etmeye çalışılabilir. Çalışanlar olmuştur muhtemelen. Ama burada tevil edilemez bir şekilde yalan söylüyor. Çünkü şöyle diyor tam olarak haberciye hep birden zırh giymelerini buyursun gül saçlı akaların. Alacaklar Troyalılar’ın koca ülkesini şimdi hemen. Bu kısım tevil edilebilir yani. Normalde burası da yanlış bilgi ama tevil edilebilir diyelim. Ama şurası net bir şekilde yalan. Olimpos’ta tanrılar arasında kalmadı ikilik. Uydu hepsi Herre’nin dileğine verecek Zeus Troyalılar’a acılar. Böyle bir şey olmadı. Yani bu direkt haber olarak söylendiği için yalan. Burada tabi işte Yunan şeyinde zihninde Homeros’un işte tanrılara yalan söyletmesi ve benzerinin filozoflarca kınandığını bunun toplumun ahlakını bozduğunu tanrıların kötü ahlaken kötü görülen işleri yapmasını halkın da Homer’in eğitim kitabı olduğu düşünülür. Halkın da ahlakını bozduğunu filan söylüyordu pek çok filozof. Bundan ilk giriş kitabında
bahsetmiştik aslında oralar böyle yerler. Ve Bunun üzerine şöyle diyor Homer 38. epitette Priam’ın ilini alacağını sanıyordu akılsız. Yani Agamem’in ondan kast ediyor. Hemen o gün. Ve Akalar’ı toplantıya çağırdı. Yani Kurulta’yı toplamaya çağırdı. Burada gerçek Nestor kalkıyor. Yani orada rüyadaki Nestor konuşmuştu Agamem’le onunla. Burada gerçek
Nestor kalkıyor ve diyor ki Dostlar, Argoslu’ların komutanları öncileri başka biri söyleseydi bize bu düşü yalandır der kuşkulanırdık ondan. Ama Akalar’ın en üstünüdür bu düşü gören. Akavullarını silah başına çağıralım haydi. Yani sıradan bir insan mesela burada şunu anlayabiliyoruz. Yani ben en azından öyle düşünüyorum. Demek ki normal bir insan rüya gördüğünde bu rüyanın doğruluğu, yanlışlığı işte bir tanrıdan mı geldi yoksa normal bir rüya mı filan gibi bir şey konuşurdu ama
daha dini pozisyonu olan insanların rüyaları daha tanrısal kabul ediyordu. Çünkü biz bu kralların rahiplik görevleri gördüğünü, dini yargılama yaptığını filan bildiğimiz için burada sıradan birisi görmüyor bu rüyayı. Agamem’in öngörü o zaman doğrudur bu düştüğü Nestor. Ve hani Zeus’un kandırma şeyini o da düşmüş oluyor. Bu açıdan bir dini hiyerarşiyi gösterdiğini düşünüyorum ben. Şöyle bakayım notlarımda bir şey var mı?
Her rüyaya inanılmadığını gösterir demişim. Demek ki yani hakikaten herkesin gördüğü her rüyayı dini kabul etmiyorlardı. Bir de bunu gösterir. Hani mefhumu muhalifiyle. Bundan sonra şey başlıyor. Asa’ya taşıyan krallar da uydular Erlerin güdücüsüne yani Agamem’in ona tabi oldu diğer aristokratlarda. Ve hani emir verildi tekrar. Ve hani şu önemli Asa’ya taşıyan krallar da Agamem’in ona uydular. Şimdi bu Asa’nın sembolik anlamından sürekli
bahsediyoruz. Hani bu yönetmelerinden bahsediyor ve aristokratlar o Asa’yla normal halkı yönetiyorlar. Mesela direkt geçişi zaten şöyle. Değnek taşıyan krallar da uydular. Değnek diye çevirmiş bence kesinlikle Asa diye çevirmesi gerekirdi. Değnek taşıyan krallar da uydular Erlerin güdücüsüne ordular da toplanmaya başlıyordu beri yanından. Hani oyuk bir kavadan, oyuk bir kayadan kovan kovan çıkan arılar gibi. Şimdi yani o Asa’sı olanlar nasıl gidiyorsa bu sefer peşlerinden halk gidiyor. Aslında Asa’nın tek
o güçlü sembolik anlatımı o. Ve burada benzetmeler yapıyor. Hani şöyle toplandılar, böyle toplandılar filan gibi. Mesela Agamem’in onun ayağa kalkışında o hitap edecek şimdi bütün kitleye hitap edecek. Burada mesela Asa’sını tasvir ediyor. Asa’nın tasvirinde mesela o hiyerarşiyi nasıl simgeledi? Aslında bu şeylerde Asa gibi şeyler. İşte mesela sembolik ve görünen bir şey. O görünen şey işte hani kutsallığı çok bariz hale getirir normal insanın gözünde. Hani mesela Agamemnon’un yönetme izni kutsaldır. Bu çok soyut. Ama Asa kutsaldır, Asa görünen bir şeydir. Anladınız mı? Biraz böyle bir etkisi var. Görünen kutsal şey. Ve şöyle diyor Agamemnon elinde Asası kalktı. Hepaistos yapmıştı didine didine o değneği. Yani bu bir tanrı yaptı bir Asadır. Hepaistos’un yani onlara göre. Vermişti onu Kronos’u oğlu Zeus’a. Zeus da Argos’u öldüren yol gösterici Hermes’e vermişti. Yani hikayesini anlatıyor Asa’nın. Hepaistos yaptı Zeus’a verdi. Zeus Hermes’e verdi. O da Kral Pelops’a vermişti. Pelops Erlerin Gücücüsü Atreus’a. Atreus’a Tessese. Ve o da Agamemnon’a bırakmıştı. Şimdi aslında bu Asa’nın daha böyle uzun hikayeleri var. Bunları başka mitlerde inceleyeceğiz. Bu kadar kısa değil ama Homer şunu şey yapmaya çalışıyor. Bu Asa Tazeus’a kadar gidiyor. Hepaistos’a kadar gidiyor. Haberiniz olsun. Yani buna itaat etmeniz gerekiyor.
Dikkat etmeniz gerekiyor. Bu algıyı veriyor sürekli. Dinleyici en azından bu algıyı muhakkak alıyordur. Ve biraz istokrasi metni bu. Ve şöyle sesleniyor Agamemnon. O büyük geniş kitleye. Eydanoğullar, Ares’in yiğit kulları. Şimdi burada mesela Ares’le konuya girmesi savaşla ilişkisinden. Yani burada tam onların ne düşündüğünü anlamak zor. Ama bizde de mesela konuya uygun bir esma ile başlama bir şey yapmak zor. Yani bu kitapta. Bir bet dua ediyorsan Allah Teala’nın gazap sıfatlarından birini kullanma. Normal dua ediyorsan başka. Rızık isteyeceksen Rezzak sıfatlarla filan. Biraz o dini şablonun bozulmuş hali olabilir bu. Eydanoğullar, Ares’in yiğit kulları. Ve ondan sonra kızıyor biraz orda. Mesela diyor ki biz buradan geri döneceğiz Agamemnon. Şimdi orduyu biraz kamçılamak istiyor anladığım kadarıyla. Hadi savaşacağız
Troy’a giremek istemiyorum. Dönüyoruz. Siz işte işe yaramaz tiplersiniz. Kötü savaştık filan filan. Gibi bir şeye getiriyor konuyu. Ki gaza gelsinler diyor muhtemelen. Diyor ki biz diyor burada onar onarsa olsak diyor Troy’lulardan fazlayız. Yani biri ondan bile fazla bir ordu genişliği olduğunu. Çıkarsayabilir miyiz bu bilgi doğru mu? Muhtemelen kuşatma savaşlarında tabi sayı orantıları çok daha değişik oluyor. Savunana göre saldıranın ki çok daha yüksek olması gerekiyor ki.
Bir şey olsun. Ve ama diyor çoğu illerden karga atan adamlar yardıma gelmişler. Tutup uzaklara sürüyorlar onlar beni. Benim bu bakımlı il yönü almama engel olan onlar işte. Yani buradan tabi şu çıkarılıyor. Troy’a yardıma gelen başka bölgelerin insanları da var. Yani nasıl aka ordusu bir konfederasyon gibiyse farklı farklı bölgelerden toplanan askerlerden oluşuyorsa şeyde Troy’a da böyleydi.
Troy’a da destekleyen başka şey. Aslında böyle mesela dünya savaşına falan benzetenler tabi biraz anakronik bir bakışlı ama kolay anlaşılması için yani iki müttefik orduların savaşı gibi. Ve onlar bana engel oluyor diyor Troy’a destekleyenler. Ve dokuz yıl geçti aradan diyor. Bırakıyoruz şimdi şey bırakıyoruz bizde başarmaya geldiğimiz işi yüzüstü. Gemilerimize binelim sevgili baba toprağına kaçalım. Troy’ayı almak artık bize hayal oldu. Agamemun insanları topluyor ve hayal oldu dönüyoruz diyor. Böyle dedi kalabalık duyunca bu dedikleri işte kurultayda bulun işledi kurultayda bulunmayanların yüreklerine sayfa yirmi yedide saldırdılar gemileri akalar naralarla tabanlarının altında bir toz bir duman evlerine dönmeye can atanların naraları yükseliyordu ta göklere. Yani bu konuşmadan sonra herkes dönmek için koşuşturmaya başladı.
Burada aslında normal bir insan refleksi de yani normal bir insan savaştan hoşlanmaz çok fazla. Bitiye hele mesela dokuz yıl kaldığınız bir savaş filan. Dönebileceğiniz imkanı dönmeye çalışırsınız. Biraz o ruh halini de simgelemiş. Tanrıdan bir mesaj mıydı? Zeus’un aldatmasıydı diyor Homer. Yani Zeus böyle aldatıyordu. Bunlarla ilgili milattan önce kaçlı yüzyıllarda yaşanıyor bunları anlattım Homer tarih
girişte birinci şey demeyip videolarda filan anlattım. Ve şöyle bir ilginç şey var aslında mesela bu kısımda bir anda şey giriyor. Sanki hakikaten döneceklermiş gibi. Here ve Athena devreye giriyor. Aslında Agamemnon muhtemelen bunu sınamak için yapmıştı ama arkadaki işte mesela Odysseus’un devreye girip bu olayı çeviriyor Odysseus. Ama bunu da hemen bir Tanrı ilişkisine atfediyor. Here söylemeseydi Athena’ya şu sözleri vakitsiz bir dönüş olacaktı Argoslulara. Şöyle
sesleniyor Here, Athena’ya. Biliyorsunuz ikisi de Troya’ya düşman Tanrı’ya da şey de Tanrıçalar şeyin nazarında yani İlyada Medninde. Kalkanlı Zeus’un gücü tükenmez kızı yani Athena’ya sesleniyor. Bir şanlı zafer belirtisi diye mi bırakacaklar Pryamos’la Troyalı’ra Argoslu Helene’yi? Birçok aka bu Troya’da baba toprağından sevgili yurtlarından uzakta o Helene uğruna ölmedi miydi? Haydi git Karıştunç zırhlı
akaların arasına yumuşak konuş yola getir her adama. Şimdi burada benim ilgimi çeken şöyle bir şey oldu. Şimdi biliyorsunuz arkada böyle bir elma miti var. Yani en güzel Tanrıçayı seçeceklerdi. Paris Here ve Athena’yı seçmedi. Şey verdi. Afrodite verdi elmayı ve bundan dolayı Troya’yı Here ve Athena düşmanlık ediyor. Böyle bir mit var. Şimdi bu mit şu metin icra edilirken var olsaydı ben zannediyorum burada ona dert edilirdi. Çünkü bu Here ve Athena’nın arasındaki bir konuşma ve hani Helene’den bahsediyor işte çok fazla akalının öldüğünden bahsediyor ama esas kin ve nefretleri bu mitteki olgu gibi anlattı. Bana bu şunu düşündürdü. Bu şeye göre bu metne göre uygun bir uydurma olabilir. Yani sonradan inşa edilmiş olabilir o. Yani bu aslında mesela bakıyorsunuz Troya’ya düşman ilahlar var. Troya’nın dostu ilahlar var. Bu Troya’ya düşman olan ilahların neden düşman
olduğu ile ilgili başlangıçta bir anlatı olmayabilir. Sonradan bu anlatı bu metne göre oluşturulmuş olabilir. Yani o mit bundan eski olmayabilir aslında. Gerekçelendiren şey daha sonra metne göre oluşturulmuş olabilir. Böyle uydurulan şeyler da var. Mesela mukatilin tepsilinde bazı uydurma hadisler var. Mukatilin tepsilindeki bazı bu tarz hadislerin metinden ayıklanması imkansız. Çünkü hadis zaten metne göre uydurulmuş. Yani bir sebebin üzül metne ama hadisciler demiş ki
bu sahih değildir. Uydurmadır mesela. Buna bakıyorsun o öyle bir uydurulmuş ki ayetteki lafza göre adam onu uydurmuş. Asıl sebebini üzülür bir ayeti olarak oluyor ama esas metin alıp uydurduğu için ayırt etmek çok zor metinden. Ben burada da böyle bir şey olduğunu düşünüyorum. Bu metnin o mitten daha eski olduğunu düşünüyorum. Çünkü o mit bundan eski olsaydı burada buna değinirdi bence. Ve Athena işte itite kuyruğuna buyurur mantığında. Hele Athena’ya, Athena’da Odysseus aynısını
söylüyor. Zeus gibi akıllı Odysseus’u buldu ve yumuşak konuş. İkisi de birbirine yumuşak konuşuyor. Çünkü burada artık ikna, retorik, söz kabiliyeti devreye girecek. Odysseus zaten bunu temsil ediyor Yunan’da. Yani Achilles gibi, Ayas gibi daha böyle kaba güçle iş gören bir şey değil. Kahraman değil. Daha böyle tabii ki güç olarak güçlü birisi ama söz şeyi daha önde. Ve bu metinler Yunan retorinin temel metni. Bunları daha önce anladık. Sophistler de buradan çıkarıyorlar. Retorinin nasıl yapılacağıyla ilgili. Aristo da bunun üzerine düşünüyor. Ve burada bir retorik yapacak Odysseus. Yani dönmek isteyen askerleri nasıl çevirecek geri. Öncelikle şurası gene şey Agamemnon’un karşısında atalarından kalma şey pardon Odysseus Atreus oğlu Agamemnon’un karşısına çıktı.
Atalarından kalma ölümsüz değneğini aldı elinden. Bu ilginç. Yani Agamemnon asasını niye alıyor? Bu bir anlam ifade ediyor muydu elinde olması? Odysseus’un elinde olması? Bunu bilmiyorum. Ve şöyle diyordu. Yanında duruyor her kralın ileri geleni yumuşak konuşup bakıyordu yola getirmeye. Yani gemiye doğru dönenler kralsa, aristokratsa falan yumuşak konuşup onu yola getirmeye çalışıyordu. Yani ikna etmeye çalışıyordu. Ne diyordu? Yahu
yakışık alır mı koymak seni korkak yerine? Sen gözü korkacak adam değilsin ki. Hem kendin kal burada hem durdur erleri. Bilmezsin Atreus oğlunun niyetine. Akavullarını yokluyor şimdi o. Ama ezecek yakında başlarını. Ve Agamemnon bizi imtihan ediyor filan deyip ikna etmeye çalışıyor aristokratlara. Şurası önemli bir kısım. 198-199. epitetler. Krallık yetkisi Zeus’dan gelir.
Akıllı Zeus kralları sever. Tabi bu daha önce söylemiştim. İleride de bununla ilgili şeyi konuşacağız. Hani Akilius öyle bir Agamemnon’a karşı isyan hani bu tebada bir iş olsa seni başından atardı filan derken bunu onaylamıyor Homer derken bu tarz şeyi kast ediyor. Krallık yetkisi Zeus’dan gelir. Akıllı Zeus kralları sever. Kralların niteliği çok önemli değil. Zeus kralları sever ama. E bunu dinleyen bir halkın nazarında bir
dindarlık düşündüğünüz zaman bu tabi ki bir itaat inşa eden bir metin. Şimdi aristokratlarla böyle konuştuktan sonra bu sefer normal insanlarla konuşmaya başlıyor. Bakın buradaki Yunan veya aristokrat ahlakın bakış açısının o geçişini görmek açısından çok orijinal çok güzel metin burası. Kimi bağırır çağırır bulduysa o dürtlü deneyiyle söylendi durdu. Asayla dürtlü ve söylendi durdu Odysseus. Çırpınla öyle sersem otur yerine. Başkalarının da sözüne kulak ver. Daha güçlüdür onlar senden. Sense savaştan anlamaz korkağın birisin. Ne kurultayda geçer sözün ne savaşta geçer. Hem biz burada hepimiz kral değiliz ki. Her kafadan bir ses çıkarsa iyi olmaz. Bir tek baş olmalı bir tek kral. Yani sen söz dinlemek senin için söz dinlemek. Aptal herif filan. Ona da mesela sert bu sefer retorikli sert konuşarak hitap açısından şey kurnaz kurnoz oğlu şu asayla bütün yetkileri size krallık etsin diye verdi aga menuna. Şimdi burada aslında şöyle bir şey var. Yani bu Yunan’da böyle bir tasvir var. Yetki varsa yani adam kralsa daha doğrusu bir saniye şöyle diyelim. Dini bir temel var yönetimlilerinde ama bu dini
temel dinden gelen bir egemenlik değil. Yani bu adam işte dinden aldığı kutsallıktan dolayı yönetiyor değil. Aslında bu adam yönetiyor olduğu için kutsal. Yani asası varsa Zeus vermiştir. Veya bu adam kralsa Zeus onu seviyordur. Yani burada ne oluyor aslında? Bir kutsallıktan kaynaklanan bir yönetme hakkı değil. Yöneten yönetiyor olmasından kaynaklanan bir kutsallık atfediyor.
Zihinlere bu metin. Burada şöyle bir şeye çıkıyor. Tanrı güçlüyü sever gibi bir mefuma varıyoruz aslında. Yani bu güçlüdür. Güçlü ise Tanrı onu seviyor olmalı. Bu bize neyi anımsatıyor? Kuranda Arap cahiliyesindeki Arap toplumundaki paganların itirazlarını anımsatıyor. Onlar ne diyordu? Siz iyi olsaydınız yani Allah sizi seviyor olsaydı güçlü olurdunuz. Güçsüz olduğuna göre Allah sizi sevmiyor. Neden? Çünkü Allah güçlüleri
sever. Bu aslında çok benzeşen bir bakış. Çok çok benzeşen bir bakış. Yani bir insan güçlüyse Allah ona dünyada refah verdiyse dünyada onu zengin yaptıysa o zaman onun şey olması lazım. Nasıl diyeyim? Doğru olması lazım Allah indinde diye düşünüyor adamlar. Aslında bu düşünce çok tamamen değişmiş bir şey mi? Bu da doğru değil. Mesela şu sorunun aslında bu düşünce var
tabanında. Yani mesela İslam doğru din olsaydı işte Müslümanlar niye bu halde olsunlar? Mesela bu sorunun altında aslında çok yakın bir düşünce var. Yani şöyle çünkü siz doğru olsaydınız kesinlikle güçlü olurdunuz. Güçlü değilseniz doğru değilsiniz. Çünkü Allah size güç verirdi. Falan gibi. Yani güç verdiyse Allah sizi seviyordur. Bu bakış, bu geçiş, bu metinde de var ve çok
yaygın bir şekilde var insanoğlunda. Güçle doğru olmanın paralel görülmesi ve gücün Allah’ın tasdik etmesinin alameti olması gibi bir bakış. Evet. Ve burada ters tes gelecek. Buraya kadar bir şey var mı? Evet değil mi? Yani Muhammed aleyhisselam mesela zayıf buluyorlar. Allah bir elçi gönderseydir diyor Tayyip’ten iki büyük adama gönderir. Çünkü güçlü değil Muhammed aleyhisselam onların nazarında. Evet şimdi ters tes gelecek. Ters tes çok önemli bir fikir. Ters tes bir soylu değil fakat itiraz ediyor. Bunun üzerine çok şey yazılıyor tabii ki yani tarih boyunca da işte Marxistler yazıyor işte bir proletarya devrimi filan hani işte başkaları başka şeyler yazıyor filan ama ters tes’i metninden ne anlayabiliriz? Hemen metni okuyalım ondan sonra uzunca üzerine konuşalım inşallah. Şimdi oturdu herkes yerine öylece kaldı. Yalnız tersi tes kopardı yaygarayı. Konuştu ileri geri. Şimdi birincisi şunu anlıyoruz biz ters tes bir yaygara kopardı ve ileri geri böyle çok pervasız konuştu. Ve bir yani genişte böyle kitleyi de etkileyecek bir yaygara ya dönüşebilecek bir hitapta bulundu. O tersi tes ki saçmalar durur bir teviye. Sürekli saçmalar durur. Kralları kızdırmak için laf ederdi gelişi güzel. Ve ters tes’i tasvir ediyor. Şimdi biz güzellikle hani demiştim ya bir insan soyluysa güzeldir. Güzel olması onun ahlaklı olduğunu gösterir. Ahlaklı olması işte onun güçlü olduğunu, akıllı olduğunu nerede ne yapacağını bildiğini filan. Böyle bir kurgu var. Ve çirkinseniz tüm bunlar tam tersi. Şöyle tasvir ediyor Homer ters tesi. Çünkü bu soylu olmayan konuşmaması gereken yerde konuşan birisi. Çünkü orada soylular konuşur. Ilyon’a gelen en çirkin kişiydi o. Bacakları çarpık bir ayağı
aksaktı. Sırtı kambur, göğsü çöküktü içeri. Kafası omuzların üstünde sivriydi. Tek tüktü başında saç. Akilius’la Odysseus’u tiksindirmişti en çok. İkisine de bir teviye söver dururdu. Şimdi Akilius şey demişti hatırlıyorsanız birinci kitapta. Demiştik yani işte Agamemnon sen çok kötü yönetiyorsun. Eğer senin teban düzgün olsaydı ahlak yani iyi vasıflarla seni
yapamazlardı böyle. Bize demiş ki burada Akilius’un bu sözünü Homer onaylamıyor. Bu bunun güzel alametlerinden birisi. Çünkü tersi tesi aslında Akilius’un söylediğini yapıyor. Mesela tebaadan birisi ve Akilius’u tenkit ediyor hatta Akilius’un tenkit ettiği yönlerden tenkit edecek. Yani benzer Akilius’a benzer eleştiriler de bulunacak. Ama burada hemen Akilius’un da onu sevmediğini Homer vurguluyor. Akilius ve Odysseus onu sevmezdi. Şimdi ise Agamemnon’a sövüp sayıyordu ağız dolusu.
Akalarda krala çok içerliyorlar. Kin besliyorlardı içlerinden ona. Bu tercümede şey gibi olmuş sanki Akalar Agamemnon’u mu Agamemnon’u mu kim besliyor da yoksa tersi tese mi tam anlaşılmıyor gibi. Zannediyorum burada tersi tese kim beslemesini kast ediyor. Yani Akalar da onu sevmiyordu. Çünkü çıkan o isyancı profili veya itirazcı profili kötü göstermek. Yani Akalar’ın gözünde de kötü görünüyordu bu profil. Ama
tersi tese çıkıştı. Bağırdı avaz avaz. Yine mi bir isteğin var Atreus oğlu. Barakaların tunçla kadınla dolu. Bir de altın mi ister yoksa canın şimdi? Taze bir kadın mı istersin yoksa düşüp kalkmaya? Baş buğsun yakış kalmaz akaoğullarını yıkıma sürüklemen. Size diyorum akaoğulları hey! Akaoğulları denmez size artık. Aka kadınları denmeli. Size aşağılık herifler sizi. Haydi yurda dönelim gemilerimizle.
Yardım etmeyelim de görsün sonunu saygısızlık et de Akilius’a. En üstün yiğidimize. Hem o gevşek davranmasaydı sana Atreus oğlu bu senin son küfrün olurdu ona. Tabi atlay atlıyor okuyorum. Meddin bütününü bozmayacak şekilde. Yani tersi tese baya asla Akilius’unki de benzer. Yani sen çok şey alıyorsun kazanıyorsun ve hiçbir şey yapmıyorsun filan gibi Akilius’la benzer tenkitleri yöneltiyor. Ama bu tenkitler Rin yansıması çok farklı olacak. Yani Yunan’da şöyle bir şey
yok. Biz işte adama bakmayız, söze bakarız filan. Söz doğru mu filan. Yunan’da böyle bir mantık yok. Yunan’daki mantık şu abi önce kim söylüyor bunu? Kimin söylediğini bir anlayalım. Bunu bu sefer tersi tes söyledi. Ve bu sefer şöyle Odysseus geldi yanına. Tersi tes böyle konuştuktan sonra aşağıdan payladı ağır konuştu. Gür sesli bir sözcüsün ama boşuna. Gevezelikten başka bir şey değil yaptığın. Bak bundan sonraki şeye de hiç söyledikleriyle ilgilenmeyecek Odysseus. Sen bunu söylemeye layık birisi değilsin diyecek tersi tes’e. Bir daha tek başına krallara çıkışmaya kalkma. Senden aşağılık tek yaratık yok bence. Çünkü sen hem soylu değilsin hem de soylular arasında konuşmaya çalışıyorsun. Atreus oğullarıyla Ilyon’a gelenler arasında çok iyi edersin krallarını dilinle dolamazsan, sövüp saymazsan bir teviye. Böyle zıpırlık eder görürsem seni
bir daha. Varsın Odysseus’un omuzları üstünde durmasın başı. Bana bir daha Telemachos’un babası demesinler. Tutup anadan doğma etmezsem seni çırılçıplak, ayıp yerlerini örten gömleğini çıkarmazsam sırtından, adam akıllı pataklamazsam seni göndermezsem tez giden gemileri ağlaya ağlaya. Böyle dedi Odysseus. Bak hiçbir şey söylemiyor. Sen bunu konuşacak adam değilsin diyor. Ondan sonra böyle dedi değneğiyle sırtına omuzlarına vurdu. Yani Odysseus böyle derken de asayla vurdu o terstese. Terstes oldu iki büklüm. Gözlerinden yaşlar aktı tane tane. Sırtında altın değnekle vurulan yerde kanlı bir şiş peyda oldu birden bire. Diz çöktü baktı acı acı sildi yaşlarını. Tatlı bir gülme aldı herkesi. Yani Odysseus vurdu terstes böyle ağlamaya başladı. Gözlerinden yaşlar aktı filan. Milleti de gülme tuttu. Bu sahne çok komik geldi onlara. Herkes baktı
yanındakine şöyle dedi. Odysseus’un nice yararlılıkları var bize. İyi öğütler verdi yönetti savaşı ama en büyük işi şimdi gördü asıl. Ağız dolusu söven adamın kesti sesini bir daha krallara sövüp sayamaz o. Oraya dek götüremez erkekliği o. Şimdi terstes konuşmaması gereken bir yerde konuştu. Dayak yedi ve buna karşılık terstes gibi olan insanlar da bu sahneyi çok komik buldular güldüler ve onayladılar.
Odysseus’un yaptığı en faydalı iş budur dediler. Şimdi bu dinlendiği zaman Yunan zihninde ne anlaşılır? Yunan zihninde tabii ki aristokrasinin zemini anlaşılır değil mi? Konuşması gereken insanlar var susup uyması gereken asaya tabi olması gereken insanlar var. Bu önemli bir soyulluk inşası olacak. Bu metin üzerine başka ne konuşabiliriz? Buraya şöyle söyleyeyim zibillion tane not almışım şimdi bunlara bakacağım tek tek. Sizin o arada söyleyeceğiniz bir şey var mı?
Şimdi burada birincisi şunu düşünebiliriz. Bu benim düşündüğüm bir şey. Homer böyle bir karakteri neden tasvir etti? Yani Homeros’un biz en azından icradan sonra yazıya geçirildiği dönemlerin yedinci yüzyıl civarı olduğunu yedinci yüzyıldan çok da erken olmadığını filan biliyoruz. Yani yazıya geçirilişini. Ve bu dönemde biz aslında yavaş yavaş polislerin başladığını yani Yunan polislerinin şehir devletlerin kurulmaya başladığını ve böyle proto demokratik diyeyim ben çünkü çok demokrasi öncesi hani bunu söyleyen de olmuş. Ermen hocanın tasviri Ermen hocanın duyduğum kadarıyla bir şeyin başlangıcı gibi görülebilir mi? Yani bir itirazın başlangıcı aristokrasiye karşı bir itiraz var mıydı? Ben olduğunu düşünüyorum. Yani eğer aristokrasiye karşı ufak tefek böyle ayaklanmalar böyle bir hareketlenme böyle bir aşağıda fokurdamı olmasaydı bu metin de bunun tasvirine ihtiyaç duyulmazdı. Hatta genelde böyle şeyler çok görünür hale gelmeden bunu tenkit yapılmaz metinlerde. Yani görmezden gelmek belli bir süre idare eder. Şeyde özellikle bu tarz metinlerde. Ama burada artık görmezden gelinmezin üstüne bir konuya çıkılmış. Muhtemelen bu tenkitler görünür bir haldeydi. Görünür halde olduğu için Homer bunu karikatürize etti. Ben o yüzden ilk kitapta da söyledim. Homer’in ben bütün
Yunan’ı kuşatan bir din anlatısı bütün Yunan’ı kuşatan bir toplum anlatısı olduğu kanaatini değilim. Homer, Yunan içinde bir din anlatısını destekliyor, bir toplum yapısını destekliyor ama bütün kesimlerden aynı şekilde destek aldığını düşünmüyorum. Filozofların da bu şekilde tenkitinin, Homer tenkitinin aslında sadece felsefenin gelişmesi aklın gelişmesiyle bağlantılı olduğunu düşünmüyorum. Bunun da öncesinin de olduğunu düşünüyorum. Bunu tasvir etmesi, karikatürize ederek tenkit etmesi
Homer’in bana bunu düşündürtüyor yani. Bu çok şey olabilir mi? Yani burada anakronik yorum yapıyor olabilirim. Şurada özellikle şu söyleyeceğim kısımda. Gür sesli bir sözcüsün diye başlıyor şey Odysseus. Bu metnin tabii inşa edildiği dönemin ve sabitlenmesinin çok ilerleyen dönemde olduğunu biliyoruz. Yani bunu anlattım uzun uzun. İcra nasıl yapıldı, metin nasıl sabitlendi filan. Bu gür sesli sözcü kısmının gene bir demokrat tasviri olabileceğini düşünüyorum ben. Neden? Atina meclisinde şey çok önemliydi. Sesin ulaşması çok önemliydi. Mecliste. Yani en arkadaki kişilere kadar sözünü, sesini ulaştırmak, gür sesli olmak demokratlar için özellikle hitabetle uğraşanlar için, retorik yapanlar için çok önemli bir özellikti. Hatta retorikle uğraşan kimseler mesela denizin karşısına geçip dalga sesine karşı ses pratiği yaptığı, sesini güçlendirmek için pratik yaptığını filan biliyoruz. Bana bunu anımsattığı çok anakronik geçiyor olabilirim. Ama metinin burada bu dokunuşun yapılmış olma ihtimali var. Mesela 5. yüzyılda bu dokunuşun yapılmadığını ispatlamak güç. Yapılmış olabilir. Ve hatta şöyle ama boşuna gevezelikten başka bir şey değil yaptığı. Aristokratların, mesela Platon’da da bunu sık görürsünüz Platon metinlerinde. Tabii işte mesela şu an şeyden çıktık biraz. Homer’in çağından çıktık ve Homer’in ilerleyen dönemde, arka ilk dönemdeki muhabbetindeyiz yani şu an.
Mesela Platon’un demokratları sürekli boş konuşmakla, safsata yapmakla, işte Sokratesli diyaloglar var ya konuşun, sürekli saçmalıyor. Sokrates onların saçmaladığını gösteriyor filan. Hatta boş adamlar bunlar ve sadece retorik yapıyorlar demeye getiriyor. Burada gür sesli sözcüden sonra ama boşuna gevezelikten başka bir şey değil yaptığın. Ve gevezelik boş konuşuyorsun. Yani sesin gür, boş konuşuyorsun ve retorik yapıyorsun. Çok bana şey hissettirdi bu. Bir dokunuş hissettirdi yani sonraki dönemde ait bir dokunuş hissettim burada.
Burada gelenekte mesela şöyle bir şey varmış. Bunu Erman Hoca’dan duydum. Erman Hoca, şey neydi? Futbol yorumcısında da o değil. Soy ismini Hoca, Erman Gören Hoca, şu KD Oda dersi yapan Hoca. Gelenekte tersitesle diomedesinin arasında bir akrabalık olduğundan. Aslında tersitesinde hani soylu sayılabileceği gibi bir ihtimalden bahsediyor ama Metin’de Homer sanki bunu böyle göz ardı ederek veriyor. Yani hiç bence buraya dokunmuyor. Burada asayla vurması da bir şey olabilir. Odysseus’un asayla dövmesinde bir işaret sembolik bir şey olabilir. Tabii halkın desteğiyle Homer karikatürize ederek sanki hiçbir destekleyen yokmuş gibi bir yapıda vermiş oldu.
Bu tersites diyaloğunda. Ve şöyle, sürekli bu asa devam ediyor şeyde. Odysseus asasını eline aldı, kalktı ve Düşüne taşına konuştu. Dedi ki, Ey kral Atreus oğlu, ölümlü insanlar arasında seni onursuz görmek ister akalar tam şu sıra. Güzel surlu, ilyonu almadan dönmeyiz diye. Besleyen Argos’tan çıkarken verdikleri sözü tutmaya hiç niyetleri yok.
Yurda dönmek için ağlayıp dururlar. Bak işte askerlerden şikayet ediyor Agamemnon’a. Bunlar senin şanını düşürmek istiyor sanki. Verdikleri sözleri unuttular falan diyor. Ama bunca yıl kalıp boş elle dönmek yakışık almaz bize diyor Odysseus. Bakalım Kalkas’ın dedikleri gerçek mi değil mi? Kalkas biliyorsunuz ilk şeyde de görüşmüyor. Bir kahin, çok ünlü bir kahin. Ve kehanet nasıl yapılıyordu? Bir kehanet örneği var burada.
Kalkas’ın Troya’ya doğru sefere çıkarken yaptığı kehanet. Aslında burada kehanetleri çatıştıracaklar. Kalkas’ın kehaneti nasıldı? Kusursuz kurbanlar kesiliyordu. Bir yılan ve serçe kuşları vardı. Sekiz tane yavru, dokuzuncusu anne. Yılan tek tek yavruların hepsini yedi. Sonra dokuzuncu da anneyi yedi. Zeus da nişan olsun diye onu taşlaştırdı. Ve bu Kalkas bunu yorumladı. Dedi ki, serçe yavrularıyla analarını nasıl yuttuysa bu yılan siz de sekiz taneydiler. Dokuzuncuları da annesiydi. Böylece siz dokuz yıl kuşatacaksınız, onuncu yıl alacaksınız. Biz de dokuzuncu yıldayız diyor. Kalkas’ın kehaneti doğru mu çıkacak, yanlış mı çıkacak bakalım. Bu seneyi de dolduralım diyor. Nestor da bir anda katıldı falan Odysseus bu senede. Ve dedi ki, Zeus’un sözü doğru mu diye bir anlayalım falan. Ve yola çıktıklarında iyi bir işmar verdi bize. Sağdan şimşek çaktı.
Sağdan şimşek çaktığı zaman bir onay anlamı var muhtemelen bunun. Onların zihninde kehanet hadisinden. Çünkü, çıkarda biri ille de yurduma dönmek isterim derse, kara gemisine bir el atsın görsün. Herkesten önce ölüme yokluğa ermek ne demek. Yani Zeus’un sağdan şimşeyi vermesi artık dönenin başına bela geleceği anlamına gelir.
Bu da bir kehanet daha var. Burada önemli olan ne? Kalkas’ın kehanetiyle Agamemnon’un kehaneti çatışıyor birbiriyle. Buradaki çatışmada kiminki doğru çıkıyor? Kalkas’ın ki doğru çıkıyor. Yani Agamemnon’un rüyası, Odysseus’un onu kandırmasıydı başta konuştuğumuz gibi. Buradan şuna varabilir miyiz? Yani Agamemnon’un her ne kadar dini bir pozisyonu olsa da net kahin olan birisinin dini pozisyonu daha yüksektir.
Söylediğim gibi Homer kahini asla yanıltmıyor şeyde. İlyada ve Odysseada hiç yanıltmıyor. Tabi dinleyen insanların zihninde de kahinlere saygı, dini adamlarına pozisyon yükleme gibi bir anlam ifade ediyor bu muhtemelen o çağda. Ve şunu söylüyor, Nestor diyor ki, soyuna sopuna göre adamlarını seç diz. İşte o zaman görürsün sen de hangi komutan, hangi ordu korkak, hangi komutan, hangi ordu yiğit.
Yani karıştırma orduyu birbirine. Herkes soyuna göre dizilsin, korkaklarla şeyleri ayırt edelim diyor. Agamemnon bu öneriyi çok beğeniyor. Senin gibi işte danışmanlarım olsaydı ben çoktan şey yapardım, kazanırdım falan filan diyor. Ve işte kurbanlar kesiliyor tekrar savaşa, sefere çıkılacağı için. Ve gemi kataloğu dediğimiz kısım başlayacak birazdan. Şimdi gemi kataloğu kısmına gelmeden önce şöyle bir bakayım.
Şimdi bu gemi kataloğunun ilk videoda şeyden bahsetmiştim. Yani bu kitap gerçekten Yunanlılar için kutsal bir kitaptı. Hani bizde tasviyediyorlar Yunanlılar konma dinleri çok şeydir. Hiç öyle değil yani. Baya baya kutsal bir kitaptı. Ve kutsal bir kitap mantığıyla okuyordu. Ortodoksları özellikle, ortodoks Yunanlılar. Ve demiştik ki, Atina ile Megara arasında Salamis denen bir adanın kime ait olduğu ile ilgili bir tartışma vardı. Ve buna dair Sparta’yı hakem belirlediler. Yani Sparta hakem olsun, bu adanın kime ait karar versin. Atina’yı mı, Megara’yı mı? Ve Spartalılar geldiler bu metnin önüne. Dediler ki, Atinalıların bu gemi kataloğunda, bu kısımda Atinalılardan sonra Salamis’liler sayıldı. O zaman Atina ile Salami aynı soya yakındır. Bu ada Atinalılarındır dedi.
Bunu metnini neresinden çıkardılar? Ne kadar? Aslında lafız üzerinden de okuma yapıldığını göstermek için söylüyorum. Mesela biz diyoruz Yunanlılar allegorik yorumluyordu metnilerini. Ama herkesi allegorik yorumlamıyordu. Metin üzerinden direkt hüküm çekilmiş. Nasıl?
Mesela başlayalım şey, gemi katalona özür diliyorum. Soyu yakın olanların yan yana sayıldığından bahsediyor. Soyu yakınsa o zaman bunlar birbirindendir diye. Bakın hemen orada neredeyse uluslararası bugünkü mantıklı anakronik düşüneceğimizde. Uluslararası bir mesele çözülüyor bundan. Helenler arasındaki bir problem çözülüyor.
Diyor ki şöyle başlıyor gemi kataloğu dediğimiz kısım. Burada tabi önemli şeyler var. Olimpos’ta oturan Musa’lar burada arada Homer sesleniyor tekrar Musa’lara. Musa dediğimiz ilhamperileri veya filan gibi düşünebilirsiniz. Olimpos’ta oturan Musa’lar haydi söyleyin bakayım şimdi bana. Tanrısınız her yerde varsınız bilirsiniz her şeyi. Bizimse hiçbir şey bildiğimiz yok. Şimdi muhtemelen burada Homer metni okurken içinde tanrıların bilmediği sorduğu filan yerlerden biz mesela işte bilmiyor muydu filan gibi düşünüyoruz ama muhtemelen ortodoksizliğinde herkes böyle düşünüyor. Tanrılar bilir. Buradaki metinleri mecaza hamlediyorlardı muhtemelen. Önemli olan bir kısım var burada. Musa’lara diyor ki tanrısınız her şeyi bilirsiniz falan. Ve biz bir şey bildiğimiz yok.
İnşallah ileride şey yapacağız Parmenides’in metnini. Biliyorsunuz Parmenides hem Platona ilham olmuş hem Antik Yunan felsefesini baştan aşağı değiştirmiştir. Bir ile ilgili totolojik önermeleriyle mantıksal önermeleriyle. Parmenides’in metni şöyle başlıyor. Parmenides de Musa’lara sesleniyor. Metnin içinde bir melek gibi işte bir Musa gibi bir şey düşünebilirsiniz. Geliyor ona ve diyor ki sana kesin bilgi öğreteceğim. Doxa sanı filan değil.
Bu metinden bakın mülhem çekilebilir bu. Çünkü Musa’lar her şeyi bilir biz bilmeyiz. Mesela Doxa zannederiz. Değil mi? Mesela Görüngüler Alemi filan diyor Platona. Yani buralardan geçiyor bunlar.
Buralardan geçişler var. Bunlar inşallah ileride filozoflara anlatırken şey yapacağız. Bunlar böyle çok kopuk alındığı zaman böyle boyunu kesilmiş tavuk gibi oluyor konu. Ama buralardan geliyor bu husus. Yani orada anladılan dini şeyler çoğunlukla.
Yalnız şuradan buradan bir şeyler duyarız. Bizim hiçbir şey bildiğimiz yok. Yalnız şuradan buradan bir şeyler duyarız. Yani böyle vehimli, doxa denen, kati olmayan, kesin olmayan bilgilerimiz var. Ama siz her şeyi bilirsiniz Musa’lar. Zaten Platon bildiğin keşiştir yani neredeyse. Bu kesin bilgiye ulaştı kanatında Platon. Ve bunu ilham yöntemleriyle, keşif yöntemleriyle ulaştığını düşünüyor.
Söyleyin bana Danao’ların başbuğuları, komutanları kimlerdi? Olymposlu Musa’lar, kalkanlı Zeus’un kızları. Ilyon’u saranları bir bir hatırlatmazsanız bana adıyla, sanıyla sayamam yığınla insanı ben. Yani herkesi tek tek sayamam insanları. Ama bütün gemileri, komutanları sayacağım yine de. Deyip başlıyor saymaya. Bütün gemileri sayıyor. Ve bu katalog neredeyse 15 sayfaya yakın. Bu metinin içinde başka kataloglar da var ama en uzunu bu. Gemi katalogu. Buranın sonradan, işte Megaralılar bu olaydan sonra, Buranın Atinalılar’la Salemistlerin peş peşe gelmesinin Atinalılar tarafından sonradan metne eklendiğini iddia ediyor Megaralılar. Sonraki dönemde de bu metni bu kısmı otantik saymayan çok kişi var. Yani bunu sonradan oluşturulmuş ve eklenmiş bir kısım olduğunu söyleyen çok kişi var. Megaralılar Pestratos’un eklendiğini söylüyor. Başka dönemde de eklenmiş olabilir. Metinden bu hissediliyor. Ben şöyle notlarıma bakayım. Siz de orada soracağınız bir şey varsa sorun. Ondan sonra bu videoyu bitireyim. Burada, Erman Hoca şöyle bir şey söylemiş, onu not etmişim. O söylüyordu hatırlıyorum. Burada Musa’ların Homer’e söylettiği şey net kelime kelime olmak zorunda değil. Yani bir motomot kelimesel bir şey değil, bir esin gibi. Manayla verme gibi filan manasında diyor. Yoksa Homerikmet’in bir vecit halinde yazılıyor filan. Ve katalogların burada ezberlenmesi, bütün bunların icra edilmesi de biraz şey. Yani ya icra ediliyorsa bunu herkes biliyordu. Ki burada her coğrafyadan her şeyden ordular, komutanlar, sayılar, askerler filan sayılıyor. Çok uzun bir şekilde. Ya dinleyenlerin hepsinin bunu biliyor olması lazım mı? Yoksa dinlerken sıkılırsınız 15 sayfalık böyle bir listeyi. Ya da sonradan eklenmişti gerçekten. Bu sözlü kültüre çok uygun değildi diye düşünülüyor. Olabilir yani.
Hatta burada mesela Patroclus yokmuş gemi katalonunun içinde. Bu ilginç bir bilgi. Strabo’nun bu katalog sebebiyle Homer’i ilk coğrafyacı sayıyor. Buna dayanarak mesela haritalar filan çıkartılmış.
Bu kitap bitti. Soracağınız, söyleyeceğiniz bir şey var mı? Hadi kendinize iyi bakın kardeşler. Selamün aleyküm.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir