"Enter"a basıp içeriğe geçin

İlyada 3.Kitap || Paris vs Menelaos , Helene

İlyada 3.Kitap || Paris vs Menelaos , Helene

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=cPFZUjK-bAo.

Neyse kardeşler başlayalım. Şimdi Homen’in 3. kitabındayız. 1. kitabı yaptık. Gemi Kataloğuyla en son 2. kitapta ters stes vardı. Önemli bir figurdu. Figurdu, aristokrasi ve halk arasındaki o şeyi anlattık. 1. kitapta Achillius’un öfkesinden bahsettik. Şimdi geldik 3. kitaba.
Zeus, Akalar kaybetsin ve Achillius bunun sayesinde şan kazansın diye Agamemnon’u gaza getirmişti. Değim yerindeyse ve ordu savaş pozisyonları alınmıştı. Şimdi burada onun tasvir ile başlıyor Homer 3. kitapta. Troy’lular yürüdüler, kuşlar gibi çığlık çığlığa aynı bölümde, aynı paragraf değil mi epitetlenir.
Akalarda yürüyorlardı sessiz sedas. Homer çok sürpriz seven bir yazar değil ya da insanların hoşlanmıyor değil mi ama kitabın tamamı spoiler dolu. Yani başından sonuna kadar bizim bugün spoiler dediğimiz heyecanı azalttığını düşündüğümüz önden sonucun belli olması anlatı tipi çok var. Yani ya bir kehanetle mesela siz aslında sonradan olacakları biliyorsunuz. En başından biliyorsunuz hepsini.
Ya da bu tarz mesela çok bariz bir şey mesela Troy’lular çığlık çığlığa böyle gümbürtüyle büyük bir sesle Akalar sessiz sedasız. Yani kimin kazanacağını burada biraz biraz anlıyor gibi oluyorsunuz. Devamında da zaten Achillius savaşa girene kadar genelde Troy’lular galip gelecekler. Bu neden böyle yani sadece Homer’in anlattığı tipinden kaynaklanmıyor. Zaten bunun dinleyicileri arka planı biliyorlar çünkü. Yani zaten miting sonucunu çoğu insan biliyor fakat burada işte icra önemli anlatış tarzı önemli kullanım şekli önemli vesaire. Bunlardan bahsetmiştik Homer’le ilgili ilk şeyde. Şimdi burada savaş pozisyonunda şöyle bir şey yapıyor Paris Menelaos’u direk Menelaos’u değil ama Akalılar’ın önde gelenlerini 1 vs 1’e davet ediyor yani. Hani çıkışta gel yapıyor.
Buna da Menelaos yani ortaya çıkıyor. Menelaos biliyorsunuz Paris Helena’yı kaçırıyor. Helena’nın kocası Menelaos Sparta kralı gibi düşünebilirsiniz. Yani kaçırdığı kadının eşi ortaya çıkacak. Burada birkaç tane önemli nokta var. Şöyle anlatmış bunu Homer 53 sayfa 53 16. epitette benim elimdeki baskıda.
Çıktı Tanrı Yüzlü Alexanderos Troyaların en önüne. Burada Tanrı Yüzlü vurgusu önemli. Omuzlarından bir pars derisi, kıvrık yayı kılıcı. Tasvir ediyor yani Alexanderos Paris’in şey adı. Paris Yunanca değil. Kökeni hakkında işte Hint filan kökenli diyenler varmış. Bu şeyle ilgili Yunanca ile ilgili tahlillerinin neredeyse tamamını KDO’daki Erman Gören’in derslerinden alıyorum. Çok istifade ediyorum onun dersinden. Hint kökenli olduğu söylenirmiş. Alexanderos ismi de Hittite. Yunan kökenli değil muhtemelen. Çok büyük Yunanlıların isimleri olmasına rağmen. İskender biliyorsunuz Alexanderos. Tabi burada Hittite, Hint Avrupa dil kökeni. Yani o aileden olduğu için çok daha aradığım müthiş bir fark yok aslında. Şimdi burada bir Paris’i Tanrı Yüzlü olmakla. Tasvir etti iki pars derisi kıvrık yayı ve kılıcı.
Zorlu savaşta çağırdı karşısına Cenge Argosluların en yiğitlerini. Yani çıkın karşıma filan gibi böyle bir artistlik yaptı. Burada birkaç tane şey var. Diyonisos, Yunan’da şarap tanrısı olarak bilinir. Bunu Erman Hoca söyledikten sonra birkaç tane şey yapmış. İşaretleme hani bunu şey yapan. Bence daha fazlası da var.
Yani o söyledikten sonra ben daha fazlasını da fark ettim burada göstereceğim. Hakikaten burada Paris sanki Diyonisos’u işaretliyormuş gibi. Şarap tanrısı Diyonisos ve böyle vect hali gibi bir durumu var. Yani vect halindeki insanlar nasıl vecti temsil ediyor? Yani çok böyle şey olmasın? Hiç şeyden bahsedemeyen Diyonisos bu tarz böyle bakalar denen de bir böyle nasıl anlatabilirim size bu durumu? İleride böyle daha derin bunu konuşacağız ama Böyle vect haline gelen müzikli ritimli filan böyle özellikle kadınlardan oluşan vect dediğimiz kendinden geçme yani çığlık atma filan böyle. Bu tarz bir kültün ilahı tasvirinde. Pozisyonunda o şeyde Yunan Panteonu’nda. Ve Diyonisos böyle genç tanrılardan birisi. Niçen’in böyle bir eseri olduğundan hani biliyoruz değil mi? Apollon’a karşı Diyonisos diye. Hani Diyonisos biraz daha böyle plansızlık filan gibi bir böyle tasvir var. Şundan bahsetmişler. İşte mesela Pars Derisi. Pars Derisi Diyonisos’un elbisesi aslında. Bir sonraki kısımda mesela burada Menelaos Paris’in üzerine giderken yani Paris böyle bir teklif ortaya atıyor. Menelaos diyor ki Menelaos’un durumunu tasvir ederken Homer diyor ki hani aslan çok acı kırdı hani bulur boynuzu bir geyiği ya da bir yaban keçisini. Bu ikisi de Diyonisos’un simge hayvanlarından yani Paris’i buraya benzetiyor.
Aslan da burada Menelaos oluyor. Bir diğer kısımda şurada ben bunu sonra fark ettim. Mesela 58. epitette şey diyor. Hector Paris’i fırçalarken çalgı çalma. Senin ne yüzün ne saçının güzelliği kurtaracak ne de çalgı çalmadaki güzelliğin ne de çalgı çalmadaki ustalığın. Çalgıyla da Diyonisos arasında sıkı bir bağ var. Aslında bu benzetmeler bence yerinde.
Ve hakikaten de bir böyle işaretamiz bir durumu var. Ve Paris’in böyle baş belası olması durumundan bahsediliyor. Diyonisos da böyle çok planlı hareketleri temsil etmiyor şeyde. Bana şey düşündürdü acaba şimdi ben kitabın başından beri şundan bahsediyorum. Homer bunu söyleyen var mı bilmiyorum. Sadece ben mi söylüyorum ama bunu hissediyorum. Özellikle de böyle nasıl diyeyim dini şeyleri bilmeyle de alakalı böyle hissettiğimi düşünüyorum.
Ben Homer’in metin boyunca Yunan’daki toplumun tamamını temsil ettiğini düşünmüyorum. Bir sosyal zümreyi ve muhtemelen bir dini görüşü temsil ediyordu. Diyonisos kültelerinin bu dini görüşün zıddına olma ihtimalini güçlü görüyorum. Yani Homer’in bir Yunan ortodoksisi, ana akım din anlatısı varsa Diyonisos’un bunun dışında kalma ihtimali yüksek. Hatta Diyonisos benzeri grupların tamamı diğer dinlerde de var ve bunların hepsinde heretik yani daha ana akımdan uzak gruplar kabul ediliyor. Böyle bir şey yani oradan onlar söyleyince bana yıldırım çaktı ve gerçekten güçlü bir mana bence. Tabi Diyonisos’un burada ve Diyonisos kültelerinin tenkit edildiği gibi bir şeye ben çıktım ama en baştaki söylediğim o şeyle de uyumlu göründü bana.
Burada şöyle bir şeyden bahsetmiş Erman Hoca. Bu şeyin yani Paris’in durup da işte Menelaus’u ortalıkta işte bir gelin B.S. yapalım filan gibi bir teklifin ortaya atılmasının Mahabarata Destan’da yani Hind Destanlarında bir karşılığı olduğundan bahsediliyormuş. Buna Rakshasa deniyormuş. Yani şöyle bir kült varmış Hindler’de.
Adam bir kadını evlenmek istiyor ve diyor ki kız kaçırmak legal bir evlenme tipiymiş ve diyormuş ki gidip ailesine özellikle savaşçı grupta olanlar için ben bu kızı kaçıracağım diyormuş. Haber veriyormuş. Orada şahitlerin olması gerekiyormuş ve dövüşerek kızı alması gerekiyormuş. Yani ailenin karşı çıkıp kızı alması gerekiyormuş. Böyle bir kült varmış. Paris’in yaptığı buna uymuyor tabi ki. Hani gizli kaçırıyor Helen’i. Bakın burada da bir şey daha söylemek istiyorum. Biz diyoruz ya Homer’in arka mitlerini dinleyicilerin sürekli biliyor olması lazım. Bu miti biliyor olması lazım insanların çünkü Paris’in Helen’i kaçırdığı vs. bundan hiçbirisi Homer’de anlatılmıyor. Ama bu arka planı dinleyiciler biliyordu muhtemelen. O yüzden Homer’in verdiği spoilerlar aslında anlatının zevkini muhtemelen düşürmüyordu. Zaten insanların bildiği şeylerdi. Paris bundan hiçbirini yapmamış oluyor. Yani Helen’i gizli kaçırıyor, ilan etmiyor, şahitler yok, dövüşmediler.
Aslında bu ritüelin burada tamamlanması gibi oluyor. Çünkü herkesin huzurunda tekrar dövüşmeye davet ediyorlar, dövüşürler ve kazanırsa gerçekten legal karısı olacak. Böyle bir hint şeyine atıf olduğunu söylüyorlar. Homer’in aslında bunu şeyde yapacaktım ben girişte konuşacaktık ama konuşamadık. Homer’de anlatılan mitlerin Hitit’te, Hind’te hatta Sanskritçe’de vizin ve epitet uyumları var. Tamamen dilde benzeri için. Bunun dışında Mesopotamya’da, Yahudi kültelerinde ve benzerinde hep karşılıklar var. Bu aslı kültürler bizim sandığımız kadar birbirinden izole değiller bu dönemlerde. Ve iç içe geçmişler hepsi. Tabii bu belli düzey böyle siyasi bir mesele. Mesela Gılgamış’la benzerlikleri var. Bu biraz siyasi bir mesele. Özellikle belli bir dönemde Batı’nın kendini özel ve dünyanın tamamından ayrı bir medeniyet gibi lanse etmesi, Yunan’ı bunun beşiği olarak lanse edip diğer tüm medeniyetlerden farklıymış gibi anlatmaya çalışması şeyiyle çelişiyor ve bu çok yakın dönemde biraz daha oldu. Bununla ilgili inşallah Kara Atina kitabını da inceleriz burada. Bu hususa da burada bir şey düşelim yani şart düşmüş olalım. Evet devam ediyoruz. Yani Paris çıktı orta eve artistlik yaptı.
Ares’in sevdiği Menelaus zaten girişten şey almıyorsunuz bak ona ver yine spoiler verir. Ares’in sevdiği Menelaus yani savaş şeyi Menelaus da güçlü birisi. Onun uzun adımlarla öne atıldığını görünce sevindi kocaman bir ava gözü ilişen aslan gibi. Aslan çok açıkırdı hani bulur boynuzlu bir geyiği ya da bir yaban keçisini. Yani böyle bir tasvirle Menelaus Paris’in öne çıktığını görünce o kadar sevindi ki avlayacak onu.
Hele bir ona ödeteyim dedi suçunu. Tanrı yüzlü Alexandros’un şimdi bu şey çok ilginç. Mesela Paris’i teklif etti Menelaus öne çıktı ve Paris’in yani Alexandros’un durumunu tasvir ediyor şu an Homer. Tanrı yüzlü Alexandros’un ağzına geldi yüreği. Ölümden kaçmak için birden bire geriledi. Sığındı dostlarının arasına. Ön sıralardan görünce onun çıkıverdiğini. Dağlarda insan bir yılan görür de hani nasıl irkilir ve bir titreme alırsa gövdesini yüzünü bir sarılır kaplarda gerilirse şey gerilerse nasıl Alexandros işte öyle korktu Atreus oğlundan. Troyalıların kalabalığından daldı içeri yani Paris gördü acayip korktu ve hemen geri Troyalıların arasına girdi.
Şimdi bu sahneyi böyle hayal edin yani bunu dinleyiciler hayal ediyordu. Bunu her zaman söylüyorum yani aslında ben bunu şeyde tavsiye ediyordum. Bu metinleri okurken hayal etmeyi öğrenin. Hayal etmezseniz çoğu zaman anlayamayacaksınız metinleri. Kur’an tasvirlerini de böyle söylüyorum. Mesela Cennet Cehennem tasvir ettiği zaman Kur’an bunu kağıdın üzerinde olsun diye tasvir etmez. Siz o sahnenin içine girip hayal edin diye anlatır.
Şimdi bu sahneyi hayal edin Paris çıktı konuştu Menelaus çıktı Paris tırstı ve geri girdi. Troyalıların arasına kaçtı rengi bembeyaz olup. Şimdi bu aslında çok aşağılayıcı bir sahne değil mi yani Paris açısından inanılmaz aşağılayıcı bir sahne. Buradan neye çıkabiliriz biz? Devamında da bu tarz şeyler sürekli konuşacağız. Bu hikaye anlatıldığı ortam Grekler’e anlatılıyordu.
Ve Troyalıları işgal edenlerin torunlarını anlatılıyordu. O yüzden destan boyunca Troyalıların genelde kazanamadığını görüyorsunuz. Troyalılar kazandığında bile Akaların çok büyük şeylerine galip gelemiyorlar. Mesela Hector’un dövüşlerine baktığınızda Hector aslında hiç galip gelmiyor. Hector’a verilen şan bile bazı yerlerde veriliyor mesela bu. O şan bile aslında Achilleus’un şanını yükseltmek için.
Mesela Ayas’a dövüşüyor Hector kazanamıyor gibi oluyor. Diğeriyle dövüşüyor kazanamıyor gibi oluyor. Burada da böyle. Yani icra edilen topluluğun hoşuna gidecek bir şekilde anlatılıyor bu. Bununla ilgili çok şey de söyleniyor yazılı ve çizdiği. Onu da söyleyeyim yani Halikarnas balıkçısı gibi vesaire. Bunların işte Atinalılar döneminde bozulduğu aslında Homer’in Troyalıları desteklediği. Çünkü şey olarak soyca daha yakın Homer Troyalılara Akalardansa filan gibi böyle çok şey söyleniyor ama destanın gövdesinin Greklere hitap ettiğini ve Akalara desteklediğini sürekli göreceksiniz tasvirlerde. Ve Hector bu durumda yani Alexander Ross kaçınca Hector onu azarladı ağır konuştu. Seni alçak, seni parlaka olan, seni çapkın, seni ırz düşmanı seni.
Şimdi Hector azarlamasını aslında bunların işte söylediğimiz gibi Yunan retöriğinde, Yergide filan kullanıldığını sürekli akıl planında tutun. Yani bunlar Yunan retöriğini şekillendirmiştir. Bir şey dikkatimi çektiği. Seni parlaka olan dediği yakışıklı filan böyle alımlı anlamında ama böyle sakalsız bir profil gibi. Tanrı yüzlü diye de övmüştü. Acaba bu şekilde mi hayal ediyorlardı? Güzellik algılarıyla alakalı bir şey olacak. Tabi genelde Yunan heykelleri sakalsız fark edeceğiniz üzere.
Ve şöyle diyor. Hiç doğmaz olaydın keşke. Ne baş belası kesilirdin o zaman ne de yüz karası olurdun başkalarına. Amma da hoşlanacak gür saçlı akalar. Güzelliğine bakıp soylu bir öncü saydıkları adamın görünce aslında tabansız korkak kof olduğunu. Böyleyken nasıl kaçırdın güzel yüzlü kadını, baş belası yaptın onu babana, halkımıza, ilimize. Burada ben baya baya atlayarak okuyorum. Yani bizim kitabın inceleme metodumuzu bilmeyenler için söylüyorum. Ben genelde diğer kitaplarda bunu yapıyorum. Bir sayfanın içinde 4 tane cümle okuyorum ama o cümleler bütün manayı tamamlıyor. Bence not da böyle alınmalı zaten. Hani o altı çizili yere okuduğunuz zaman bir anlam bütünlüğü verecek şekilde olmalı. Öyle okuyorum yani atlaya atlaya birleştirdiğimi bilin. Ve şöyle diyor tekrar Hector. Bir menala olsa diyor nasıl işte artistlik yaptın. Onunla bir boy ölçüşte gör bak. Körpek karısını kaçırdığın adam ne adam?
Yani nasıl bir adam? Ve şöyle diyor ne yüzünün saçının güzelliği ne de çalgı çalmadaki ustalığın hiçbir işe yaramayacak. Az önce bahsettiğimiz husus. Ve burada şey devreye giriyor. İşte cevap veriyor yani Paris. Beni azarlamakta hakkın var Hector yerden göğe. Ve işte Afrodit’in verdiği hediyelerden söz açılıyor. Sonra diyor ki ille de istersen benim dövüşmemi, Troyalıları tek mil akalara oturt yere. Koyun ortalarına Aris’in sevdiği menala olsa beni çarpışalım Helena için bütün malı için. Alsın bütün malı götürsün karısını eve. Yani kazanan alsın hepsini. Siz Troyalılar oturun bereketli Troyada. Akalılarda at besleyen Argos’a dönsünler. Güzel kadınlığı aka topraklarına. Yani Paris Hector fırçalayınca böyle biraz yiğitliye geliyor. Tamam çağırın o zaman dövüşelim madem.
Falan gibi böyle bir yiğitliye geliyor. Tabi burada şu önemli. Burada mesela Paris Altın Afrodit’in güzel armağanlarını vurma üzüme. Aslında Afrodit’in armağan dediği tabi bu elma miti var ya en baştaki Paris elmayı alıyor Afrodit’e veriyor. Helena ve Hera ve Athena’ya vermiyor. Oradaki armağanları atıp yani bu olay benim irademde değil demeye getiriyor Paris.
Burada da getiriyor. Bu bölümün sonunda üçüncü kitabın sonunda şeyi kızarken Helena da Paris’i fırçalıyor. Diyor ki Menelaos Athena eliyle yendiyse beni. Yani orada da işi takdire şey yapıyor. Alttan böyle devam ede gelen bir kader vurgusu var. Homer’de kaderin tam ne olduğunun belli olmadığı ile ilgili konuşmuştuk daha önce. Hani bir irade var mı yok mu falan. Burası biraz bulanık Homer’de.
Burada işte birebir dövüş yapıldığı zaman Truva filmini hatırlıyor musunuz bilmiyorum. Şu Brad Pitt’in oynadığı filmde Agamemnon hani bu dövüşün sonucuyla da geri dönmeyecek gibi filan bir imada bulunuyor. Bu aslında mite uygun değil. Yani şeyde Homer’in anlatısına uygun değil. Homer’in anlatısında gerçekten bu dövüş olsa ve işte kazananın parası veya kazandığı hak ettiği şeyler verirse Agamemnon dönecek gibi. Yani bu çünkü Yunan yiğitliği ile uyuşan bir şey. İleride bunu bağlayacaklar. Tabi şeydeki filmdeki biraz daha bizim algımızla çekilmiş daha realist şeye göre. Muhtemelen gerçekte de filmdekine uygundur. Homer’in anlatısı gerçeğe uygun değildir. Yani film kitabı uygun değil ama kitabın gerçeğe uygun olup olmadığını bilmiyoruz. Bu da ayrı bir nokta. Ve şöyle araya girdi şey yani Hector gidiyor. Akalılar oklarını çekiyorlar ve Hector’u vuracaklar. O sırada Agamemnon görüledi dedi ki durun Argoslular atmayın aka delikanlıları. Oynak tolgalı Hector’un diyeceği var. Yani Agamemnon da burada yiğitlik yapıyor. Savaşmayan bir adam hani bir şey söylemeye gelmiş bir adam öldürmek orada yiğitli şan şeyine uymayacağı için. Hector dedi ki Alexanderos bakın ne diyor. Menelaos’la teki teki dövüşecekmiş Helen’e ile malı için. Kim üstün gelir kazanırsa zaferi. Alacak bütün malı götürecek kadını eve. Ant içecek dost olacak ötekilerden. Menelaos dedi ki yani Menelaos da bunu kabul ediyor. Burada şöyle bir şey var ilginç bir durum var. Bu tasvirde şimdi böyle bir teklif geldi yani Hector dedi ki işte Alexander böyle bir şey teklif etti ve kazanan kazanılırsa geri dönecek. Kadını ve malları alıp geri dönecekler. Savaş bitmiş olacak. Aslında bu teklif bütün o savaşı ve 9 yılı içeren bir durum. Ve bunun cevabını mesela vermesi gereken kişi aslında Agamemnon.
Ama burada Yunan kültürünün o bireysel suç, bireysel hak şeyini de biraz anlamak gerekiyor. Menelaos kabul ediyor ve herkes kabul etmiş oluyor. Agamemnon’un fikri bile sorulmuyor burada. Burada biz neyi anlarız? Bir Menelaos’un hakkına girildiyse Menelaos herkes sanki oraya onun için gelmiş gibidir. Menelaos kabul ettiği zaman Agamemnon hayır kardeşim ben o kadar para yatırdım, bu kadar adam topladım, bilmem ne falan filan ben burayı yağmalayacağım gibi bir şeye girmiyor.
Üçüncüsü, monarşinin çok güçlü olmadığını biz anlıyoruz. Yani çok güçlü bir monarşide tutup da birisi kraldan başka birisi savaştan vazgeçme kararı veremez. Burada Homer’in söylediğimiz gibi Mykenleri anlatıyor ama Mykenleri tam bilmiyor. Çünkü arada belli bir dönem var. Mykenler de mesela daha güçlü bir monarşi olduğunu biliyoruz. Ve şöyle diyor Menelaos, ikimizden kimin acele gelmişse ölsün o. Ama ötekiler de ayrılsın çabucak.
Troyalılar getirin koyunları haydi. Burada tabi şey kesilecek, and içilecek. Yani tamam bunlar dövüşecekler ve kazananın hak ettiği şeyler verilecek, savaş bitecek filan diye. Bunun için kurban kesilmesi gerekiyor. Troyalılar getirin koyunları haydi. Erkeği ak olsun dişisi kara. Bu ilginç. Yani bunun kültüde bir karşılığı var mı bilmiyorum. Erkeği ak olsun dişisi kara.
Toprak Tanrı’ya biri, Güneş Tanrı’ya biri. Getirelim Zeus için biz de bir tane. Ulu Priamos’u da çağırın buraya çabuk. Madem çocukları taşkın güven olmaz onlara. Andı kendisi yapsın gelsin. Şimdi burada bir şey de var. Madem çocukları taşkın güven olmaz onlara. Yani Paris biliyorsunuz konuktu Menelaos’un evinde ve karısını kaçırdı. Bu tabi ki teşmil edildi. Yani çocuklarına güven olmaz. Bir sürü çocuğu var ama bir tanesinin suçu hemen teşmil edildi. Madem çocuklarına güven olmaz babası Priamos gelsin. O andı içisini bizle beraber.
Akalar, Troyalılar sevindiler. Umdular belalı savaşın sona ereceğini. Priamos’u çağırdılar. O sırada sahne böyle hızlı bir geçiş yapacak. Sahne Helene’ye geçiyor bir anda. Iris’le haberci geldi ak kollu Helene’ye. Iris sofrada buldu. Iris biliyorsunuz haberci her mesle beraber. Iris sofrada buldu Helene’yi büyüyecek bir kumaş dokuyordu. Şimdi kadınlar kumaş dokurlar biliyorsunuz. Bununla ilgili üstüne savaş resimleri işlemeliydi bir sürü.
Kumaş resimleri işliyorlar. Aslında bununla ilgili kalıntı kalmıyor kumaş dayanıklı bir şey olmalı. Demek ki böyle bir hafıza tipi vardı. Troyalılarla Tunç zırhlı akalar arasındaydı bu savaşlar. Ayağı tez Iris dedi ki buraya gel de bir gör sevgili gelinim diye Helene’yi çağırdı ve Alexander Oslan Menelaus savaşacaklar senin uğruna. Üste gelenin sevgili karısı denecek sana. Tanrıça Iris söyler söylemez bunu eski kocasının tatlı özlemini koydu Helene’nin gönlüne. Ana babasının yurdunun tatlı özlemini koydu. Helene sarındı ak ketenlere çıktı odasından sıcacık gözyaşları döke döke. Şimdi bu da da Helene’nin durumu aslında bizim böyle hayal ettiğimizin çok farklı bizim hayal ettiğimizden. Yani filmlerde de tasvir edilen çok farklı. Filmlerde tasvir edilen ne işte Menelaus bazen kötü bir adam bazen işte yeterli karizmaya sahip olmayan bir adam. Paris böyle love story hani çok romantik filan bir tip. Helene ona aşık oluyor ve kaçıyorlar filan. Helene fedakarlık yapıyor gibi.
Burada ise Helene Menelaus’a yani öyle Paris’e gittikten sonra pişman oluyor mesela. Burada ne diyor? Eski kocasının tatlı özlemini koydu Helene’nin gönlüne. Ana babasının yurdunun tatlı özlemini koydu ve sıcacık gözyaşları döktü. Ve Helene böyle kule gibi bir yere çıkıyor. Orada Piremos yani Troy’ın kralıyla yanında yaşlılar oturuyor. Yaşlılık onları savaştan alıkoyuyordu ama çok iyi konuşan adamlardı yani Yunan’da iki değer vardır. Bir savaşmak iki konuşmak.
Yaşlılık yok tamam savaşamıyorlar ama iyi konuşuyorlar filan. Hani bir diğer değer vardı. Kulede böyle oturuyordu Troy’la Ulu’lar. Troy’alı Ulu’lar. Helene’nin görünce çıktığını kuleye şu kanatlı sözleri söylediler usulcacık. Troy’alılarla akallıların böyle bir kadın için yıllardır acı çekmeleri hiç de ayıp değil. Yüzüne bakan ölümsüz tanrı çalara benzetir onu. Ama yine de binse gemiye keşke gitse, gitse de bizi çocuklarımızı belaya sokmasa. Şimdi burada kritik bir şey var. Helene’nin Afrodit olduğu ile ilgili çok söylentiler var. Bununla ilgili ileride de bir, Erman Hoca güzel bir yer anlattı onu anlatacağım. Bir de burada sonunda çocuklarımızı belaya sokmasa. Bu bela kelimesi pena. Şey aynen pena kökündenmiş ve Hesedos Pandora’nın etimolojik tahlinini yaparken bu kelimeyi atıf yapıyor. Pandora’nın kutusunu kadın açıyor ve bütün belalar hani kadın belanın kaynağı gibi filan anlatılıyor. Bu anlatı burada da var. Hani bir kadın düşmanlığı veya belanın kadından geldiği gibi bir anlatının ilk kökenleri filan gibi de düşünülüyor. Priamos seslendi çağırdı Helene’yi. Dedi ki bence sen suçlu değilsin. Tanrılar asıl suçlu. Onlar yığdı başıma kan ağlatan savaşı. Tabi burada kader örgüsü bakın hep alttan devam ediyor. Yani siz bir şeyler yapıyorsunuz ama yaptığınız şeyler hep altta kaderin planına uygun. Gel söyle bana şu eşi görülmedik adamın adı ne? Şimdi orada akallılar mesela şöyle düşün. Helene ile yüksek bir yerdeler. Priamos aşağıda akallılar var. Ve Priamos akallıları tek tek soruyor Helene’ye. Bu kim, bu kim filan diye tanımadığı için. Ve burada tasvir mesela ben diyordum ya Agamemnon’un tasfiri bizde böyle filmlerden kaynaklı yanlış böyle Hımbıl filan bir tip yok. Agamemnon bayağı yiğit birisi yani. Çok da soylu olduğu için de kaliteli birisi filan gibi görülüyor. Mesela şöyle soruyor Priam şeyi. Kim bu alımlı iri yarı yiğit? Boyca ondan uzun olanlar var gerçi ama onun gibi güzel olanı görmedi gözlerim benim. Bir krala benzer bu adam. Bakın bir adam alımlı ise güzelse kral yani kral, alımlı, güzel, ahlaklı, iyi nereden yapacağını bilen adam hepsi aynı adam Yunan şeyinde. Aristokratik mantık da böyle. Bir adam çirkinse kötü tersi, ses niye çirkindi? Bu şeyde değildi, bu yapıda değildi yani. Çirkinlikle bu ilişki her zaman beraber görülüyor. Helene karşılık verdi. Düdüğümüz çok acayip yani. Senden hem korkarım hem sayarım seni sevgili kayınbabam. Oğlunla buraya gelmeseydim keşke. Evimi barkımı, onazlı büyüttüğüm kızımı, hısım akrabamı, can yollaşlarımı bırakmasaydım, kara ölüme razı olsaydım keşke. Bak eriyip gidiyorum, gözyaşları döke döke. Atreus oğlu gücüye yaygın Agamemnon’dur bu adam. Hem iyi bir kral hem güçlü bir cenkçi. Yani güçlü bir savaşçı. Bir zamanlar kaynımdı benim. Ben köpek gözlüğüm. Köpek gözlü hani aç gözlü filan gibi. Ama şu kısım biraz ilginç. Mesela o Troyalı yaşlılar otururken Helene’yi görüp de işte bu kadın için savaşılır filan diyorlar ya. Burada şöyle ilginç bir şeyler demek ki Helene’yi daha önce görmemiş olmaları lazım. Yani orada ilk defa görüyor olmaları lazım ki anlatı tipi buna benziyor. Burada Yunan’ın kadının Yunan’da çok böyle toplum içine karışmadığını düşündürecek bir yön var.
Bunu aslında başka yerlerde de var. Ama işte vazo tasvirleri filanda çok öyle hissedilmiyor. Yani burada bir gariplik var. Bunu inşallah şeyin sonuna doğru çözmüş oluruz. Yani bu seriyi yaparken ben demiştim. Bitmiş bir şey yapmıyoruz beraber öğreni öğreni gideceğiz. Bunları birleştireceğiz. Yani ileride yıkın yıkın birleştireceğiz bunları. Mesela işte Helene’nin başörtüsünden bahsediliyor içeride. Bir başörtü tipi ama ben mesela Yunan tasvirlerini anlatan şeylerde çok başörtülü bir profil görmedim.
Veya mesela yaşmak deniyor. İşte giriyor yanlarına ve yaşmağını açtı diyor. Mesela yüzündeki bir örtü muhtemelen bu. Şeyde de var. Odiseye de var. Bunun böyle içeriğine dair inşallah ileride böyle biraz daha anlarız diye umuyorum. Geleşen bilgimizle. Helene’ye o yorumu yapanlar akalar mı Troyalılar mı? Troyalılar. Troyalının yaşlıları yani.
Ve orada hani bir alakası bir şey var sahne gibi demeyeyim de ve şey hakkında konuşuyorlar. Menelaos hakkında konuşurken Antenor şöyle diyor. Menelaos’la bir ara Odysseus’u şey konuk olarak ağırlamış. Menelaos tasvir ederken şöyle diyor. Menelaos konuşuyordu rahat tok az söylüyordu öz söylüyordu. Çok akıllı. Odysseus ayağa kalkıp durunca ayakta yere dikiyordu gözlerini bakıyordu öylece. Yani Menelaos’un dinleme şeklini anlatıyor. Odysseus konuşurken Menelaos’un dinleme şekli. Aslında bu tabi ki böyle dinleyin böyle olun filan gibi bir ahlaki vaaz anlamına da geliyor dinleyici için. Gözlerini bakıyordu böylece. Sallamadan sağa sola değneğini yani asayı sallamadan hani böyle bir ukalalık gibi de düşünülebilir. Asa çünkü orada bir güç simgesi.
Yani ukalalık yapmadan dinliyordu. Benziyordu dimdik durup ne söyleyeceğini bilmeyen adama. Sanki baksan yani bir şey bilmeyen boş bir adam gibi dinliyordu. Hani o kadar şey. Somurtmuş bir aptal sanırdınız siz onu. Ama göğsünden çıkarınca gür sesini savrulurdu sözler. Lapa lapa yağın kar gibi. O zaman hiçbir insan yarışamazdı Odysseus’la.
Konuşma tarzı yani Menelaos’un konuşma tarzı hakkında az söylüyor öz söylüyor böyle ne söyleyeceğini biliyor filan gibi bir anlatı var. Bu aslında biraz Paris’in zıplı bir şey. Yani Paris ortaya çıktı. Ben işte artistik yaptım filan. Nerede ne söyleyeceğini bilmiyor. Bundan dolayı da zaten rezil olacak birazdan. Menelaos’un biraz buna zıt çiziliyor profil. Ve sonra bu dövüş hani demiştik ya and içilecek ve hani bu dövüşün sonucuna göre alıp kadını gidecek ve malları alıp gidecekler ve savaş bitecek.
Bununla ilgili and içecekler. And içmeden önce belli işte ahit için belli bir ritüel var ondan bahsediyor. Ne yapıyorlarmış ritüel olarak. Karıştırdılar sarakta şarabı. Su döktüler kralların eline. Atreus oğlu yani muhtemelen Agamemnon kılıcının yanında taşıdığı bıçağını yün kesti koyunun başından iki tutam yani şuradan muhtemelen perçem kısmından iki tutam veya şuradan da var bilmiyorum tam iki tutam kestiler. Haberciler Troia ve Akaulularına pay ettiler bu yünü yani onu da paylaşıyorlarmış muhtemelen ahit belli olsun diye. Ve şöyle Alexanderos öldürürse Menelaos’u alsın Helena’yı bütün malını alsın çıkaralım yola bizde denizler aşan gemilerimizle. Ama sarışın Menelaos öldürürse Alexanderos’u Troyalılar versin Helena ile bütün malını Argos’lara yakışır öyle bir karşılık ödesinler ki gelecekteki insanlar arasında anılsın dursun.
Ama Alexanderos ile yıkılır da Priamos ile oğulları ödemek istemezlerse bana bu karşılığı öç almak için ben burada kalacağım, dövüşeceğim savaşın sonunu alıncaya dek.
Ve tekmil Akalar ve Troyalılar şöyle de ahdi şimdi o topluluklara teşmil ediyorlar. Ey Zeus o Zeus ünlü ulu tanrı öbür ölümsüz tanrılar tanık olun sizde hangi ordu antları bozarsa önce hem kendilerinin hem çocuklarının beyinleri bu şarap gibi yerlere aksın başkalarına köle olsun karıları.
Burada şu yapılmış olabilir yani biz anlatıdan ve daha sonra diğer mitlerden de biliyoruz ki Troya fethedildiğinde gerçekten büyük vahşet gösterdi şey Akalılar ve bu Yunan’da kınanan bir şey değil yani tecavüzle ilgili bir sürü mitler var orada işte çocukların öldürülmesiyle ilgili falan filan her bir vahşilik ve hatta bundan dolayı da lanetlendiği gibi bir şey de düşünülebilir demiştik Akaların.
Çünkü dönem bütün aka önderleri büyük sıkıntılar yaşıyor Agamemnon’un şeyi karısı birisiyle anlaşıp Agamemnon’u öldürdü odisius’un çektiği filan ortada. Bu anlatıyı aslında böyle biraz meşrulaştırmaya benzettim ben çünkü birazdan dövüş olacak ve gerçekten ahdi tutmayacaktı Troyalılar.
Ve hani ahdi tutmadılar biz bunu zaten önceden böyle yemin etmiştik hep beraber ve bu gerçekleşti yani bu bizim suçumuz değilmiş gibi sanki meşrulaştırma hissettirdi bana bu. Şurası ilginç böyle dediler Kronos oğlu getirmedi dileklerini yerine bunu anlamadım yani burayı gerçekten anlamadım o yüzden devam ediyorum.
Sayfa 63’deyiz Priamus şimdi burada artık 1 vs 1 başlıyor yani Menelaos vs Alexanderos yapılacak. Bunun ritüeli nasıldı yani nasıl yapılıyordu bu iş. Hector ile Odysseus ölçüler dövüş alanında yani demek ki bir dövüş alanı ölçümü vardı yani bir mesafe ölçülüyordu. Sonra seçtiler kuralları salladılar Tolga içinde Tunç Kargı’yı bakalım önce kim atacaktı.
Yani Kargı dediği mızrağam atılarak savaşı aleti bunu kimin ilk atacağına dair bir kura çekiliyordu. Tolga içinde yani Tolga dediği şey miyferin içine muhtemelen isim yazılı filan bir şeyler koyuyorlardı bunu çalkalıyorlardı. İlk düşen isim ilk mızrağı atma hakkına sahip oluyordu. Neden böyle başlıyordu 1 vs 1 bunu bilmiyorum. Homer bu tasvirinde yani bu 1 vs 1 tasvirini görerek mi yapmıştı?
Hayır yani Mikenlerin böyle yaptığını bilmiyoruz ama Homer’in döneminde böyle yapılıyor olma ihtimali yüksek. Ya da Homer anlatıyı hayal ederek böyle anlatıyor olabilir. Yani bunu daha önce de söylemiştim mesela savaş arabaları ne işe yarıyor bu kitapta. Biniyorlar savaş arabasına savaş meydanına geliyorlar savaş arabasına inip savaşıyorlar. Ama Mikenler de böyle kullanılmıyordu savaş arabası. Böyle tank gibi saf dağıtmak için kullanıyordu çarpmalı filan kullanılıyordu.
Demek ki Homer hayal ederek bunu herhalde bunun için kullanıyorlardır filan gibi düşünerek şey yapıyordu. Belki 1 vs 1’i de böyle hayal etmiştir ya da kendi çağındaki vs’ler böyle atılıyor olabilir yani. Ve kurayı çektiler Paris’in kurası çıktı ilk atma hakkı Paris’te oldu. Bu neden böyle yapılıyor ben anlamadım gerçekten anlamadım. Yani mesela fight deyip başlamıyor mesela dövüş yani.
İlk sen atacaksın mızrağı sonra sen atacaksın sonra kılıçla devam ediyorlar muhtemelen. Alexanderos attı uzun gölgelik hargısını önce vurdu düz kalkanından Atreus oğlunu. Yani kalkana geldi attığı ama Tunç delemedi kalkanı. Sert kalkanın üstünde büküldü ucu. Yani kalkana geldi ama delemedi ve kaldı. Atreus oğlu Menelaos bağırdı Zeus Baba’ya.
Zeus Baba hiç yokken başıma bela getiren bu adamdan tanrısal Alexanderos’tan öcümü alayım bırak. Koy elimin altına ezeyim onu. Kendisini dostça konuklayana kötülük edemesin bundan böyle doğacak insanlar arasında hiç kimse. Yani aslında bütün bu mevzu ne? Ben onu konuk almıştım ama o benim karımı kaçırdı ve dostluk ağırlama ahlakına uygun davrandı. Tabi bu Yunan’a bir ahlak vaz edecek ve bu Yunan’da çok güçlü bir ahlak.
Yani birisi size konuk olduysa sizin gereğini yapmanız gerekir. Sizin onu konuklanmanız karşısında size bir minnet duyması ve artık aranızda bir ünsiyet olması gerekir. Hatta ileriki kitaplarda konuşacağız. Savaş meydanında bile karşılaştıklarında benim babam senin bilmem neyini konuk etmişti falan deyip geri dönüyorlar barışıyorlar kardeş olarak falan gibi böyle bir. Hele Odysseya’da bu çok daha şey. Yani baştan sona kadar bir konuk ağırlama ritüeli aslında Odysseya. Bu açıdan ahlaki bazı.
Bunun ileriye yönelik bir vaaz olması durum var. Ve şöyle Menelaus atıyor bu sefer. Yani ilkinde attı Paris kalkana geldi düştü. Menelaus attı. Sivri kargı geçti parlak kalkanı. İyi işlenmiş zırhı deldi. Dümdüz geçti yanından. Sıyırdı gömleğini. Paris eğilip kaçmıştı kara ölümden. Şimdi bu önemli.
Diyorum ya spoiler vermeyi seviyor Homer yani Paris attı Paris’in attı kalkanı hiç delemedi ve düştü. Menelaus attı Menelaus’un ki kalkanı dendi işte gömleği deldi bilmem neydi. Hani arkasına hayal ederseniz şak diye arkasına kadar geçti böyle kulağının orada kaldı falan gibi bir sahne oluyor. Burada aslında kimin kazanacağı belli olmuş oluyor. Yani bu destan boyunca vsler hep bu şekilde. Birisi atıyor kalkanda kalıyor. Diğeri atıyor kalkanı deliyor ama öldüremiyor.
O zaman bu bundan güçlü. Mesela Ayas’la Hector’un dövüşünde filan da göreceğiz bunları. Hep burada ön şeyi veriyor. Menelaus daha güçlü haberiniz olsun veriyor. Gümüş katmalı kılıcını çekti kaldırdı Atreus olu yani Menelaus. Tolgasının tepesine indirdi birden bire kılıç oldu. 3-4 parça düştü elinden. Yani kalkandan sonra kılıçla Menelaus. Miferine vurdu ve kılıç 3-4 parça oldu. Demek ki Mifer gerçekten çok sağlamdı yani. Miferi yırtamadı kılıç öyle söyleyeyim.
Böyle dedi fırladı yani Zeus’a sesleniyor tekrar Menelaus. Alexanderos Tolgas’ı yakaladı yani Mifer’den yakaladı. Şimdi sahneye hayal edin. Sahne gene aşağılayıcı. Mifer’den yakaladı. Çevirdi çekti onu güzel dizdikli akalara doğru. Yani onu aldı böyle çevirdi Mifer’inden akalara doğru getirdi. Alexanderos’un Tolgas’ından sık işlenmiş kayış gerilince battı Tolga çenesinin altına incitti narin boyununu.
Ve hani Tolga’nın muhtemelen o deli gibi bir şey tutuyor ve boğuyordu yani. Şeyi götürürken. O sırada Afrodit devreye giriyor. Yani asıl Paris baya rezil bir durumda. Bu şekilde yakalanmış sürüklenerek götürülüyor. Ve bundan dolayı boğuluyor filan. Çok aşağılayıcı bir tasvir. Gene şeyler lehine akalar lehine. Afrodit devreye giriyor. Ölü sığır derisinden kayışı kesiverdi. Yani kurtardı Paris’i. Kesivermeseydi sonsuz bir ün kazanacaktı Menelaos. Alexanderos’u yerlerde sürükleyecekti. Boş bir Tolga kalmıştı Menelaos’un kalın parmaklarında. Yani Menelaos’un elinde sadece Mifer kaldı. Paris’i ne yapıp edip öldürecekti o ki Afrodit kaptı kaçırdı onu. Bir anda bakın. Yani bir dövüş var sahne var bilmem ne antlar içildi filan. Her şey böyle real rasyonel giderken bir anda Afrodit aldı kaçırdı Paris’i.
Koyu bir dumanla onu çabucak sarıverdi. Götürdü bıraktı yatak odasına. Bununla ilgili Finney’den okumuştuk hatırlıyorsunuz. Yunanlar bunun dilinde gerçekten bu şekilde olduğunu düşünüyordu bu olayın. Yatak odasına götürdü Paris’i. Bak sahne bir anda bambaşka bir yere döndü. Neyse. Helena’yı çağırmaya gitti bu kez Tanrıç’a.
Başörtüsünden tutup çekti. Bunun tahsiline bakmak lazım daha detaylı. Helena’yı yüne giren bir ihtiyarın kılığına girdi ve konuştu. Afrodit kılık değiştirdi. İlk bir ihtiyarın kılığına geldi ve Helena’yla konuşmaya başladı. Alexanderos eve çağırıyor seni. Yatak odasında inanmazsın bir yiğitle dövüştüğüne o kadar temiz parlak filan. Dillere destan gerdanından tanıdı Helena Tanrıç’ayı.
O anda kılık değiştirmeden tanınıyorlar. Helena anladı onun Afrodit olduğunu. Ve şöyle dedi bu çok ilginç bir hitap tipi. Yine mi sensin Tanrıç’a? Neden hep baştan çıkarmak istersin beni? Söylesene niyetin ne? Aslında neden hep baştan çıkarmak istersin beni? Baştan çıkarma yine orada mesela Helena kaçtı Paris’le ama bu Afrodit’in faaliyetiyle olduğu gibi bir kader atfı. Aşağıda benim iradem yok atfı da hissediliyor. Başından beri söylediğimiz gibi. Söylesene niyetin ne? Tanrısal Alexanderos’un yendiği şu sıra Menelaos alıp eve götürecekken beni tam niye girdin yani araya? Çıktın yine karşıma bir sürü düzenle. Paris’in yanına git kendin yerleş hadi. Burada dozajı yükselti helalini Afrodit ile konuşurken. Paris’in yanına git kendin yerleş hadi. Çıkt ayrıl Tanrılar yolundan. Bir daha ayak basma olymposa. Ona bak dert edin kendine onu. Sonunda ya karısı yapsın seni ya kölesi.
Oraya ben taş çatlasa gitmem. Yakışık almaz hoş görmez kimse yapamam. Bir daha onun döşeğini. Çünkü bu çok ilginç bir şey. Birincisi Helena Afrodit’i ahlaki olarak Kunu iki baya hakaret ediyor. Yalnızın kölesi falan ol o zaman filan diye. Bu şöyle. Erman Hoca şey demiş bunun burada şöyle bir şey söyledi. Hint şeylerinde, mitlerinde.
Bir karşılık varmış. Helena’nın Afrodit olduğu ile ilgili daha çok fazla şey var söylenen. Bu aynı olgunun Hint’te bir karşılığı olduğunu ve Afrodit’in aslında. Orada Afrodit’e denk gelenin ilişkiye girdiğinden bahsediyor Paris’le. Burada da Afrodit kendisi ilişkiye girmiyor. Ama Helena’ya onu temsil eden bir figür olarak. Onu ilişkiye girmeye zorluyor Paris’le. Bu çok ilginç yani ne alaka değil mi? Kurtardın Paris’i sana ne yani Helena ile ilişkiye girip girmemesinden filan gibi bir durum var.
Burası biraz böyle bağlanmış. Böyle bir bağlantı kurdu. Bana da mantıklı geldi bu bağlantı. Afrodit sinirleniyor Helena’nın bu sözlerine. Bunun üzerine Zeus’un kızı Helena’nın ödü koptu. Yani Zeus’un Helena biliyorsunuz bir insanla ilişkisinden olma çocuklar. Buna işte bu tarz çok var Yunan mitlerinde. Bir örtüye büründü Helena. Ak bir örtüsü vardı. Tanrıça yol gösterdi ona. Kalkanlı Zeus’un kızı oturdu İskemle’ye yani Helena. Savaştan Paris’e çıkışıyor. Yani Paris’in yanına geldi Afrodit’in zoruyla ve Paris’e çıkışıyor. Diyor ki, Savaştan geri döndün demek. Orada kalaydın da öleydin keşke.
O güçlü adam ezi verseydi seni. Menel Ağustan üstündün hani Paris boş buğazlık yaptığı için. Onlarla olayı tenkit edildi. Yaşar Homer’de bu şey sürekli var. Yani yukarıda bir anlatı var. Bu anlatı bazen komik bazen dramatik filan. Aşağıda böyle bir teoloji var. Bu teoloji işte bazen çok yüzeysel bazen allegoriyle beraber daha da derine geçiyor. Ve aşağıda böyle çok katmalı bir uluslararası bir şey.
Uluslararası beynel minel bir mit örgüsü var aslında. Yani bu çok katman katman bir kitap. Sıkça söylendiği gibi. Mesela burası komik geliyor bana ama aşağıda da baya bir şey dönüyor yani muhabbet dönüyor. İşte Paris Dionysos’u temsil ediyor olabilir. İşte Helena Afrodit’i temsil ediyor olabilir. Dionysos külteleri kınanıyor olabilir. Bir alt katman elinize filan filan. Bir sürü bir şey yani.
Paris karşılık ver dedi ki ağır sözlerle azarlama beni böyle. Bugün Menelaos, Athena eliyle beni yendiyse. Yani ben yenilmedim Athena yendi. Hemen yine bir atıf tanrısal atıf. Bakarsın ben de onu yenerim bir gün. Seninle sevişelim gel şu döşekte. Karısı da gitti arkasından. Homer sahneyi değiştiriyor. Onlar yata dursun yumuşak döşekte.
Atreus oğlu kalabalıkta kızgın bir kaplan gibi gidip geliyordu bir aşağı bir yukarı. Yani kaçırdı ya Afrodit. O sahneye tekrar döndü ve gidip geliyordu. Nereye gitti falan gibi. Şurası ilginç. Troyalılar da ne Troyalılar’dan ne de ünlü yardımcılardan tek bir kişi bile. Menelaos’a saygıları çok büyük hepsi. Troyalılar’ın bile Menelaos’a saygısı çok büyüktü. Hem aslında Paris’ten tiksiniyor da hepsi kara ölümden tiksiniyor gibi.
Homer tenkit etmek istediği bir karakteri yalnızlaştırmayı seviyor. Yani onun hemcinsleri olan, onun hemcinsleri hem de türdaşı ya da ortak, ortağı olan gruplardan bile onun nefret ettiğini. Mesela aynısını nerede yapmıştı? Tersi testi de yapmıştı değil mi? Tersi testten herkes tiksiniyordu. Tersi test gibi soylu olmayanlar bile tersi testten tiksiniyordu. Burada da Paris’i yalnızlaştırıyor. Paris’ten herkes tiksiniyordu. Troyalılar bile tiksiniyordu.
Vicdansız bir retori var Homer’in. Erlerin başvuru Agamemnon onlara şöyle dedi. Troyalılar, Dardanos’lular, yardımcıları dinleyin beni. Görünüşte Ares’in sevdiği Menelaos da zafer. Haydi verin Argoslu Helena ile bütün malı. Üstelik öyle bir karşılık ödeyin ki, gelecekte insanlar arasında anılsın dulsun. Atreus oğlu böyle dedi, başlarını salladı, akalar tekmeyle. Hepsi başlarını salladılar. Ve üçüncü kitap bitti. Sizin söyleyeceğiniz bir şey var mı? Abi bu kısımlar Tanrılara hakaret edilmesini meşrulaştırmıyor mu peki? Homer bunu pek umursamamış mı? Yani şöyle, şey olsaydı, yanına kar kalsaydı, böyle bir şey düşünülebilirdi. Zaten biraz bu yönden tenkit edildiğini söylemiştik de daha önce. Ben burada onaylandığını düşünmüyorum bunun. Yani Helena sınırı aştı. Şimdi şu önemli, sınır aşılıyor.
Sınır aşıldığı zaman uyarı geliyor. Bak, dur mahvederim seni. Mahvederim de geri adım atıyor. Yani Homer’de göreceğiniz kahramanların neredeyse tamamı, sınır aşıldığında, uyarı geldiğinde geri adım atıyor. Mesela özellikle bazen bunu Diomedes aşıyor. Yani sınır aşıyor, uyarı geliyor, sınır aşmaya devam ediyor filan. Diomedes de var sadece. Ama geri kalanı genelde sınır aşılıp uyarı geldiğinde geri adım atıyor. Ve bu çok aslında hakaretin ulumlanması ve iyi bir şeymiş gibi görülmesi anlamına gelmiyor.
Bence bunu dinleyen birisi, ben de hakaret edeyim gibi bir şey algıya girmez yani. Ben de seni seviyorum kardeşim. Okuyacağına ama cevap vermeyeceğini biliyorum ama seni seviyorum. Bu tarz şeylerin şöyle bir güzelliği var. Ben zannediyorum bunu 30-40 kişi izliyordur. Böyle daha şey bir diyalog kurabiliyoruz bence. Şöyle Erman Hoca benden çok uzun yapıyor. O çok, hani o çok böyle nasıl söyleyeyim, bizim yaptığımız biraz daha kültür tarihi gibi. Yani o baya akademik yapıyor yani o işi. Erman Hoca 50 dersi yaptı. Ben birer birer gidiyorum. 24 derste, bence benim derslerin süresi çok daha kısa. 1.5 saatten filan gidiyor. Bir de şeye çok giriyor. Yani 6 plan, Yunanca şeylere filan giriyor. Biz oralara hiç girmiyoruz. Daha bizim şeyde biraz daha siyasi zeminle dini zemini daha fazla vurgulamaya çalışıyorum ben. Yani onu daha iyi anlıyorum çünkü. Zaten böyle şeyler işte çok kıymetli. Ben çok kıymetli buluyorum mesela Erman Hoca’nın dersini filan. Yani birileri bir şey yapacak, öbürü ondan da istifadecek, ondan da istifadecek daha böyle farklı bir mahiyet kazanıyor. Bu sayısı arttıkça bu çok gelişir yani öbür türlü şeye dönüşüyor yani. Biliyorsunuz işte. Gayk muhabbetleri kadar oluyor. İlyada Odesya toplam kaç kitaptan oluşuyor? Toplam 48 kitap yani. Şey, 24. İlyada Odesya 24. Ama muhtemelen Odesya’ya iki kitap iki kitap gideriz. Bu kadar yoğun değil. İlyada biraz daha şey bir kitap.
İki kitap iki kitap gitmeye ihtimalimiz yüksek. Ortalama kaç sayfa? İkisi toplam bine yakındır. E tabi öyle anlatıyor işte. Helena Sanki Afrodit yüzünden iradesi olmadan Paris’e kaçmış gibi. Hakikaten öyle bir tasvir içinde veriyor değil mi? Eyvallah, aleykümselam, arayış felsefe. Hocam kültür tarihi beraberinde sonrasında oluşan felsefe tarihine devam edeceksiniz sanırım. Aynen. Yani ben şöyle işte zaten şu bölümlenmeye biraz mantıken karşıyım.
Yani mesela bir toplumun kültür tarihi yapılabilir. Felsefe tarihi… Yani nasıl felsefe tarihi yapmak istiyorsan mecburen siyaset tarihi yapacaksın. İşte mecburen dinini inceleyeceksin. E bu kültür tarihi oluyor işte. Yani aslında ben işte mesela şuna da mantıken çok sağlıklı gelmiyorum. Talys bir filozoptur ama işte şu değildir. Yani Aristofanes değil, Sofocles değildir. Böyle algılanmıyordu bu. O çağda yaşayan insan da böyle algılamıyordu.
İşte Talys önemli değil, Sofocles değildir falan gibi bir manaya çıkıyor. Yok anlayamazsın yani baya baya anlayamazsın mitleri bilmiyorsan. Ve anladığını zannedersin. Böyle çok yüzeyde kalır yani. Şey gibi neydi? Socrates şey demiş, bir bildiğim var. O da hiçbir şey bilmediğindir. Adam öldürmüşler ya. Görüyorsun değil mi felsefeciler hep böyle yapıyorlar filan. Hani böyle anlarsın yani. O yüzden bu arka mit planını döşedikten sonra o kadar böyle tık tık oturacak ki siz zihninizde şeyler şaşıracaksınız.
Yani mesela biz işte parmenidesi incelerken böyle tık tık nasıl oturduğunu nispeten daha iyi göreceksiniz o zaman. O Troy’a gerçekten çanak kalemi varsayayım onu anlattık. İlk Homer videosunda, Sözlü Kültür videosunda arka planını anlattım ben hepsini. Troy’a atıp izlediğim oğlum, ahşap şey nasıl kalsın lan? 3000 yıl. Aynen öyle havada kalıyor. Yani arke diye söylenen şeylerin tamamının Yunan mitleriyle bağlantısı var öyle söyleyeyim yani. Hepsinin var. Suyun da var, havanın da var. Psikiyen mesela ruh, hava. Evet kardeşler, haydi kendinize iyi bakın.
Selamun aleyküm.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir