İlyada 4. Kitap || Menelaos’un Vurulması
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=_BfGE_g20e0.
Merhabalar kardeşler hemen dönüyorum o tarafa hala fotoğraf ayarlayamıyorum obstruction tane yayın yaptım Evet başlayalım Dördüncü kitabı yapıyoruz Homer Usta
3. kitapta nerede kalmıştık? Paris ve Menalaus bir vs yapmıştı ve Menalaus Paris’i yenmişti ve bir söz verilmişti. Agamemnon da bu sözün tutulmasını talep etmişti. Neydi bu söz? Kazanan işte Helena’yı ve işte yanında getirdiğim malları alıp gidicekti. Agamemnon sözünüzü tutun dedi. Ve 4. kitabın başında sahne bir anda şey dönüyor. Pantheon yani Tanrılar Meclisi diye tercüme edilebilecek. O ortama çevriliyor. İşte Zeus var yanında diğer Tanrı ve Tanrı Çalar var. Burada şöyle bir diyalog da maçlıyo. Hera’yı kışkırtmaya çalıştı. Kronosolu yani Zeus batırdı iğneyi. Aslında burada çok böyle
bir şey var. Daha önce de bunu söyledik. Aile ortamı gibi bir tasvir var. Yani baba var. Baba işte sa taşıyor. Anne cevap veriyor falan. Etrafta diğerleri var. Böyle çok aristokratik bir aile yapısını temsil ediyor demiştik burada Tanrılar. Belki Tanrıların bu huyları adetleri de örnekleniyor olabilir diye daha önce söyledik. Ne dedi? Zafer Ares’in sevdiği Menalaus’ta işte işte Menalaus kazandı. Yeniden ortaya zorlu savaşı mı
alalım yoksa araya yeniden dostluğumuz alalım. Herkese hoşnut edecek şey buysa, kral Pryamos’un ili kalsın insanlarıyla yerli yerinde. Menalaus da götürsün evine Argoslu Helene’yi. Yani Menalaus kazandı ve akalar alıp gitsinler ve Pryam’ın şehri yıkılmasın. Yani buradaki ahit tutulsun, Helene verilsin. Yanında getirdikleri işte hazine artık çeyiz ne
istersiniz verilsin ve Turva bunun için işte yağmalanmasın. Bunu bir seçenek olarak öne sürüyor Zeus. Mırıldandı Atene’yle Here. Biliyorsunuz Atene ve Here Turva’ya düşman iki Tanrıça figüründe. Troyalılara yıkımlar kuruyordu ikisi de. Kızgın bir öfke sarıyordu Atene’yi. Çok içerliyordu Zeus babaya. Yine de bir şey demiyor duruyordu öylece.
Ama Here tutamadı göğsünde öfkesini dedi ki Korkunç Kronos oğlu ne biçim söz bu. Ben bunca alın töre dökeyim didineyim. Pryamos’un çocuklarını yok etmek isteyeyim. Ve sonra diyor ki bir rest çekiyor Here. Here biliyorsunuz Zeus’un eşi pozisyonda. İstediğini yap şunu da bil ama bütün Tanrılar senden yana değil. Şimdi bu biraz değişik bir şey. Yani Zeus yukarıda Panteonun tepesinde bir ilahta savurunda aşağıda Here ona diyor ki
bütün Tanrılar senden yana değil. Burada ne düşünebiliriz? Şimdi burada acaba Tanrıların kendi arasındaki ilişki bu Panteonda, Yunan Panteonda ve hatta diğer paganizmlerde. Bir Senfoni miydi? Yani Tanrıların iradesi birbiriyle beraber hareket eden bir Senfoni gibi miydi? Yoksa bir işte kakafoni denir hani uyumsuzluk gibi miydi? Burada aslında mesela bu mitlerde filan çok görülecek şey sanki uyumsuzlarmış Tanrılar birbiriyle mücadele ediyormuş.
İşte ne bileyim Apollon Trojan’ın tarafında, Afrodit Trojan’ın tarafında, Atene öbür tarafta filan gibi böyle bir uyumsuzluk gibi ama ben bunun böyle algılandığını çok zannetmiyorum. Özellikle biraz daha derin dini okumada yani bu metnin katman katman olduğunu ve üst katmanda hani insanların komik gördüğü, eğlendiği kısım var. Bir de aşağıda bunun dini yorumlanışı vardır muhtemelen. Burada girmek konuyu biraz dağıtırım bilmiyorum ama şunu bilmek lazım pagan dinlerde. Üstte bir ilah tasavvuru, aşağıda farklı dualizm ve çatışmalar aslında bu Senfoni bozucu mahiyette değil. Yani dualizm dediğimiz ne? İyilik Tanrısı var, kötülük Tanrısı var. İşte mesela özellikle Zer düştükte göreceğiniz gibi ikisini idare etmeye çalışan bir ortada var. Veya bu ikisine hakim başka bir ilah tasavvuru var. Aslında bu ikisinin birbiriyle arasındaki mücadelesi sizin kainatta bu gördüğünüz düzen gibi şeyi açıklamış oluyor. Yani birisi kötülükleri ortaya koyuyor, birisi iyilikleri ortaya koyuyor.
Bu aşağıda ufak bir çatışma var ama yukarıdan ihaetinde döndüğünde aslında biraz daha Senfoniye benziyor gibi. Burada aslında bu Senfoninin tanımlaması veya Senfoninin ortaya çıkma süreci gibi biraz daha algılamak daha mümkün bunu bence. Ve Zeus buna çok kızdı diyor. Tabi burada bir aile babası pozu ve girişi de önemli.
A şeytan karı yani Yunan’da şunu görürsünüz özellikle Yunan edebiyatının tamamında yani mitolojisinde din anlatısında sosyal hayatında kadın daima kötü bir şekilde ele alınıyor. Yani bu çok neredeyse istisnasız bir şey. Hatta çok ilginç mesela ben bazen okurken şey diye düşünüyorum ya hani hiç mi eşiyle mutlu bir adam yok burada şiir yazan falan diye düşünüyorsun. Orada da şöyle yapıyorlar mesela olumlu bir şekilde ele alacağı zaman bunu ya aşka atfediyor ya Afrodita atfediyor.
Ama güncel hayatta sahadaki kadını asla övmüyor Yunan şiiri. Kadını ele aldığında daima olumsuz bir şekilde ele alıyor. Şöyle giriyor söze Zeus. A şeytan karı ne diye kızarsın onlara böyle? Düzenli ilyonu yerle bir etmek hırsı da ne? Priyamos’la çocuklarının sana ettikleri ne ki? Bunu bir önceki videoda da söylemiştim. Yani neden bu kadar truvaya düşmanlık gidiyorsun diye soruyor Zeus.
Burada daha önceki videoda da söylemiştim ben Altın Elma mithinin yani Paris’in Helena’ya vermeyip, Athene’ye vermeyip Afrodita vermesi ve savaşın bundan dolayı çıkması mithinin daha sonra inşa edilmiş bir mith olduğunu düşünüyorum. Eğer o mith biliniyor olsaydı bu çağda yani şu mithinin önümüzde geldiği çağda biliniyor olsaydı bu soru sorulmazdı. Daha önce de söylemiştim ana mithine uygun alt mithin uydurmaları yaygın ve yapılıyor. Ben o mithin bundan sonra inşa edildiğini düşünüyorum. Bunda belki bir tek ben düşünüyorum. Yani başka birinden duymadım. Ama mithin sürekli bunu söylüyor gibi geliyor bana. Sonra şöyle diyor Zeus istediğin gibi yap ama sonunda bu kavga adam akıllı açacak ikimizin arasını. Yani eşini tehdit ediyor. Hani aramız açılacak haberin olsun sinirleniyorum falan gibi.
Yerle bir etmek istersen bir gün ben de senin sevgili adamlarının ilini sakın öfkemi yatıştırmaya kalkayım deme. Şimdi sana bu ilyonu veriyorum ama istemeye istemeye razı buna gönlüm. Yani istemeden de olsa ilyonu sana veriyorum. Yani burada aslında bir seçenek var mıydı mesela kader bağlamında okusak bunu.
Tethys’e söz vermişti ilk kitaplarda okumuştuk yani Zeus, Trojan’ın öncelikle Achillius’un şan kazanacağına dair söz vermişti. Yani akalar gelecekti galip gelemeyeceklerdi sonra Achillius gelince galip geleceklerdi ve Achillius bundan şan kazanacaktı. Bununla ilgili söz vermişti başıyla işmar etmişti ve bu geri döndürülmez bir sözdü. Aslında burada bir kader oluşmuştu. Veya Truvan’ın yok edileceği daha önceki kehanetlerle haber verilmişti. Burada da bir kader oluşmuştu.
Tekrar bu konu açıldı burada sanki bir seçenek var mıydı. Çok zannetmiyorum tekrar bu konu açıldığında tekrar bir seçeneğin ortaya çıktığını. Ama böyle bir arka plan anlatısı var. Orada hiçbir armağandan yoksun olma. Hatta mesela şeyde özür dilerim pek çok şeyde tasvir ederken önceki şeylerde mesela Troia’yı yağmalayan falan diye tasvir ediyor mesela kahramanların bazılarını. Zaten Troia’yı yani adam ikinci kitapta böyle nispet edilmiş.
Yirminci kitapla nasıl Troia’yı yağlanmaz. Yirmi ikinci yirmi üçüncü kitapta. Yani çok nereye bağlanıyordu bu onu çok kestiremiyorum Yunan’da. Orada hiçbir armağandan yoksun olmadı sunağım yani Priyamos’un ilinde Troia’da hep bana sunaklar kesildi. Ne eşit paylaşı ölenler ne şarap sunularından ne yağ dumanlarından yani kurban veya kesim.
İşte tanrılara yapılan sunak belayı def eder. Bu algının en azından şey içinde olduğunu anlıyoruz. Çünkü burada Zeus bunu bir kriter olarak öne sürüyor. İnek gözlü Hera karşılık verdi dedi ki doğrudur üçkent var benim. Göz bebeğim, Argos, Sparta ve Mikel. Ne zaman öfkelenirsen onları yok et. Elimden ne gelir benden üstün senin gücün. Ama boşa çıkarma benim şu emeğimi. Ben de tanrıyım doğmuşum senin soyundan. Kurnas Kronos en saygılı tanrıçalardan. Kırdı kıldı beni de. Yani aslında iş biraz şeyde dönecek. Hani Hera istediği şekilde Troia’nın yok edilmesini sağlayamazsa sanki tanrılığına bir gölge düşecekmiş gibi filan. Veya ona bir saygısızlık olacakmış gibi. Falan bir noktaya dönüyor. Bunu o yüzden vurguluyor olmalı yani ben de tanrıyım filan diye.
Belki şunu söyleyebilirim yani Metin şu an üst katmandan bir okuma yapıyoruz. Ben de biraz daha alt katmana inilebilirim. Ama bu çok şey, güç yani. Geçen gün mesela bu Persephone Meti ile ilgili bir şey böyle bir gizem kültlerini anlatan bir kitap okurken aklıma geldi. Çok böyle ters anlıyor olabiliriz her şeyi. Yani tamamını ters anlıyor olabiliriz. Yani o kadar katman katman bir şey ki gizem kültleri üzerinden dönüyor burada din. Ve adamlar her şeyi simgesel anlatıyorlar. Mesela çok basit bir şekilde anlatayım size mesela. Ne kadar Metin daha derin okunabilir konusunda bir fikir versin. Biliyorsunuz işte Demeter, tahıl tanrısı, Persephone onun kızı ve çiçek toplarken Persephone kaçırılıyor. Hades onu alıyor, yeraltı diğerine indiriyor. Ve bunun üzerine Demeter belli bir süre ekinlermiyor. Ekinlermeyeceği tanrılara sunak sunulmuyor. Ve tanrılar bunlar rahatsız olup Demeter ile anlaşmaya gidiyorlar. Demeter o sırada kızını aramak için belli yerleri gezmiş ve bir yerde bir evin içinde duruyor falan filan. Meet uzuyor gidiyor burada. Ve anlaşılıyor Persephone yılın 6 ayında yerin üstüne çıkabiliyor. Yılın 6 ayında da yerin altında kalıyor. Şimdi bu Meet dışarıdan bakıldığında tabi burada doğma ölme zamanları bahar ve kışa denk geliyor. Hani mevsimsel bir olayı açıklıyor gibi.
Mesela çok üst katman, yüzeysel bir yorumda mevsimsel olayları adamlar böyle açıklamışlar filan gibi düşünüyorsun. Ama ben bir tık aşağıya inildiğinde çok daha garip şeyler anlaşılıyor. Yani özellikle bu daha gizem öğretisinin veya bu yeni Platoncu öğretinin Yunan’ı çok iyi açıkladığını düşünüyorum. Demeter’in olduğu katman aslında bir tanrılar katmanı gibi ele alındığında
sanki ruh oradan aşağı bir dünyaya düşüyor Hades dediğimiz. Aslında Hades bizdeki cehenneme karşılık gelmiyor. Çok öyle zannedildiği için işte adam şey diyor. Cennet-cehennem tasavvuru Yunan’da yok çünkü Hades’te bunu çok fazla göremiyoruz. Çok az örneği var filan. Ama Hades’in onlarda temsil ettiği şey çok da Cennet-cehennem olmayabilir. Bizim dünyamızı temsil ediyor olabilir Hades. Bununla ilgili başka Meetlerde de şey var. Ruh işte oradan dünyadan tekrar tanrıya ulaşmaya çalışıyor. Tanrısal olana dönmeye çalışıyor Demeter’e.
Ve bunu sadece yılın yarısında yapabiliyor. Bunu mesela uykuya hamlediyor olabilirler. Uykuda çünkü insan ilahi olanla temasa geçiyor filan gibi. Ve aslında şuna da bağlanabilir. Plato’nun mesela idealar kuramı. Bir idealar dünyası var bir de gerçekliğin olduğu bizim dünyamız var. Ve bizim dünyamızda her şey gölge gibi. Idealar dünyası tanrısal olana biraz daha simgeliyor olabilir. Burada mesela şuna geçilebilir.
Peş peşe her şey birbirine bağlanabiliyor bu bağlamda. Idealar kuranında işte Platon anlatırken mağara benzetmesi yapıyor. Mağarada kişi ne yapıyor? Arkası dönük gerçekliğe. Işığın kaynağına ve gölgeleri görüyor sürekli duvarda. Sonra çıkıyor dönüyor işte gerçek dünyada nesnelerin hakikatini görüyor filan. Burada aslında bir keşiften bahsediyor. Tanrısal bir keşif gibi filan bir şey anlattığı Platon’un. Gölgeler görmesi de mesela değişik.
Çünkü Hades’te de insanlar gerçek cisimlerinde değil gölge şeklinde. Hem Homeros’ta bunu göreceğiz hem diğer metinlerde, İlyada’da, Odesya’da da göreceğiz. Gölgeler şeklinde. Yani aslında orada Hades bizim dünyamızı temsil edip de burada anlatılan üst dünya bir şey gerçekliyor olabilir. Hakez-a Demeter’in içinde bulunduğu evin hele Usis, Gizem külplerinin yapıldığı ev olduğunu söylüyorlar mesela vesaire.
Yani bununla ilgili çok fazla böyle alt katmanda muhtemelen söz söyleniyordu. Bunlardan bir kısmına işte yeni Platoncular’dan kalan kitaplardan ulaşıyoruz. Bu metin böyle çok yüzeyden hadi ben okudum geçtim filan diyebileceğiniz bir metin değil. O yüzden ben her zaman söylüyorum yani kültürün tarihi yapılır, felsefenin tarihi yapılmaz. Platon’u bu mitleri bilmeden mesela Platon’un o gölge metaforunun Hades’e işaret edebilmesi ihtimalini bilmeden bunu yorumlamak çok sağlıklı olmayabilir. Ve bu tarz şeyleri çok fazla yerde de görüyorsunuz. Mesela Orpheus’la da anlatım biraz buna benziyor bence. İşte Orpheus’un sevgilisi Hades’e iniyor, Orpheus onu kurtarmak için yeryüzüne iniyor. Lir çalarak işte onu orada bir problem çıkartıp çıkarmasına izin veriyorlar ama dönüp bakmamasını istiyorlar sevgilisine. Dönüp baktığı zaman dönüp bakıyor ve sevgilisi geri çekiliyor Hades’e.
Mesela bunu adam tasvir ederken şöyle anlıyormuş. Ben çok şaşırdım mesela bunu duyduğumda. Sevgilisi işte insanlığı temsil ediyor, dünyaya düşmüş, tanrı salolandan kendince uzaklaşmış. Orpheus müzikle onu geri getirecek gibi oluyor çünkü müzik bu tarz şeylerde özellikle biliyorsunuz hem şeyde mistik, estrimeli işte şaman hainlerinde filan da çok önemli görüyor tanrı salolana ulaşmada oritim hissi.
Ve müzikle insanlığı kurtaracakken insanlığa güvenmiyor, geri dönüyor, bakıyor filan filan. Yani bunun böyle yorumlandığını bilmek bana çok şaşırtıcı geliyor. Bunu okuduğunda aslında insan çok üst katmandan bir şey düşünüyor. O yüzden metnin üzerinde şu yaptığımız okumanın üzerinde okumalar yapılabilir. Şunu şundan dolayı söylüyorum hani ilk videoda da söyledim Antik Yunan yaparken burada bitmiş bir işi anlatmıyorum ben. Yani bu bitti ve Antik Yunan bu kadardır gibi anlatmıyorum beraber öğreniyoruz.
Daha arkaya dönüp de atıflar yapacağımız yer çok olacak. Evet. Haydi birbirimize hoşgörüverelim diyor Hera. Ben seni hoş göreyim sen de beni hoş gör. Sen Athena’ya çabucak buyur şimdi. Troyalılar antılarını bozup ilk peşin onlar saldırırlar mı kibirli akalara bir denesin. Yani aralarına anlaşıyoruz Zeus ve Hera.
Bu şu ilginç mesela Athena’ya çabuk çabuk gör. Daha önceki bir üçüncü kitapta ve ikinci kitapta da Athena’yı Hera göndermiş yani Hera’nın şeyi gibi. Burada da işte mesela o pantiyon kurgusu içinde aslında bunların temsil ettikleri alegorik anlamlar olduğundan bahsetmiştik. Yani işte bir mesela Platon’da da bunu görürsünüz. Bir esas ilah tasavvuru var ve aşağıda başka ilahlar var ve onlar mesela işte ne bileyim aklı temsil ediyor bilmem neyi temsil ediyor
ve onlar iş görüyor yukarıdaki namına. Mesela faal akıl filan da mesela bu şeyde yapılıyor bu tarz benzetmeler. Athena’nın sürekli o kararı uygulamak için aşağıya inmesi bana öyle bir şeyi düşündürdü. Şöyle diyor ışıklar saçarak indi yeryüzüne bir yıldız gibi aktı ortalarına. Atları iyi süren Troyalılar güzel dizdikli akalar şaşırıp kaldılar birdenbire.
Yani onun indiğinin bir alameti hissedildi akalar arasında. Ve Laodocus’un kılığına büründü ve Tanrı’ya benzer Pandaros’a dedi ki Pandaros bu da ilginç bunu Erman Hoca dikkat çekti ben oradan fark ettim. Pandora ile aynı kökten aynı kökün eril formu. Pandora biliyorsunuz işte o belaların felaketlerin ortaya çıkmasını sağlayan ortalığı karıştıran bir pozisyonda şeyde Hesiodos da. Burada da Pandoras ortalığı karıştıracak şimdi. Yani savaşın devam etmesini sağlayacak çünkü Heren’in hissediyor olacak ve Troya’ya şikal edilecek o yüzden bu Ahdin bozulması lazım. Çünkü Ahid yerine getirilirse Heren’e binecek gidecek ve savaş bitecek. Ahdin bozulması için bir hile yapılıyor. Tabi burada Atena’nın gelip Pandaros’un birazdan aklını karşılayacak ve kötü ilham gibi bir görüngü olacak.
Pandoros’u şöyle kandırıyor Atena bir ok atar mısın Menalaos’a nasıl Troyalıların gönlünü önünü kazanmak var işin ucunda. Hoşnut etmek var en başta Kral Alexanderos’u yani Paris’i. Sonra yurduna kutsal Zeleïe kentine dönüşünde değerli kurbanlar kesmeyi ada ilk kuzulardan ünsalmış Ligyalı Apollyona.
Burada ve aklın içeride o akılsızın yani Pandoros’un aklını çeliyor ve ok at diyor Menalaos’a. O meydanı düşünün Menalaos Paris’i arıyor Paris’i Afrodit kaçırmış. Pandoros’a Troya saflarından Menalaos’a ok atacak attığı zaman ne olacak Ahid bozulmuş olacak. Ve Ahde Troyalılar uymamış olacak ve Troya’nın yağmalanmasını orada yapılan zulümleri filanda meşru bir hale getirmiş olacak.
Ve aslında bütün o arka plandaki kader örgüsünü de gerçekleştirmiş olacak. Bu bağlamda bir hile yapmış oluyor Athene. Oku atmadan önce adak adıyor Apollyona. Şimdi bu adağın muhtemelen yapılan işlerin yerine gelmesini sağlayacağını düşünüyorlardı. Yani şu olursa şunu adak olarak keseceğim veya yapacağım.
Bunun bir değişiklik yaratacağını düşünüyorlardı muhtemelen veya işi kolaylaştıracağını düşünüyorlardı. Bununla ilgili bir hadis olması ilginç. Sıhhatini araştırmadım ama adak olacaktan bir şey değiştirmez. Sadece cimrinin cebinden para çıkmasını filan sağlar. Minvalinde bir hadis hatırlıyorum. Bu inanışı yıkmayı hedeflemiş olabilir.
Yani İslam. Adağın bir şeyi değiştireceği veya adağın bir rüşvet gibi önden verilip işini olmasını sağlayacağı inanışını yıkmayı hedeflemiş olabilir. Ve ok atıldı. Şöyle diyor Homeros. Ama unutmadılar seni Menelaus. Ölümsüz mutlu tanrılar. Zeus’un doyumluk dağıtan kızı en başta durdu senin önünde.
Önlediği sivri oku. Tatlı uykuya dalan çocuğundan bir sineği nasıl kovarsa ana. Yani bu teşbihleri güzel ama teşbihleri çok sık giremiyorum. Daha siyasi dini şeyleri anlatmaktan giremiyorum ama teşbihleri güzel Homerin genelde. Yani bir anne çocuğun üstünden sinekleri nasıl kovarsa Menelaus’a gelen oku da Athena o şekilde değiştirdi. Ve karnına girmesini engelledi.
Kuşağa işte kemerin altında deriye ve hafif saplanmasını sağladı. Yani ölümcül bir yara oluşmamasını sağladı. Ok ete girdi. Sıyırdı bir parça. Kara bir kan akıverdi yaradan. Ey Menelaus biçimli bacakların güzel bileklerin boyandı kana. Agamemnon dondu kaldı. Yaradan akar görünce kara kanı.
Ares’in sevdiği Menelaus’la dondu kaldı ama okun kirişiyle sivrileri arasına baktı ki yüreği girdi yeniden göğsüne açıldı içi. Yani çok da kötü yaralanmadığını gördü açınca ve rahatladı biraz Menelaus. Ama Agamemnon bunu görmediği için. Kral Agamemnon Menelaus’u tuttu elinden. Konuştu boğuk boğuk hıçkırarak. Karşıladı dostları onu hıçkırıklarla. Demek bu anlaşmayı sen ölesin diye yaptım kardeşim. Tabi biliyorsun Menelaus ile Agamemnon kardeş.
Demek bu anlaşmayı sen ölesin diye yaptım kardeşim. Troyalılara karşı akaların önüne koydum seni tek başına. İşte çiğnediler anlaşmalarımızı. Vurdular seni. Ve burada bir şeye geçecek. Aslında burada ben şunu düşünüyorum. Mikenler yani bu Homer Metlinin okunduğu toplulukların Helen toplulukları olduğunu ve Troyayı fethedenlerin torunlarına, torunlarının torunlarına filan okunduğunu söylemiştim daha önce. Burada aslında bir şey yapıyor. Ve daha önce şunu da söylemiştim. Troyaya ciddi bir yağma yapılıyor muhtemelen. Çünkü anlatılar da öyle. Tecavüzler bilmem neler filan çok ciddi bir yağma yapılıyor. Bundan 100 yıl sonra da muhtemelen mikenler yıkılıyor. Hani bunun bir laneti olduğu filan düşünülüyor demiştik. Agamemnon döndüğünde başına kötü şeyler geliyor. İşte Odysseus öyle filan diye. Burada sanki bir şey yapıyor. Katarsis yapıyorlar. Yani biz bunu yaptık. Ama boşa değildi. Yani bunun gerekçeleri vardı.
Onlar hak etti böyle bir yağmalanmayı filan gibi. Bir böyle toplum psikolojisini stabilize etmeye filan çalışıyorlarmış gibi bir his uyandı bende. Şundan dolayı. Kurbanların kanı boşa gitti sayılmaz ama, arı şaraplar, el sıkışmalar boşa gitti sayılmaz. Şimdi bir şeye karışmasa da Olimposlu, er geç bir gün el koyar, kendi başları, karıları, çocukları ile ödetir onlara. Yani Ahdi bozdular, buna Zeus kızar ve Zeus onlara bunu kendi başları, karıları ve çocukları ile ödetir. Biliyorsunuz çocukların çoğunu öldürdüler, kadınların çoğunu köle ettiler ve tecavüz ettiler filan filan. Ama bunun sebebi neydi? Onların Ahdi bozmuş olmasıydı. Yani onlar hak etmişti. Aslında bizim gazamız değil, Tanrı’nın gazabını çektiler Ahdi bozarak. Burada bir daha değişik pencerede, bir değişik pencereye çıktığımızda şöyle bir şey düşünülebilir mi? Yani Ahdi bozdular ve Agamemnon Ahdi bozmalarından dolayı, hani Tanrı’nın önünde yapılmış bir Ahdi bozmalarından dolayı Tanrı’nın gazap edeceğini düşündü onlar. Ama biz arka planda işte hani Tanrısal olanı Homeros yazdığı için şöyle bir şey gördük. Aslında bunu bozmalarını sağlayan da Zeus ve Ateneydi yani Zeus’un emriyle Atene bozdu. Yani bizim sizin aşağıda Tanrı’nın gazaplandığı ve ceza verdiğini düşündüğünüz şeyler aslında yukarıda yine Tanrı’nın kaderi belirlemesiyle oluyor filan gibi bir mesaj veriyor muydu Yunanlılara? Bu başka bir pencere olacak. Şöyle mesela sayfa 63’te yine bu Ahdi’nin özelliğiyle ilgili bir önceki kitapta okuduğumuz yerde aslında buna yine orada da işaret etmiştik.
Şöyle diyordu, Alexanderos Ahid neydi yani Alexanderos öldürürse Menelaus’u alsın Helen’i bütün malını alsın. Çıkalım yola bizde denizler aşan gemilerimizle. Ama sarışın Menelaus’u öldürürse Alexanderos’u Troyalılar versin Helen’i bütün malını Argoslulara yakışır. Öyle bir karşılık ödesinler ki gelecekte ki insanlar arasında anılsın dursun. Ama şimdi burası önemli ama Alexanderos yere yıkılır da Pryamoğulları ödemek istemezlerse bana bu karşılığı öcalmak için.
Ben burada kalacağım, dövüşeceğim savaşın sonuna dek. Ondan sonra Zeus’a sesleniyor, Ey Zeus, ünlü ulu tanrı hangi ordu antları bozarsa önce, yani 3. kitapta aslında bunun ön planını hazırlıyordu. Hangi ordu antları bozarsa önce hem kendilerinin hem çocuklarının beyinleri bu şarap gibi yerlere aksın, başkalarına köle olsun karıları. Evet yani bunu atif yapıyor, bu yapılan iş boşuna değildi falan diye.
Ve diyor ki Agamemnon ben kafamla yüreğimle iyi biliyorum bunu Zeus Kronos oğlu günün birinde kızacak bu hainliğe. Menelaos güven verdi ona yani ben atlayarak okuyorum bunu her seferinde vurgulamayacağım. Menelaos güven verdi ona yani Agamemnon’a yürekli ol korkutma aka ordusunu sivri ok saplanmadı tam yerine yandan geçti. Bir hekim bakacak şimdi yaranına diyor Agamemnon ve bir hekim arıyorlar. Tabi bu da tanrı soyundan tanrı hekim soyundan bir hekim.
Burada bir hekimlik şeyi olması açısından ilginç yani çağırırken bir de şöyle bir şey var. Ok attı ona iyi yay kuran biri ya bir Troyalı ya bir Lykyalı ki Lykyalıydı. Onun için Ün bizim için Yasbu. Onun için Ün bizim için Yasbu oku atanı kastetmiyor muhtemelen ya Menelaos kast ediyor. Çünkü bu çok Yunan ahlakında Ün sağlayacak bir şey olduğunu zannetmiyorum. Belki de sağlıyordu sanmıyorum ama buradaki o zamiri muhtemelen Menelaos’a gidiyor olsa gerek. Ve burada tedavi yani bir yaralanma tedavisi. Aslında bu oklu şeylerin yaralanmasının tedavisiyle ilgili çalışmak lazım. Çok abartılı çalışmadım birkaç bir şey okudum ama bu bayağı problemli bir durum. Yani eğer oklar bizim tahayyül ettiğimiz gibi işte yakın dönemdeki oklar gibi ise biliyorsunuz arka tarafı yani üçgen arka tarafı geniş. Bunu çekerken daha fazlasını yırtıyorsunuz. Hani ok giriyor girerken verdiği zarar çekerken daha fazla. Eğer içerde kaldıysa ucu. Çünkü daha geniş bir alandan çekmeniz gerekiyor. Bunu çeşitli alma metotları var işte mesela şöyle bir tahta ahşapla sokuyor ki bunun çıkarmasını da cerrah yapıyor. Bir alet sokuyor daha genişletiyor tabi o yaranın giriş yerini ki ok yırtarak çıkmasın tekrar diye ve onunla almaya filan çalışıyor.
Ok içerde kırılırsa daha da büyük problem oluyor çünkü iltihap yapacak filan filan. Ve şu kırıldı okun sivrileri çekilirken dışarı doğru. Şu ilginç kara okun yarasını görünce emdi kanı. Doktorun kan emmesi çok ilginç.
Mesela bu şey olsaydı ben daha önce şeyde söylemiştim bu tıbbi metinlerde hani anakronik okunuyor işte mesela bu devedere hadisiyle ilgili bir video çekmiştim. Mesela bundan bakıp Homeros gerçek değildir Homeros da bir şey yoktur filan kan emilir mi filan. Eski tip de çok anormal yani anakronik okumazsanız gerçekten çok garip gelen uygulamalar var bugün yapılmayan şeyler var. Yani adam şekeri anlamak için idranin tadına bakması gibi filan daha önce örneklemiştim bunu.
Acı dindiren ilaçları ustaca serpti üstüne bir zamanlar Ceyron vermişti babasına o ilaçları. Ceyron’a filan burada girmeyeceğim başka mitlerde ele alındığı için orada anlatırız ama burada acı dindiren ilaçları ustaca serpti üstüne. Serpilen şeyin uyuşturucu türeevi bir şey olma ihtimali çok yüksek. Yani bunlar çok eskiden beri bilmiyordu tedavi olarak. Ve Agamemnon gaza geliyor acayip bir şekilde. Uyuşuk göremezsin Tanrısal Agamemnon’u sen şu sıra sinmiş göremezsin, dövüşmeye isteksiz göremezsin. Ve şöyle bir şey yapıyor bu sürekli ahdi bozdukları vurgusu devam ediyor. Anlaşmaları önce bozan kimse didik didik edecek akbabalar kuşlar, akbabalar yumuşak etlerini, alt üst edeceğiz onların kentlerini biz de alıp gemilerimize götüreceğiz sevgili karılarıyla çocuklarını. Acı veren savaşta kimi uyuşuk gördüyse azarladı öfkeli sözlerle. Dedi ki şimdi tek tek artık kahramanlara ve onların biliyorsunuz her kahramanın arkasında kendi ordusu oluyor onları gaza getirmeye gidiyor Agamemnon. Buyru dolaştı önce idomeniosun yanına gitti yani giridilerin. Ve onu mesela hareketli gördüğüne yumuşak konuşuyor, geride kaldığını gördüğüne sert konuşuyor. Bunun Yunan’da retoriyi şekillendirdiğini daha önce söylemiştik. Mesela idomeniosa çok yumuşak konuşuyor bal gibi sözler söyledi diyor. Hatta idomenios kendisi gaza geliyor işte değil mi ki Troyalılar çiğnediler antlarını, değil mi ki sözlerini ilk onlar tutmadılar. Bundan böyle onlara ölümler acılar var. Aslında baya toplumun demek ki toplumda da iz bırakıyor yapılan şeyler bunları düzeltmeye çalışıyorlar yani şeylerinde. Sonra Ayyasların yanına vardı. Onlara bir şey böyle çok saygı bir pozisyon veriliyor Ayyaslara.
Ayyaslar Tunç zırhlı biraz kahramanları da tanıyın yani bir profil burada bir film sahnesi izliyor musunuz profilleri tanıyın diye bunları okuyorum aslında. Çok atlayabilirim burayı şu an. Yine baya atlıyorum da yani çok komple de atlayabilirim aslında. Ayyaslar Tunç zırhlı akaların önderleri artık buyuracağım bir şey yok. Buyurmayı yakıştıramam size yani Agamemnon gibi ben size bir buyrukta bulunmayı yakıştıramam siz çok iyisiniz falan.
Keşke hepsinin göğsünde bu yürek olsaydı baş ayardık kral Pryamos’un kenti çabucak. Yani hepsi sizin gibi olsaydı askerlerini hemen fethetmiştik burayı. Sonra Nestor’un yanına geliyor. Onu işte adamların dizerken organize ederken falan görüyor. Onu da övüyor Agamemnon. İhtiyar sende bu yürek ne böyle? Bu güç bacaklarında da olsa keşke. Keşke başka biri yaşlı olsa senin yerine sen de deri kanlılar arasında karışabilsen hani. Nestor da biz zamanında öyle bir yiğitlik falan filan yapıyor.
Her zamanki gibi. Ondan sonra da onlara yol gösterme gücüm ve sözüm var. Yani bu gitti bu gücüm gitti ama yol gösterme ve şey bunu sürekli vurguluyoruz. Nestor’un geldiği her pasajda aslında şu vurgulanıyor. Yani bu adam eskiden büyük bir adam da şimdi o kadar güçlü değil ama artık size yol gösterebilir. Bu yaşlılar olgusu biraz önemli eski toplumlarda antik toplumlarda o bilgeliğin timsaldir. O açıdan Nestor’un varlığında sürekli bu vurguyu göreceksiniz bütün kitap boyunca göreceksiniz bunu.
Ve Meneseus’u bulduğu onun yanında akil üstürüyordu. Savaş narasını duymamışlardı onlar yani henüz hareketlenmemişlerdi. O yüzden mesela retorikte bunları överek hareketlendirirken burada yererek hareketlendirecek. Ve şöyle diyor çıkarına düşkün yürek diyor. Ondan sonra baya hakaret ediyor. Ondan sonra diyor ki yaşlılar bir şölen hazırlayınca akalar şöleni çağırdığımda önce siz duyarsınız sesimi.
Şimdi siz de duymadık falan filan yapıyorsanız şölen olduğumu ilk siz duyuyorsunuz filan baya böyle ağır konuşuyor. Şimdi ise sizin önünüzde on ak atakımı ellerinde amansız kargılar atılsınlar savaşa siz de durun seyredin onları oh ne iyi. Odysseus tabi buna alınıyor diyor ki nasıl bir söz çıktı nasıl bir söz kaçtı dişlerin arasından Atreus oğlu. Atları iyi süren Troyalılara karşı biz akalılar çevik arası uyarırken böyle sen ne yüzle söylersin savaşta gevşediğimizi.
Canının istediğini göreceksin birazdan bu söylediklerim boş rahat birazdan en önde savaşacağız filan diyor Odysseus. Şu tepkiyi ilginç yani bunu retoriyi inşa ettiğini söylememin sebebi şu tepkisi Agamemnon. Agamemnon onu öfkeli görücü gülümsedi ve Çin fikirli Kurnas Odysseus falan diye övüyor. Şimdi bu gülümseme neyi işaret ediyor? Agamemnon neden Odysseusa şey yaptı hakaret etti savaşmıyor diye hakaret etti onu tahrik etti öfkelendirdi ve Odysseus en önde ben savaşacağım göreceksin filan dedi.
Aslında retorinin amacı nedir? Retorik insanları bir görüşe ya da bir davranışa bir fiile sevk etme gayesinde olan sözdür. Yani retorinin işte hakikati bulmayla ilgili bir yönü olmaması filan Platonun o yaptığı tenkitler Sokrates’e yaptırdığı, söylettiği tenkitler aslında hep bu yönden. Yani hakikati bulmakta bir şey yok retorinin. Retorik sevk etmeye yarar fiile veya düşünceye veya söze insanları. Şimdi bu başarılı bir retorik mi oldu? Başarılı bir retorik oldu değil mi? Yani yermesine rağmen istenilen etkiyi yarattı ve bir yere sevk etti. Bazen iterek bazen çekerek yapıyor retorik bunu. İterek de olsa yaptı bunu ve bu bir gülümseme yarattı Agamemnon’da. Sonra Diomedes’in yanına geliyor. Diomedes ilginç bir profil yani iki kitap daha çok şey devam edecek.
Şöyle tanıtıyor. Tideus’un oğlu Taşkın canlı Diomedes’in yanına geldi. Taşkın. Taşkınlık ileride göreceğiz taşkınlığı. Aphrodite yaralıcak. Diomedes hani diyordum ya ben bir önceki şeylerde hani bir uyarı geliyor. Tanrısal bir uyarı geliyor ve kahraman geri çekiliyor filan. Diomedes aşıyor. Yani devam ediyor. Aphrodite yaralıyor filan. Tam duracağı yeri bilmiyor yani. Böyle bir göz dönme durumu oluyor Diomedes.
Ama buradaki profil ile birleştirince çok ilginç bir psikolojik tablo ortaya çıkıyor. Birazdan anlatacağım. Şöyle diyor Agamemnon ona da çıkıştı. Yani o daha tam hareketlenmemişti. Ey Tideus’un oğlu ne diye böyle baka kaldın savaş alanına. Böyle sinmek Tideus’un hiç gitmezdi hoşuna. Sevgili dostlarının en önünde savaşırdı o. Yani senin baban herkesin önünde savaşırdı. Sen niye böyle ödlek gibi oldun filan. Tabi bu Yunan için çok büyük bir şey. Yunan için kahramanlık babasını yakalamak. Çünkü babası da soyludur. Ve soydan bir şey eksilmemiştir babası kadar değerli işler yaptığında. Mesela Telemachus’un hedefi Odysseus gibi olmaktır filan. Yani sen baban gibi olmadın filan deyip onu tahkir ederek yine iterek yönlendirmeye çalışıyor. Şöyle diyor babasının işte bir kahramanlığından bahsediyor. 50 kişiyi öldürmüş filan işte.
Burada tabi şu ilginç çok anormal bir iş başardığını. Yani 50 kişiyi öldürme gibi filan. İşte böyle yardım ediyordu Atene ona. Aslında Yunan şöyle düşünüyor yani bir insanın başaramayacağı düşünülen bir işi başardığında bu kesinlikle Tanrısal bir yardımlı oldu. Veya şöyle de düşünüyorlar her iş zaten öyle oluyor. Bu da öyle oldu filan gibi ama sanki bu tarz yerlerde bu çok üstün hareketlerin peşinden bu vurgu daha yüksek.
Mesela şöyle düşünebilirsiniz bugün yaşıyor olsaydınız. Yani bugün bu mit inşa ediliyor olsaydı mesela ben hep düşünüyorum anlayamıyorum. Hüseyin Bolt mesela 9 saniyede 100 metre koştu. Yani ben bunu zamana bölüyorum Zenon gibi. Zenonun şu zaman paradoksları var ya. Ya saniyede 10 metre koşuyor adam. Ya saniyede bir insan nasıl 10 metre koşabilir? Yani 1 saniyede 10 metre mümkün değil. Daha da ölseniz daha da mümkün değil yani.
Bu nasıl oluyor? İşte mesela bunu şey yapıyor işte filan hızlı koşma Tanrısı yardım etti. Yani bu böyle bir sıçrama yapılıyor anladığım kadarıyla. Ve şöyle Seni babam böyle bir adamdı. Oğlu söz alanında ondan üstün ama çok aşağı ondan elli kalanında.
Burada şuna bir işaret var mı? Şimdi biz sürekli şu söyleniyor. Yunan’da iki çeşit kahramanlık tipi var. Bir Odysseus tipi kahramanlık bir de Achillius tipi kahramanlık. Achillius tipi kahramanlık güce dayalı daha ziyade Odysseus tipi kahramanlık konuşmaya dayalı. Hatta şu da söyleniyor işte bu roman yani bu roman bu roman ne? Bu roman surreal hikaye.
Buradaki destanda Achillius’un, Ayas’ın, Hector’un ölümü aslında eski tip kahramanlığın yok olduğu ve artık Odysseus’la yeni bir tip kahramanlığa geçildiği filan gibi şeyler söyleniyor ya. Eşit görülmediği bir toplumdayız ama. Yani sözde de kahramanlık var ama bu sözde kahramanlık aslında çok da böyle fizikken kahramanlık kadar önemli değil. Çünkü burada Diomedes’i tahkir etmek için konuşurken oğlu söz alanında babasından üstün ama ondan erlik alanında yani güç yiğitlik gösterme sahasında ondan geride. Aslında genel örgeye baktığınızda Achillius da mesela şeyden üstün. Odysseus’tan üstün aslında Ayas’ta mesela şey olmadan önce Odysseus’tan üstün gibi bir his veriyor insana. Bu kahramanlıkların eşit olmadığını düşünüyorum ben en azından İlyada çağında. İlyada çağında tek bir çağ olmadığını biliyoruz. Diomedes’in tepkisi garip. Yani Diomedes çok gözü dönen bir adam. Böyle dedi, Oya’man Diomedes hiç karşılık vermedi. Saygıdeğer kralına, kralın azarına eğdi boynunu. Bu tabii ki krala itaatlediği çok güçlü bir vurku. Diomedes kralına itaat etti, hiç ses etmedi.
Haksızdı veya sustu filan. Yani bu beklendik bir tavır mı? Çok beklendik bir tavır değil aslında Diomedes ile ilgili düşündüğümüzde. Sanki mesela böyle bir psikopati özelliği gösteriyormuş gibi geliyor bana şey. Diomedes. O da ilginç. Gerçi buradaki iç şeyi kendisinden gelen bir dürtü ve haklı olduğunu düşünüyor Agamemnon’un.
Agamemnon’a burada hiç itirazda bulunmayacak ama ileride itiraz ettiği bir yer olacak. O da ilginç bir vurgu. Burada kralına aşırı derece saygı duyuyor. Agamemnon’un kral olması yönetme hakkı filan ve hiç ses etmiyor. Ama ileride Afrodit’i yaralayacak yani durmayacak ve Afrodit’i yaralayacak bir tipten profilden bahsediyoruz. Agamemnon’la da tartışacak ileride. Agamemnon’a tartıştığı yerde de dini bir uyuşmazlıktan dolayı tartışacak. Gene dünya ve siyasi bir tartışma değil. Agamemnon’un dini bir hata yaptığını düşündüğünde.
Bu bir algı veriyor muydu inana? Yani Dio Mendes bile yapmıyor gibi bir vurguya bence müsait. Mesela Odysseus böyle bir kahraman değil. Dio Mendes gibi gözü kararan hesapsız bir kahraman değil ama Odysseus alttan alıyor. Odysseus çıkışıyor ama Dio Mendes bile alttan aldı. Yani Odysseus’ta mesela Odysseus bile alttan aldığı vurgusu olmazdı. Bu bunu bence veriyor.
Burada Dio Mendes’in yanında ki Menetius muhtemelen ses şey yapıyor. Neydi onun ismi? Şurada özür dilerim. Şuraya bir bakayım. Kapanıyorsun oğlu karşılık ver dedi ki göz göre göre yalan söyleme Atreus oğlu övünürüz babalarımızdan çok üstünüz diye aldık yedi kapılı tebelini. Sakın babalarımızla bir tutma sen bizim. Biz ondan üstünüz diyor. Burada Dio Mendes baktı ona yan yan. Yani arkadaşı bir savunu yapıyor. Savunu yaparken Dio Mendes araya giriyor. Sus arkadaş dinle benim sözümü. Ben insan güdücüsü Agamemnon’a kızamam. Burada devamında söylediğimiz gibi dini bir husus olduğunda Agamemnon’a tartıştığını göreceğiz. Atladı arabadan silahlarıyla yere saldırdı birdenbire ileri doğru Dio Mendes. En yiğit adamı bile korkuturdu bu ve tasvir etmeye başlıyor.
Artık saflar birbirine giriyor. Burada çok uzun tasvirler kullanıyor ve tasvirler bence edebi olarak kaliteli ama burada tek tek girmek bizim mesela. Bir yerin üstüne gelen dargalar yankılı kıyıya nasıl çarparsa işte orduların birbirine çarpışını mesela dalgayla filan böyle betimlemelerle şey yapıyor bunu. Buraya çok girmeyeceğim. İnsanları birbirine katan savaşı saldı yine ortalığa yürüdü insanlara doğru yükseldi iniltiler.
Ve burada artık savaşı tasvir etmeye başlıyor. Homeros çok keyifle yapıyor yani savaşın tasvirini çok keyifle yapıyor. Buraya kadar söylediğiniz bir şey var mı? Burada savaşın tasvirinde düşünebileceğimiz birkaç şey var hani o çağlarda savaş nasıl oluyordu ben hep bunu kurgulayıp anlamaya çalışıyorum. Mesela ölüyi soymak çok yaygın. Mesela Sayfa 83 ve 465. Epitet’te 84’ün başında silahlarından soymak istedi onu sürükledi kargı yağmuru altına.
Ama bu çabada birazcık sürdü ve ölüsü üstünde başladı zorlu bir boğuşma. Ve gruplar birbirine ölüyü vermemek için savaşıyorlar. Burada Yunan’da mesela savaşın kazanıldığının alameti nedir? Aslında ilerleyen çağda özellikle arka ilk dönem sonra klasik dönemde. Ölü toplamak için izin istemek. Çünkü ölü gömülmediğinde layığıyla gömülmediğinde o problem yaşar. Hadese geçemez falan filan.
Bu önemli bir şey ritüel hem Yunanlar için hem de ölünün toplanma hakkı savaş alanının sizin hakimiyetinizde olduğunu gösteriyor. Ve karşı taraf gelir ölülerimizi toplamak istiyoruzlar ve savaşın galibi aslında biraz buradan belli olur. Ölünün başındaki bir boğuşmalar biraz bu mahiyeti taşıyor gibi. Şöyle mesela bir Ulu Ayas’ın kargısı altında verdi canını. Ayas yürüdü üstüne vurdu sağ memesi altından dümdüz geçti kargı çıktı sırtından. Şimdi bu kargıların durumu biraz ilginç. Yani kargı dediğimiz mızrağımsı şeyler. Bunun boyu ne kadardı? Mesela bir kargının boyu ne kadardı? Buradaki anlatılan savaş tipi hoplit falan istediğimiz daha sonradaki dönemde işte İskender’in de ordularında filan kullandığı düzen değil ki o da sürekli şekil değiştirdi. Çok uzun bir şey. 3 metreye yakın bir mızrak ve bununla sadece savunma savaşı yapılabiliyor. Ve mızrağı atmıyorsunuz kolay kolay. Ve kırılıyordu. Buradaki atılan mızrağın boyu ne kadardı? Bir, önemli. İkincisi bu mızraklar şimdi attınız ve mızrak girdi çıktı. Ne yapıyordunuz sonra? Yani kısa kılıçla savaşmak çok tercih edilen bir şey değil. Yunan savaş tipinde. Kısa kılıç sadece yakında işte öldürürken filan genelde daha ziyade tercih ediliyor. Demek ki bu mızrağı attığınız zaman başka bir mızrak temini yolu olması gerekiyor.
Bu arabalarda mıydı? Nasıl elde ediyordu? Yani kahraman bir mızrak attı. İkinci mızrağı nasıl atıyor? Bazen mızrağı geri çekiyor. Şimdi mızrak girmiş, mızrağı geri çekiyor. Bu nasıl oluyordu? Kırılmıyor muydu yani? Demek ki biraz daha sağlam bir şey mi tasvir edilenler hani biz çünkü ahşap ağzında bir şey hayal etsek bunu çekerken kırılma ihtimali yüksek. Bunu böyle hayal etmek biraz zor. Homer de aslında hayal ederek anlatıyor. Muhtemelen de kendi çağından biraz daha. Özellikle savaş şeylerini de anlattığını biliyoruz.
Odysseus’un ön safa gelip savaştığını yani sözünde durduğunu filan ufak noktalarda şey yapıyor. Şurası işte Apollon devreye giriyor, Troy’luları gaza getiriyor falan. O arada işte Atene geliyor ve kitap boyunca bu devam ediyor. Buralara çok girmeyeceğim.
Kitap boyunca akaları da Atene gaza getiriyor filan. Tanrılar sürekli gaza getiriyor. Burada Apollon ve Atene’nin birbirine çok benzeyen iki kardeş ilah olmasından bu savaşın tasvir ile alakalı bir şey çıkılabilir mi? Bir dualizm ortaya çıkarıyor gibi oluyor. Şu sahne ilginç. Sivri bir taşla birisi vuruluyor. Bak sivri bir taşla vuruldu sağ bacağı topuğundan. Şimdi taşı muhtemelen artık silahı kalmayan kişi mi kullanıyordu?
Mesela gariban silah bulamamış taşla saldırıyor filan gibi mi? Yoksa taşlar gerçekten böyle ucuz ve kullanışlı birer silah gibi, uzun mesafe özellikle silah gibi miydi? Sanki ikincisi daha doğru gibi. Çünkü Ayas filan da taşı daha sık tercih ediyor. Bir de kahramanın boyuna göre büyük taş atıyor filan.
Bu atılan taş mesela topuğundan vuruyor kişiyi ve tuzla buz etmişti amansız taş topuk kemiklerini yere düştü. Yere düşünce bu sefer vuran kişi geldi ve göbeğine kargasını sapladı diyor. Ve şu mesela savaş tasvirleri de çünkü Homeros çok seviyor. Niçe filan da buralara çok değil mi şey yapıyor. Bütün bağırsakları boşaldı yere filan böyle kanlı vahşetli sahneleri tasvir etmeyi seviyor. Muhtemelen dinleyiciler de seviyordu bunu.
Ve mesela yakın mesafeye geldiğinde kargıyı çekti göğsünden mesela geldi Tuas güçlü kargıyı çekti göğsünden o mızırağı çekti göğsünden. Muhtemelen mızrak kılıç kadar öldürücü değildi. Çekti kınından keskin kılıcını kısa kılıcı çekiyor ve sapladı karnın ortasına. Muhtemelen kısa kılıç daha yakın mesafede yaralı düşmanı filan öldürmek için kullanıyordu muhtemelen.
Mesela hoplite falan üstü üzerinde ki benim tahminlerim de onun üzerinden yapılma tahminler. Kısa kılıca çok zorda kalmadıkça kullanmamaya çalışıyorsunuz. Mızrakla genelde savaşınızı yapmaya çalışıyorsunuz. Sizin söyleyeceğiniz bir şey var mı? Benim anlatacaklarım bitti. Şöyle notlarıma bir göz gezdiriyorum sadece. Asiller savaşta gerçekten önde mi gidiyordu? Yani şöyle bu şey ilişkisi önemli.
Yani savaşta katkıyı veren kişi yani en önde gitmesi çok önemli değil hani önemli olan şu savaşta katkıyı kimin verdiği. Şimdi asillerin güçlü olduğu dönemde savaşta katkıyı asillerin veriyor olması gerekir. Mesela aslında Yunan tipi demokrasinin oluşmasındaki önemli etkenlerden birisi ileride anlatacağız. Oikos dediğimiz hanelerin oluşması, bu oikosların hoplite falan istediğimiz o düzenin yapıtaşları olması. Yani gerçekten hoplite falan savaş düzeni Roma ortaya çıkana kadar yenilmezlik gibi bir özellik kazanmıştı. Yani Persler her savaşta yeniyorlardı. Eşit ve düzgün yakaladıklarında. Yani Persler şunu kazandı falan gibi demeyin ama eşit ve düzenli bir savaşta Persler kazanıyordu. Hoplite falan kazanıyordu. Sonra bu çiftçiler tabii ki aristokratlardan daha fazla savaş katkısı vermeye başladı.
Bunun bir demokrasi tipi ortaya çıkardığını biliyoruz. O zaman tersine dönüp baktığımızda aristokrasinin hakim olduğu çağlarda muhtemelen aristokratların ağır zırhları vs. falan savaşmalarının etkisi oluyor olmalı. Savaşta etkilerinin yüksek olması beklenir. Bunu belki Batı Feodalitesinde bile görebilirsiniz.
Fakat Fransa’da şövalyelik, Fransız şövalyelerin mesela işte özellikle orta çağın ortalarındaki o ağır silahları. Çünkü o silahları normal bir insan alabileceği şey değil. Zırh ağırlığını falan düşündüğünüzde. Yani aslında savaşa katılan grubun, savaşta daha önemli bir fonksiyon alan grubun siyasi olarak da daha güçlü olduğunu düşünebilirsiniz. Aristokratların belli bir dönem güçlü olması savaşta muhtemelen gerçekten de etkili olduklarını gösterir bence.
Haydi görüşürüz. Selamün aleyküm.
İlk Yorumu Siz Yapın