"Enter"a basıp içeriğe geçin

12 Hayvanlı Türk Takvimi | Kökler

12 Hayvanlı Türk Takvimi | Kökler

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=4OPRWdI_djg.

Göçebe ve dış dünya arasındaki ilişki gelecek nesillere büyük oranda sözlü kültürle aktarılmış olsa da……Türklerin takvim serüveni yazılı bir kaynakla……Kaşkarlı Mahmud’un Divanı Lugatit Türk isimli eseriyle bugüne ulaştı. Kaşkarlı Mahmud’un Uygurlara ait bir kaynaktan aktardığı rivayete göre…
…bir Türk Kağan’ı kendisinden önce yapılan bir savaş hakkında malumat almak istedi. Ancak savaşın gerçekleştiği yıl hakkında kesin bir kanaate varamadılar ve yanıldılar. Bu durum üzerine Kağan kurultayı topladı. Tıpkı kendileri gibi ulusun da gelecekte yanlışa düşebileceğini söyledi.
Ve göğün 12 burcu gibi yılları da isimlendirmeye karar verdiler. İsim vermek içinse ava çıktılar. Kağan yaban hayvanlarının ılı su ırmağına sürülmesini emretti. Bunlardan bazılarını avladılar ve sadece 12’si suyu geçebildi. Bu hayvanların adı karşı kıyıya ulaşma sırasına göre yıllara isim olarak verildi. Nehrin karşısına geçen ilk hayvan sıçandı. Onu Sığır, Pars, Tavşan ve Ejder takip etti. Sonra yılan, at, koyun, maymun geçti nehrin karşı yakasına.
Maymunun ardından gelenler horoz ve köpekti. Suyu geçebilen son hayvansa domuz olmuştu. 12 hayvanlı Türk takvimi aslında bir takvim adı üstünde olmasına rağmen 12 yıl içerisinde bölünmüş birer yıllık dilimler ve her bir yılın içerisinde yıl verilirken
o hayvan ismiyle anılan yılın içerisinde kehanetleri de barındıran bir takvim. Halk meteorolojisi ekseninde değerlendirebileceğimiz kehanetlerle birlikte kıtlıktan savaşların nasıl geçeceğinden, neyle sonuçlanabileceğinden, hırsızlığın artmasından gibi gibi çeşitli olayların olduğu uyarıcı ve kolektif yapıda anlatılar bir türlü. Türklerin takvim kullanımı her zaman belli bir sistem dahinde olmuştur. Birlikte göçtükleri için, birlikte hareket ettikleri için, toprağa işleme zamanını, hayvanların otlak zamanını hep beraber kurguladıkları için bu dönemlerin de sistematik bir şekilde bilinmesi gerekiyordu. Bunu yaparken de özellikle gökyüzündeki hareketliliği, yıldızları ve tabloid olaylarını çok iyi okumuşlar.
Takvim meselesi devreye giriyor. Bu geçiş aşamaları çerçevesinde bir zaman akışı kavramını oluşturuyor insanlarda ve bu bir sonraki yaşanacak olayların, geçmişte yaşanmış olayların bir tür kaydının tutulması, sebep sonuç ilgisinin kurulması anlamında da takvim düşüncesini oluşturuyor. Öyle görünüyor ki Türkler, toprak ve hayvancılıkla uğraştıkları için, takvimi sistemli bir şekilde kurgulamanın önemini çok erken devirlerde fark etmişlerdi. Birçok milletin yaptığı gibi Türkler de, 12 hayvanlı takvimin tasarımında özellikle güneşin hareketlerini dikkate almışlardı.
Çünkü güneşin hareketlerinin aynı zamanda tabiat döngüsü üzerinde çok büyük bir etkiye sahip olduğunu biliyorlardı. Peki ama 12 hayvanlı takvimin kökeni nereye dayanıyordu? Ve daha da önemlisi, kadim Türkler bu sürecin neresinde yer almışlardı?
Bunun Mısır’da çıktığını söyleyenler var. İddiaları da şu, burada geçen hayvan isimlerinin bazıları Ortasya’da yok. Mısır’a aitdir. Dolayısıyla bunlar Mısır takvimidir deniyor. Fakat burada bir problem var çünkü Mısır’da 12 burcu temsilen bir taksimat yok.
Bunun dışında Babil’den olduğunu söyleyenler var çünkü Babil’de biz astrolojide kullanılan 12 burcu görüyoruz. Oradan yola çıkarak yıllara bu tür isimler verildiğini söyleyenler olmuş fakat bu da yeterli bir kanıt olarak görünmemiş. Mesela Çin’den ejderha alınmış ama bu bizde daha farklı bir şekilde yorumlanarak 12 hayvanlı Türk takvimin içine yerleştirilmiş. Maymun mesela Hint coğrafyasında yaygın. O da bakıyorsunuz buraya biçin diye adlandırılarak dahil edilmiş.
Yani bir ortak kültür ögesi unsuru olarak 12 hayvanlı Türk takviminde Çin, Hint hatta Kore şeyleri de bir araya getirilmiş. Türklerin midir Çinlilerin midir? Türkler de kullanmıştır Çinliler de kullanmıştır ama Türkler de daha uzun süre kullanılmıştır. Çok daha eski dönemlerden itibaren kullanılmıştır diyoruz çünkü arkeolojik verilerde bunlarla ilgili çok fazla bilgi var.
Hayvan isimlerinin işte Türk coğrafyasında bulunmadığı söylenen bunun Türk kökenli değil de Çin kökenli olduğunu söyleyen araştırmacılar var ama bunun ben doğru olmadığını düşünüyorum. Örneğin diyorlar ki domuz Türk kültüründe domuz yok. Önemli bir hayvan değil. Türk yaşantısında da yer almıyor ama hayvan takviminde var. Halbuki domuz Çin’de çok yaygın olarak var diye düşünüyorlar. Halbuki Hunlar domuz da yetiştiriyordu örneğin. Yani domuz Türklerde de vardı. Sonra diyorlar ki işte köpek eski Türklerde bir kült değildi. Dolayısıyla işte köpeğin olması da bir tuhaf durum. Ama bu doğru değil bu da doğru değil. Evet tamam kurt çok daha önemli ama çeşitli Türk topluluklarında köpek kültü de vardı. Türk kayınlarının değişik değişik kayınlar olmasından karakteri birinde yok ötekinde var. Ha çok baskın mı belki çok baskın değil ama var. Türkler köpek de yetiştiriyorlardı.
12 hayvanlı takvimin hangi medeniyet tarafından bulunduğu tartışmalı olsa da Türkler tarafından kullanıldığı kesin. Hatta hayvanlı takvimde yer alan yıllara dair kimi özelliklerin Türklere özgü yorumunda oldukça ilgi çekici taraflar bulunur. Gözlem ve halk istatistiğine dayalı Türk takvimi Bozkır’dan tabiat olaylarından ve daha da önemlisi geleceğe dair öngörülerden izler barındırır içerisinde. Takvimin ilk yılı haşeratın çok olduğu bir yıl olarak bilinir ve bu nedenle de ilk yıla sıçan yılı adı verilir. Sıçan nasıl bir hayvan işte buğdaya ve şeyye musallat olan bir hayvan. Dolayısıyla elimizde bir ürün olacak ki hayvan ortaya çıkacak. Öyleyse boğulduğu, bereketliliğin olduğu bir yıl aslında sıçan yılı. Buradan yola çıkarak bunu söyleyebiliriz. Peki sıçan bol olduğu zaman ne olur? Hastalık artar, salgın olur. Dolayısıyla sıçan yılında hastalığın ve salgın olduğunu söyleyebiliriz. Sıığır yılında savaşların artacağı ancak türkü hakanlarının çok da başarılı olamayacağı vesaire gibi örneklendirebiliriz.
Tıpkı sıçan ve sıığır yılı gibi pars, koyun ve at yılları da bu hayvanlarla ilişkili bir özelliği temsil ediyordu. Örneğin pars yılı mücadele, koyun yılı bolluk ve bereket, at yılıysa güç ve kuvvetle anılıyordu.
Kargaşa ise farklı özelliklere sahip olsalar da maymun, köpek ve horoz yıllarıyla ilişkilendirilmişti. Kargaşa ve savaş, horozun toprağı eşelemesi ya da maymunun hareketli oluşuyla sembolize ediliyordu. Türk takvimine göre sıığır yılında doğan erkekler çok kibar ve çok nazik olurlar. Yine bu yılda doğmuş olan bayanlar çok bahtlı ve ev hanımlığına yatkındırlar inanışa göre. Yılan yılında doğan birinin sinsi, düşmana karşı tedbirli ve aynı zamanda akıllı, heybetli, güçlü olduğu inancı hakimdir. 12 hayvanın Türk takviminde her hayvan bir yıla eşleştiriliyor. Ama yani standart bir şey yok, anlam yükleme yok. Yani mesela Divan-ı Nugat, Zürkte-i Marifet-i Named’e, birkaç farklı kitapta da Osman Turan bunları tespit etmiş. Birinin söylediğini öbürü çok da kabul etmiyor. Yani birisi için bolbuk bereket yılı ama öbürü için de kargaşa yılı. Böyle bir şey de var. Nedeni farklı yorumlar da var.
Kadim Türklerin yılları tabiat hareketlerine göre bölmesi ve tecrübeye dayalı olarak onlara bazı hayvanların isimlerini koyması yalnızca sosyal hayata yön vermek amacıyla değildi elbette. 12 hayvanlı takvim aynı zamanda geleceği bilmek, hatta geleceğe yön vermek gibi bazı amaçlar için de kullanılıyordu. Temel ihtiyaç bu. Hayatı kontrol edebilmek, belirsizliğin üstesinden gelebilmek. Ve bunlar da hem bakın burçlarla ilişkilendiriliyor hem dört unsurla toprak, hava, ateş, suyla ilişkilendiriliyor. Hem işte o yıl doğan insanların kişilik özelliklerinin kategorize edilmesiyle ilişkilendiriliyor.
Bunların hepsi aslında geleceğe görmek, insanın hayatı, dünyayı, mevsimleri kontrol etme isteğiyle ilgili bir şey. En açık örneği işte it yılında doğma diyor, bekle diyor. Yani it yılında doğarsan işte kargaşanın ortasına düşmüş olursun. Bunun gibi.
Takvim aynı zamanda astrolojiyle de ilişkili olduğu için, yani burçlarla da bağlantılı olduğu için onun fal gibi konularda kullanılması, büyü gibi şeylerle kullanılması da son derece doğal. Kadim Türklerin tıpkı hikaye ve destanlarında görüldüğü gibi, zaman tasavvuru ve bunun sonucunda ortaya çıkan takvimlerinde de geleceğe ilişkin bilinmezlikleri açıklama gayreti olduğu gözden kaçmıyor.
12 Ayman’ın Türk takvimindeki en önemli unsurlardan bir tanesi, buradaki yaşanmışlıkların her 12 yılda bir tekabül ettiği, yeniden oluşma ihtimalinin olduğu ve bu oluşma ihtimal olan bakalarının olayların bundan sonra da yine oluşabileceği kanaati üzerine oturtulmuştur. Eski Türkler de bu takvimi doğal olarak geleceği tahmin etmek maksadıyla ya da fal tutmak maksadıyla, büyü tutmak maksadıyla kullanmışlardır. Bu bir kurgu, insanoğlunun bir kurgusu. O dönemde pratik hayatta bazı pratik ihtiyaçları cevaplamak için kullanılmış olabilir.
12 Ayvanlı Takvim’in kökeni ve nasıl tasarlandığını açıklayan araştırmalar, temelde bilinmezliğe ışık tutmayı amaçlayan bir başka kurguya işaret ediyor. Tıpkı takvimin doğuşunu ortaya koyan anlatılarda olduğu gibi. Nitekim 12 Ayvanlı Türk Takviminin doğuşuna ilişkin anlatılar yalnızca Kaşgarlı Mahmud’un Divanı Lugat-i Türk’te aktardığı Uygur rivayeti ile sınırlı değil. Türk Hayvan Takviminin kökenini açıklayan bir de Kırgız anlatısı bulunuyor. Yılın ilk güneşini görmek üzere birçok hayvan toplandı ve bekleşmeye başladı.
Deve boyunun yüksekliğine güvenerek ilk güneşi hepsinden önce kendisinin göreceğini söyledi ve bu rahatlıkla gaflete kapıldı. Devenin bu sözünü duyan sıçan, devenin tepesine çıktı. Bu sayede yılın ilk güneşini gören sıçan oldu ve bütün hayvan arkadaşlarına bu durumu haber verdi. Sırasıyla diğer hayvanlar güneşi görerek takvimde yerlerini aldı. Deve ise gaflet içinde olduğundan takvime girmekten mahrum kaldı.
Ve böylelikle yılbaşını gören ilk hayvan sıçan olduğu gibi 12 yıl sürecek devrenin ilk ismini de o aldı.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir