"Enter"a basıp içeriğe geçin

Agnostisizm I İnsanın Anlam Arayışı 03 | Dost TV | 06.07.2022

Agnostisizm I İnsanın Anlam Arayışı 03 | Dost TV | 06.07.2022

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=d0hXOkDe-pg.

Değerli dostlar DostTV Dost FM ortak yayınında insanın anlam arayışı programına hoş geldiniz. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun. Yüce Rabbim rızasına nail olanlardan eğilsin bizleri. Öncelikle yüce yaradanımıza, bu kainatın varlığımızın sahibi maliki olan Rabbimize hamd ve sene önderimiz ve rehberimiz olan Resul-i Ekrem efendimize salat ve selam ile programımıza başlıyoruz. Bildiğiniz gibi her çarşamba günü insanın anlam arayışı programında insanlığın belki de en kadim en can alıcı sorularından olan problemlerinden birisi olan ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Niçin yaşıyorum?
Niçin ölüyorum? Bu evrenin varlığın eee gayesi amacı nedir? Şeklindeki sorulara özellikle filozofların ve peygamberlerin semavi dinlerin vermiş olduğu cevapları sizlerle paylaşıyoruz. Bu konu üzerinde konuşuyoruz. Eee
bugün de agnostizm üzerinde ııı konuşacağız. Felsefi bir akım bir düşünce Daha önceki programlarımızda bildiğiniz üzere ateizmi konuşmuştuk. Ateizmin aslında insanlığın mana anlam arayışına bir cevap oluşturmadığını tam tersine insanlığı anlamsızlığa, manasızlığa, değersizliğe ittiğini görmüştük. Çünkü kainatın bir var edicisini kabul etmiyordu. Daha sonraki ııı programımızda deizm üzerinde durduk. Özellikle ülkemizde son zamanlarda üzerinde fazla durulan bir kavram. Sadece aklın kabul ettiği, aklın ulaştığı bir ilah anlayışını ileri sürüp aslında aklı gereğinden fazla yücelten bir felsefi akımdı bu. Burada da
ne yazık ki insanlığın mana, anlam arayışına tam anlamıyla bir cevap teşkil etmiyor. Çünkü insanlığı sahipsiz, kimsesiz bu dünyada ııı tek başına kalmış bir canlı olarak nitelendirdiği için yaratanıyla var edeniyle arada bir irtibat kurmadığı için insanoğlunun anlam arayışına bir cevap teşkil etmediğini gördük. Bugün agnostizm
üzerinde konuşacağız. Yine her zaman olduğu gibi ııı misafirimiz Dumlupınar Üniversitesi İslam İlimler Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Diyanet İşleri Başkanlığı ııı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Profesör Doktor Halis Aydemir hocamız. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. Merhaba efendim. Merhaba. Hocam ııı tabii filozofların felsefenin ortaya koyduğu reçeteleri, cevapları ııı bir kaç haftadır birlikte işliyoruz. Bugün de agnostizm üzerinde duracağız. Belki ııı birçok insanın pek duymadığı bir kavram. Iıı ama bunun kökenleri ta ııı eski çağlara, antik çağa kadar ııı uzanıyor. Sofistler dediğimiz, sofistai dediğimiz
ııı bir akım ııı bu akım aslında ııı varlıkla ilgili yaratıcıyla ilgili, tanrı ile ilgili aklın ııı bir bilgi sahibi olamayacağını, hakikate ulaşamayacağını, aklın bunun için yetersiz olduğunu savunan ııı bir akım. Buna ııı İslam düşünürleri diyor. Laedri yani ben bilmem. Laedriye de bu
bilinmezlilik ııı olarak ııı ifade edebiliriz. Yani bu görüştü olanlar kâinatın varoluş nedeni ve yaratıcısı hakkında ııı bir sonuca aklın ulaşamayacağı iddiasındalar. Iıı o zaman sorumuza öncelikle bu şekilde başlayalım. Yani
tanrının varlığı ve varoluşla ilgili akıl ııı bir neticeye varamaz mı? Akıl bunun için yetersiz mi? Kifayetsiz mi? Ne
derse? Peki. Tabii ııı önceki haftalarda da konuştuk ki insan dediğimiz varlık ama bu işlem insanın içinde gerçekleşiyor.
Dışarıdan insana girdiler. Cenab-ı Hakk’ın dediği ayetler yarattıkları konuştukları vahiy ile gönderdikleri insana bu ayetler girdiği zaman Cenab-ı Hak insanı yaratan kudret olarak insanın bunu işleyebildiğini söylüyor. Yani size geldi. Basiretler geldi. Rabbinizden kim bunu basirette bulunursa
buna bunu işleme demek. Şimdi bu birkaç haftadır konuştuğumuz iddialar hep bu içeriye bakan yüzüyle gerçekleşen. Ateizm diyor ki biz bu yeteneklerimizle bu kapasitelerimizle bir insan olarak var eden bir kudreti ve hatta görünürün ötesini yani fiziğin ötesini tespit edemiyoruz. Dolayısıyla tespit etmediğimiz şeye hakkımız olarak yok diyoruz. Yani bu anlamdaki iddiaları da ııı bir iddia olarak görüyoruz ama biz bunu ispat edemediğimiz için diyoruz ki böyle bir şey yoktur. Bu ateizm adını alıyor. Diğer taraftan deizm hayır biz var eden kudreti madem ki varlıkla iç çeyiz, varlığın bir parçasıyız şu halde var olmaya başlamış her şeyin bir var edicisi olması gerektiği
hususunda hem fikiriz ama bu var eden kudretin bize iletişimde bulunduğu, bize yol gösterdiği dolayısıyla vahiyle gelen bilgileri biz reddediyoruz veya kabul etmiyoruz veya gerçekliğini itiraf etmiyoruz. Bu da deistik düşünce. Şimdi agnostik düşünce diyor ki biz bilemeyiz diyor. Yani varsa da bilemeyiz, yoksa da bilemeyiz. Dolayısıyla biz bunu doğrulayamayız. Hem olumlu
manada yani var olduğu iddiasını doğrulayamayız. Hem de var olmadığını da doğrulamayız. Dolayısıyla her iki yönde de bir kanaat, bir fikir ileri süremeyiz. Çünkü biz bundan emin olamıyoruz. Bizim açımızdan enkestirmesi tavakkuf etmek yani işte bilmiyoruz demek. Bunlar içerisinde böyle katiy olarak bilinemezliği sonuna kadar
savunanlar olduğu gibi daha zayıf düzeyde savunanlar yani bugün için bilinemiyor ama gelecekte bilinebilir. Yahut bunu ispat edemiyorum, bunu bilemiyorum ama yine de bir var olan yani bir iman ile öyle bir sürecin içerisinde hem agnostik hem teist düşünce ile iç içe bulunabilir. Yahut hem agnostik aynı zamanda ateist. Yani ispat edilemez. Ne varlığı
ne yokluğu ama ben olmadığı tarafa meylediyorum biçiminde. Dolayısıyla bu orta olduğu için ortağının sağı da var, solu da var. Biraz ııı agnostik şey diğerlerine göre bir köşeyi kapmış değil, orta yerlerde bir yerde kendine yer seçmiş. Kısaca biz bilmiyoruz diyor. Peki bu iddia doğru bir iddia mı? Bu iddianın doğruluğunu bizim tartışabilmemizin iki yol var.
Bir kendimiz çünkü biz de bu iddiada bulunan kimseler kadar aynı cinsteniz, insanız. Bize de dışarıdan ayetler geliyor Cenab-ı Hakk’ın gösterdiği. Bizim de kulağımıza çünkü fıtrat üç temelden oluşuyor. Kulaklarınız oradan ses yoluyla giriyor. Bilgiler gözlerimiz ve gönüllerimiz. Buradan gelen
malumatı işitsel yahut görsel olarak kalbimiz işleyip aklediyor ve sonuca gidiyor. Sistem bu. Bunlar diyorlar ki bu sonuca bizde gitmiyor. Yani bir sonuca gidemiyoruz. Şimdi biz bir tek kendimiz var denek olarak. Çünkü başkasının içerisine giremiyoruz. Bir de yaradan kudretin onun kelamı olduğunu aklederek değerlendirdiğimiz ve onun sözü olduğunu ııı bildiğimiz ııı Allah Azze ve Celle’nin sözü var. Biz iman edenler açısından başka da ayağımızı koyabileceğimiz, dayanabileceğimiz, itimat edebileceğimiz, bunun doğruluğunu tartışabileceğimiz bir yer yok. Şimdi Cenab-ı Hak tarafına baktığımız zaman Cenab-ı Hak diyor ki biz insanı yarattık ve insana bu potansiyeli verdik. Yani bunu işleyebilecek bizim gönderdiğimiz ayetleri
anlayabilecek bir potansiyel verdik. Eee. Ayrıca takdirde insan ııı yani ııı üstesinden gelemeyeceği gücünün yetmeyeceği bir şeyle muhatap. Tabii. Olmuş. Mükellef olduğu şeyi temiz edemiyor. Yani düşünün ki doktor karşısına harfler koymuş ama o göremiyor yani. Bu harf ne diyor? Bilmiyor. Yavut harfleri bile bilmiyor. Bu tür bir temiz sıkıntısı, bir belirsizlik yani doğru nedir, yanlış nedir, hak nedir, batıl nedir? Ama agnostik düşünceye sorarsanız o diyecek ki bunların da bir yani şey yok. Biz görünürün ötesinde var edeni, varlığı var edeni ııı ispat edemediğimize göre ona dair her şey de o biçimde kuşkulu hale geliyor. Dolayısıyla böyle bir şey bilmek durumunda mıyız? Peki hayatın. Ileri gidiyorlar ki aslında varlığı da bir noktada inkar etmeye şüpheli görmeye. Kendi varlığından da şüphe etmeye. O yüzden demişler
ya bu kadar hiçbir şeyden emin değilsiniz. Ne kadar bilemeyeceğinden emin olabiliyorsunuz. Ondan da emin olmayın. Çünkü onu diyorlar ki bir tek bir şeyden emeğiniz o da bilemeyeceğinizden emeğiniz. Şimdi biz kendimiz de bunu tartabiliriz. Bir de kelamını okuduğumuzda Hak Teala’nın katından olduğunu akledip anladığımız Cenabı Hakk’ın sözünden bir de oradan yoklayabiliriz. Yani üçgen böyle
yaratan biz ve emsalimiz olan bu kimseler. Cenabı Hak benzeri olarak Şuaib aleyhisselam’ın kavminden Hazreti Şuaib’e diyorlar ki kalüya şuaibü me nefkahü. Biz senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Yani sen söylüyorsun ama bizde bir karşılığı yok. Sen biz anlıyormuşuz gibi anlatıyorsun efendim bu meseleyi ciddiye alıyorsun, otuyorsun. Ama biz
anlamıyoruz. Dolayısıyla boşuna yorma kendini. Bu iki ihtimal var. Ya gerçekten anlamıyorlar ki Allah Azze ve Celle öyle olmadığını söylüyor. Biz giremeyiz. Haber veren Cenabı Hak öyle söylüyor. Eğer o ihtimal geçenli değilse o zaman anlamadıklarını bir bariyer olarak önle yani bir bahane olarak öne sürüyorlar. Anlamıyoruz diye. Bunun benzeri bu kalü kulubuna gülf. Dediler ki bizim kalplerimiz kılıflı.
Yani biz anlamıyoruz. Belki birilerinin kalpleri açıktır anlıyordur ama biz kılıflıyız. Hatta bazıları dediler ki o kalü fiy kulu eee kulubuna fiy ekinnetin mim mateduuna ileyh. Vafiy ezanina vakır. Bizim kulaklarımızda da bir ağırlık var. Kalplerimizde kulaklarımızda sağlık kalplerimizde ağırlık kılıf var. O bin beynina o beyni kehricab. Bizimle senin aranda bir engel var. Dolayısıyla
biz anlamıyoruz. Anlamamakla neyi çözdüklerini düşünüyorlar. Kendilerini masum olarak görüyorlar. Çünkü biz anlamadık. Bu iş nerede çözülür? Allah Azze ve Celle diyor ki bu iş benim katımda çözülür. Siz hiçbir zaman onların içine girip orada bak anladığın halde onu ııı la desleyip yakalayıp meğer anlıyormuşsun ama anlamıyormuş gibi yapıyormuşsun diye biz içlerinin emarını çekemeyiz. O yüzden
hayat tek kişilik bir hayat olarak imtihan üzere yürür. Gizemi de buradadır. Kişinin içerisine erişilemez. Dolayısıyla dışa yansıttığı yalanı öyle yalan olarak kalır. Biz onu la desleyemeyiz. Ama Allah’ın huzuruna çıkınca Cenab-ı Hak dedi ki bana döneceksiniz. Ben size haber vereceğim. O gün bütün bütün gizlilikler ortaya çıkarılır. Içeride
sakladıkları içinde tuttukları önceden içlerinde saklı tuttuklarını Cenab-ı Hak dedi ki şimdi açığa vuruyorlar. Bu sadece agnostikler için değil. Deisler için de böyle. Çünkü deisler de önceki hafta konuştuk. Güya makul olarak görünürün delalet ettiği yaratana evet diyorlar. Ama o yaratanın kuluna sahip çıkmasını, kuluna istikamet
göstermesini, kuluna niçin hayatı yarattığına dair en küçük bir şey söylemesini reddediyorlar. Bu makul görmüyorlar. Gerçekten öyle mi? Kendi içlerinde ya biz Mevla’yı kabul ediyoruz ama Mevla’yı böyle fanustaki bir şeydeki bizimle iletişim kuramayan bize uzanamayan bizim için var ettiğini bile bize söyleyemeyen veya söylememesi gereken bir alana hapsediyoruz. Buna kadar makul
diye. Maşallah dilsizmiş gibi oysa ki her şeyi bilen birisi hatta zatında konuşacaktır mutlaka. En şuurlu, en mükemmel yarattığı varlığı ile konuşması gerekir. Konuşmadığı takdirde aslında bu zulme de var yani yarattığına karşı bir zulüm de söz konusu olabilir. Biliyorsunuz bu İsrail oğulları buzağıya edindiler. Buzağının bir huvarı vardı. Böyle bir ses çıkarıyor. Hepsi o kadar. Cenabı Hak dedi ki evela miyarav ennehu la yukallimuhum. Görmüyorlar mı? Bu onlarla konuşmuyor. Vela yehdihim sebihla. Onlara bir yol göstermiyor. Yani siz eğer vahiy ile temas olmazsa kuyunun dibinde gibi yani niçin buradayız? Neden buradayız? Niçin doğuyoruz? Neden ölüyoruz? Bu hikmetsiz, anlamsız, belirsiz süreç üsteliksiz süreci bir var eden olduğunu kabul ettiğiniz halde bu kaosun içerisine kendinizi
bırakıyorsunuz. Şu halde bu bizce kendi deneyimimizde yani mümkün değil. Samimi tutarlı bir insan bunu içselleştiremez içselleştiremez dediğimiz şey nerede ortaya çıkacak? Allah’ın huzurunda ortaya çıkacak ve Cenabı Hak bunu içselleştiremedikleri halde söylem olarak bu iddia da bulunduklarını. Gelelim ateistlere aynı şekilde biz diyoruz ki yaradan kudret Allah Azze ve Celle madem ki insana bu akletmeyi verdi iki ihtimal
var. Ya göz göre göre reddediyorlar. Yahut da hakikaten böyle bir şeyin gerçekliğine eremiyorlar. Cenabı Hak diyor ki böyle bir şey söz konusu değil. Size nasıl kudretimi, hidayetimi yaşattım, farkındalığını size belli ettim, gösterdimse onlara da gösteriyorum ve başka yolu yok. Dolayısıyla bilemeyiz şeyi sen oriyim ayetine. Biz
ayetlerimizi göstereceğiz. Kur’an’da Allah Azze ve Celle’nin en çok sık vurgu yaptığı şey ayetlerini kullarına göstermesi, ulaştırması, bildirmesi. Huzurunu aldığında da kıyamet günü. Hayır öyle değil. Sana ayetlerim geldi. Ama sen onları yalanladın. Başka bir ayette Cenabı Hak diyor ki
biz size hakkı getirdik. Yani Allah’tan gelmesi tarafında garanti altında hiçbir sorun yok. Ama siz hoşlanmadınız. Sizin çoğunuz haktan hoşlanmadınız. Dolayısıyla ister ateistik söylemle reddetsin, ister deistik söylemle reddetsin aynı kapıya çıkıyor. Ister agnostik söylemle reddetsin, kayıtsız ve ilgisiz kalsın. Cenabı Hakk’ın bildirdiğine göre bunun sebebi insanların ehvası yani hoşlanmayışları, boyunduruk sahibini sahibi tanıyınca sözünü tanımak durumundasın. Hayata biçtiği manayı tanımak zorundasın. Olur dediklerini, olmaz dediklerine dikkat etmek durumundasın. Madem oraya çıkıyor o zaman şeytanın ürettiği bir üçüncü alternatif yani ateizmi beğenmedinse
elimizde deizm var. Deizmi de beğenmedinse o zaman bir alternatif olarak da elimizde laediriy, bilmiyorum deyip çıkarsın. Ben bu işi anlamadım, bilmiyorum. Cenabı Hakk diyor ki bizim bu ayetlerimizle sizin akletmeniz yani o fıtratınız ayetler ister sözel olarak kulaktan ister görsel olarak gözden içeri giriyor ya. Bu girdiği zaman bir
işleme dönüşüyor. Nedir o işlem? Iğlamu enna Allah’a yuhyil arda bade muhtiha. Bilesiniz ki Allah azze ve celle ölümünden sonra yeri diriltiyor. Işte size bak ayetleri böyle açık ediyoruz. Akl edesiniz diye. Bakasınız ölümünden sonra yeri dirilten Allah azze ve celle yani canlılık emaresi diye bir şey kalmıyor. Tohum canlı bir şehri. Sonra ondan yeniden Allah azze ve celle canlıyı çıkarıyor. Yuhrecul hayya minel meyyiti. O yuhrecul meyyita minel hay. Tavuğu yumurtadan yumurtayı tavuktan çıkarıyor. Geceyi gündüzden gündüzü geceden çıkarıyor. Feliqül isbah. Dolayısıyla sizi de ilk baştan var ettiği gibi sonradan tekrar yaratabileceğine
dair kanıt ile karşı karşıyasınız. Dolayısıyla bunu şu andan itibaren yakinen biliyorsunuz. O yüzden Kur’an’ın girişinde Cenab-ı Hak müminleri anlatırken onlar ahirete yakin bir ilim ile ahiretin farkındadırlar. Cenab-ı Hak bilmek düzeylerini anlattığı ayeti kerimede,
ilim dediğimiz ve ilmin bizi taşıdığı yakin. Kalla luv ta’lemûna ʿilm al-yakîn. Dolayısıyla siz bunu kesinlikle bileceksiniz. Kedalike yubeyyinu Allahu lakumu l-ayati. Kur’an’da bu al-ayatiden sonra la’allakum ta’kilûn gelir ayetler akletmeye yol açar. La’allakum tahtedûn gelir. Ayetler hidayet olmaya yol açar. La’allakum te tefekkarûn
ayetler tefek bunlar insani meziyetler. Cenab-ı Hak’ın bizde yarattığı ayet bir taraftan giriyor insana. Tefektür bir taraftan çıkıyor. Ayet bir taraftan giriyor. Yakin yargı bir taraftan çıkıyor. Bu bizim işlevselliğimiz. Agnostik iddia ediyor ki böyle bir işlevselliğimiz yok. Ayetler giriyor. Bir dünya işlem oluyor. Bir sonuca gidemiyorum. Dolayısıyla emin olamıyorum. Bizi de demek istiyor ki emin
olamadığım bir şeyde seni körü körüne taklit etmemi bekliyorsun. E bunu baştan hayır demişiz. Çünkü Allah azze ve celle gönderdiği bütün peygamberleriyle onları yakin düzeyde basiret üzere tabi olmaya davet ediyor. Allah’ın Resulü buyuruyor ki Cenab-ı Hak ayette ona dedirtiyor. Bu benim yolum. Allah’a çağırıyorum. Ama nasıl?
A la basiretin. Basiret üzere. E benim basiretim zaten yoksa yani basiret dediğimiz o işlevsellik bende yok ise ben nasıl sana tabi olacağım diyor. Ben diyor böyle bir şeyim yok içimde. Hani gülübün ağul fun kalplerimiz kılıflı diyenler gibi. Kalbimizde sıkıntı var. Süreçlerimiz tıkalı diyenler gibi. Biz de diyoruz ki Allah azze ve celle buyuruyor ki sen
nurihim ayatına. Biz ayetlerimizi göstereceğiz. Zatı kendisi bunu yapacağını üzerine almış. Hem diş dünyada oradan ayetler gelip dolaşacak içine hem de kişinin içinde bu süreçlerin yaşanması ne vakte değil? Hatta yetebeyyena lahum ennehu’l haq. Onun hak olduğu onların nezdinde,
Allah’ın nezinde değil, kişinin kendi nezdinde, ap açık belirginleşinceye kadar biz bunu sağlayacağız, görmelerini sağlayacağız. Yani insanların o zaman ııı demin ayette belirttiğiniz gibi bizim kalbimizde kılıf var, ııı perde var, kulağımızda bir engel var, duyamıyoruz, anlayamıyoruz iddiaları aslında yalan. Iıı çünkü Allah’u Teala her bir insanı bu kabiliyette yaratmış. Yani Afak’taki, enfüsteki o ayetleri görüp, tahlil edip, analiz ııı sentez edip, analiz edip oradan bir sonuca çıkaracak kabiliyette yaratmış. Dolayısıyla bunların iddiaları bir yalandan belki de hakikaten gözlerini bile bile kapamaktan ibaret. Çünkü yani Arapçası’yla çünkü toplayamıyoruz ikisini. Cenab-ı Hak diyor ki ben siz de bu fıtratı yarattım ve siz bunu
ayetlerimi işleyip akledip sonuca gidebileceksiniz ve biz gitmenizi sağlayacağız. Biz de bunu kendi tecrübemizde yaşadık, biliyoruz. Kalıyor bu arkadaşların hayır, bizde böyle bir şey olmuyor demeleri. Bizim bunlara itibar etmemiz için hem Allah Azze ve Celle’yi yalanlamamız hem de kendi tecrübemizi yalanlamamız gerekiyor. Halbuki elimizde iki iyi neden var. Onların bunu ııı ııı kılafı hakikat olarak konuştuklarını bilmek için. Bir de onların şöyle bir çıkmazları var. Şimdi sen kendi tecrübende diyelim ki agnostiksin ve bunu bilemediğin sonucuna vardın. Ama agnostizm bunu ben merkezli yapmıyor. Ben bilemiyorsam sen de bilemezsin diyor. Evet. Peki ondan nasıl emin oluyorsun? Yani ben bilemezsem sen bilemezsin de nasıl emin oluyorsun? Çünkü biz hemcinsiz diyor. Halbuki ayettekiler bunlardan daha insaflıydılar. Bizim kalbimiz kılıflı dediler. Yani bize ilişme, biz anlamıyoruz dediler. Aynı zamanda diğer kimseleri de ilzam etmediler. Ama bunlar diğerlerini de ilzam edecek şekilde felsefi bir akım ya bunu genelleştirecek. Müşterisine bunu sunacak. Halbuki bilmezci yaklaşım özünde ben merkezci olmalıydı. Ve ben merkezci kalmalıydı. Yani siz görüyabiliyorsanız buyurun
yolunuza devam edin diyebilmeliydi. Hayır ben bilemiyorsam siz de bilememelisiniz diyor. Bizim hakkımızda da hüküm veriyor. Bizim hakkımızda da hüküm veriyor. Halbuki o hüküme bunu da kendi başına yapıyor. Haricen hiçbir desteği yok. Bizim haricen bir desteğimiz var. Onu da bizi de yaratan kudret ile temas halindeyiz. Yani en azından kendi ben merkezli deneyimlerimizle yaradanın sözü olduğunu bildiğimiz vahiy ile ve hem kendi
tecrübelerimiz üzere varacağımız sonuçta onun yalancı olduğunu kestirmemiz için bizim daha fazla nedenimiz var. Bir daha hemcinsimiz olduğuna göre madem ki biz bunu başarabiliyoruz onun da bizim gibi başarabilmesini beklemek en az onun kadar bizim de hakkımız. Cenabı Hak diyor ki biz bu hidayet yolunu gösteriyoruz. Yani göstermeyip çünkü eğer bir insana demingirişte söyledik ya bu belirsizlik üzere kalırsa masum olur. Yani yarabbi ben bilemedim. Ve ilahi huzurda böyle bir kimse görmüyoruz. Yarabbi ben bilemedim. Yani bilemediğim içinde bilemediğim yerde masum bir şekilde kaldım. Hayır tam tersi orada suçlarını fa’at tarafı bizen beyim. Suçlarını itiraf ediyorlar. Suç ne? Suç ya bildiği halde inkar ataizm. Ya bildiği halde Cenabı Hakk’ı ikrar ama o emrini dinini inkar de izin. Yahu biz anlayamadık bilemedik. Görmezden gelme. Bilmiyormuş gibi anlamamış gibi yapma. Cenabı Hak diyor ki Vemme semudu semuda gelince öyle kayım kayım anlatıyor Allah’ın seveceli. Semuda gelince onlara da yolu gösterdik. Yani şunlara da yol göstermedik ya onlara gerek görmedik. Onları böyle hiç yol göstermeden bilmelerini görmelerini sağlamadan eee öylece dalalet üzere cehenneme sürükledik. Böyle bir şey yok. Biz herkese her kavme hidayet edici yol gösterici gönderdik. Diyor ki semuda da yol gösterdik. Onlara da yol gösterdik. Peki ne yaptılar? Körlüyü yani görmemiş gibi yapmayı anlamamış gibi yapmayı bilmemiş gibi yapmayı bu körlük görsellikte değil. Çünkü yakın mertebesi yani bizim bir şeyi görmemiz eee üç şekilde gerçekleşiyor. Bilinç hali. Bir ilim ile bilinç hali. Ilm al yakın dediğimiz. Diğeri görmeyle olan bilinç hali.
Ayn al yakın dediğimiz gözle üçüncüsü hakkal yakın dediğimiz içine girdiğimiz bir parçası haline geldiğimiz mesela cehenneme atmış Cenab-ı Hak cehenneme atılmış durumdalar. Sonra diyor ki işte bu halbuki cehennemin kıyısına geldiklerinde orada gözle görecek şekilde ama dünyadan ilmel yakın. Ilim ile. Dolayısıyla bilinç yakın. Sadece görülen şeyler ile sınırlıdır demek. Işte bu materializm. Yani bir şeyin görseli varsa o şeyin kendisi var demektir. Ama bu iddia o kadar basit, o kadar temelsiz, o kadar çürük ki çünkü görüntüye çıkmayan, görüntü marcının dışında kalan bir dünya şeyle içi şeyiz değil mi? Başta kendi düşüncelerimiz olmak üzere efendim, gerçek emrin kendisi bile görünür bir şey değil, sonuçlarıyla baş ediyoruz ve künhünü de yüz yıllardır anlamaya çalışıyoruz. O bakımdan özünde kendisi görselimize girmediği zaman o zaman varlığını ikrara biz yanaşmayız kabiliğinden bir şey. Bilinci sadece görsele hapsediyor. Halbuki Cenab-ı Hak ilmen de bilebilirsiniz diyor. Işte bizim ilmen bildiğimiz
dünyadaki bu süreç bizim içimizde gerçekleşiyor. Dışarıdan gelen veriler içimizde görüntüye dönüşüyor. Ama bazıları içine vefa gösterip içten onu dışarı doğru taşıdığı halde Cenab-ı Hak buna kelimeyi tayyip ediyor. İçimizle dışımız arasındaki irtibatı doğruca sağlayıp eğip bükmeden ama diğerleri kelime kelime kötü kelime ayette
bunu temsil etmiş. Vemethelü kelimetin tayyibetin hoş kelimeyi tayyiba keşe caratın tayyiba hoş bir ağaç gibi asluha thabitun kökü ııı sabit ve fer’uha fissema gövdesi de göğe doğru uzanmış ağızdan çıkan söz eğer kalpten kökünden geliyor ise bu kelimeyi tayyiba ama içeride başka tutuyorsunuz. Ağzınızla konuştuğunuz şeyler kalbinizde olmayan şeyler içten içe bir yaratan olması gerektiği hususunda kalbiniz sizi ikna ediyor. Gördüğü ayetler ile sürekli sizi zorluyor ama siz dilinizle hayır ben bilmem diyorsunuz. Bilinemez diyorsunuz. Bilinmemesi ne tür
durulması en doğru yerdir diyorsunuz. Kalbiniz sizinle hem fikir değilse o esnada siz yine onunla zıtlaştınız demektir. Bu zıtlaşma olduktan sonra ister karşı zıtlaşma olsun, ister ııı yan kesit zıtlaşma olsun, ister radiyal zıtlaşma olsun, Cenab-ı Hak diyor ki hak’tan öte dalaletten başka bir şey yok. Dolayısıyla bunlar
biri diğerinden bir su yıkanmış gibi değildir. Yani agnostizm işte daha ııı iyidir en azından. Inkar etmiyor. Dolayısıyla hani ııı ateist olmadıysa olmadığına şükredelim şimdilik agnostik diye. Böyle bir bunlar arasında bir tertip, bir ııı üstünlük farkı yok. Çünkü kalp ile zıtlaşma ııı süreci bu. Ama şöyle denilebilir. Yani bir insanın
öğrenme yolculuğunda bir dönem bilmediği şeyler olabilir. Şimdi aslında agnostizmde ııı zayıf agnostizm güçlü agnostizm diye bir ayrım da var. Bu güçlü agnostizm dediğimiz şey artık her şeyden şüphelenir. Bu felsefi anlamda bir epistemolojiye dayanıyor. Yani her şeyden şüphe et diyor. Şüphe ettiğinden de şüphe eden bir anlayış. Bu artık bir inanç, bir saplantı halinde bir durum. Ama bir de zayıf
agnostizm dediğimiz az önce ııı başladığınız bir hayat sürecinde bir arayışı ifade eden bir şüphecilikten de bahsedebiliriz. Yani bu kainatın bir yaratıcısı var mı, yok mu şeklindeki bir arayış içerisinde, bir şüphe içerisinde olan kimse ııı bunlar ııı tabii ki bu sürekli hale
gelirse yani ııı yani ben artık bunu şu şüphe sürekli hali geldiğinde bir anlam ifade etmiyor artık ateizmle bir farkı yok ama bir arayışı ifade ediyorsa geçici ise hakikati bulma yolculuğuysa bu agnostizm aslında insanı hakikate ulaştırabilir. Eee içinde bir inat ııı bir saplantı ııı inanç haline gelmiş bir fikir yoksa ııı dolayısıyla
ııı burada bir ayrıma gitmek söz konusu herhalde yani hakikat arayışı içerisinde olan bir agnostikle diğeri arasında bir fark söz konusu. Yani ilkesel olarak ııı işin doğrusu agnostizm ııı önü kapatan bir ııı anlayış bilemezciliği ön yargı haline getiriyor. Anahtar tarafı yok. Mesela deizm de yani deizm sizi işte ııı ayetler üzerinden fiziksel Cenab-ı Hakk’ın yarattığı kevni ayetler üzerinden onu tanımaya ııı ikrardasınız. Diğer tarafla ilgili ııı kapalısınız. Ama en azından sizi diğer tarafı özellikle reddetmeye önünüzü kapatan bir oraya kurulmuyor Eksen. Böyle bir ayrımda duruyorsunuz. Agnostizm kötü tarafı insana kast ediyor. Insanın becerisine kast ediyor. Yaratılışını kusurlu yani artık agnostik adamdan mert bir ateist bile çıkmayabiliyor. Çünkü o kendisini inkar ediyor. Aklı da aslında sadece akreti değil, fıtratı diyelim. Yani duyan kulaklar Cenab-ı Hak hep birlikte bunları veriyor. Duyan kulaklar bir işlevselliği var. Allah Azze ve Celle’nin insanı annesinin karnından çıkardığında ona bahşettiği etrafı anlayabileceği, gelişmeleri anlayabileceği, gidişatı, anlam arayışını yaşayabileceği çok büyük nimetler bunlar. Aklınız tic düşünce buna kast ediyor. Diyor ki burada öyle bir cevher yok. Insanı hayvan düzeyine indiriyor. Dolayısıyla bu kabulleniş aslında çok kötü bir kabulleniş. Halbuki yani bir ateist mert bir şekilde insan bunu bilebilir ve ben de bilen bilme tam tersini yani olmadığını iddia ediyorum. En azından insanı insan olarak tutuyor. En büyük yalanı da söylüyor o insan adına. Iıı ama bu kişi en azından insanı bu arada harcamadı. Belki başka bir zamanlarda tebdil rey ederse düşüncesini değiştirip imana yolculuk eder. Ama agnostizmi içselleştirirse bir kimse o zaman kendisini artık bir hiç yerine koyacağı için bir herhangi bir kevni ayete bile o gözle bakmaya artık yanaşmak
istemeyebilir. Çünkü diyecek ki yani bilinmezlikten hareket ediyor. Buradan bir şey çıkmaz. Bundan bir şey çıkmaz olanlar miskin tiplerdir. Hiçbir şeyden ııı ııı harekete geçmezler. Bu ııı sakin tarafı yani bu hareketsiz tarafı agnostik düşüncenin diğerlerine göre daha dezavantajlı. Dezavantajlı bir taraf. Halbuki felsefi anlamda dediğiniz doğru fakat şimdi ııı
yani bunu halka yansıyan yön aslında bizim burada konuşmaya çalıştığımız ııı felsefi anlamından literatürdeki felsefi anlamından ziyade ııı geniş halk hittilere arasındaki yansıması ııı nedir? Insanlar bunu nasıl anlıyor? Mesela bir genç ben agnostiyim diyebiliyor. Yani çok felsefi anlamını belki kastetmeden belki de sadece şüphesini ifade etmek için söylüyor. Yani ben şüpheciyim bu konuda. Felsi anlamda değil de sadece şüphecilik anlamında bir
arayış ifadesi olarak kullanıyorsa bunu belki oradan bir hakikate giriş olabilir. Tabii yani eğer kendi potansiyeline hala öz güvenini sürdürerek eğer şeyini göreyim eee ben o zaman kabul ederim yani sorular soruyorsa mesela eee bu anlamda dediğiniz kimse aslında gerçek bir agnostik değil öyle diyorsa bile soru sorabiliyorsa öğrenme merakındaysa elinde bir dünya soruları varsa bu kişi hala
kendi cevherine güveniyor ki soru soruyor ve tatmin olduğu takdirde kabullenmeye açık. Kabullenmeye hazır. Bu son derece iyi bir şey. Bunlar sizin bahsettiğiniz çoğu gençlerde duyduğu bazı isimlere yani kendisine takım seçer gibi belli bir popüler akım etkisiyle ve hele hele dini yaklaşımlara belli bir tepki üzereyse çünkü orada eee kötü
uygulamalar, yozlaşmalar hele suistimaller bunlara bir tepki olarak da böyle isimler ile kendisini yolun dışına çekme arzusunda olabilir. Bir de şöyle kimseler olabilir. Bunlar da gizli agnostikler. Bu da ben uydurdum böyle. Ne demek gizli agnostik? Bu adam mümin bir kimse, Müslüman bir kimse ama biraz konuşturduğunuz zaman aslında ne kitabın Allah’tan olduğunu ne Allah’ın var olduğunu asla
bilinemeyeceğini. Bunun sadece öyle kabul edilmesi gerektiğini. Yok yani böyle bunu bilemezsin. Kurcalarsan bilemeyeceğin için şüpheye düşersin. Bu aslında agnostik felsefeye alttan alta ikna olmuş bir tavırdır. Diyimini konuşmaktan, tartışmaktan konuşmaktan tartışmaktan korkuyor. Üvenmiyor. Sebebi de insanın yetersizliği. Yani insanın böyle bir yeterliliği.
Yok. Burası bunu böylece kabul edersin. Böylece şüphelerden kendini uzak tutmaya çalışırsın. Çünkü en küçük bir şüphe bile seni bütün imanını böyle bir kuş gibi alıp uçurur. Yerle bir eder. Buna karşı insanın herhangi bir mukavemeti, herhangi bir direnci yoktur. İmanı böyle algılayan bir çerçeve yaklaşım aslında temel zemin olarak o dediğim gizli agnostik
ııı düşünceyle bağlantı halinde gözüküyor. Evet. Bir de tabii ki ııı bu hakikat arayışı içerisinde olan bunu bir ııı şüphe olarak görüp ııı hakikat arayışı içerisinde olanların dışında bir de bu konuya tamamen la kayıt kalan, ilgisiz kalan ııı gündemine hiç almayan tipler var. Bunlar da belki kendilerini agnostik olarak değerlendiriyor olabilir ama
yani bu tabii ki ııı ilgisizlik yani varoluşun ııı nedeni var edenin ve ilgili bilgi ve gayesiyle alakalı hiçbir merakı olmayan bu konuyu asla ııı gündemini almayan ilgisiz kimseler bu şekilde yaşayabilirler mi? Bu alakasızlık, ilgisizlik yani insanı ııı mutlu eden bir çözüm
yolu mudur? Yaşayabilirler çünkü ııı diğer motivasyon devreye girerse çünkü insanın yaşayabilmesi için motivasyona ihtiyacı var. Peşine düşeceği, özlemini çekeceği, ümidine gireceği, Cenab-ı Hak imanın karşı aksi istikametindeki motivasyonu dünya hayatını sevimli bulmak olarak tarif etmiş. Kâfirlere değil olsun. Eliyim bir azaptan kim onlar? Allah’ın kanfirleri böyle tanımlıyor. Küfür yani yok sayma, görmezden gelme bütün biçimleriyle esasında ateizmde bir görmezden gelme biçimidir. Bir bariyer oluşturuyorsunuz.
Fensefi bir ııı tonda bir bariyer oluşturuyorsunuz. Deizm de öyle, agnostizm de öyle ama esas yaklaşım motiva olduğunuz merakına, peşine düştüğünüz bir dünya cazibesi motivasyon orada dünyaya yöneliktir. Bunu arka plana atmak, demin dediniz ya alakadar olmamak, ilgisiz kalmak, biri sorduğunda bir cevap verip başından savmak. Niçin kalplerimiz kılıflı diyorlardı. Yeter gari gelip gidip kalbimizi uyandırıyorsun. Ilk buluşmamızda konuştuk ki bu verilen olumsuz ve orantısız tepki küfrün hakka gösterdiği küfrün kendi içerisinde hakkın nüvesini taşımasından kaynaklanıyor. Siz gelip hakkı hatırlattığınızda kalbini uyandırıyorsunuz. O kalbiyle ondan sonra baş etmek zorunda. Yani bir insanın çocuğu gibi düşünün. Geldi zili çaldı, uyandırdı. Ondan sonra onunla baş etmek zorunda. Kalp, hak ile uyanan bir organ. Dolayısıyla o bir şekilde dışarıdan birilerinin eliyle uyandırıldığında buna rahatsız bundan rahatsız olduğu için aşırı bir tepki gösteriyor. Bunun önden perdesini çekmek, kapıyı önden kapatmak, gelip ilişmemesini sağlamak üzere bunlar oluşturulmuş şeytani opsiyonlar. Diyor ki ben ateistim. Dolayısıyla bana ilişme. Bir
başkası ben agnostik durumdayım. O tezi belimsedim. Bana ilişme çünkü ben böyle bir şey bilinemeyeceği tarafındayım. Diğeri ben deizim diyor. Ama bunların üçünün de ortak noktası hayatı, anlam arayışı, sonrası ve bu merkezli düşünceler değil. Bunları kenara koyup hayatın kendisini yaşamaya odaklanmak. Gerçi aslında yani insanoğlu bir
hayvan gibi hiç düşünmeden yaşayamaz. Neçize de insanda devamlı düşünen akleden bir tarafı var. E dolayısıyla eee o devamlı onu mutlaka rahatsız edecektir. Kendisi düşünmek istemese de onun dünyasına hem enfüsten hem afaktan o bilgiler hücum edecektir. Yani birisi anlatmasa bile, birisi dillendirmese bile bu kendi fıtratı o hakikate haykıracak veya o akletme yönü onu dağımı rahatsız edecektir. Hayvan gibi eee geçmişten eee üzüntü duymayan, gelecekten endişe duymayan bir varlık değil ki insan. Hem geçmişinden ehlem duyuyor, hem geleceğiyle ilgili endişeler eee besliyor. Dağımı düşünen bir canlı. Dolayısıyla bir hayvan gibi de bu hakikatleri hiç düşünmeden, gündemini almadan yaşayabilmesi de mümkün değil. Mümkün olmadığında zaten intihar olayların ııı artmasıyla da görüyoruz. Çünkü o kendisini rahatsız eden o akıl artık iğneli bir çuval gibi olan o akılı susturmak için ya eroine ya içkiye ve neticede de intihara kadar sürüklenen bir kesimden bir insanlıktan söz ediyoruz. Hocam vaktimiz de eee sona geliyor son bir soru sormak istiyorum ama biraz kısa olmasını rica edeceğim. Estağfurullah. Eee şüpheyle iman neticede bu agnostizmde şüphecilik var. Şüpheciliği de içinde barındırıyor. Şüpheyle
iman bir arada olabilir mi? Allah azze ve celle buyuruyor ki vela tekonenne minel muntari. Mümtari’nden yani kuşkuyu üzere yaşayan kuşkuyu kalıcı olarak kabullenmiş kimseler. Yani kuşkudan çıkılamaz. Kuşku öylece orada dursun diye iç içe yaşamayı artık ııı kabullenmiş. Sürdürülebilir bir şey değil aslında kuşku. Fakat bunlar bunu sürdürülebilir hale getirmişler. Onlardan olma diyor Cenab-ı Hak. Peki ya Rabbi
ben kuşkudan nasıl çıkacağım? Kuşku elimde değil ki kendiliğinden oluşuyor. Allah azze ve celle dedi ki sen bir kuşku içerisinde olursan dikkat edin demedi. Kuşku edersen demedi. Sanki kendimiz kuşku ediyoruz ya da etmiyoruz gibi. Sen onu içinde bulursun. Kendini baktın bir şey içerisindesin. Sistemin istem dışı çalıştığını ayet ifade ediyor. Peki ne
yapacağım? Allah azze ve celle dedi ki fasel soracaksın. Fesel hemen soruyu harekete geçir. Etrafındaki de sor. Senden önce okuyanlara sor. Çünkü hak gelince aynı nur gibi batılı yok eder. Ümitsiz bir batıl, ümitsiz bir karanlık yoktur. Yani benim için öyle şüphe, öyle karanlık ki bunu izahat edecek bir aydınlık olmadığı olamayacağı için işte bu agnostik düşünce karanlığa mahkum ediyor insanı. Allah azze ve celle de hayır. Sen arayışa geçersen ben sana hidayeti, ben sana akletmeyi, ben sana tefekkürü, ben sana o yakini o yakin düzeyine seni getirir ulaştırırım diyor Cenab-ı Hak. Ayet gerime de efil lahi şekkun. Fâtır ıslâ vâtı velâ. Fâlet lâhum, resuluhum. Allah hakkında şüphe olamayacağını ifade eden bir ayet değil mi? Evet. Giriş öyle. O yüzden bütün şekler, şüpheler bir adım sonrası için konu edilebilir. Bütün peygamberler kalet lâhum resuluhum demişler ki efil lahi şekkun. Allah konusunda şek olur mu? Niçin? Fâtır ıslâ vâtı velâ. Göklerinle yerin var edeni, göklerle yer var. Bir parçasıyız, içi çeyiz. Onu var eden konusunda istesek de nasıl şüphe oluşturacağınız? Dolayısıyla şüphe onunla kurduğumuz temas ile başlıyor.
Yani bu peygamber gerçekten ondan mı getiriyor? Bu elimdeki risalet gerçekten o yaradan Allah’tan mı? Biz bu konuda tartışmaya açığız. Hatta birilerine siz o yaradandan daha hidayet dolu bir kitap getirdiğinizi iddia ediyorsanız buyurun getirin. Eğer onun daha hidayet dolu ondan olduğunu kabul edersem, görürsem, ona tabi olurum. Bu konuda
bir gününüzle konuşuyoruz. Efendim içimizde bir şek oluşması ihtimalini de efendim yatsımıyoruz veya çok büyük bir garabet olarak görmüyoruz. Yapılması gereken şey ne? Bakın demiyor Cenab-ı Hak. Benden bir şüphe içerisindeyse demiyor. İndirdiklerim hususunda bir şek içinde olursan o zaman soracaksın. Bileceksin ki illaki bu hastalık gibidir. Illaki onun tedavisi batıl, çürüktür, karanlıktır. Aydınlık gelince onun hakkından gelir. Yok benim asla hakkımdan gelmez. Karanlıkta kalırım. O yüzden hiç elleşmiyorum demek agnostik düşünceye tav olmak demektir. Yani ayette ııı
şek ki diyor yani şek üstüne şek şüphesinden de sanki şüphe ederdim. Bu yumak gibi iç içe giriyor. Çünkü bir süre sonra bir önceki şek başka bir şekhi doğuruyor. Biri diğerini besliyor. E dolayısıyla iç içe böyle bir karmaşa haline dönüşünce kişi artık taban, zemin kaygan hale geliyor. Öyle bir iman o kimse açısından büyük bir sıkıntı ve büyük bir risk olur. Evet. Bir de peygamberlerin ağızlarına ellerini ııı kapadılar diyor. Bunu gerçi ııı ifadesinde yani hakikati haykıran peygamberlerin susturmaya ııı çalıştıklarına ayeti kerimi ifade ediyor. Yani bu da insanoğlunun hakikate karşı. Duymak istemediği zaman nasıl körleştiğini ifade ediyor. Bilginin dolaşımına karşı yani eğer agnostik düşünce haklı olsa bunlar bilginin dolaşımından
da asla rahatsız olmamalılar. Çünkü kimseyi ikna edemez düşüncesinde olmanız gerekir. Halbuki hem ateist düşünce hem deist düşünce hem agnostik düşüncenin ortak hak dine yani İslam’a karşı ortak tavrı onun dolaşımına karşı önlem ve tedbir almak daha fazla insana erişiminden rahatsız olmak kendilerine bu anlamda herhangi bir erişimle güçlü manada tepki vermek. Nedir bu orantısız, güçlü refleks ve
tepki? Demin söyledik kendi içlerinde hakkın karşılığını bulmasından ötürüdür. Çünkü onlar da Allah’ın kulu. Onlardaki kalpte Cenab-ı Hakk’ın yarattığı bir kalp, kalp sahibinin sözüyle buluşunca adeta canlanıyor, harekete geçiyor, aydınlanıyor ama kişi iradesiyle buna yanaşmaz ise o kişi kendi içerisinde böyle çakışık, çatışık bir hale giriyor. Aslında yani bu felsefi akımların hemen hemen hepsi batıda ortaya çıkmış akımlar ve birçoğu da bu konuştuklarımız da dahil agnostizm de dahil. Hepsi aslında kiliseye, kilisenin tanrı inancına onların kilisenin baskısına, testiz inancına karşı geliştirilmiş düşünceler fikirler. Tabii ki oradaki o akımları olduğu gibi kaldırıp alıp ııı İslam dünyasına, İslam ülkelerine ııı getirdiğimiz zaman aslında irreti kalıyor. Çünkü yani onun oluştuğu şartlarla İslam dünyasındaki şartlar tamamen farklı. Aslında onların karşı çıktığı din ve tanrı Hristiyanlık dini ve Hristiyanlığın ortaya koymuş olduğu din şey Tanrı inancı, testiz inancı. O yüzden ııı tabii ki birebir bir uyuşmadan söylemesi hocam. Çok teşekkür ediyoruz. Ağzına sağ ol.
Teşekkür ederim. Sizden de. Eee sevgili dostlar bir dahaki eee programda hedonizmden eee bahsedeceğiz. Yani insanın hevasının, arzularının peşine düşmesi, hayatının amacını, zevklerini gerçekleştirme üzerine kurması anlayışından, felsefesinden söz edeceğiz. Bir dahaki program birlikte olmak
temennisiyle hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir