"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aias vs Hektor — Homeros İlyada 7. kitap

Aias vs Hektor — Homeros İlyada 7. kitap

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=gOfmWqBKCAs.

Tamamdır. Ben başlıyorum kardeşler. İlyada’nın ilk 6 kitabını incelemiştik. Şimdi 7. kitaptayız. 6. kitabın sonunda Hector vedalaşmıştı eşiyle ve Alexanderos’la beraber yani Paris’le beraber savaşa katılacaklardı. 7. kitap buradan başlıyor. Hem aslında böyle daha durgun kitaplarından biri İlyada’nın.
Çünkü genelde çift benim dikkatimi çeken şu her bölümde her kitapta iki olay. Genelde görüyorum. Burada bir olay var. O da Ayas’la Hector’un daha ziyade yani ana örgü o bizim başlığını attığımız konu. Tabi orada bir Davut Goliath işte bizdeki Caglut kısasına da benzer bir durum var ki ona da girmeye çalışacağım. Başlayalım. Hector ve Alexanderos çıktılar dışarı. İki kişiyi hakladılar diyor. O Homeric anlatı da gayet doğal bir şey. Burada Atene devreye giriyor ve İlyon’a inmek istiyor Olimpoz’dan. O esnada Apollon onu engelliyor ve bırakalım savaş ne olacak görelim falan diye. Şimdi bu Homer’de şundan bahsediliyor.
Erman Hoca da bahsetmiş KDO’da. O bahsettikten sonra biraz daha benim dikkatimi çekti. Tam böyle Şablünik oturması çok net bir bilmiyorum ama. Şimdi döngüsel bir anlatı var Homer Usta. Aslında bu şeyde de çok Kur’an’da da denk geldiğiniz bir anlatı tipi. Yani döngüsel tabi tam aynı şey değil ama. Mesela Musa Aleyhisselam kısısını Kur’an döne döne tekrar anlatır.
Gerçi Kur’an’ın anlatı tipi daha farklı. Yani Kur’an’daki şey husus şu aynı mesaj. Mesela Musa Aleyhisselam kısasının benzer yönlerini farklı farklı sureler içinde görürsünüz. Farklı farklı nüzul tarihlerinde indiğini görürsünüz. Mesela Nübüvvet’in başlangıcının 3. yılında Musa Aleyhisselam kısası iniyor. 5. yılında Musa Aleyhisselam kısası iniyor. 7. yılında 10. yılında işte belki medeni surelerde daha az olmakla beraber. Hep bu kısaların tekrar ettiğini biraz daha farklı yönlerden bazen kısanın başka anlatılmayan bir yerinden anlatıldığını bazen aynı anlatının başka vurgularla anlatıldığını görürsünüz. Yani Kur’an’da da bu tekrar tekrar anlatı şeyi sık yani burada Homer’deki buna benzer bir şey değil. Ben şu an sadece Kur’an’la ilgili bir şey yaptığım için orada kısal anlatısının özelliklerinden basıyorum. Bu çok Homer’deki şey bunu aynı özellikleri hayret ediyor. Kur’an’daki bu anlatının sebebi nedir?
Hicri 2. yılda Musa Aleyhisselam kısasından çıkarılacak bir ders vardır. O anın gündemine dair bir atıftır o. 5. yılda başka bir olay olmuştur. Aynı kısanın belki aynı bölümü farklı vurgularla o anın ihtiyacına göre tekrar anlatılır. Kur’an’ın böyle bir anlatısı var. Homer’de de şöyle bir buna döngüsel anlatı deniyor.
Homer’de farklı bir şekilde özellikle şey üzerinden duruyor yani 8-8-8 kitap şeklinde kendi içinde bir döngüselliği olduğunu söylüyorlar. Mesela Homer 1. kitapla 8. kitabın, 2. kitapla 7. kitabın, 3. kitapla 5. kitabın, 3. kitapla 6. kitabın, 4 ve 5’in birbirine benzeştiğini söylüyorlar. Mesela burada işte Atene olaya müdahale etmek için inecekken Apollon’un durdurdu. Buna önceki kitaplarda Ares’in bu şekilde durdurulması üzerinden okumuştuk. Ve burada şöyle bir diyalog geçiyor Atene ile Apollon arasında. Atene diyor ki karışmayalım savaşa. Atene diyor ki öyle olsun. Peki ne yapacağız o zaman yani insanların savaşlarını durdurmak için? Yani bu şeyin onların haline bırakmak için ne yapacağız? Apollon da diyor ki Hector’a taşkın bir güç verelim. Korkunç boğazlaşmaya çağırsın bir argostu.
Yani Hector’a çok büyük bir güç yükleyelim. O da argostulara bugünkü tabirle V.S. teklif etsin. Var mı bana yan bakan çeksin yani. Burada birkaç şey var devamında. Yani ilginç bir husus var Apollon ve Atene bunda da karar kılıyorlar. Ama bu neye sebep oluyor? Burası biraz ilginç. Şöyle böyle dedi gök gözlü Atene de uydu ona. Yani Apollon böyle dedi Atene de ona uydu. Tanrıların hoşuna giden bu söz birliğini.
Pryamos’un sevgili oğlu Helenos yüreğinde duydu. Yani Pryamos Hector’un babası. Onun başka bir oğlu var Helenos. Biliyicilik yapıyor ve onların bu sözleşmelerini Atene ve Apollon arasındaki bu sözleşme neydi o sözleşme? İşte Hector’a bir güç verelim ve işte var mı bana yan bakan çeksin. Bunu yüreğinde duydu. Şimdi yüreğinde duymak ne demek? Şimdi Homeros şu din anlatısının içine giremeden Yunan felsefesi anlaşılamaz dediğimiz ısrarla söylediğimiz şeyin sebeplerinden birisi bu. Bu bir sezgidir. Yani bilici dediğin şeyin de aslında büyük bir kısmı sezgisellikten ibarettir. Homer’de sezginin güçlü bir bilgi kaynağı olduğunu görürsünüz. Bunu gördüğünüz zaman işte mesela Platon’daki sezgiyi de daha kolay anlarsınız. Yeni Platonculuk’taki sezgiyi de daha kolay anlarsınız. Ne bileyim Pisagon’un öğretileri Yunan’da neden çok daha fazla tuttu?
Örneğin bizim zannımızın aksine Aristoteles daha rasyonel bir şeyler anlatırken Yunan aslında Aristoteles çok benimsemedi çok az okunduğundan bahsetmiştik. Özellikle Homer ile ve diğer filozoflarla karşılaştırıldığında. Çünkü sezgisellik zayıf. Aslında Yunan toplumu güçlü bir şekilde sezgiye inanan bir toplum. Bu mitolojinin yani Yunan mitlerinin bütün ünlü örüntüsünde de bunu görüyorsunuz. Yani birisi göğsünde bunu duydu bunu hissetti. Bak şimdi bu bilgi kaynağına nasıl bir değer atfedilecek? Yani düşünün siz normal bir insansınız ve kalbinizde Apollon ile Athene anlaştığı herhalde Hector’a büyük bir güç bahşedecekler gibi bir his oluştu. Bu hisse ne kadar güvenirsiniz? Yani size hiçbir kesin karar aldırmaz değil mi? Ama burada şöyle yani bu Homerik toplumdaki yankısı nasıl bunu? Şöyle Zeus gibi akıllı Hector hemen Hector’un yanına gitti ve Hector’a dedi ki Dinle beni çağır gelsin akaların en yüreklisini senin şu an kaderinde ölmek yok.
Yani kesin bir şekilde Hector’a gitti dedi ki sen ölmeyeceksin çağır gelsin birilerine var mı bana yan bakan yap dedi. Hector da onu duydu çok sevindim. Bak Hector da bu sezgisel bilgiden hiç kuşku duymuyor. Yani aynı bilgi tamamen itimad edilerek devam ediyor. Ve Hector orduya sesleniyor ve işte Vs’ye teklif ediyor var mı bana yan bakan diyor.
Şurası da biraz ilginç.Atene ile Gümüşya ile Apollon birer şahin oldular. Kondular kalkanlı Zeus’un yüksek meşesine ta tepeye oradan dövüşenleri seyredeceklerdi. Yani Apollon ve Atene şahine dönüştüler ve dövüşenleri seyretmek için bir tepeye kondular. Bunun da Yunan zihninde nasıl bir yankısı olduğunu şöyle hayal etmeye çalışın. Herhangi gördüğünüz iki şahin siz bir iş yaparken inceliyorsa sizi izliyorsa
veya hayvanların bir yerde durup sizi izlediğini düşünüyorsunuz.Bunların Tanrı olma ihtimalini düşünürsünüz. Bu din yapısında. Ve Yunan’da biz işte Tanrı tasavvurlarını sürekli canlılara,canlıların içine girdiklerini,farklı insan suretlerinde göründüklerini,yabancılar suretinde göründüğünü Yunanlıların sürekli mesela meziyetli bir iş başaranı acaba Tanrı mı yoksa Tanrı bunu destekliyor mu filan gibi bir kafada olduklarını filan düşündüğümüzde
Aslında Yunan toplumu için Tanrılar hayatı sürekli içerisinde olan ve her daim görebileceğiniz sıcak temas kurabileceğiniz ilah prototüpleri. Burada mesela bize şöyle bir kapı açar mı bu? Bu sadece varsayımsa olarak giriyorum buraya.Talesi filan incelediğimizde ileride inşallah daha detaylı gireceğiz. Yani Yunan felsefesi üzerinden mesela Talesin işte her şey Tanrılarla doludur.Ve benzeri sözlerinden buralara da kapı çıkar mı? Tabi burada metafizik bir bağlamı da var bir sözün ama böyle bir din anlatısıyla bunun anlaşılması çok daha kolay. İşte Yunan felsefesinin bugün günümüzde yaygın bir anlatı olarak işte Yunanlılar dinden ayrıldılar ve bundan dolayı rasyonel düşünceyi geliştirdiler filan anlatısında oldukça kopuk,realiteden kopuk bir anlatı olduğunu bilmek lazım.
Bence bu Homer mitlerinden daha net bir mit.Çünkü gerçeklik gibi bir şey yok yani mitin özelliği nedir? Gerçek olması gerekmez.Kıssadan hisse verir falan.Aslında bu felsefe tarihi başlangıcı felsefenin Yunan’da başlaması filan aslında gerçeklikle uyumlu olması çok gözetilmiyor. Çok da umursanmıyor gerçeklikle,realiteyle uyumlu olması.Sadece bir kıssadan hissesi var onun.Batı sizden üstündür ve bu bilgi oradan kaynaklıdır.
Her şeyi onlar buldu filan gibi bir anlatıya.Zemin hazırladığı için kıymetli görülüyor bence.Ki bunu ileride daha da detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.Buraları iyi anladığımızda,Yunan toplumunun din algısını iyi anladığımızda felsefesini çok daha iyi anlamış olacağız. Evet.Ve Hector oraya seslenirken yani var mı Van Ayan Bakan mealindeki çıkışını yaparken şöyle bir şeyde bulunuyor sözde bu önemli biraz. Zeus da tanık olsun bana.Sivri temrenli kargısıyla alt ederse o beni soysun silahlarımı götürsün koca karanlığı gemilere.Ama geri versin yurdumu bedenimi.Yani beni soyabilir silahlarımı alabilir ki silahlar çok kıymetli.Onları götürebilir ama bedenimi geri versin.Neden?Çünkü yakılacak ve yakıldığı için azap görmeyecek falan.Ruhu rahat edecek.
Bu Yunan’da çok önemli bir şey.Yani ölülerin toplanabilmesi,yakılabilmesi ki daha önce de bahsetmiştik aslında bir savaşın kazananı nasıl belli oluyor.Diğer taraf gelip ölülerin toplamak için izin istiyor çünkü meydana siz hakim olmuşsunuz demektir.
Bu Yunanlar için oldukça önemli bir şey.Tabii burada İliada’nın devamında işte Hector’un ölümünden sonra Priam’ın gidip Achilleus’tan bedeni istemesi yakmak için filan.O sahnelerde bir atıf buradan önden hazırlanış var.Ve kendisi de şöyle diyor ben onu alt edersem ama silahlarını okçu Apollo’nun tapınağına asacağım.Bu acaba bir ritüel miydi yoksa bu olaya özgü müydü bunu bilmiyorum.Yani birisiyle dövüştünüz öldürdünüz.O zaman onu silahlarını alıp tapınağa asmak.Böyle bir şey.
Tövbe estağfurullah.Bunu bilmiyorum.Ama ben de ölülerin ölüsünü geri vereceğim diyor Hector.Yani bana bu şekilde muamele etsin ben de öyle vereceğim.Böyle dedi yani bütün orduya karşı,aka ordusuna karşı böyle bir teklif var mı bana yani bakan benimle dövüşmek isteyen var mı filan gibi.Böyle dedi oradakiler kala kaldılar öylece.Utandılar hayır diyemediler.Yani hayır biz seninle dövüşmek istedik.Böyle dedi.Bakın bu Dövüşmeyiz demeye utandılar.Korktular evet diyemediler.Ben dövüşürüm demeye de korktular.Öyle kaldılar sessiz bir şekilde akallılar.Bu durumda Menelaus,Aga Menon’un kardeşim sinirleniyor bu duruma.Hani kendilerinin bir utanç halinde olduklarında Hector’un var mı bana yan bakan demesine alamayın kimsenin karşısına çıkmamasının bir utanç kaynağı olduğundan filan bahsederek şöyle diyor.Sizi ödlekler sizi.Aka erkekleri denmez size.Aka karıları demeli.Şimdi bu az önce bahsettiğimiz mesela önceki kitaba benzer
bir şeyde burada aka karılarını şeyde ters teste bir şey olarak söylüyordu.Aga Menon’la tartışırken hakaret manasında söylüyor.Oraya da bir atıf hissediliyor burada. Ona karşı silahla ben saldıracağım ama yukarda ölümsüz tanrılar sözleşmişler.Üstünlük kimde olacak,neyleyin belli.Şimdi az önce şeyler bahsetmiştik.Yani Atena ile Apollon karar vermişti.
Bu kararı Helenos bilmişti, yani yüreğinde hissetmişti. Bunu Hector’a söylemişti. Hector da katiyen inanmıştı. Bir şekilde ne vesile olursa olsun, hani burada Yunanlarda herkes akıbeti bilir ve spoiler. Bu mitolojinin esasıdır. Diyordunuz, ben bunu daha önceki videolarda söylemiştim. Burada da onu görüyorsunuz. Mesela Menalaos da biliyor olayı. Yani nereden biliyor? Hector’u bir şekilde tanrılarının desteklediğini anlıyor. İşte bu anda, tabi burada bir koro sesi gibi sanki.
İşte bu anda Hector’un elinden ömrünün sonu gelecekti sana Menalaos. Aka kralları fırlayıp tutmasaydılar seni. Yani Menalaos öne çıkacağı zaman, aka kralları onu engelliyor, dur falan diye. Kim o işte Agamemnon. Çünkü Yiğit Hector çok üstündü senden. Yani Menalaos’tan üstündü. Agamemnon’un uyarısı da önemli. Dövüşe kalkma kendinden üstün bir erle. Diye Menalaos’u şey yapıyor, uyarıyor. Bu bize neyi hatırlatıyor? Önceki kitaplarda döndüğümüzde o döngüden bahsediyoruz ya. Alexanderos Menalaos’la kavga ettiğinde ve yenildiğinde Hector kızıyordu. Kendinden üstün bir erle niye dövüşüyorsun falan. Sen kimsin onunla dövüşmek kim? Falan gibi kızıyordu. Burada Agamemnon da Menalaos aynısını yapıyor. Bu şekilde bir döngüsellikten bahsedebiliriz. Ve şöyle diyor Agamemnon, Menalaos böyle kavgaya çıkmak isterken. Priamos’un oğlu Hector derler ona. Ondan herkesin ödü kopar. Erlere ün veren savaşta Achillius bile çekinir ona karşı koymaktan. Oysa Achillius çok üstündür senden. Bu reyi neden okudum? Yani normalde bu Homeric anlatı içerisinde normal bir pasaj. Yani çok ekstrem özellikler olan bir pasaj değil. Burada şöyle bir anlatı seziliyor. Yani Homer’in bu metni Akalar’ın torunlarına okuduğunu biliyoruz biz.
Ve Troyalılara bazen işte Şan atfediyor. Hatta kendisinin Troyalılara soy kütük olarak daha yakın olduğunu da biliyoruz. Bazen böyle işte yiğitlik atfediyor. Bazen cesaret atfediyor. Bazen Erdem atfediyor. Ama bu atıfların tamamı aslında biraz böyle çapraz bir şey var. Yapısı var. Yani mesela Hector’un üstünlüğünü anlatırken, Hector’un nihai bir üstünlüğü yok aslında. Hector’un anlatılan üstünlüğü Achillius’un üstünlüğü için. Çünkü Achillius Hector’u öldürecek. Burada da bunu çok net hissediyorsunuz. Yani Hector şöyle şöyle öldürdü falan diye Akalar’dan adını bilmediğiniz kişileri sürekli öldürüyor. Bu sizin Hector’un gücüyle ilgili bir tasavvurunuz oluştu. Belir yok bunun sayesinde. Ama Hector hangi aka kahramanı ile dövüşse üstün gelemiyor. Yani Diomedes ile dövüştüğünde üstün gelemiyor işte. Ayas ile dövüştüğünde üstün gelemiyor. Achillius ile dövüştüğünde zaten çok daha abartılı bir tasvirle kötü duruma düşüyor.
Ve aslında Hector’un o fazileti, dövüşgenliği falan hep kahramanlarının kahramanlığına kahramanlık katıyor gibi filan bir kurgu var. Şimdi mesela burada böyle bir anlatı var. Hector’da herkes korktu falan ama Ayas ile dövüşecek ve gene yenilecek. Böyle bir anlatı tipi var. Bunun ben bu destanın okunduğu coğrafyayla alakalı olduğunu düşünüyorum. Burada Nestor devreye giriyor. Yani Hector teklifte bulunmuş, herkes korkmuş. Ve bu hani bir utanç artık ordu için. Nestor devreye giriyor. Azeus baba, Athena Apollon. Ne olur şu anda genç olsaydı. Nestor biliyorsunuz çok yaşlı. Yani nispeten bilgeli, retoriyi de temsil ediyor. Ve yaşlı olduğu için hani keşke genç olsaydım filan diyor. Ve bir anısını anlatmaya başlıyor. Ne bu anısı? Biz zamanında şöyle yiğit idik. Anısı anlatıyor. Ve hepsini şey yapmama gerek yok. Burayı okuyabilirsiniz. İlginçlikli bir şey yok burada. Çok insanların herkesin korktuğu bir adamı kendisinin yenmesinden bahsediyor. Şimdi bu anlatıların tamamında bir şey benzerliği var. Yani biliyorsunuz hem Tevrat’ta geçen hem Kur’an’da geçen işte Goliath Davut ve Kur’an’da da Cahilut Davut aleyhisselam şeklinde geçen. Cahilut çok güçlü, devasa filan birisi ve Davut aleyhisselam aslında o kadar iri yapılı görünmemesine rağmen onu alt ediyor. Bu olaydan esinlenme olduğu söyleniyor burada. Kimakul. Çünkü burada Hector’un aslında pozisyonunda biraz baktığınızda öyle bir intiba veriyor. Değil mi yani herkes korkuyor filan. Ondan sonra, gerçi Ayas burada çok şey olmayacak ama özellikle Nestor’un anlattığında çünkü Nestor şeyden bahsediyor. Ben çok gençtim Toydum karşımdaki çok iliydi, devasaydı filan. Oradaki anlatıdan esinlenme olduğu söyleniyor.
Burada sürekli sürekli aynı şeylerden bahsetmek istemiyorum ama Yunan din anlatısının özellikle Fenike üzerinden Sami gelenek dediğimiz hem Tevrat anlatısından hem daha önceki Mesopotamya anlatılarından çok fazla etkilendiği artık yakın dönemde yoğun bir şekilde kabul ediliyor. Bundan öncesinde bu çok kabul edilmiyordu ve buralar biraz daha paradigma ile uyumsuz pasajlardı. Hem bir önceki kitapta Mesela Yusuf Aleyhisselam, Belorofontes benzerliği hem burası biz Yunanların ciddi bir şekilde etkilendiğini Sami gelenekten biliyoruz. O yüzden bu anlatıların buralara taşındığını, Yunanlılığa açtırıldığını filan nispeten tahmin edebiliyoruz. Çünkü koloni ticareti deniz üzerinden yapılıyor Fenikeliler yapıyorlar bunu ortak yerleri kolonileştirdikleri var vesaire.
Ki bununla ilgili Martin Bernal’in Kara Athena kitabı hala çevresi var ama baskısı yok. Bulursanız okumanızı tavsiye ederim. Evet her neyse Nestor böyle çıkıştı orduya. Yani siz ne biçim gençsiniz ben gençken şöyleydim böyle eserdim böyle kaçardım filan dedi. Ama yaşlıların savaşta böyle bir etkinliği var.
Gençleri kamçılama gibi yani o ihtiyar bile önde savaşıyorken ben arkada savaşırsam filan böyle bir his oluşturuyor. Ve böyle çıkışınca dokuz yiğit birden ayağa kalktı. Mesela Nestor’un retorinin ne kadar etkileyici olduğu ile ilgili de bir imge bu ya hemen birden ayağa kalktılar Nestor bu hikaye anlatınca. Kıssadan hisse çıkardılar yani.
Burada Agamemnon, Diomedes, Ayaslar, Odysseus hepsi ayağa kalktı ve bunlar için kura çekildi artık. Yani kim dövüşecek Hector ile diye. Agamemnon’un tolgasını attılar kuralları bu başlığını atıyorlar. Kim hangisi düşerse sallanınca o dövüşüyor. Burada ilginç bir şey var ordular kaldırdılar ellerini yakardılar tanrılara. Engin gökyüzüne baktılar şöyle dediler.
Ya Ayas’ın kurası çıksın Zeus baba ya da Tideus oldun yani Diomedes’in kurası çıksın ya da bol altınlığı Mykankıran’ın. Ve Ayas’ın kurası fırladı Tolga’dan. Ayas kura da gördü işaretini yüreğinde sevindi. Bak şimdi burası da ilginç. Hector’un arkasında bir tanrısal güç olduğunu herkes biliyor bir şekilde nasıl biliyorsa biliyor. Burada Ayas da bir işaret görüyor. Yani kura da işaretini gördü yüreğinde sevindi.
Ve dedi ki dostlar benim kuramdır bu tanrısal Hector’u yeneceğim herhalde bakın işte yüreğim sevinç dolu. Yani içinde hissettiği bir coşku ve bunun bir anlamı var. Sanki arkadaki tanrısal güçler bir anda eşitlenmiş gibi oldu. Nasıl oldu yani bunu nasıl anlıyorlar dünyanınlar? Biz buraya girmekte zorlanıyoruz yani yaşadığımız çağ itibariyle. Bundan daha önce birkaç yerde değinmeye çalıştım.
Biz aydınlanma sonrası dünya biçiminde düşünüyoruz. Ve bunu anlamakta zorlanıyoruz. Yani özellikle Sezgiler’e çok anlam atfedilmiyor. Hani atfedilmeli mi orası da ayrı. Ama bunu İslam coğrafyasının ikliminin biraz farklı olduğunu bilmek lazım. Yani İslam’ın rasyonelite bakışıyla özellikle Batı’nın hem Homer kültüründen hem de Homer kültüründen ciddi bir şekilde etkilendiğini bildiğimiz Hristiyan literatürü de Sezgi’nin anlamı bizdekinden biraz daha farklı. Yani sadece sembolik bir anlamı yok. Net bir anlamı olabiliyor. Bu nasıl anlaşılırdı? Bunu kestirmek zor bizim için yani benim için anlamak çok zor burayı. Yani böyle bir toplumda nasıl yaşanırdı mesela? İşte Sezgiler’in anlamlarının olduğu o anlamları insanların anlayabildiği bağlayıcılığı olduğu bir dünyada nasıl bir yaşam olurdu? Bunu bugün anlamak güç.
Şöyle diyor Ayas. Kral Zeus’a Kronos oğluna yakarın siz de. Mesela bakın bir mesela bizdeki anakronik daha anakronik demeyelim de farklı toplumda farklı zihin yapısında olmamızla alakalı farklı düşünceyle ilgili güzel böyle trik bir şey yapacağım size. Şöyle diyor Ayas. Hector’la dövüşmeye başlamadan önce Zeus’a yalvarın siz de yani dua edin. Duymasın Troyalılar. Yakarın kendi kendinize. Bununla kastı ne olabilir yani Troyalılar duymasın. Yakarın kendi kendinize. Zeus’a dua edin ben Hector’la dövüşmeden önce. Ama düşman duymasın dua ettiğinizi. Mesela bununla ilgili ne düşünürsünüz siz düşünün ben de şöyle yazdıklarınıza bakayım şuraya kadar. Yani ne için söylemiş olabilir bunu Hector? Evet acziyet göstergesi gibi mi? Zayıflık alameti. İhlasları yüksek olsun diye mi? Mesela bunlar aslında bizim zihin yapımızda çok farklı. Burada bir kısa bir anlatı yapayım size. Biraz ufuk açıcı olacaktır ve pek çok meseleyi iyi anlamanızı sağlayacaktır. Şimdi siz şöyle düşünüyorsunuz. Yani mesela ben düşmanımla dövüşeceğim ve orduma diyorum ki dua edin benim için. Burada sanki korkuyormuş gibi. Falan değil mi yani görmesinler dua ettiğinizi. Korkuyormuş gibi bir intiba ilk akla gelen.
Benim aklıma ilk bu gelir normalde. Ki o geldi. Sonra biraz daha devam edince öyle olmadığını anladım. Bunun dışında işte ihlas mesela bu çok daha bizim dini geleneğimizde olan bir. Yani bizim dini geleneğimiz dedim işte nispeten Yahudilikte ve Hristiyanlıkta da var ama. Hani paganlar için böyle bir şey. Paganlar için ibarat daha ziyade gösterilen bir şey. Yani böyle bir şey yok değil mi? Tabii ki var da samimiyet her dinde var ama. Şey yani göstermek çok böyle sakınılacak bir şey değil. Buradaki algı ne biliyor musunuz? Devamında diyor ki Kral Zeus’u yakarın siz de. Duymasın Troyalılar. Yakarın kendini kendinize. İsterseniz yakarın apaçık. Nasıl olsa kimseden korkumuz yok. Ben bunu şöyle anlıyorum. İstiyorsanız apaçıkların korkumuz yok. Özellikle pagan dinlerde ilahi irade. İbadetle direkt ilişkilidir ve o an temas ve sonucunu görürsünüz. Yani dua ederseniz duanın sonucunu o an görürsünüz. Siz dua ederseniz düşman görür düşman da dua eder. Ve bu sonucu etkiler. Yani o anki sonucu direkt etkiler. Mesela bizim dualara bakışımızda şöyle bir şey. Ben dua ettim. O beklenti oluşmadı. Deriz ki biz sevabını aldık. Bu ibadettir. Anlıyor musunuz? Mesela böyle bakabilirsiniz.
Ama paganlar için dua ettiğiniz olmadıysa bir sorun var demektir. Anladınız mı? Tanrısal iradeyi sürekli direkt görebildiklerini düşünüyorlar. Bu yüzden bilicilik var. Çünkü bilicilik tanrısal iradeyi o an size tercüme ediyor. O an tercüme ediyor. Bu yüzden mesela her faaliyetten önce kurban kesme çok şey. Değil mi? Kurban kesme. Mesela İslami şeyde gelenekte bu kadar geniş bir kurban şeyi yok.
Her işe başlamadan önce kurban keselim falan. Böyle bir algı yok. Kurban bağıramında kesiliyor. Bunun bir anlamı var. Ama her işe başlamadan önce kesmene gerek yok. Ama orada ikna edercesine yani her işten önce o işin olması için yapılır. Veya adak. Bundan bahsetmiştik. Adak. Adayacaksın ki o iş olsun. Muhammed Aleyhisselam hadisinde ki sıhhatini incelemedim. Adak diyor bir şey değiştirmez. Ama sadece cimrin cebinden parası çıkmasın sana.
Bak bir şey değişmiyor. Burada direkt yansıyan bir irade görüyorsunuz. Yani tanrısal iradeyi görebiliyorsunuz. Hatta bunu Zafer Hoca’yla geçenlerde şeyde konuşmuştuk bir yerde otururken. Bir şey demişti çok hoşuma gitti. Adamlar kilise tarihi tutuyorlar. Mesela kiliselerde çok yaygındır tarih. Yani tarih tutumu, kronoloji yapma, histiografi çok yaygın. Sebebi ne? Çünkü adam orada aslında tanrısal iradeyi not etmiş oluyor. Bizim geneneğimizde daha az olmasının sebeplerinden birisi bu.
Yani bugün şu olayı not etsem de burada tanrısal irade nedir ben bunu bilmiyorum. Bana bilmiyorum. Ama burada olayı not ettiğinizde orada tanrısal iradeyi not etmiş oluyorsunuz. Onun ne kastettiğini olayın bir zaten hidrikti kendisinden görebiliyorsunuz. Bunun batı felsefesine yansımaları da var. Yani tanrısal iradenin açımlanması, görünmesi, tarih üzerinden okunabilmesi. Mesela bunu nerede görüyorsunuz? Hegel’in. Gayistlik kendini açımlıyor tarih üzerinde.
Bu aslında onların okuma tipinde mümkün ve gayet muhakul bakış açılarında. Bizdeki biraz farklı. Yani biz böyle bakmıyoruz olaylara. Tanrısal irade hemen görünebilir bir şey değildir. Direkt neyi kastettiği anlaşılabilir. Değildir çoğu zaman filan. Mesela buradaki aslında bakış açısının batıdan bize itaat edilmesiyle gelen sorular var.
Mesela ben bunları bazen Kur’an üzerinden yapıyorum. Yani biz böyle de bakmıyoruz zaten. Mesela böyle bakmamalıyız. Filan dediğinde garip geliyor insan. Mesela şey diyor ki Kur’an’dan cevap veriyor filan. Hayır diyor ki biz başka bir dine inanıyoruz. Yani senin tenkit ettiğin din yapısın. Mesela adam Müslümanlar iyi haldeyse, İslam doğru dinse neden Müslümanlar kötü halde? Bak aslında burada tanrısal iradeyi bizatihi o an görebileceğini düşünüyor soruyu sonra. Yani diyor ki eğer siz iyi olsaydınız tanrısal irade sizle beraber olurdu.
Ama biz böyle bakmıyoruz diyorum. Yani bizim dinimiz böyle değil. Anladınız mı? Biz mesela iyi iken de yenilebiliriz. Böyle bir anlatısı var İslam dininin. Yani siz çok iyi iken de yenilebilirsiniz. Mesela işte Uhud Savaşı. Çok iyi insanlarla uğraşan çok iyi bir topluluğun olduğu, Peygamberi Esselam yönettiği bir ordu. Yenilebilir. Ama paganlarda böyle değil. Yani yeniliyorsanız kötüsünüz. Aslında burada güçle, güçle iyilik eşdeğer olmuş oluyor bir yerde.
Yani soruyu soranın zihninde kim güçlüyse o iyidir. Kim güçlüyse o ahlaklıdır. Kim güçlüyse o haklıdır. Bak bu çok başka bir kurgu tipi. Çok başka bir düşünme tipi. Müslümanların bakışından. Bu o yüzden bize çok anlaşılır gelmiyor bu kısım mesela. Yani ben en azından böyle anladım burayı. Belki başka şekilde anlayan olur ama diğer anlattığım kısım doğru. Evet.
Burada biraz Ares ile şeyin rolü. Şeyim Ayas ile Hector’un rolü değişiyor gibi oluyor. Yani sanki Ayas çok iri anlatıda. Ve işte Goliath’a benzeyen aslında o gibi oluyor. Cahut’a benzeyen ama Ayas kazanıyor. Dev yapılı Ayas. Yürürken hani kavgaya giderken onun sürekli tasvirinden bahsediyor. Dev yapılı korkunç yüzünde bir gülümseme vardı. Bak mesela hani diyordu mu Hector’un yükseltilmesi bile aslında Yunan kahramanların yükseltilmesi anlamına geliyor.
Az önce Hector’dan herkes korkarken Ayas’ın yürüyüşünden ölesi bir titreme aldı. Troyalılar’ı tepeden tırnağa. Hector’un bile oynadı göğsünde yüreği. Dönemezdi geriye ordusunun içine dalamazdı. Yani kaçamazdı. İleride Achilleustan kaçacak. Evet. Ve burada Ayas’ın kalkanı tasvir ediliyor. Nasıl bir kalkanmış bu? Bu kalkan muhtemelen normal bir kalkan değil. Yani işte herkesin gördüğü müşahede ettiği ve Homer toplumunda sık rastlanan bir kalkan. Ama hiç sürekli vurgulanıyor. Yedi kat dana derisinden ve bir kat tunçtan yapılmış büyük bir kalkan. Muhtemelen oval ve bütününü kaplıyor Ayas’ın. Hector’un daha küçük bir kalkanı var. Hector Ayas’a hitap ederken yani arada diyalogların büyük kısmını atlıyorum. Sadece şey anlayın diye söylüyorum. Önemli yerleri. Savaştan anlamaz bir kadın yerine koyma beni diyor Hector.
Yani artistlik yapma demeye getiriyor. Biz de az adam değiliz filan demeye getiriyor yani. Yerli jargona tercübelerim iyi değil mi? Ramiz dayı gibi konuşuyor herkes. Neyse. Şunun için okudum Reym. Kalkanından bahsediyor Hector.
Ve savaşta dayanıklı bir silahtır bana o kalkan. Yani aslında o mevkurguda hep şey var yani Hector kalkanını över birazdan kalkanı parçalanacak. Hani hep bu Ayas’ın gücüne vurgu. Yani kalkan en övdüğü şeyi bile. Evet. Şimdi daha önce anlattım. VSL’lerde Homer’de şöyle basit bir şey var. Sonucu direkt ilk satırdan tahmin edebilirsiniz. Yani ilk şeyler atılır kargılar.
Yenilecek olanın kargısı kalkanda kalır. Pardon. Yenilecek olanın kargısı kalkanda kalır. Karşı taraf attığında o kalkan delinir. Zırh delinir. Elbise gelir eğilince kurtulur filan. Sen anlarsın ki buradan ilkinde kalkanı atan şeyi yani kazanacak olan zaten en baştan beri daha güçlü. Mesela Hector attı.
7. katta kaldı diyor. Yani Ayas’ın kalkanı 7. katında kaldı. Kargı. Ayas attı. Bakın şimdi. Güçlü kargı deldi parıldayan kalkanı. Çok işlenmiş, zırha saplandı kaldı. Yırttı gömleği geçerken böğründen dümdüz. Eğildi Hector, kurtuldu kara önümden. Uzun kargıları birbirlerinden çekip çıkartlar. Bunu nereden de vurgulamıştık.
Alexanderos aslında hani ön kitaplara da gidildiğinde orada da vurgulamıştık. Yani Melalos’a Alexanderos attığında kalkanda kalmıştı. Melalos fırlattığında hani böyle son anda burada fışt diye geçmişti yani kalkan. Şey, kargı. Demek ki Ayas daha güçlü Hector’dan. Bunu anlarsınız yani burayı okuduğunuzda. Ondan sonra tekrar saldırdılar birbirlerine. Ayas’ın kalkanının ortasından vurdu Piriamos’a oldu. Hector ama delemedi Tuncu, büküldü temreni kargının. Yani vurdu, delemedi kalkanı bir de kargının ağzı yamuldu. Ayas da atıldı öne, kalkana doğru, deldi kalkanın kargısını. Ayas her yaptığında daha fazlasını yapıyor. Demek ki daha güçlü, daha iyi ve kazanacak. Ondan sonra Hector bir kaya aldı, fırlattı. Ayas’ın kalkanına çarptı.
Yankılandı ses diyor. Ayas daha iri bir kaya parçası aldı. Değirmen taşı ağırlığında bir kaya parçasını kaldırdığını söylüyor Homer. Yani öyle anlatıyor en azından. Ve Hector’un kalkanı üzerine atıyor, kalkan parçalanıyor. Hector kalkanın üzerine düşüyor. O esnada Apollon tuttu, ona ayağa kaldırdı Hector’u. Ve böyle ilginç bir şey oluyor bunlar dövüşürken. İki kişi geliyor, birisi Troyalı, birisi Akalı. Ve diyorlar ki biliriz karga atmada ustasınız ikiniz de. Burası 281-282 istiyorsanız epitetlerin numaralarını okuyayım. Eğer takip ediyorsanız veya not falan alıyorsanız. Çünkü atlaya atlaya gittiğim için takip etmeniz zor olabilir. Ve şöyle diyor ama geç olduğu gecenin de payı verilmeli. Yani Hector ve Ayas dövüşüyor. İki kişi geliyor, diyor ki tamam çok iyi dövüşüyorsunuz falan filan. Ama gecenin payını verin. Yani kavgayı bırakın. Yani gecenin böyle bir fonksiyonu bütün halinde var mıydı Yunan’da?
Yoksa bu olaya münhasır bir şey mi? Bununla ilgili bir bilgim yok ama çok garip geldi bana yani. Tamam gece oldu hadi kavganızı bitirin akşam ezanı okundu filan gibi. Bir şey oluyor bana garip geldi burası. Ve ayrılırken şöyle diyor yani ikisi de birbirine ağırlıyor filan. Ayas diyor ki tamam Hector’a sorun. O bitsin derse bitirelim. Hector diyor ki tamam bitirelim falan. Ve Hector diyor ki gel değerli armağanlar verelim birbirimize.
Şöyle desin akalarla Troyalılar yürek yakan kinle dövüştüler. Ama yine de dostça anlaşıp ayrılırlar ve birbirlerine hediye veriyorlar. Bu sahnenin realite yani böyle bir tasavvur şeyinde ben zorlandım. Ama Yunan bunu tasavvur edebiliyor muydu? Yani bana garip geldi sahne bütün halinde. Yunan bunu tasavvur edebiliyor mu? Nasıl tasavvur ediyordu? Çok orayı kestiremiyorum yani. Canhıraş kavga ediyorsunuz iki kişi geliyor gecenin payını verelim diyor.
Ayrılıyorsunuz hadi birbirimize hediye verelim diyor. Garip geldi bana sahne. Hector böyle gelince Troyalılar sevindi. Oysa sağ kalmaz demişler umudu kesmişlerdi. Zaferiyle övünen Ayas da geri döndü Agamemnon’un yanına. Yani kazanan Ayas. Burada aslında daha önce söylediğim gibi Hector sürekli bir şey kahraman. Seni yükselten bir kahraman böyle gol atmayan sürekli asist yapan bir orta sahibi.
Hatta asist de yapmıyor. Asist de hanene yazılır ya. Gol öncesi pas falan atıyor. Onu da kilit pas diye şimdi saymaya başladılar da. Öyle bir pozisyonu var Hector’ın. Yani kendisinin bir görüntüsü yok. Ya da penaltı alan futbolcu gibi en güzeli bu. Bir sezonda 6 tane penaltı alıyor ama hiçbirisinin kendi kullanmadığı için hiçbir istatistik yok. 6 golle direkt katkı verilmesini sağlamış. Hector’un tam pozisyonu bu.
Penaltı alan oyuncu gibi yani. Evet. Buraya kadar bir şey var mı aklınıza gelen? Aa şeyler gelmiş ya. Fenasınız ya. Yusuf Salih Yıldırım tanrıları ikna edemesinler diye mi karşı taraf? Değil mi? Karşı taraf ikna edilir. Aslansın bilmişsin yani. En azından bilmişsin benimle aynı fikirde olduğun için doğruyu hesap etmişsin gibi oldu ama onu kast etmek istememiştim. Enes de bilmiş sayılır. Eğer onlar da dua etselerdi Zeus’un tarafı ne olurdu acaba? Yani şöyle duayı kabul etmek zorunda gibi bir intiba yok. Hani ilahlarda öyle bir şey yok. Yani ilah anlayışında öyle bir şey yok. Çünkü kabul etmedi mesela.
Atenenin yakarıcısı, Troy’lı kadın dua etmedi onu. Var yani bu. Daha önce kitaplarda şey yapmıştık. Hector’un arkasında duran Apollon, akalar Zeus’a dua ediyorlar. Burada Zeus’un Apollon’a üstünlüğü vurgulanıyor. Yani bundan bahseden, yani Erman Hoca buna sanki işaret ediyor ama bana çok şey gelmedi buraya.
Yani sonuçta şöyle, Zeus’un iradesinin şey olduğunu, akaların arkasında olduğunu Troy’lular çok bilmiyor. Hatta Troy’lular Atenenin iradesinin bile kendilerinden yanı olmadığını, şey olduğunu bilmiyorlar diye önce kitaplarda konuşmuştuk. Bir de ortak tanrılara taptıkları için. Yani burada öyle bir ima var şöyle.
Ayas’ın kalkanı, işte Zeus’u temsil ediyor, Hector’un ki Apollon’u kastediyor falan gibi böyle bir anlatı var ama bana direkt bağlantılı gelmedi ya. Tamam, epitet numaralarını söyleyeyim inşallah. Evet, devam ediyorum. Nestor kalktı.
Bak bu çok hoşuma gitti ya. Sözlerle dokumaya başladığı kafasındakini. Abi retorik nedir? Kafandakini sözlerle dokuya bilmektir. Yunan tipi bir retorinin baba kitabı olduğundan bahsediyoruz, on veriyorsun sürekli. Burada dokuma tabirinin inceliği nedir? Löp löp böyle hani ortaya atılan bir şey değil söz. İnce ince girişi olan, gelişmesi olan, sonucu olan, bağlamı olan ve dokunan bir şey.
Sözlerle dokumaya başladı kafasındakini Nestor. Ve Atreus oğlu ve öbür seçkin atalar, dinleyin beni dedi Nestor. Bir sürü gür saçlı aka öldü. Bu yüzden 330, ikinci epited. Bu yüzden ara vermek gerek akalıların savaşına şafakla. Yani uzatmayın burayı, şey demek istiyor, ara verelim savaşa ölülerimizi yakalım diyor. Bu esnada Troia tarafına döndüğümüzde, Troia tarafında da Antenor. Söze giriyor 349. epitette. Diyor ki gelin verelim Atreus oğullarına götürsünler Argoslu, Helene ile bütün malını. Yani verelim şu Helene’yi. Dövüşmedeyiz dostluk anlaşmaları bozuldu diye. Ama ne yararı olacak? Bunun bize başka bir çıkar yol yok ki. Burada mesela şeylerde, Troia ile ilgili çekilen filmlerde sürekli şunu görürsünüz.
Yani Agamemnon’un kafasının arkasındaki aslında siyasi bir şeydi ki gerçekten öyleydi. Ama Homer’in anlattığı, Ilya da anlattığı tasvirde, Helene’yi verseler konu kapanacak gibi. Değil. Bir sonraki sayfada değişiyor. Sanki başta kapanacak gibiydi çünkü Menelaos, o Alexandros ile kavga ettiğinde, Helene’yi ve malları alıp dönmek istiyordu.
Ama sanki sonradan bu iş değişiyor biraz. Bir sonraki sayfada işin biraz daha farklı boyutlara geçtiğini görüyorsun. Bir anda kendi kendime şey yaptım. Cerkettim. Önceki kitapta kaldı aklım. Evet, Alexandros şöyle diyor, buna karşılık 359.
İniyetle söylediysen bu sözü, tanrılar aklını çermiş demek. Ne mal getirdiysen Argos’tan geri vermeye razıyım hepsini. Evimden de mal katarım üzerine ama geri vermem katırım. Yani Helene’yi vermem, oradan kaçırdığım bütün malları veririm, gerekirse üstüne daha fazla mal da veririm. Kabul ediyorlar mı? Idaios gitsin ve Agamemnon’la görüşsün. Ayrıca bir de şeyi sorsun, yani savaşa ara verip ölülerimizi yakabilir miyiz?
Yani Nestor orada kendi işlerine teklif ederken, Troyal’lar da burada ölülerimizi yakalım artık. Ölüleri yakmakta bunun dini boyutu var. Adamlarda bir dini boyutu var. Bir de şu boyutu var, savaş esnasında ölünün yakılması, erken yakılması, özellikle enfeksiyonlar açısına falan önemlidir. Bir diğer şey, tasvirlerde, film sahnelerinde falan gördüğünüz işte her ölünün bir sunak yapılıp, üzerine konulup yakılması şeyi herkese özgü değil muhtemelen.
Yani çok özel insanlara, işte Achilleus gibi başka şahıslara böyle yapılıyor olabilir ama genel şuradaki anlatıda anladığımız şey şu, ölüler toplanıyor ve bütün halinde yakılıyorlar. Yani mesela 100 kişi öldüyse 100’ü birlikte yakılıyor. Ki bu anlaşılabilir savaş ortamında zaten. Kolay olması açısından. Ve bunu gidip Agamemnon’a ilatıyor. Yani iki teklif var. Birisi işte malları arttıralım gerekirse, daha fazlasını da verelim ama helene kalsın. Savaşa ara verelim mi? Diğeri de savaşa bir ara verelim, ölülerimizi yakalım. Böyle dedi, bu teklif geldi. Hepsi kalkaldı öyle. Diomedes konuştu.
Dedi ki kimse alayım demesin sakın. Ne Alexandros’un mallarını ne heleneyi. Ufacık çocuklar bile şunu bilir ki, Troyalılar ölümün tam eşiğine geldi. Yani çok şey kaldı, çaresiz kaldılar. O yüzden teklif ediyorlar kabul etmeyin tekliflerini. İlk başta Alexandros’la Menelaos kavga ederken bunu kabul etmeyi mail ediyorlardı. Demek ki o zaman Troyaların durumu o kadar kötü değildi. Ve Agamemnon diyor ki ben de böyle düşünüyorum ama ölülerin yakılması için problemim yok. Devam edelim. Burada mesela Ant’la ilgili şöyle bir ritüel ilgimi çekti benim. 411. Epithet. Yani Agamemnon tamam ölülerimizi yakmamız için savaşa ara veriyoruz dedi. Zeus, Heren’in gürleyen kocası tanık olsun Ant’larımıza. Böyle dedi, tanrılara kaldırdı değneğini. Yani Ant içerken değneği havaya kaldırma. Bu değneğin tabi simgesel bir anlatısı olduğunu daha önce çok konuştuk. Hani bir tanrının yönetme kudretini verdiğini gösteren bir sembol o asa. İnsanların çobanı gibi filan. Herlerin güdücüsü. Geçelim buradan çevir de sık sık. Bu ilginç yani Ant esnasında bunu kaldırmaya da bir anlam yüklüyor olmalılar. Ve ölüleri toplamaya koydular. Bu esnada şöyle bir şeyle geçişle bitiyor. Buraya çok 154 def Poseidon giriyor devreşmiş. Şöyle bir şey yani akalar şöyle yapıyorlar ki bu şeylerde kuşatma savaşlarında sık yapılan bir şey. Yani siz bir kale kuşatması yapıyorsunuz. Bu elim görünüyor mu onu bilmiyorum ama. Kale sanmasını nasıl yapıyorsunuz?
Çizerek anlatayım mı size gene uzun zamandır bir şeyler çizerek anlatmıyorum. Özlemişsinizdir. Şu kale. Şu da deniz olsun.
Şimdi şu gördüğünüz kale şu gördüğünüz deniz kuşatma savaşlarında şu sık tercih edilebilen bir şey. Buraya bir kale daha yaparsınız. Kalenin karşısına kale yaparsınız ki bunun sayesinde burada. Takimatınız güvende olur. Gece baskınından çok korkmazsınız. Savunmasız pozisyonda olmazsınız. Burada Troyanın karşısına akalar bir kale yapmaya başlıyorlar. Bu kalenin yapımı ile ilgili. Erman Hoca burada başka mitlerden birinci yıl aslında. Burası çok geç bir tarih anlatıyor. Şimdi Troy biliyorsunuz Homer ile yalı. 9. yıl anlatıyor savaşın ama birinci yılda yapıldığını filan başka mitlerden çıkarıyorlarmış. Bununla ilgili bir diyalog geliyor. Toseydon diyor ki Zeus’a. Gürsaçlı akalar bak şimdi de bir duvar çektiler korumak için gemilerini. Bir hendek açtılar çevresine.
Ama Tanrılara değerli kurbanlar kesmediler. Bu onların cezalandırılması için bir gereksinim. Kaleyi yaparken kurban kesmediler. Az önce anlattığımız kısımla ilgili bu. Güneşin yayıldığı yere dek uzanacak bu duvarın ünü. Yiğit, Laomedon için yapılan duvar unutulacak Apollon ile ne alın teri dökmüştük ona.
Burada Troy’ın surlarını Apollon ve Poseidon yapıyor. Bu mitten bir uzun şey var. O versiyonu anlatmayacağım. Söylediğim gibi öne doğru atıfla gitmiyoruz geriye doğru atıfla yapacağız. O mitte ayrı bir yerde anlatacağız. Neden Poseidon ile Apollon yapıyor? Bu bir ceza gibi filan bir şey. Burada biraz daha dikkat çekici olan şu. Demek ki Troy’ın surları gerçekten ihtişamlıydı çağına göre ve dikkat çekiciydi ki bunu Tanrılara atfettiler. Yani bunu iki tane Tanrı yaptı filan diye atfedildiğine göre. Antik çağdaki muhtemelen atfedilmiştir. Demek ki çok güçlü ve ihtişamlı surları vardı. Zeus dedi ki yani Poseidon mealen diyor ki biz Troy’ın sur yaptık bu adamlar karşısına başka sur yaptılar bizim surumuzu gölgede bırakacaklar falan. Zeus da diyor ki tamam diyor akalar geri dönünce diyor yani kuşatma bitince geri dönünce sen o surları yıkarsın.
Ve gün battı akalar ve Troy’alar ayrı ayrı şarap içmeye başladılar 472. epitette 477. epitette. Akıllı Zeus düşündü onlar için kötü şeyler. Bakın mesela burası ilginç yani Tanrısal iradenin ne derece net ve sürekli göründüğünü anlamanız açısından. Yediler içtiler akıllı Zeus düşündü onlar için kötü şeyler. Başladığı yıldırımlarını gülletmeye sapsarı bir korku sardı insanları.
Yani normal şarap içiyorlardı akallılarla Troy’alılar kendi hallerinde şölen yapıyorlardı. Zeus bir anda yıldırımlar çaktırmaya başladı bir korku sardı insanları döktüler şarabı taslardan yerlere. Biliyorsunuz bu onlarda bir ibadet anlamı başka ritüellerde de kullanılan şarabı yere döktüme. Döktüler şarabı taşlardan yerlere üstün güçlü Kronos oğluna sunmadan hiçbiri içemedi şarabı. Yani bu Yunanlarda da şunu oluşturuyordur muhtemelen bunu dinleyenlerde. Şarap içiyorsanız bir kısmını dökmek zorundasınız bu Tanrılara ikramdır falan. Böyle bir his yapmazsanız da bak işte Zeus gök gürültüsüyle falan sizi mahveder tehdit eder falan. Böyle bir din algısı da muhtemelen oluşturuyordu. Ben şöyle bir notlarıma bakayım sizin soracağınız son bir şeyler varsa onlara yazın ondan sonra kapatalım inşallah. Burada Hector’un şeyinden bahsetmemiştim yani atlamışım oraya.
Vs’ye teklif ederken benim ünümde silinmeyecek hiçbir zaman. Bu ün mevzunun işte Achillius’taki önemi aslında Hector’da da bunun bir benzeri var. Ün konusu Yunan’da önemli bir mevzu. Aa şurasını atlamışız Nestor’da şöyle bir şey var bu biraz önemli olabilir. Nestor’un hani şeyinden bahsetmiştik ya çok güçlü bir adama ben gençken şöyle şöyle yenmiştim falan diye. Orada o adamın gücünü anlatırken ilginç bir kurgusu var ben burayı atladım olay bizim için çok önemli değil ama şöyle. Areitos diye birisi var topuz savuran diye böyle güçlü onun gücünü anlatıyor sonra Lycurgos onu yeniyor ve Lycurgos’un gücünü anlatmak için aslında ilk adamın gücünü anlatmış oluyor.
Sonra bir gün geldi sarayında yaşlandı Lycurgos ve uşağın Ereuth Halion’a silahlarını verdi ve sen taşı dedi. Onlarla bütün yiğitlere meydan okurdu o hepsinin ödü kopardı ondan işte onunla savaştım ben. Yani şimdi mesela birisi çok güçlü yaşlandı silahını size verdi ve bu aslında onun ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Yani silah geçtiği zaman düşünün adamın bir meziyeti anlatılmıyor sadece çok güçlü birisinin silahlarını aldığı anlatılıyor ve o silahlarla herkese meydan okuduğu anlatılıyor. Aslında burada silaha atfedilen anlamın o toplumdaki şeyini anlamışız silah devretmek aslında bir güç devretmek gibi. Bu yüzden seramonik bir durumu var silah devretmenin. Mesela bunu şövalyelikte de görürsünüz şövalyelik şeyinde bir seramonisi vardır o işin.
Burası dikkatimi çekmiş buraya okumayı unutmuşum. Çünkü şahsın hiçbir gücü özelinden bahsedmiyor sadece o güçlü birini silahını almasından bahsediyor. Bu onu sanki çok güçlü kılıyormuş gibi ve ben onu öldürdüm diyor. Bende nasıl bir adam öyle anla yani filan diye. Evet. Benim notlarım bu kadar sizden gelenlere bakalım.
Uzun kuşatmalarda olur ancak o kaleler zaten kuşatma genelde uzun olur ya. Öyle çok filmlerdeki gibi olmuyor. Hadi kapatalım kardeşler. Kendinize iyi bakın.
Hoşça kalın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir