Ankara (Beypazarı) – Bir Kasaba Hikayesi 2.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=vP0u28MrCT4.
…jenerik müziği……jenerik müziği…
…jenerik müziği… İnsan toprağa yakın olunca huzuru buluyor. Yol bir Türkiye eşlik ediyor. Anadolu’nun bağrından meşe, dert, aşk akar gönlüne.
Gönlüm hep seni arıyor. Neredesin sen? der ve bağlamanın tellerine vurur. Tezene! Bozkır’da bir garip düşünceden ibaret bir insan oluverirsin. Başkent, Ankara’mızın Güzide ilçesi Beypazar’ında merhabadan elvedaya halis muhlis bir dostlukla karşılanırsın. Beypazar’ı Nilad’dan önce 3000 yıllarında
Lüiler döneminde Laganya olarak anılırmıştı. Laganya’nın anlamı Kayadoru anlamında. Beypazar’ın ismi Bizans İmparatoru Anastasias’ın Beypazar’ın ziyaretinden sonra adı Laganya Anastasiyapolis olarak değişir. Bu isim uzun süre devam eder ta ki
Selçuklu’ya döneminde Anadolu Selçuklularından, Kütahya Beylerinden, Germiyanoğlu Şah’ın Veziri Dinar Hezar Bey Beypazar’ını fethedene kadar bu isim devam eder. Dinar Hezar Bey’in Beypazar’ını fethinden sonra da Beypazar’ın ismi Dinar Hezar olarak anılmaya başlar. Dinar Hezar Bey zamanında burada çok büyük pazar kurulurmuştu.
Bu pazara etraftaki bütün şehirlerdeki halk gelir, alışverişini yapar, gidermişti. Bu da her hafta kurulurmuştu burada pazar. Bu yüzden de buranın adı zaman içinde Beypazar’ı yerine Beypazar’ı olarak değişmiş. Bu Selçuklular döneminde Dinar Hezar Bey döneminde Beypazar’ına Anadolu’dan boy boy Türkmen boyları akın akın gelmişler. Buraya gelen Türkmen boylarının en önemleri Adana ve Maraş olaylarından gelmişler. Tabii bunlarla beraber daha önceden de gelenler var. Anadolu Gönül Sultanları dediğimiz Evliyalar. Mesela Ayvaşık İvvaz Dede, Karaca Ahmet daha sonra Yediler dediğimiz yerde bulunan, Yedilerdeki bulunan zatlar onlar boy boy gelen Türkmen boyları ile beraber gelip buranın ahalisini manevi yönden irşad etmişler. Daha sonra Anadolu’nun manevi katili olan bu erenler zaman içinde halkı irşad edip halkının Müslüman olmasını temin etmişlerdir. Zamanın durduğu şehir Beypazar’ındayız. Sultan Alaeddin Sokak’ta Beypazar’ı konakları, Tarihi Hamam ve Sultan Alaeddin Camii üçgeninde Tarihi yaşamaktayız. İçinde bulunduğumuz Camii 1221 yılından beri Tarihi’ye şahitlik etmekte. Beypazar’ının gezilecek en önemli noktalarından biri olduğunu da ifade etmek isteriz.
Her şey silinip gidermiş nazardan. Gözde kalmayan gönülle kazınır demek istiyor Besbelli şairler. Şairler hislerini nakşeder Mısra’ya. Bütün şiirler uhrevi bir bakışı gizler içinde. Şairler ve çocuklar Yaradan’dan ilhamla bakar hayata. İnsan neymiş, insanlık nedir diye düşünürken medeniyetimizin gönüldeki izine bakarız.
Memleketin ve insanlığın şiirini arar dilimiz. Bizim memleket olsa olsa şiir olur diye düşünürüz şu insanlık ikliminde. Bizim memleket olsa olsa insanlığın gönül başkenti olur diye bir beylik söz çıkar dili özgeden. Arap’ın adı dedemden bize hatıra. O insanlardan. Bu sanat da onlardan bize hediye, hatıra. Şimdi biz onu devam ettiriyoruz. Mesela onların zamanında yapılan işler ayrı. Benim şimdi yaptığım işler ayrı. O işler kalktı. O işler kalktı.
İşte zamanla işler değişti. Ben bıçak türü, ziraat aletleri, yenisini, tamirini, bıçaklarının en iyisini anladın mı? Mesela çoğu insan bizi beğenmezdi. Şöyle bakar, bulur, bir şey yapar.
Yani hatta öyle değil. Biz ahlakın terbiyemizi büyük deden aldık. Ondan sonra dedemizden, babamızdan, evvelerimizden aldık. Bu meslekte mesela bir arkadaşın işini yaptın. Kaç para? 300-500. Tamam mı? Veyahut da 100 lira. Tuttu 5 lira, 10 lira fazla vermek halinde. Çünkü hoşuna gitti, sevdi seni. Alman. Anladın mı? Olmaz arkadaşım. Benim hakkım bu. Hemen al cebe at. Veyahut da kaç para? Diğer gibi altı 100 lira, 150 lira. Ben bu 150 liraya dersem olmaz. 200 liraya dersem olmaz. Onun fiyatı neyse o.
Ne biliyorsun? Yani hiç kimseye kandıramayız. Üç kağıt açamayız, hile yapamayız. Bu yaşıma kadar ne yaptıysam her şeyin en iyisini yaptım. Hiç kötü iş yapmadım yani. Babamdan ilerleyin, oğlundan geri. Mesela benim yaptığım için babam yapmadı, yapamadı. Tırpanı B pazarda, başka bilmiyor muyum? Onların ne oluyor bilmiyorum. Cip makaslarından ben yaptım. Babam balyoz vurup verdi. O vurdu, yaptık. Güzel de tırpan oldu. Akşama da bileydin salla artık. Kör edecek diye bakma. Sonra o işler oldu, o işler başka makineler çıktı. Ben bıçak işine yöneldim.
Şimdi üç türlü bıçak var. Bir cep bıçağı, iki çoban bıçağı, hayvan boğazlamak için biraz büyükçe bıçak. Dövme çelikten, pastan mağazadan değil. Onlardan da yaparız ama en iyisi o çelikler yani. Makas çeliği, taksilerin helozon çelikleri,
veyahut da arabaların billaları var ya, onlardan. Yani bana çelik olsun su içer çelik.
Ne olursa olsun işin kralını yaparım. Ben ilkokuldan çıktıktan sonra babam yanı çırak olarak geldim.
Hemen hemen yaşım 80, 65 senedir. 15 yaşımda başladıysam babam yanında yetiştim. Ondan sonra şimdiki Allah’a şükür memnunum mesleğimden yani. Bunlarda şey yapıyorum ben, mazaklara sap yapıyorum, kazmalara sap yapıyorum. Ondan sonra yasla aç yapıyorum gördüğünüz gibi.
Ondan sonra tekne, kalba, o işleri yapıyorum. Yasla aç, oklava, müşteri ne isterse ona göre yapıyorum. O da satılıyor. Senin el emeğini isteriz biz diyorlar. Daha iyi görüyorlar demek ki öyle oluyor yani. Turistler doğru geliyor. Cumartesi bazıları biraz da beybazar yoğunluk oluyor. Onun için teyzem de bana yardımcı oluyor.
Kadınlarla falan alakadar oluyor. İyi oluyor yani memnun kalıyoruz birbirimize. O da haz ediyor, vakit geçiyor. Evde canı sıkılıyor. İyiyiz şükür Allah’a. İnozü Vadisi’nde rüzgara kapılır kelimeler. Sonra Anadolu insanının yaşamını yansıtan evlerin pencerelerine konarlar. Beybazar’ı evlerinin pencerelerine gönül gözüyle bakınca
şehre ait kelimeleri görürsünüz. Kelimeler selamdan, güzellikten, anılardan, huzurdan ve muhabbetten ibaret. Kelimeler mutluluğun nişanesi beybazarında. Sokaklarında bir selam dolaşır. İkram edilir tatlı dille bir lokum. Kırk yıl hatırlı bir fincan kahve. Gün başladı nasıl bitti anlamadan insanlar, evler, tatlılar, tuzlular ve mutluluklar birikir heybenizde. Üç beş paket derken arkadaşlar, eşime biz bunu daha çok istiyoruz. Ben yoruldum artık yapmayacağım derken bıraktım. Ama bir iki gün derken eşime baskı geldi arkadaşlarından. Ama neden yapılmıyor? Biz buna alıştık. Biz bu temizliği, titizliği biliyoruz.
Ramazan bitene kadar hep arkadaşlarımla birer paket. Paketlerimizde de dörtlü bazlama vardı o zaman. Birer paket derken Ramazan sonra bayram oldu. Bayramdan sonra ben bu işi kestim. Çünkü yoruluyorum rahatsızım. Yorulduğum için ben bunu yapmadım bıraktım. Bırakıncası bir hafta, on beş gün derken arkadaşlara yine baskı vermeye başladı eşime. Hani ne oldu bizim bazlama? Bana geldi eşim böyle böyle yapmayacağım.
Ben o arkadaşları kıramam dedi. 30 Ramazan biz onlardan ekmek yiysek biz bunu yapacağız dedi. Sonra çarşamba pazarına bizim buranın çarşamba pazarımız var. Senp Pazarı gibi o zaman bütün yani tek pazardı. Çarşamba pazarına gece yapıp saat üç liraya kadar yapıp sabah yedide otobüse binip buraya getirmeye satıyoruz. Yeşillikli bazı zaman derken. Pazarda iki günlüğünde bu iş olmuyor. Rahatsızlığımdan dolayı da çiftçiyiz ama çiftçiliğimizi yapamadık. Tek kişiyle de iş olmuyor. Çocukları evlendirdik. Üç kızım var ama üçünü de evlendirdik. Bir karı koca kaldık. Ben de rahatsızlanınca eşim tek kaldı. Mecburen biz bu işe yönelildik. Bu işe yönelince siz dükkan depo derken depo’dan dükkana dönüştürdü. Dükkandan da işte şimdi sizlere ben hizmet vermeye başladım.
Ama gurur duyuyorum. Çocuklarım yanıma geldi. Çalışanlarım destek oldu. Çocuklarım destek oldu. Bir kişiyle başladım. Şükür Allah’a şimdi çok insanlara ekmek vermeye başladım. Çok şükür. Ve de veriyoruz da. Çocuklarım destek. Ben artık ev hanımı oldum. Sadece hafta sonu anneme yardım için gelirdim. Ya da boş zamanım olduğumda şöyle bakardım annem ne yapıyor diye.
Annem az önce de söyledi. İşler boyunu açınca artık her gün gelmeye başladık. Bu esnada Türkiye’nin her yerinden talep edilen güzel ürünlerimizi tadanlar istiyorlar. Biz de bunun için imalathanemizi açtık. Onu kurduk. Rahatlıkla her yere ürün gönderebiliyoruz. Bazlamamızı, tarhanamızı, eriştemizi, yaprak sarmamızı ve baklavamızı. Benim iki tane kızım var bu arada. Onlar burada büyüdüler. Büyük kızım ana sınıfına gidiyordu. Şu an niseso.
Küçük kızım beziyle buradaydı. Yani hayatın nasıl bir şey olduğunu onlar burada öğrendiler. Sizlere hizmet ederek, sizlerle oturarak, kalkarak, kalkarak bu masalarda ders yaparak hayatın dersini aldılar aslında burada. Annemle birlikte oldum. Neyse ki gelmişim, neyse ki öğrenmişim eşimle birlikte. Neyse ki bu işe girmişiz. Yaş annemin şu an 70. Emekli de oldu burada.
Maaşını da alıyor. Emekli maaşını da çok şükür. Başarısını tamamladı. Diplomasını aldı. Allah nasip ederse şimdi biz de bu diplomamızı almak için eşimle birlikte bu yolda beraber yürüyoruz. Meyvezer insanı çok çalışkan, cevager insanlar. Oğuc üretimi de kışın, kış sebzesi zor şartlarda ekilir, dikilir. Üretimi yetiştirilmesi bir yıllık uzun süreli bir sebzemiz. Onun için beyfazar da yapılır. Ha şimdi Kırıkhan’da, Konya’da da üretiliyor ama beyfazarların oradaki arazilerin daha uygun, şartlarının uygun olması sebebiyle oralara da bu sebzeyi beyfazarlar taşıdı.
Ha bugün Türkiye’de havuc üretiminde yine %60 beyfazar diyoruz.
Ha bunun dışında İstanbul’un, İzmir’in, Antalya’nın, Adana’nın sebze ihtiyaçlarına da cevap veririz. Neyle? Usmanak, marul, taze soğan, turp, kırmızı pancar. Yani bütün sebzelerde beyfazarın zenginliği vardır, cevap verme potansiyeli de vardır. Bu meslek babadan kalma devam ettiriyor biz. Çırak bulamıyoruz, yetişen çırak yok.
Şimdiye kadar 40-50 senedir bu işi yapıyorum. Dedem de yapıyordu bu mesleği. Dededen babadan kalmış. Babadan da biz yapıyoruz işte. Şimdi devam etti diyoruz. Aynen böyle yine çekiyoruz. Eski kadar yok şimdi. İşlerinde de yok şimdi. Eski kadar da yok. Önceden güzeldi işte, iyiydi.
Şimdi yeni ayakkabı da çıktı. Faküresi sonunda çıktı bizim işleri. Öldürdü mesela bizim işleri şimdi mesela. Bizim işler şimdi eski kadar da yok. Yerde çorba kaynıyor. Yerde çorbayı kaynıyoruz. Çok şükür. Yerde emekliyiz. Yerde bu işi yapıyoruz yani. Bu ülkesinde bu işimizi yapıyoruz. Evet bu işten emekli olduk tabii.
Çoluk çocuk iki tane var. Evlendirdim, yuva zayibi yaptım. Onlar da çok şükür yuvalarını kurdular. Bu işi üzülüyorum. Arkamızdan gelen yok. Yapan yok. Çırak yok. Üzülüyorum tabii. Ya bu mesleğe göre, hiç bu mesleğe göre çırak gelmiyor şimdi artık. Yapan yok. Bakıyor iki üç gün çalışıyor adam. Bir hafta çalışıyor mesela bir çırak. Bakmışsın geldim.
Anam hasta bulmam. İşim var. Köye gideceğim. Gidiyorlar bir tabakmışsın yok. Gelmiyorlar ondan sonra. Evet. Selçukluer döneminde yapılan en büyük eserler burada gördüğünüz Sultan Alaeddin Camii 1225 yıllarında 800 yıl önce yapılmış.
Karşısında bulunan hamam da aynı şekilde onunla birlikte yapılmış. Hatta çınar ağacı da o yapılarla birlikte dikildiği için. Onun yaşı da 800 yaşları civarındadır. Daha sonra yine Selçukluer döneminde yapılan eserlerden şehrin girişinde Hacılar Köprü’sü olarak tabir ettiğimiz köprü var. Bir de ayrıca Nöbetçi Kulübesi olarak kullanılan Boğaz Kesen Kümbeti. Boğaz Kesen Kümbetinde Şah Emir Asaf Ebal isminde bir komutan ile Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Karaman Şehzadesi olan oğlu Şehzade Mustafa’nın mezarları bulunmaktadır.
Peki Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Şehzade Mustafa nasıl buraya gelmiş? Çünkü doğuya yapılan bir sefer sırasında Fatih Sultan Mehmed’in ordusuna katılmak üzere Karaman Şehzadesi Şehzade Mustafa Beypazar’ın da katılmak üzere gelir.
Burada da hastalanarak vefat eder. Oraya gömülür. Beypazar’ın evleri özellikle Osmanlı mimarisini yansıtır genellikle. Ahşap dokuma ve üzeri kireç sıvaydır.
Her kat bir daire şeklindedir. Hatta her oda daire şeklindedir. Mesela atay erkeli aile. Ana, baba, evlatlar o evde çoğaldılar, evlendiler diyelim.
Bir odayı bir aile işgal eder. O odada o ailenin ihtiyacı olan husülhane dediğimiz banyoluk daha sonra eşyalarını dizdikleri yüklük ve diğer eşyalarını koydukları dolaplar bulunurmuştur.
Tabii müşterek bir sofradan yenilir. Üç aile, beş aile de olsa bir sofradan yenilir. Ayrı ayrı odalarda kalınırmıştır.
Beypazar’ın evlerine girişi çok güzel bir kelimedir. İlk girdiğiniz yer boşluk adı hayattır. Hayattan diğer mutfağa, mahsene ve diğer yukarı katlara çıkan merdivenlerin girişleri bulunur.
Yani müşterek ailelerin yaşayabileceği her şey bu evlerimizde mevcuttur. Şey bakımından da çok rahattır. Sıhhı açıdan kışın, sıcak, yazın serin olur.
Adımlar yorulurken tebessümüyle İsmi Adalet’ten mülhem bir esnaf çıkar karşınıza. Beypazar’ının yakın tarihinde turizme, sanatta kültüre olan katkıda halkın birliğinin önemi muhakkak çok önemli. Çayın yanında ahiliyin hikayesini dinlemek gerek burada. Hangi esnafla konuşsan hoş sohbet. Yolda kime selam versen feraset ve muhsinlikle karşılama.
Bu mesleği babadan aldık. Babamızın şeyini devam ettiriyoruz. İşte 1980 yılında bu mesleğe başladık. O yıldan bu yana mesleğimizle ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.
Bakır, kalay, işleme. İşte geçimimizi böyle sağlıyoruz. Şimdi bu elimde görmüş olduğunuz bakırı düzeltip kalaylayacağız. Bundan bazı şeyler yapıyoruz. Örneğin saplı delikliği işte kullanılacak, kapkacak. Kalaylayarak bu işi devam ettiriyoruz. Özentimiz babadan kaldığı için bu mesleğe yapıyoruz.
İçeride yapmış olduğumuz bakırı şu anda kalaylamaya geçtik. Kullandığımız hakiki kalay ve nişadırdan oluşuyor. Bu kalaylanmadan hiçbir yemek, herhangi bir şey yiyilmez içerisinde. Bu kalaylama işlemi sadece bu ocakta haricinde hiçbir yerde olmaz. Nişadır ve kalaydan oluşuyor bu kalayın ham maddesi. Kömür, aynı zamanda körük, kısac ve pamuk. Pamuk özeldir, normal bir pamuk değildir. Normal pamuklardan hariç bir gazı olması, gazının olmaması, yanmaması. Normal pamuk yanabilir. Ama bunda yanma olayı yoktur. Bu kalaycı pamuğu diye geçer. Yıllardır aynı pamuk üzerinde devam ediyoruz.
Ankara’nın birçok ilçesinin çevrelediği İnozu Vadisi’ndeyiz. Sarp kayalıkları ve mağaralarıyla ziyaretçilerine görsel bir şölen sunuyor vadi. Burada doğa yürüyüşleri yapabilir. Milyonlarca yıldır doğanın kayalıkların değişimine şahit olabilirsiniz.
Benden önce rahmetlik İsmet ağabey çalıştırıyordu. Babasıyla beraber 108 sene çalıştırmış Hilmi amcayla beraber. O bırakınca, hasta olunca ben devraldım. İşte 20 senedir de ben çalıştırıyorum. Bu şekilde devam ediyoruz.
Tadilatçılığı Muharrem 1391-1891’e tahakkü ediyor. 200 senelik bir fırındır burası. Ondan öncesini bilmiyoruz. Belki de daha fazladır yani. 1891’de yangın olmuş Beypazar yangını’nda. Sonra tadilat olmuş. Ondan önce kaç senelik de bilmiyoruz yani. 200 senelikten fazladır fırının tarihçesi. Biz burada Beypazar gölceği yapıyoruz. Tavuk eti, tane eti, kuzey eti isteğe göre yapıyoruz. Bir gün önceden sipariş verirler. Siparişe göre hazırlarız. Saatini söylerler. O saatte gelir alır giderler. Etin pişme süresi 16 saattir. Tavuğun pişme süresi 6 saattir.
Bir gün önceden sipariş vermelere gerekir. Hazır da olmaz biz de. O şekilde çalışıyoruz. Hafta sonları Cumartesi Pazar’ı dışarı sohra kuruyoruz. Yabancı turistlere servis yapıyoruz. O şekilde devam ettiriyoruz bu işi. Beypazar’ında Bozkır’da açan bir güle bakar gibi bakmak gerek. Evlere, yollara, insanlara.
Hayat tecrübesiyle yüzlerce yıllık aştan, emekten, kardeşlikten ve tarihten bir dem sunar misafirlerine. Bir fırıncıya, bir marangoza, aslan gibi duruşuyla münevver milletin demirci evladına bakarsın. Peygamber mesleklerinin temsilcilerini tanımak namına evlerin, sokakların arasında ararsın. Beypazar’ının şiire ilham sakinlerini.
Kadının gücünü, erkeğin sabrını, çocuğun yardımını gönül gözüyle görmelisin.
İşte Beypazar’ı böyle bir aile olmuş. Kocaman ve mutlu bir aile.
Ben de Beypazar’ına Ağaçsanem, hani laf aramızda 45 senedir hizmet veriyorum. Hem önce tabi sporcu idim oralarda. Daha sonra bir trafik kazası yaşadım. Trafik kazası yaşadıktan sonra spor hayatı bitti.
Onun yerine işte el sanatları başladı ve arkasından da müzikle ilgilenmeye başladım. Ne yalan söyleyeyim, el sanatları ve müzik beni hayata bağlayan iki unsur oldu. Hayata bağlayan iki unsur oldu diyorum çünkü kazayı geçirdiğimde yaşım 22 idi.
Ben her sabah 15 kilometre koşan ben o kazada çok büyük engellerle karşılaştım. Ne yalan söyleyeyim, sol gözümü kaybettim, sağ gözüm felç oldu, 5 derece görebiliyorum. Sol kolum kısaldı 6 santim, sol bacak kısaldı.
Yani 22 yaşında pek Allah’ın gücüne gitmesin, pek hoş bir duruma düşmedim. Ama yine de bu yaşantımı Cenab-ı Allah bana nasip etti. Annem rahmetli, yavrum dedi, şimdi acaba dedi bu 22 yaşında bu hale gelmiş bir vatandaş
ayna da kendini gördüğünde ne yapacak diye. Bana da söylüyor baktım aynaya, azıcık gülümsedim. Anacığım dedim Cenab-ı Allah bundan sonra Mustafa Kutlu’nun modelini bu şekle getirdi ve dedi ki bundan sonra yaşantı modelin bu dedi. Ben de bunu ister ister ister istemem Mustafa kabul edeceksin. Yaradan böyle münasip görmüş. Dedim ve bundan sonraki yaşantımı bu şekilde sürdürdüm. Ne yalan söyleyeyim. Sabahları kalktığım zaman, aynada kendimi gördüğümde kendime merhaba diyorum, gülerek. Evet evet gülerek, merhaba sabah şeriflerin hayır olsun diyorum. İnşallah bugün ve her gün işlerin rast gitsin diyorum kendi kendime. Evet ben beni seviyorum. Evet evet ben beni seviyorum. Bu şeklimi de seviyorum. Mutluluk mutluluk o kadar yakınımızda ki. Bir gün sordum sen dedim musluğu açtığında su akarken gördüğünde mutlu oldun mu diye. Yok. Evinde sofranda ekmek var, aş var, su var diye mutlu oldun mu? Her ufacık şeyden bile mutluluk çıkartabilirsin. Aramaya gerek yok ki ya. Mutluluk yanımızda be. Hemen dibimizde ya. Biz neymiş musluğu açınca zaten su akacak. Yok ya. Yok. Ondan da mutlu olacaksın. Her şeyden mutlu olacaksın. Yani kendini mutsuzluğa teslim etmeyeceksin.
Ankara’nın Güzide ilçesi Beypazar’ı insanın hikayesiyle Oğuz’dan, Osmanlı’dan ve Türkiye’mizin tarihinden güzel bir örnek oluyor Anadolu yolculuğunuza. Tırnaklarıyla kazıyarak işine emek, gülümsemeleriyle yaşama umut veren insanların duası kalıyor ziyaretinizden bakiye. Sanki bir şiirin son mısra gibi Allah’a emanet ol diyor diller.
Her şey silinip gidebilir de bakıştan dostluk, kardeşlik ve hatıralar asla silinmez gönül diyarından.
Diyerek Beypazar’ı yazılıyor anılara.
İlk Yorumu Siz Yapın