Bursa’da Kaza Geçiren Genç İHH Kahramanları | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Mehmet Akif Kaya | 4K
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=YE7TVUqGD9w.
Online alışverişte güven arayanların adresi Özboyacı Altın, Bekir Develi ile peynir gemisini sunar. Mukaddem doğru söylem Murat Can’a bir şey mi oldu? Geçirdikleri bir trafik kazası neticesinde dördü de hemen orada şehit oldular.
Biz meslek yapıyoruz yani, onların da sıradan oldu demek ki. Aynen şunu söyledim, dört cenaze dedi, adli tıpta dedi, direkt adli tıpın önüne geldi. Telefonu açıyor, olay anında hemen herkes beni Facebook’ta sosyal medyada etiketliyor. Murat Can Mehmet Akif Kayan’a oldu, şehit oldu dedi. Hamza da arabada öyle övülüyor. Bunu o kadar iyi anlıyorum ki yani ben de çok küçüktüm babamı kaybettiğimde. Bu kadar iyi anlıyorum ki. Huzur hazirun cemiyeti irfan, laindir, kafirdir, dinsizdir şeytan. Şeytanın laimliğine kafirliğine, dinsizliğine, Rahmanın birliğine eyvallah. Şol gökleri kaldıranın, donatarak dolduranın, ol deyince olduranın 99 adıyla. Kıymetli dostlar hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Hayırlı Cumalarınız olsun. Rabbim şu vakitler hürmetine, sizleri ve bizleri affedilenler zümresine ilhak buyursun. Hatırlarsanız geçen sene 27 Kasım’da bir haber düştü ajanslara. Haverde hakikaten hepimizin yüreğini yakan, hepimizi böyle üzen, düşünceye sevk eden böyle ibretlik bir haberde herhangi bir haber değildi. Çünkü her haber, günümüzde duyduğumuz gerek yazılı, gerek görser basında işittiğimiz çoğu şey,
haber niteliği bile taşımıyor ama bu üzücü bir haberdi. 4 tane genç İHH’a gönüllüsü, genç Bursa’daki liseli çocuklara o milli teknoloji hamlesinin bir hizmeti olsun için, o çocukları da milli teknoloji kavramıyla, mevhumuyla tanıştırmak için yola çıkmışlardı. Bu gençler Kaan Tığlı, Murat Cankaya, Yusuf Taha Göktaş ve Tarık Keseci kardeşlerimiz de. Sonra bunlar geçirdikleri bir trafik kazası neticesinde dördü de hemen orada şehit oldular.
Bir gün Murat Cankaya’nın babası Mehmet Akif Kaya’yı misafir edeceğiz. Bir kahrama yetiştirmek tam olarak nasıl oluyor? Hem kendisinden öğreneceğiz hem de o olaydan sonra Mehmet Akif ağabeyinin hayatında, muhtereme hanımefendinin hayatında ne değişti? Bu aslında bir kayıp mı? Yoksa bir başka pencereden, rahmet penceresinden bakıldığında bu bir kazanç sayılabilir mi? Birazcık bunu öğreneceğiz, hasbihal edeceğiz. Ağabey hoş geldiniz. Hoş bulduk, çok teşekkür ederim. Nasılsınız Mehmet Akif ağabey? Elhamdülillah, sağ olun. Allah razı olsun. Sizler nasılsınız? İyisiniz inşallah. Bizler deyiz şükürler olsun. Gençsiniz maşallah. Çok teşekkür ederim. Kaç doğumlusunuz? 1977 doğumluyum. 1977’lisiniz. İyi maşallah. Öncelikle başınız sağ olsun ağabey. Allah razı olsun. Rabbim sizi evladınızla cennetinde cem eylesin. Amin. Onun size şefaatçi kılsın inşallah. İnşallah. Başınız sağ olsun. Allah razı olsun. Şimdi Bahçeli Evler’de ilk İHH ile tanışması öyle oluyor herhalde. Siz vesile oluyorsunuz diye ben okudum birazcık. Evet. 2019 yılında. Aslında 2018 yılında üniversiteye kayıt yaptırmıştı. Kendisi İstanbul’da kaldı. İstanbul Üniversitesi bilgi belge yönetmeni, kütüphane arşiv bölümünü yaptı. Kendisi Osmanlıca’yı çok sevdiğinden dolayı iyi Osmanlıcası vardı. Bu bölümü seçmesi sebeplerden bir tanesi de işte arşiv ile Osmanlı ile olayından dolayı. İstanbul’da kalınca ne yapabiliriz? Murat Can 5 yılda Kur’an kursuna kalmıştı zaten. 5 yıl bizden uzak kalmıştı evimizden. Hafta sonları geliyordu.
Kendisine işte genç İHH Bahçeli Evler’de görev alır mısın dediğimde kendisi biraz sosyal bir çocuktu. Olur dedi. Orada sağ olsun personel olarak çalışan mukadder kardeşimiz vardı. O da genç olduğundan dolayı biraz da onun ilgisi alakasından dolayı orada başladı böyle Bekri Abi. 2019-2020’ye kadar bir buçuk yıl orada görev yaptı Bahçeli Evler İçesi sınırlar içerisinde. Nasıl bir çocuktu Murat Can?
Murat Can çocuk bu çok sessizdi aslında böyle kendisi çok sessiz bir çocuk derler yani yaramaz bir çocuk değildi. Sessiz bir çocuktu ama okumayı seven bir çocuktu. Arkadaş edinmeyi çok seven bir çocuktu. Bize çok düşkündü ailesine çok düşkündü. Benim yetim büyüme möbile dert edinen bir çocuktu. Babanızı küçük yaşta mı kaybettiniz? Evet 7 yaşında ben babamı kaybettim. Allah rahmet eylesin. Yetim büyündüğüm dolayı o da böyle bize ailesine çok düşkündü.
Yani baba yetimliğini hissettirmemeye çalışıyordu yani. Herkes oğluna aslında yapar ama oğul babaya yapmaya çalışıyordu. Kur’an kursundaki güzel başarılı bir okuması kendi okulu ile devam etmesiyle birlikte Kur’an kursundan çıktıktan sonra kendisi biraz o çocukluk sakinliği biraz gitti. Biraz daha sosyal oldu biraz daha iletişim girişimcilik gençlerle muhabbet etmeyi çok severdi.
Zaten genç yığa başladıktan sonra tamamen Murat Can bambaşka bir çocuk. Yani tabi ikinci bir üniversiteyi okuma gibi bir yere başlamış oldu. Her gün artık hayatını ve okulunu ve ailesini üçünü bir eksene koyup öyle devam ediyordu. Kaç yılında oldu tanışması ilk tanışması sizin götürüp oraya da oraya bahsediyordu. İlk tanışmamız 2013 yılında Mısır’daki bir darbe konusu olmuştu. Protozitolojisi için bir mesaj çekmişti. Bir gösteri düzenliyor. Tam yatacağımız zaman on biri gibi. Onlarda küçük bir kardeş var Hamza birlikte Murat Can’ın 13 yaşındaydı. Dedim hadi gidelim. Gidiyoruz dedim. Tabi çocuklara arabaya atladık. Mısır konsolosluğunun önüne gittik. Tabi bizim için aslında her zaman gittiğimiz bir yerdi. Her zaman mazlum coğrafyadaki insanları desteklemek amacıyla dua etmek amacıyla gittiğimiz yerlerdi. Ama çocuklarımız için öyle değilmiş. Yani Murat Can ve Hamza o pankartları eline verdiğimde işte oradaki sloganlara eşlik ettiğinde. Sonradan öğrendik ki işte 2013 yılında aslında başlangıcı. Murat Can şöyle yazıyor. 2013 yılında Mısır konsolosluğunun önüne ilk yumruğumu mazlum coğrafya için havaya kaldırdığım gündü. Aslında iyilik tohumlarımı o gece atmışım farkında değilim. Yani aslında ilk tanışması ilk böyle İHH ve toplumdaki… Bir aidiyet hissetti.
Evet hissetti. Sonradan düşündüm gerçekten bir baba olarak bunu ben farklı bir kalabalığın içine götürseydim. Heyecanını orada alır mıydı? Ya bir futbola, bir siyaset ya da bir konsere sanatçı. Demek ki onu ben farklı bir toplumdaki bir havaya sokup o heyecanını oradan aldı. Demek ki o eğlenecek yer değil kişiliği koyacak bir yer arıyor. Yani kişiliğini, benliğini, kimliğini konumlandıracak bir topluluğa ihtiyacı varmış. Orada eğer bu cümleleri o yazdıysa ki öyle diyorsunuz. Evet evet Twitter’ın da sonradan okuduk. Hani demiş ki ben buraya aitim. Ben o yaşlarda ilk defa Adana’da bir konsere gitmiştim. Hayatımda hiç daha önce konsere gitmemiştim. Biri çıkmıştı ismini söylemeyeyim. Biri çıkmıştı. Esselamun aleyküm dediğinde dedim ki ben buyum işte. Yani o kadar etkilenmiştim ki onun o selam verişinden ve özgüvenli sahne de duruşundan. Dedim ki bu adam neyse ben de ondan olmak istiyorum. O zaman kendi kimliğime, kendi aidiyetime dair bir şeyler bulmuştum orada. Zannediyorum Murat Can’la da öyle olmuş. Kesinlikle öyle oldu. Kesinlikle. Yani oraya götürmem, onu, benliğini, o gençliği kendisini oraya hissetti. Öyle devam etti. Peki. Ondan sonra IHA ile beraber artık yardım ve sosyal faaliyetlere başladı. Kendi gündem oldu orada yani. Kesinlikle. Ne yaptı, ne yapıyordu? Ne yapıyordu? Bahçelerlerde ilk önce liseli öğrencilere, okullara sunuma gidiyordu.
İşte Afrika’daki insanların katarak sunumunu yapıyordu. Oradaki insanların gözlerini kaybediyordu. İşte eğer ameliyat olmadığı zaman çok ucuz bir rakamla biliyorsunuz oradaki insanların gözlerine vesile oluyordu. Devamlı sunumlara bunları, bunu yapıyordu. Su kuyusu sunumunu yapıyordu. Yani kirli bir su götürüyordu. İşte bunu içer misiniz gençler? Temiz su götürüyordu. İşte oradaki insanlar bu şekil. Bunu sunuyordu.
Önündeki hayvan hakları ile alakalı bir iş olduğu zaman onlarla bir program yapıyordu. Gençlerle kampa çok gidiyordu. Yani Türkiye’nin çeşitlillerinde. İşte Hayatın Resmi Çek kampı vardı. Teknoloji kampı bunlardan bir tanesiydi. Farklı farklı kamplara götürüyordu gençleri. Toplumdaki bazen bakıyorsun ki bir meydanda o yeleklerini giymişler. Zigara izmariti topluyorlar. Bir algı olsun. İnsanlar çöplerini yere atmasınlar. Sizi çok seviyordu. Sizinle alakalı bir şey kitap talibi yapılacak. Onları topluyordu. Farklı hocalarımızın talilini yapıyordu. Bu şekil gençlerle haftada bir gün toplantısı vardı. Ramazanlarda bildiğimiz gibi her zaman etkinlik yapılıyordu. Bu şekil devam ediyordu. Yurt dışına falan gitti mi kendisi? Evet 2019 yılında Rabbim nasip etti. Pakistan’da kurban çalışmasıyla alakalı. Yönetim kurulumuzdaki abilerimizle birlikte oturduk. Onun böyle bir çalışkanlığı gençlere artık ilgilendiğinden dolayı ona bir mükafat nasip oldu Rabbim de. Biz bu yıl Pakistan’daki tercihimizi Muratcan Kaya adına kullanmak istiyoruz dediler. O çok heyecanlandı. Yani Muratcan sen gideceksin kurban çalışmalısın. Bahçelerevleri temsil olarak. 2019 yılında Pakistan’a gitti kurban çalışması için. Kaç gün kaldı orada? Orada 6 gün kaldı. İslam-ı Abad’da kaldı. Dönüşü çok farklıydı. Ne diyor?
Yani dönüşü oradaki yetimhanelerdeki çocuklarla ilgilenmesi. Oradaki çocukların eğitimi mesela şöyle anlattı. Baba dedi bir yetimhanemiz var. Ubeyde Vakfı. Buradaki çocuklar yetim olduklarından dolayı Karete ve Judo eğitimi görüyorlar. Yani Kur’an dersi farklı Arapça dersi harici. Neden sordum? Niye Karete, niye Judo? Yetim olduğundan dolayı kendilerini savunmasından dolayı böyle bir eğitim görüyor.
Hatta Orta Asya’da birincili, ikincili şampiyonluk bile o yetimhaneden çıkan çocuklar olduğunu söyledi. Ve hepsi de okulu okuyormuş. Yani doktor olan, gerçekten avukat olan, dünyanın çeşitli bölgelerinde hizmet edenler de olmuş. Oradaki o çalışmalar keşmire gidiyor. Keşmir’deki Müslüman kardeşlerimizle buluşuyor. Oradaki kurban çalışmaları ile alakalı. Çok etkilenmişti. Yani dönüşü daha farklı bir muratçan oldu. Yani mazlum coğrafyayı gördükten sonra ben mühendis olmama orada anladım diyen bir Tarık Kezikçi kardeşimiz vardı. Muratçan da sanki öyleydi. Mazlum coğrafyayı gördükten sonra evet biz boş durmayacağız, çalışacağız, daha çok gençlere ulaşacağız, daha çok yetimlere ulaşacağız. Öyle bir hala oldu. Zaten ondan sonra kendisi Bahçelerlerden İstanbul Genç Yağı Genel Merkezi’ye onu aldı. Orada bir 3 ay Teşkilat Başkanlığı, 2 ay da Bölge Başkanlığı yaparak İstanbul Lise Sorumlusu olarak Muratçan’a teslim ettiler. En sonki görevliydi. Şimdi keşmir diyorsanız, mazlum coğrafyayı diyorsunuz belki şu an sokakta rastlasak 10 gence sorsak keşmir nerededir diye ya haritadaki yerini bile bilmezler, bilmeyebilirler. Ya da Katarakta hakkında ne biliyorsunuz ya da suyun arıtılması hakkında ya da gönül coğrafyamız diye tabir ettiğimiz Afrika’da o Müslüman kardeşlerin yaşadığı çil hakkında çoğu fikir sahibi değildir. Siz bir baba olarak bizlerin yapamadığı neyi doğru yaptınız da Muratçan bu kadar aşk ile bu işlere böyle dört elle sarıldığınızı? Evet, bu soru genel… Yetiştirirken ne yapıyorsanız? Evet, bunu genellikle çok soruyorlar. Ben de şöyle söylüyorum Bekir ağabey, kendisini inşa edemeyen evlatlarla inşa edemez. Yani Allah Resulü’den örnektiğimiz devamlı onu okuruz. O söylemleriyle eylemleri bir olmuştu. Çocuklarımızın en büyük etkenliklerden bir tanesi bu.
İnsan aile kavramında en ikinci annesi ve babası kendini inşa edecek. Çalışmalarında, İslami çalışmalarında söylemlerinde eylemlerine mutlaka geçiyorsa çocuk nasıl dışarıdaki etkenlikte etkileniyorsa anne babadan da etkileniyor. Bizim evimizde iyilikler konuşulurdu. Dedikodu yapılmazdı asla. Yardımlar konuşulurdu. Evdeki bu konuşmalarımız çocuklarımıza etki yaptı. Tabii ki bunun yanında Kur’an çalışmamız mutlak olacak her Müslümanın evinde olduğu gibi. Onlar olması gereken şeyler.
Peygamber Efendimiz’in hayatını çok okutturdu. Bir de gerçek manada hani vücut neyle beslenirse, gıdayı neyden alıyorsan, ruhen yeme gıdası ne oluyorsa ondan büyüyor. Ruhen gıdasını da iyi nasiplendirdik. Nasiplenince Rabb’im de öyle güzel bir evlat oldu diye düşünüyorum. Namazları kaldırır mıydınız sabah namazlarına kalktığınızda? Kesinlikle hatta kendisi kaldırıyordu. Tabii tabii. Onun küçük kardeşi de var Hamza. Allah razı olsun. O da yani bazen düşünüyorum diyorum biz zamana kadar çocuklarımıza örnek olmuşuz ama zaman geçtiği sanki onlar bize örnek olmuyor yavaşlardır. Dönüyor değil mi yavaş? Tabii dönüyor yani. Gelip sabah namazı hadi kalkın bakalım bağırma böyle. Abi şey mi Hamza kaç yaşında şu anda? Hamza da 18 yaşında şu anda üniversiteye geçecek inşallah. O ne yapıyor? O da şu anda kendisi best’i okuyor. Sporçu kimliğiyle beraber. O da abisiyle birlikte bu çalışmalara yavaş yavaş katılan birisiydi. Daha Müratcan diyor daha büyüğün hepinizi alacağım küçük bir medine kızımız var ellerinizden öpeyim. Üç çocuğumuz var. Evet üç çocuğumuz var. Hamza şu anda best’i hazırlık kurslarına gidiyor. Sınavlara giriyor inşallah İstanbul’dan güzel bir üniversite. Beden etim öğretmenliği gibi. Katılıyor mu o da IAHA’ya sosyal faaliyetle? Tabii tabii. Katılıyor. Kızımız kaç yaşında? Kızımız 13 yaşında.
O da liseye geçirdik inşallah bazıları imam hatip de ortaokulda bitirdi. Şimdi Kur’an kursuna gidiyor şu anda yazları. Bırakmıyoruz yani bırakmamak lazım. Bıraktığımız anda sosyal medya kapıyor. Mahalledeki insanlar kapıyor. Çevreleri kapıyor. Bir de iyi arkadaş tabii aileden ziyade. Bekir ağabey. Aile bir yere kadar oluyor. Aileden sonra biraz da arkadaş çok önemli. Bizim büyüklerimiz her zaman şöyle dua verdi. Allah çocuklarımızı iyi insanlarla kaçtır. Yani ben hakikaten çok dua ediyordum. Çünkü yetim büyüdüğümden dolayı çocuklarıma çok itinayla büyütmeye çalışıyordum. Her şeyiyle ilgilenmeye çalışıyordum. Baba oğlu ilişkisini atlatıp arkadaş ilişkisini aradaki mesafeyi koruyup sonradan dava arkadaşlığı oturtturduk. Zaten onu oturtturttuktan sonra mükemmel bir baba oğlu ilişkisi oldu. Çünkü dava kardeşliği, dava arkadaşlığı oluyorsun. Evet.
Hakikaten bakıyorsun dava kardeşliği, arkadaşlığı olunca fikriyat, zihin, konuşma her şey beraber oluyor. Birbirimizi daha çok iyi anlıyoruz. Maşallah. Şimdi o gün bu gençler şey gidiyorlarmış Bursa’ya. Oradaki liseri gençlere milli teknoloji ile alakalı konferans bir nef. Böyle bir kamp gibi bir şey. Evet, evet kamp evet. Ve bakıyoruz orada o gün şehit olan dört gencin titrine İstanbul genç ihabı başkanı ve Türk Telekom verim mühendisi Kaan Talip Tığlı var.
Genç İHA personeli Murat Cankaya var olunuz. Evet. 7 ilal teknoloji takımları sorumlusu Yusuf Taha Göktaş var ve Baykar uçak mühendisi ve İHA gönüllüsü Tarık Kesekçi var. Evet. Dördü de orada şehit oluyorlar. Evet. Biraz anlatmak ister misiniz o gün orada Bursalı çocuklarla buluşmaya gidiyorlar oradaki delikanlılarla.
İstanbul’da şöyle Bekir abi liseli okullar var işte uluslararası lise önemli liselerimizdeki robotik kodlama diye bir sınıf açıyorlar. Bu sınıftaki çocuklarımız yönlendiriliyor. Buradaki her okuldan iki üç tane gerçekten çok zeki çocuklarımızı 48 kişiyi belirliyorlar. Yani bunu Ümraniye’den, Sultanbeyli’den, Sivri’den İstanbul’un kapsamında bunu belirledikten sonra bir gün önce o çocuklarımızı Üsküdar’dan yolcu ediyorlar. Oradaki Bursa’daki yerimize konferans verileceği yere. Bunlar hazırlık yapıyorlar oradaki çocuklara sabah kahvaltısı verilecek şu verilecek böyle bunlar Fatih’teki merkezimizde hatta Muratcan’da gitmiş dışarıdan bir şeyler almışlar sandviç yapmış falan böyle. Hazırlık yaptıktan sonra ben kendisini aradım saat 10 gibi nerede olduğunu söyledim dedi buradayım dedi yarın dedi kampınız var hazırlık yapıyorum baba. Sonra Ali Beyköy üzeri gelirsen dedim halan geldi onu görelim eve öyle beraber geçelim normalde böyle baba ben geçeyim derdi yani böyle hadi birazdan 21 yaşında olunca artık biraz şey oluyor. Hiç şey yapmadı tamam baba geliyorum dedi geldi oturduk 11.30-12’ye kadar normalde Muratcan ondan 1-2 hafta 15-20 gün hep geç geliyor biz yatıyoruz o geç geliyor. Hani bir türlü oturup muhabbet edemiyorduk. Sanki Rabb’im böyle evet son akşamınız son geceniz Muratcan da sizi kırmak geldi oturduk muhabbet ettik arabayla peş peşe Bağcılar’daki evimize gelirken yolda beni aladı. Baba dedi ben Başakşehir’e bir arkadaşım var bilgisayar ve fotoğraf makinesini almaya gidiyorum bu arkadaşımız bizden gelecekti ama ben onu iptal ettim. Tarık Kisekçi abimiz kendisi Covid geçirdiğinden dolayı son gün bitmiş biraz halsiz onu arabaya alacağız bir arkadaşımızı iptal ediyorum dedi.
O gün Başakşehir’e gidip o arkadaşımızı alıp eve geldi.
Sabah ben namaza kalktım da evde yoktu çıkmış. Erkenden çıkmış. Kim kullanıyormuş? Muratcan kullanıyordu. Normalde hani sabah namazı kalktın çıkmış aranmaz hani gençler bazen aranmıyor yani çocuklar böyle ya baba artık niye arıyorsun? Siponaz etme darlanmıyor. Öyle gibi oluyor böyle. Hasbel Kader’i aradım dedim Muratcan ne yapıyorsun oğlum neredesin? Şimdi şu anda Başakşehir’deyim Tarık abimizin evinin önündeyim onu alıp inşallah Kanağ’ı ve Yusuf’u aldıktan sonra devam edeceğiz. İyi dedim Allah yolunuza açı gezsin. Dedik son konuşmamı yaptıktan sonra 9.45.10 gibi olayın olduğu saatler arayayım dedim gittiler mi yerlerine? Çünkü iki saat iki buçuk saat. Bir aradım telefona bakmadılar. İki aradım bakmadı. On dakika sonra bir daha aradım telefona.
Aklımdan şöyle bir şey geçti toplantıda olsa baba toplantıdayım baba dönerim baba yoldayım mutlaka mesaj atar Muratcan. Kesinlikle atardı yani merak ettiğini bildiği için atardı ama bu sefer atmadı. Atmayınca Allah Allah dedim böyle kapattım yani yine bir şey olmamış gibi kendim arabamı muayene için büyükçekmeceye yol aldık gidiyordum. Giderken tekrar aldım yani bu söylediğim hepsi yarım saat kırk dakikan içinde oluyor.
Tekrar tekrar bakmadı. Tam büyükçekmece meyve lüktüsünden devam ederken ilk önce ona dokunan kişi bahçelerde dediğimiz mukadder kardeşimiz aradı. Arayınca Allah yolunuza açı gezdim dedim. Yani mukadder normalde aramaz. Bu saatte aramaz. Hani Yenibos da doğmuş olsam onların evinde orada da değilim. Acaba bir şey mi oldu? Kaza mı yaptılar? Yani ölüm aklıma gelmiyor. Ama kaza mı yaptılar acaba?
Acaba diye bir içme şey oldu. Telefon açtım. Abi neredesin dedi. Dedim böyle böyle abi dedi kenara çeker misin arabayı dedi. Yani yoldayım kenara çeker misin dedi. Ben çektim tabi buyur mukadder dedim. Abi neredesin beni al dedi. Ben de direkki şunu söyledim. Mukadder doğru söylemem Murat cana bir şey mi oldu dedi. Daha henüz bir şey açıklamadan çünkü arabayı çek. Hani insanın içine düşüyor ya bir de toplumdasın bazen bize de düşen o görevler oluyor.
Denekçilik yaptığım zaman hadi sen söyle. Abi dedi kaza yapmışlar. Dedim mukadder doğru söyle Murat cangül gitti mi? Abi gel ben al dedi. Tabi döndüm orada tabi şinevlere gelene kadar gelemiyorum. Artık ben olayı tamamen iç dünyamda kapattım. Bunlar şehit oldular. Bunlar öldüler ama hani yüzde on derler ya devam bırakmak lazım.
Her zaman da onu yani bütün hayatımın her şeyi geçiriyorum oradan şinevlere gelene kadar. Ayağım titriyor gaza basamıyorum duruyorum ağlıyorum. Bu arada çocuklar arıyorum ne yapıyorlar eşimi arıyorum dayılarını arıyorum falan böyle. Haberdar değiller. Değiller ilk önce işte Hamza maça gitti top oynayacak falan böyle. Bir de korkuyorum işte mutlaka bir şey olup basına düşerse aklımdan geçiyor. Orada gör yani her şey aklına geliyor Bekir abi.
Yani o kadar aklıma geliyor ki ben Bursa’da bir arkadaşımı aradım. Dedim çok acil şu hastane ya da şuraya gidin dedim böyle bir haber var mı? Hangi hastanedelermiş? Büyükşehir hastanesi Bursa ama tabi hastanede değiller Bekir abi. Bunlar tamamen orada şehit olduklarından dolayı direk adli tıpa bildiğim kadarıyla. Dördü de olay yerinde şehit. Olay yerinde şehit oluyorlar yani.
Orada il başkanımız Mehmet abi vardı Mehmet Kesmen abimiz. Onu aradım o da dedi şu anda yoldayım bilmiyorum. Dedim Mehmet abi dedi bir şey olduysa söyle de en azından ben babasıyım. Ben bileyim en azından eşime çocuklarıma ben söyleyeyim. Basınlar sağdan soldan duymasınlar. Duymasınlar hani bir şok geçirler. Ben aç yok elhamdülillah biz inanmış insanlarız ben söyleyeyim dedi. Sessiz kaldı Bekir abi. O da söyleyemedi.
Çünkü o da biliyor ama o da söyleyemedi bana. Sessiz kalınca ben tamamen anladım şınavlara geldim arkadaşlar aldık. Tam arkadaşlar aldım eşimin yanına gelirken telefonu çağırdım. Telefon Muratcan. Baktım oğlum Murat yazıyor. Tabii mutlaka dedim ki ya jandarma arıyor beni ya da orada telefonu düşürttü arıyor. Tabi biz artık olayı öğrendik. Öğrendik ama hani derler resmi dilden bir şey duymadın. Biz olayı duyduk.
Her şey arkadaşlarımız adli tıpın önüne gitti her şey tamam. Orada adli tıptaki bir kardeşimiz yani demek ki onlar her şey sıradan oldu onların. Bizim meslek yapıyoruz yani. Onların da sıradan oldu demek ki. Aynen şunu söyledi bana açtı. Dört cenaze dedi adli tıpta dedi direkt adli tıpın önüne geldi. Oh ya arkadaş ya. Öyle deyince ben arabayı eylem şınavlarda arabaya yapıştım öyle. Yani o zamana kadar zaten biliyorsun.
Biliyorsun ama ya ben şimdi sıradan diyorsunuz bir şekilde de ben ağzımı çok pis bozarım burada yani. Hatta yani insan olun birazcık be. Ki baba yazıyordur mutlaka baba yazıyor. Yani o telefonumda. Direkt öyle deyince ben. Demin dediğim gibi biliyorsun. Evet herkes söylüyor. Öğremişsin. Ama hali içinde şey var. Acaba yaralılar mı?
Yani hep böyle geçiyorsun yani. Kabullenemiyorsun yani. O adli tıptaki arkadaşımız yani gittim sordum ama bulamadık tabi bir şey yapamadı dedim. Yani niye öyle söyledi falan. Dört genç dedi adli tıptalar direkt buraya gelin dedi kapattı. Cenaze dedi. Ben o anda şınavları tam eve giderken eyledim. Arabanın üzerine kapalıydım iyice.
Çünkü artık bitmiştim ağlamaya başlıyordum tabi ki yani iç. Su içmek ister misin? Kendimi hemen toparladım. Çünkü kardeşi var. Annesi var. Artık onları ben onların yanında daha güçlü durmam lazım. Kendimi perişan etmemem lazım.
Allah’tan geldik Allah’a gideceğiz. Artık hani Allah’a sığınıyorsun. Çünkü hiçbir şey olmuyor. Dua ediyorsun Allah’a sığınıyorsun. Bizi tek teselledecek kişi o. Artık kimse etmiyor. Tabi kafamdan çok şeyler geçiyor. Bekir abiye gidene kadar işte Rabb’imin diyorum Allah Resul’ün imtihanı yaşıyorum. Yetim büyüyorsun evlat toprağı gömeceksin.
Efendim Efendimiz de yetim büyüdü. Artık bunlara gidiyorsun ki başka şey olmaz. Başka teselli bulamıyorum. Ama korkum var. Eve gidip eşime ne söyleyeceğim? Hani biz aldım artık ikinci bir şey zorluk çekmeye başladık.
O arada oğlumuz maçtaydı. Arkadaşlarına söyledim ki maça almayın hemen direkt eve getirin. Ama şunu akıl edemedik yani eve getirin bir şey sormayın ama telefonu da elinden alın. Telefonu açıyor olay anında hemen herkes beni Facebook’ta sosyal medyada etiketliyor. Muratcan Mehmet Akif Kayan’ın oğlu şehit oldu diye. Hamza da arabada öyle öğreniyor. Şok geçiyor çocuk. Eve gelirken sosyal medyada eve geldim tabi evin öyle kalabalığı falan. Bir şey söyleyebilir miyim burada? Yani bu şerhi düşelim. Ben bunu daha önce uzun uzun yazdım. Buradan tekrar söylüyorum. Çünkü Müslümanım Allah’a inanıyorum. Bu benim sorumluluğum. Ben bunu söylemek zorundayım. Bir cenaze haberini, çevrenizde yakınızda sağdan soldan vefat eden birinin haberini sosyal medyada yazmak ilk duyuran kişi olmak bir erdem bir fazilet değildir. Hatta Efendimiz aleyhissalatü vesselamın buyruğu var. Kötü haberi yaymayın. Kötüyü insanlar ilk sizin ağzınızdan duymasın. Bu bir meziyet değil. Allah rızası için sizden istirham ediyorum. Yalvarıyorum bu huyunuzdan vazgeçin artık. Çünkü biz çok benzerini merhum Ömer hocamın vefatında yaşadık. İnsanın evlatlarını o vefat eden insanın arkasında kimleri bıraktığını bilmiyorsunuz. Bunu öyle insanlar var ki bu insanların bazıların psikolojik rahatsızlıkları yaşıyorlar. Bunlar gözetim altında bu haberi almak durumundalar. O haberi alır almaz kalp krizi geçirecek, sinir krizi geçirecek, düşüp bayılacak.
O esnada belki araba kullanırken o haberi sosyal medya dokunduğunda kaza yapacak, canlanmalı olacak. Bu meziyet değil. Bir cenazeyi videoya alıp sosyal medyada paylaşmak meziyet değil. Vallahi billahi tallahi söylüyorum. Ömer hocam ya gözümün önünde gördüm. Kabre indirilirken kayıt halindeki cep telefonunu kabrin içine uzatan adam vardı. Çok özür diliyorum. Üstüme değil. Siz hayvan mısınız ya? Bunu niye yapıyorsunuz ya?
O insanın bak arıyor bir tanesi Mehmet Akif ağabey diyor ki 4 tane cenaze ver gelin buradan alın diyor değil mi telefonda? Evet. Ya siz insan evladı mısınız? Siz hiç mi üzerinize ezan okunmadı? Hiç mi bir cenazeye katılmadınız? Hiç mi başınız okşamladı? Hiç mi evladını emziren bir anne görmediniz? Merhametten, sevgiden, muhabbetten bu kadar mı uzaksınız? Bunu neden yapıyorsunuz ya? Nasıl insansınız ya? Ya Müslümanlık namaz kılmak, oruç tutmak değildir. Müslümanlık iyi ahlaktır ya.
Önce ahlaklı olmaktır. Biz bu ahlakı ne ara getirdik böyle ya? Hanginiz istersiniz evladınızın vefat haberini sosyal medyadan öğrenmeyi, YouTube’dan öğrenmeyi, Twitter’dan öğrenmeyi, hanginiz dersiniz abinizi kaybettiğiniz haberini Twitter’dan öğrenmeyi, bakın adamın evladı sosyal medyadan öğreniyor. Evet evet. Hamza abisinin vefatı. Evet arabadan gelirse daha evvel gelmeden Facebook’tan ya sosyal medyadan beni etiketlemişler işte. Allah razısı için bundan vazgeçin artık.
Yalvarıyorum lütfen yapmayın artık bunu. Ben buna dair onlarca travma gördüm etrafında. İnsanlar bunun bedelini çok ağır ödüyorlar. Yazıyorsunuz çok sevdiğimiz Mehmet Akif, Kaya abimiz vefat etmiştir. Baş sağ olsun. Cenazede gidip insanların yanına nasıl öldü, son sözü neydi, gülüyor muydu? Bunu niye yapıyorsunuz ya? Allah bize akıl fikir versin. Ben söyleyecek bir şey bulamıyorum. Yani… Evet. Bekir ağabey. Allah ferahsat basiret versin. Rabbim yani imanımızı, aklımızı, fikrimizi muhafaza buyursun. Amin ağabey.
Sonra eve geldikten sonra eşim tabii evde kalabalık, eşim beni gördü. O halde görünce o da artık o zamana kadar hani bir ümit kafasını hep geçiriyormuş böyle. O duymuş muymuş siz? Yani böyle insanlar niye bizim eve geliyor? Hı. İşte kaza geçirdiler yaralıymış gibi şeyler biliyor. Ama içinde ölmemiştir ya işte mutlaka yaralıdır, onun için gelmiştir falan. Tabii beni o halde görünce o sarıldık birbirimize tabii ki.
Dedim hadi Muratcan’a götürüyorum seni. Muratcan şehit olduğu gün kaç yaşındaydı? 21 yaşındaydı. Tabii Bursa’ya, dayısıyla birlikte Bursa’ya gittik. Yollar bitmiyordu. Kaza yaptığı yerden geçtik. Çünkü giderken orada kalabalıklık vardı. Nerede yaptınız? Bursa, Osman Gazi’ye tam girmeden… Yol ayrımı mı? Yol ayrımı tam şeydi otomanda. Ayırım değildi.
Osman Gazi 15 dakika kala yani Bursa’ya 15 dakika kala olmuş. Biz tam giderken kalabalık vardı. Tanıdıklarımız da vardı. Kazağının yani orada hiçbir şey yoktu aslında da. Bursa’daki tanıdıklarımız kaza nasıl yapıldı, ne oldu diye oraya gelmişler. Onları görünce dedim büyük ihtimalle kazayı burada yaptı. Memnun, Akif ağabey ben bunu sormak zorundayım. Çünkü izleyenlerden merak edenler vardır bunu. Bu benim görevim. Siz istemiyorsan cevap vermeyebilirsin. Şimdi şehit olanlara bakıyorum. Yağ başkanı ve Türk Telekom verim mühendisi. Ötekine bakıyorum. Yediler teknoloji takımları sorumlusu. Ötekine bakıyorum. Baykar uçak mühendisi ve yağa gönülüsü. Suikast olma ihtimaline dair herhangi bir soruşturma bir şey yaptınız mı ağabey? Tabii tabii mutlaka oldu. İlk başta bunun üzerine de gelildi. Yani bu ihtimal de düşünülmüştür. Değerlendirildi değil mi? Mutlaka değerlendirilmiştir. Kesinlikle kesinlikle. Ama insanlar merak ediyordur sormak zorundalığı.
Evet ailelere biz araştırıyoruz. İşçiler Bakanımız sağ olsun olayın üzerinde bayağı durdu. İHA Genel Merkezimiz zaten avukatlarıyla birlikte gerçek manada çok tiz bir çalışma yaptılar. Yani siz merak etmeyin her sorunuza mutlaka cevap bulacaksınız diye. Suikast ihtimali insanlar hep yazdı. Gerçekten mühendis. Tabii yani ilk akla bir geliyor çünkü. Evet. Daha önce de ondan 6-7 ay önce de Balıkesir’e giden bir mühendis abimiz şehit olmuştu.
Tabii böyle olunca insan hakikaten düşünüyor. Çünkü eskiden Türkiye’de biliyorsunuz mühendisler hepsi kastillerlerdi. Tabii tabii. Ki şu zon zamanlarda baykarımızın bu kadar dünyaya açılmamış, Türkiye’nin milli savunma açılması çok önemli akıncı grup lideri Tarık kardeşimiz. Yani insan düşünmeyi değil baba olarak biz de düşündük. Mutlaka acaba takip mi ettiler, sıkıştırdılar mı, kamyonu ya da hızlı giderken önlemiz çektik.
Bu her şeyi düşündük ama bize söyledikleri şu ana kadar öyle bir şey olmadı. Çünkü evet 10 dakika önce bir petrola giriyorlar, petrolden benzin alıyorlar. 10 dakika yani yoldaki kameraları da hep çıkarttılar. Acaba yanında arkasından gelen arabaların plekalarını, yanındakileri onlar çıktıktan sonra benziye kimler geldi hep araştırıldı. Şu ana kadar öyle bir şey olmadı. Ha bundan sonra bir şey çıkar mı?
Onu bilemeyiz ama ihtimal olarak yüksek bir ihtimalle suikastin olmadığını tamamen kader olduğunu şu anda öyle iman ettik. Tabii Bursa’ya gittik, Adli Tıpı’na gittiğimizde çok kalabalıktı. Biz ayaklarımı hissetmiyor. Genç İHA Başkanımız vardı, Abdülislam kardeşimiz. İlk ondan karşılaştık.
Daha önce bizim Bahçelerler İHA Başkanımıza bir kitap tahlille alakalı Muratcan’a ulaşamamış, beni aradı. Ben de o konuyu tam oraya getirtireceğim. Ulaşamıyoruz dedim. Vallahi Muratcan’a artık dedim ben de ulaşamıyorum Hasan ağabey dedim. Ben dedim Muratcan’ı dedim o yola vakf ettim dedim. Bunu sonradan da Hasan ağabey söyledi. Vakf ettim dedim. Yani görürseniz benden de selam söyleyin artık iyilik yolunda, hizmet yolunda o kelimeyi de söylemişim böyle hakikaten.
Vakf etmek ne demek yani bir o evladını insanlar der ya herkese. Rabb’im oğlumuzu işte Allah yolunda gitmeye, o yolda ölmeyi, ömrünü o yolda geçirmeyi. İnsanlar söyler ama gerçek manada vermek çok zordur. Çok zordur. Bazen düşünüyorum Elhamdülillah diyorum yani asla şehit olması, ölmesi insan içten bir şey istemez. Ama o yolda gitmesini ister. Ömrünü o yolda geçirmesini ister.
Genç kuşak dediklerimiz ve onların gittiği bir şey. Gitsin. Hep de destek verirdim. Evet vakf ettim. Acaba diyorum ne dua ettim de bu kadar sıradan demin dediniz ya Bekir ağabey. Sıradan bir şey olmadı kaza bunların. Yani her zaman trafik kazası oluyor. Sonradan bakıyoruz milyonca insanların duaları, bizlere duaları. Hakikaten Allah yolunda dedim ben vakf etmişim ki bu kadar dua alıyor. Allah’ın dinine ölmeden eğer hizmet edersek dedim demek öldükten sonra Allah da hizmet edenleri unutturmuyor. Bugün Ömer hocamızı unutmadığımız gibi, bugün Sezai Kırakoç hocalarımızı unutmadığımız gibi binlerce sayabiliriz de unutmadığımız gibi Allah’ın dinine onlar hizmet etti. Kaldı ki onlardan daha çok popüler insanlar vardı. Devlet başkanları vardı. Cenazelerine baktık. Yüz binlerce insan geldi Fatih Cami’sine. Hali devam ediyor onların sanki daha dün ölmüş gibi. Dün vefat etmişler gibi. Hali devam ediyor ama o kadar insanların, çaçaflı insanlar hep unutuldu gitti. Bu bizden değil. Bu Rabbimden Allah’tan.
Allah unutturmuyor. Evet. Sizin bir yeri gelmişken şöyle söyleyeyim. Şehit olmadan önce bir ay önce sizi dinliyorum Bekir ağabey. Bunu mutlaka söyleyeceğim size. Sizin bir söyleminiz var. İnsanlar sıkılıyordu diyordu. İşten eve evden işe, işten eve evden işe. Putin. Putin. Hakikaten biz de öyleyiz dedim. Sonra dedim ki Allah dedi işle evin arasına mezarlık koymasın. İşle evin arasına mahkeme koymasın. Allah işle evin arasına hastane koymasın dedi. Bu beni çok etkilemiş dedi.
Eve gidiyorum ya hakikaten öyle. Ben de şey buldum öyle o kelime. Rutindir rahmetle. Allah Allah diyorum hakikaten. Evet eve gidiyorum işte işe gidiyorum eve gidiyorum. Ya hastane olursa ya cenaze olursa. Artık bunu içeriğime anlatmaya başladım. Arkadaşlar sıkılmayın. Şükredin. Allah aramızda böyle böyle koysa evle aramızda şunu koysa bunu koysa daha mı iyi olur. Bak en azından rutin ama gidip geliyoruz. Selamun aleyküm. Şimdi Bekir ağabey işle evin arasına Muratcanım var.
Evimle iş yerimimin tam ortasında. Her gün gidiyorum o sözünüzü hiç unutmuyorum. Diyorum evet Rabbim bize böyle imtal etti. İşle evimin arasına Muratcan’ı koydu. Hem evimde yanında belediyemizin, Bahçelabıra’nın karşısında Kirazlı mezarlığın da orada ebediyy. Rabbim acınızı unutturmasın ağabey. İnşallah. Bu bizim oralarda yapılan duadır cenazelerde. Rabbim acını unutturmasın derler. İlk duyduğumda çok şey oldu. Evet evet.
Plusu dua dedim ya meğer şöyleymiş Rabbim başka acı vererek bu acını unutturmasın. Unutturmasın evet. Rabbim acını unutturmasın. Allah razı olsun Bekir ağabey sağ olasın. Böylece gidin cennete inşallah. Rabbim daha fazla acı yaşatmasın sizi. Amin amin. Allah razı olsun. Çok sağ ol inşallah. Muratcan şehidimiz böyle kitap tahlili yapmış. Babası gelirken bir hediye getirdi. Çok da duygulandım ben görünce. Bizim Hayati hocamızla müşterek yazdığımız fabrika ayarı isimli kitaba.
Murat’tan notlar almış. Tahlil etmiş kitabı. Hepsini çok normal yazmış. Şu an siz de görüyorsunuz burayı. Hepsini normal kaleme almış. Şurayı büyük yazmış. İsar sahibi olmak. Sana lazım iken vermek. Senin zaruri derecede ihtiyacın varken o zaruri derecede ihtiyacın olan şeyden vazgeçmek ve Allah için onu da vermek. Kendisi zamanını vermiş. Kendisi emeğini vermiş. Kendisi mesaisini vermiş. En sonunda canını da verdi Allah için.
Rabbim şehadetini kabul etsin inşallah. Amin. Onlar şehit oldukları için daha kıymetli bir anlamda daha kıymetler bizim için. Ama en az onlar kadar kıymetli olan bugün dünyanın dört bir tarafında mazlum coğrafyalarda farklı STK’larla gerek Afat olsun, gerek Kızılay’ın olsun. Evet. Onlarca yardım derneği için. Burada hatta benim güzel kardeşim, yol arkadaşım şey demişti. İlk defa bir Kurban Bayramı’nı bu sene evde geçiriyorum ağabey demişti.
Yani ilk defa ailemle her defasında başka bir mazlum coğrafyada onların dertleriyle dertlenenlerden eylesin bizi inşallah. Rabbim bize de böyle yolda ben de öyle dua ederim yani böyle yolda ışıklar yanarken kayıt esnasında, kamerada, program esnasında ya da sahnede bir şey anlatırken, ciddi Allah için bir şey anlatırken küt diye gideyim yani orada böyle bir kelime-i şehadet hemen oracıkta öyleyim olay mahallinde. Rabbim bize de böyle nasip etsin inşallah. Amin.
Ben sizin bir röportajınızı okuduğumda Mehmet Akif ağabey diyorsunuz ki oğlum şehadetiyle benim mürşidim oldu. Benim yetiştirdiğim evlat şehit olduktan sonra bana bir şey öğretti. Hatta daha yeni geldi. Pakistan’daydı Mehmet Akif ağabey. Daha önce oğlunuz İAHA vesilesiyle oraya gittiği için mi siz de Pakistan’a gitmek istediniz? Evet yani Allah nasip etti. Bunu o kadar iyi anlıyorum ki. Onu… Bunu o kadar iyi anlıyorum ki yani ben de çok küçüktüm babamı kaybettiğimde. Almanya’da küçük bir terzi dükkanımız vardı bizim. Onun terzi yaptığı dükkan sonradan şey olmuş, sürücü kursu olmuş. Ben babamı görmeye gitmiştim oraya. Yani tekrar o kapıdan içeriye girdiğimde belki babam içeridedir hala. Her şey bir ilüzyonlar ibaretleri diye düşünmüştüm. Neden Pakistan’a gittiğinizi çok iyi anlıyorum ben. Yani sizin kadar o acıyı yaşamam mümkün değil. Siz babasınız. Ama sizi oraya getiren duyguyu çok iyi anlıyorum abi ben. Pakistan dedikleri üzere evet çok heyecanlandım. Oraya gitmeden önce o da heyecanlanmıştı. Şimdi oğlunun izini sürmek için giden bir baba dedi. Öyle bir yazı yazmıştı. Onun hatıralarına bakmak için. Tabii oradaki bir yetimin başını okşadığı zaman bir yetimin başına ben okşayayım. Sanki o okşarmış gibi. Çünkü Pakistan ona çok şey katmıştı. İyi biliyorum.
Baba dedi içeriye girdiğimizde bizi başbakanlar gibi karşıladı çocuklar. İsmimize ait bir çam ağacı verdiler. Çam ağacı bile diktim. Artık dedi Pakistan’da. Übeyde vakfı yetimhanemizde. Ekili bir çam ağacım var dedi baba dedi. Fotoğraflara baktık ettik böyle. Onun anlattıkları yerleri görmek o kadar bir heyecan, o kadar hüzün. Bir de hamd, şükür olarak kabul ettim. Bir rahatlama iç dünyamızda bir rahatlama. Onun gördüğü şeyi görmek. Onun okşadığı bir yetimi okşamak. Onun ektiği çam ağacına gidip üstü dökmek. En büyük hayallerimden bir tanesiydi. Rabbim nasip etti Bekir ağabey. Hadi lör Pakistan’a gidiyorsun dediler. Gittik tabii ki onun kaldığı yere ofise gittik. Onun çekildiği aynı yerde fotoğraf çekildik. Kral Faysal Cami’sinin orada fotoğraf çekildik. Oraya gittim tabii yetimhanelize girer girmez içeri birbirinden girmedim. Böyle durdum. Etrafa baktım. Orada fotoğraflar sanki. Daha önce ben oraya gitmişim. Her tarafı tanıyormuşum gibi. İşte orası şu. Şurada şu var. Fotoğraflarda bakıyorum. Sanki Muratcan’ı arıyorum orada ben. Hani şehitler ölmez dedik ya. Onu arıyorum. İnşallah dedim o da bizden beraber. Baktım. Tabii orada bizden Muratcan’ın babası olduğumdan dolayı hep geldiler. Hoş geldin ettiler. Hatta orada bir müdriye hanım vardı Pakistanlı. Hem Muratcan’ı anlattı hem ağladı. İçimden dedim ki kaç yıl kaldı da bu kadar Muratcan anlatıyor. Ne yaşadı bu kadar böyle?
Muratcan geldi çocuklar aldı dışarı çıkarttı onlarla oynadı. Onlarla kareto oynadı. İşte onlarla su savaşı oynadı. Akşama kadar çocuklar içinden ayrılmadı. Çocuklar onu çok sevmişti dedi. Hatta günlük almış o Pakistan’a gittiğinde şöyle yazmış. 6 günlüğü. Gözlerinizden bana diyorsunuz gitme ağabey. Ama bu bir veda değil. İnşallah görüşürüz. Eğer görüşemezsek Rabbim bizi mahşerde görüştürsün diye böyle bir yaz yazmış. Aman gözüm ağacı aradı. Nerede acaba? Buldum. Hem de kendim buldum Bekir ağabey. Nasıl? Yani Allah diyorum önüme çıkarttı. Şimdi nasıl ektiğine şimdi fotoğrafa baktım. Onun fotoğrafına baktım. Dedim 1,2,3,4. Büyük ihtimalle dedim Muratcan’ın ektiği ağaç bu. Fotoğrafın hizasına bakarak işte binanın giriş kapsına bakarak. Türk bayrağı ve Pakistan bayrağına bakarak böyle oraya gittim.
Oradaki sosyal medyayı kullanan bir Pakistan kardeşimiz var şefket diye. Yanıma yaklaştı. Evet dedi Muratcan’ı dedi. Buldunuz değil mi? Ektiği dedi ağaç bu dedi. Bekir ağabey orada çok duygulandım. Sanki Muratcan canlı su döktüm. Ağacı sevdim. Ağacı sevdim Bekir ağabey. Ağacı sevdim Bekir ağabey. Ağacı buldunuz demek ya. Buldum. Hatta sosyal medyama onun ektiği zaman bir de benim suladığım zaman altı altı koydum böyle.
Çok manalı bir şey çıktı böyle fotoğraf çıktı. Keşmire doğru gidelim dediler isterseniz. Dört saat biraz keşmirin yolları hani Karadeniz’in dağlar gibi biraz dönüşümüz geç kalma riskiyle birlikte. Dedim bugün ben bu yetimlerle geçireyim bırakın dedim burada kalayım dedim. Tamam dediler orada kaldık. Çocuklar ben mesleğim berber olduğundan dolayı böyle çocuklar heç sıra geçtim. Tıraş olmayan bakayım sıraya geçmiş Bekir ağabey.
Böyle tıraş edeyim çikolata bir tıraş bir çikolata böyle geldi orada. Yetim şenliği oldu. Herkesin bir hikayesi var Bekir ağabey. Bu da benim hikayem. Bu da benim hikayem ve oradaki hikayelere bakıyorum. Evet imtihan diyoruz. Dert bizi Hakka yönlendirdi Bekir ağabey. Böyle imtihan verdi ama ona yönlendirdi. Daha çok yaklaştık ona. Eskiden tüplü televizyonlar olurdu siz hatırlarsınız ağabey.
Böyle cızırdım zırtı yaptığında şöyle bir tane vurdum. Bir ekran bir düzelirdi. Düzelmezse daha kuvvetli vururdum. Ben imtihanı birazcık onun gibi düşünüyorum. Evet. Hayat içinde böyle artık cızırdamaya netlik ayarımızı kaybetmeye başladığımızda Cenab-ı Allah rahmet eliyle şöyle bir tane vuruyor. Görüntü bir netleşiyor. Bir sürü öyle gidiyor. Bak değil de biz saçmalamaya başladık. Şöyle bir tokat daha geliyor şefkat tokatı. Yani şefaat inşallah şefaat eder diyorlar. İnşallah. Ama diyorum ki daha biz ölmeden galiba bize nasipleniyoruz. Bizi unutmayın. Evet Akif ağabey. Bak öbür dünyada olay çıkarırım. Beni sakın unutmayın. Allah razı olsun. Bizlere buraya getirdiğiniz o gençleri örnek alan gençler var. Onlar da Furkan doğanları okudular. Onlar örnek aldılar. Şimdi örnek oldular. Şimdi bir anneye, babaya örnek oldu Murat Can. Murat Can babayı da Hakka hayra yürüyordu. Ondan 3 ay önce. Baba dedi bir proje yaptık Suriye’deki yetimleri tıraş eder misin Berber arkadaşlarına. Dedim yani niye olmasın dedi. Biz oraya gönderdi. Bir proje yaptılar. Oradaki yetim annelerdeki bütün çocuklarımızı saç tıraşlarıyla yaptık. Peki. Belki çok sıradan bir şey aslında. Hiç sıradan değil. Ama orada ki çocukların saçını okşayıp da tıraş etmek var ya. Bizzat bu ifade ediliyor. Bir yetimin başını okşamak diyor. Değil mi? Elinizin temas ettiği saç adedi inceliyor. Yetim, yetim, yetim. Her neyse zaten öyle. Saç var yani saç. Hani ne diyor cilt bakımı demiyor. Başka bir şey demiyor. Saç tarif ediliyor. Bu çok kıymetli yani. Nasıl kıymetli? Nasıl küçük olabilir? Yaşarken de babayı hayra gönderen bir çocuktu. Öldükten sonra şefaat evet şu anda biz şöyle diyoruz. Baba biraz ölü toprağı üzerinden at. Senin dediğin gibi biraz daha fazla hayır. Biraz daha ömrünü iyilik yolunda malını, canını daha çok zamanını ayır. Bize böyle nasihat etti Murat Can. Çok şükür. Rabbim cennetinde ceme eylesin inşallah. Böyle o mahşer meydanında bekleşirken siz muhtereme hanımefendi eşiniz Hamza kızınızın adı nedir? Medine. Orada bekleşirken halimiz ne olacak diye böyle geliversin. Baba anne siz böyle gelin biz bu taraftan gideceğiz desin de siz alsın cennete götürsün inşallah. İnşallah. Allah razı olsun. İnşallah. Çam ağacında kaldım ben. Çam ağacı. İnsan birini özleyince onunla bu dünyada bağ kurabileceği şeyler arıyor. Bana şey demişlerdi Google’ın Street View diye bir özelliği var demişlerdi. Şimdi ne ileriye bağlayacağım. Ama bir yakınını bir sevdiğini kaybetmiş olanlar beni çok iyi anlayacaklardır. Street View böyle Google arabasıyla dört tarafa böyle kamera koyuyor arabanın tepesine. Sokak sokak her yeri çekiyor. Rahmetli annem pencerede çok otururdu. Street View o program bana gösterdiklerinde acaba bizim mahalleden geçmiş midir?
Ve belki bizim evin önünden geçerken annem camda mıdır diye açıp orayı bile kontrol etmiştim. Acaba annem o esnada camda mıydı diye. Sizin Pakistan’a neden gittiğinizi o çam ağacını neden aradığınızı çok iyi biliyorum. O duyguya çok saygı duyuyorum. Bir parçamız var sanki orada şu anda. Öyle öyle. O çam ağacı o bir parça. Aynen öyle. Döndükten sonra rüyalar nedir? Rüyalar insanların yaşadığı, ruhen neyi yaşarsan onu görüyorsun.
Ya da nasıl yaşarsan öyle olursun, nasıl ölürsen öyle dirilirsin. Bekir abi o gün sabah kalktığımda Muratcan’ı gördüm. Ne zaman? Geldiğim gün. Pakistan’dan geldiğim gün. Sabah kalktım eşime dedim ki ben Muratcan’ı gördüm rüyamda. Çok görmek istiyoruz. Nasıl gördün dedi heyecanla. Dedim ya şu anda tam hatırlamadım. Galiba biraz daha yeni kalktım. Bekir abi ofisle Halepur arası yetimhanenin arası bir buçuk saat. Minibüste gidiyorsun orada özel 7-8 kişilik minibüste. Muratcan’ın öyle bir videosu vardı, fotoğraf vardı o arabanın içinde. Vardı dönüşünü izlemiştik. Bekir abi ben de o arabaya bindim. O arabanın olup olmadığını bilmiyorum. Ama ona benziyordu minibüs. Tabi ben biraz duygu patlaması yaşıyorum şu anda. Ubeydi Vakfı’na gidiyoruz. Muratcan orada onu arıyorum. Ayak izlerine bakacağım. Bekir abi giderken sağıma döndüm Muratcan yanımda. Gülüyor bana. Şehit olduğunu biliyorum. Güldü bana. Baba dedi kapıya kata size eşlik edeceğim dedi. İleride ben ineceğim dedi. İneceksen bari dedi beni bir öptü öyle indi. İçimde biliyorum şehit oldu. O girmeyecek. Bize eşlik ediyor. O şey var bizde. Yanağını uzattı. 6-7 kere öptü. Hani dediğim bir şey ararsın. Kapıdan terzi dükkanına girdim babamı ararsın. O bile rüyalar bile rahatlatıyor insanı. Öptükten sonra dedim oğlum bir tane bir kere de sen öp ineceksin dedim. Şöyle hani gençler toplum içinde babalarla fazla yanaşmazlar.
Acaba böyle bir çekingen oldu. Ben yanağımı biraz daha uzattım Bekir ağabey. Öptü Bekir ağabey. Öptü ondan sonra arabadan indi. Dedim ki o benimle beraberdir Pakistan’da. Benimle eşlik etti bana. Bunlar bizi rahatlatıyor Bekir ağabey. Eşimle cenazeden sonra 5-6 gün kalabalıktı. Karşılaştık. Ne yapacağız Bekir ağabey sarılıp al anamız gerekir yani.
O da öyle diyor işte Akif gelip sarılıp alacağız. Ben de öyle diyorum ki şimdi nasıl karşılayacağım sarılıp ağlayacağız. Bekir ağabey karşılaştık ağlayamadık. Dedi ki ağlayamıyorum dedim. Dedim ben de ağlayamıyorum. Biz sonra da anladık Bekir ağabey olayı atladıktan sonra bu kadar ümmetin duası bizi de karşılık vurdu. Bekir ağabey gerçekten. Nur ettin hocamız ziyaretimize geldi. Dedim ne söylümde içi rahatlayasın. Dedim hocam galiba dualar bizi de etki buluyor. Bize dua et dedim. Allah razı olsun o da dua etti bize.
Allah razı olsun. Dirilmemize sebep oldu Bekir ağabey. Yaşıyorduk ama daha çok yaşamamızı daha çok düşünmemize daha çok insanlara ulaşmamıza sebep oldu. Yani öbür dünyaya gitmeden bize nasiplendirip de gitti Bekir ağabey. Elhamdülillah. Ya bu yapan oğlunuz. Oğullar babaları örnek alırlar. Ama biz Muratcan’ı örnek almaya başladık. Elhamdülillah. Çok şükür diyorum. Biz saman bazı şeyleri vermişiz. Rabbim de ona nasiplendirmiş. Rabbim inşallah diyorum ömrümüz boyunca onun yaptığı bütün hayatını akışını gençliğini verdiği o dünya hayatındaki yaşantısını bize nasip etsin. Amin. Ki bize rahatlayalım. Çünkü o da çok sevinecek çünkü. Amin. Biz yaptık çok sevinecek. Aynen öyle. Allah razı olsun benim takip ağabeyim. Geldiğin için çok teşekkür ederim. Gönül ister ki daha uzun sohbet edelim ama sanırım benden bu kadar. Biz teşekkür ederiz Bekir ağabey. Allah razı olsun. Çok sağ olun. Çok sağ olun. Böyle gerçekten ne kadar güzel. Ne güzel Müslüman bir babasınız. Allah razı olsun. Yani meseleyi ne güzel tahliye etmişsiniz. Ne güzel özümsemişsiniz. Bu evet sizin payınız var ama hakikaten şu an izleyen ümmetin dualarını hiç yapmamak lazım. Kim bilir onların arasında ne ağzı temiz insanlar var. Ne güzel insanlar var. Onların duasının bereketine de rabbet. İnşallah Bekir ağabey. Sabrı cemili isaf. Amin. Şöyle şu aklıma geldi. Cenazede bir Muhammed diye bir yetim çocuğumuz vardı. Bu çocuğumuz bir şeyler yazdı bizlere verdi. Burakcan 3 yıl ondan ilgileniyormuş. Şöyle söylemiş. Muhammed demiş benim selam okunana kadar sen beni emanetsin. Selam okunana kadar sen beni emanetsin. Sen beni emanetsin. 21 yaşındaki çocuğun dedim ne dünyası vardı daha. Hiç biz öyle cümleler kurmuyorduk o yaslardayken yani. Sanki ben gideceğim baba. Bırak da ben cebimi doldurayım da gideyim. Hep öyle çıkıyor önümüze Bekir ağabey. Allah razı olsun.
Bizi buraya davet ettinize. Gerçi ellerimi de tutayım şöyle. Allah razı olsun. Allah razı olsun. Yenge hanıma ailenize de çok selam. Aleyküm selam ağabey. Sabrı cemili isaf. Allah razı olsun. Elhamdülillah. Elhamdülillah. İyi ki Müslümanız yani. Biz Rabbimizden çok razıyız. İnşallah Rabbimiz de bizden razı olur. Ölsek şey. Ölsen şehadet. Sürülsen hicret. Hafsedilsen halvet. Bundan büyük devlet mi var? Şükürler olsun. Biz Rabbimizden çok razıyız. Rabbim de bizden razı olsun. Allah razı olsun. Çok teşekkür ederim. Rica ederim. Biz teşekkür ederiz. Evet kıymetli dostlar. Bizi izlediğiniz için teşekkür ederiz. Hani bu çocuk eğitimi üzerine çokça kitaplar yazılıyor. Okumalar yapıyorsunuz. Doğru annelik, doğru babalık. Bu böyle ibretlik hikayeler aslında nerede durmamız gerektiğini, çocuklarımıza nasıl yaklaşmamız gerektiğini, çocuklarımızı nasıl eğitmemiz gerektiğine dair de çok güzel böyle hazineler barındırıyor içinde.
Rabbim bizi kamil mâlâda istifade edenlerden eylesin. Amin. Başta iki cihan serbeli Efendimiz aleyhisselatü vesselam ve muhterem ashabı olmak üzere gelmiş geçmiş bütün Müslümanların ruhuna, bütün şehit şuedanın ruhuna, hasreten o
kazada vefat etmiş dört kardeşimizin ve Muratcan’ın ruhu için Allah rızası için el Fatiha.
Amin.
İlk Yorumu Siz Yapın