Çocuklarınıza Bizim Gerçek Kahramanlarımızı Anlatın | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Salih Zengin
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=TRx9QZzLX-4.
Online alışverişte güven arayanların adresi, Özboyacı Altın, Bekir Develi ile peynir gemisini sunar. Efendim merhabalar, hayırlı cumalar, hayırlı akşamlar peynir gemisine hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Bugün çok kıymetli bir misafirim var. Aslında kendisiyle çok uzun yıllardır tanışıyoruz.
Fakat bu YouTube işlerine, yayıncılık işlerine girdikten sonra çocuklar için ne yapabiliriz, ne öğretebiliriz, çocuklar neyden anlar. Onların dünyası çok başka, temiz. Bizimkinin arasında çok daha uzak bir dünya. Onların dünyasına nasıl hitap edebiliriz sorularıyla son zamanlarda daha da sıkça görüştüğümüz arkadaşlığı, dostluğu, kaviyi çok güzel bir kardeşim abin. Salih Zengin bizimle beraber. Salih abi hoş geldin. Hoş bulduk. Nasılsın abi? Eyvallah. Standart genel olarak.
Standart iyidir abi ya. Routine rahmettir diye bir konuşmam vardı benim ya. Routine rahmettir. Çok doğru. Eyvallah. Salih Zengin hemen hemen bütün ömrünü çocuklara vakfetmiş bir kardeşim. Salih abi bildiğimden beri çocuklar için yazar, çocuklar için çizer, Türk büyüklerini, kendi öz kültürümüzü, medeniyet anlayışımızı çocukların dünyasına nasıl uygulayabiliriz, Nimar Sinan’ı nasıl anlatabiliriz, Hezarfen Ahmet Çelebi’yi çocuklara nasıl anlatabiliriz, Osmanlı’yı çocuklara nasıl anlatabiliriz
ve hepsinden öte Allah’ı çocuklara nasıl anlatabiliriz derdiyle yıllardır böyle dirsek çürükmüş. Şu an kendisi bir medya grubunda çalışıyor ve orada şu an hali hazırda yaptığı en efektif iş, Minika Go ve Minika Çocuk dergilerinin genel yayın yönetmeni. Bu dergilere eğer bir şekilde mülaki olmamışsanız çok tavsiye ediyorum çünkü sadece dergiden ibaret değil, aynı zamanda her bir dergili işte bu kadar etkinlik ekleri geliyor. Çocuklarınızın dünyasına hitap eden harika, muhteşem neşriyatlar bilmeyenler için nazar dikkatinizi sunuyorum. Bir bakın derim, aynı zamanda Salih abinin 40’a yakın, 40 tane oldu mu? 40’a yakın çocuk kitabı var, bir tanesini yanında getirmiş deve kuşları plan yapmaz diye böyle küçük kitap. Diğer kitaplarını da internetteki bütün sitelerden ulaşabilirsiniz. Türk Büyükleri serisi vardı zannediyorum bir. Ne anlatıyorduk orada? Tabi ki Türk Büyükleri.
Bu tarih Kahramanlar serisi Türk Büyükleri. Günümüz çocukların belki aslında şeye ihtiyacı var, kahramana ihtiyacı var. Çünkü bir önder görmek ister. Çocuğun dünyasında hep bir kahraman ihtiyacı, bir önder, ayak izlerini takip edeceği birini arar. Süper güçleri olan böyle. Bu süper güçler daha önce şöyleydi yani bu kadar dijitalleşme olmadan diyelim bu süper gücü dedesiydi, ninesiydi, annesiydi, babasıydı.
Veya dedesinin, ninesinin, annesinin anlattığı Battal Gazi’ydi. Hazreti Ali Cekilide’ydi. Kara Murat’tı. Sonra ekranla tanışmaya başlayan nesille birlikte bunlar daha çok çizgi kahramanlar üzerine evrildi. İşte Süpermen çıktı, Örümcek Kadram çıktı, Spiderman’ler, şunlar bunlar hulk mulk.
Bir değişim yaşandı. Yani gerçek karakterden hareket etmeyi bırakıp daha böyle çizgi dünyasına yönelik var olmayan kahramanlar üzerinden bir konumlandırma yaşadı. Tam şuradan bir parantez için bu harika bir giriş oldu. Var olmayan karakterlere hayranlık duymaya başlayan çocuk aslında kendi babasının çekinerek büyüdüğü mahalle abisini takmamaya mı başladı? Evet. Olay bu. İmamı, hocayı, vaizi. Ne anlatıyorsun sen dedi. Yani orada benim kahramanım var ve bu kahramanlar doğaüstü, olağanüstü güçlere sahip ve o mahalledeki abisinin, hocasının yapmadığı şeyleri yapıyor. Bambaşka bir dünya ve çocuklar zaten hep hayal gücüyle bakar. Yani bizim hayalimiz, yetişkinlerin hayali sınırlıdır. Daha gerçekçi hayaller kurarız. Olabilecek hayaller üzerinden bir fikir inşa ederiz.
Çocukların hayali ise tamamen bağımsız, özgür, bir yere bağlı olmayan, ucu bucağı olmayan hayallerdir. Bu yüzden denk düştü bu var olmayan karakterler. Bu da işte hem aile ilişkilerini hem çocuğun mahalle ile ilişkilerini bozdu, değiştirdi. Zaten reel anlamda da mahalle kültürü, anne baba ilişkisi bozulduğu için modern dünyada çocuğun elinde bir kahraman arayışı buraya yönlenmesi daha hızlı oldu.
Bugün artık dijital büfenin çeşitliliği, çocukların bu kahraman ihtiyacına seslenecek bir sürü materyaller var. Her gün bir şey çıkıyor biliyorsun YouTube’da, burada uygulamalar. Artık çocuklar bu gerçekliğe, var olmayan gerçekliğin içindeler. Peki buna teslim olalım. Bir de bu tarafı var evet. Şunu diyebilir miyiz? Kahramanı tutturan çocuğu yönetir. Evet. Bu kadar başta.
Kim kahramanı üretip çocukların nezdinde dünyasında tutturuyorsa, bir kahraman olarak kabul ettiriyorsa çocuğun zihin dünyasını düşünüyor dünyasında o mu yönetir? O yönetir. Bu kadar basit. Çünkü çocuk bir ilinti, bir bağ kurduğu zaman o kahramanı evcilleştirir. Bu küçük prens de çok iyi anlatır mesela. En bilinen, en çok okunan ve en felsefik anlamı göndermesi olan kitap küçük prensdir biliyorsun.
Orada tilkiyle konuşması vardır küçük prensin. Yani der küçük prens. Evcilleşmek mi? Tilki cevap verir. Evet evcilleşmek. Sen benim için dünyada milyonlarca çocuktan sadece birisin. Benim için önemli değilsin. Ben de senin için dünyada milyonlarca tilkiden sadece birisiyim. Ama sen beni evcilleştirirsen ben senin için biricik olurum ve o milyonlarca tilkiden ayrılırım.
İşte bu bağ kurmak diyor tilki. Evcilleştirirsen beni ben senin için biricik olurum. O zaman senin tilkin olurum. Senin tilkin olurum. Sen de benim için milyonlarca çocuk değil tek özel tilki olursun. Bu işte evcilleşmek, bağ kurmak deyince küçük prens diyor ki. Şimdi anlıyorum. Galiba gezegenimdeki çiçek beni evcilleştirdi. Orada bir çiçek yetiştiriyor yaparmıştır.
İşte bu bağ kurma işi dijital dadılara teslim edildiği zaman o kahramanın arkasındaki güç, kahramanın arkasındaki ideoloji o çocuğu yakalar. İşte bu yüzden doğru kahramanlara ihtiyacımız var. Çocukları yakalamak veya yakalanmak için. Ve kahramanın tarafından yakalanmış, kahramanın ideolojisi tarafından yakalanmış çocuk ileride yetişkin olduğunda bir yurtdışına gitme ve orada yaşama isteğiyle yanar kavrulur.
Ve anne babalar bu çocuk neden Amerika’ya gitmek istiyor, neden Avrupa’da yaşamak istiyor diye hatta maddi durumu yerinde olan gençler bile yani sadece parasal sıkıntı ya da statü derdiyle değil. Hali vakti yerinde olan çocuklar da bir zaman sonra kahramanın ocağına vatanına gitme arzusuyla yanar tutuşur değil mi? Abi şimdi bakın sen böyle anlattın ya çorap söküğü gibi geliyor böyle çektikçe. Haa diyorsun demek ki hikaye buradan başlıyor. Neresindeyiz bu işin abi biz? Ülke olarak. Yani insan olarak.
Yani insan olarak, ülke olarak, çocuk olarak. Anne baba olarak, ebeveyn olarak, öğretmen olarak. Bu var ya sabaha kadar konuşulması gerek. Evet yani çok şey konuşuruz Bekir ama sonuçta buradan nasıl kalkarız? Her şeyi hallettik, meseleyi çözdük. Genelde öyledir konuşuruz konuşuruz, meseleyi çözdük. E meseleyi çözdük de ne sundun? Çocuk iki dakika sonra tekrar aldı önüne tableti, girdi oraya senden koptu.
Sen yoksun yani artık anne baba yok evde kahraman yok. Çocuk haliyle bu sanal kahramanlar üzerinden kendine bir dünya inşa ediyor. Bir de fenomenler çıktı şimdi internetin kendi fenomenleri çıktı. Yani bizim kahramanımız kimdi? Karaşim Şek, Michael Knight, He-Man vardı, MacGyver vardı, James Bond falan. Bunlardı bizim kahramanlarımız. Şimdi çocuklarımıza Transformers’tı, Batman’di, bunlar zaten halin hazırlardı. Yüzlerce var, bir de ayrıca internet fenomenleri de var. Bir de et real olan, bir de gerçek kahramanları da var. Bu oyunları anlatan. Tok yıldızları var, futbolcular var. O kadar çok ki yani çocuğun zihnine bir kahraman işgali. Ordu var ordu. Abi peki Hezerfen Ahmet Çelebi’yi bütün bunlarla bir challenge’a sokmak. Evet. Sen bunlarla kavga edeceksin ve benim çocuğum kahramanı sen olacaksın demek. Hezerfen Ahmet Çelebi’ye haksızlık değil mi? Yani Hezerfen Ahmet Çelebi’nin eli yeterince güçlü mü? Realist bir yaklaşım mı yani? Bunları anlatmayın çocuğunuza. Fatih Sultan Mehmet’i anlatın, Farabi’yi anlatın demek çok adil bir kavga teklifi midir? Hayır, adil bir kavga değil. Tabii ki bütün bunların karşısına, bu cezbedici gücün, iştişamın, görkemin karşısına diyorsun ki, oğlum sen Fatih’i oku. Hezerfen var buradayım. Nasreddin hocamız varken ne ona gülüyorsun oradaki stand upçıya falan. Olmaz bu.
Bunu güncellemek lazım. Evet, bu kahramanlarımız var. Peki bunu modern çağdaki çocukluk düşüncesine evri bir edebiyat disipliniyle veya edebiyatı geçir. İşte görsel efektlerle bir YouTube üzerinden, bir Instagram üzerinden, neyse hangi uygulamaysa veya bir film üzerinden bunu bugünkü çocuğun gündemine taşıyabiliyor musun kardeşim? Önemli olan bu. Bunun senaryosunu yazabiliyor musun? Elbette bunlarda bu güç var. Askeri İDH 21 yaşında İstanbul’u fethetmesi birisinin, değil mi? 21 yaşındaki çocuk şimdi İstanbul’un ortasına bıraksan kaybolur yani. Böyle bir acziyet içinde aslında birçok genç de. İstanbul’u fethedecek bir öngörüye sahip Fatih Sultan Mehmet’ten alacağımız hiçbir şey yok. Fatih Sultan Mehmet’in çocukluğuna bir dalın gidin. O dönemde İstanbul rüyası kuran, icat yapan, gökyüzünü izleyen, her tür ilimle, fenle… Altı tane, sekiz tane yabancı dil bilen. Dil bilen falan bir çocuktan bahsediyoruz ve bu çocuğun bugüne söyleyeceği şey yok mu yani? O kadar imkansızlıklar içinde, dünya imkansızlıklar içinde, 1400’lü yıllarda bunu başarmış bir çocuk imgesi varken, günümüzde bütün imkanlara sahip olan ama hiçbir şey başaramayan, bir vizyonu olmayan, ortaya bir şey koyma iradesinden uzak gençlere bir yol göstericiliği olamaz mı bunun? Bal gibi olur. Hazarfenin olur, İbn-i Sinan’ın olur, Pir-i Reis’in olur. Dünya haritasını siz… Siz bugün Google’dan bakıyorsun, ha dünya böyleymiş diyorsun, harita çizilmiş önünde. İstediğin yere gidiyorsun değil mi Google Maps’te? Bu adam deniz yoluyla dünyayı dolaşarak bugünkü dünya haritasının aynısını çizmiş bir adam. Nasıl bir zekâ ya. Müthiş bir zekâ. İşte bunları anlatıyor olmamız ve bugüne intikal ettirmemiz lazım. Pir-i Reis burada al oku olmuyor. Bugünkü çocuğun gündemi, mizah anlayışı, espri anlayışı nedir? Ve buradan biz nasıl işte çizgi filmler, animasyonlar, filmler, oyunlar, uygulamalar, sohbet programları, fenomenler de çıkaracaksak bunları da anlatabilecek. Bu ufku verebilecek işler yapmamız lazım. Çok şey taşıyabiliriz. Yeter ki bunun derdiyle dertlenelim. Sadece biz sloganla yaşarız usta. Yani bilirsin sloganla yaslanmayı severiz. Deriz ki sevgi saygı ailede şu olsun, eve gider kavga ederiz. Anne baba ile bilmem eşe kardeş, şiddet. Her gün haberlerde görüyoruz. Efendim işte dostluk, kardeşlik, futbol maçında kavga ederiz. İşte eğitim deriz, okuma deriz. Kitap okuma düzeyimiz çok düşük. Hep bir slogan var hayatımızda. Tamam böyle olalım böyle olalım. Sloganlar durumu kurtarın. Biraz bu işin emeğini çekecek insanlara ihtiyaç var. Buraya yatırım yapmamız lazım. Herkes harcananı görür. Biriktirilene bakmıyoruz. Bir şey birikecekse oraya harcama yapmamız lazım. Bu mantığa uğraştığımız zaman hani yeni nesli Z kuşağı dediğin, dijital kuşak dediğin, dijital doğanlar dediğin,
dijital yerliler dediğin hali hazırda var olan gençliği, çocukluğu yakalamamız gerekir. Yoksa bu şikayetler hiç bitmez. Bu şikayetler biliyorsun Mısır tabletlerinde de var. Ne olacak bu gençlerin hali diyor o tabletlerde. O dönemde de var bu kuşak çatışması. Şimdi baktığımız an Batı ama kendi kahramanlarına da yani geçmişte yaşadığı savaş kazanan işte Napolyon Bonaparte gibi vs. Adamlar üzerinden de ilerlemiyor. Bunları kahraman olarak çocuklarına bir şekilde filmlerle, sinemalarla anlatmış. Modern çağa uygun süper güçleri olan modern çağın sanal kahramanlarını da üretip kendi kahramanlarını da güncelliyor. Yani biz bütün. Bu da var. Alın Fatih’i koyun buraya değil yani. Değil yani adam diyor ki tamam Fatih’i anlattım geçtik şimdi Himan var diyor. Benim çocukluğumda hayran olduğum gölgelerin gücü aldığına diye bağıran Himan’ı şu an benim çocuğumun izlemeyeceğini biliyor. Bu sefer ona Transformers yapıyor. Diyor ki bu da bunun kahramanı. Gelişen teknoloji ve hayat tarzı şekliyle alakalı kendini güncelleyen, gerçekte var olmamış sanal kahramanlar üretip çocuğu onun peşinden de koşturuyor. Ama zemini kendi kahramanlar. Zemini sağlam kurmuş. Bir futbol sahası var. Babası Maradona’ya Pele’ye hayranken. Ya dedesi Pele hayranı, babası Maradona hayranı, kendisi Ronaldo hayranı. O sağlam zemin üzerinde kendi çağına uygun kahramanlarını yetiştiriyor.
Mesela şimdi bakıyoruz Ronaldo’nun bu six packlerini gösteriyor karnına, bindiği spor arabaları. Maradona’ya bakıyorsan hiç böyle bir adam değildi. Onu başka şekilde pazarlamıştı. Pele’ye bakıyorsun o zamanın şartları neyi gerektiriyorsa ona göre pazarlamış. Her çağın pazarlama yöntemlerini çok akıllıca, zekice, iyi bir stratejiyle tahlil ederek bunu o çağın çocuklarına çok iyi pazarlıyor Batı. Dolayısıyla Hezarfer Ahmet Çelebi’yi yalnız bırakmakta bu anlamda şeydir. Mesela biz 15 Temmuz üzerinden yeni kahramanlar çıkarıp çocuklarımıza çoktan bunu anlatmalıydık. Ya da ne bileyim Selçuk Bayraktar figürü üzerinden. Mesela ben hep aklımdadır o siha ihaların insanı ve robot askerlere dönüştü. İstediğinden uçup ülkenin üstünde terörist avladı. Harika bir çizgi film, bir animasyon çizgi film. Bir akıncı yap yani değil mi? Modern akıncı çıkar yani değil mi? Dergiler çıksın, sinema filmleri yapsın. Oyuncaklarını yap her neyse.
Akıncı’nın oyuncağı yok hala. İnanılır gibi değil yani. Böyle bir tarafımız var. Bunun oyuncağı bile yapılmalı daha değil mi? Gittiğin zaman bir oyuncakçı dükkanına hep batık kahramanlarıdır. Yerli oyuncak çok bulamazsın zaten. Hepsi bir imaj yüklüdür. Ve bu imaj biraz da sinsi tarafı da var bu işin. Yani bu kahramanları pazarlarken bir de çocukların ruh dünyasına sızabilecek, sapkın cinsel yönelimleri tetikleyecek oyuncaklar da var. Şimdi Barbie’nin erkek arkadaşı hamile diye yeni bir şey duyduk o gün. Ken miydi o rifin adı? Evet. Bir tane erkek hamile. Şimdi veya bakıyorsun figure kız mı erkek mi? Belirsiz. Veya erkek de işte makyajlı vesaire. Görüntü üçüncü cins.
Bu üçüncü cins kavramını çocuklar üzerinden pazarlama yani fıtrat bozumuna yönelik cinsel kozayı parçalayacak işler bir hali arttı. Bu kitapla da yapılıyor. Çocuk edebiyatıyla. Ve buna teslim olan ya da farkında olmayan veya farkında olup başka ilişkiler olan muhafazak her kesim yayıncıları da var. İşin korkunç tarafı bu. Ve bu pazarlanıyor. Üçüncü cins diye bir tip çocuk. Okuyorsun masalda problem yok. Öyle bir kitap paylaşmıştınız geçtiğimiz aylarda. Bu ne rezalet diye. O zaman ben senin hiç bu kadar sert tweet attığını görmemiştim abi o zaman. Resmen Çile’den çıkmıştın yani. Orada çocuklara resmen o üçüncü cins yani cinsiyeti bir dayatma olarak algılayıp hem de kendini müslüman olarak muhafazakar olarak tanımlayan insanların elinden. Beni o rencide etti. Yani karşı taraf zaten bunu yapıyor. Pazarlıyor. Çok fazla kitap var. Yazsan da belli onu alan belli. Ama sen bir muhafazakar yayıncı kimliğiyle benim evime kadar giriyorsun. Bu güven rahatlığıyla alırsın değil mi bir kitabı? Bir Ali Baba ona bakar. Şu ABC bu tamam. Deriz ki KTB’den kötü kitap çıkmaz kardeşim yani. Onlar okurlar en azından. Editörlerinin bir yayın ahlakı var. Eyvah abi. Bir güvenim vardı ve çocuk yayıncılığı yapıyor bu yani. Ve sen bunu çocuğa alıyorsun. Her kitabı okuyamazsın. Okumadan alırsın bir çoğunda. Ve senin evine girmeyi bırak. Çocuğun zihnine dokunan artık. Onun fıtratını bozan bir yayıncılık yaparsan üçüncü cins diye çizerinin çizdiği bir figürü kitabına alır. Ben ilk kez üçüncü cins çizdim. Ya ne güzel lay lay lom diyen bir kafayı sen İslami formatta bir yayın evi olarak alıp benim evime sokarsan ben orada işte yani kendimle çileştim. Yani ne oluyoruz dedim. Nereye gidiyoruz? Her şey para mı? Bu fonlanmışsa. Para mı veriyorlar bunun için? Yani bu çok konuşulan şeydir. Eşcinsel lobisinin, LGBT lobisinin adını da verelim. Bu işi pazarlamak için dünya genelinde bir ağ kurduğunu biliyoruz. Ve bunlar fonlanıyor bu kitapları. Yani başka izahı var mıdır Vekir yani? Hangi mantıkla? Niye kendini ateşe atsın ki adam? Ateşe atar ki yani. Ya en azından biz şöyle biliyoruz. Evet sen aile hassasiyetini önem veren bir yayın evisin. Bugüne kadar da bu tarz kitapları çıkarmışsın eyvallah. Ama şimdi ne oldu birden? Yani ticari kaygımı? Şunu diyebilir bazı yayın eyleri bu katakulliye giriyor. Diyor ki bu kitap böyle kız mı erkek mi olduğu belli olmayan bir figür üzerinden çizdiriyoruz. Niye efendim? İşte bu kitap hem kızlara satılsın hem erkeklere satılsın. Ya bırak Allah’ın seversen.
Şimdi böyle bir her şey paraysa kusura bakmayın zaten. Bir kızı kendine kahraman olarak aldığı figür ile bir erkeğin kendine kahraman olarak aldığı figür aynı değil ki bir kere. Olmaz. Yani Fatih Sultan Mehmed’e bir erkeğin bakışıyla bir kızın başka bakışı ayrı. Ayrıca bir kıza Fatih Sultan Mehmed’i de mutlak kahraman olarak dayatmak da doğru bir şey değil. Tabii ki. Ona nene hatunu göstereceksin. Hazreti Hatice’yi göstereceksin. Diğer figürleri göstereceksin. Fıtrak böyle bir şeydir.
Fıtrak böyle bir şeydir. Fatih Sultan Mehmed’e de bir annenin doğurduğunu göstereceksin. Onu kendi dünyasına alacak. Rol model yapacak. Doğru mu? Her şeyi herkes okutacağım mantığı. Değil yani zaten doğru. Ama bunun için üçüncü bir cins geliştirme fikrinin altında ben kesinlikle kasıt ararım yani. Şu fikir işleniyor artık.
Bunu bana o paylaşımdan sonra gelen tepkilerde beni asıl üzen taraf şu oldu.
Muhafazakar bildiğimiz isimler. Anne, baba fark etmiyor. Geri dönüşlerde attıkları DM’lerde veya altına yazılan yorumlarda ne var bunda canım? Normal işte bir şey. Çocuklar bunu okumakla cinsiyet mi değiştirecek? Bu kadar İslami bir yaylı evine saldırmak da neyin nesi gibi bir geri dönüş.
Yani anne babaların dünyasında da bu zihin bozulmuş. Bunu görmek çok acı bir çoğunda. Şu işleniyor artık. Cinsiyet dediğimiz şey modern dünyada bu çağda doğuştan gelen bir şey değildir. Sen istersen cinsiyetini değiştirebilirsin büyüdüğünde. Bu fikir işleniyor çocuğun zihnine. Sen erkeksin ama kendini kadın gibi hissediyor olabilirsin. Değiştir o zaman canım.
Elbise değiştirmek gibi basit bir şey. Ve bu anne babalara bırakılmamalıdır fikrini savunuyorlar. Anne baba çocuğa erkekse erkek kızsa kız çocuğuna dayatma yapma kardeşim. Ona pembe giydirme ona mavi giydirme. Kavga ediyorlar Avrupa. Sen niye çocuğa tencere talağa oyuncak mutfağa kaldın diyor. Belki çocuk bunlarla oynamak istemiyor. Silahlarla, tabancalarla, arabalarla oynamak istiyor diyor.
Bu da çocuk haklarına ters bir durummuş gibi lans ediliyor ve bu tava bizim aile yapımızda geliyor maalesef. Yani muhafazakar görünen kesimde de böyle bir zihin bozumu var. Bu beni daha çok üzdü. Yani o yapılan yayın neyse de gelen bu yorumları görünce dedim ki biz galiba mevziden baya uzaktayız. Mevziyi terk etmişiz. Allah sonumuzu hayır eylesin yani.
Buna dair ne yapıyoruz abi şu anda? Yani sorunları anlatmak çok kolay. Bazı söyleşileri falan izliyorum soruyu anlatıyorlar. İzleyicilerin hayatını karartıyorlar o an o salona gelenlerin. Ondan sonra olaysız dağılıyorlar ya. İyi de şimdi ne yapacağız? Yani bize düşen ne? Biz ne yapmalıyız? Yani ya da yapmamız gereken şeyin tam olarak neresindeyiz? Sen bir ışık görüyor musun abi? Şimdi bu işe ümit var mısın yani?
Ümit varım. Bir bilinç uyanıyor. Yani alttan alta yıllardır bu empoze edilen düşüncenin geldiği ve gidebileceği nokta artık ciddi olarak gözlemle yeni uyandık. Yani bununla ilgili yayınlar yapılmaya başlandı. Uyarılar, aileyi korumak, çocuğa karşı çocuğu nasıl koruruz endeksli kitaplar. Eşcinselliği nasıl sızdı, hangi kavram, semboller üzerinden pazarlandı, çizgi filmle, oyunla, youtube’la, şunla, bununla. Bunlar üzerine bir bilinç oluşmaya başladı. Yıllardır yapılıyordu. Biraz geç kaldık ama aynı zamanda Cumhurbaşkanımızın hani son dönemde işte yasa teklifi olarak getireceği aileyi korumaya yönelik bir takım önlemler devreye girecek şimdi.
Anayasal. Anayasal bir güvence aileyi korumaya yönelik bu olumlu bir adım. Yani devletin aileyi sahiplenmesi yeterli mi? Elbette yetmez.
Aileye düşüyor yani yasa ne kadar var olsa da burada artık ferdi olarak senin benim kimse bu işte sen işte youtube’da çok iyisin dijital ortam üzerinden ben kitaplarla dergilerle vesaire herkesin kendi varlık alanını inşa ettiği varlık alanında bir gözünün bu meseleye çevrili olması lazım. Çocuğun çocuk, kadının kadın, kızın kız, erkeğin erkek olduğu vurgusunu artık bizim daha çok oturtmamız lazım. Arada konuşamayız. Kızlığa daha çok vurgu yapacaksın, erkekliğe daha çok vurgu yapacaksın. Bu bir dönem için şöyle cinsiyet ayrımcılığına falan getirebilirler. Ne demek canım işte bir kızın kız olarak vurgulanması çok da lazım. Bunu görüyoruz genelde şu psikoloji vardır ya işte bir masal yazarken diyelim ya da bir animasyon yaptın gösteriyorsun işte kadını hep ev işleri yaparken göstermek. Erkeği işte dışarıda çalışıyor göstermek. Böyle bir cinsiyetçi rol, yükleme mantığından bahsetmiyorum. Evet tamam kadınlar hayatın her alanında artık ev işinde değil ev işine ortak olan erkekte olmalı.
Bundan rahatsızlık duyulması gerekmiyor tam tersine. Paylaşma çağındayız değil mi? Yani herkes neye gücü yetiyorsa bunu yapalım. Ya bir böyle şey ya izleyiciler tek göstericekti ama özür dilerim ama evet abi kadın mutfakta erkek işte ne var bunda ya Allah Allah ben de bunu anlamıyorum yani. Ama buna da iltihar ediyorsun.
Yeri gelir ben salatan yaparım destek olurum. Yeri gelir eşim benimle beraber ben işteyken gider çocukları bırakır tamam ama ana rolümüz bu bizim ya ben çocuk mu doğuracağım. Yani değil mi abi yani böyle bir şey mi olabilir yani. İşte son oyunda görüyorsun. Üzgünüm Allah böyle yaratmış ve iyi ki de böyle yaratmış. Cenabı Allah ne buyuruyor ah seni takvim buyuruyor. En güzel suretle yarattım.
En güzeli bu saçmalamayı bırakın lütfen artık yani. Yani Allah’ın sözün üstüne yaratılmışı üstüne laf mı edeceksin yani. Al değiştir ne hale geldiğini görelim toplumunu o zaman yani. Rolleri değişelim hadi o zaman biz evde çocuk bakalım olur. Tamam ben çocuk bakayım sen askere git. Öteki elinde ablaya verelim jopu uyuşturucu bağımlısını kovalasın gece sokaklarda. Bu mu yani?
Fiziksel bir tarafı da var bu işin değil mi Mesih’in. Yani bu işte asıl mesela kırılma buradan başlıyoruz. Bir şey söyleyeceğim buna dair bir konuşma vardı. Hatta ben bunu yazmıştım da bir zaman. Her eşitlik eşit olan her şey adil değildir. Doğru. Bizim eşitliğe ihtiyacımız yok bizim adalete ihtiyacımız var. İki tane 50 kiloluk çimento torbasını inşaatın 3. katına taşımak için 50 kiloyu eşine vermek 50 kiloyu da sen alman eşitliktir. Fakat adil değildir. Çünkü yaratılış böyle değildir. O kadın 50 kiloluk çimanto çuvalını torbasını taşıyamaz. Her eşit olan şey adil değildir. Biz İslam adil bir sistem teklif eder.
Kadına taş taşı demez erkeğe kabak oy demez yani beceremeyiz bilemeyiz elimize yakışmaz. Öğrenebilir miyiz? Evet öğrenebiliriz. Mutfağa girebilir miyiz? Bir şey söyleyeceğim bak. Mutfağa girebilir miyiz? Evet girebiliriz. Salatanın yanına bir mercimek çorbası biz yapabiliriz. Ama bu tercih hanı olmalı. İstediğimizde, eşimizi sevdiğimiz için o hasta olduğunda çocuklara tabiki bakarız. Tabi ki ütümüzü yaparız.
Tabi ki eşimize bir bir iki çay alır içine bal koyar karıştırır. Al aşkım bunu sana getirdim. Sen dinlen bugün çocuklara ben dışarıdan pizza söylerim. Toast yaparım. Saçma sapan da olsa bir yumurta yaparım. Ama sen lütfen dinlen deriz. Bu hayatı paylaşmaktır. Ama bunu ben yaptım. Şunu da sen yapmak zorundasın. Ben bu ay eve 15.000 lira para getirdim. Hani çık bakalım sen niye 15.000 getiremedin? Bu vahşiliğe gerek yok yani.
Ve bu da çok sık yaşanan şey aslında. Bahsettiği şey. Bu bir vahşettir aslında değil mi abi? Bu fıtratas uykastlıktır abi. Böyle de bakmak lazım. Çünkü Allah’ın bize yüklediği hem fiziken hem ruhen bir biçim var, biçem var, bir elbise, bir kalıp var bizde.
Ve biz bu kalıba uygun olarak yaşarız. Bunun dışındaki sapmalar nedir biliyor musun? Emanete hıyanettir aynı zamanda. Sana Allah’ın verdiği emaneti bu şekilde sapmalarla. İster duygusal sapma, ister fiziksel, bedensel sapma, arzu anlamda sapma. Ne olursa olsun sana verilmiş emaneti yok saymaktır. Ona hıyanettir. Başka bir izahını göremiyorum bunun yani.
Çok sıkıntılı. Peki. Şimdi siz bu dergileri çıkarıyorsunuz abi ve kitap yazmakta da ısrar ediyorsunuz. Dergi çıkarmakta ısrar ediyorsunuz. Bu çağda. Bu çağda. Şimdi bu kadar TikTok’a, Instagram’a, sinemaya, video oyunlarına, Twitch’e rağmen dergiden umudunuz var mı? Kitaptan umudunuz var mı? Bunun da mesela bundan 10 sene evvel insanlar gazeteleri evlerine yarım saat geç bırakırsa, bir saat geç bırakırsa kavga çıkarıyorlardı.
Ben kahvaltında gazetemi okumam lazım. Köşe yazılar gelişmelere bakmam lazım. Hayatı kaçırdık. Şu an son olanları öğrenmek için metrobüste gazete okuyan adamı görsek güleriz yani değil mi? Şu gazeteler köşe yazarları okumak için daha spesifik nedenlerle okunuyor. Derginin akıbeti de buna doğru ilerliyor olabilir mi abi kitabın, derginin, neşriyatın? İlk dergiyi çıkardığımda 96 yılındaydık. Mavi Kuş isimli bir dergi. 18 sayı sürdü resim defteri ebatında. Çocuk edebiyatında hakikaten bir çıtayı yükseltiğini düşündüğü, öyle söylenen en azından bir dergi. Yaklaşık 96-97’de çıkardığım bu derginin üzerinden tam 20 yıl geçtikten sonra, 25 yıl geçtikten sonra diyelim 97’i 2017’de çıkardığım matematiğim kuvvetli değildir.
Herhalde 30 yıl mı geçmiş? 2007, 2017. 2017 desen 30 yıl geçiyor. 30 yıl sonra bu dergiyi çıkaralım teklifi geldiğinde şöyle bir durdum. Dergi mi? Bak ben dedim bunu. O kadar yazıyla kitapla uğraşan biri olarak 30 yıl sonra bir çocuk dergisi çıkarmak fikri.
Bu çağda herkesin elinde ekran olduğu, gözleri kapalı dolaştığı, önünden başka bir şey görmediği bir çağda sen diyorsun ki, Gel dergi çıkar. Gereksiz bir şey, bak şurada dergi diye bir şey var filan. Çakmak kullanana gel. Burada şeyle, Taşları birbirine sürerek alev çıkar. Alev çıkar kardeşim. Bunu düşündüm ve bu benim için de bir deneyim. Hakikaten dergi okunuyorum diye de araştırdım. Bak ne piyasada var birkaç dergi de satış rekamlarını falan bilmediğim için herhalde öylesine çıkıyordu. Peki dedim ve bir ay içinde bu iki dergiyi hazırladım. Bir okul öncesi bir okul dönemi. Yani hızlı bir literatür taraması zihnimde yaptım. Günümüz çocukların algısı, ilgisi nedir ne değildir. Bunlar zaten hani kitap yazdığım için gündemimde olan bir şeydi. Bunu dergi formatına, aylık süreli bir yayına entegre etme üzerine ciddi ve hızlı bir şekilde düşünerek bu dergiyi çıkardım.
Sayıyı 30 bin basmıştık hatırlıyorum. 2017 Ocak 30’ar bin bastık ve dergi 10 günde bitti. Ben şöyle bir Allah Allah dedim ya dergi okunuyor. Bu bana imkansız gibi geldi bu dönemde. Ve ondan sonra daha ciddi olarak yani bunu hadi çıkaralım bir görelim modundaydım. Hani 5 bin, 10 bin bilmem ne satar durumu kurtarırız. Fakat bu trend hiç bozulmadı.
7. yıla giriyoruz neredeyse 72. sayıya geldik ve hala bu dergi okunuyor. Bunu şuna görüyorum. Evet dijital bir dünyadayız. Evet gençlerin yüzde 71’i çevrim içi. İnternet kullanıcılarının üçte birini çocuklar oluşturuyor dünyada. Üçte bir büyük rakam.
Artık çocuğun dijital bir büfeye ulaşma yaşı çok düşük yani 3-4 yaşında önüne biliyorsun dad olarak hemen ağladığı zaman bir çizgi film açıp bir şarkı açıp demek koyuyoruz susturuyoruz. Al diyor yani kırmızı balık. Bas orada oynuyor rahatlıyoruz. Evet o yaş da düştü. Bu tabi pedagojik olarak, eğitimsel olarak, duygusal olarak açtığı, bedensel olarak verdiği hasarlar falan ayrı bir mevzu. Fakat bu hızlı tüketim, bu oburca tüketimin yol açtığı ağır zaları aileler fark etmeye başladı. Yani bundan dolayı derginin ve kitabın öneminin arttığını düşünüyorum. Çünkü buna teslim ettiğinde çocuğu tabletine, telefonuna, bilgisayarına teslim ettiğinde hem bir kontrolden çıkış yani artık bir bağ kuramıyorsun. Başlı başına bir dünyaya bırakıyorsun çocuğu. Kapının önüne bırakmayız ama orada al diyorsun sana istediğin dünyaya gir. Yani yabancılardan korkarsın ceb telefonda milyonlarca yabancı ile muhabbet eder değil mi? İletişim kurar. Kapıya bir yabancı gelse polis çağırırsın ama çocuk akşama kadar bir yabancıdan ötekine. Oho hiç yani bu fikir, uyanışı olmaya başladı gibi çocuklardaki zeka geriliğinin de farkına vardılar. Ne demek istiyorum? Bu İngiltere’de yapılan bir araştırma, telefon, tablet filan ekran başında vakit geçirme oranı çok arttığı için anaokuluna başlayan çocuklarda yüzde 71 oranında dil ve konuşma güçlüğü çektiği çocuklar. Evet ifade demiyor kendine. Zaten beş kelime yetiyor biliyorsun anlaşmak için. Aynen. Aynen. Say abi. Aynen. Sıkıntı yok. Sıkıntı yok. Hallederiz. Hallederiz abi. O iş bende. Adamsın. Adamsın eyvallah bitti.
Başka kelimeye gerek yok. Konuşuyor konuşuyor. Aman Allah’ım bende onlardan mıyım acaba hepsini bir nefeste saydık. Çok kullanıyorsun. Hakikaten öyle ama yani biri anlatıyor anlat anlatıyor konuşuyor. Aynen. Abi katılıyor musun? İtiraz mı ediyorsun? Oğlum nasılsın diyorsun? Geliyor böyle. Nasılsın? İyi. Ne sensin? İyi. Nasıl bugün? Hiç. Bir şey yapalım mı? Sıkıntı yok. Bir de şey var fark etmez var. Fark etmez. Yani iki tercihten hangisinin daha mantıklı daha hayırlı olduğunu seçmeye üşenen ve sanat esen. Diyorsun ki yemeğe gidelim mi? Fark etmez. Şu nasıl güzel mi? Buraya? Fark etmez. Yemeğe gidiyorsun. Abi ne söyleyeyim? Ben bir gün bir ayakkabıcıda çıldırmıştım. Oğlum izliyorsun kızacaktır bana ama. Ya iki tane ayakkabı arasında teredditte kaldık. Biri kırmızı bambaşka bir şey. Kırmızılı siyalı. Öteki siyahlı beyazlı bambaşka bir şey.
Yani işte bir koşa ayakkabısı, dönecek ki outdoor yani iki aynı tarz ayakkabının arasında kalsa neyse. Oğlum dedim içeri kalabalık zaten terlemişiz alışveriş yapıyoruz. O ayakkabıyı da almamız lazım. Hangisini daha çok hoşuna hangisi daha hoşuna gitti dedim. Hangisi daha güzel dedim. Fark etmez dedi. Abi var ya çıldırdım elindeki kutu yaptım. Lan nasıl fark etmez? Bu outdoor ayakkabısı bu spor ayakkabısı. Biri siyah biri kırmızı birbiriyle uzaktayken alakası yok. Lan neyi fark etmez dedim ya.
Ne demek fark etmez? Bu duygu karşımda var. Evet çıldırdım ya fark etmez. O yüzden benim hep aklımda şu vardır. İleride bir kafe ya da restoran açarsam. Hayaldir ya açmak isteyen. Evet evet. Abi bir tane menüye mutlaka bir fark etmez koyacağım. Abi Allah’ım. En pahalı en kazık ve bomboş. İçinde boş suyu getireceğim. Madem bu kararı vermekten acizsin öde olan 500 lira değil mi? Evet 500 lira fark etmez abi. İksir. Buyur iç. Yani iş buraya geldi. Demek ki bu güçlük gördüğüm şey şu. Aileler uyanan aileler diyelim en azından erken uyandırma butonuna basan arkadaşlarımız. Aileler anne babalar. Bu işte bir yere varlamayacağını anladılar. Çünkü yapılan her tür araştırma bu dijital doğanların teknolojiye ulaşma hızının ve zamanının fazla olmasının kendilerinin zihnine eğitimlerinin hayatına hiçbir katkı olmadığı ortaya çıkmış durumda.
Ne sanıyorduk ilk çıktığında dünyayı değiştirecek bir çocuk değil mi eline veriyorsun? İftihar ediyordu dedeler. Direkt böyle şey mi anlıyorsun? Ben açamıyorum abi telefonu. Ne açıyorsun? Bekir o kadar akıllı bir çocuk ki maşallah. Bak ben alo alo başka hiçbir şey bilmem. Alıyor bir yerlere giriyor sitelere giriyor orada VPN indiriyor. Çocuk neler neler beceriyor maşallah bakıyorum böyle güzel. Zekâya bakma. Biz konuşamıyorduk bu yaşta.
Evet evet. Bu sadece öğrenilmiş gerçeklik robotik bir şey o öğrenilen şey. Çünkü zaten sana robotik bir şey sunuyor yani oraya tıklarsın oraya gidersin. Bunu ezbelliyorsun. Bu yüzden eğitime zihnine hayaline hiçbir katkısı olmadığını anlayan aileler edebiyatın masalın, hayal kurmayın bir şeyler okumanın, fikir yürütmenin önemini yeniden keşfettiler diyelim. Yeni bir medya okur yazarlığı gelişti diyebiliriz. Bu yüzden derginin kitabın gücü bilen aileler hisseden aileler nezinde arttı ve ben bu okumayı buna bağlıyorum. Kitaptan vazgeçmemek lazım değil mi abi? Çevrimiç olalım. Burada şeyden anlamayalım şimdi. Adam yazar zaten her tür teknolojik şeye karşı kardeşim. Oturmuş orada yazıyor burada da okuyor. Olunca biz dijitali içeri küratelim diye kaç gündür kaç saat beraber kaç bardak çay içtik yani oturuyoruz çalışıyoruz bu arada. Dijital dünya bir gerçek.
Bunu kabul ediyoruz ama hayat bundan ibaret değil yani abi. Çünkü üstad şimdi şöyle evet dijital okyanus içinde çocuğun kulaç attığını görüyoruz ve bir endişe var yetişkinlerde hepimizde. Bu endişe ne? Burada kaybolacak çocuk boğulacak. Çünkü bambaşka bir mecra senin dışında ayaklarının altında kayan bir mecra var ve çocuk orada. Bir endişeye kaplıyoruz aklıları. Tekno endişe diyelim. Tekno endişemiz var hepimizin. Bu çocuk aynı zamanda şöyle bir tekno utangaçlık da var. Çocuk bundan geri kalırsa okulda ailede bana ne derler arkadaş. Arkadaşları bir şeyden bahsediyor. Sen bilmiyor musun oğlum? Mal sana sen diyor lan. Eskiden bizden şeyden bahsederdik değil mi okula gittik. Oy izlemedin mi diziyi şöyle oldu böyle oldu. Bu çizgi filan. Vaktın aykırıdı araba uçtu. Konuşuyor araba. Falan derdik. Bu tekno utanç kısmı ailelerde de var artık. Anne baba da bir utanç. Geri kalmasın aman. Geri kalırsa şey hem utanacak maddi olarak ona yetersiz kalmak. Böyle bir yarış vardır. Bu tekno utançla beraber çocuklarda ki bu kayıp hissi de görüyorsun. Bir endişem varsa bu okyanusun içinde ne olacak bu çocuk gidiyor ama panikliyorsun. Tekno panikli. Anne babaya çok yük düşüyor. Yani bak şunu da söyleyeyim. Gelen anne babaya giydiriyor. Gelen giden laf sokuyor. Hepimiz anne baba ne yapsın yani?
Emin abla, Twitch’ırla TikTok fenomeniyle Kerimcan Durmaz’la nasıl atışsın ya? Canım abim yani. Aynen öyle. Yanlış mı abi yani? Anne babalardan sizlere göre. Susalım abi ya tamam. Hep anne babaya. Hepinizi instagram yayınıma bekliyorum. Anne baba endişe etmesin diyoruz işte. Niye biliyor musun? Belki bizim bizden daha iyi kulaç atıyor kardeşim çocuklar. Bu mecran içinde. Bunu da kabul edelim. Biz bir şey ona yetişmek için çocuk nerede kulaç atıyor.
Çocuğu oradan kurtarayım diye. Sen bir şey öğrendiğin zaman denizin suyu değişiyor zaten. Başka bir yere akıyor. Sen bakıyorsun elindeki su başka bir şey yani. Ve oraya atlıyorsun tekrar çocuğum orada bir şeyler yok. Buna gerek de yok. Sadece kontrol ediyoruz. Kontrol ediyoruz. Çünkü her çocuk doğduğu dünyayı doğal kabul eder. Bunu öyleymiş zatenler. Hep de öyleymiş. Bak çok doğru bir yaklaşım bu abi. Hiç değişmemiş yani. Hep öyleymiş. İnsanlar şöyledir Bekir.
18 yaşına kadar doğan her çocuk 18 yaşına kadar kendisine gelen her teknolojik, yeniliği, değişimi doğal kabul eder. Yutar böyle. Yutar. Güzel abi. Bize göre tam bize göre. Anne baba itiraz eder ayrı mesele. Ama bu tam bizlik. Aynen abi der. 35 yaşına kadar bu çıkan her yeniliği 18 yaşından sonra genç dönemde dünyayı değiştirecek bir şey olarak görür. Fırsat. Of lan bununla neler yapılır, bunu şunu yapsal, bunu yapar. Sürekli koşturma içinde bununla dünyayı değiştirme hayalleri kurar. Yani dünyayı değiştirme. Para da olabilir veya bundan çok para kazanırız abi filan. Bir fırsat. Bitcoin’e en fazla gençler zıpladı mesela. Evet. Bitcoin’e çok ulaştı. Çünkü 35 yaşından sonra gözün toprağa bakmaya başlayınca çıkan her teknolojik yenilikte kıyametin habercisi. Sana yük olur çünkü. Kıyamettir. Lan dünyanın sonu geldi. Allah müriye gidiyor. Ya orada Bekir bir şey oldu. Nerede eski teknoloji? Nokia’mız vardı ama mutluydu. Yılan oynuyor zaten. Uzun süre şu hataya düşüldü. Benim özellikle gençliğimde hatırlıyorum. Denildi ki Batı’nın teknolojisini alalım ama ahlakını almayalım. Lan arkadaş dedim ya bir kere bu teknik olarak mümkün değil. Her teknoloji kendi ahlaki formuyla beraber geliyor. Sabah ya da akşam evde mükellef bir sofra hazırlandığında önceden besmele çekip oturan insanlar şimdi elini uzatıyorsun.
Durun dur. Bir fotoğraf çekelim ondan sonra bozmayın. Besmele denince bir fotoğraf çekelim. Bir de keşke o zamanlar bize şu telkin edileceğine Batı’nın teknolojisini alalım. Ahlakını almayalım. Keşke o zaman bu telkin edileceğine bizim çocukluğumuzda şey denilseydi. Batı’nın hiçbir şeyini almayalım. Kendi teknolojimizi kendimiz üretelim. Şimdi ki durma o zaman gelseydik. Yani onu alayım. Ya da yetişirken bile Batı’nın teknoloji kısmına talip olan bir zihnin üretim aşkını, iştihakını var. Sen düşün yani.
Çünkü böyle bir şey mümkün değil. Her teknolojinin ideolojisi var değil mi? Şimdi alfabe çıktığında ne oldu biliyor musun? Çivi yazısı tablet kazanlar çiviyle bunlar itiraz etti. Tam yazı çıkardığımız orada falan meslek gidiyor. Abi bir iştihal var. Sonra şey çıktığında matbağa çıktığında el yapımı kitap yapanlar itiraz etti bu teknolojiyi. Nereye gidiyor dünya falan ne yapıyorsunuz siz böyle şey olur mu?
Matbağa yaygınlaştı. Bir meslek kolu değil mi? Bir kenar ayrıldı. Ondan sonra televizyon çıktı bu kez o kitap elden gidiyor. Ya bu ekran bağımlısı oluyoruz bilmem ne. Kitap okuyan az aldı, gazete okuyan az aldı. Bu kez yazılı medyaya. Şimdi dijital teknoloji çıktı. Bu kez televizyon bile neredeyse değil mi? Bir kenar atıldı diziler dışında çok da bakan yok. Onu da belli bir kuşak izliyor zaten. Herkes dijital ekranı. Ne kanunlarına yönelik yapılıyor? Yani yayınlanan içeriğe bak kimi dizlediğini anlarsın zaten.
Evet yani her ideoloji diğer bir ideolojiyle çarpışıyor, çatışıyor ve bu gücü elinde tutuyor. Bu tarihsel gelişime baktığımızda bile aslında dünyanın geldiği yer, gücün gittiği yer, insanların ilgi gösterdiği alan belli. Bu dijital dünya. Bundan sonra başka bir şey olur mu bilemem. O zaman bizim madem böyle bir yer var, buraya yatırım yapmamız, buraya yönelmemiz, buraya yönelen gençleri, çocukları doğru bilgiyi de desteklememiz. Hayatta tutmamız lazım. İşin özeti bu abi. Çok teşekkür ederim Salih abi. Bitti mi? Bitti. Yeni başlamıştık. Güzel değil mi? Güzel. Çünkü tamamını sana anlattırırsak insanlar Salih Zengin kitaplarında ne yazdığına merak etmezler. Eğer Salih Zengin’in bu güzel düşüncelerinden daha fazla istifade etmek ya da eskilerin dediğiyle müstefit olmak istiyorsanız lütfen bir kitap satan seçkin kitap evlerine gidin. İnternet sitelerine girin ve oradan Salih Zengin.
Özellikle bu ne kahraman? Türk kahramanlar serisi. Türk tarihi kahramanlar serisi olmuştu. Tarihi kahramanlar serisini lütfen alın bakın diğer kitaplarına da bir göz atın. Çok teşekkür ediyorum. Ben teşekkür ediyorum. Aynı zamanda şunu da söyleyeyim müsaade edersen program başından beri söylüyorum. Geçtiğimiz günlerde rahmete erişen Mevlana İdris’in kardeşisin. Eyvallah. Başın sağ olsun kardeşim. Allah razı olsun. Rabbim sabri Cemil İhsan’a eylesin. Cennette hepimizi buluşturun. Sohbete kaldığımız yerden devam edelim orada inşallah. Eyvallah inşallah. Allah selam ediyorum. Hürmet ediyorum. Peki kıymetli dostlar bizden bu günlük bu kadar yeni bir programda. Ha şunu söyleyeyim bakın çocuklar niye uyanmıyorsunuz? Siz niye bildirimleri açmıyorsunuz? Pardon. Biz aniden canlı yayına girdiğimizde nereden haberdar olacaksınız bizim yayına girdiğimizi? Mesela biz canlı yayına girdik 5 kilo çikolata dağıtıyoruz. Sen girdin akşam bildirim açmadığın için bundan haberdar değilsin. Bakıyorsun 100 bin kişi izlemiş 5 kilo çikolata dağıtılmış ve sen bundan hiç haberdardayısın. Çorap okuntu mu gönderelim?
Okuntu mu gönderelim, mendil mi gönderelim, yazmakına mı gönderelim? Rica ediyorum hemen şu altta program bitmeden şu bildirim zil tuşu var bakın arkadaşlar gösteriyorlar. O zil tuşuna basın bildirimleri açın. Allah’a emanet olun.
Ahiriniz evvelinizden hayırlı olsun.
İlk Yorumu Siz Yapın