Dr. Cafer Talha Şeker – II Abdülhamid’in Muvazene Siyaset – Cumartesi Sohbetleri (9)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=jgs400pvE7c.
Bakın İngiltere işte az önce söyledik. Kıbrıs’a girdi. Rusya ile Osmanlı arasındaki gerginliği kullanarak Kıbrıs’a girdi. Sonra Ruslara baskı yaptı. Aralarında anlaştılar. Ruslar geri çekildi. Batumi aldılar falan. Batum çok önemli. Baku’nun Karadeniz’e açılan, petrolün Doğu Karadeniz’e açılan kapısı. Burası normalde Osmanlı mülküydü. Bir şekilde Ruslar daha sonradan da orayı ele geçirdiler. Ve Rusya geri çekildi.
Fakat bu sırada tabii Osmanlı zor durumda. Yani Sultan Abdülamit Dönemi. Çünkü İngiltere ile Rus teklidini ne zaman Osmanlı karşısında görse İngiltere ile bir ortak çıkarda buluşup Rusya’yı gelip üskürtüyorlardı. Ama şimdi yavaş yavaş baktılar ki İngiliz Hükümeti de artık daha farklı davranıyor. Özellikle 1870’li yıllarda İngiltere daha farklı planlar peşinde olmaya başladı.
Mesela Osmanlı hilafetine muhalif olacak, alternatif olacak bir Arap hilafeti projesini gündeme getirmeye, desteklemeye başladı. Hilafet aslen Kureyşlilerin malıdır, mülküdür diye bir tez var. Bu tezi desteklemeye başladı. Mısır’da bu tezi savunanlar vardı. Ve orada 1880’li yıllarda bununla alakalı İngiliz istihbaratçıları ciddi faaliyetlerde bulundular. Eser’deki uleman arasında bu görüşü kimler destekler diye bayağı çalışmalar yaptılar.
Bunlardan Wilfred Blunt diye birisi var. Çok önemli bir istihbaratçı. İngiliz hükümetine gidip bizzat tanışmanlık yapan bu böyle olmaz, şöyle olması gerekir diyen çok önemli bir izm. Ve hakikaten önemli tespitleri var. Onun oradaki faaliyetleri ve yazdıkları önemlidir mesela. Orada o şeyh kıyafetiyle dolaşıyor. Ulema’yla mesela Cemaeddin, Muhammed Abdullah’la bizzat tanışması görüşmesi var. İstediğim şahsiyet buldum falan diyerek. Dolayısıyla şimdi böyle bir İngiltere’nin politikasına bir değişiklik var.
Osmanlı zor durumda. Yani artık İngiltere’yle de ortak çıkarda buluşamıyor. Fakat tam böyle bir dönemde Prusya’nın Fransa’yı işgal etmesi ve Alman İmparatorluğu’nu Fransızlar için çok aşağılayıcı bir durumdur. Fransa’da Paris’te ilan ettiler Alman İmparatorluğu 1871’den itibaren. Ve Alman İmparatorluğu zaten güçlüydü Prusya. İsmini değiştirdi. Alman ya da ki Alman küçük şehir devletini tamamen o devlet çatısı altında toplamış oldu.
Ve güçlü bir Alman İmparatorluğu’nun ortaya çıkması adeta Avrupa’da böyle bir dengenin değişmeye başlaması Osmanlı için bir ihsan-ı ilahi oldu. Osmanlı dış politikası için. Ve Sultan Abdülhamid artık Almanya ile İngiltere arasındaki yeni bir rekabeti yönetmeye çalıştı. Kendi çıkarlarını. Bu ikisi arasındaki rekabetin bir dengeyi oturtmaya çalıştı. Ne tamamen Almanlara yanaştı ne tamamen İngilizlere. Aradaki rekabeti lehinde kullanmaya çalıştı ve bunu 30 köşesinde yaptı. Ve zaten nihayetinde darbe olduktan sonra da İngilizler de Almanlar da Sultan Abdülhamid’in şahsi mülkiyetine geçirilmiş olan gerek parayı gerek arazeri oradan alınması için baya bir uğraştılar. Şimdi bakın Almanya yükselmeye başlıyor. Büyük güç. Bugün de Almanya Avrupa’nın en kalabalık ülkesi. O gün de Avrupa’nın en kalabalık ülkesiydi. İnsan kaynağı var.
Ayağının altında kömür var. Yani sanayide hala kullanılıyor. Tam maddeye sahip. Uzaklı bir yerde değil. İngiltere de. Almanya’nın yükselişi de. İngiltere’nin yükselişi de o dönemde. Hakikaten kendi memleketlerinde kömür kaynaklarının olmasına bağlıydı. Bundan beslendi. Bugün de Almanya’da ve İngiltere’de kömür damarları, kaynakları, madenleri hala güçlü. Bunları direkt çıkarıp kullanıyor. Fransa mesela bu noktada daha sıkıntılıydı.
Onlar Almanlardan, İngilizlerden kömür ithalatı yapmak zorunda kalıyorlardı.
İlk Yorumu Siz Yapın