"Enter"a basıp içeriğe geçin

Muhammed Mahmut Bakır – Tanzimat Reformlarında Meclislerin Rolü – CS (16)

Muhammed Mahmut Bakır – Tanzimat Reformlarında Meclislerin Rolü – CS (16)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Oqg3nmIGpKA.

Asakiri Mansure’nin teşkiliyle aslında bir askeri modernizasyondan bahsedebiliyoruz. Buna sen bir de idare bir kanat olarak nezaretleri zikrettin. Evet, çok önemlidir. Peki şöyle bir durum var. Şimdi Klasik Osmanlı nizamında sultanlar istişare için divanı, hümanı kullanırdı veya bazı divanlar vardı. İşte ayak divanı, çarşamba divanı vesaire. Sultanların böyle bir istişare kanalı vardı. Şimdi anladığım kadarıyla 2. Mahmut bu idari değişim ve dönüşümü sadece kendi başına yapıyor, görünmemek ve hatta hakikaten de o insanların da birikiminden istifade etmek için bir yola başvuruyor. Meclisler teşkil ediyor. Karşı meclislerini bir kenara bırakalım. Merkezde meclisler yani o idari dönüşümün icra kısmını, faaliyet kısmını bu insanlara teblih ediyor.
Meclislerden biraz bahsedebilir misin? Evet, aslında ben de oraya doğru evri getirecektim lafı. Ondan evvel sadece şu küçük şunları söylemem lazım. Yani mektep açıyor, harbiye, bugünkü harbiyenin kuruluşu, tıbbiye, efendim mektebi marif ve adliye, mektebi ulu mu edebiyye şeklinde mektepler açıyor. Nüfus sayımı yaptırıyor.
Bu da aynı şekilde çok önemlidir çünkü merkeziye iktidarın hem vergi açısından hem askere alacağı nüfusu bilmesi açısından mühim. Bu insan popülasyonunu bilmek istiyor. Hem nüfus sayımı yaptırıyor. Avrupa’da daimi elçilikleri yeniden tesis ettiriyor ve ilk öğretim diyebileceğimiz, yani uyuşur uyuşmaz ama zorunlu hale getiriyor ki. İstanbul’da değil mi ama?
Mahmut Devri’ni şöyle anlayabiliriz. Çoğu şey müthiş derecede ikame edilememiştir orada. Bu işin başlangıcıdır. Yani siz eskiden daha farklı bir uygulamaya geçmek istediğinizde hep numuneler, prototipler, başlangıç seviyeleri vaz edersiniz. Zaten Osmanlı Tarihine Mahmut Devri’nin 26’dan şöyle 30-40 yıl attığınızda ileriye
bir şey gelmezse, askeriye içerisinde değişimler görürsünüz, eğitimde değişimler görürsünüz, o kadar fazla değişim görürsünüz ki devlet bir türlü daha sisteme oturtamayacaktır. Çünkü bu kolay da bir geçiş değildir. Ki bu zorunlu dediğimiz eğitimde yapılan şey de insanlara okuma yazma öğretmek, ilmihal öğretmek, Kur’an öğretmek. Yani ikinci Mahmut’un taşraya kadar, ne kadar yerlere ilmihal kitapları gönderdiğini, Dürriyek’ta falan bu tip kitapları gönderdiğini bir bilse izleyiciler şaşarırlar.
Yani bu gibi böyle batıcı denen bir padişahın eğitim sisteminin de böyle kurguladığını burada iyi ifade etmek lazım. Şimdi her rejim ideal vatandaş prototipini okullar üzerinden üretir. Burada ikinci Mahmut’un İstanbul’da vesaire ilkokulu mecburi tutup orada da ilmihal ve Kur’an derslerinin ağırlıklı olduğu bir müfredat tayin etmesi aslında nasıl bir ideal vatandaş tipi üretmek eminliği olduğunu da gösteriyor.
Asakir-i Mansure-i Muhammediyye’nin taburlarının başlarında da hep imam tayin edilmiştir. Evet, alay imamları değil mi? Evet. Bu imamlar da o askerlere okuma yazma öğretirler, ilmihal-i ayakkabı öğretirler. Hatta beş vakit namazını cemaatle kılmasını o erlerin. Evet. Bunların ayrı nizamnameleri var. Tabur nizamnamesi falan var. Bu imamların burada hangi vazifelerle vazifelendirileceği, askerlere nasıl eğitim verecekleri, hangi kitapları okutacakları vesaire belirlidir.
Bunun yanında devletin klasikten gelme bir tevcihat usulü var. Bu tevcihat usulü yılın belli zamanlarında atamaların yapılması demek. Yani bütün makamlar yeniden atanıyor, işte boşalıyor vesaire bir klasik bir usul bir Osmanlı’da. Tabii bu da şimdi siz sistemi hariciye bilmem ne falan diye yenileştirmeye başladığınızda bu eski atama usulü de sıkıntıya girecek.
Çünkü bunun takvim olarak miladi takvime uygunluğunda bir problem var. Neden miladi takvim burada, miladi takvime geçti diye söylemiyorum. Hicri takvimin yaz aylarına, kış aylarına yani devlet atamalarının yapılmasında sıkıntı çıkabilecek aylara rast gelmesi veya bu tevcihatın suistimal edilerek sürekli yapılır olmasından da mütevellit bunu artık sabitleştiriyor. Mesela bunun yanında memurların, devlet memurların ve görevlilerinin iş günlerini sabitleştiriyor.
Diyor ki siz şu günlerde çalışacaksınız, bu günlerde tatiliniz var. Bu dağınıklığı ortadan kaldırmak yeni bir nizam tesis ettirmek için bunları yapıyor. Buradan senin az evvel değindiğin şuraya gelelim, meclis meselesine. Bu meclis meselesi nasıl ifade edelim? Osmanlı’da zaten meşveret meclisi geleneği vardı. Yani padişahlar bir şey yapmak istediklerinde, hususi meşveret meclisleri toplarlar.
Buraya ulema, bazen tayyikat erbabından, bazen bürokratlardan vesaire. Hatta nadirattan olsa camilerde falan da Mahmut’un yapmışlığı da vardır. Fatih Camii’nde harp evveli bir meşveret meclisi toplayıp halka karşı bir şeyin okunması vesaire. Bunlar çok nadirdir. Hatta orada sefere gideceğim diyor. Son sefer vaadi veren, son padişah da aslında bizzat gitme vaadini veren kişi 2.Mahmut. Bu da enteresan bir kayıttır. Biraz sonların padişahı yani. Bu meşveret meclisi geleneğinin evrildiği son nokta diyebiliriz buraya. Bu meclisler, işimlerini verelim. Mesela evvela kurduğu askeriye, dedik ki Asakir-i Nizamiye’yi kurdu. Hemen Dar-ı Şuray-ı Seraskeri yahut da Dar-ı Şuray-ı Askeri diyebileceğimiz bir meclis tertip ediyor. Burada yüksek rütbeli komutanlar, bu meclisin bir başkanı var. Gene bir fetva emini müftü tayin ediliyor buraya. Yapılacak şeyler şer iyi midir değil midir vesaire diye. Burada ilk yapılması planlanan şey de bu askerlik müddetinin kısaltılma meselesi. Çünkü 12 yıl hakikaten çok uzun bir süre. Zaten o kadar ne kadar yaşıyor adamlar ve ne kadar istihdam edilebilir. Ne kadar bu askerler bu vazifede tutulabilir. O yüzden hatta şey diyorlar, ila nihayet ile ömür. Evet, öyle ne kadar askermiş gibi. Bunu neden söyledim? Çünkü geleceğiz tanzimata. Tanzimat meselesinden evvel Mahmut Devri’nde askerlik süresinin tahditiyla alakalı Dar-ı Şuray-ı Askeri’ye de, Seraskeri’ye de bir planlama, bir çalışma var. Bir diğer kurulan meclis, askeriye ile alakalı bir meclis.
Bir diğeri meclis-i vala, bir diğeri Dar-ı Şuray-ı Bab-ı Ali. Yani birisi sadrazam, bürokratlar, birisi askeriye, bir diğeri ise bunların hepsinin üzerinde kümelenen, içinde askerin de olduğu, bürokratın da olduğu, ulemanın da olduğu daha yüksek bir meclis. Hem bunlardan yüksek olması hasebiyle vala diyebiliriz, hem de padişahın otoritesine bir atıf olması hasebiyle.
Çünkü bu meclisin kurulması hengamında şöyle problemler de vardır. Efendim işte siz bu meclisi eğer sizin zatınızdan uzak bir yerde kurarsanız, sanki otorite oraya doğru evriliyormuş gibi de olabilir çekincesi var. O yüzden zatınıza yakın bir yerde kurun diyor. Nerede kurulur? Topkapı Sarayı’nda kuruyorlar. Topkapı Sarayı’nın içerisine meclis-i valayı kuruyor ve padişaha atfen, vala denir. Vala şöyle yapmış böyle yapmış böyle ibareler de vardır. Vala da derler. İsmini de 2. Mahmut koymuştur. Başkanı da garip bir biçimde Hüsrev Paşa’dır. Yani muhafazakarların lideri olarak kabul ediliyor bizim tarihçilerimiz tarafından ama reformların yeniliklerin nasıl olacağının tartışıldığı meclisinde riyasetine Hüsrev Paşa. İşte buna şey diyenler de var. Denetlemek için hani çok aşırıya kaçarlarsa Hüsrev denetmesin vs. İşin garibi, ya bu talimi az evvel söyledin Hüsrev Paşa getirmiş. Şöyle masa üzerinde yemek yeme bilmem ne padişaha ilk defa takımları yemek takımlarını Avrupa Yusuf’u da bunları o getirmiş. Efendim bu fes meselesini o getirmiş. Bu Edmund von Moltke Osmanlı’da subay olarak istihdam edilen ilk kişi bir Alman. Daha sonra Alman Genel Kurmay Başkanlığına kadar yükseliyor ülkesine dönünce Prussia’da. Hatıraatında Hüsrev Paşa’nın evini bir anlatıyor öve öve. Yani çok acayip batılı mobilya mevhuru şartıyla doğulu mobilyaların bir karması halinde öve öve bitiremiyor. Yani zannettiğimiz tarzda bir doğulu prototipi değil Hüsrev Paşa.
Aslında şöyle diyebiliriz. Bu günden denir ya anakronik bakmamak lazım diye. Hakikaten Hüsrev Paşa mesela öyle bir kayıt vardır. Bu işler de böyledir. Çok Avrupai şeyleri sokar. İşte böyle yapalım efendim. Pragmatik yani yaklaşıyor biraz da Cemile, Ehsan bağında. Ama gider o resmi yeni getirilen kıyafetleri çıkarır.
Azledildiği süre daha seraskarlıktan azledildi meclisi valer reisi olacağı hengamede o arada. Yani evinde sahil hanesinde klasik şalvarını giyer kavunu takar otururdu da deniyor. Böyle garip bir tiptir. Tabi ben buradan atıf yapmıyorum. Tanzimatçı tipi ikili tiptir hem batıcı hem doğucudur falan gibisinden. Bu devir daha prototip bir devir.
Bu bizim Tanzimat üzerine yapılan bütün tanımlamalar tasvirler ilerleyen yıllarda yapılacaktır. O ilerleyen yılların konjonktürü ile alakalıdır. Şimdi o an biz daha merkezi konuşuyoruz.
Mahmut devrini konuşuyoruz.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir