"Enter"a basıp içeriğe geçin

Muhammed Mahmut Bakır – Yeniçeriliğin İlgasından Sonra II. Mahmud – CS (16)

Muhammed Mahmut Bakır – Yeniçeriliğin İlgasından Sonra II. Mahmud – CS (16)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=nHNohnDJimA.

İkinci Mahmud’un iktidarını Yenişerilik ilga edildi. İşte Yenişeriler gericiydi. Yenişerilerden dolayı reform falan da yapamıyordu. İyi Yenişerilik ilga edilince inanılmaz bir önüne şey açıldı ve padişah bunları yapabildi. Gibisinden bir anlatı var. Elhak bu anlatının Yenişerilik özelinde bir doğruluk payı olmakla birlikte salt, dedim ya Seyfiye’ye yani askeri kısıma indirgenemeyecek bir kudret problemi var. O da ne? Bir kere bürokrasinin içerisinde ocak varken ocağı kullanan, ocak yokken de farklı payandalara dayanarak iktidara müdahale etmeye çalışan ekibler var veya kendi aralarında sıkıntı yaşayan ekibler var. Yükselme sırasında kendisinden önce birisi bir yere atanmıştır veya kendi at attırdığı bir adam bir yerden azlettirilmiştir vs. Bürokrasi içerisinde bir problem var. Fakat Mahmud bürokrasi meselesine hemen girmiyor.
Ne yapıyor? Ocak ilga edildikten hemen sonra hatta paralel bile diyebiliriz buna. Evvela ulemaya yaptırım uygulama başlayacak. Bu yaptırım nedir? Evvela tarikatlara. Bektaşi tarikatı malum ilga edildi. Ve bu ilganın akabinde de tarikat muhibleri veya müntesiplerine karşı artık siz
her tarikatın kisvesini isteyen herkes giyemez. Öyle isteyen herkes istediği tekkeye gidemez. Devrin tabiriyle meçhulül ahval kişiler. Yani sokakta gezen adamlar var. Şazeli tarikatının kisvesiyle geziyor. Filanca tarikatının kisvesiyle geziyor. Bu bir güvenlik problemi devlet için. Neden? Çünkü hem ocak ilga edilmiş hem Bektaşi tarikatı ilga edilmiş.
Bu ilga edilen zümrelere mensup kişiler takibattan kaçabilmek için kendilerini farklı profillerde gösterebilirler. Yani adam gidip bir tarikatın içerisine girip ben oranın müridiğim gibi bir role bürünebilir kendisini gizlemek ve saklamak için. Malum yeniçeriliğin ilgasında İstanbul’da ilga esnasında 8.000. Bu en makul ve kaynağa en uygun. Elimizdeki verilere en uygun rakam budur. 8.000 yeniçeri öldürülmüştür isyan sırasında.
Öyle 20, 25, 100.000 falan öyle o rakamların tamamı fahiştir ve sıkıntılıdır. Bu raporla falan da şey yani Kenning’in burada İngiltere’ye yazdığı raporla ve şu anda bizim üstü zafer olsun devrin en esas alınabilecek kaynaklarında en makul rakamlar bunlardır.
Ocağın ilgasını mütakip ulemayı denetlemek için evvela tarikat erbabına Bektaşili ilga ederek ve tarikat içerisindeki kıyafetinden, zikirinden, icazet alma usullerinden başlayarak bir takım denetleme kontrol mekanizması geliştirdi. Evkaf ve Hümayun nezaretini kurdu ve bu nezaret ile vakıfların tabi biliyoruz
vakıfların gelirleri nedir akarları vardır ve onlara tahsis edilmiştir. Devlet bu nezareti kurarak, böyle bir durun bakalım nasıl bir nakit finans akışı var buraya evvela burada merkeze toplansın ve sizin ihtiyaçlarınız bu merkeze toplanan akarlar bize gelsin ve biz size bunları götürelim. Yani ara bir denetleyici kurum olarak bunu kuruyor ve bu Osmanlı tarihi için
özellikle vakıf mevzu bahis edildiğinde, vakıflar mevzu bahis edildiğinde devletin müdahalesi çok açık bir biçimde hatta bugünün Türkiye’sine de miras kalmış bir şeydir evkaf ve hümayun nezareti ki bu sadece Mahmud devri başlamamıştır. Babası Abdürmecid devrinden başlıyor. Harameyin vakıflarına bir nezaret tarzı bir kuruma bağlama meselesi ama bütün vakıfların peyder pey evkaf ve hümayun nezaretine bağlanması zaten Mahmud devrin de bitti
demiyoruz. Devamında yavaş yavaş yavaş bağlama devam ediyor. Bu vakıfların gelirliğinin evkafı hümayun nezaretine bağlanması veya oradaki vakıfların bir nevi maaşa bağlanması. Şeyh efendilerine maaş veriyorlar. Yani bugünkü gibi değil öyle müridana el açıp. Hatta yemekleri bile tahamiyada altında devletten karşıladıyor. Giren çıkanlar kayıt altına alsın ve beklah işleri de diğer tarikatlara sızmasın o kontrolden kaçmak için orada ametreft defterleri adı altında bu tekke de kim kalıyor diye kayıt altına alıyor. Fakat belki burada en önemli husus evkaf hümayun nezaretinin gelirleri o vakıf gelirliğini toplayarak yeni kurduğu ordunun finansmanın için bir kaynak. Evet yaratıyor diyebilir mi? Neden mesela bu da izleyicilere garip gelebilir.
Devlet 1800lerin başından alırsak 1839’a gelindiğinde para yüzde 85 değer kaybetmiş. Böyle bir ülke düşünün yani selimin sonlarından Mahmud’un vefat ettiği yılı aldığınızda yüzde 85 değer kaybettiğini düşünün Osman’ın akçesini. İnanılmaz bir rakam.
Yani o gümüş paranın o sikkenin içindeki tahşiş oranı yüzde 85. İçinde sadece yüzde 15’lik bir değerli maden var. Yani şu bu aynı zamanda şu demek yani elinizdeki bugün kağıt elinizdeki para var ya bu paranın 30 yıl içerisinde yüzde 85 değer kaybettiğini düşünün. Alım gücünüz yüzde 85 düşüyor. Bu inanılmaz bir şey. Bu iktisadi buhran bir yanda askeri buhran var yeniliyorsun sürekli bir yanda da siyasi bir buhran var devletin içerisinde merkezi otoriteni sağlayamamışsın ve bunu sağlamak için yeniçeriliğin ilgasından itibaren yaptığı şey siyasi olarak evvela gidelim. Bir kere bu merkezde sadece öldürülen isyan sırasında öldürülen 8 bin yeniçeri meselesi değildir. Şimdi ordu ilga edildi. İyi yeni bir ordu kurulacak bu yeni orduya er lazım. Peki eski adamları buraya aldıktan sonra bunu kaldırmanın ne alemi var?
Devlet burada tabi ki de mantıklı olarak diyor ki eskiden yeniçeri olan yeniçerilikle ilintisi olan hiç kimse yeni orduya alınmayacak vazifelendirilmeyecek. Bir kere bu çok büyük bir handikap hani şey sözü vardır ya bu asakir man sure niye bir türlü zaferler kazanamadı vesaire buna da bir cevap olacaktır bu aynı zamanda. Eski yekûnunu zaten almıyorsunuz. Siz Anadolu’nun içerisinden o türk yatağı olarak tabir edilir. Oralardan insanlar alarak yeni bir ordu kurmaya çalışıyorsunuz ve ocak taraftarlarını takipatı uğratıyorsunuz. Yani bugünkü bu FETÖ soruşturmaları takipatı yakalanması şuyu bu. Buna benzetebilir izleyiciler. Nerede bir ocaklı var bir şey var bunları alıyoruz ki Osmanlı’da taşrada yani merkezden uzak yerlerde ocak taraftarlarının özellikle Bosna Arnavutluk veya burada Trabzon Şam
ve Kutup civarında bir ocak ve taraftarı ve hatta ocak ve bektaşçilik taraftarı ikili bir yapı var. Buralara mesela buralarda isyanlar ve mukavemetler çok sürmüştür. Devlet buralardaki mukavemeti biraz zor kıracaktır. Özellikle Deli Orman gibi bölgelerde bu Bulgaristan’da vesaire çok güçlü oldukları için oralarda tabi bunu silmek iktidar açısından kolay olmuyor. Çok zor. Bir yanda bunu yapıyor ve bir yanda yeni bir askeri sistem kurmaya çalışıyor. Asakir-i Mansure-i Muhammediyye’de normal zorunlu askerlik demektir. 12 yıl boyunca askersiniz. Devlet sizi alıyor ve 12 yıl askerlik yapıyorsunuz. Asker erlere maaş var, kışlalar var başka bir işle uğraşamazsınız. Bugünkü askerliğe benzer yani bugünkü askerliğin atası aslında kuruluş olarak. Efendim e peki bunu nasıl finanse edeceksiniz? Belli bir kısmını bu vakıf gelirlerinden tabi vakıfları mağdur ediyor manası da buradan
tam çıkarmak da şeydir biraz zordur. Niye? Şeyh efendilerin maaşı var. Tekkelerin yiyeceği içeceği de veriliyor. Bu arta kalan para devlet tarafından yapılacak ihtiyaç duyulan bir ordu için yani önemli bir şey. Selim zamanında malum sen de malumundur. Devlet artık darpanedeki çatalı kaşığı, bıçağı, gümüş, saray harcamalarını da kullanmak
mecburiyetinde kaldığı hengem de ulema efendilere diyor ki Allah rızası için birazcık bir el atın. Biraz gelirlerinizden bir şeyler verin. Hatta ulemanın o gümüş yemek takımları da kullanıldığı için şey diyor ulema. Sultan bizi kara çanakla etti. Evet. Peki ulema ne yapıyor? O devirde tabi hangi ulema ise artık. Vermiyor ve Selim’in o zaman Hüsran içerisinde söylediği söz bu devlet sadece benim değil. Bu devlet hepimizin. Bu devlet yıkılırsa sizin de başınıza yıkılacak. Mealen yani böyle bir sözü var. Şimdi bunu da miras alan bir Hinc Mahmut profili var. Evkaf-i mayun nezaretini bu şekilde kullandı ki sanmasınlar ki bu gelir asakiri mansurayı tamamen asile sübhansı edecek bir gelir. Çoğunu kendi cebinden vermiştir. Ceb-i mayun cebinden vermiştir. Bir diğer şey de gene ocağın ilga edildiği hatta ilga günüyle aynı diyebiliriz. Bu da bir ferman yayınlayarak müsaade reyi tamamen müsaade reyi gayri icabiyye diyebiliriz buna şer’i olmayan veya şer’i sınırları aşan müsaade re uygulamasını lao ettiğini söylüyor. Kaldırdığını söylüyor. Bu çok önemli. Zaten Mahmut devrinde yapılacak yenilikler sureta bazıları batı veya batı tarzı şeklinde isimlendirilebilmekle beraber en esaslıları özünde teorik tarafıyla da en önemli onların Osmanlı nasihatname ve ıslatname geleneğinde bir tevyiye şikayet edilen teorik hususlar olduğu görülecektir. Mesela 18. Yüzyılda devletin müsaade pratiği ile ne kadar kişinin malına çöktüğü tırnak içerisinde araştırılırsa burada yenişeriliğin ilgasından sonra müsaadenin kaldırılmasının ehemmiyeti burada tebarüz eder.
Yani mesela bir bürokrat vefat ettiğinde normalde eğer maaşından gelirlerinden çok çok yukarıda bir terekesi kalmıyorsa onu neden müsaade edesiniz hakkıyla kazandıysa edemezsin zaten İslami olan çaldı çırptı veya fazla bir malı çıkarsa elinde yani demek ki bu adam bunu kazanmamış bir yerlerden çalarak elde etmiş ise o fazlalık alınır gene gerisi bırakılır.
Ama bizde şöyle bir alışkanlık olmaya başladı vefat edenler otomatik varisi de yoksa bazen varsa da otomatik bir müsaade etme. Çünkü devlet harp tazminatı problemi olacak maaş problemi olacak kıtlık olacak şu olacak bu olacak bu nakdi ihtiyacı karşılamak için müsaade uygulamasını da yaptı ki müsaadereden
en fazla bir zar olan da raya ve askeri olarak iki ayırdığımızda Osmanlıyı yönetenler ve yönetilenler yöneten kesimidir. Yani halk bundan o kadar şey değildir. Halka çok zor gelir bu müsaade meselesi ama oraya kadar da inecektir. O öyle bir problem var. İkinci Mahmud’un ilk yaptığı şey Yenişehirli İngilgaz’ın nakabinde müsaadereyi kaldırmak oldu. Tabii bu müsaadereyi siyasi bir diskur olarak uygulanan bu kötü müsaade örneklerini vesaire biraz da yeniçeriler sebebiyle olduğunu yeniçerilerin tabi işte taşkınlıkları vesaire sebebiyle iktidarın kudretini kaybettiği mahvolduğu ve bunlar sebebiyle de böyle yanlış uygulamalar yapıldığını söyleyerek bir nevi ilga edilmiş bir kurumun üzerine yıktı bunu. O da var ama hep bu 1826’dan sonra yenilikler yapıldı. Kafasında hiç yenilik yokmuş gibi böyle bir algı da var. Ben bunu kırmak için hemen söyleyeyim tahta çıktığı yıl tahta çıktığı yıl dört beş ay iktidarından geçer geçmez yani yayınladığı bir ferman var. Aynı şekilde müsaadenin bu usulsüz olan müsaadenin ilga edilmesi gerektiğini burada da söylüyor. Yani bu buyrulduğu defterinde vardır arşivde oradan söylüyorum bunu şimdi tahta çıktığında bu fikirde olan bir kişinin 1826’da ocağa ilga ettikten sonra kesin bir fermanla
bunu yeniden emretmesi bu iş artık yasaktır böyle bir şey yapılmayacaktır demesi çok mühim bir şey. Ideallerinin sonradan kendisine böyle bir şırıngayla zerk edilmiş gibi bir durumu yok. Belli başlı bir ideal yapmak istedikleri devletin olması gereken haline dair tasavvurları var. Bunun yanında tabii ki de şimdi bizim ordu yeni kurulan ordu Nizami Cedid örneğinden esinlenen ve aynı zamanda Kavalalı Mısır’dan esinlenen ki o da Nizami Cedid’de bağlayabiliriz bir ordu değil mi? Bu ordunun batı tarzı talimi batı tarzı kıyafet veya üzengisi şusu busu var eyvallah. Batı modelliği batı modeline uygun tarzda bir takım tırnak içerisinde yenilikler var. Bunlar işte askeri yenilik bu idi. Bu da yanında devletin nezaretlere bugünkü deyimiyle bakanlıklara bölünmesi bürokratik olarak. Eskiden biliyoruz hadaret ketidası, reisülküttap, bir divani hümayun vesaire var. Fakat bu divani hümayun işlevini yitirmeye başlaması çok evvelki zamanlara uzanıyor. Yavaş yavaş işlevini yitiren bir devlet yönetim birimi bu. Bu devlet yönetim biriminde ki bizde şöyledir efendim bir normalde hariciye nazırı diyebileceğimiz bir kişi reisülküttap olarak ifade edilir değil mi Osmanlı’da? Bu reisülküttap sadece hariciye nezarete de ilgilenmiyor. Yani görev tanımları net değil tam bir müesses kurumsal bir düzen yok. Ve bu devletin gittikçe bürokratikleşmeye başladığı gittikçe artık vergi kalemlerinin insan popülasyonunun artmaya başladığı daha modern bir çağa doğru evrildiği bir engelleme de iş ikonunun artması daha sıkı bir kurumsal düzeni gerektiriyor. Burada da iyi uygulanan bir sistem olarak ki bizimkiler buralarda Avusturya’yı örnek alacaklardır. Özellikle çünkü yönetim açısından da monarşisi meşruti monarşi değildir. Yani yönetim tarzı meşruti değildir. Ona rağmen bakanlıklar vesaire vardır.
Aslında burada ellerinde de çok birikmiş bir malzeme olduğunu da söyleyebiliriz. Mesela Ebu Bekir Ratip Efendi ve o büyük layığa aslında uzun uzun Avusturya’daki o sistemi çok güzel izah ediyor. Yani Osmanlı’nın daha çok zannedildiğinin aksine bazı hususlarda Fransa veya İngiltere’ye değil Avusturya’ya yüzünü çevirdiğini görebiliyoruz. Evet. Şimdi bizde şey var. Hep Fransa’dan örnek alınır.
Fransa tarzı işte modernleşme askeriyesini ona göre yapmış. Devleti ona göre dizayn etmiş falan denir. Halbuki Avusturya’nın model olarak alındığı burada açık. Çünkü şöyle söyleyelim mesela ne yapıyor yaptığı şeylerden birisi maliye nezaret. Mülkiye diye kuruyor daha sonra dahiliye nezareti. Harici nezareti ismini değiştiriyor. Bir büro olarak ona bir mekan tahsis ediyor ki bizde eskiden Bismillah yani adamın adam bir makama atanıyor. Artık sen reisül kütüphapsın. Adamın kendi konağı var. Adam yukarıda yatıyor aşağıda devlet işleriyle uğraşıyor. Bu efendi az edildi. Farklı bir efendi oraya tayin edildi. Evde gidiyor. Yani böyle bir şey olur mu? Hatta hal ile arşiv. Yani arşivi gidiyor. Geleneği gidiyor. Yani Allah’tan bunu yavaş yavaş devlet yapmaya başlamıştı ki Paşakapısı diye bir şey oluşmuş. Hususi bir mekan var. Sadrazam orada bulunur. O sadrazam az edilip yeni birisi gelince o da oraya gelir. Ama buralara gelene kadar çok uzun zamanlar geçti. Ve devlet artık böyle dağınık bir yapıda yönetilemeyeceğini görüp bu usulü almıştır. Yani sürdürülebilir bir bürokrasinin imkanını bu nezaretlerde gördü. Tabii. Tabii bunu yaptı.
Yani hariciye nezareti kurdu. Hariciye odası kurdu. Efendim dahiliyesi. Deavi nezareti. Tabii bu nezareti her zaman bakanlık gibi de almamak icap eder. Bazen büro manasına gelir. Mesela işte bu divanı deavi nezareti diyeceğimiz. Farklı farklı böyle nazırlıklar vardır. Bunlar bürodurlar. Ve buralarda hususi onlara dair çalışmalar yapar. Evka fümanin nezareti. Şimdi vakıf bakanlığı gibi bir şey değil bu.
Bu büro. Burada vakıfların işleri idare ediliyor. Merkezi sistemi efendim. Bunun yanında ihtisap nezareti kuruyor işte. Mesela onlardan birisi. Nedir ihtisap nezareti? Bugünkü bizim zaptiyeye benzer. Muhtesipler vardır. Bunlar şehri kolaçan ederler. Denetlerler. Hem şehir içerisindeki nüfusun denetlenmesi bir nevi nizama sokulması.
Hem şehirler arası geçişliliğin denetlenmesi hususunda. İhtisap nezaretinin çok önemli bir rolü var. Bu güvenlik ne diyelim. Genel olarak emniyetin sağlanmasına dönük bir şey olmakla beraber. Bir polis devleti imajını da yansıtıyor aynı zamanda. Yani artık ocak yok. Devlet var şeklinde.
Ve şehirlerin nüfuslarının öyle istediği gibi değişemeyeceğini, her şehre herkesin gidemeyeceğini, şehir içinde dahi herkesin artık o eski alışkanlıklarına devam edemeyeceğini, haraçtır, şubur budur vesaire. Bu ihtisap nezaretinin de burada böyle bir önemi tebarüz ediyor. Aslında bu daha sonra bu zaptiye nezarete kurulunca tam olarak bir polis evrilecek. Şehirlerde özellikle. Çünkü eskiden güvenliğin bazı kısımlarının yenişerilerine bakar, bazısına başkası bakar. Bir şey de vardır. Mesela kolluk çıkar. Kolluk herkese ceza kesemez. Eğer siz bostancıysanız, siz bir yerde adi bir suça karıştınız, yenişeri kollukta dolaşıyor. Sana ceza kesemiyor yenişeri bostancıya. Bostancı başı ile bu sefer yenişeri ağası arasında sıkıntı çıkacak. Adam bize diyor bu bize ceza kesemez falan.
Bu ayrık yapıyı da. Ocaklar arasındaki çatışmalar zaten çok yaygın. Kimse diğer ocağın mensubuna dokunamıyor kolay kolay. Bunu da kaldırıyor. Tek tip bir polis, öyle anlatalım biraz anekronik olacak ama tek tip bir denetleyici mekanizmaya doğru evriliyor. Şehir içinde veya şehirler arasında. Bir de buna müror teskiresinin yanına menzil nizam namesini vesaire de koyarsak bu aslında polis devleti dediğim o modern devletin güvenliği sağlama, gözetleme, denetleme pratiğine de çok uyan bir şey. Çünkü artık o pasaport nizam namesi vesaire de çıkacaktır. Hem yurt dışına çıkışlarda denetleyeceksin kim giriyor kim çıkıyor. Hem içeride şehirler arası ikamet meselesinde de, adi suçlar meselesinde de veya
olamaz ya bir isyan kalkışması veya bir protesto olacağı hengenmede de bütün her şeyi denetleyecek. Fiyatları denetleyecek, alış satışı denetleyecek. Çünkü sadece şehir hayatıyla da alakalı değil. İktisadi hayat denetimi de bu arada mevzu bahis. Yani fahiş fiyattan bir yerde bir alım satım oluyorsa, insanlar mağdur ediliyorsa bunlar da denetleniyor vs.
Bunu da söyleyebiliriz.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir