Prof. Dr. Ömer Türker – Dini İlimlerin Hiyerarşisi Meselesi
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=hyjVTPByiY0.
felsefe, kelam, tasavvuf arasında bir hiyerarşi var mı? Yani birini diğerine tercih etmek icap eder mi? Biri zemindedir, diğerleri onun üzerine inşa edilmiştir diyebilir miyiz? Yoksa hakikate ulaşmak isteyen üçünden birinden tutunup ulaşabilir mi? Böyle bir anlayış var mı? Ya şöyle, ikisi de var. İki anlayış da var. Klasik dönemde kelam külli ilim olduğu iddiasında. Külli ilim şu demek,
Aşık Veysel’in bir şeyi var ya, türküsü çiğdem der ki ben âlâyim, yiğit başına belayım, benden âlâ çiçek var mı? Tamam mı? Şimdi külli ilim şu demek, en âlâ disiplin benim. İlmül âlâdır zaten. El ilmül âlâ eski ismi, en yüce disiplin. Kelam, kendisinin modern, model disiplin olduğunu iddia ediyor. Bu batı düşüncesinde fiziğin sosyal bilimler için model edip olmadığı tartışması var ya,
bu tartışmalar formulara çok eski. Fıkıh diyor ki model ilim benim. Model kavramı da misal, paradigma kavramı yani. Eski Yunancadaki paradigma kelimesi, Arapça’ya zaten misal diye çevriliyorum ama bundan önce Türkçesi örnek mi diyorsunuz? Kadınların işlemelerinde model teşkil edene örnek denir ya. Örnek Türkçesi, örnek disiplin benim. Şu demek bu, bir bilgiler bütünü disiplin haline getirilecekse, beni örnek alarak disiplin haline getirmesi gerek.
Zeminde ben varım diyor. Zeminde evet. Şimdi kelam bu iddiada. Tasavvuf, hakikate kelamın ulaşılacağı yöntemle ulaşılamayacağını aslında, evet kelamın yöntemin anlamsız olmadığını ama en yüksek ideale kelamın yöntemiyle ulaşılamayacağını dolayısıyla kendi yöntemini esas alılarak hakikatin idrak edilebileceğini iddia ediyor ki. Tasavvuf da öyle bir şey. Fakat tasavvufun kelama benzer şekilde kusursuz bir disipline dönüştürülmesi daha geçtir ama erken dönemde kuruldu.
Tümel özellikle Gazaliye kadar ki dönemde şimdi yapılan araştırmaların gösterdiğine göre, mutasavvuflar daha ziyade tahkikte iddialı. İtikatta değil de tahkikte iddialı. Bunun biraz ayrıntısı var. Oraya girmemiz zor olabilir. Tahkikte iddialı. Felsefe çevirince felsefenin zaten metafizik diye bir disiplini var. Nazari araştırmayı filozoflar hakkıyla kendilerinin yaptığını düşünüyorlar ve diyorlar ki ancak böyle bir araştırmayla zirviye ulaşılır.
Bunlar uzunca bir süre birbirine paralel bir şekilde iddialarını sürdürdüler. Özellikle 13. yüzyıldan sonra İbn Arabi ile birlikte tasavvuf bir tür lüçhaniyet kesbetti. Bunda iki etken var. Birincisi Gazali gibi, Razi gibi bazı düşünürlerin nazar yönteminin zafiyetini ifşae yönelik çabaları. Gazali nazar yöntemiyle hakikate ulaşılamayacağını, dolayısıyla kelamla metafiziğin aslında
aynı düzeyde olduklarını, bunlar arasında mahiyet farkı olmadığını iddia etti. Farabi kelamın bilim olmadığını iddia ediyordu. Farabi’ye göre kelam hatap etti. Retorik yani. Hadi en iyi durumda cedel olsun. Gazali dedi ki bu kavgayı bırakın. İkinizin de yöntemi hakikate ulaşmaya elverişli değil. Hakikate ulaştıracak yöntem sufilerin temsil ettiği riyazet ve mücade yöntemidir. Ama bunun da bilimi olmaz dedi Gazali. Sabiliyet ve şahsi çabaya dayanılır, bunda bilim yapmak çok zor. Bunu bilimsel ismini dönüştüremeyiz. Bu süreç nazar yönteminin hakikate ulaştırmasına ulaştırabileceğine ilişkin eleştiri süreci İbn-i Sina ile Cüveni ile başlar. Gazali ve Razi ile birlikte hız kazanır ve bunu yapanlar bu geleneğin en büyük isimlere. Yani İbn-i Sina felsefe geleneğinin, Razi Genurak nazar geleneğinin en büyük ismi,
Gazali dönemin en büyük düşündürü aynı zamanda. Yani dolayısıyla bu düşündürülerin nazar yöntemine dair eleştirileri düşünce alanını yok etmedi. Yani felsefe ve keram geleneği yok etmedi. Tam tersine mesele bolluğu oluşturarak güçlendirdi. Fakat bir şeye imkan verdi. Nazar yönteminin kısıtlılıkları riyazet ve mücade yönteminin iddiasına bir güç olarak yansıdı.
Yani sufiler ve işraki meşrep düşünürler. Riyazet yöntemine bir tür rüçhaniyet, bir tür üstünlük nispet ettiler. Bu sebeple 13. 14. yüzyıldan sonraki süreçte şöyle bir fikir ortaya çıktı. Yani felsefe ve kelamın araştırmaları bizi bir yere kadar götürüyor. Ama özellikle metafiziğin teoloji alanında, ilahiyat kelamdaki anlamıyla Allah’ın zata sıfatları
ve alemle ilişkisi bağlamında aksi anlamaz bir idrak için nazara riyazetin eklenmesi gerekir. Arkadaşlar şimdi biz bunları böyle konuşuyoruz ya. Biz bunun ne kadar ciddi bir şey olduğunu anlamıyoruz ha. Bak biz bu tecrübeye sahip değiliz. Gerçekten anlamıyoruz. Böyle bunu bir ahlanıp bahlanma olarak anlamasın lütfen seyircilerimiz. Biz bunun ne manaya geldiğini tam bilmiyoruz. Anlamak için bir nebze anlamak için dinleyiciler otursunlar mesela Hz. Mevlana ve çevresindeki insanların hayatını okusunlar İslam Anslubetsinden. Otursunlar Hz. Mevlana’nın, Şemsi Tebrizî’nin, Hakim Tirmizi’nin, Hakim Tirmizi diyorum Burhanettin Tirmizi’nin, Seyyid Burhanettin’in,
ne bileyim Hz. Mevlana’nın torunları ve Ulu Arif Çenevi gibi torunlarının, çocuklarının, bunların etrafındaki insanların hayatlarını okusunlar, zahmet etsinler, iki günleri verip okuyun. Ne kadar ciddi olduğunu anlayacaklar. Bu öyle şaka değil yani. Bütün hayat bunun üzerine kilitleniyor. Riyazet ve mücadele yöntemi ve bunun üzerine bir gelenek inşa ediliyor. Yani 19. 20. yüzyıra kadar biz İslam ümmeti 13. 14. yüzyıda yaşayan insanların ekmeğini yedi. Bugünkü tabirle. Onların oluşturduğu düşünce mirası üzerine kuruldu ve ekmeğini yedi. Sebebi bu kadar ciddi olması. Bundan dolayı özellikle Osmanlı uleması paralel bir şekilde İran ve Hint uleması arasında biraz önce söylediğim düşünce ortaya çıktı. Yani Taş Köprüzade, Kemal Paşazade gibi düşünürlerdi.
İran’da işte Sadettin Şirazi gibi, Molla Sadra gibi ondan sonra onun takipçisi olan düşünürlerdi. Riyazetle nazlar birleştirildiği zaman en üst seviyeye ulaşılabileceğini, tasavvufun yönteminin aksi alınmaz idrak için zorunlu olduğunu düşünen bir bilim adamları grubu ortaya çıktı. Ama bu sürekli bu şekilde devam eden bir şey değil. Mesela bir dönem geliyor, bir grup diyor ki yok arkadaş böyle değil. Yani tasavvufun yönteminin de işin, işi bu noktaya getirmeyi elverişli olmadığını iddia edebiliyor.
Fakat bu disiplinler kendi içinde bakıldığında iddialarını daima sürdürdüler.
İlk Yorumu Siz Yapın