"Enter"a basıp içeriğe geçin

Prof. Dr. Ömer Türker – İslamî İlimlerin Ortaya Çıkışı

Prof. Dr. Ömer Türker – İslamî İlimlerin Ortaya Çıkışı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=1QPGEQqd4rE.

Hocam şimdi tam da burayla alakalı olarak malum bir vazı cedit için keşf-i kadim yapmak icap eder. Şunu soracağım. Müslümanlar niçin böyle bir düşünce geleneği ortaya çıkarmışlar? Siyasi, dini, ekisadi açıdan neler sebep olmuş buna? Niçin böyle bir felsefe, kelam ve tasavvuf gibi bir düşünce geleneği ortaya koymuşlar? Arkada dinleyenlerin aklında iki üç cümle kalsın. Bu çok uzun bir konu ama iki üç cümle kalsın.
Bir, birinci cümle yani bütün İslami ilimler esas itibariyle Hz. Peygamber ile Müslümanlar arasındaki irtibatı sağlamak için çıkmıştır. En ciddi, en temel sebebi budur bunun. Bunun yüz bin türlü farklı ifadesini söyleriz ama en düz ve akılda kalacak ifadesi budur. Bu senin tesbitin değil yani. Bu kadim bir tespit. Başından beri zaten söylüyorlar.
Yani Hz. Peygamber aleyhisselam Dari Bek’e irtihal ettikten sonra Müslümanların elinde Kur’an ve sünnet kaldı. Sünnet de bizim bildiğimiz bugünkü anlamıyla değildi. Yani değerlenmiş hadisler içerisine konmuş bir şey değildi. O süreç içerisinde oluştu. Hz. Ömer gibi, Hz. Üvekir gibi, Hz. Ali gibi büyük sahabeleri, Hz. Ayşe gibi bunlar Hz. Peygamber tecrübesinin ne olduğunu biliyorlar. Şimdi hayatta değişiyor dinamik bir hayat. Müslümanlar Müslüman olarak varlıklarını idame ettirmek için Peygamber aleyhisselam ve Kur’an ile irtibatlarını tesis etmesini sağlayacak şekilde bu disiplinleri 100 yıllık periyot içerisinde vaz ettiler. Bunun en temel sebebi bu. Yani bu dini ilimler geleneğinin oluşmasının en temel sebebi bu. Başka bir ifadesi şu bunun.
Şimdi Müslüman olmak demek buranın altını çizelim burayı doğru anlayalım yani bu ekseriyetle bu şekilde konuşulmadığı için Müslüman olmanın ne olduğu konusunda da zaman zaman kafamız karışıyor. Müslüman olmak demek Hz. Peygamber aleyhisselam da tahakkuk eden hakikat idrakinin veraset olarak alınması ve buna uygun bir yaşam sürülmesi demek. Müslüman olmak bu demek. Yani Müslüman olmak böyle araçsal bir şey değil yani. Peygamber aleyhisselam nasıl bir hakikat idrakine sahip olduysa o idrake sahip olmak bunun gereği olarak nasıl bir yaşam sürdüyse kendi şartlarımızda böyle yaşamak demek. Nasıl yapacağız bunu? Tasavvuf dedi ki Peygamber gibi yaşayarak bunu başarabiliriz. Kelam dedi ki dini nasları özellikle dil ve mevcut araştırması yaparak anlamak suretiyle bunu başarabiliriz.
Fıkıh dedi ki insan fiillerini taksim edip şarihin bunlar hakkındaki iradesi nedir? Bunu çıkararak bu işi yapabiliriz. Hepsi birden dediler ki bütün bunlar için bize bu nasları çözümleyecek bir dil lazım. Oturdular Arapça’nın gramerini ve sentaksını kaleme aldılar yani sarfını, naivini, morforosu falan kaleme aldılar, belagatını oluşturdular. Sonra Müslümanlar 200 yıl içerisinde bir seviyeye geldiler. Bu söylediğim çok erken dönemlerde oldu yani böyle 300 yıllık bir süreç değil. Unutmayın hicri ilk 200 yılda hatta 3. yüzyılın ortasına sarkacak bir şekilde 10 yıl sonraki yıllarda sonraki 100 yıllarda 200-300 yıla bedeldir. Orası emekleme çağı yani bebeklik çağı orası. Yeni kuruluyor. Şunun gibi yani hani bir çocuğa bakarsınız bebek bir hafta bir yere gitseniz geçseniz değişmiştir çocuk yani.
Aa kocaman olmuş falan dersiniz yani. Yani bir haftada insan ne kadar büyür ki ama o dönem için öyle bu. Gerçekten gelişim çok hızlı ve sonraki yüzyıllarda bir kaç yüz lira zaman zaman tekabül edecek bir dönüşüm vetiresi var. Şimdi 200 yıl içerisinde Müslümanlar bu disiplinleri kurunca hakikat araştırması yapmaya başladılar.
Yani dini ilimlerin yapısını o yüzden iyi çözmek lazım. Dini ilimler temelde 2. yüzyılda kuruldu. 1. yüzyılın 2. yarısına başlayıp 2. yüzyılda kuruldu. Bunun iki grubu var. 1. grubu kelam kısmen tasavvuf tarafından temsil edilir. İnsan iradesinden bağımsız mevcutları araştırır. Nazaridir bunlar.
2. grubu insan iradesiyle meydana gelen nesterleri inceler. Yani ahlak, siyaset, fıkıh temelde bu işi derhute eder. Var olanların tamamı dini ilimler tarafından araştırma projesi haline getirildi. Sonra Müslümanlar insanlığın mirasına varis oldukları kanaatine vardılar.
O nedenle 200 ila 220 arasında Yunan düşüncesinde üretilen bilimsel külliyatın tamamı Arapçaya aktarıldı. Tiyatro eserleri hariç tamamı çevrili daha abartmıyorum. Tiyatro ve şiir eserleri hariç tamamı Arapçaya çevrili. Biz daha ziyade Yunan’ı konuşuyoruz. Bu süreçte aynı zamanda Hind’den de hatırı sayılır bir yıkında tercüme yapıldı.
Pehlaviceden tercüme yapıldı. Yani insanlığın o zamana kadar ürettiği bilimsel mirası tamamı Arapçaya çevrilerek Müslümanların düşünen zihninin ham maddesine dönüştürüldü. İşte bu felsefi geleneğin kurulmasının sebebi de bu. Birinci grub Hz. Peygamber’deki hakikat idraki ve ona uygun bir yaşamın tevarus edilmesi gayreti.
İkincisi bu idrakin külliliğinin tümelliğinin kavranıp bütün insanlığın birikiminin onun bir parçası olarak vaz edilmesi gayreti. Arkadaşların dinleyen arkadaşlarınızın zihni de bu kalsın yeterli. Hocam ben de zaten tam bunu soracaktım. Yani niçin kelam felsefe tasavvuf olarak üç farklı şekilde çıktı. Aslında buna da birazcık cevap vermiş olalım. Evet evet sebebi bu aslında.
Eyvallah.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir