"Enter"a basıp içeriğe geçin

Sekülerizm I İnsanın Anlam Arayışı 05 | Dost TV | 03.08.2022

Sekülerizm I İnsanın Anlam Arayışı 05 | Dost TV | 03.08.2022

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=MGBmAv-YiUw.

Değerli dostlar Dost TV Dost FM ortak yayınında insanlığın insanın anlam arayışı programına hoş geldiniz. Öncelikle teknik bir nedenle canlı yayınımıza geç başladığımız için hepinizden özür diliyoruz. Allah’ın selamı rahmeti bereketi hepimizin üzerine olsun.
Öncelikle Yüce Rabbimize hamd ve sena, Resulü Ekrem Efendimiz’e de salat ve selam ile programımıza başlıyoruz. Bildiğiniz üzere insanın anlam arayışı üzerinde, hayatı ve kainatı anlamlandırma çabaları üzerinde duruyoruz.
İnsanlık tarihi boyunca ortaya attığı, insan aklının ürettiği ve ortaya attığı fikirler üzerinde ve vahyin verdiği cevaplar üzerinde mukadisede olarak durmaya çalışıyoruz. Bugünkü konumuz sekülerizm. Aynı zamanda layıklık olarak da bu kavram kullanılıyor. Birbiri yerine kullanılan iki kavram.
Her zaman olduğu gibi yine misafirimiz Dumlupınar Üniversitesi Hadis Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Dinişlerin Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Halis Aydemir Hocamız bizlerle birlikte. Hoş geldiniz. Hoş bulduk. Merhaba. Selamünaleyküm.
Selamünaleyküm. Hocam sekülerizm yine bir izimle bugün izleyenlerimizin karşısındayız. Bütün izimlerde olduğu gibi aslında bu izim de yine Batı’nın Batı felsefesinin bir ürünü, insan aklının ürettiği bir fikir felsefe.
Tabii bunun da yine doğuşu, ortaya çıkışı Avrupa’nın Avrupa toplumunun içerisinde bulduğu tarihi ve sosyal şartlarla alakalı. Yine ortada kilise var. Kiliseyle yöneticilerin yönetici sınıfın çatışması, çakışması söz konusu.
Din savaşlarından dolayı Avrupa’da yaşanan malum din savaşları var. O din savaşlarını bitirmek için sekülerizmin üretildiği. Dolayısıyla dinle devlet işlerinin birbirinden ayrıştırılarak bu savaşların sonlandırıldığı ifade ediliyor.
Bir görüşe göre de sekülerizmin doğuş nedeni Katolik kilisesinin bilim karşılığı, bilim karşısındaki duruşu nedeniyle aklın ve bilimin gelişebilmesi için dinle, aklı, dinle, bilimi ayırma ihtiyacından doğduğu söyleniyor. Aslında bu tarihi ve sosyal şartların hiçbirisi İslam dünyasında, İslam dünyasında, orta çağında olmayan şeyler. Çünkü İslam zaten aklı ve bilime son derece önem veriyor. Aynı zamanda İslam tarihi içerisinde din savaşlarına diyebileceğimiz savaşlarda söz konusu değil. Şimdi layıklık genelde bildiğiniz üzere dinle devlet işlerinin ayrılması anlamında daha çok siyasi anlamda kullanılıyor. Sekülerizm ise dünya birleşme olarak nitelendirdiğimiz bir anlamda.
Ama sekülerizm aslında felsefi olarak, ideolojik olarak sosyal alanın veyahut da kamusal alanın tamamının dini olan her şeyden arındılılması, uzaklaştırılması olarak nitelendiriliyor. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında
aslında la dini de diyebileceğimiz dinden bağımsız bir görüş, anlayış söz konusu. Sekülerleşme böyle bir temele dayanıyor. Bu anlamda sekülerleşme veya layıklık dediğimiz bu ideoloji felsefe İslam ile uyuşan bir anlayış mıdır?
Aynı zamanda dünyayı anlamlandırmak, manalandırmak açısından bir değer ifade eder mi?
İzmlerden bahsedince siz geçenlerde bu sosyal medyada bir resim vardı. Bir Buda heykelinin altında Budizm diye yazıyor. Yanında yine Buda heykeli ama bu kez kolunu kaldırmış. Onun da altında Buda kolum diye yazıyor.
Esprinli diye bir daha bakınca Budizm çünkü diz gözüküyor diğerinde de kol. Önüne bir şeylerin getirildiği, insani bir şeylerin getirildiği, sonra izimlerin eklendiği bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla felsefi hakkımlar, düşünceler insanın anlam arayışının bir parçası.
Yani olmasa olmazdı illaki olacak. Çünkü insan yol seçiyor kendisine. Cenab-ı Hak onu yaratan yol seçmek hususunda onu özgür bırakmış. Kimi hazrını önceleyerek bir yol seçiyor, kimi istikbarını önceleyerek bir yol seçiyor, kimi var eden yaratıcısını tanımak suretiyle bir yol seçiyor.
Seçiyor da seçiyor. Bugün de konusunu ettiğiniz sekülerizm aslında bunlar içerisinde en önemlilerinden bir tanesi. Çünkü gerek ateizm, gerek deizm, gerek diğer izimler yaratıcıyla mesafeli kalabilmek, kendisine bir özgür alan açabilmek amacına matuf gözüküyor. Yani önceki buluşmamızda konuştuk, hedonizm bir bakıma arzuyu gerçekleştirebilmek için müdahaleyi ortadan kaldırmaya. Müdahale kimin müdahalesi? Yaradanın müdahalesi. Şimdi sekülerizm daha bir, yani reddedip yaradanı, reddedip var edeni, yok sayıp alan açmak yerine,
tamam o da olduğu yerde dursun diyor, bu da olduğu yerde dursun. Yani Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek suretiyle, kilisenin hakkında kiliseye vermek suretiyle,
her ikisini de bir arada götüremez miyim düşüncesi. Varlığını inkar etmek yerine etkisini kırmak, yani seküler bakış açısı. Dolayısıyla bir bakmışsın gerekfertte, gerek toplumda,
demin siz toplumsal siyasi boyutuyla layıklık dediniz, bireysel boyutuyla da, daha çok sekülerizm veya sekülerizm daha genel manada, yaradanı, hayatın sahibi, var edeni olarak öngörüp,
hayata müdahalesini öngörmemek. Havuki Cenab-ı Hak diyor ki, ”El alahul khalqu” yaratma da onun, ”Vel amru” emir de onun. Ama sekülerizm diyor ki, yaratmış olabilir o ya da bir başkası.
Yani seküler düşüncenin illa ateist rengi bürünmesi, deist rengi bürünmesi gerekmiyor. Bütün anlayışları, inançları saygıyla karşılayabilir. Hatta seküler düşüncenin temelinde onların hepsine bireysel bir yaklaşım olarak,
hayat alanı açmak gibi, yani dileyen dilediği inancı ama ferdi plan da bir başkasına bunu yöneltmeden, bastırmadan, baskılamadan, bu açıdan bakıldığında da insaflı gibi de gözükür.
Yani toplumsal boyutuyla, layıklıyı böyle pazarlamak, farklı din mensubu kimselerin dinlerini özgürce yaşayabildiği, devletin de bir yapı olarak, organizatör bir yapı olarak, etrafı organize eden, işleyişi organize eden, binaları organize eden, yolları organize eden, dinle ne işi var onun, o insanlara hayat alanı sağlasın. Şimdi böyle baktığınız zaman aslında bu kadarıyla, İslam zaten bunu muhtevi, yani İslam kendi bünyesindeki farklı din mensuplarına hayat alanı açıyor, koruma sağlıyor, dinlerine karışmıyor. Medine site devletinde Hz. Peygamberi, müşrikler, Yahudiler ve Müslümanları ortak bir ümmet, hepsini tek bir ümmet diyerek çatısın altında buluşturabildiğini gözüküyoruz. La ikraha fid din. Yani bu bileşenler aslında İslam’da zaten var. Yani eğer siz sekülerizmi la ikraha fid din diye satarsanız bu zaten var.
Eğer sekülerizmi siz insanlara hayat alanı sağlamak, dileyen dilediği gibi, fe menşe efel yu’min o menşe efel yekfur, dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin, bu zaten İslam’da var olan bir şey. Çoğulculuk anlamı mı? Evet. Çok çoğulculuk, ya çok hukukluluk da olabilir. Yani söz gelin Medine site devletinde burada müşrikler var, kendi inançlarında, kendi hatta yargı ve hukuklarında kendi içlerinde serbestler. Diğer tarafta Yahudiler var, onlar da inançlarında, kültürlerinde hatta yargı hukuklarında serbestler. Burada Müslümanlar var, Müslümanlar da aynı şekilde kendi yaşama alanlarında serbestler. Ama ortak bir şehirde, ortak bir site devletinde savunmadan birlikte sorunlular, ortak hayatın gelişiminden, ticaretten birlikte yürüyen işlerde ortak katkı sunuyorlar bu yapı.
Ama bunu böyle satıp, çoğunlukla böyle pazarlayıp, bugünkü Batı bu yönüyle pazarlıyor. Ama işin ilerleyen boyutunda baktığınızda sadece toplumsal olmaktan da öteye sekülerizm aslında yol açma gibi bir ödev görüyor. Yani hani asfalt atmadan önce bir yol açıyorlar, yol açıyor açıyor açıyor bulduğu zevk, sonra asfalt geliyor. Bunun gibi seküler düşünce yaradanın hayata etkisini ve yetkisini tanımadığından hatta kimi seküler düşünce karşıtlığından daha vahşice olanı var. Yani din karşıtlığını, katı laiklik dedikleri. Orada dini olan her şeyin dışlanması esas. Yani böyle ki iyi bir şey olsun. Yani bu o kadar ki neredeyse din hırsızlı kötüdür dediği için o zaman biz hırsızlığı iyi olarak kabul edelim. Yani dini olanın mademki dini bir rengi var doğru olma ihtimalini, iyi olma ihtimalini gözetmeksizin mademki dinsel bir temele dayanıyor,
onu dışlamayı esas almış, ona aksi karşı düşen her şeye sempatiyle yaklaşan bir tavır. Bu ideolojik bir sekülerizm. Dolayısıyla bu ideolojik yaklaşımın içine girenlerin bir vakit sonra demin ve bundan önceki buluşmalarımızda konuştuğumuz ateizme, deizme, din, dinizme ve hedonizme daha yakın düştüklerini yani açılan o yola bir vakit sonra bakmışsın. Asfalt dökülmüş ateizm diye, asfalt dökülmüş deizm diye. Dolayısıyla esas ne esas? Yaratma da Allah’ın, emir de Allah’ın yani söz Allah’ın hayatı yaratan kudret.
Peki Allah Azze ve Celle madem sözün sahibi, mekanın sahibi, o tanıyor mu kullarına, zatını tanımadan yaşayabilmeyi? Tanıyor. Dolayısıyla Allah Azze ve Celle inkar etmek istiyorsa, buyursun inkar etsin, farklı yoldan gitmek istiyorsa buyursun farklı yoldan gitsin, biz onlara en fazla tebliğde bulunabiliriz. İnkar ve günah işleme özgürlüğü zaten. İnkar ve günah özgürlüğü mü diyelim?
Cenab-ı Hakk’ın tanıdığı bir imkan diyelim. Sorumlular yaptık, özgürlük sanki yaptığınızda mesul olmazsınız gibi, hak gibi de algılanabiliyor. O yüzden biz yani bir serbestlik ama serbestliği de öyle anlayabilirler, imkan diyelim. Cenab-ı Hak iradenle kötülüğü de istersen yapabilirsin. Beni tanımamak da dahil, bana savaş açmak da dahil, seni kendime muhatap aldım, seni iradeyle yarattım. Eğer yüzüne gönderdim, benim adıma da yaşayabilirsin Allah’ı tanıyarak, severek sayarak, beni tanımaksızında yaşayabilirsin. Peki biz diyelim ki Cenab-ı Hakk’ı sevip sayanlar olarak, Ya Rabbi seni sevip saymayanları ne yapalım? İmha edelim mi, yok edelim mi dediğimizde Allah Azze ve Celle böyle bir yetkiyi bize vermiyor.
Çünkü din karşıtı layıklık kadar gayrimüslim karşıtı bir dindarlık da söz konusu. Yani onları imha etmeyi, yok etmeyi, ortadan kaldırmayı, böyle bir hayat tarzını Cenab-ı Hakk’ın yasakladığı biçimde, yaşam tarzına, doğrudan düşmanlık eden, hani gücü kendisinde görünce,
bu kez diğerini sosyal hayatın içinden atmaya çalışan, ona hayatı daraltan, bu da bir o kadar, diğeri kadar sorunlu bir yaklaşım. Allah Azze ve Celle bizleri yeryüzünde yarattı ve gönderdiği zaman dedi ki, قُلْ نَهْ بِطُوْ بَعْدُكُمْ لِبَعْدِ نَعْدُوْ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنْ نِيْهُدَنُ Benden size hidayet geldiği vakit, فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَةٍ
Hidayetime tabi olanlar فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَةٍ Onlar yoldan çıkmazlar, şakide olmazlar. Yani yolda olurlar ve mutlu bir hayat sürerler. اَمَا وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْدِكْرِي Yüz çevirenlerse, işte envai çeşit izimlerle yüz çevirenler var. Cenab-ı Hak onlara hem dünyada sıkıntı yaşatacağını söylüyor, hem de ahirette bundan ötürü onları cezalandıracağını söylüyor.
Şu halde ortamda hep beraber var olacağımız gerçeğiyle yaşamak durumundayız. Ama bu izimler ardından biri birimize düşmanlığı ve biri birini yok etmeyi ki, bugünkü yani insaflı, seküler, toplum anlayışı da olanlar bir tarafa, dünyada bugün layıklık, diğer dinler de bir tarafa,
tamamen İslam karşıtlığına yönelik olarak kurgulanmış gözüküyor. Çünkü diğer dinler artık şu anda, batıl dinler dünyada, bir renk gibi bir kültür düzleminde kaldı. Sekülerizmin antitezi olarak adeta görülüyor. Sekülerizm onlarla artık bir problem… Yani İslam öyle geliyor. Evet, İslam sekülerizmin antitezi. Neden? Çünkü sekülerizm İslam’la alan kapatma yarışı içerisinde.
İslam’ın söz gelimi faiz haramdır dediği için, eğer İslam faize haram demeseydi, ben inanıyorum ki, çoktan insanlık bunu etik olarak, mantık olarak, matematik olarak, hayatın ve varlığın doğasına aykırı bir sömürü aracı olarak çoktan kusmuştu, reüze etmişti, bundan kurtulmuştu. Ama değil mi ki İslam’ın yani yaradan var eden Allah’ın bunu yasaklamışlığı var,
dolayısıyla bu eşiğin aşılması seküler düşünce ve dünya açısından zor gözüküyor. En sonunda İslam’ın dediği yere mi geleceğiz düşüncesi ciddi bir bariyer oluşturuyor. Antitez olarak görülüyor, zira İslamiyet hayatın bütün alanına nüfuz eden bir fikriyatla, bir anlayışla… Reçete sunuyor. Evet, reçete sunuyor.
Siz İslam’ı benimsemeseniz bile yani bir Müslüman olarak, onun sunduğunun uyguladığınız takdirde, size toplum hayatında iyi geleceğini anladığınızda söz gelini, وَلَكُمْ فِي الْخِسَاسِيْ حَيَاتٌ Cenab-ı Hakk’ın kısas, kısasta hayat vardır diyor. Yani kısas yaşayan insanların hayat güvencesidir.
Eğer kısas kaldırılırsa bir kimsenin bir başkasını öldürmesi, katletmesi karşılığında eşit bir ceza ile dengelenmez ise, söz gelin ben birini katleteceğim, hesap yapıyorum, yirmi yıl yatacağım, şu kadarı şu kadarı ama o ölecek diyorum. O zaman o ölsün ben yirmi yıl sonra çıktığımda bu dünyada onsuz rahat edeyim.
Bunu hesabını, çünkü kendiniz onun mukabilinde ölmekten zaten baştan muafsınız. Pozitif ayrım söz konusu hem de caniden yana, katilden yana. Bunu diyelim ki hesapladınız, tarttınız, ölçtünüz, sosyolojik olarak, psikolojik olarak çalıştınız ve geldiğiniz netice tam da Cenab-ı Hakk’ın dediği gibi اِنَّ هَدَ الْقُرْآنَ يَهْدِ لِلَّتِهِ يَا قْوَمُ
Bu Kur’an en doğru olanla, en sağlam olanla iletiyor. Bu konuda da oraya iletmiş ve artık bu kararı almak istiyorsunuz toplumunuzda. İslam’la da hiçbir ilişkiniz, alakanız yok. Sadece bunu toplumsal düzen kaygısıyla ele alıyorsunuz. Ama önünüze bu sekülerizm eşliği çıkıyor. Diyor ki sen dine ait bir hükmü şu an benimsemek üzeresin. Halbuki ben dine dair olanları dışlayarak bu yola çıktım ve dine ait olanların her halükarda kötü olması gerektiğine dair bir ön yargıya sahibim. Demin gelişte söylediğimiz ki sekülerizm doğduğu toplumda ve toplumlarda böyle bir ortam söz konusu, batıl bir din, hükümlere yozlaştırılmış bir din
ve onun kasıp kavurduğu, bilim karşıtlığıyla engellediği, frenlediği bir toplum yapısı var. Meslebsel çatışmalar ile de can yaktığı bir ortam var. Dolayısıyla orada çaresiz bir öğrenme gelişmiş. Diyorlar ki din bizi birbirimize düşürüyor, din bizi gelişmeden, ilerlemeden engelliyor. Dolayısıyla dine dair olan şeyleri denedik ve bunların kötü çıktığından artık emin olduk. Şimdi böyle bir öğrenme ile sonuçlandırdıkları sekülerizmi aynı şablonuyla İslam’a karşı kullanıyor. Bu kez İslam’ın önerdiği hakikatleri de baştan sakın bunları deneme. Hiç denemediği halde sakın bunları deneme diye dışladığından kapalı sokaklarda zorluyor. Bir sokağa giriyor, çıkmaz sokak. Olmayınca çıkıyor başka bir sokağa giriyor. İslam’ın önerdiği çözüme ise hiç denemiyor. Çünkü diyor ki ben seküler bir yaklaşım içerisindeyim. İslam bunu öneriyormuş. Ben İslam’ın önerdiğini esas alamam. Halbuki insaflı bir seküler yaklaşım şöyle demeli. Yani dine dair olanları dışlayarak değil de, dine dair olanı bir buyruk olarak zorunlu kabul etmeyi laf eze etmeli. Demeli ki zorunlu olarak kabul etmem. Yani dinin bir cebri baskısı olarak ama önerisi olarak değerlendirebilirim. Neden bir seçeneği elimine edeyim din hatırına? Eğer böylesi bir insaflı seküler anlayış gelişebilirse bu İslam düşüncesi açısından büyük bir fırsat alanı açar. Çünkü önerdiği hakikatlerin neredeyse alternatifsiz toplum açısından ve toplumun sağlığı açısından
alternatifsiz hükümler olduğu bilincinden yola çıkarak söylüyorum bunu. O zaman batının hızla İslami değerler ile toplumsal hayatının donanması söz konusu olabilecektir. Ama şu anda orada hep gelip gelip frenliyorlar. İktisat da öyle, siyaset de öyle, aile hayatında öyle. En çok da aile hayatında. İslam’ın önerdiği aile hayatının hem ferdin hem toplumun selameti açısından
olmazsa olmaz düzenini ki yaratan o kulunun nasıl mutlu olacağını nasıl en iyi yaşayacağını bilmiyor mu? ”Ela ya’lemü men halak” diyor Cenab-ı Hak ve denenmiş asırlardır yaşıyoruz bunu. Ama batı tecrübe etmeye bile kapalı çünkü elindeki şablon bir şey gibi tecretveli gibi kapatıyor. Bu hüküm nereden dinimizden dersen, ”Yok onu hiç dinlememe bile gerek yok.” diyor. Ama yok bu hüküm bizim kültürümüzden geliyor. Bizde bir bilim adamı söylemiş veya bir felsefecinin sözü desen, ”Tamam onu alabilirim, değerlendirebilirim, çalışabilirim.” diyor. Ama dine dair olunca onu herhangi bir ilmi, dini diye herhangi bir bilimsel makalemin konusu bile olmasına soğuk bakıyor. Yani sekülüizm aslında bu noktada otoriter ve faşizm bir yaklaşım sergiliyor.
Şu an dünyada hakim olan rengi bu ve gitgede de batıda İslam yaygınlaştıkça, sözgelelim 1980’lere göre şu an batıdaki layıklık anlayışı daha katılaştı. Yani Müslümanların aleyhine daha katılaştı. Diğerleriyle zaten bir problemi yok çünkü onların kendi batıl dininden bir üstünlüğü yok. Öyle bir yakın planda tehdit de oluşturmuyor. Ama İslam’ın hızla batıyı islamlaştırması, onlar da bu refleksi artırdı. Dolayısıyla katı layıklığı. O zamanlar İslam ülkelerinde özellikle Türkiye’de batıya gidip de ”Biz sizin kadar özgürlükçü bir layıklık sergileyemeyiz.” Sergilersek ”İslam bizi kuşatır.” diye dert anlatmaya çalışırlardı. Şimdi batı bunu öğrendi. Anladı ki İslam’a karşı özgürlükçü olmak, yakın zamanda evlatlarımızı, insanlarımızı İslam’a kaptırmakla eş anlamlı. İslam virüs gibi dedi ya bir devlet başkanı batıdan. Önünü alacaksın, ona çok fazla imkan tanımayacaksın çünkü seni can evinden vuruyor. Aslında o can evinden vuran virüs değil, hakikatin ta kendisi. Nur aslında. Oternatif olmayan, batılın karşısındaki nurun aydınlığın kendisi. Yeter ki buna bir fırsat açılsın. Hocam vaktimiz de az zaten, geç başladık. Süremiz de çok daraldı. Son olarak sekülerizm daha çok ferdi planda, kişisel planında dünya yuvleşme olarak nitelendiriliyor.
Yani dünya hayatını merkeze alan, daha çok dünya ile ilgilenen, ahiret hayatını öteleyen, ahiret hayatıyla ilgilenmeyen, dinin emir ve yasaklarıyla ilgilenmeyen bir anlayış, dünya yuvleşme. Yani böyle bir insan aynı zamanda Müslüman ve dindar olarak kendisini nitelendirebiliyor. Dolayısıyla yani seküler dindarlık veya seküler Müslümanlık diye bir kavram mümkün mü?
Yani ben hem inanıyorum Allah’a ve peygamberine, ahirete inanıyorum deyip, diğer taraftan da dinin emir ve buyruklarına karşı kayısız kalarak modernitenin gerektirdiği şekilde hayatını düzenleyen bir insan tipi mümkün mü? Bu dediğiniz tarzda mümkün değil. Ama ben seküler Müslümanım dediğinde diğer dinlere, inançlara saygılıyım anlamında kullanıyorsa,
çünkü ne anlamda kullandığını bilmiyoruz. Ama gerçek manada seküler düşüncenin kendisi bile tehlikeli. Yani sabahtan akşama kadar aklımızdan belki binlerce düşünce geçiyor. Düşünceler matematiksel denklemler gibidir, içinde değişkenler vardır, sabiteler vardır. Bir düşüncenin içerisinde Allah yok ise o düşünce seküler bir düşüncedir. Yani şöyle yaparım, onu da şöyle ederim, oradan da böyle yaparım dediğiniz
ve sonra da orada onu şöyle tamamlarım dediğiniz, bakın hepsi o getirecek falanca böyle yapacak, şu da olacak ve ben de orada onu yerine koyacağım dediğiniz olmadı. Niye olmadı? Sabit sandığınız, denklemedeki sabit sandığınız bir şeyi Cenab-ı Hak değiştirdi. Teker patladı, bilmem ne oldu. Dolayısıyla seküler düşüncenin kendisi bile aslında
Cenab-ı Hakk’ı göz ardı eden bir yaklaşım olması bakımından korkunç bir şeydir. İlerlerse ve insan hep seküler düşünceler ile yani ben işte sordular bu mülk senin dedi ki ben bunu kendi ilmimle bana olan ilim dolayısıyla elime geçti bunlar. Şayet adam kazandığı mülkü bile kendi çabasının bir sonucu, emeğinin bir karşılığı gibi.
Allah nerede? Allah verse başkalarına da verir. Ben aldım gibi her düşüncede, rızıkta, ilimde ve başka kazanımlarımızın tamamında ve düşüncelerimizin tamamında, şayet Allah Azze ve Celle’yi bir adım sonra yahut bir gün sonra yapacağımız işlerde bile inşaAllah ile Cenab-ı Hakk’ı Allah dilerse, bütün gelişmelerin o dilediği takdirde gerçekleştiği bilincinde değilse, biz aslında öyle siyasetteki sekülerizme amansız düşmanlık sergileyen ama kendi yüreğindeki sekülerizm ile barışık ve alışık yaşayan kimselere dönüşmüş oluyoruz. Ve bu açıdan baktığımızda müminin adı Müslümandır. Müslüman sadece Cenab-ı Hakk’a iman etmiş değil, yaşarken ona teslim olmuş kimse demektir. Ahvalin, gelişmelerin Cenab-ı Hakk’ın elinde olduğu bilinciyle
bir yaprak dahi Allah Azze ve Celle müsaade etmeden düşmez. وَمَا تَسْقُتُ مِنْ وَرَقَتٍ إِلَّا يَعَالَمُهَا Biz hayattaki cemadattan canlılara bütün koşullarımızı an be an Cenab-ı Hakk’ın yarattığı ve ancak onun istediği şekilde sonuçlandığı bilinciyle mümin ve Müslüman oluyoruz. Bu kişiyi bir defa sekülerizminden tamamıyla kurtarır.
Onda böyle hiç kalmamalı mümkünse. Sonra bunu etrafıyla paylaşan ve kendisi gibi olanlar ile bir ictimai hayat kurmaya çalışan bir yönelim var. Çünkü Allah’ın emirleri sadece ferdin kendisine değil, aynı zamanda toplumun kendisini de ilgilendiren emirleri var. Dolayısıyla sekülerizmin İslam ile öyle ya da böyle herhangi bir ilişkisinin kurulması bir biçimde uyumlulaştırılması söz konusu olamaz. Evet felsefi ve ideolojik anlamda sormadım aslında. Yani mesela hem bir taraftan içkisini içiyor ama ben Müslümanım diyor. Yani namazlarını kılmıyor ben Müslümanım diyor, dinime inanıyorum diyor. Bu normal bir günahkar hepimizin hali bu. Ama buna da sekülerleşme deniyor ya. Buna da mı deniyor? Yani ben layıkım o yüzden içki içiyorum diye. Yani hiç öyle bir şey demek gerek yok. İnsanlar günah işleyebilirler. Ama ben sekülerim layıkım diye günah işliyorum deyince bu sanki konuyu teorik bir zemine taşıyorsunuz. Ve bunu günah diye değil de hak olarak yani yaradan benim hayatıma karışamaz iddiasıyla yapıyorsunuz gibi olur.
Artık sadece bir içki içmekten öteye meydan okumaya dönüşür. Yani ben layıkım o yüzden içki içerim. Yani Allah yasayıyla benim hayatımda buna müdahale edemez. Bu yaklaşım ile bunu sergiliyorsa bu öyle bir günahkârlıkla değil, başkaldırı, meydan okuma gibi o insanı küfre taşır.
Onlar da dereceleri var. Mesela kalbim temiz diyor. Dindar deyince illa namaz, beş vakit namaz kılan insan anlaşılmamalı, iyi, ahlaklı bir insanda dindar olarak nitelendirilmelidir. Yani dindar tanımı, dindar anlayışı bazı insanlarda farklı.
Yani gündelik hayatını, gündelik hayatındaki ilişkilerini dinin aslında kurallarına göre değil de modernitenin sunduğu erkek-kadın ilişkilerinden tutun, ekonomik ilişkilere kadar, giyimden, tesettür meselesine kadar her türlü konuda dinin buyruklarına göre değil de modernitenin sunduğu, çağın kendisine sunduğu şartlara göre,
çevreye göre düzenleyen insan tipi. Eğer yani hangi kalkan ne olursa olsun anladım söylediğinizi. Hangi kalkan ne olursa olsun. İşlediği, Cenab-ı Hakk’ın yasakladığı şeyleri, günahları yani. Eğer şöyle diyorsa yani keşke işlemesem tabi ki Cenab-ı Hakk’ın hakkı var, bizi yaratmış, yaşatıyor. Ama bunları işliyorum. Kabili’ndense bunlar günah.
Ama yok artık o dönemler geride kaldı. Modern dünyadayız, ben artık bir laikim. Cenab-ı Hakk’ın yani buralara karışmasını bir anlamda yerindelik bakımından tartışıyorsa, ele alıyorsa o artık… Ebe vasitakbara şeytan iki aşamayla biliyorsunuz lanetlendi.
Bir emri yerine getirmekten yani yasaklanan bir şey, emredilen bir şey yapmaktan imtina ettiği için, iki, niçin yapmadın denildiğinde de istikbar ettiği için. Bu artık ikinci aşamaya doğru yol alıyoruz demektir. Cenab-ı Hak karışamaz demeye. Zaten sekülerizmin temel felsefesi de yaratanı tartışmak, varlığını yokluğunu değil, hayata karışmasını tartışmak, orada Cenab-ı Hakk’ın önünü kesmek.
Bu düşünceyi içselleştirmek, imanla taban tabana zıt bir şeydir. Evet, bu hassas çizgi, hassas bir nokta. Oraya dikkat etmek gerek. Yani akıl vahiy dengesini, dünya ahiret dengesini kurmak gerekiyor. Hocam çok teşekkür ediyorum sağ olun. Biz teşekkür ederiz efendim. Allah razı olsun. Sevgili dostlar, bugünkü yayınımızda burada son erdi.
Bir dahaki insanın anlam arayışı programında birlikte olmak temennisiyle Allah’a emanet olun.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir