"Enter"a basıp içeriğe geçin

Taha Kılınç – Bir Rüyayı Hatırlar Gibi Kitabının Hikâyesi – Cumartesi Sohbetleri (24)

Taha Kılınç – Bir Rüyayı Hatırlar Gibi Kitabının Hikâyesi – Cumartesi Sohbetleri (24)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=DbClHHI96Ac.

Yani aslında yeniden yazılmışı da diyebiliriz. Çünkü bazı kitaplar var. Mesela kitapların baskısı yenilenirken, yazar bazı eklemeler yapar, çıkarmalar yapar, bazı ufak tefek güncellemeler yapar. Bu kitap da başka bir şey oldu. Çünkü önce Şam kitabının hikayesini anlatırsam, birazdan net anlatabilirim derdimi. Ben 2001 yazında ilk defa yaz başlangıcından, sonbaharın ortalarına doğru uzun bir süre sayılabilir nespeten, Suriye’ye gittim ilk defa.
Ve hem bir tarafından Arapça öğrenmek için yaptığım bir seyahattir. Ama onunla beraber benim için birçok noktada başlangıç oldu. Sınırlarımızın ötesine ilk defa çıkmış oldum yurt dışına. İlk defa bir kendi başıma memleket dahilinde yaptığım yolculuklar dışında, uzun bir seyahati çıkıp orada yaşamış oldum. Ümmet coğrafyası dediğimiz İslam dünyasının, bizim sınırlarımız dışında kalan kısmıyla ilk defa münasebetim oldu. Arap dünyasına ilk defa Suriye ile bir başlangıç yapmış oldum. Dolayısıyla bana böyle gazetecilik malzelenlerden başladı diye sorduklarında, biraz şey diyorum yani, ailede zaten bu meseleler sürekli konuşulurdu İslam dünyası, Müslümanların ahvali, Afganistan, Filistin, Endülüs, her taraf, Bosna, Kafkasya hepsi. Ama ilk defa yurt dışına çıktıktan ve orada yaşayıp bazı benzerliklerin ne kadar aslında umduğumuzdan derin olduğunu gördükten sonra diyorum başlangıç noktası olarak, bu yöneli Suriye benim için de bir dönme noktası oldu. Döndükten sonra 2000’lerin başları, Türkiye’de artık yeni bir süreç başlamış, bir tek parti iktidara gelmiş, güçlü bir şekilde ve bu partinin Orta Doğu ve İslam dünyasıyla yeniden bir, nasıl söyleyelim onu, barışma bir politikası var, barışma şeklinde. Tabii bu süreçte yoğun bir şekilde Suriye başlı olmak üzere yakındaki İslam ülkelerine akınlar başladı.
Hem ticari, hem siyasi, hem turizme yönelik çok alanda böyle bir ilgi uyandı. Ve ben döndükten sonra işte bir defa daha, sonra bir defa daha derken böyle Suriye’ye böyle bir sefer süreci oldu. Tabii her seferinde, her gidip döndükten sonra aralarda birçok yerde yazılar yazdım, dergilerde konuşmalar yaptım, işte Hasbülkadir hani Türkiye’nin o yüzden, Türkiye’nin o yüzden beni çok şaşırtır yani bazı alanlarda ya mutlaka çok çalışma yapılmıştır derken.
Halbuki hiç yapılmamıştır. Ben mesela Suriye’yle ilgili eminim çok fazla kaynak vardır diye düşünüyordum. Bütün bu bahsettiğim konuşmalar, konferanslar ya da bu işte kendimce Suriye’de gördüklerimi anlatma çabaları sırasında biraz da böyle şok geçirerek yani o zamanlarda işte 2000’lerin başında mesela Şam’daki ziyaretkâhları anlatan bir Türkçe bir gezi rehberinin bile bulunmadığını fark ettim. Çok şaşırdım.
Sonra ilginç bir tevafukla bir gün bir yayın evinden bir telefon aldım 2004 yılıydı. Dediler ki elinizde bir kitap varmış onu basmak istiyoruz. Elimde kitap yoktu sadece ufak notlar, günlükler, ben her gittiğim yerde böyle günlükler tutup oradaki gördüklerimi kayda geçirdiğim için eskiden beri o Suriye’de onu yapmıştım. Sonra ama ısrar ettiler ya dedi bize birisi söyledi işte bir ağabeyimiz demiş ki işte Tahane’nin elinde bir kitap var onu kaçırmayın. Tabii ki kitap yok ama ne yapıyorlar işte bizi böyle teşvik etmek için. Elimdeki notları bir toparladım baktım yayın evi ısrar etti ya bunu bir kitap yapalım notlarınızı toparlayın. Ben dedim bir deneyelim bakalım. Sonra Ankara’da işte ailemin yanında eve kapandım bir ay hatta biraz daha fazla ve gece gündüz oturup böyle işte Suriye’de gördüklerimi ondan sonra Türkiye’yle Suriye’nin arasındaki ilişkinin aslında bir sınırın çizilmesiyle kesilir gibi olmasına rağmen aslında çok daha yakın olduğunu iki ülke arasındaki ilişkilerin adeta ettirnak gibi birbirine geçmiş olduğunu uzun uzun böyle kendimce anlattım. Kitap böyle üst üste baskılar yaptı o da beni şaşırttı yani çünkü benim ilk kitabımdı Şam kitabı ve hani çok böyle hani kalın bir kitap da değildi. İşte yaklaşık 180 sayfalık bir kitaptı ama kitabın farkı şu idi. Türkçe olarak ilk defa Suriye coğrafyasına bir Gezi rehberi yazmış o fark etmeden yani bu da garip bir şekilde. Yani şunu bir yapayım madem yok falan kendi kendime bir işte süreç oldu. Sonrasında tabii bu arada kitap çıktığında 2005-2006 yıllarında yoğun bir şekilde Suriye’ye özellikle karadan seyahatler başlamıştı yani ülke siyaseti o tarafa doğru dönünce istesn. Mesela bir halkla bir uyanış başladı oralara karşı. İnsanlar gidiyorlardı mesela Antakya, Antakya’dan devam ediyorlardı işte Suriye topraklarına ya da Antep’e gidiyorlardı falan böyle yoğun bir şekilde bir karayolculuğuyla. Ben de bu kitabı yazdıktan sonra o kitap çok fazla şey hizmeti de gördü yani işte bir Gezi rehberi hani giden hatta çok fazla işte seyahat şirketi gruplar falan kitabı böyle toplu olarak alıp işte Gezi’de insanları dağıttılar falan. Oraya giden arkadaşlara böyle rehber ama ben hala dönüp bakıyorum o zaman da bunu düşünüyorum şu anda düşünüyorum ya diyorum hani ben yani daha yolun başındayım başka hiçbir İslam ülkesini görmemişim bir çömez bir öğrenciyim hani İslami dünyasıyla ilgili okumalar evet bir şeyler yapmaya çalışırım ama daha çok az falan bir çok tecrübeyi yaşamamışım falan başka yerleri görmemişim kıyaslama imkanım yok temel metinleri henüz okumamışım daha böyle yani 20 milyar şömin başındayım. Ondan sonra ama o kadar böyle bir şey oldu ki hani kitaba yoğun ilgi oldu ki ondan sonra yani dedim fark etmeden bir boşluk dolmuş. Aradan sonra yıllar geçti işte Arap Bahar olarak isimlendirilen bu süreç yaşandı malum gözlerimizin önünde derken kitaba bu defa farklı bağlamda dönüşler olmaya başladı. Dediler ki yani Şam kitabını tekrar bastı bu arada basan yayını kapandı hani kitabın üzerinden o kadar vakit geçti. Dediler şey yapalım bu kitabı tekrar okuyalım biz en azından Suriye’de neyi kaybettiğimizi görelim. Halep diyorsun Halep’te ne vardı işte Humus diyorsun ne vardı Şam’da ne vardı. Çünkü bizim 2000’lerin başında ilk gittiğimiz zaman daha sonraki ziyaretlerimizde de derslerine katıldığımız kendilerini gördüğümüz tanıştığımız sohbet ettiklerimiz birçok isim ya vefat etti ya suikastse kurban gitti ya yurt dışına kaçtı ya işte bu süreçte Suriye’de vefat etti kendilerine irtibatımız koptu falan. Ben böyle arkadaşlara da bu tekliflere bana bulunduklarında hep diyordum yani bu kitabı tekrar aynı şekilde basmak okura biraz böyle hani okur kandırmak gibi olur çünkü kitaptaki benim anlattığım neredeyse her şey değişti. Çok fazla tabi talep olunca bir de işler yoğunluğu bir sürü meşgale falan araya girdi geçen Haziran ayıydı. Oturdum böyle bir akşam ya dedim şu dosyaya tekrar bir bakayım bakalım Şam kitabı o kadar insan ısrar ediyorlar acaba dosya ne durumda. Kitap zaten elimin altında ama hani oradaki birçok şeyi şimdi olsa farklı anlatırım diyeceğim şekilde zihin değişmiş gelişmiş kendine göre bazı konularda bazı şeyler farklılaşmış falan. Ondan sonra hani bir kitap bir bir vardır kitap kendi kendini yazdı diye ben bunu böyle geçen Haziran ayında şahsi olarak yaşamasam şey zannederdim ya abartıyor edebiyat yapıyor ama çok enteresan oldu hakikaten onu yaşadım ben. Oturdum mesela kitap böyle bir dosyaya şöyle bakayım derken baktım böyle tekrar kitap böyle yazmaya başlamışım. Çünkü üst supo olarak içerik olarak bakış açısı olarak bilgi olarak tecrübe olarak kıyaslama imkanı olarak her şey değişmiş zihnimde. Ondan sonra başladım böyle kitabı devam ettirdim. Ondan sonra bir bölüm gitti sonra baktım böyle başına kalkamıyorum işte bütün geçtiğimiz yazı işte onunla geçmiş oldu. Tabi arada başka birçok seyahatler başka meşgalelerle birlikte. Ondan sonra ortaya böyle yeni bir kitap çıktı. Bir rüyayı hatırlar gibi dedim. İşte senin ifade ettiğin gibi gelişti. Çünkü bir rüyaydı gibi şöyle gözümü kapatınca ben mesela koku hafızası çok kuvvetlidir bende. Fatih’te işte bu Suriye’nin mültecilerin bazı kapattıkları sokaklar var ya böyle şimdi yerliler için çok zor bir tecrübe o onu anlıyorum. Ama Şam’ı yaşayan birisi için Şam ayağıma gelmiş gibi oluyor. Hani var ya ayağınıza geldi diyor ya şimdi bize bazı kokular var. Bana böyle direkt Suriye’de bazı sahneleri böyle direkt gözümün önüne getiriyor. Çok ilginç bir şekilde. İşte kitap bir yayınlandıktan sonra da o dönemi yaşamış olan ya da o Suriye’de yaşayıp sonra buraya gelmiş olan birçok hem Türk hem Arap arkadaşla bir araya geldik. Çok fazla mesaj da alıyorum
zaten. Kitabın kapağı mesela 90’ların Suriye’si direkt hani kapak bile böyle şey oldu. Hani hakikaten çok isabetli oldu. Kapağın hani fotoğrafını ben seçmedim ama yayın evinin çalıştığı ajans çok hakikaten isabetli bir tercih yaparak böyle
hani fotoğrafla da çok uyuşturdu. Hamdolsun.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir