"Enter"a basıp içeriğe geçin

Tarih Söyleşileri | Altan Armutak & Mehmet Samsakçı | 59. Bölüm

Tarih Söyleşileri | Altan Armutak & Mehmet Samsakçı | 59. Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=7dPUmt6j7Gg.

… Merhaba sevgili seyirciler. Hepinize en işten en samimi, en sıcak duygularla……gönül dolusu sevgi ve saygıyla selamlıyoruz.
Bugünkü Tarih Söylesi’nin programındaki misafirimiz……Mehmet Samsakçı ve Altan Armutak. Hoş geldiniz. Hoş bulduk. Evet bugünkü programda sevgili seyirciler aslında……hatıralarınızda, hayatınızın bir yerinde……belki hanenizde, belki çalışmamasanızda……sokağınızda, şehrinizde mutlaka temasınız olan bir konuyu……yer yer sizi düşündürecek, yer yer gülümsetecek……yer yer hüzünlendirecek, bazen varlığından mutlu olduğunuz……zaman zamanda keşke benim de olsaydı diyeceğiniz……diyebileceğiniz bir konuyu ele alıyoruz. Kedileri, kedilerin tarihini. Altan Bey, kediler ne zaman yaratıldı? Evet çok teşekkür ediyorum. Öncelikle bu güzel sohbete……beni de davet ettiğiniz için. Kedi günlük hayatımızda çok önemli bir hayvan bizim için. Özellikle ben bir veteriner hekim olarak bu konuda daha duyarlıyım diyeyim. Az önce kedimi evde bırakmayalım, aklım orada bir yandandı. Onu da size söyleyeyim. Kaç kediniz var? Şu an baktığım 4-5 kedim var ama bugüne kadar ki hayatımda……30’un üzerinde kedim oldu. Çoğu maalesef vefat ettiler, kaybettim. Acısı çok büyüktür bence her birinin ayları. Dostluğu vardır, anıları vardır. Kedi diğer hayvanlarla beraber kutsal kitaplarda gerek Kuran-ı Kerim’de……gerek Tevrat’ta da aynı şekilde geçer, tekvim bölümünde yaratılışta. İnsandan önce yaratıldığı, hayvanların hepsinin yaratıldığı konusunda bilgiler var. Ama burada detaya girilmiyor. Nuh tufanında ise kedinin aslanın burnundan tekrardan şekillendiği……oluştuğu yokunda bilgiler var. Bu konuda bir destan anlatılıyor. O konuda bazı mitoslar var. Onu şimdi Mehmet Hoca’dan galiba Evliya Çeleben renkli anlatıyor değil mi? Evet. Onu sizden dinleyeceğiz ama……kedinin tarihi serüvenini kısaca ele alalım istiyoruz. Sonra da kültür, sanat, sosyal hayatımızda ve günümüzde ve dün de……ünlü kediler, devlet adamların kedileri, kedi cinayetleri, kedi sevgisi, sevdası…
…hepsini konuşalım. Sinema filmine varıncaya kadar konuşalım istiyorum. Kedilerin insanlık tarihinde yer alışı hangi medeniyette başlıyor? Hangi toplumla başlıyor? Yani maddi materyale baktığımızda, objelere baktığımızda, arkeolojik buluntulara baktığımızda……kedi, evet şu medeniyette ilk defa yer almıştır dediğimiz medeniyet, tarih veya toplum hangisi? Evet, çok teşekkür ederim. Şöyle bir şey var, kedinin bir kere şöyle söyleyeyim.
Bir atası, yani kedilerin bağlı bulunduğu ailenin bir kökenini oluşturan bir kediden……söz etmek zorundayız. Bunun ilk kez nerede ortaya çıktığı konuda ciddi görüş ayarlıkları var. Bazı kişiler derler ki bazı bilim adamları bu da ilk kez çoğumuzun katıldığı görüş. Bugünkü Habeşistan, Sudan ya da Mısır topraklarında olduğunu söylerler. Bir diğer grup ise bunun ilk kedinin Anadolu’da…
…bu arada seyircilerimizi hatırladım, sevgili seyirciler kedimiz de ağızla endam etmeye başladı ekranda. Zaman zaman biz belki sohbetin akışını hatırlatmak, hatırlatmada ihmalde bulunabiliriz, hatırlatmayabiliriz ama……kedilerimizi program esnası stüdyomuzda gezinirken göreceksiniz efendim. Evet, Altamey buyurun. Bu nedenle öncelikle olarak bu kedilerin ilk kez nerede görüldüğü ile ilgili de atalarının ne olduğu konusuna…
…eve çok değişik bilgi var elimizde şu an. Çelişen teoriler var. Bir kısmı diyor ki kedinin ilk kez ortaya çıktığı gerçek anlamda görüldüğü kültür……hepimizin yakıyla tanıtlık ettiği eski Mısır kültürüdür. Onun yanı sıra bazıları bu ilk kez Anadolu’da şekillendiğini, Anadolu’dan yayıldığını ileri sürerler. Bir grup ise 9000 yıl önce ait bir mezar bulundu Kıbrıs’ta bir süre önce. İnsan ve kedi birlikte gömülü burada.
Diyorlar ki Kıbrıs’tan bu işin kedinin ilk kez ortaya çıktığı topraklar Kıbrıs olma ihtimali deniyor. Bazı tarihçiler diyorlar ki Kıbrıs’taki bu kedi olamaz çünkü bu Anadolu’dan geçmiştir gemilerle. Odur diyorlar ama bakılıyor ki Anadolu’da o yıllarda öyle bir kedi yok. Yani bu birçok çarçma aynı şekilde bazı grup bilim adamları da özellikle Çinli bilim adamları da……kedinin ilk kez Çin’de ortaya çıkıp evcilleşti ileri sürüyorlar. Bir grup da Avrupa’nın belli kesiminde dar bir kesimde onlar da savunan kişiler de var.
Ama bizim için dediğiniz gibi somut belgelerle bakıldığında eski Mısır diyebiliriz. Çünkü eski Mısır gerçek bir kedi cennetidir. Mezopotamya. Yani Mezopotamya’da dahil demeyelim de çok fazla biraz bugünkü bizim Mısır, Afrika topraklarına doğru kayalım. Mezopotamya’da görüldüğü de Mezopotamya alanı da şöyle düşünün. Mezopotamya’dan başlayıp Mısır’a doğru. Ya da Mısır’dan başlayıp Mezopotamya’ya doğru bir yayılım gösterdiği yolunda bir bilgi var elimizde. Ama kesin şu var kedinin bugünkü tarihi Bulgar’ın şıraltında Ortadoğu ya da Ön Asya diyebiliriz yani görülüyor. Yani maddi bulgulardan hareket ettiğimiz zaman kedinin tarihini Mısır. Mısır, Akdeniz civarı, Ortadoğu. Yani bizim şu an için de bulunan bu coğrafyada kedinin kesinlikle… Kültür havzamız. Evet, bu noktada. İşte bereket dilalden tutun Mısır Nil havzasına kadar görüldüğü var. Bizim bugün en büyük şeyimiz Herodot. Herodot biliyorsunuz orada gittiğinde.
Tabii ne kadar gitti o da tartışmalı. Gitti diyen, gitmedi kulak misafir oldu diyen de vardır buna. Tıpkı Evliya Çelebi de olduğu gibi bir gezgindir ilk gezginlerden biri. Hayret içinde şunu gördüğünü söyler. Mısır bir kedi ülkesidir der. Kedi işte eğer ki bir evde bakılan bir kedi ölürse, herhangi bir biyolojik nedenle veya nedensiz yer ölürse… O evde bulunan kişiler işte kaşlarını kazıtırlar, büyük yasa girerler çünkü beklentileri çok büyüktür.
Mısır’ın belirgin bir bölümü Bast bölgesi değil herhalde. Bu bölgede itaafet Bastet adı verilen bir kedi tanrıçanın ilk kez tarihte görüldüğünü biliyoruz. Ve bu kedi tanrıçanın bolluk, bereket, aileye neşe, huzur, mutluluk getiren bir tanrıç olduğunu görüyoruz. Mısır bu konuda çok hassas. Kedilerini mumyalıyor. Aynı şekilde kedinin ölümünden sonra da ona saygı gösteriyor. Hatta kedinin gözlerini Güneş Tanrısı Ra’dan aldığını, Amon Ra’dan aldığını iddia ediyor. Çünkü kedinin, dikkat edecek olursak, kedinin gözü ışığa tutun da parlar. Arkada bir katman vardır. Tapetum lucidum diye bizde hekimlikte çok kullanılır bu ketik ifade. Bu katman ışığı yansıttığında orada sanki bir ışık var gibi görürsün. Mesela karanlık bir orduya girdiğinde kedinin gözleri ışığlı ışığlı parlar orada. Tabi bu biraz sonra anlatacağız inşallah. Orta çağ Avrupa’sında kedinin şeytanlıkla, özellikle siyah kedilerin uğursuzlukla, lanetlenmeyle suçlanmasına neden olmuştur. Çünkü odaya giriyorsunuz ya da dağda yürüyorsunuz. Hiçbir şey yok. İki tane siyah göz, parlak göz bakıyor. Siyah olduğundan hayvanı da göremiyorsunuz. Bunun daha öte, bambaşka boyutu varlık olduğunu hayal etmeye başlıyorsunuz. Mısırlıların kedilere bu kadar önem vermesi bir inanç kültüründen, onlara inanç açısından, dini açısından bir değer atlatmalarından kaynaklanıyor. Şimdi şunu söylememiz gerekirse, yani dini açıdan bu kadar zengin.
Fakat bir de işin ekonik boyutu var. Ekonik boyut ne? Mısır bütün bu bölgenin tahıl deposu gibi o çağlarda. Hatta öyle ki bizim İstanbul’a dair, Bizans İmparatorluğu’na dair, Roma döneminde dair olmak üzere, Roma’ya da aynı şekilde hep buğday tahıl oradan getiriliyor gemilerle. Tabi tahılın buğdayın olduğu yerde ne olacak? Fare olacak. Fare olan yerde, Mısır evlerinde de fareler var ve bunlar hububatı çok severler.
Yerler, parçalarlar, işte aralarına yavrularlar, kedi bunlarla mücadele etmeye başlıyor. Zaten kedinin eviyleşmesi aslında fareye temastan başlıyor daha çok. Yani kedinin olduğu yerde fare olmaz. Bir kere kedik bu kokuya gelmez, kedinin kokusuna gelmez. Eğer ki kedi fare olan yere geldiğinde bir süre sonra fareyi ortadan kaldı ve fare oradan kaçıp gider. O nedenle Mısır hubat deposu olması nedenle yani tahıl deposu, tahıl ambarı gibidir bütün o bölgenin ve bunu ihrac etmektedir.
O nedenle bu bölgede kedilerin ekstra bir de böyle bir görevi vardır. Yani bunlar farelere karşı ülkenin bir yerde ekonomisinin sigortası gibi düşünüyor. Yani yiyeceğiniz şeyin garantisi kediden geçiyor. Yoksa öbür türlü farelerle bu hiç çıkamıyorsunuz. Öyle ki bir süre sonra Fenike gemilerinde, Mısır gemilerinde, Roma gemilerinde, Yunan gemilerinde kedileri görüyoruz. Niye? Kediler gemideki farelere karşı da bir yöntem olarak gemilerde seyahat etmesine izin veriliyor, gemilerde bakılıyor. O zaman aslında Kıbrıs’ta kedi kabrinin bulunmuş olması, kedinin Kıbrıs’ta zuhur ettiği anlamına değil, gemilerle buraya nakledildiği anlamına gelir diyenler haklılar. Evet, bir yerde onlar öyle bir görüş var tabii ama çok… Çünkü insanlığın yerleşim tarihine, medeniyet tarihine baktığımızda Kıbrıs o kadar öne çıkan bir yer değil. Evet, evet, evet. Ve gemiyle gidilen bir yer. Tabii. Ve gemiyle gidilen bir yer, bir ada. Peki kedinin evcilleşmesi nasıl oluyor? Yani kedi yabani bir varlık olarak mı hayat nasıl oluyor? Kediler şöyle oluyor, iki grup arttığında toplamak lazım kedileri. Kediler büyük kediler var. Yani bizim işte aslan, kaplan, felis, leo, felis, tiger dediğimiz, leopar, çita, işte iri, çok yırtıcı, çok güçlü hayvanlar bunlar. Bir de küçük kediler var. İşte bu başak kısmen o gruba giriyor ve bizim bugünkü felis domestika dediğimiz evcil kediler o gruba giriyor. Kedinin evlileştirilmesi nerede oldu dersek bu konuda ciddi olarak bilgiler hep bizi mısır’a yönlendiriyor.
Çünkü o dönemdeki tarihi bilgiler ışığı altında bakıyoruz ki hiçbir kültürde kediden bahsedilmiyor. Hiçbir kültürde kedinin varlığı söz konusu değil. Belki yine fare alıyor bir yerlerde ama bu kadar toplum entegre olmuş, toplum içinde yaşamıyor. Yani düşünebiliyor musunuz? Eski Mısır’da kediler yangından çok korkalar, alevden. Alev’i gördüklerinde aynı şekilde bakın arabanın ışığından da çok etkilenirler, fardan. Işığa doğru giderler panik içinde, arabanın altında kalırlar. Ya da arabanın önüne kendini atalar. Kediler biraz şöyle söyleyeyim size cesur hayvanlardır. Yani mesela köpekler etrafınızı sardığında kedi kaçmaz. Şişer, direnir ve onlarla dövüşür. Ne zaman şey olursa ki onların bir şaşkınlığa olursa kaçmaya çalışır. İşte o neden hep bizi Eski Mısır’a götüren mesajlar var önemide. Yani Eski Mısır bunun kalesi. Yani bir yerde Eski Mısır kedinin evcilleştirildiği yerde. Çünkü niye? Mısır’ın hastalık var. Hangi yüzyıla tarihliyoruz? M.Ö. M.Ö. şu bin… Kaçıncı bin yıl veya yüzyılda? Yani şöyle söyleyebilirim. Günümüzden 4 bin yıl önce falan diyebiliriz. Yani M.Ö. 2000’li yıllar. O civarlarda evet. En son evcilleştiğinde iki hayvandan birdir kedi ve at ikisi. Ondan önce çok daha. Bir de şöyle bir şey söyleyeyim size. İlginç gelebilir bu bize. Çünkü niye derseniz ilk evcilleştiğinde olan köpektir. Köpek öyle bir hayvandır ki köpeğin yardımıyla insan diğer türleri evcilleştirir. Koyun, keçi, sığır, domuz hepsini. Çünkü köpek insana avda pusu kurmada falan yardım eder. Büyük kitteler halinde bu hayvanları ele geçirirsiniz. Ve bunları üretmeye başlarsınız. Yani öncelikle hani bir Türkçe’de bir ifade var. Daha iyi bilirsiniz ehliyleştirmek diye. Batı’da karşılığı bence bunun pek yok. Onu hep domestikasyon olarak kullanıyorlar. Köpeğin vefa köpek ve at vefa. Sadaqat.
Sadaqatı olarak. Tabii ki. Ondan kaynaklanıyor. Daha sonra köpeğin kişiliği böyle. Mesela dedim bir an sonra kedinin kişinin. Diyeneceğim bana sıra geldiğinde tekrardan. Kedinin kişiliği böyle değil. Kedi köpekten daha haklıdır. Asla sahibinin ya da sahip biz kullanmıyoruz veteriner fakültesine. Onun yakın, ona bakan kişinin, hayvan severin. Dediklerini kendi istemezse yapmaz. Hayatı pahasına yapmadığı olur. Bakın aç kalır yapmaz. Sus kalır yapmaz iddialışır. Köpek öyle değil. Köpeğe vurursunuz.
Köpek bir köşede siner ve siz gel buraya deyince yine yanınıza gelir. Yani o kadar şeydir vefakar mı? İtaatkar mı? Nankör mü? O ayrı şüphe doyuruyor. Niye bu kadar edebiyatçılar arasında kedinin rahabette olduğuna hiç dikkatimi vermez sanatçılar felsefezler. Çünkü kedinin o bağımsız kişiliğine herkes vurulur biliyor musunuz? Çünkü o istediğini yapmaz. Siz ancak kendisi istersiz gelip sevdirir. Öyle bir yapıda varlıktadır. Köpek öyle değil. Köpek sevilmeye hazırdır zaten. Can atar ona. İşte o nedenle.
Biz evcilleştirmede köpeğin kilit rolünü kedi görmüyoruz. Kedi evcilleştirmeyi de kabul etmiyor bir süre. Direniyor buna. En son evcilleştirilerden, hani karşılıklı bir taviz bakıyor ki orada fare var. Karnı doyurabiliyor insanların olduğu yerde. Oraya yerleşiyor. Bir süre sonra bakıyor ki fare yakaladı. Ödüllendiriliyor. Yemek veriliyor. İnsanla ilişkiye geçiyor. Peki kedinin evcilleştirilmesine ilerleyen dakikalarda insan ve kedi arasında karakteristik benzerlikler bağlar kuracağım ama
Okumalarına hareketle şunu sormak istiyorum. Kedinin evcilleştirilmesine erkek mi önce rol oynuyor, kadın mı? Valla şunu söylemeye gerek yok. Kedinin cinsiyetine göre. Yok, bu konuda bayanlar kediye daha çıç gündür. Çünkü kedi ve kadınlar arasında… Karakter, kişilik benzerliği bunlar bazı kişiler. Ya da ilişki bağı da var. Mesela hanımların etekleri altından sokağa çıkmak, onların arkasına yürümek diyorlar. Bunu ilerleyen dakikada sanata yansımasına Mehmet seninle konuşacağız inşallah.
Ama hocam doğru bir şey yaptı. Şu vardır hocam erkek kediler bayanlara, dişi kediler erkeklere sahiplenip de daha çok ilgidir. Hatta biz deriz ki mesela erkek mi? Bugün ki gözleminiz bu mu? Tabii kesinlikle. Bir betenler olarak gözleminiz bu. Kesinlikle çok daha hormonal bir yakınlık hissederler. Anlıyor musunuz? Ona daha sıcak davranılar, daha yakın davranılar. Ama kesinlikle o değil. Çünkü o bir çekicilik, iki cins arasında var ya onu hissetmeden yaşarlar ve siz ondan daha iyi ilişim kurarsınız.
Mesela diyelim ben erkek kedilerim çok ol, dişi kedilerim de çok ol, dişi kediler kızın mızın benim çok daha yakın olur. Erkek kediler bana mesafe duruyor. Diyelim eşime ya da kızıma daha yakındır. Anlıyor musunuz? Hayvanlar aylığında böyle bir şey vardır. Köpekler de vardır bu. Bu kızların babalarına düşkün erkeklerin analarına yakınlığı gibi değerlendiremez miyiz? Evet değerlendirebiliriz. Masum ama gerçekten ilişkiye boyut katabilecek bir olay. Yani psikonalitek okumaya açık bir… Tabii kesinlikle kesinlikle. Tarpşılamayacak bir konu ya. Siz zaten şimdi biraz sözlükten falan da söz edeceksiniz.
Peki Altan Bey Mısır’dan sonra kedinin sevineceğimi yayılması nasıl? Kedi tabii. Dünya coğrafyasına yayılması nasıl oluyor? Kedi bir kere oradan ben size biraz önce belirttim gibi Akdeniz ülkelerine doğru yayılım gösteriyor. Gemiler yoluyla Roma üzerinden ya da Avrupa üzerinden, Roma üzerinden, İtalya üzerinden Avrupa yayılıyor. Bir dal da Anadolu üzerinden yayılıyor. Bir dal Ortadoğu üzerinden yayılıyor.
Bu şekilde de özellikle sıcak ılman kuşakta öncelikle tutunuyor. Kedi bir sıcak iklim hayvanıdır. Mesela kedi temmuz ayında bile gider 40 derece güneşin altına yatar bir saat uyur. Çünkü adam… Ya bu böyledir. Hani bir ifade vardır eski İstanbul fortlarında. Dermişli kedi temmuz ayında bile üşüyorum. Hani beni üzerime bir şey örtün. Bu gibi yani. O kadar üşürler. Soğuklan araları hiç yoktur. Suyla araları çok fazla teması yoktur. Suyu çok sevmezler.
Galiba biraz şey vardır, Sibirya kedileri vardır. Onları biraz severler. Bir de bir iki kedi arkadaşı çok seven yoktur. Suyla falan temas etmek istiyorlar ama suyu temiz isterler. Temiz su içmek isterler. Yemekleri temiz olsun isterler. Çok uyurlar. Günde 18 saat. Aralıklı uyurlar. Çok yorgun olurlar. Tembel demeyeli metabolizmalara uyuyorlar. Ben bu soruyu sordum. Kedi severler artık. Kim bilir benim hakkımda ne olduğunu. Metabolizmaların bir yer. Evet, daha nazlı varlıklar.
Ama sevgili seyirciler, özellikle kedi severlere seslenmek istiyorum. Benim çocukluğum kedilerle geçti. Hakikaten kediler özellikle. Hepimizin. Biri sevgili sempatimiz vardır. Ben sadece hoca 18 saat uyuyor diye, o kadar uyduklarını bilmiyordum çünkü. Hatta yaşlanınca bu 20’ye falan çıkıyor. 20-22 saat falan çok yaşlılarda. Mesela 20 yaşında bir kedim vardı benim. İki sene önce kaybettim. Bütün bir gün uyurdu. Bir saat kalkardı, yemek yedi. Kulağı falan da duymuyordu son zamanlarda. Gözleri de iyi görmüyordu. Ne kadar yaşarlar? Kediler ortalama 15-18 yıl yaşar. İyi bakarsanız 20’yi de geçer ama 20’den sonra zihinsel bulanıklık başlıyor. Yani çok… Hazzey murumu oluyor. Yani kısmen ona benzeyen beyin fonksiyonları azalmaya başlıyor. Hafıza merkezlerinde problem oluyor. Sizi tanıyor. Ama mesela diyelim bir buradan sıçtık bir sehpa üzerinden çıkması 5 dakikaya alıyor. Hareket etmesi, karar vermesi çok uzuyor süreler. Atlıyor, düşebiliyor yere. Ve benzeri. Demansa doğru gidiyor. Yaş ortalaması ne kadar peki? Ortalama 15-16 diyelim. Ortalama 15-16 ise peki en çok 20 yıl, 20-22 yıl yaşıyorsa… 20 yıla çıkarabilirsiniz diyorum şu an. O zaman çok küçük yaşlı ölümleri yok bunların. Yok çok hani bir laf vardır. Dokuz canlı derler. Kediler gerçekten dayanıklı, dirençli hayvanlar. Tam onu soracaktım. Kedi dokuz canlı derler. Bir de kedi gibi dört ayağı üzerinde düştü derler. Bunlar nereden geliyor? Şimdi bu kedinin dokuz canlı oluşu kedi gerçekten dirençli bir hayvandır. Hastalıklara kolay pabuç bırakmaz. Çok uzun süre açlığa, sızlığa mücadele edebileceğin bir hayvandır. Kendi kendine yeten bir hayvandır. Onun ötesinde mesela en şey kullandığı bir hırıltı çıkarır. Mır, mır, mırıltı. Bu mırıltıyla ilgili olarak çok ciddi batıda çalışmalar yapılıyor şu an mırıltının. Özellikle bir de onların papileriyle yuğurma hareketleri vardır. Yatacağı yeri yapar. Mesela sizin kucağınıza gelip aynı hareket yapar. Bunlar aslında hep annelik zamanında, emine zamanında… annesinin memesine böyle yaparak oradaki sütün rahat ağzına akmasını sağlar. Ve bu mırıltıyı çıkartır. Bir anda o mırıltıyı çıkarır. Hırırırır, şarkı sevindik. Kedi sevecekler çok sevdiler bu şeyi. Bu huzur verir. Bu ben kedinin mutluyum demesidir. Mutlu ve huzurluyum. Ve o nedenle kedi kendisi bu hırıltıyı hastalandı da aynı şekilde. Ölürken de kedi hırıltı çıkartır birçok kedi. Kendini panikten korur. Acılarını, ağırlarını dindirir. Hatta bunun insanı masaj yaparak o bölgedeki hastalıkları güderdiği. Kedilerin insanın mesela diyelim başınıza ağrıyorsa, gelip başınıza sürtündüğüne çok tanıklık vardır. Mesela karnınız ağrır. Çok annenlerinizden, bayanlarınızdan çok duyarsınız. Karın ağrısı. Gelip kedi onun karnı üzerinden kalkmaz. Hisseder bunu. Ya da belki anlayamadığım bir algılama sistemleri var. Hastalıklar da çok hani bazı çevreler şifacı derler kediler şifa vermek üzere. Sanki yaratılmış canlılardır, insan çok yakınlardır. Yeter ki onların ürkütmeyin, kalplerini kırmayın. Net konuşuyorum bakın.
Köpeğe yapılan şeyleri affeder köpek. Kedi affetmez. Hafızanın bir köyü üstüne atar. Kindar mıdır? Kindar değildir. Asla size o kadar bir daha samimi olmaz. Daha şahsiyetli. Evet durur orada. O şey aşma Bir şey yapalım. Müsaade makar olanı, affedici olanı şahsiyetli mi olarak maddezi? Yok estağfurullah ama benine daha düşkün diyelim. Çünkü seçici olduğunu söylediniz. Evet. Kolay kolay pabuç bırakmadığını söylediniz. Yani indikama dönüştürüyor mu peki?
İntikama dönüştürüyor. Hani bir fillerin, devenin, kini, intikama böyle bir şey yoktur kedi. O reaksiyonunu gösterir diyelim tırmalamaya kadar falan unutur. Ama onu unutmaz. Yani yapılan hareketi unutmaz. Ona göre size tavır alır. Yani sizin şeyinize fazla nazlınıza, fazla şeyinize izin vermez kendini geri çeker. Köpek kadar itaatkar değil. Köpek daha kolay. İşte bazı biyolojik… Neyse kedi köpek kavgası zaten. Hayat yapmanın doğru. Kedinin daha zeki oluşuna bağlarlar. Onları da konuşacağız zaten. Bu kedi köpek kavgası, kedi ciğer ilişkisi. Daha çok konuşacağımız konu var. Onu çok hızlı geçelim. Şu tarih serüveni de istiyorum. Altan Bey, Yunanistan, eski Kadim Yunan kültürü veya Kadim kültürlerde kedi. Hırsır’ı söyledik Atayurdu. Anlatabilirim bunları kısaca. Heykelere vesaire, mezar falan yapıyorlar galiba Mısır’da. Tabii Mısır’da bunlara mezar var. İşte mumyalama adetleri var. Aslanları mumyalıyorlar. Aynı şekilde aslan. Tören falan da yapıyorlar mı?
Kedileri defnelerken. Tören de var da. Yani şöyle bir şey söyleyeyim size. Törenli bir şekilde gömüyorlar. Yani atölye mumyalama olayın kendisi bir ritüel. Aynı bir noktada o var. Çünkü Mısır dışındaki Kadim tarifte. Orada diyen şeylerde mesela İranlılarla Mısırlar arasında bir savaşta kayda geçmiş denir. Çok emin değiliz ama bu konuda bazı anlatılar vardır. İranlılar Mısırlıları kedileri kucağına alarak savaşa girerler.
Ve Mısırlıların kedilere zarar vermeyeceğini bilerek savaşı Mısırlıların savaştan uzaklaşmasını sağladıkları konusunda bilgiler var elimizde. Orta Doğu’da kısa süre sonra… Hindistanlıların bugün inek ineye karşı görsel hürmet gibi bir hürmet de gösteriyor Mısırlılar. Hürmet tabii. Söyleyeyim biraz önce büyük sevgileri var. Hatta şöyle söyleyeyim ben size. Mısırlılar kediyi Mısır’dan çıkartmaya devlet izin vermez firavunluk. Böyle bir özellikleri vardır. Oraya bölgenin hayvanıdır.
O ülkenin hayvanıdır. Dışarı çıkmasına izin vermezler. Öldüreni ölümle ceza verirler. Hatta Roma askerlerine birkaç kedi öldürdüğü görmüştür. Roma askerlerini öldürmüşlerdir. Kayda geçmiştir bu tarihi kayıtlara. Çok serttir bu konuda. Peki Yunan kültüründe kedi… Yunan kültüründe kedi çok yeri yoktur. Çok şahsiyet vermezler kediye. Halbuki Yunan kültürü yani kadim Yunan kültürü… Antik Yunan kültüründen bahsediyoruz. Antik Yunan kültürü insanlığın kadim medeniyeti, aydınlatıcısı, yol açıcısı, medeniyet güneşi gibi anlatılır.
Kediler çok fazla… Söyle söyleyeyim. Kedi hayatlarına geç girdiğinden, dolarlı yoldan girdiğinden olabilir. Aristokediyle ilgili güzel ifadeleri vardır. Onun kitabı vardır Hayvanlar Tarihi. Orada bahseder kedilerden. Onun dışında günlük hayatta kediye çok fazla bir şey göremezsiniz. Tek Türk fresklerde, vazolarda işte tarihi eserler… Diğer hayvanlara karşı nasıl yuvarladık? Diğerlerine köpek daha yaygındır. Köpek mezar taşları falan… Ama kediye karşı mesafede yunan kültür. Kediye karşı çok yani hani Mısır’daki gibi bir şey yoktur. Hayranlık yoktur. Yani günlük hayatta bir hayvan olarak bakarlar. Sırada? Evet. Peki Roma’da? Roma’da biraz daha değişir. Çünkü Roma biliyorsunuz lejöner, asker toplum. Bu toplum bize çok büyük bir sömürge kuruyor dünyada. Birçok yerden kedi, özellikle vahşi kedileri çok meraklıdır. Romalılar. Her romanın evinde bir hayvanat bahçesi vardır. Hani vardır… Aristokratlar. Özellikle askerlerin emekli olanlar, devlet ileri gelenleri… Evlerinde Leopard, Çitak, Pars, Kaplan bakarlar. Şunu da söyleyebilirim. Mısır’da büyük kedileri, yani Leopardları, Parsları ve Çitaları… Mısırlılar askeri yamaşla da kullanırlar. Hani kimmerlerin köpek kullanmaları gibi… Onlarda büyük kedileri savaşta ya da güvenlik… Zincirli şeyler var. Mesela Mısırlı asker zincirli şekli tutuyor, büyük bir Çitayla geziyor. O hayvanları ehlileştirilmiş hayvanlardır bunlar. Evcil değildir bunlar. Biraz da onlar üzerinden bir güç göstergesi gibi. Onu gezdirmek, onu kendine bağlamak, onunla olmak… Onunla görülmek bir kudret, izhari haline geliyor. Bu kediye veya hayvana hürmetten mi kaynaklanıyor? Kediye veya hayvanın kendi duygusunu, kendi pozisyonunu, kendi konumunu… Güçlendiriyor….göstermek ve bir araç olarak kullanmaktan mı? Her ikisi de olabilir ama kediye karşı orada mutlaka bir çekiniklik ya da bir saygı sevgi çok yüksek. Ama Roma’da kedi var. Günlük hayatta kediler… Roma’yı diyorum. Roma’da kediler günlük hayatta var, faret yakalıyorlar.
Özellikle Mısır, Roma’nın sömürgesi olduğu dönemde o bölgeye gidip gelen Roma gemilerinde kediler bakılıyor. Kedilerin insan evlerde kedi bakıldığını biliyoruz beslendiğini. Aynı şekilde Bizans’ta o şekilde. Bizans’ta da hatta burada adını zikretmem lazım hocam. Benim fakültedeki çalışma arkadaşım Profesör Otur Vedat Onar hocam var Anotomi’den Vedat hocam. Bu İstanbul’daki Marmaray metro kazılarını da bizim fakültede adına çalışmalar yapmıştır.
Ben de o çalışmaların bir bölümünde Vedat hocama yardımcı olamak şansım oldu. Vedat hocam burada İstanbul’daki bugünkü Teodos Limanı civarında kedi kemikleri buldu bir araba. Kedi kemiklerine baktığı belli yaşta kediler. Yani kedi orada var. Başlattığım 500’lü binli yıllar İstanbul. Hatta 1500 arası değerlendirdi. Basitliyim 500’lü binli yıllar arasında kedi kemiklerini buluyor. Bu öyle ki Bizans’a da kedi bakılıyor. O civarda yine balıkçılar var Teodos Limanı civarında. Balığın olduğu yere kedi vardır mutlaka. Farenin olduğu yere kedi vardır.
Tahılınoğlu. Bak beklemek için vardır. Ambar bekçisi diyorlar ya. Ambar bekçisi. Ambar memuru derler hatta buna. O vardır. Ama gemilerde çıkan batıklarda da kedi kemiklerinden rastlandı. Yakın civarlarında yani kısayası. Bizans da gemilerinde kedi bulunduruyor. Niye? Çünkü mecbur fareyle başı çıkamazsınız. Yelkenli çağlarına kadar da böyle devam ediyor. Hatta şu an bile gemilerin 10 gemiden 5’ine girin kazanırsanız. Fareyle karşılaşabilirsiniz. Çünkü bunlar girerler ve bulamazsınız.
Gece hareketlerinin noktunlar, gece canlısıdır bunlar. Gece yemekler yerler, mutfağa gelirler. İnsanların yiyeceklerini karıştırıp kayboldular. Tek çare zehir koyarlar. Benden başı çıkamayabilirler büyük gemide. Fareyle, kediyle bu çözüm bulunabilir. Roma böyledir. Ama şunu söylememiz lazım. Bir yandan da orta çağ, Hristiyan’dan sonra biliyorsunuz. Bir orta çağ dönemi başlamıştır. Evet. Şimdi tabi biz kedinin tarihini bir akış içerisinde anlatıyoruz ama aslında atladığımız önemli bir dönüm noktası oldu.
Mısır dedik, Yunan dedik, Roma dedik, İran dedik, Bizans dedik, hatta orta çağa geldik. Fakat orta çağa gelinceye kadar insanlık tarihinde bir kırılma noktası var. Çok temel bir dönüm noktası var. İnsanlık tarihini ana akış içerisinde biz ikiye ayırıyoruz. İnanç tarihini üzerinden değerlendirdiğimizde Hz. Adem ile başlayan insanlık tarihi Hz. Nuh da yeni bir evliyeye giriyor. Yani Nuh Tufani ile beraber
bütün dünyanın harcu merç edildiğine ve Hz. Nuh’a inananlar ve onun gemisine aldıklarıyla yeryüzünde hayatın devam ettiğine inanıyoruz. Peki Hz. Nuh ile kedinin ilişkisi neydi? Kedi Hz. Nuh’un çağrısına veya Nuh Tufan’ın da nasıl bir serüven, nasıl bir sonuç, nasıl bir varlık gösterdi Mehmet Bey? Evet.
Hz. Nuh bilindiği gibi insanlığın ikinci atası kabul ediliyor. Ve kendisine bir gemi inşa etmesini ve inananları o gemide toplamasını toplamasız emrediliyor. Her cins varlıktan, hayvanattan tabi oluşan bir yapı karşımıza çıkıyor. Evliya çelebimizin anlatımına göre… Kedi de Hz. Nuh’tan önce de var değil mi Altembe? Evet var tabi. Evliya çelebi şöyle anlatıyor. Emr-i Hüda ile diyor gemide Hınzır’ın burnundan fare hasıl oldu. Bunlar Ümmet-i Nuh’u müteazzi ettiler. Yani ona eza verdiler. Gemi ehli Hz. Nuh’a şikayetçi oldu. Hz. Nuh arslanın arkasını sığayıp, arkasını sıvazladı ve onun burnundan kedi hasıl oldu. Ve kedi farelilere tenavül etti. Ve Ümmet-i Nuh… Tenavülü de söyle de. Yedi. Yani yedi. Nuh ehli diyor Nuh ümmeti fare şerrinden emin oldular. Yani böyle. Tabi Hz. Nuh’un gemisine aldığı hayvanlarla ilgili çok güzel anlatımlar vardır. Mesela konumuzun biraz dışına çıkmak pahasına… Onun bir minyatürü de var galiba Nuh tufağında. Vardır. Vardır tabi. Nuh tufağına ilgili pek çok… Kediyle gösteren… Olabilir. Sanata yansıyan boyutlar. Bir şey söyleyeceğim yalnız affedersiniz. Şimdi kedinin hakikaten Evliya Çelebi ya da Hz. Nuh’la ilişkilendirilmesi son derece önemli. Belki Altan Bey siz başgömetinlerde de bu konuya atıp da bulunabilirsiniz. Domuz, fare ilişkisi ve Nuh ümmetini Hz. Nuh’a inananlar ondan korumak üzere arslan ve fare ilişkisi. Kedi. Aslan ve kedi. Fare bir dost, bir güvence zarardan insanı koruyan bir varlık olarak onundandırılıyor. Fare. Kedi. Evet. Kedi. Fare mi dedim? Evet. Siz doğrusunu söylediniz. Yani şöyle arslandan kedi, hınzırdan fare. Evet. Domuz. Yani burada bir iyilik, kötülük veya olumluluk, olumsuzluk koralasyonu karşımıza çıkıyor. Var ve kedi burada anlatımda Hz. Nuh’un mücadelesinde Hz. Nuh ve ona inananları
haşaraata karşı zarar veren unsurlara karşı koruyan bir varlık olarak konumlandırılıyor. Doğru. Aslında demek ki evhidi dinlerde kedinin farklı bir yeri var. Biraz sonra İslam tarihinde ve Hz. Peygamberin kedili olan ilişkisine buluşacağım. İşte hak yolunda olanlar, olmayanlar veya insana dost olanlar, olmayanlar konusunda az evvel onu diyecektim. Mesela eşek gemiye girme konusunda çok mütereddit. Gelmiyor. Hz. Nuh çağırıyor. Sular yükseliyor. İnatçı. İnatçı.
Gelmiyor. Çünkü şeytan onun kuyruğuna asılmış. Diyorlar. Diyorlar tabi ki. Şimdi eşeğe dağıtsızlık etmeyelim. En son artık Hz. Nuh’un gel bre melun dediğini ve ondan sonra şeytan melun olduğu için onunla beraber gemiye girdiğini. Bunu da mı Mevlâşer’e bağladın? Hayır bunu başta. Mâgâh Sırrı Levent’te okuduğumu hatırlıyorum. Divan edebiyatı literatüründe buna dair anlatımlar vardır. Öyle.
Yani gel bre melun dedikten sonra artık şeytan da gelme cevazını aldığı için eşek ile beraber o da gemiye dahil oluyor ve insanlığın hayatını karışmaya devam ediyor. Herhalde köpek ve at ilk koşanlardan. Evet. Ondan insan dostluğundan. Bu Hz. Nuh kedi ilişkisi farklı tarifte nasıl geçiyor altında? Yani fazla bu konuda hocamın şey dışında fazla bilgi yok. Hocam çok güzel anlattı. Daha çok bu şekilde veriliyor ama burada şu vurgulanıyor.
Aslında ciddi bir nokta o kedi aslanın aslanı akraba. Biyolojik olarak zoologik olarak bakın klasifikasyonda biri büyük kedi biri küçük kedi. Anlıyor musunuz? Programın başında da söylediniz zaten siz. O şekilde. O nedenle o var. Ama şurası ilginç. Ben hayvan hakları dersim çok uyguluyorum. Yani hayvan hakları biz genellikle başlarken Nuh tufanıyla başlıyoruz. Çünkü diyoruz ki bu kainatta var olan bir düzen var ve bu dünyadaki ekolojik dengeyle
hayvan türlerinin korunmasını isteyen bir tanrı var. İnanıyorsanız bana diyorum. Ben öğrenciye bakın nasıl bir olay yaşanıyor ki? Hepsinden yedişer bazen bazen bile ikişer çift alınıyor bu hayvanlardan ve bütün hayvan türleri korunuyor. Yani böylesi bir ortamda hayvan türlerinin bugünkü insan tarafından her gün bilmem kaç tane türün ortadan kalmış. Bakın bugünkü bağlı mubus doğal sıkıntıları ya da küresel problemleri doğuruyor. Çünkü siz dengiyi bozuyorsunuz. Hayvanlara dokunarak türleri ortadan kaldırarak.
Çok güzel bir şey bu olay, Nuh destanını anlatılması burada. Özellikle bu konuda gerçekten o aslan kedi ilişkini vurgulanması Evliya Çelebi tarafından gerçekten iyi vurgulanmış. Evet bir peygamberden diğer peygambere geçelim. Şimdi eş zamanlarda yani Roma döneminde İslam’da zuhur ediyor. Evet. Altıncı yedinci asır miladi olarak. Hz. Peygamberin kedilerle olan ilişkisi ve İslam inancında, İslam kültüründe, İslam tanrıya kedilerin rolü, konumu, bakış nedir? Bir defa. 7-8-9. y.y. Evet yani Hz. Peygamberin kediyi çok sevdiğini ve kediyi insanlara tavsiye ettiğini biliyoruz. Ve kedilerin en azizi olan Mu’azzam onun kedisiydi. Evet. Mu’azzam alüm izzetü ikram gören demek. Peygamberimiz kediyi severdi. Kediyi sevini de severdi.
Yani Ebu Hureyre’yi asıl adı Abdurrahman olan ve ailesinin koyunlarını otlatırken kedisini ağaca bırakan, sonra alan, onunla çok yavru kedisini çok güzel bakan Abdurrahman’a Ebu Hureyre, kedicinin babası adını veren de peygamberimiz oldu. Abdurrahman ismini kimse bilmez bugün. Evet. En çok hadis rivayetinden sahabe. Ebu Hureyre diyebiliriz. Hureyre zaten Hureyre kedicik demek. Hırrı. Hırr. Ebu Hureyre kedi babası.
Zaten Peygamberimiz ile ilgili, Peygamberimizin kedilerle olan ilişkisine dair birkaç anlatım var tabii. Kütüb-i Siddete bulunur. Görülebilir yani. Hadis kitaplarında. Hadis kitaplarında. Evet tabii. Yani en meşhur olanı elbette Hz. Peygamberin namaza kalkacakken hırkasının üzerinde uyuyan kedisini uyandırmamak adına onu kolunu kesmesi, yani hırkasının kolunu kesmesi ve onu uyandırmayarak ibadetine kalkması. Yani onun şefkati, kediye dair merhameti, şefkati çok vurgulanan bir şeydir. Uhud Savaşı’nda, Hz. Peygamberi savaş günlerinde, Peygamberi sokmak üzere olan bir yılanı öldüren bir kediyi, Peygamberimizin kucağını aldığı, sevdiği ve hatta sırtının yere gelmemesi meselesi. Yani kediyi nereden bırakırsanız bırakın. Daima dört ayağı üzerine düşmesi hadisi belki çok fizyolojik izahları olan bir şeydir ama milli manevi hafızada bunun Hz. Peygamberin onun sırtını sıvazlaması ve senin sırtın yere gelmesin. Sen kötülük zorluk görmeyesin demesiyle ilişkilendirilir. Hatta hocam burada belki bir rek yapabilir o kedinin başındaki. Evet, onlar da var. Buyurun isterseniz devam edin. Tabii bu şeyde şöyle bir şey var anlatmak istiyorum burada.
Şimdi bu kedinin dönerek düşüşü yani az önce Sisi sormuştum yanıt orada eksik kaldı. Kedinin kuyruğu sayesinde olan bir şey. Kedi mesela öyle bir şey var ki bizde kedi üçüncü kattan düşüyor ölüyor. 10. kattan düşüyor ölmüyor. Çünkü ilk düşme anında birkaç kata geçerken şu pozisyona geliyor kedi. O arkadaki bir geminin dümeni gibi kuyruğunu şey yaparak kendini düz hale getiriyor ve dört ayağın üzerine düşüyor. O mesafe ona toparlanma müsaadesi veriyor herhalde.
O yüzden yoksa ikinci kattan düşen kedi hayvanı kurtaramıyorsunuz ölüyor. Toparlamadan yan üstü düşüyor boynunu moynunu kırıyor ölüyor. Ama o çok önemli bir şey o şey işte. Orada bir şey daha belirtmem lazım çok güzel bir noktaya temas ettiniz. Mehmet Bey’in anlatımından bunu hani milli hafıza milli kültür Peygamber Efendimiz’in duasına bağlıyo. Evet, evet. Yani sırtını yere gelmez. Peygamber duasını alan bir varlık kedi. Öyle görülüyor. Sanıyorum bu programdan sonra kediye bakış bayağı değişecek.
İnşallah inşallah. Bazı kaynaklarda bu çöl yılanını etkisiz hale getiren kedinin muezze olduğunu iddia ederler. Yani o nedenle buna çok toplum tarafından bu olaydan sonra kedilerin çok fazla daha saygı görüldüğünü çünkü bir Peygamber’i ciddi şekilde zarar verebilecek bir yılanı bertaraf etmesi nedeninde böyle bir şey olduğunu iddia eden çevrelerde var. Hangisi doğru bilemem. Peygamberimizin onu alıp evine getirdiği ve bu hırkanın uyuyan kedinin
o olduğu muezze tabi. Kedi için şey demiştir bildiğim kadarıyla İslam Peygamberinin bir sözü vardır. Kedi ev eşyası gibidir yani. Hane halkındandır. Hane halkındandır. Hani onu işte içtiği sudan içilebilir gibi ifadeleri vardır. Çok yakın bulmuştur. Necis değildir. O sizi çokça dolaşan birisidir buyurmuş. Çok güzel bir ifade. Necis değildir. O sizi çokça dolaşan birisidir diye. Birisidir. Böyle bir kişiden bahseder gibi bir hayvandır demiyor. Evet.
Şimdi şey, editörümüz de hatırlatıyor. Abdest alma meselesi var mesela. Abdest duyunun temiz olması lazım. Peygamber Efendimiz abdest alacağı zaman bir sahabesi diyor ki efendim oradan kedi içti. Diyince o necis değildir diyor ve abdestini alıyor. Kirli değil. Kediyle ilgili. Kediye hakikaten çok farklı bir muamele var İslam tarihinde. Aslında bunu bir de hadisçilerle konuşmak lazım. Şunu da belirttim bu arada bu eksik kalmasın da az önce lafı açtık. Çünkü insan budatlanıyor ve esas merkezindeki şeyi söyleyemiyoruz. Dediğiniz gibi Hz. Muhammed’in bu olaydan sonra kedinin başını sıvazladığını ve burada M harfi de 5 parmak şekilde bir şey çıktığını. Tekir büyük ihtimalle bir tekir kedi olduğu muazzam yolunda bilgiler var. Hatta bazı kişiler de bunun sarıya çalan bir tekir olduğunu iddialar. Şu an için su diya üstün bulunan kedilerden biri olarak düşünebilirsin. Atalarından biri olarak düşünebilirsin.
Bunu biraz açar mısınız? Çok ilginç bir anlatım söylediğiniz. Kedinin… Evet 5 parmağıyla orayı sıvazladığını olaydan sonra… Başına sıvazlıyor Peygamber Efendimiz. Yani böyle bir inanç vardır ve parmakla izin orada kaldırır. Bu nedenle kedinin burada 5 parmak ya da bir M harfinin olduğunu iddialar. Ama en ilginç bir şey söyleyeyim ben size. Hristiyan camiası der ki o M der. Evet orada bir M var. Bu da Meryem’in M. Tabii Arap harfleri ile M’ye pek benzemiyor harfleri. Onu düşünmek lazım. Yani Peygamber Efendimiz’in parmak izlerinin M’den zeldi parmak izleri olduğunu… Hristiyanlıkta Hz. Meryem’in kutsiyetine… Yani aslında burada dinlerde tevhid merkezi… Tevhid-i dinlerde kediye bakış açısını yansıtıyor her iki… Yani kedinin ayrı bir şeyi var. Her yerde olumlu. Bununla ilgili bir şey daha var onu da belirtmeden geçemeyeceğim.
Bu kedinin kedilerin ben çok kedilerle uğraştım çok iyi biliyorum… Bazı kedilerin ağzını açtığında çocuklarına bakardık tam üst damakların ortasında bir dürüm olurdu. Böyle bir şey bir kabarık. O kabarık İslam peygamberinin mührünü taşıdı inanırım. Peygamber mühürlü kediler bunlar. Bu kediler daha çok revaşlatılır. Türklerde de Müslümanlarda Araplarda da. Anlıyor musunuz? Tam üst damağında. Ne kadar az şey biliyormuşuz biz bu kedilerle ilgili. Gerçekten hayır bu kedi sevenlerin bildiği şeydir. Peygamber mühür açmak derdi rahmetli babaannem. Aç bakalım kedinin peygamber mühürünü bakardık. Yok bu kedi işe yaramaz. Peygamber mühürü yok derdi bırakırdık kedi. Öyle bir şey olabilir. Seyyid kediler diyebiliriz o zaman. Tabii. Ya da Seyyid gibi. Evet yani düşünebiliyor musunuz? İnsanın apartmanla imtihanı aslında kedinin de imtihanı gibi. Bunu konuşacağız ama… Sufiler de kedilere çok büyük önem veriyorlar. Mevlana’nın mesela kedisinin. Kendisinin vefat ettiği çok kedisi varmış Hz. Mevlana’nın. Hz. Mevlana vefat ettikten sonra kızı Melike Hatun’un çok iyi bakmasına rağmen. Bir hafta sonra kedisinin de vefat ettiği. Mesela Şeyh Vefa Hazretlerinin. Bizim İstanbul’un meşhur vefa semsinin de metfun. Anlatılan şeyleri var. Enkıybeleri var. Yani birinci asırda mesela Ahi…
…Ferec Zancani’nin bir dervişinin sütlaç yapmak üzere mutfağa gittiğini görüyorlar. Sütlaç yapacak fakat süte bir kara yılan düşüyor. Evet yılanı sever. Fakat evet. Sever mi yılanı? Sever sever. Yılan sütü çok sever. Çocukluğumuzda bizi uyarlardı köyde. Aman yani hayvan yapma yapma giderken çobanlık yaparken. Süt’e dikkat edin yılan akar. Evet. Kara yılan giriyor fakat sütlaç yapacak olan derviş bunun farkında değil. Yanda kedi acı acı mea oluyor. Fakat çok saf dil birisiymiş herhalde derviş anlamamış. En son artık kedi o kazana atlıyor. Ve dervişler için kendini feda ediyor. Kedi atladıktan sonra bakıyorlar nedir diye yılanı çıkartıyorlar. Ondan sonra Ahi Zancani diyor ki bu kediyi alınız gömünüz.
Dervişlerim için kendisini feda etmiştir zaman zaman ziyaret ediniz diye. Konya’da Pisili Sultan tekkesi var. Evet çok güzel. Pisili Sultan. Aa Pisili Sultan. Tabii şu an bilinen ziyaret eden bir yer değildir ama yani böyle. Tabii şu var bazı sufilerin de hani kedi sevmek biraz fareyi sevmemek manasına da geliyor ya. Şimdi pratik olarak böyle ambar bekçileri falan diyoruz.
Fahri çok pis bir varlık olarak. Mutfağın hijyenini sağlıyor bir yerde ki. Sümbül efendinin kedi beslemediğini biliyoruz. Ama bu kediye bir kedi sevmemek ona bir antipati beslemek değil fareleri ızrar eder. Farelere de kıyamayan. Yüreği kaldırmıyor bir yer. Sümbül efendi çok fazla merhametliyim. Böyle anlatılan pek çok konu var.
Aslında Mehmet senin ileride yazacağın bu kedi kitabının altyapıslar da burada oluşuyor. Sağ olun. Demek kediyle ilgili konuşacak çok konu var. Evet. Çünkü hakikaten ikinize de sormak istiyorum bir ara soru olarak. Kediyle ilgili ne yazılmış diye baktığımızda edebiyatçıların yazıklarını bir tarafa bırakacak olursak kedi tarihine dair en azından Türkçe’de ciddi bir şey yok. Yok maalesef yok işte. Yani olan kitaplara daha çok kişilerin kendi günlükleri anıları, kendi baktıkları kediler. Ya da kedi bakımı, kedenin şeyi. Ama bizim şu an anlattığımız bilgiler çerçevesinde derli toplu bir şey yok. Bu program o zaman Altan Bey aslında bu tarih söyleşileri programı kedi tarihi için de bir müracaat kaynağı olarak değerlendirilebilir mi? Ben size sormak istiyorum. Olabilir yani. Sözleriniz aslında böyle bir iddia gibi. Böyle bir programı referans gibi. Hocamla uzun vayda oturup inşallah bir kitap yazarız. Çok daha güzel olur yani. Eyvallah.
Bu programda kaynak olarak gösterirsiniz artık. Peki hocam ne demek tabii. Belki veterinerler artık uzaktan eğitim moda oldu ya. Hayvan hakları ve hayvan tarih dersi. Kedi için bunu yardımcı bir ders malzemesi olarak tavsiye ederler. Şimdi Mehmet Hoca sağ olun siz de 6.7. yüzyılda 8. yüzyılda İslam coğrafyasında İslam kültürüne Müslüman arasında kedenin saltanatını diyelim anlattınız.
İfade ettiniz. Yani geri baktığımızda Mısırlar var. Arada Yunanlar soğuk mesafeli. Romallar iki arada bir derede. Doğru mu? Doğru doğru. Yani günlük hayatta kullanılır. Böyle özel bir sevgileri çok fazla yok. Ama İslam dininde birdenbire tekrar bir şey kazanıyor. Evet. Evet. Peki. Orta çağda iki temel medeniyet veya inanç var.
Müslümanlarda durum bu iken Avrupa’da kediye bakış nasıl artık yayıldı değil mi? Kedi dünyaya altan beri var. Avrupa’da bir kedi coğrafyasını tanımlayalım desek 8. 9. 10. Yüzyılda kedi dünyada nerelerde yayılmış durumda Avrupa kıtasında var Avrupa kıtında yayılmış vaziyette bilinen dünyada var. Tabii gemiler yoluyla gitmiş. Çocuğu kediye hızlı üreyen bir varlık. Yani bir kedi iki aylık civarında hamileliği vardır. Ondan sonra her batında üç dört beş yavru dünyaya getirebilen bir hayvan.
Bir kaç ayda bir bir anda kaç yavru doğuruyor kedi üç dört tane doğurur. Peki bir yıllar azdır sonra çoğalır. Bir yılda kaç doğum yapabilir? Yani iki tane yapar üç tane yapar. Bir yılda kızgınlığına göre dönemine göre. Peki diyelim ki 15 yıl yaklaşık kaç doğum yapabilir? Yani bir hesaplasanız nereden bakarsanız bakın 50’ye yakın doğum yapar. En azı belki bu daha da fazla olabiliyor bazen. 50 doğum üçer tane olsa.
Ve üç dört lirası 150-200 tane kedi dünyaya gelir. Bir kedinin? Evet. Peki kedinin kendi yavrularına karşı vefası? Kedi iyi bir annedir. Ben size şöyle söyleyeyim kediler iyi bir annedir. Şöyle yalnız bir nokta var. Kediler yavrularını çok iyi korurlar. Yavrularıyla konuşurlar. Yani bize hitaplarından farklı bir miyavlamaları vardır. Böyle mırıltıyla gürtlaklarından ses çıkararak onlara hitap ederler. Sonra onları bırakırlar. Sokak kedileri için söyleyeyim. Üzüntü verici yanı burası. Avlanmaya çıkalar. Çöp kutlarını karıştırırlar kentte ya da dağda, kırda. Yani çocuklarına yemek getirmek için ya da kendi karından doyurup süt vermek için giderler. Akşam gelemeyebilirler. Köpekler parçalar, araba kazasını uğrarlar. Kaybolurlar, öldürürler, zehirlenirler. Ya da herhangi bir nedenle bu durumda yavrular annelerini beklerler. Bir süre sonra onlar ölürler.
Herkes siz bu arada o yavruları bulup da emziren bir anne bulursanız çoğu kabul eder bunu. Diğer kedilerde de süt anne uygulaması var mı? Yapılıyor. Biz yapıyoruz bunu. Fakültede yapıyoruz. Ünbeten hekimlerde yapıyoruz. Yadırgıyorlar mı? Yani çoğu kabul ediyor. Ama çok fazla olmazsa. Bir tane, iki tane mesela kabul ediyorlar. Yalıyorlar onu. Ve o diğer çocukları gibi, diğer yavruları gibi görüyor. Süt yavrularını kendi yavrusu gibi görüyor. Hatta biz şöyle deriz. Yeni doğan kediye fazla el sürmeyin. Çünkü sizin kokunuz kedinizin üstüne silerse o kedi benim kedim yavrum değil diye ayvan yavrusunu öldürebilir. Tam editörümüz bunu hatırlat dedi ki bir inanış var. Doğan kedi yavrularına insan olarak el sürmeyin. İnsan elde edildiği kediye, kedi yavrusuna annesi sahip çıkmıyor. Bazen sahip çıkmaz, bazen de daha zarar verebilir. Bir de işin şöyle… Tanımamaya mı başlıyor acaba? Tanımamak, tanımamak olabilir hocam. Tanımamaktan da öte yani yabancı bir varlık olarak kabul ediyor onu orada. İnsan elde edilince onu.
Çünkü ama kedi yani kendisi bu kedinin çok kokusu her şeyi bize göre çok yüksek. O zaman burada bir hatırlatmaz da hakikaten insan olarak… Çok fazla el sürmemek lazım. Yeni doğmuşlar. Yeni doğmuş kedi yavrularına el sürmemek kedi hukukuna bir riayet değil. Bir zorunluluk. Yapalım mümkünse. Kediyi seviyorsanız, kedi seviyorsanız yavrularına el sürmeyeceğiz. Azıcık küçükken. Ne kadar mesela? Yani gözleri açılıp biraz ev yürümeye başlayıp işte annesi yani artık kutuda… Tahminen kaç gün hocam? Yani 15 gün 20 gün en fazla 3 haftalık falan. Hadi bir ay sabresinde. Bir ay destek o kadar. İşi sağlama alalım. Acil duruma tabii ki alıp koyun. Ama sosyal mesafeyi muhafaza edin. Fiziki mesafe. Evet problem oluyor yani. Fiziki mesafe diyorum. Nasıl bir metre? Sosyal ve fiziki mesafeyi kediyle de tesettirmek lazım. Ama tabii oradan kasıt çok fazla temaz etseniz koku üzerine silin. Yoksa enselinden tutup koymak gibi. Bir de enseli kellerde aslında can yakıcı bir yer değildir. Şuradaki deriden tutup koyabilirsiniz aldığınız yere. Annesi oradan taşır zaten. Canı yanmaz. Yanıyorsa orada annesi taşır. Ağzıyla oradan taşır. Eğer o zaman insan yeni doğan bir defa şu. Yeni doğan kedi yavrusunu sevmek maksatlı böyle her tarafını ellemeyeceğiz. Ellerse ona kötülük yapmış oluyor. Annesi onlar uzaklaşıyor. Buna bir ay dikkat edeceğiz. Evet. 2. Zaruri bir sebepten dolayı yavruya dokunmamız gerekiyorsa böyle avucumuzda değil. Enselinden tutup bir tarafa bırakacağız. O ona zarar vermiyor. Yani derisi sökülür diye dertlenmeyeceğiz. Ama öbürü sarılıp da elinizdeki her türlü koku üzerinde sindiğinden hayvan da huysuz dişlerde problem çıkarabilir bazı annelerde. Bir de şöyle bir şey daha var burada. Yavru avlam, annesi bırakıp anne avlanmaya gittiğinde erkek kediler gelip yavrulara zarar verebilirler. Ve niye derseniz çünkü amacı ne? Erkek kedi yavrularıdan öldürebilir, boğabilir, zarar verebilir ki. Anne tekrar kızgınlığa girsin, tek onunla çiftleşsin diye. O zaman erkek kedi biraz. Evet, erkek kediler böyledir. Ve bu nedenle de erkek kedileri görünce yavrulu anne kediler çok hırçınlaşırlar ve erkek kedi döverler. O zaman kedilerde annelik kavramı çok güçlü yani yavru ilişkisi ama babalık diye bir şey yok. Babalık kavramı zaten hayvanlarda çok fazla şey değildir. Yani annelik gibi, aslın gibi biyolojik bir bağ yok aralarında. Anladın mı?
Bütün… İnsanlıkla ilgili bir süreç sonucunda oluşan bir varlık. O çok fazla… Kediler içinde sonuç değişmiyor. Evet, tabii ama annem mesela öyle vardır ki yavrulu kediler mesela diyelim bize der ki hasta sahibi gelip sokaktan geçiyordum, köpeğime kedi saldırdı. Resmi o kedinin yavrusu vardır. Yavru oradadır, köpek buradan geçer. Anne görür onun çıldığına döner ya yavruma zarar verirse diye direkt gider peşinden saldırır köpeği. Hiçbir şey yapmadılar da hayvan. Bu kadar güçlü annem. Potansiyel düşman gibi. Evet, bu sözler şuradan geldik. Orta çağ Avrupa’sında kedinin hukuku derken altan besleyin anlatımızdan kediyle ilgili bir sürü konuya girdik. Evet, Orta Çağ Avrupa’sında kedinin durumu nedir? Kediye bakış, kediye yaklaşım, kedi insan ilişkisi. Kediye bakış bu orta doğuda gerek İslam öncesi Mısır’dan gelen, ortada oradan Mezopotamya’dan gelen, gerek Müslümanlıkla beraber çok daha ileri noktalara ulaşan, Hadis-i Muhammed’in İslam Peygamberi’nin hadisleriyle daha da zenginleşen bu hayvan sevgisine yönelik olarak Hristiyan Batı dünyasında tam tersi bir uygulama görüyoruz. Bunun en büyük nedenlerinden biri de programın başında bahsettiğimiz bu kedilerin, özellikle siyah kedilerin, çünkü yaşlılık kadınlar da bu kedilere bakıyorlar ve Avrupa’da birçok yaşlı kadının cadılıkla suçlandığını görüyoruz o çağlarda.
Kilise bu konuda binli yıllardan itibaren kedilere ve kedilerin birlikte yaşadıkları kadınlara karşı, özellikle siyah kedisi olan kişilere karşı bir koğuşturma başlıyor. Hatta 1233 yılında galiba Papa bir deklarasyon yöne veriyor ki, kediler şeytandır diyor ve görüldüğü yerde öldürülmelidir. Daha da öteye gidiyorlar, kediler kadınlarla beraber, yakılıyorlar, yakılmayı da bırakın. Bazı yerde kediler torbalara konup alevin üzerinde tutuluyorlar,
hayvanların içeride panik halinde çığlık attıkça bu çığlıkların şeytanları kaçıracağına inanıyor. O kadar ahşileşiyorlar ve sonuçta Avrupa’da ciddi bir cadı avı başlıyor. Bu cadı avı milyonlarca kedinin ölümüyle bitiyor. Birkaç milyon diyebiliriz burada. Milyonlarca kedini. Milyonlarca ederler bazı tarihlerde. Bazı tarihler bunları yüz binlerce eder. Tarihi bilemiyoruz ama ne çiğde şu var ki Avrupa’da fare nüfusunun aşırı artışına tanıttık ediyoruz. Ve nihayetinde gelen vebayı, kara ölüm dedikleri vebayı,
biraz da kedi cinayetlerine bağlarlar. Kedinin intikamı olarak mı görürler? Biraz ona bağlayanlar olsun. Laneti gibi derler. Hatta derler ki bilmiyorum İslam şeyinde vardır da belki Osman’dan birisi geçmiş olabilir. Eski İslam derken bir kediyi öldürürsen sebebsiz yere yedi yıl şeyini çekersin. Böyle bir ifade var. Veya şimdi Etdör arkadaşımız hatırlatıyor, tam siz bunu söylüyorsunuz, kedi öldürmenin günahı deyince,
bir kediyi öldürmenin günahını atlattırman için üzerindeki kıl kadar cami yaptırman veya hayır yapman lazım. Doğru değil mi bu? Evet. Ve bu şekilde bu kilise baskısıyla papalığın kontrolü altında düzenli bir şeye dönüşüyor, etkinliğe dönüşüyor. Düşünebiliyor musunuz? Kedi katliamı. Kedi katliamı. Kadınlarla beraber yakılıyor. Kadından bir nefret de var bu da. Kadının şeytanın iş birliği halinde olduğu. Kedinin de bunları aracılık ettiği. Öyle resim var ki bizde mesela gravürler var. Şeytan ve arkadaşları diyor. Kadının omzunda bir baykuş var, kucağında bir kedi var, yanında bir başka kadın var. Divarda bir tane fare geziyor yerde işte şeytan ve arkadaşları. Yani bir grup olarak görüyor bunları. İnsanlar oluyor ve bunları lanet ediyorlar bunları. Mane’nin böyle bir resmi vardır mesela. Yani çok affedin. Fahişe. Aferin. Kimin? Mane. Mane’nin bildiğimiz Claude Mone değil de Mane, çıplak vaziyette bir fahişe. Yanında bir siyahi genç kız çiçekler sunuyor.
Sevgilisi çiçek göndermiş. Onlara tenezzül etmiyor. Çok müstani bir bakışla fahişe yatıyor. Yanında da bir siyah kedi. Kaçıncı yüzyıla kadar devam ediyor bu Avrupa’da? Ben size söyleyeyim. Hemen hemen nereden bakarsanız bakın. 1600’lere kadar devam ediyor. Çünkü 1300’lü yıllarda malum veba salgınından sonra bir dönem 1665-1666’da bir de bir veba salgını oluyor Avrupa’da. Bu sefer diyorlar ki kediler neden oldu?
Niye? Kedi pis bir hayvan, pire taşıyor, bilmem ne yapıyor. Onun yüzünden hasta oluyor. Tekrar bir kedi katliamı oluyor Avrupa’da. 200 bin tane kedi öldürülüyor Avrupa’da bir anda. Fena 1665-1666 arası bir yıl içerisinde. Bir veba salgını da alıyor. Bunda neden bu? Bakın tamamıyla kedi pistir diyor o gün benim adamlarımdan biri. Kedi pis varlıkta hastalığı kediler yanıyor. Günah keçisi değil, günah kedisi gibi. Bu nokta yayılmış vaziyet işte. Her gelen giden kediye vuruyor. Ancak kediye aydınlanma çağından sonra. Yani bu Fransız İtlali dönemindeki o Fransız filozoflar çok etkili burada. İlk dünyadaki veteriner okulunu açarlar. Lyon’da 1762 yılında onların etkisiyle. Bu Diderot, Dallambert, Wolter’in etkisiyle açılmış. Çok ciddi bir okuldur o. Hala şu an var Lyon veteriner fakültesi. Dünyanın ilk veteriner fakültesi. Ondan sonra kediye bakış değişmeye başlar. Daha doğrusu kilisede bu yoğunluğundaki şeyini geri çeker. Jaddle’ın saçmalıklarından işte witchcraft biliyorsunuz hepiniz. Hani bu şu anki batı filmlerine konu olan.
Hatta günümdeki satanizm falan gibi değişik avuk sabuk yöntemlerle uğraşan insanların uzantılarının şeyi bir süre sonra artık önemini kaybetmeye başlar. Ve ancak 1700’lü yılların ortalarından sonra kedi bir derin nefes alabilir. Şimdi Avrupa’da kedi düşmanlığı ne zaman başlıyor yaklaşık? Binli yıllarda. 1233’te şeytan ilan ediyor. Binli yıllarda başlamış. İnnozant, innozant bir papa.
Binli yılların başlarına diyelim ki bin binden 1750 yani 7-800 yıl devam ediyor. Evet, devam ediyor. Büyük bir düşmanlığı. Büyük bir düşmanlığı. Çünkü niye? Kedi gözleri var, kedinin gözleri karanta ışıl ışıl parlıyor. Gövdesini göremiyorsunuz siyah kedinin. Siyah kedi evlerde bakılıyor. Fakirler kedi fare olmasın diye evlerinde bakıyorlar. Yaşlı kadınlar arkadaşlığını paylaşıyor. Hatta rahibeler falan bakıyorlar bir ara manastırlarda.
Bir süre sonra kedi biraz da tam şöyle bir gelişimde yaşıyor. Kilise onunla uğraşırken bazı rahip ve rahibeler kedi bakmaya başlıyorlar kiliselerde. Kedi daha çok rahibelerle rahibelerle beraber yaşamaya başlıyor. Bu yönden de. Herkes böyle, merhametleri de var bunların yani. Ama genel politika olarak bir kedi katliamı var. Var kesinlikle Avrupa’nın kilisinde var. İstisna’ya uygulamalar var buna karşı. Bu siyah kediye değil bütün kedilere karşı. Yani ama ağırlıklı olarak siyah ağırlık.
Siyah kediyi zira cadının siyah pelerini kediden o siyah kediden aldığı, esinlendiği düşünce sahi. Gözde de gözükmüyor. Ama şurası ilginç hocam. Bizans’ta bundan hiçbiri olmuyor. Niye olmuyor derseniz İslam Uygulaması’nın sayesinde olmuyor. Çünkü güneyden etkiliyor. Roma’dan gelen bir şey var. Eski Yunan’dan gelen bir hava var. Anadolu. Dokunmuyorlar çayvanlara, kedilerle. Sevmeseler, beraberler. İslam Uygulaması’da muazzam bir sevgi var Bizansa’ya doğru. Kedi hayvan sevgisi. Zannediyor muyuz ki Müslüman tüccarlar Suriye’ye geliyorlar, Bizans topraklarına geliyorlar. Buradan tekrar oraya kervanlar gidiyor. Görüyor insanlar kedilerle İslam dünyasının içini nasıl yaşıyorlar? Kedi masada yaşıyor. Halife’nin yanında, peygamberin kucağında. Bu var, bir de baklava var. Meslep farkı da. Avrupa çok koyu, katolik orta çağda. Bizans dediğimiz Doğu Roma. O da Asya ve Anadolu demek. Ortadoğu doku. Akdeniz demek. Diyorsunuz ki aslında İslam Uygarlığı, Bizans iklimini Hristiyan olması rağmen kediye bakışında önemli bir rol oynamıştır. Biliyorsunuz burada 1200 yıllarda bir latin şeyi kuruluyor. Biliyorsunuz. Büyük bir katliam. Bir devlet var burada. Katolik 1204’den. 70’lere kadar devam ediyor galiba. Yani o arada bile hiçbir yaptırım görmüyoruz kedilerle ilgili. Bir şey yok yani ortada. Burası İslam’ın bu hoşgörü ve kediye sevgi kedi. Türk olarak Felisdomestika’ya olan İslam peygamberinin düşkünlüğü, Ebu Hureyre gibi önemli isimlerin düşkünlüğü ve bu dinin bu konudaki büyük merhameti, engin hoşgörüsü çok büyük etki oluşturuyor. Mehmet Hoca, Türkler’de kedi. Türk efsanelerine kediler geçiyor. Türk tarihinde kediye bakış nasıl? Oradan Osmanlı’ya gelelim istiyordum. Görebildiğim kadarıyla Türk mitolojisinde yani merhum profesör Bahayettin Ögel’in derlediği iki cilt halinde neşrettiği kitapta ve diğer anlatımlarda kediye dair köpekte olduğu kadar çok ciddi veriler karşımıza çıkmıyor. Yalnız 12 hayvanlı Türk takviminde farenin bulunmuyor olması ve kedinin de aslında bir fare düşmanı olması aslında kediye karşı bir olumsuz bakışı beraberinde getirmiş. Öyle görünüyor. Yani ama bununla beraber her ay bir hayvanı resmi ediyor, remz ediyor yani her ayın karşı bir hayvan. Fare var, kedi yok. Evet kedi yok ve kedinin fare yiyici olması, farenin o takvimde yer alması kediye karşı bir olumsuz bakışı doğurmuş gibi görünüyor.
Yani köpek bizde mesela yani eski Türkler de diyelim daha olumsuz özelliklerle tasvir edilen bir varlık yani kediye karşı o kadar da büyük bir şey yok, bir kutsiyet tatif edilmemiş. Şimdi mesela köpek şimdi Tanrı Ülgen insanı yarattı diyor Türk mitolojisi.
Aynı daha sonra semavi dinlerin metinlerinde göreceğimiz bir şey tahkiyeye uygun olarak şöyle bir şey var. Yasak bir ağaç gene insana Tanrı Ülgen o ağaca yasak şey yaklaşmaması gerektiğini söylüyor. Fakat Erlik ismindeki şeytan yani bizim bugün iblis kabul ettiğimiz iblis olarak tanıdığımız varlık orada Erlik ismini taşır.
O evvela yılana hulûl ediyor gözleriyle. Yılan insanlara yaklaşmasın diye bekçi olarak tutulan köpeği uyutuyor ve ondan sonra şeytan insana yaklaşıyor ve insan o suçu işliyor ve ilahi iklimden kovuluyor. Türk mitolojisine böyle bir anlatım var.
Yılan o zamana kadar ayakları üzerinde şerefle yürüyen bir varlık imiş ama şeytana aldandığı için artık ayaklarından yoksun bırakılmış ve sürünen bir hayvan haline getirilmiş. Köpek o zamana kadar çok gösterişli, çok güzel pırıl pırıl tüyleriyle gezen bir hayvan iken ondan sonra alacalanmış. Bu suça ortak olduğu için gibi. Yani gördüğümüz kadarıyla benim gördüğüm kadarıyla kediye karşı hani özel bir kutsiyet atfetme de yok, köpeğe gösterilen antipati de pek yok gibi görünüyor. Bir de işte dediğim gibi 12 hayvanla Türk takvimi orada farenin bulunması, kedinin fare yiyeceği olması birtakım ipuçları bize veriyor. Yani daha olumsuz bir bakış var. Evet öyle anlaşılıyor. Avrupa ile mukayese edilmez tabi ama. Hayır o kadar değil fakat İslamiyet sonrası kedi hoşgörüsü, sevgisi, muhabbeti eski Türkler’de görülmüyor. Eski Türkler’de biraz hocamın az evvel söylediği gibi Yunanlara, yani Yunanlılara demeyelim de Romalılara benzer bir askeri yapı, daha dinamik bir hayat, daha savaşçı bir yapı. Onun dostu daha çok işte at. Yani aslında… Köşe birlikte mi hocam köşe birlikte mi? Tabii tabii. Yani o var onu diyeceğim. Hareketli bir toplum. Köşebeliği söyleyeceğim daha şehirli bir hayvan değil mi? Tabii değil hocam kedi kesin şehirlidir yani. Ama… Kedi nazlı ve savaşçı bir hayvan değil. Değil asla değil. Hürmet istiyor. Muhabbet istiyor, okşanmak istiyor ama anlayamadığım şu tamam. Köşebelikle kediye olan ilgide bir zayıflık varsa fareyi takviminde göstermek niye? Yani bunun bir izahı olması lazım, sadece köşebelikle etkisi olabilir ama izah edilmez. Edilemez diye düşünüyorum. Ama yani mitolojilerde tabii bunun mutlaka bir izahı vardır yani ama mitolojilerde mesela Çin mitolojisinde, Fin mitolojisinde, Romada daima bazı hayvanlara özel bir şey var, ilgi var. Ejderha, Kartal… Yani yumurta kutsanıyor mesela Çin’de yumurta kutsanıyor. Fin’de başka bir şey, başka bir kültürde Kartal, haşmeti simgelediği için. Ama açıkçası fareye yer verme, sadece 12 hayvanın seçildiği bir takvimde özel olarak farenin yer olsun. Zararlı bir varlık. Bazen şu olur toplumlarda, korktuğunuz şerinden korktuğunuzu kutsarsınız. Evet. Tabiidir evet. Yani olur bu. Yani mesela satanizmde de benzer bir algı kendisini gösteriyor. Korktuğunuzu, çekindiğinizi kutsayabilirsiniz. Evet. Peki İslam’dan sonra kediye bakış Türkler arasında değişiyor. Evet. Bunun en kedinin saltanatlı bir dönem sürdüğü dönem olarak Türk tarihinde hangi dönemi zikredebiliriz? Osmanlı dönemini ve Cumhuriyet döneminde tabii kastedebiliriz.
Günümüzde de öyle ama Osmanlı’da mesela şimdi yavaş yavaş başlayalım. Mancacılar diye bir esnaf grubu var. Manca, kedi köpek yemeği yiyeceği demek. Mancacılar var ve onlar insanlara bunları satıyor. Yani kuşlar soğuk havalarda üşümesin ya da hayatta kalabilsinler diye ona ev yapan,
çok ilginç vakıflar yapabilen, hayvanlarla ilgili yapabilen Osmanlı elbette kediyi de yanında istemiştir, kediyi sevmiştir. Yani kedi Osmanlı ailesinin, Osmanlı sarayının da bazı padişahlarının üzere olarak kedi sevdiğini biliyoruz bu arada. Osmanlı sarayının da, Ricalin konaklarının da daha mütevazı evlerin de vazgeçilmez bir unsuru.
Tandır başlarının, güzel pufuk koltukların, sıcak salonların vazgeçilmez bir dostu, keder arkadaşı öyle de derler. Dolayısıyla Osmanlı döneminde kediye muhabbetin zirveye çıktığı görülüyor. Ben vakıflar genel müdürlüğü geçtiğimiz yıllarda çok güzel bir kitap neşretti ilginç vakıflar diye. Gerçekten çok enteresan vakıflar kurmuş ecdadımız.
Çok ilginç. Düşünün, çalıştığı evlerde sürahi bardak tabak kıran genç kızlar dövülmesin, kovulmasın diye onların yol açtıkları zararları karşılayacak vakıflar bile kurmuşlar. Kedilere has bir vakıf görmedim ama bazı varlık sahibi insanlar vakfiyelerinde veya genel olarak terekelerinden sonra bir şey bırakırken, kedilerinin beslenmesini, kedilerinin kendisiyle vefat ettikten sonra kendisiyle gömülmesini istemişler.
Yani Osmanlı asırlarında kediye muhabbet zirvede. Seyyahların özellikle ciddi anlatımları var Osmanlılardaki kedilerle ilgili. O konuda ne diyeceksiniz? Evet, pek çok seyyah Osmanlı’da kedilerin köpekler diyor sokakların sahipleridir. Ama kediler Osmanlı ailesinin dediğim gibi vazgeçilmez unsurudur diyorlar. Lamartin bizdeki kedi sevgisine çok vurgu yapmıştır. Edmondo do Amicis 19. asrın İtalyan seyyahı o kedilere çok güzeldir. Türkçede de çok güzel iki tercümesi vardır. Evvela Beynin Hanım çevirmişti Fransızca üzerinden Türkçeye.
Daha sonra İtalyancasını çevirdiler. Çok güzeldir. Yani Lamartinin, Amicisin ve pek çok seyyahın Osmanlı’daki kedi sevgisine dair anlatımları var tabi. Ama dediğim gibi şunu söyleyelim. Onlar daha çok sokak köpeklerine dikkat çekiyorlar. Bu da neden? Ev içlerine giremiyor çünkü.
Onu da vurgulamak lazım. Yani seyahat namelerde yani daha doğrusu Osmanlı seyyahlarının eserlerinde hayvanlar arandığında karşımıza daha çok köpekler çıkıyor. Mahalleleri görüyorlar. Mahallelerinin bekçileri olan o köpekleri görüyorlar. Ancak balıkçıların etrafında veya kasapların etrafındaki kedilerden bahis açabiliyorlar. Ama kedi daha çok ev içlerinin sultanı ve dolayısıyla o seyyah evin içine giremediği için kediye dair anlatımları köpekler kadar değil. Ben yine kedi köpek mukayesesi yaptım ama özür dilerim. Ama böyle. Sanıyorum size bir köpeklerin tarihini yazmak da vacip oldu. Öyle gözüküyor. Şimdi Metin Menekşe diye bir araştırmacı, Batılı Seyyahlar Gözünden Osmanlı Kültürüne Kediler diye bir makale çalışması var. Şerifeye Hanım’ın kitabında. Şerifeye Çağının Kedidebiyatı kitabında. Mesela orada Busbek’in Kanun Sultan Süleyman döneminde bir alıntı var. Bir onu paylaşalım isterseniz bir örnek olsun diye. Busbek Osmanlı dönemine dair gözlemleri, tespitleri çok önemli olan ve ciddi kaynak olarak değerlendirilen bir büyük elçi Kanun Sultan Süleyman’a geliyor. Avusturya elçisi. Mesela o şöyle ifade ediyor. Muhammed’in kedisine olan sevgisi öylesine aşırı iyiydi ki meşguliyet zamanlarında kedisi elbisesinin kolu üzerine uyuyakalsa, onur hassız etmemek için elbisesinin kolunu kesmeyi tercih ederdi. Türkler’e sonra devam ediyor. Türkler’e ki kedi sevgini anlatmıyor. Bunu kaynak gösteriyor.
İlginç Altan Bey, siz mesela 1750’lere kadar Avrupa’da kedi düşmanlığın had safhada olduğunu söylediniz. Busbek’te Kanun Sultan Süleyman döneminde, 1530’larda, 1440’larda elçi olarak geliyor Avusturya elçisi.
Türkler’deki kedi sevgisi Osman’ın şu ifadelerle aktarıyor. Türkler’e kendi hem cinselerine karşı yapacakları bir yardımı, bir hayvana yapacaklarını söyleyerek onların dikkatini çektiğim zaman bana Cenab-ı Hakk’ın insanlara akıl verdiğini, ancak onların bu aklı iyi kullanmadıklarından başlarına felaket geldiğini, bu sebeple merhamete layık olmadıklarını söylüyorlar.
Öte yandan hayvanların bazı üstgüdüler, önceden başka bir şeyler yoktur diyorlar. İşte Türkler bu düşünce ile hayvanlara eziyet edilmesine ve onların bir tarafını kezerek eğlenilmesine çok karşı çıkarlar. Evet, evet.
Yani demek ki hayvana eziyet kendi kültürlerinde ve şahitliklerinde olduğu için gördüğü bir şey, Türkler hayvanların korunmaya varlık için merhamete layık bir varlık olduğunu söylerler diyor. Tabii yani.
Yine Stefan Gerlach’ın bir alıntısı var. Bazı adamlar kentin sokaklarına dolaşarak demir bir şişe geçirdikleri kızarmış et parçaları satarlar ve bunların peşinden bir sürü kedi köpek gelir. Kent halkı bu etlerden satın alıp hayvanları beslerler. Manca.
Bazı kimseler de bir akçe veya birkaç mangır karşılığında et ya da iç organları satın alırlar ve damlarında gezen kediler ve sokak köpeklerinin önlerine atarlar. Hatta havadaki kuşları bile beslerler. Bunlar hep Allah rızası için yaparlar. Bu davranışın bir ibadet yerine geçtiğine ve sevap aldığına inanırlar. Mesela Baron Wroatslaw vardır. Onun da seyahat namesinde bahçe duvarlarının üzerinde öğlen saatleri sonrasında kediler bekleşirler. Çünkü mancacılar ne gün geleceğini bilirler ve zamanı geldiğinde o saatte orada olurlar. Zamanı geldiğinde mancacının verdiği şeyle veya insanların ondan satın alarak aldığı yiyecekle karnını doyurur. Bunu da Allah rızası için. Ne kadar ilginç. Avrupa’da aynı dönemlerde 1700-1600 yıllarda adam evini yaparken kedi ölüsünü duvara gömüyor. Evde bolluk bereket olsun diye. Fare ölüsünü de beraber gömüyor ki, ruhu kedinin fareyle hep orada kalsın, hani kedi gitmesin, kedinin ruhu diye. Harçın içine koyup evin duvarına gömüyor. Ev daha bolluk bereketli olacağına inanan bir Avrupa var. Bir de Osmanlı. Şey var, hocam bilirsiniz, kurabahaneyi lak lakan biliyorsunuz. Tabii, Haşif Bahçede. Burda ki, Eyüp Sultan da leyleklere bütün sene bakar Osmanlı. Burada vakıflar vardı işte. Şey, Moltke, Üsküdar’da bir kedi hastanesi olduğunu söylüyorlar. Evet. Moltke’nin mektupları önemli. Yaşayan hayvana bu kadar şefkat, merhamet var. Yani o kadar ileridir ki gerçekten atalarımızın tabiata, bütün unsurlarıyla tabiata hürmeti. Yani kurbanlık koyunların, koçların gözlerini bağlamak, onları kınalamak. Ondan öte, mesela bir ormancı ağaç kesmek için ormana gittiğinde baltasının sapını havluyla bir bezle, bir çaputla bağlarmış. Ağaç bile rencide olmasın bunun sapından. Yani vahşetten, dehşetten, hiddetten olabildiği kadar uzak bir yaşam. Ağaç bile bakın, yani hayvan görüyor, hissediyor filan.
Ağacın dahi hissedip rencide olacağını düşünerek baltasının sapını havluyla saran bir tarihten geliyoruz. Mesela şu alıntıydı isterseniz birkaç cümleyle paylaşalım. Şebak Yerim 16. yüzyılda Şehzade Mehmet Paşa Camii çevresinde şahit olduğu bir kedilere hizmet anlayışı var. Aslında bugün hepimiz örnek olması gereken davranışlardan birisi. Şehzade Mehmet Camii’nin önünde her gün ikindi zamanı 30 ya da 40 aç ve perişan kedi toplanır. Saati var, oraya gelir, yemeğe gelir. Yemek verecek biraz sonra onu bekleyecekler. Öyle değil mi? O da onu söylüyor zaten. Türkler buraya gelerek onlara et ve küçük şişlere geçirilmiş. Şiş, yani çöp şiş, tuzu şiş. Susu sıyık kızartılmış onun için. Yani şiş ikram ediyorlar ilginç olanı. Et ve küçük şişlere geçirilmiş kızarmış ciğer parçacıkları atarlar. Bu çok önemli bir sadaka yerine geçer. Türkler arasında. Bir deri bir kemik kalmış köpekler de bu sadakadan paylarını alırlar. Bazı kişiler kafesteki bir kuşu satın alıp onu bırakmanın sevap olduğuna inanırlar. Yani bir tutsa özgürlüğüne kavuşturmak. Böylece Allah’a, Tanrı’ya hizmet ettikleri inanırlar diye devam ediyor. Yani ilginç olan şu 16. yüzyılda örnekler özellikle dikkat çekici. Bir tarafta Avrupa’da ciddi bir, siz milyonlar ifade ettiniz alttan. Milyonlar diyenler de var, evet. Katledilirken bir tarafta aynı asırlarda kediye veya köpeğe,
közek yekediği konumuz olduğu için et ve ciğerle test et. Mükemmel patlandıran bir şey var. Bunu da bu spek Peygamber efendimiz’e bağlıyorum. Ben de aynı kandayım. Bakın bu çok önemli bir şey. Yani Kur’an-ı Kerim’deki hükümlere de ben bu konuda bir çalışma da yayınladım. Bakıldığında Hz. Muhammed’in, İslam Peygamberinin bu konudaki tutumluk çok ötesinde Kur’an’daki hükümlerin. Yani çok bunu mükemmel hale getirmiş vaziyette. Öyle bir olay vardır ki, mesela ben öğrencilerim bunu anlatıyorum veteriner hekimliği tarihi derslerinde. Galiba İslam Peygamberi bir hayvan bakıcısı alacak hayvanlarını baktırmak için. Herhalde eşi Hadicenin falan hayvanlara bakması için. Tam hatırlamıyorum o da yanlış sözleri ama olayın özü doğru. Kişilere giriyor içeri, adın ne senin diyor, adı adamın savaş mı, harp mı? Savaş Sarp’si diyor, sen hayvan bakamazsın. Bu ismi insan hayvanlara bakamaz, merhamet göstermez ya hayvanlara diyor. Biliyorsun hani bir şey vardır ismin karakter üzerine etkili olduğu yolda, bir Orta Doğu geleneği vardır. O yönden bakıyor. Biraz sonra biri daha geliyor.
Kötü isimleri değiştirmiştir Peygamber. Acı, acı çekmek gibi, sen de bakamazsın diyor. Olmaz böyle bir isim, ne kadar bir incelik var. Biraz sonra biri daha geliyor, hayat mı, yaşam mı, sevinç böyle bir isim. Sen çok iyi, sen bakabilirsin diyor. Yani bu bir şey, hani ne bileyim hayvan keserken başına geliyor, ne yapıyorsun diyor. Bıçağını bileliyorum, Allah’ın Resulü diyor. Hayvanın gözünün önünden bıçağını bileliyorsun diyor. Hayvan bıçak bilemedi anlamaz. Keçi, ufak keçinin keçisini kesmeyecek ama Peygamberde o kadar ince bir hayvan merhameti var ki
ve bunu insanlara anlayacak, insanlara kazanmak için gösterdiği çabanın bir ürünü bence bu Osman’daki. Yani bir de kentleşmiş bir hayvan diyelim ki, kedi kentli bir hayvan. Kedi, köydeki kedileri, bugünkü anlamda kedi olarak kabul etmiyorlar. Onlar eve girip çıkmazlar bile doğru düz. Dışarıda işte yaşarlar, tarla faresi falan yakarlar, yerler. Tabii atlar da farklı. Tabii atlar da farklı ve vahşi hırçın hayvanlardır bunlar. Çünkü vahşi kediler de var şu an doğada yaşayan.
Ama bunlar evde yaşayanlar kentleşmeyi, uygarlığı beraberinde getiren bir yapının parçası haline geliyor kediler. Bu güzellikten sonra medeniyet gerçekten kendini belli esaslara, belli dinamiklere, belli başlangıçlara bağlamak ve zaman ne kadar değişirse değişsin, o esastan kopmayarak ve o öyle yaptığı için öyle yapmak manasına geliyor. Evet. Yani Osmanlı’da daima mesela her şeyin sanat kolunun, spor kolunun yerine göre zanaatın bir piri aranır. Öyle değil mi? Terzilerin piri, berberlerin piri, okçuların piri, Sa’d bin Ebu Bakkasi. Yani dolayısıyla Osmanlı medeniyeti, yani Türk-İslam medeniyetinde daima o yaptıysa güzeldir anlayış. Ve orada büyük bir kırılma var. Yani peygamberin kediye olan şefkati onun ilgisi pek çok şeyi belirlemiş.
Ve sonra gelen… Peki biraz da yazarların, şairlerin, devlet adamların dünyasında kedi. Sonra kedinin Türkiye’deki dramı ya da saltanatı, sosyal medyada ya çok yansıyan geçtiğimiz günlerde yıllarda işlenen kedi cinayetleri, hayvan cinayetleri. Bunları bir 10-15 dakika yersin. Özetlememiz gerekiyor. Tabii ki tabii ki. Mehmet Bey. Evet. Şimdi klasik şiirimizde bir defa Meali’yi mutlaka zikretmek gerek. Yarhisar Oğlu Meali pek çok bendten oluşan çok sevdiği kedisi üzerine yazdığı bir mersiyesi var. Biraz okuyabilirim müsaade ederseniz. Çok güzel olur vallahi. Çıktın elden ned ölüm ansızın ey vah pisi. Yandın ölüm oduna der dile nagâh pisi. Hasret ağ şiiri ecel buldu sana râh pisi.
Ned ölüm ağ pisi, neyle ölüm ağ pisi. Bu pisi pisi nereden geliyor? Bu pisi bazı Avrupalı kavimlerin ya da Orta Doğu’dan değil, adalık çok Avrupalı Kuzeyli kavimler olabilir. Kediye verdikleri pisu, pisi, pisi, pasi, pasi ket falan bu tip şeyden yapan bir kökenden geliyor bu. Ket, katse bu da yine verdikleri isimden geliyor.
Mısırlarda kediye miyo, mia, miyo diyorlar miavdan. Sizin de daha çok onun sesinden seslenme vardı değil mi? Hem pisi pisi de kullandı hem de miav. Evliya Çelebi gezdiği yerlerdeki pek çok şehir insanlarının kediye seslenir biçimlerini anlatır. Pisi, mır, mırnav, pisi, kedi yani pek çok şey yapar, örnek verir. Ama pisi daha doğrusu miav meselesi bir tabiat taklit diyoruz buna filolojide. Yani hayvanın çıkardığı şeyle alakalı. Öyle yani meali’nin şeyi, mersiyesi çok güzeldir. Yani baksanıza, serçe tutar gibi tutardı tavukla kazı. Kendi akranı gibi şiir ile ederdi bazı. Yani aslanla kendi akranı gibi oyun oynardı diyor. Niçin kafir sıçan öldürmüştü olgazi, ne dönüm hapisi. Nehle ilim ahpisi. Gazi yani. Evet. Böyledir yani asya toplumlarında hayvana ağaca bile kişilik atfetmek önemlidir. Yani bu gerçekten isim vermek, onlara güzel isimler vermek biliyorsunuz. Yani muezza işte. Öyle yani Hazreti Peygamber devesine de kusva diye isim vermişti. Ve asıl gazi demesi çok şaşırtıcı değil. Yani divan şiiri şeyi içerisinde, dünyası içerisinde kedilerin zaman zaman söz konus edilirini biliyoruz. Vakit daraldığı için hızlıca müsaadenizle gelin. Mesela kedileriyle meşhur, kedilere bakışlarıyla meşhur, kedi beslemelerine meşhur. Yazar, düşünce adamı, sanatçı. Evet, evet, söyleyelim. Çok var gerçekten. Ama arada Namık Kemal’i mutlaka zikretmeliyim. Bu program ondan bahsetmeden biterse üzülürüm. Zira Namık Kemal Diyojen, mizahi gazete malum, onun herhalde 133. sayısında emirlerini daima Rus elçisi İgnatiyyev’ten aldığı için Nedimov denmekle maruf. Bu arada sizin alanıza girmiş oluyorum, kusura bakmayın. Mahmut Nedim Paşa hakkında. Rus taraftarı. Rus taraftarı. Onun için İgnatiyyev’den sözünü. Her gün pencereden görüyorum türbesini. Evet, Cahaloğlu’nda olması lazım. Cezeri Kasıp Paşa caminin tam karşısında. Tabii türbesinin olması enteresan bir şey. Nedimov demiştir ona halk. Rus yanlısı, Gürcü Mehmet Paşa’nın oğlu. Neyse, onunla hiç anlaşamazdı Namık Kemal. Ali ve Fuat Paşaları da sevmezdi ama Mahmut Nedim Paşa’nın sadarete geldikten çok kısa bir süre sonra Osmanlı bürokrasisini alt üst etmesi, bir gecede faizleri düşürmesi, yani müthiş bir iç borçlanmaya gitmiş Osmanlı. Daha sonra bakmış eşin içinden çıkamamış, faizleri yarıya indirmiş. Ama yarıya indirmeden evvel kendisinin ve ailesinin bonolarını kurtarmış. Bu yüzden bir hırrename yazmıştır. Hırrenamesinde aslında hemen her musrağında Mahmut Nedim Paşa’nın bir özelliği veya birkaç özelliği vurgulanır. Yani kedi, Tanzimat dönemi Türk edebiyatında, Tanzimatın ilk döneminde Namık Kemal’in kaleminde müthiş bir hiciv enstrümanı olarak karşımıza çıkar. Bir sembolik ifade olarak. İfade derken, bir sembolik unsur olarak.
Batı edebiyatında Borges’in, Mark Twain’in, Hemingway’in, özellikle Jean-Paul Sartre’ın müthiş kedi sevdaları olduğunu biliyoruz. Hele Jean-Paul Sartre’ın, Paul Sartre’ın yani daktilosunun yanında bir elinde, kucağında kedi bir elinde böyle daktiloya basıyor veya bir şey yazıyor. Müthiş şeyler vardır, görseller vardır bu konuyla alakalı.
Bizim yazarlarımız da Ahmet Hamdi Tampınar’ın. Yani bazı yıllarını tünelde, Narmanlıhan’da geçiren ve orada kediler, kedi popülasiyonu çok olan bir yerdir Narmanlıhan. Ahmet Hamdi Tampınar’ın kediyi çok sevdiğini, hatta onun en meşhur fotoğraflarının bir tanesinin de kucağında bir siyah kedi olduğunu biliyoruz. Kedi, Kafka mıydı adı? Yok hatırlamıyorum.
Kafka olduğuna dair bir bilgim yok. Şu anda arkadaşlar Ahmet Hamdi Tampınar’ı kedisiyle gösteriyorlar. Şunu unutmayalım, Tampınar’ın biliyorsunuz bir ablası var, şehzadede oturur, Nigar Hanım. Nigar Hanım’ın evinde 20-25 tane kedi varmış. Hatta bir aile fotoğrafları var. Hatta tek aile fotoğrafları Nigar Hanım, kızı Kenan Tampınar, felsefe öğretmeni Tampınar’ın kardeşi.
Fotoğrafta 4 insan ve 2 kedi yer alır. Edip Cansever, ikinci yeni şairlerin Edip Cansever, Nigar Hanım’ın komşusudur. Tampınar’la tanışmasından bahsederken Nigar Hanım’ın kedilerinden de çokça bahseder. Yani tabii kedinin hem roman ve hikayede hem hatıratta, günlüklerde çok ciddi yer aldığını biliyoruz.
Aynı zamanda kediye dair çok güzel şiirlerin yazıldığını, tam bir aristokrasi. Kastettiğim fotoğraf orada. Tampınar’ın aile fotoğrafı. Evet, tam bir aristokrat ve aristokrasi düşmanı olan Orhan Veli’nin Kuyruklu Şiir isimli kitabında, bir eve kapılanmış, bağlanmış tırnak içerisinde yardakçı kediyle hiç kimseye raham olmamış,
hiçbir nimetin satın alamadığı kediyi karşılaştırır. Bu hiçbir şeyin, hiçbir nimetin, hiçbir konforun satın alamadığı kedi aslında burada Orhan Veli’dir. Aslında bir iktidar eleştirisini iki kedi üzerinden aktarmış olur. Sokak kedisiyle ciyacinik kedisiyle. Aynen öyle. Diğer önemli yazarlar düşünürler? Hüseyin Rahmi, Abdülhak Şinasi, Nazım Hikmet.
Yahya Kemal’de öyle bir şey hatırlamıyorum açıkçası. Necip Pazolda var. Oya Baydar, yenilerden Oya Baydar. Kedi mektupları biliyorsunuz. Tabii, tabii. Enis Batur, Haldun Taner, Asaf Alet Celebi. Yani… Beşir Ayvazoğlu. Beşir Ayvazoğlu elbette. Kitabı da var zaten. Kitabı da var ve başka yazıları da oldu.
Hüseyin Rahmi, Hüseyin Rahmi ve Hüseyin Amgür. Hüseyin Amgür’ün evinde çok kedi falan bakıyor. Şüphesiz. Burgazada da. Hüseyin Rahmi, Hüseyin Amgür. Hüseyin Amgür’ün evinde çok kedi var. Pardon, Said Faik, Burgazada da. Onun da sevinası var. Köpek, Karaftar’ı Said Faik. Köpek seven bir kediler. Hikayelerinde daha çok onlar var. Hüseyin Amgür, Hüseyin Amgür ölmeden önce.
Bütün mahalle kedileri yanında. Evden beraber iniyorlar. Tabutun yanında yürüyor kediler. Bu arada yazar çizer takımdan olmamakla beraber. Beyazıt Kütüphanesi’nin. Onu söyleyeceğim. Anlamak çok büyük haksızlık olur. Müdürü İsmail Sahip Sencer. Beyazıt Kütüphanesi’nin asıl adı ne? Kedili Kütüphane. Ve İsmail Akbuz’un çarşılığıyla. Ben bunu bilmiyordum. Bilmiyor muydunuz? İsmail Sahip Sencer ve kedi.
Ben hiç tanışamadım. Muhteşem. Yabancı alimler bile İsmail Sahip Sencer’in hem hatıra hafızasına hayrandırlar. Hem de kedi muhabbetine. İbn-i Em’in Mahmud Kemal İnal ve İsmail Akbuz’un çarşılığı. Devrin Ebu Hureyri’si budur derlermiş. Muzaffer Gökmen. Beyazıt Kütüphanesi müdürlerinden Muzaffer Gökmen. İsmail Sahip Sencer’in kedi sevgisini çok uzun uzun anlatır. Yüze yakın kedi bakar. Daha doğrusu İstanbul’da.
İstanbul’da kedilere bakamayacak olanlar, hastalananlar, kedisi hasta olanlar, yani hasta kedileri bakamayacak olanlar getirip onu Beyazıt Kütüphanesi’ne bırakırlarmış. Ve maaşını alınca İsmail Sahip Sencer, Allah rahmet eylesin, maaşını ayırır, kedilere ciğer ve diğer özellikler, hatta daha başka bir şey yaparmış. Hastalanınca Muzaffer Gökmen uzun uzun anlatıyor. Hastalanınca İstanbul Üniversitesi etrafı geniş bir insan.
Çok ürmet edilen bir alim. İstanbul Üniversitesi’nin ünlü tıp profesörlerine kedileri gösterir, onlardan tedavi yöntemi alıp gelir ve bizzat kendisi uygularmış. Bu uzun uzun anlatılıyor ve Beyazıt Kütüphanesi’nin adı. Kedili Kütüphane olarak. Evet, kedili kütüphane olarak. Bir de ben şeyi hatırladım, rahmet olsun, beni çok duygulandırmıştı. Şevket Eğgin’in vasiyetini. Vefatından, onu bilmiyor musunuz? Onu bir kısaca hatırlatalım. Vefatından çok kısa bir süre önce vasiyetimdir diye yazı yazıyor. Kedisini anlatıyor. Diyor ki bir sevgi gösterene o sevgi verir. Ciğerini ve şu yemeklerini çok sever. Ben ölürsem, birisi ben ondan önce ölürsem, birisi ona sahip çıksın. Müthiş. Ve ona bakan çok sevap alır diye
son köşe yazılarından birisinde, bir hafta 10 gün önce, kedisini emanet ediyor. Rahmetli Şevket Eğgin, çok maruf bir yazar ve düşünürdür. Buradan kulağı açınlasın. Zaten manevi evladı da rolündedir. Aydın Günhan Ünlü Hukuk Tarihi profesörümüz. Ünlü hukukçumuz, hukuk tarihi değil de, ünlü hukukçumuz. Aydın Günhan profesör o kediyi aldı ve çok…
Çok saltanatlı bir ömür sürdürüyor. Şevket Eğgin de buradan rahmet olsun. Tabii kedi cinayetleri de var, onlarda konuşamadık. Kedilerin apartmanlardaki serüvenleri var. Altan Bey birkaç cümle olarak, bir veteine ve bir kedisever olarak. Kedilerin bugünkü durumunu, konaktan apartmana geçin, özetlemenizi rica edeceğim. Sonra da kedi çeşitleriyle ve İstanbul kediyle bitirelim istiyorum. Fatih Andr’ın sorularının bir kısmı boşuna kaldı ama……hocamız bizi mazur görsün, özel sorular sormuştuk. Şimdi şöyle bir şey var. Malum yürüsün İstanbul’da bir Cumhuriyet dönemiyle itibarlı……bir apartmanlaşmaya geçildi belli bir dönemden sonra. Hatta bu Osman’da başlamıştı kısmet. Bu yapılaşmayla beraber artık kedi apartman dairelerinde bakılmaya başlandı. Bunun getirebileceği yapıda ne oldu? Kedi yarı bağımsız. Evde kalıp yemek yiyip dışarı çıkan bir kedi modeli oldu. Biz evimizde çocukken bakardık kedi fakat kedi sıkılınca giderdi geri gelirdi. Sıkıntı burada dişi hayvanlar ya da dişi kediler gittiğinde……gerçi hamile geldiklerinden, kızgınlık dönemlerinde. Tabii bu yavrular bakılmak zorundaydı. Çünkü o bizim geleneksel olarak onlara karşı derin bir merhametimiz vardı. Öyle ki İstanbul’da ben şunlara şahit olduğumu hatırlıyorum. Yaşlı kadınların kedilerine loğusa şerbeti yaptıklarını ben gözlerimle gördüm. Loğusa şerbeti yapıyorlar. Misafirlerini çağırıyorlar, kediler yavruları oldu gösteriyorlar……ve bu şekilde bir yapı sürmeye başladı. 1950’ler, 1960’larda. Ama zaman içerisinde tabii kent büyüdükçe……şu an İstanbul’da 2.5-3 milyona yakın bina olduğunu düşünün. 1 milyona yakında sahipli sahip hayvan var. Kedi köpek tepsi içinde bunların.
Kedi kesinlikle bir sokak hayvanı değildir bir kere. Kedi sokak hayvanı gibi sorun da oluşturmaz. Gruplar halinde insanlara saldırmaz. Belli sokaklara bölgeleri kontrol altında almaz. Evde bakılması, büyütülmesi gereken bir hayvandır. İnsanla çok daha yakın iççe yaşamaya başladı. Kentleşmenin getirdiği yalnızlık, işte bu bilgisayara, telefonlara……elektronik ortama olan bağımlılık……bir süre sonra insanda tamamıyla diğer insanı izole edilen bir yaşam sürmeye başlaması. Hayvanlara, paylaşmak için hayvanları hayatına çok daha fazla taşımasına neden oldu. Özellikle ailesel sorunları olan, boşanmış, yalnız kalmış……çocuklarına ilgi göstermediği, sağlık sorunlarına olan birçok kişinin……evinde kedi baktığını görüyoruz şu an. Bunlar o kediyi bir süre sonra ait oldukları……hayatın içinde çok fazla değerler vererek……onunla beraber çok iççe bir yaşam sürmeye başlıyorlar. Ve maalesef bu kişiler vefat ettiklerinde……hacınız sizin söylediğiniz gibi bu kedilerin akıbetleri hep bir karanlık noktaya varıyor. Hatta bir Yıldız Kent’e film vardı galiba, kanser hastasıydı da……kedisini sahiplendirmek için kapı kapı geziyordu. İlginçleri o vaziyette yapan tanıdıklarım da var benim. Ve neticede, tabi hayvana bu şekilde merhametli davrananlar olduğu gibi……merhametsizlik gösterenler de çok fazla miktarda var. Hayvanın kedinin nankör olduğu, kedinin pis olduğu……kedinin işte tüylerinin boğazına kaçtığı, allerji yaptığı… Net bakın veteriner kim aksine şunu söylüyorum……sağlıklı birer yetiştirmek istiyorsanız……evinizde çocuğunuz varsa küçük kedi alın. Bakın net konuşuyorum. Köpek de alabilirsiniz ama köpeğin meşakkati çok daha yüksektir. Belli saatlere dışarı çıkmak zorunda gezdirmek zorundasınız. Kedinin böyle bir şey yok, kedi almanız gerekir. Fakat bunun yanı sıra biliyorsunuz kedi tecavüzcüleri var, köpeğe tecavüz edenler var. Kedileri katledenler var, işkence yapanlar var. Toplumun belli bir kesimin ruh sağlığı maalesef bozuk. Ve şu var, psikolojik olarak bir genelleme yapalım burada. Seri katiller, psikolojik bozuklar onlar. İleride insan öldüren kişilerin hepsinin……çocukken hayvan ödüleri aşikardır. Hayvanlar hepsi işkence yapmıştır. Kedi öldürmüştür, tavukları yakmıştır, kuşları öldürmüştür, köpekler öldürmüştür. Bu insanlar, bu insanlar toplumuza da yer etmeye açığa çıkmaya başladılar. Bunlara daha farklı eğitim ve başkışlar denenebilir diye düşünüyorum. Kedi çeşitleriyle bitiririm. Normalde bizim programın süresi 52 dakikaydı. Ama kedi hatırına arkadaşlar bu süreyi 90 dakikaya çıkardılar. O 90 dakikayı da şu anda tamamlamış durumdayız. Çok güzel. Kedi çeşitleri ve İstanbul kedilerini… Çok güzel, çok güzel. Bir kere şöyle söyleyeyim size, kedi ırkları olarak bakımda biz kedi ırkları diyoruz. Bir Anadolu kedisi vardır Türkiye’de. Anadolu kedisi, gördüğümüz renk renk kediler. Hepsi Anadolu kedisidir bunların.
Bir de bir İstanbul kedisi ifadesi var. Böyle bir ülk yok ama İstanbul’daki kedilerin ayrı bir yeri vardır. Hani bu kentin kedileri filozof kedilerdir. Hani böyle daha eğitimli gibi, daha ağır başlı, daha hayata farklı bakan hayvanlardır. Evet, her semtim kedisi kedi grubu vardır. O kedilerin başında başka bir kedi vardır. Ama Anadolu’daki kediler de hep böyle, hepsi Anadolu kedisine körüldü. Bir de Avrupa’da yaşayan Avrupa kedi grupları vardır. Kediler kısa tüylü, uzun tüylü kedi ırkları ayrılırlar. Biz şu an hangi çok miktarda kedi karşımıza çıkıyor?
Çünkü yurdumuzun özü iki büyük önemli kedi ırkı vardır. Van kedisi ve Angora, Ankara kedisi. İkisi de beyaz hayvanlardır. Beyaz hayvanlar biraz hırçındır. Ben şey olarak renklere göre kedilerin karakterleri konuda bilgi verebilirim. Detaylı olarak programdan sonra. Beyaz hayvanlar biraz. Özellikle Ankara kedisi çok sinirlenmeye gelmez. Sinirlendi, şey yapabilir, agresifliğe dönebilir şeyi ama güzel hayvanlardır. Ve Türkiye’nin en büyük gen kaynağıdır bunlar.
Keşke korunabilirse 1950’li yılları çoğu Amerika’ya götürdü, orada üretildi falan filan. Onun yanı sıra bizim dışarıdan gelen hayvan ırkları vardır. İran kedisi, Persin dedikleri çok rengarenk, güzel hayvanlardır bunlar. Burnları basıktır ve zor nefes alırlar. Yerden bir şey alıp yemeleri zordur biraz. Burnları çok dar ve küçüktür ve bölge biraz dar, biraz sıkıntılıdır. Aynı şekilde mesela İngiltere’den gelen British Short-Haired, British Long-Haired, Scottish Fault gibi kedi örgütü. Mesela şu an İran kedisi Leyla benim, bizim evimizdeki kedimiz bu gördüğümüz kedi. Ben onun resmini koydum. Erkek kedi ama biz ona Leyla adını verdik. Çünkü yavruyken dişi diye bize verirler fakat bir süre erkek olduğunu anladık. Bir haksızlık. Evet. Ama bir haksızlık var yani şimdi. Ve sonuçta Scottish Fault’lar vardır. Onun yanı sıra Russian Bull dedikleri mavi Rus kedileri vardır. Halkımızın sevdiği ılımlı hayvanlardır bunlarda. İran kedileri evi için, beslemek için idealdir. Bunların yanı sıra işte daha birçok şu an kedi ırkları da var. Ama kedinin ırklarını bir kez bırakalım. Irk biraz tüylenir rengiyle ilişkilidir. Ama kedinin karakteri baştan beri söylediğimiz o onurlu, kişilikli ve başına buyruk, bağımsız, özgür bir yapısı vardır kedilerin. Çok teşekkür ediyorum Mehmet Samsakçı, Altan Armutak her ikinize de. Aslında kedi ve hayvan tarihine eskiden beri özel bir ilgim vardır. Program nedeniyle de uzun süredir kediler üzerine okuma yapmaya çalışıyorum. Çok istifade ettiğim bir program oldu ama bir ihtiyaç daha ortaya çıktı. Ne yazık ki ülkemizde kedi tarihini, bunu diğer hayvanlara da teşmil etmek mümkün ama kedi bugün çok gündemde olduğu için insanla ilişkisi hep, taçla, koluna, psikolojik, sosyal ve insan işlerinden değerlendirdiği için söylüyorum. Yazılan çok da ciddi kedi tarihine, kültürümüze kediye dair eserler yok. Bazı çalışmalar var. Gökhan Akçuran’ın değerlediği İbn-i Şerif Hanım’ın kitabını da zikredik. Bunları zikredebiliriz. Mehmet Nuri Yadim’in yeni bir kitabı çıktı. Ama kedi tarihine dair ciddi bir boşluk, ciddi bir eksiklik var. Şu programda dahi bir girişini yapamadık.
Kedi tarihi ve sanattaki temsili ayrıca incelenmeli gelecek. Yani sanattaki temsili resimde, sinemada, Kötü Kedi Şerafettin, kedi kadın filmi ve benzeri filmler. Yani batıda ve bizde yapım çok güzel. Çizgi filmler. Kuletinin dışı gerisi var biliyorsunuz. Evet. Yani aslında 1,5 saattir kedi üzerine değil sevgili seyirciler, değerli misafirlerim. Kedi tarihi üzerine konuşuyoruz.
Ama siz de hak veriyorsunuz ki aslında kedi tarihinin bir girişi bile yapılabilmiş değil. Bizimki bir hatırlatma. Kaldı ki kedi üzerine konuşulacak pek çok daha konu var. Karakteri, mizacı, cinsi, beslenmesi, psikolojisi, sosyolojisi ve benzeri varıncaya kadar. Ümit ve temenni ediyorum ki programımız, kedili ya da kedisiz dünyamıza bir pencere açılmasına ve kedilerin tarihine dair bize bir veri, bir değerlendirme imkanı sunmuştur. Kedi konusu farklı şekillerde, farklı açılardan ele alır. Hulusi A.Kelam, kedilerin tarihi serüvenine de baktığımızda şunu ifade etmek zorunda hissediyorum kendimi sevgili seyirciler. Kediler, köpekler, kurtlar, böcekler, kuşlar.
Bizden emin olmadıkça biz bu dünyada eman bulamayız. Öbür dünyada da bunun hesabını veremeyiz efendim. Merhamet eden ve merhamet edilen bir dünya, hayat temennisiyle hepinizi hayırlı günler diliyoruz. Bir sonraki tarih Söyleşirleri programında buluşmak üzere.
Hoşça kalın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir