Tarih Söyleşileri | Prof. Dr. Cengiz Tomar | 17. Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ABbxyJPd1Do.
Merhaba sevgili seyirciler. Gördüğünüz gibi çok güzel bir atmosferde Tarih Söylesi’leri programında sizlerle birlikteyiz.
Sanıyorum görür görmez merak ettiniz. Nereden sizlere seslendiğinizi soruyor gibisiniz. Fazla merak da bırakmayalım. Beşiktaş’tayız. Milli saraylara bağlı, İhlamur kasrının önündeyiz. Bu yaz gecesinde, bu güzel gecede ve canlı yayında hepinizi enişten, en samimi, en sıcak duygularla, yaz sıcaklığı, bahar güzelliği ve tabiat neşvesiyle selamlıyoruz.
Her şeyin gönlünüze, gönlünüzün hakka göre şekillenmesini niyaz ediyoruz. Evet sözü çok uzatmadan konuğumuza müsaadenizle hoş geldiniz deyin. Hoş bulduk sayın hocam. Cengiz Tomar hocamız bu gece bizlerle birlikte. Cengiz Tomar, Marmara Üniversitesi öğretim üyesi ama aslında şu sıralar Yesevi Üniversitesinde rektörlük, idarecilik yapıyor. Türkiye’yi ata coğrafyamızda yesevi bir anlayış ve öncelikle ve bir vefa duygusuyla temsil ediyor. Tekrar ayağınızın tozu ile programımıza geldiniz. Hoş geldiniz deyin. Hoş bulduk sayın hocam. Çok teşekkür ediyorum. Estağfurullah ben teşekkür ederim. Böyle tarihi bir ortamda İstanbul’da bu yaz gecesi siz sevgili dostlarınızla. Sen hakikaten çok güzel bir ettin.
Yani tarih programına hem uygun hem de genelde böyle tarih programları biraz sıkıcı veya olarak adlandırılır veya tarih dersleri daha böyle geniş bir ferah bir yerde olması belki daha programı canlı yapar diye düşünüyorum. Biz tarih programını biraz neşeli canlı yapmaya çalıştığınız zaman bu gece varlığınızda inşallah çok daha canlı ve dinamik olacak Cengiz hocam. Sevgili seyirciler tarih okuma alışkanlıklarımız var. Bazen gündemin üzerinden tarih okuruz. Bazen tarihin üzerinden gündemi okuyoruz. Son zamanlardaki genel alışkanlığımız bu. Aslında bu coğrafyanın insanlar olarak tarih okumadaki hakim bir anlayışımız daha var. O da Osmanlı merkezli tarih okumak. Bunun ve bu tarih okumaların şüphesiz pek çok faydası var.
Aslında tarihi bu sınırda ve bu çerçevede okumanın doğurduğu bazı mahsullar da var. Onlardan birisi aslında tarihin akışı içerisinde bazen birkaç asır ömür sürmüş, çok önemli hizmetlere imza atmış, etkisi kendi zaman dilimiyle de sınırlı olmayan bir fonksiyona sahip devletleri, toplumları, dönemleri, medeniyetleri göz ardı etmek. Bu göz ardı ediş aslında tarihten istifade etme oranımızı olumsuz etkilen en önemli unsurlardan birisi. Bu programa hazırlanırken fark ettim ki bir tarihçi olmama, bir üniversitede tarih hocası olmama rağmen fark ettim ki Memluklar da bundan nasibini alan devletlerden birisi. Aslında Memluklar deyip geçmemek lazım.
Bugün Cengiz Tomar Hoca’yla ki doktor etezi bu konudadır. Memlukları konuşacağız. Aslında sadece tarihin akışında bir dönemde hüküm sürmüş bir devleti değil. Belki etkisi bugüne uzanan ve farklı çağrışımlara, izlere yol açan bir devleti konuşacağız. Bizim sadece daha doğrusu büyük bir çoğunlukla, umumiyetle Mercı Dabık-Ridaniye savaşlarıyla
Yavuz Sultan Selim’le ve Osmanlı savaşları hazırladığımız, hatırladığımız Memlukları konuşacağız. Acaba Memluklar gerçekten bundan mı ibaret? Cevabı birazdan Cengiz Tomar Hoca’yla uzun uzun arayacağımız konu Memluklar. Ama müsaadenizle arkadaşlarımız bir metere hazırlamışlar. Bize kısaca Memlukları hatırlatacak. Şimdi onu izleyelim.
Görün sevgili seyirciler. Memlukler Eyubi ordusundaki Türk asıllı azadlı emirler tarafından 13. yüzyılın ortalarında Mısır’da kurulan Türk-İslam Devletidir. Tarihçiler Memluk tarihini iki ana dönemde ele alır. 14. yüzyılın ikinci yarısına kadar Bahri’ler, bu tarihten yıkılışa kadar da Burciler dönüyor. Memluk Devleti bir ateş çemberinin içinde doğdu.
Devletin kurulduğu yıllarda bir yandan Haçlılar, diğer yandan Moğollar İslam coğrafyasını talan ediyordu. Akdeniz hattı boyunca dizili kompluluklar ve Avrupa orduları her fırsattan Müslümanların şehirlerine sabır yordu. İlhanlılar Hülagü Han komutasında Abbasi Devleti’nin başkenti Bağdat’ı yakıp yıktı. Abbasi Halifeli ortadan kaldırıldı. Hiç vakit kaybetmeden Suriye’ye doğru yola koyulan Hülagü Han Memluk Sultanı Kutuz’a teslim olması için elçik ünterdi. Sultan teklifi reddederek ordusunun başında Filistin’deki Ayn-ı Calut bölgesine geldi. Ayn-ı Calut Hazreti Davud’un calutu yendiği yerde. İki ordu çarpıştı ve Memluk ordusu Moğol ordusunun büyük bir kısmını inha etti. Moğol ordusunun durdurulamaz imajı yerle bir oldu. Savaşın kazanılmasında büyük rol oynayan komutan Baybars, savaştan önce verdiği sözde durmayan Sultan Kutuz’u öldürterek tahtın yeni sahibi oldu. Baybars, Abbasi Hanedanlığından bir kişi halife ilan ederek hilafeti Mısır’da yeniden kurdu. Memluklar Mekke Şerifi’nin güvenini sağlayarak, Mukaddes Beldeleri ve Kızıldeniz’i hakimiyet haltına aldı. Müslümanlara karşı Moğollar ve Haçlılarla işbirliği yapan Ermeni Krallığını ve Asvan’a saldıran Nube Krallığını vergiye bağladı. Antakya Haçlı Prinkepsiyeni ortadan kaldırdı. Batınileri itaat haltına aldı. Memluklar, Selçukluların davetiyle Anadolu’yu boyunduru altına almış Moğollara karşı sefere çıktı. Elbistan’da karşı karşıya gelen iki ordu çarpıştı ve savaş Memlukların kesin zaferiyle sonuçlandı. Bu zafer, Bi-Tak düşmüş İslam coğrafyasına yeni bir umut oldu. Memluklar, Moğollarla gizli anlaşmalar yapıp Müslümanlara saldıran Haçlıların bölgedeki son baş şehri Akkayı’da alarak bölgedeki Haçlı varlığını sona erdirdi.
Memluk Sultanları bölgeden tamamen attıkları Haçlıların Akdeniz yoluyla devam eden saldırılarını püskürtmek için bir donanma kurdu. Kara ordusu kadar güçlü olmayan bu donanma, Osmanlı’nın teknik ve lojistik desteğiyle güçlendirildi. Akdeniz’de savaşmak üzere inşa edilen donanma, Memlukların Kıbrıs’ı almasını sağlayacak kadar güçlendiyse de, Osmanlı’nın desteğine rağmen okyanuslarda Portekiz’e karşı başarısız oldu. Memluklar başarısız olunca,
mukaddes beldeler Portekiz donanmasının saldırılarına açık hale geldi. Baharat yolu da güç kaybedince ülke ekonomik bir krize girdi. Memluklar Osmanlı’yla iyi ilişkiler kurduysa da zaman zaman iki devlet karşı karşıya geldi. Fatih Sultan Mehmed döneminde Osmanlı Devleti kutsal mekanlar için Memluklardan çeşme ve yol yapımı müsaadesi istedi. Fakat Memluklar bu talebi iç işlerine müdahale diye adlandırarak reddetti.
2. Bayezid döneminde Çukurova’da iki ordu karşı karşıya geldi. Osmanlı istediği sonucu alabildi. Safavileri Çaldıran’da yenen Yavuz Sultan Selim, payitahta geçip ordu ve donanmayı savaşa hazırlamaya başladı. Memluk Sultanı Kansu Gavli, elçi göndererek Yavuz Sultan Selim’in savaş hazırlıklarının kime karşı olduğunu sordu. Sultan Selim, ordunun hedefinin Safaviler, donanmanın hedefinin ise Portekizler olduğunu söyledi.
Memluklar Osmanlı’nın Fırat’ı geçmesine müsaade etmedi ve Safavilerle savaşmamasını istedi. Üstelik Osmanlı topraklarına katılmış bazı şehirleri de istedi. Avrupalılarla ittifak kurup Osmanlı’ya saldıran Şah İsmail’i açıkça destekledi. Bunun üzerine Osmanlı ordusu kendisine doğru savaş nizamıyla gelen Memluk ordusuna yöneldi. İki ordu Mercidabık Ovası’nda karşılaştı ve Yavuz Sultan Selim komutasında Osmanlı ordusu Kansu Gavli emrindeki Memluk ordusunu bozguna uğrattı. Osmanlı ordusu Şam üzerinden Kahire’ye doğru yürümeye devam etti. Memluk Sultanı Fransızlardan sayısı 200’e varan top aldı ve Ridaniye köyünde komşulandı. Sina çölüne yağmur yağdı ve zemin kuruyunca sertleşip sıkılaştı. Bu sayede Osmanlı ordusu ağır topları bile zorlanmadan çölden geçirebildi. Yavuz Sultan Selim karşısında dizilmiş topların orduya zarar vermesini engellemek için bir grup atlı El-Mukaddem dağının etrafına dolaştı. Memluk ordusu arkasından gelen Osmanlı neferlerinin ani baskınıyla afalladı ve Fransız toplarını kullanamadı. Osmanlı ordusunun Memluk ordusunu ortadan kaldırmasıyla Memluk devleti tarihten silindi. Evet Cengiz hocam arkadaşlar güzel bir veterinare hazırlamışlar aslında bizim konuşmanın ana fikrini siyasi coğrafyayla ortaya koymuş gibiler.
Sevgili seyirciler, Profesör Doktor Cengiz Tomar ile İhlamur Kasrı’nın önünden Beşiktaş’tan canlı yayında Memluk’ları konuşacağız. Ortadoğu şekillendiren devleti, Moğolların, Haçlıların istilalılarına son veren devleti dini hayatımızda, kültür hayatımızda, iktisadi ve siyasi hayatımızda, sosyal hayatımızda daha doğrusu tarihte derin izler bırakan önemli isimlere ev sahipliği yapılan bir devleti konuşacağız. Üstelik kuruluş tarihi 3 Temmuz 1250 olan bir devleti konuşacağız. 769. yıl değil mi Cengiz hocam? Evet yani seneye işte 700 yıl.
Cengiz hocam şimdi Memluk’lara geçmeden önce aslında biraz yaşadığımız coğrafyayı ilgilendiren konuyla ilgili bir soru sormak istiyorum. O da şu, bugün Ortadoğu’nun yapısı, gündemi, meşrepi, renkleri malum. Haberlerden veselerden takip ediyoruz. Ortadoğu’nun bugünkü şekillenişinde biraz sonra ele alacağımız ve etraflıca konuşacağımız
pek çoğumuzun ismini bile bilmediği Memlukların bir rolü var mıdır? Evet çok güzel bir soru. Aslında biz tabi aslında VETER’e de biraz öyle hep olaylara Osmanlı merkezli bakıyoruz. Yani tarihimizi incelerken Osmanlı merkezi bakış açısı var. Bu tarihlisi kitaplarında da böyle.
Yenemli üniversitede bizim en çok anlattığımız dersler Osmanlı tarihlisleri. Biliyorsunuz siz de tarih bölümündesiniz. Bu bir dereceye kadar anlaşılabilir bir durum. Yani haklı olabilir. Ama tabi bu tarihimizin ki özellikle Memluk’lar gibi Türk devleti tabirini ilk defa kullanan bu da çok bilinen gerçek değil.
Bunu belki hemen programın başında yazalım. Türk devleti tabiri önemli. Biliyorsunuz biz Bizans devleti diyoruz veya Memluk devleti diyoruz. Aslında bu bizim modern tarihçilerin verdiği. İngiliz devleti diyoruz, Frans devleti diyoruz. Memluk tabiri de hatta bir ara Memluklu yanlış olarak veya Kölemen olarak geçiyor. Onlara gireceğim ama hocam şu Orta Doğu ve Memluk ilişkisini bir kısaca müzakere edelim ki. İzleyicimizin zihninde Memlukların aslında gündemle de veya bugünle de ne kadar ilgisi olduğuna dair bir pencere açılsın istiyorum. Ondan dolayı bu soruyu sordum. Hemen açayım. Şimdi İslam tarihine baktığımızda biliyorsunuz bir… Çünkü siz önemli bir Ortadoğu uzmansınız aslında. Ve secdelerimizin pek çok sizi şimdi Memlukları konuşuyor görünce şaşırmışlardır dahidir Cengiz Hoca. Daha çok Ortadoğu konuşuyoruz televizyondan. Ortadoğu üzerine siyasal analitelerle tanıdığımız Cengiz Hoca’nın tarihine ne ilgisi var diye. Şimdi hocam tabi İslam tarihine baktığımız zaman İslam tarihi biliyorsunuz Hz. Araplar… İslam öncesinde çok büyük devletler medeniyetler kurmuş bir millet değil. Hz. Peygamber ile birlikte İslam’ın gelişi ile birlikte yeni bir motivasyon ve canlılık geliyor. Ve İslam tarihinde önemli bir dönem. Hulef ayraşistin diyoruz dört halife emeviler ve abbasiler dönemidir diyoruz.
Ancak bu İslam tarihinin yaklaşık 1400 yıllık İslam tarihinin bin yılı Ortadoğu için söylüyorum… veya Merkez İslam ilgileri için söylüyorum Türk hakimiyetinde geçmiştir. Ki biz genellikle sadece Osmanlı’yı biraz da Selçuklu’yu biliyoruz. Ama Yemen’deki Türk Resul’leri bilmiyoruz. Veya yine Kıpçak Türk Memlük Devleti’ni çok bilmiyoruz. Veya Zengi’leri çok fazla bilmiyoruz. Aslında milattan sonra 9. yüzyıldan itibaren 9. yüzyılla 20. yüzyıla ortadoğunun siyasi karakteristiği Türk yönetim biçimidir. Ve bu da aslında bir manada Memlük askeri sistemine dayanır.
Ve Memlükler de bunun en mükemmel örneğidir. Yani Memlükler 1250’de başlamadı aslında. Memlükler 820-830’larda başladı. Bir askeri sistem olarak. Ama devlet haline gelmesi ve sistemin mükemmelleşmesi ki… Selçuklularda gulam sistemi dediğimiz, Osmanlı’da devşirme sistemi dediğimiz şey de aslında birbirine çok benzer şekiller. Bu 9. yüzyıl ile 19. yüzyıl yani modern orduların kuruluşuna kadar ortadoğunun temel karakteristiydir. Aslında bugün ortadoğunun, Mısır’ın, Suriye’nin, Filistin’in siyasi sınırları kadar mimari yapısını konuşurken de… Tabii ki. Sosyal dokusunu konuşurken de, mezhebi yapısını konuşurken de Memlükler’den bir bahis açmak durumunda mıyız?
Tabii ki. Hemen şunu söyleyeyim. Biliyorsunuz Abbasiler dağıldıktan sonra çok küçük yapılara bölündü bölge. Ve iki önemli Şii devleti var. Birisi Büvehi devleti, birisi Fatimî hilafeti. Ki bu dönemde heterodoks Şii zümrelerin yaygınlaşması devlet çatısı altında.
Bunun hemen ardından gelen Türk zengiler de buna dahil. Selçuklular, Eyübiler, Memlükler ve Osmanlılar. Bunların tamamen Sünni geleneği tekrar restore etmesi. Bu restorasyon medreselerle, ulema ile, demografik yapıyla. Yani bugün şimdi biz Suriye’den konuşurken, Musarilerden bahsediyoruz, Dürzilerden bahsediyoruz. Mesela Dürziler kimler?
Fatimî halifesi, Hakim-i Emr-i Allah’ın ulûhiyetine inanan bir topluluk. O Fatimîler döneminde başlıyor. Bütün bu zümreler aslında o dönemde ortaya çıktı. Ve bu Fatimî, Büvehi devletlerinden sonra gelen büyük çoğunluğu Türk ekseriyetli devletler, Türk sistemine göre kurulan devletler, bu Sünni restorasyonu tekrar bölgede sağladılar.
Yani bugün bölgenin nüfusuna baktığımızda, yani siz şimdi Mısır’a giderseniz, siz Türk’üm dediğiniz zaman, size pek çok işi, benim ananem, işte babaannem Türk diyecek, Kudüs’e gittiğinizde bu böyle, Suriye’ye gittiğinizde bu böyle, Yemen’e gittiğinizde bu böyle, bunun bir sebebi de büyük oranda Memlükler’dir. Biz bunları biraz tabi her şey Osmanlı’yla, Osmanlı’dan dolayı böyle olduğunu zannediyoruz ama
Memlük sistemi Kavallı’ya kadar, 1811’e kadar Mısır’da devam ediyoruz. Peki Osmanlı’dan önce bölgede Memlükler vardı. Vardı, tabi Memlüklerin öncesi de var. Sistem olarak, yani hemen bir belki bilinmeyen bir şey daha söyleyeyim size. Bugün Bağdat’ın 90 km kuzeyinde Samerra şehri vardır. Surremen Rağ, Onugera mutlu olur. Bu şehir sadece Türk askerler için kurulmuştur.
9. Yüzyılın başlarında. O zaman şimdi, bugünkü sosyal dokusunda bile, Ortadoğu’nun sosyal dokusunda bile etkili olan devletin Memlükleri bir tarihi akışçıyarsa konuşmaya başlayalım. Memlükler bir askeri sistem. İslam tarihinde ortaya çıkan Abbasilerde başlayan bir sistem. Memlük deyince köle deniliyor genellikle, niye? Çok da köleye benzemiyorlar ama. Yok, yanlış tabi ki.
Şimdi Arapça’da biz köle kelimesini, abd, Abdullah dediğimiz zaman bu kelime ile karşılarız. Memlük dendiğinde ise askeri beyaz, köle asker veya köle kökenli asker. Azar dedilmiş köle asker şeklinde anlamız mümkün. Ama beyaz. Beyaz ve bu sınıf üstün bir sınıftır. Yani insanların çocuklarını vermeye çalıştıkları bir sınıftır. Elit bir sınıftır. Yani Memlük dediğimiz şey, Ortadoğu tarihinde bir sıradan hizmetçi, halayik köle manasına asla gelmez. Askeri üstün sınıftır. Şöyle diyebilir miyiz? Kölelikten üst düzey askeri yöneticiliğe geçişi başarmış insanlar.
Ama onu şöyle söyleyelim hocam. Çünkü bunların 6 ile 10 yaşları arasında alınma sebepleri de bunları asker olarak yetiştirmek. Yani bir askeri okul gibi düşünün. Yani normal bir zenci köleği alıp, bu köle asker olup bir başarı göstermiyor. Yani bir savaşta esir alınan veya esir piyasasına satın alan insanlar değil bunlar. Evet. Bunlar genellikle sadece bu amaçla bunların tüccar… Hangi bölgelerden alınıyor? Alındığı bölge bugün işte bizim Karadeniz’in kuzeyindeki alan Kıpçak, Çerkes bölgesi dediğimiz… Kafkas. Kafkas bölgesi. Niye o coğrafyadan alıyorlar? Çünkü o coğrafyada o dönemde… Bunu Abbasiler alıyor değil mi? Evet Abbasilerle başlıyor. Daha Emevilerde de öncülileri var ama Abbasilerle başlıyor. Bunun sebebi şu hocam. Araplar biliyorsunuz İslam’ın gelişiyle 200 yıl bir motivasyonla fetihler yapıyorlar, cihat ediyorlar.
Ama bu şey duruyor ve artık yerleşik hale geçiyorlar. Sahabeler de yerleşiyor. Bu cihat motivasyonu bitiyor. Abbasilerle birlikte bir Fars… Şeyi de var, ekip var. Yani Arap ve Fars. Bu özellikle Emin-Mehmun mücadelesinde Abbasiler döneminde 800’li yılların başında gördüğümüz…
Bu iki grup arasında bir denge unsuru olarak Arapların öteden beri savaşlar. Yani çok erken dönemden itibaren Türkistan bölgesine doğru Arapların 750. Talas Savaşı var. Hepimizin bir de çok erken döneminde. 8. Asrın ortalarında başlandı. Evet, Türklerle tanışıyorlar ve Türklerin askeri kabiliyetleri…
Bugün de böyledir elan. Türklerin askeri kabiliyetleri her zaman yüksek olmuştur. Bu yani Mete, Handanberi gelen bir geleniktir. Bu tabii bunu coğrafyayla da açıklayabilirsiniz. Oranın zor şartları… Çünkü Arap bölgesinde 40-50 derece sıcak ve şehirlerin olduğu… Bu Türkistan coğrafyasında ise daha sert iklim koşullarının…
Tabii ama Hz. Ömer döneminde de Arap coğrafyası aynı coğrafyası. Sadece coğrafyayı açıklamak mümkün değil. O İslam’ın getirdiği motivasyon bir dönem sonra bitiyor hocam. Ve burada Türklerle karşılaşıyorlar. Yani yönetici sınıf hem kendilerini taşıyacak hem de İslam’ın yayılmasında veya mevcut beldenin… Korunmasında… Dinamik yeni bir güç arıyor ve çözüm olarak Türklere yöneliyor. Ama niye Türkler diye soracak olursanız ben kendi şeyimle söyleyeyim. Burada şu var hocam. Hem Araplar hem Farslılar bölgede yaşadıkları için bir aşiret yapılır. Buna Kürtleri de bölgelikte dahil edebiliriz. O dönem için söylüyorum. Bir aşiret yapısı var. Aşiret yapısı belli bir müddet sonra devletten talepleri oluyor. Yani siz aşiretten bir büyüğünüz yere gir… Bir güç dengesi. Türklerin böyle bir özelliği yok.
Çocuğu 6 yaşında, 7 yaşında, 10 yaşında alıyorsunuz. Ona iki yıl dini eğitim veriyorsunuz. Beş, 6 yılda askeri eğitim veriyorsunuz. Onu devşiriyorsunuz, bir şekle getiriyorsunuz. Bu sadece efendisine bağlı. Ve bu sadece bir şahıs. Arkasında bir… Hiç kimse yok. Sosyal veya dini topluluk veya bir akraba topluluğu yok. Onun tek efendisi var.
Onu satın alan Memluk emiri. Ve bu tabii çok büyük avantaj. İkinci bir unsur da hocam. Teknolojik üstünlük. Bu belki ilgi çekici gelebilir. Türklerin teknolojik üstünlüğü. Evet. Ne diyeceksiniz o dönemde? Affedersiniz ama 6-7 yaşındaki çocuğun da teknolojik üstünlüğü olacak. Hemen söyleyeyim. Lynn White’ın bir teorisi var bu manada. Kimin? Lynn White. Junior’ın.
Medieval Technology diye bir kitabı var. Burada o teoriden bahsediyor. Türkler… Üzengi sayesinde… Arkaya dönüp ok atabiliyorlar. Şimdi Üzenginin ne olduğunu anlatmamız lazım. Uzun uzun gençlere. Üzengi tabii hani atların… Eğer takımı üzerinde ayaklarımızı koyduğumuz demirler diye ben tarif edeyim ama… Dirilişi izlemişlerse anlamışlardır.
Evet yani. Ve en azından atla iyisi olanlar. Bu Üzengi sayesinde Türkler… O dönemin tankı işlevini görüyorlar. Yani bu Arapların veya Fasların o coğrafyadakilerin pek yapamadıkları bir iş. Dönüp ok atmak su var. Aslında mevcut imkanı daha etkili ve hızlı kullanma tekniği. Evet. Bu bir… Yani bu o dönemin için bunu tank diyebilirsiniz. Yani tank teknolojisi diyebilirsiniz. Çünkü o dönemde şimdi füze benzeri şeyler de var yani.
Neft bulunduktan sonra belki ileride onlardan da bahsedebiliriz. Bu teknolojik üstünlük ateşli silahlar bulunan kadar devam ediyor. Memnuklar ateşli silahları o teknolojik değişikliğe uyum sağlamadığı, uyum sağlayamadıkları için tarihten siliniyorlar. Osmanlılar ona uyum sağladıkları için devam ediyor. Şimdi Cengiz hocam, seyircilerimiz merak ediyor olabilir.
Neden hep memnuk memnuk diyorlar? Sevgili seyirciler, aslında bu askeri sistemi konuşmamızın temel nedeni biraz sonra etrafıca konuşmaya çalışacağımız, ele almaya çalışacağımız memnuk devletini hangi grubun kurduğunu anlatmaya yönelik değil mi? Evet. Yani şimdi biz bir altyapı aslında oluşturuyoruz hocam. Çünkü biz genelde çok memnuk der bizim tarihteyiz kitaplarımızda geçen şeyler değil. Zaten sizin girişte de söylediğiniz gibi işte Osmanlı ile ilişkileri çerçevesinde geçiyor. Bu başka devletler içinde geçerli. Gaznerler içinde geçerli, bir sürü devlet içinde geçerli. Ama tabii hani karşılaştırma yaptığınız zaman Osmanlı öncesi, Ortadoğu coğrafyası şayet bugün Arapça konuşuyorsa ve Müslümansa bunu biraz da memnuklara borçlu. Niye? Çünkü… Memnukları konuşmadan etkilerini konuşmaya başladık. Evet. Maşallah hocam.
Bu bölgenin 5000 yıllık karakteristik tarihine baktığımız zaman büyük devletler olduğu zaman bölgede yani bütün coğrafyayı hakimiyet altına alan dış güçler bu bölgeye gelemiyor. Gelme girişimde olanlar var. Var ama gelemiyor. Portekizler, İspanyollar, Başçekikler. Bugün de böyle bu. Aslında bugün de biz…
Neden Ortadoğu böyle derseniz? Ortadoğu da çünkü bugün güçlü bir devlet yani bütün Ortadoğu’ya etki edebilecek bir devlet olmamasından kaynaklanıyor. Memnuklar Osmanlı öncesinde bunu yapan devletler. Yani Osmanlı’ya kadar bölgeyi koruyan devletler. O açıdan da önemli. O zaman şu memnukları bir kuralım mı hocam? Tamam hocam. Nasıl kuruluyor memnuklar? Şimdi sistem dediğim gibi Abbasilerde kuruluyor. Bu hatta bir dönemde Rahmetli Hakkı Dursun Hocamızı, Yıldız Hocamızı da Rahmetli Eyat Edelim kitabı da bu da İslamiyet ve Türkler adlı kitabında. Bu Türk generallerin Abbasi ordusuna bilme anada nasıl tasallut ettiğini yani artık Türk generaller hakim oluyor. Halife değiştirecek duruma geliyorlar. Yani 830’larda geliyorlar, 860’larda halife değiştirecek.
Onlar da bir ekip ve güç merkezinde. Tabii ki asker oldukları için. Genel iletişim kurarak evet. Bu yapı daha sonraki bütün hemen hemen devletlerde devam ediyor. Fatih Miller’de de var, Selçuklularda da var, Büveyhiler’de de var. Ancak en mükemmel tarzına Eyyubilerin sonunda yani Selahattin Eyyubi’nin kurduğu devletin son sultanı Salih Necmet’in Eyyub döneminde ulaşıyor.
Selahattin Eyyubi döneminde de bu ekip var. Var, var. Kudüs’ün fethinde de bunlar böyle alıyorlar. Var, var. Yani zaten aslında Selahattin Eyyubi, zenginlerin bu Türk askeri sisteminde yetişmiş bir komutan. Tabii. O da bir komutan. O da yani askeri sistemin içerisinde yetişmiş bir komutan. Fakat aslında ilginç, tesadüflerle de alakalı Sayın Hocam.
Melik Salih Eyyub’un Kürt aşiret askerleri var. Bu Melik Nasır Davut, yani Eyyubi hanedanından birisiyle mücadele esnasında Kerek’te bugün Ürdün’ün, Amma’nın hemen güneyinde önemli bir haçlı kalesidir. Burada kıstırılıyor. Kürt aşiretler diyorlar ki bizim ailemiz var, çoluğumuz, çocuğumuz var.
Onu terk edip gidiyorlar. Yanında sadece Türk memlukler kalıyor. Bu durumdan kurtulduktan sonra Melik Salih Eyyub bunu hiç unutmuyor ve bundan sonra ordusunu tamamen Türk birliklerinden oluşturmaya başlıyor. Şecerettür de eşi veya cariyesi de onlardan bir tanesi. Yani tarihte bazen bazı tesadüflerin de önemli payı var memluk devletinin kurulması açısından.
Bu askerleri Nil Nehrinde bir ada var, Ravz Adası. Bugün giderseniz orada çok beş yıldır süper bir otel var Ravz Adası’nda. Oradaki kalede yetiştirdikleri için bunlara Bahri memlukleri dedik. Çünkü Araplar Nil Nehrine bahir, deniz dedikleri için. İşte bu Bahri memlukleri Baybars dediğimiz, Kutuz dediğimiz, Aybek dediğimiz, Kavavun yani gerçekten 13. yüzyıl sonlarında hem Haçlılar hem Moğollar açısından. Yani Ortadoğu’nun son kalelerinin kurtarılması açısından büyük önem taşıyan bu sistem kurulmuş oluyor.
Cengiz Özel şimdi arkadaşlar siz de iyi bilirsiniz ekrana bir harita verirler bu memlukların yani şu anda konuşma konumuz olan devletin en üst sınırlarını gösteriyor. Siz bir özetler misiniz harita üzerinden sınırları? Zaten Divri gözüküyor orada, Darende, Malatya, buralar kuzeydeki en üst sınırlardır. Yani bizim aslında Bilad-ı Şam coğrafyası dediğimiz. Malatya’dan başlıyor. Evet, Malatya’dan başlar güneye doğru.
Bugünkü Bilad-ı Şam tabiri bugünkü Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün’ü kapsar. Orayı kapsıyor. Oradan güneye doğru iniyor. Mısır aşağı ve yukarı olmak üzere Nubiyye kadar ve yine güneyde Hicaz’ı yani kutsal şehirleri kapsayan bir yapı. Bunlar memlukların? En geniş sınırları. Bu sınırlar tabii Osmanlılarla mücadelelerde bazen geliyor.
Kıbrıs buna dahil oluyor zaman içinde. Kıbrıs 15. yüzyılda sonradan dahil oluyor yani Burc-i Memlükler döneminde dahil oluyor buna. Belki bu manada da ilk Türkler, Kıbrıs’ı ilk fetheden Türkler de bunu diyebilirsiniz. Kıbrıs’ı ilk fetheden Memlükler, Türkler. Ondan önce M.E.B.ler dönemindedir. Evet ama Türk devleti olarak bunu da söyleyebiliriz aslında.
Peki şimdi yavaş yavaş bu sevgili seyirciler ekranda haritasını gördüğümüz devletin kuruluş hikayesine Cengiz Hoca nihayet. Geldi mi diyeyim? Gelsin diyeyim. Geleyim. Peki. Şimdi Melik Salih Eyyub’un son döneminde 1249 yıllarında bir haçlı seferi var. 9. I bölgeye.
Bu esnada Melik Salih Eyyub ölüyor ama o zamana kadar epey bir Türk Memlük, Kıpçak Memlükü de diyebiliriz bunlara. Yetiştirmiş durumda belki şunu da söylemekte… Bahri Memlükler. Şunu da söylemekte fayda var hocam. Yani Türkleri biz genelde Oğuz Türkleri ve Kıpçak Türkleri olarak ayırıyoruz. Hani Selçuklular, Osmanlılar, Oğuz, Altınordu ve Memlükler Kıpçak.
Bugünkü Kazaklar benim bulunduğumda coğrafyayla daha yakın bu ayrımı da verelim bilmeyenler için Kıpçak Türkleri. Ve Selahattin Salih Eyyub tam ölmek ölüyor ve eşi Şecerüttür, bu da Türk hükânı bir kadın, ölümünü gizleyerek oğlu Turan Şah’ı, kendisinde Üvey oğlu, tabi Şecerüttür’ün de Üvey oğlu Turan Şah’ı çağattırıyor.
Turan Şah geliyor ve Mansur’a ve Faraskır savaşları 1249-1250’de bu Haçlı saldırısını ber taraf ediyor. Şimdi Mansur’a savaşını biraz açmamız lazım. İslam coğrafyasında 11. 12. 13. yüzyılda iki büyük felaket var. Bunlardan birisi Haçlı seferi yüzyıllarca devam ediyor.
Birisi de Moğollar. Ve bunların ikisi de Memluk’ların kurulduğu esnaya denk geliyor. Evet. Çok tesadüf olarak yani 13. yüzyıl ortaları bu tehditler. Tabi Haçlılar dediğimiz zaman Haçlılar ile biliyorsunuz Selçuklular daha önce zenginler ve Selahattin Eyyub’u büyük bir mücadele verdi ki Kudüs fethedildi. Ancak Haçlıların bakiyeleri ki Haçlılar hatırlarsak tarihte dört devlet kurmuşlardı bölgede. Urf-Haçlı Kontluğu bu daha önce zenginler tarafından alındı. Antakya, Haçlı Kontluğu, Trablus, Trablus-Şam Haçlı Kontluğu ve Kudüs üç devlet bunlar hala mevcuttu. Memluk’lar kuruldurken Eyyubilerin sonunda. İşte Memluk’lar hem bu Haçlı bakiyelerini yaklaşık kurulduktan 40 yıl içerisinde bölgeden attılar. Mansure Zaferi veya Mansure Savaşı aslında Memluk’ların Haçlıları orta coğrafyasından kaldırılmış. Kaldırılmalarının başlangıcı aynı zamanda Memluk diyetiyle başlangıcı olarak alabiliriz.
Aslında çok büyük bir zafer yani sıradan bir savaş değil mi? Çok büyük bir zafer. Hangi Fransa Kralı nesil diyorlardı? 9.Liği, Fransa Kralı bölgeye girip esir alınıyor. Turan Şah tarafından. Ancak Turan Şah… Bu zafer aslında bu Memluk yani Türk aslında komutanlar buradan oluyor. Tabii tabii. Turan Şah orada sultanın oğlu olarak komutan gibi görünmekle birlikte savaşı kazananlar tabii ki Kıpçak.
Türk Memluk ordusu ve Turan Şah nasıl diyeyim nankör desek doğru olur mu? Tarihte böyle şeyler söylemek çok bilimsel açıdan yanlış ama bir kıskançlık krizine tutuluyor herhalde. Hem Üvey Annesi kendisinin tahta gelmesi için babasının ömünü gizleyen ve onu çağırtan Üvey Annesine çok kötü davranıyor.
Babasını öldüren değil babasının ölümünü ilan etmeyerek Üvey Oğul’un tahta çıkmasına zaman kazandıran. Evet ve onu çağıran Şecerüttür. Bu da Türk asılı değil mi? Türk asılı Şecerüttür. Önemli zaten tahta da çıkacak. Çok aslında Türk tarihinin en ilginç veya Orta Doğu tarihinin en ilginç noktalarından bir tanesi.
Çünkü Kadın Sultan bizim modern öncesi dönemde çok alışık olduğumuz bir durum değil. Memluklerin farklı bir yapısı olduğu için Şecerüttür’ün de oğlu olmadığı için Şecerüttür’ü 80 günlüğüne de olsa tahta çıkarıyorlar. Turan Şah’la bir çatışma çıkıyor. Evet. Hem Memluk liderlerine Turan Şah kaba davranıyor. Onları öldüreceğini söylüyor içtiği zamanlarda. Hem de Üvey annesi kendisini tahta sağlayan annesini mücevherleri, hazineleri saklamakla suçluyor. Ve ikisini de kötü. Tabii bunların da kendi Memlukleri ve adamları var. Ve Turan Şah büyük Memluk, Kıpçak Memluk emirleri tarafından çok feci şekilde öldürülüyor bu savaşın sonunda.
Ve Melik Salih Eyyub’un başka bir oğlu olmadığı için Şecerüttür’ün de bir oğlu olmuş Halil adında ama o da ölmüş. Bu nedenle Memluklar Şecerüttür’ü tahta çıkarıyorlar. Bana göre bazıları bunu kabul etmiyor ama bana göre Memluk Devleti’nin başlangıcı budur yani. Evet. Onu oturup yorumlarda var. Bu kadınla, hanım sultanla başlıyor. Ve 80 gün kadar bir sultanlık yapıyor.
Ama ilginç bir hayat hikayesi var yalnız. O hikayeyi bir anlatır mısınız? Evet. Çok enteresan bir kişilik Şecerüttür. Biraz nasıl diyelim erkek tabiatlı, çok yiğit bir kadın. Aslında Melik Salih Eyyub’un cariyesi. O kerekte tutulduğu zaman kendi aşiretleri Salih Eyyub’u terk ettiğinde Memluk kölelerle onun yanında kalan tek kişi.
Cessur bir hanım. Cessur ve vefalı ve lider özellikleri olan bir hanım. Zaten o nedenle de tahta geçiriyorlar. Şecerüttür para bastırıyor. Ümmü Halil diye yani Halil’in annesi şeklinde para bastırıyor. Yine ismi hutbelerde Ümmü Halil olarak okunuluyor, okutuluyor. Çok ilginç ama İslam tarihinde bilebildiğim kadarıyla başka bir hanım sultan yok.
Şöyle söyleyeyim şeyde Türk-Moğol, Hindistan’da, Yemen’de Arbe adında böyle çok istisnai şeyler hocam bu. Ama hakikaten Orta Doğu tarihi açısından oldukça istisnai. Üstelik Arap coğrafyasında bir Türk kadın. Bu oldukça en tazim. Adana okutmasa para bastırması orada aslında. Evet, evet. O kadar devlete hakim.
Ama itirazlar sonra başlamıyor bu anılmasın yani. Tabii hocam, hem Suriye’deki Eyübi Hanedanı mensupları hem Bağdat’taki Abbasi Halifesi bir kadının başa geçirmiş. Hatta halife çok ağır bir mektup yazıyor. Diyor ki duydum ki bir kadını başınıza geçirmişsiniz. Söyleyin kalmadıysa bir erkek Kahire’de gönderelim Bağdat’tan diye bir mektup yazıyor. Çok ağır. Bunun üzerine Şecereddür’ü apar topar Aybek, Buğiz Aybek adında önemli ilk sultanı olarak da kabul edilen memluklerin Aybek’le evlendiriyorlar. Ama tabii hikaye bitmiyor. Şecereddür şeyi bırakmıyor yani. İktidarı bırakmıyor. İktidarı bırakmıyor. Kocası eşiyle mücadele ediyor.
Eşi Bedrettin Lüklü adında Irak Sultan bir beyin kızıyla nişanlanıyor. Tabii bu büyük bir kıskançlık krizine yol açıyor Şecereddür’de. Ve eşini hamamdayken… Kutuz adını mı alıyor daha sonra? Yok Kutuz. Aynı canlı seferini kazanıyor.
Aybek’den sonraki sultan hamamda cariyelerine takınyaları vurdurtmak suretiyle öldürtüyor. Bir dakika burayı tam anlamadım. Şecereddin kocasını… Öldürtüyor. Bir başka hanımla evlenmeye niyetlendiği için… Nişanlandığı için suikast yapıyor ve öldürtüyor. Bunun üzerine kocası Aybek’in memlukları da onu önce hapsatıp sonra cezalandırıyorlar ve öldürüyorlar. Cesedini Kahire kalesinden aşağı atıyorlar. Üç gün orada kimse cesaret edemiyor. Daha sonra kocasının türbesine gömülüyor. Bu Şecereddür’ün enteresan şu anda maalesef yok.
Medine’de bir seviliği de vardı. Şu anda yıkılmış durumda. Bunu biyografisini yazmak lazım. Şecereddür’ün biyografisi var. Aslında Mısır’da tiyatro oyun olarak da oynandı. Yani çok enteresan bir kişilik. Bu açıdan batılı tarihçilerin de ilgisini çıkıyor. Şimdi Cengiz Hoca memluklar deyince aslında dünya tarihinde alışa geldiğimiz veraset sisteminin dışında da bir yönetim sistemi ortaya çıkıyor. Evet. Bu çok enteresan. Bu nasıl bir sistem? Tabi hocam biliyorsunuz. Aslında ben de memluklar çalışmadan önce biraz bu hanedana ters bakardım doğrusu. Yani bu hanedan ne? Bunların ne özellikleri var da hani hanedan oluyor diye. Memlukları çalıştıktan sonra hanedanın modern öncesi dönemde çok önemli bir şey olduğunu anladım. Çünkü memluklar hanedana dayanmıyor. Yani memluklarda 24 general statüsünde emir var.
Bunların her biri güçlü olan tahtı ele geçirebilir. Bir istişare meclisi mi bunlar? Bazen istişare, bazen kavga, bazen savaş. Bazen güç tengelleri, siyaset, diplomat. Ama 24 general var. Evet. Şimdi bunun sonucunda da her sultan öldüğünde Kahir’e yakıp yıkılıyor. Çünkü hepsinin de ordusu var. Bu generallerin memlukleri var. Ve gerçekten kanlı bir sistem.
Bu nedenle memluk devletinde de hanedana dönüş çabaları var. Mesela işte Kalogun’dan sonra var, Nasır Muhammed’in oğulları ve torunları var. Ama bu generaller asla bırakmıyor. Tahta onları çıkarsalar bile, gene bu güçlü generaller onları yönetiyor. Veya bir müddet sonra al aşağıya de tekrar tahtalıyor. Yani enteresan bir birçimde İslam dünyasında, Arap dünyasında, orta çağda, hanedana inanmayan, hanedanı uygulamayan ilginç bir sistem ortaya çıkıyor. Tabi bu çok aslında memluk devletinde istikrarsız kılıyor bir manada. Ha, şey tarafı da var, istikrara katkısı da var.
Ters taraftan baktığınızda, çünkü her mesela şimdi bir sultan, iyi bir sultan olabiliyor. Çocuğu mesela Salih Ayyub iyi bir sultan, Turan Şah kötü bir sultan. Yani her zaman da sultanların çocukları istediği gibi olmuyor. Bazen deli oluyor, bazen problemli oluyor. Ama buradaki sultanlar memluk emirlerinden olduğu için hepsi güçlü askerler. Aslında sistem kendi içerisinde bir çatışmayı beraberine getirmekle birlikte güçlü adamlar. Yönetimde nitelikli bir dinamik yönetici uygulamasını da beraberinde getirebiliyor mu sürekli içerisinde? Evet. Memluk sistemi, bu da çok bilinmeyen bir şey, tek nesillik sistemdir. Tek nesildir. Yani bir memlugün oğlu memluk olamaz. Mutlaka köle olarak getirilip yetiştirilmez. Memlugün oğlu ne oluyor? Memlugün oğluna biz Arap kaynaklarında evladun nas diyoruz. Tercüme edecek olursak Arapçadan insanların oğulları gibi bir manaya geliyor. Bu bir sınıf. Bunlar askeri zümreye giremiyor ama bürokraside Arapça’da bildikleri için. Şimdi memluklerin çoğu Arapça bilmiyor. Çok fazla Arapça bilmiyorlar. Ama bu çocuklar orada yetiştikleri için, Kahire’de, Şam’da hem Arapça biliyor. Büyük kısmı ulema, Ebin Tarih Berdi gibi tarihçiler var. Ebin Kutlabağ gibi fakihler var bunların arasında.
Bunlar babalarının da gelirleri yüksek olduğu için ulema’dan, bürokraside önemli bir sınıf oluşturuyor. Ama asla memluk sistemine giremiyor. Bu da ilginç. Çok enteresan bir şey. Yalnız bu 24 generallik bir sistem. Evet. Bunların da kendi orduları var her birine. Divan-ı Harf gibi. Ama bu her bir general kölelikten gelerek mi yükseliyor? Evet. Bunların çok az istisnaları var ama %90 böyle.
Bu ilginç. Evet. Bu açıdan çok ilginç. Yani o şeyi korumak için nasıl ki Bağdat’ta memluk askerleri dejenere olmasın diye Abbasiler Samerra’yı kurdular Türk şehri. Ve oraya askerler evlensin diye Türk kadınları getirdiler. Yani ney? Dejenere olmasın. Askeri sanat. Yani şehirde toplumla karışıp dejenere olmasın diye. Bu sistem o açıdan çok enteresan.
Yani bu sistemi düşünenler, bu sistemi uygulayanlar. Çünkü sistem zaman içerisinde mükemmelleşiyor ve en mükemmel haline de Osmanlı dolaşıyor. Kendi evlatlarına da askeri bir vazife vermiyorlar prensip olarak. Yok. Çok istisnai durumlar haricinde bu sisteme giremiyorlar.
Şimdi tabii bu uzun bir dönem. 1250’de kurulu 1517’ye kadar devam eden yani 267 sene devam eden bir devletten söz ediyoruz ve sınırlarında biraz önce gördük. Bu devletin en önemli sultanları ve en önemli askeri başarıları neler? Mesela aynı Callus Savaşı. Tabii. Yani şüphesiz Baybars. Kutuz ve Baybars. Aybek’ten sonra Kutuz tahta geçiyor 1259’da ve Kutuz döneminde Moğolların şöyle bir şeyi var. Biliyorsunuz 1258’de Bağdat’ı. Ortadoğu iki defa bu şekilde tahrum aradılıyor. Birini Moğollar yapıyor. 1258. Evet. 13. yüzyıl ortalarında bu Anadolu için geçerli, Irak için geçerli, Suriye için geçerli.
Aslında İslam coğrafyasında bir sikâhı var. İslam coğrafyasını tahrumar eden sadece savaş olarak değil hocam kültürel olarak da yani kitaplar, Halep mesela yıkılıyor yakılıyor. Bağdat, Bağdat. İkinci istilada Körfe Savaşı ile birlikte Amerikan istilası ve şu anda dış güçlerinin istilası hemen hemen o tarihte bundan 700 yıl önce gördüğümüz şeyin bir benzeri aslında şu anda tekrarlanıyor. Bunun da temel sebebi aynı o dönemde olduğu gibi Ortadoğu coğrafyasının çok parçalı olması. Evet sadece siyasal sınırlar açısından değil ama aynı zamanda etnik mezhebi parçalı yapı ve bunları toparlayacak siyasi bütüncül bir yapı olmadığından aynı şekilde nasıl ki Moğollar 13. yüzyılda bu bölgeyi tahrumar etmişse hem insani kaynak açısından hem kültürel kaynak açısından şu anda da aslında onun bir benzerini yaşıyor.
Çok benziyor birbirine. Moğolların tabi çok büyük bir yıkımı var. Tabi ki. Bugünkü istila Moğolları, Moğollar bugünkü istilayı aratmıyor mu diyorsunuz? Aratmıyor çünkü Moğollarınki biraz daha sınırlıydı yani işte Bağdat’ı yıktılar, Halep’i yıktılar ama ulema ve büyük kitapların büyük kısmı sonra onların bir kısmı Türkiye’de getirildi biliyorsunuz Mısır’a kaçtı.
Ama şu anda daişin yıktığı saldırılarla yıkılan şehirler gidiyor. Bunun dışında pek çok tarihi eser ve el yazması hem tahrip oluyor hem de kaçırılıyor. Şu andaki durum aslında Moğol istilasından çok da iyi değil. 3 Eylül 1260 Ayn-ı Cahlut Zaferi.
Ayn-ı Cahlut Zaferi’ni tarihçiler tarihin akışını değiştiren en azından Ortadoğu veya İslam tarihinin akışını değiştiren büyük bir hadise olarak nitelendiriliyorlar. Neden? Aslında çok büyük bir zafer değil. Büyüklüğün ve küçüklüğün ölçüsüne bağlısınız. Çok önemli söyleyeceğim. Çok stratejik.
Çünkü Memlukların yendiği yaklaşık 10-12 bin kişilik bir Moğol Öncü Birliği. Yani büyük Moğol ordusu değil. Ancak tarihte ilk defa Moğolların yenilebileceği fikri ne ortaya koyuyor? Çünkü Moğollar o kadar katlar ki, o kadar işkence yapıyorlar ki, o kadar yıkıyorlar ki, o kadar zalimler ki.
Anadolu, Irak, Suriye, Tarumal ediyorlar ve Ortadoğu İslam coğrafyasındaki toplumlarda şöyle bir, kamuoyu efkarında şöyle bir şey var. Moğollar yenilmez. Böyle bir düşünce oluşuyor. Hatta bazı tarih kitaplarında bir Moğol tek başına bir Müslüman köyüne geliyor. Bütün hepsini esir alıyor. Halbuki normalde o köylülerin 10’larca, 100’lerce bir Moğolu yenmesi lazım. Ama o Moğolların psikolojik savaş, psikolojik üstünlüğü, Moğolların yenilemezliği fikri aslında bu savaşta yeniliyor. Yani İşid’in yaptığı da aslında ona çok benziyordu Moğolların yaptığını.
Ama psikolojik savaşta insanlara müthiş bir tetiş, biliyorsunuz Moğolların işkence yöntemleri, efendim, kafa derisini yüzüp, tuzlayıp güneşte bekletmek, çuvallara insanları sokup, atlara tekmel etmek veya atlarla çektirmek gibi çok zalimce usulleri vardı. Yani psikolojik… Kadın tanımıyor, erkek tanımıyor, çocuk tanımıyor, yaşlı tanımıyor, can tanımıyor.
Onun bir benzerini de aslında modern dönemde dağış yaptı. Tabii hem canı ortadan kaldırıyor, hem de kültürel misvarlığı. Tabii, yani hatta şöyle derler, işte Bağdat’taki nehirler mürekkep aktı. Yeşil ve kızıl aktı.
Bu ell yazmaları nedeniyle aynı hemen hemen yani ben iki şeye baktığım zaman bugün de 13. yüzyıldaki yapının bir benzeri var ve bugün de bu yaşanıyor. O yapıyı kurtaran o dönemde Memluklar oldu. Memluklar aynı savaşında aslında ana gövde Moğol ordusunu değil bir öncü birliğini yenerek ilk defa Moğolların yenilmezliği fikirle… Hülagü adın ordusu değil mi bu?
Hülagü yok başında, başında Ketboğ var. Tabii ki Hülagü’nün ordusu. Moğolların… Evet. Ama onun bir öncü birliği. Hülagü’nün gönderdiği bir ordu. Filistin’de, Ancalot’ta bunlar yine tabii burada şeylerin rolü çok önemli. Memluk askerinin yani o gücü çok önemli. Henüz o dönemde atışlı silah teknolojisi yok. Zaten Memlukların en önemli özelliği kılıç, kalkan, ok, mızrakla çok iyi dövüşebilmeleri. Evet. Ateşi silahla aynı başarıyı gösteremiyorlar. Dolayısıyla hemen öncesi Abbasid-i Hilafet’ini ortadan kaldırıyorlar. Abbasid-i Tarih Sarih Sesi’ni siliyorlar büyük güç olarak geliyorlar. Kutusa, yani Memluk hükümdarına teslim teklifinde bulunuyorlar. Çok emirler kendilerinden.
O da bir cesaret gösteriyorlar. Bu önce birliği yok ederek Hız’a tarihine akışınır. Memluklerin diğer ordulardan farkı bu hocam. Yani diğer Arab ordularından ve diğer bölgedeki ordularından Memluk birliklerinin farkı bu. Çok korkusuzlar. Aslında Osmanlıya da Osmanlı Savaşı’nda da geleceğiz. Osmanlılar topla tüfekle gelirken onlar kılıç kalkan onların üzerine yürüyor. Böyle korkusuz adamlar. Şunu söyleyebilir miyiz burada?
Aynı Cahut zaferi yani Memlukların Moğolları bozguna uğrattı. Moğol Öncü Kuvvetleri’nin bozguna uğrattığı bu zafer aslında Moğolların İslam dünyasını tarih sahnesinden silme girişimini de akamete uğratan bir zafer diyebilir miyiz statistikler açından? Tabii ki şimdi aynı Cahut biliyorsunuz. Gazze, Gazze dediğimiz yer bugün de Gazze Mısır’ın kapısıdır. Yani Yavuz da oradan gelmiştir. Gazze’den geçtikten sonra Mısır’dasınız. Sinat çölünü geçtikten sonra. Son kapı gibi. Son kapı. Yani Gazze derler Mısır’ın kapısıdır. Şimdi orayı geçtikten sonra çünkü bütün ulemanız Memluklere sığınmış. İşte kitaplarınız kültürünüz yani onun için Memluk devrinde çok ulema ve kitaplar ve medreseler yaygınlaşıyor. Çünkü insanlar Anadolu’dan Suriye’den Irak’tan buraya kaçıyorlar.
Şayet Moğollar belki Avrupa’yı bile kurtardı Memluk’lar. Yani hem Mısır ve Kuzey Afrika hem de bu savaşı galip gelselerdi. Moğollarla zaten ondan sonra birkaç savaş daha yapıyorlar ve yeniliyorlar. Ve ondan sonra belki Avrupa’ya da Osmanlı’larda yani tarihin seri tabii tarihte böyle şeyler konuşmak çok doğru değil. Hani şöyle olsaydı böyle olsa diye ama tarihin serini değiştirecek bir savaştır.
Şimdi Memlukları o zaman biz Haçlılara karşı verdikleri savaşlar Moğollar karşısındaki elde ettikleri zaferler İslam dünyasında Memlukları biraz koruyucu ve bir muhafız rolüne doğru taşıyor. Aslında hocam Memlukların meşruiyeti de bu sağlıyor.
Çünkü Memluklar sultan olduğunda Arap toplumuna sultan oluyor bu adamlar. Türk ve çoğu Arapça bilmiyor. Tabii ki orada da bir hani… Şunu bir kere daha altını çizerim isterseniz Cengiz Hocam. Köle olarak gelen çocukları büyüyorlar asker oluyorlar ve devleti yönetmeye başlıyor. Evet. Yönettikleri devletin tebaası Arap. Çoğunluk olarak Arap. Evet evet. Evet. Mısır ve Suriye. Onlara da tepkiler var ilk dönemde ya bu işte köle diye onları mesela tarih kitaplarına bakarsanız ilk dönem Memluk dönemin ilk dönemi Eyyubi hanedanı taraflısı çünkü hanedana karşı bir Memluk şey ya bu bunun işte Çengelli köleler Arapça bilmeyen köleler gelip burada bizi yönetiyor şeklinde. Bu meşruiyeti hem Haçlı hem Moğol yenilgileriyle sağlıyorlar.
Yani toplum diyor ki bizi ancak çünkü Arap ordularından veya başka şeyden kurtaracak onları kimse yok. Selçuklular yenilmiş Suriye gitmiş Irak gitmiş. Programın yani yaklaşık yarım saat önce kısmen temas ettik ama konuyla bağlantısı açısından bir kere daha hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum. Hem de etkisini isterseniz biraz daha açın. Moğollara ve Haçlılara karşı kazanılan zaferlerin ve İslam dünyasını müdafaa etme başarılarına 14. yüzyılda 15. yüzyılda Portekiz ve İspanyolara karşı arameyini bir muhafaza etmeler. Doğrudur. Doğrudur aslında burada Osmanlı ile mücadeleye de biraz da burada başlıyor.
Tabi biz olaylara biraz şey bakıyoruz yani tarihe bakarken benim okuman biraz daha genel üstten. Tekil bakıyoruz işte su kuyuları meselesi var falan gibi ama esas mesele bana göre burada şimdi Osmanlılar var, Safeviler var, Memlükler var. Üç. Bu bölge üç büyük devleti kaldırmaz. Zaten Osmanlı hem biliyorsunuz Safeviler.
Osmanlılarla mücadeleye geleceğiz ama şu İslam dünyası açısından Memlükler ne ifade ediyor? Biraz ona bir çerçeve çizmeye çalışıyorum Cengiz hocam. Söyleyeyim. Memlükler İslam dünyası açısından Osmanlı’nın henüz olmadığı bir dönemde, henüz kurulmadığı bir dönemde,
Selçukluların ve diğer Eyubilerin devletinin yıkıldığı bir dönemde iki büyük tehlike karşısında Mekke Medine de buna dahil, Kudüs de buna dahil bütün bu İslam beldelerini yani Arap coğrafyasını koruyabilen tek devlet. O zaman biraz Memlükler’le bu gözle de bakmak lazım.
Tabii ki işte biraz o açıdan biz diyoruz biraz Memlükler bu açıdan mazlum. Biz hep Osmanlı gözünden baktığımız zaman işte Osmanlılara zorluk çıkardı. Osmanlılar da onları tepeledi şeklinde bir tarih anlayışıyla bakıyoruz ama onların da çok önemli hizmetleri var. Ve bir Türk devleti olması hasabı ile büyük bir devlet olması hasabı ile tabi sadece askeri belki programın ileri saatlerinde konuşacağız.
Yani mimarisinden, sanatından tabi onu mutlaka asıl konuşmamız gereken kullardan biri ise o. O da var yani böyle küçük işte mesela Zengiler önemli bir devlettir ama hani Zengi ulemasından bahsedemeyiz anlatabiliyor muyum ama Fatihmi ulemasından çok bahsedemeyiz. Büveyhi ulemasından bahsedemeyiz ama Memlük ulemasından bahsedebilirsin Memlük mimarisinden bahsedebilirsin.
Onlara gireceğiz ve hakikaten program münasipetiyle bir haftadır Memlükleri yeniden okumaya başlayınca karşıma çıkan isimler insanı büyük hayranlığa sevk eden isimler. Ama isterseniz şu siyasi yapılanmayı ve siyasi ömrünü kısaca özetleyelim ve programda ağırlıklı olarak mimari, sosyal yapı, adli yapı, kültür, edebiyat ulema konusuna geçelim.
Osmanlılar, Memlükleri iki kısma ayırıyoruz. İşte bu Bahri Memlükler dediğimiz. Biraz önce sözünü ettiğiniz Nil Nehri etrafında şekillenen. Bahri Memlükler’den Kalavun’da kendi Memlük grubunu oluşturuyor. Bu da bir jenerasyon ve nesil değişikliği. O da Çerkezler’den oluşturuyor. Ama sistem aynı sistem. Bunları da… Zaten Tomanbay’da Çerkez’de mi son Memlük’ün daha?
Zaten 1382’den sonra büyük kısmı Çerkez. Yani Kansu, Gavri, Tomanbay. Ya aslında bir 30 seneyi saymayacak olursak Memlükler’e Çerkez… Hayır. Bunun iftirazım var, söyleyeceğim. 1282 dediniz ya. Doğru. Irk olarak Çerkez olabilirler. Sistem Türk sistemi. Ona bir şey demiyorum. Burada bir… Hayır yani menşe olarak. Menşe olarak öyle. Onu söz ediyoruz.
Hocam şöyle sisteme girmek için Türk olmak gerekiyor. Herkes kendini gizliyor. Mesela bir Ermeni de Türk ismi alıyor. Türkçe öğreniyor. O sisteme girmek istiyor. Yani bu önemli. Hani Çerkez de aynı şekilde. Yani böyle bir… Herkesler çok ayrı bir topluk olarak tanımlanıyor mu hocam? Değil ama hocam. Yani böyle bir sistem var. Yani bu sistemin özelliği biraz Türk olmakla alakalı. Yani o öyle konulmuş. Yani bunu milliyetçi şeyle düşünmeyin. Türkün hangi boyu? Bunlar Kıpçak.
Ya o zaman Türklerin Kıpçak boyu merkezi diyelim. Ama o tabii yaşadıkları coğrafya oradan alındığı için öyle biraz da. Anladım. Evet. Çünkü Oğuzlar zaten bölgeye gelmiş yerleşmiş. Çünkü hocam Memluk alabilmeniz için gayri Müslüm olması gerekiyor. Yani Osmanlı burada değil. Evet çünkü Müslümanı… Müslümanı alamıyorsunuz….yöleleştiremezsiniz. Oğuzlar Müslüman olmuş zaten. Evet. Yani siz nereden alıyorsunuz? Kafkasya’dan ve daha çok gayri Müslüm… Müslüman olmayan Türk bölgelerden alıyorsunuz.
Evet. 1282’den itibaren Kıpçak kökenli… 1382’den….Kırklar’ın yerine Çerkes kökenli Türkler geliyorlar. Buna niye Burcî Memlukleri de deniyor? Çünkü Kalav’ın bunları… Kahire’de bugün giderseniz Mehmet Ali Paşa Camisi’nin de olduğu kale var. Selahattin Eyyubi tarafından yaptırılan. Bu kalenin burçlarına yerleştiriyor. Öbürleri nehirdeydi ya. Onun için Bahri denmiş. Bunları da Burcî deniyor. Bu isimler hepsi modern. Yani bizim işte bin yüksük yıllarda…
Tamam. Başımın kullandığı isimler. Evet. Yoksa kendilerine bunlar Ed Devleti Türkiye, Türk Devleti Arapça olarak… Ed Devleti Şerkes’i ya Şerkes Devleti olarak adlandırıyorlar. Şerkes Devleti’yi de adlandırıyorlar. Tabii ki. Evet. Tabii ki. Yani bu açıdan önemli. Ed Devleti Türkiye. Türkiye Devleti değil. Türk Devleti. Anladım hocam. Anladım. Genelde karıştırılıyor hocam da onun için. Ed Devleti Türkiye’yi genelde insanlar…
Ben birkaç televizyon sohbetinde de izledim. Türkiye Devleti olarak algılıyorlar da onu düzeltmek için söyledim. Ama ilginç olan şu. Yani 13. yüzyılda 14. yüze kendilerini bir Türk Devleti olarak tanımamaları… yönetilen sınıfın kahir ekseriyetinin başka milletlerden olmasına rağmen. Evet. Evet. Şimdi yavaş yavaş Memluk Devleti’nin sonlarına doğru… Kirelim mi diyorsun? Geliyoruz. Hem toparlayalım çünkü asıl konuşmamız gereken konulardan birisi… Kültür ve medeniyet tarihinde, bilim tarihinde, düşünce tarihinde, sosyal tarihimizde, idari ve adli tarihimizde Memlukler neyi ifade ediyor? Çünkü kalıcılık asıl bunlar üzerinden sağlanıyor. Şimdi hocam Memlukler 13 ve 14. yüzyılda ekonomik açıdan da… Çünkü istikrar olduğu zaman biliyorsunuz uluslararası ticaretin burası merkez bölgesi. Ortadoğu o dönemde işte Baharat yolu İpek yolu dediğimiz… Deniz Ticaret Yollarına ana merkezi. Ve bütün bir zenginlik oluyor 13 ve 14. yüzyıllarda. Ancak 15. yüzyılda hem bu işte Memluk sisteminin hanedana dayanmamasından kaynaklanan istikrarsızlık… Bazen Memluk Sultanlarının tekel yapmaları… Mesela şeker diyor ki şekeri sadece ben satabilirim. Çünkü tekel ticarete de ilgileniyor. İşte ticaretle ilgileniyor ama tekel oluşturduğu zaman sultan fiyatları o belirliyor. Yani sistemi bozuyor yani piyasada oluşacak fiyatları tekel haline alıyor. Çünkü şeker o dönemde çok stratejik bir ürün. Ve bu sistem bir de tabii artık Portekiz saldırıları var. Yeni yollar bulunuyor. 15. yüzyılda zayıflıyor. Ekonomik açıdan zayıflıyor. Tabii bir de Osmanlılar yükseliyor. Yani Memlukler zayıflarken 15. yüzyılda Osmanlılar da en zirveye çıkıyor.
Yani iki sünni devlet açısından iki Türk devleti biri Oğuz diyebiliriz biri Kıpçak. Bir de Safevi aslında o da bir Türk devleti olarak kuruluyor düşünebilirsiniz. Şahismal ama o mezhebi bir farklılığı var. Bu ikisi arasında tabii ki ister istemez problemler başlıyor. Hani burada su kuyuları meselesi var. Dulkadir oğulları meselesi var. Başka başka meseleler de var ama benim şeyim…
Siyasi tercih meseleleri var. Görünür sebepler bunlar. İktidar biliyorsunuz şerik kabul etmeyen bir şey. Yani artık Osmanlı zirveye gelmiş ve güneyden de Portakiz tehtidi var. Bugün Umman’a gidin mesela. Portakiz kalelerini görürsünüz. Adamlar çıkmış. Yani Memlukler de zayıflamış. Osmanlı’nın oraya gitmesinin veya orayı fethetmesinin fethetme demek belki doğru değil. Ele geçirmesi çünkü Müslüman bir devletten… Hakemiyet kuruması. Hakemiyet kuruması. Yönetimi alması aslında Arap coğrafyası açısından da çok iyi oldu. Genelde Araplar Osmanlıları şöyle suçlarlar. Hocam belki biraz konu dışı olacak ama önemli olduğu için söylüyorum. İşte bizi 400 yıl yönetti. İşte bizim yönetim tecrübemiz olmadı. Geriledik falan sömürüldük falan gibi bu tür şeyler yazılır Arap Tarih kitablarında.
Osmanlılar olmasaydı bugün Arap coğrafyası Portakizce ve İspanyolca konuşuyor ve Katolik Hristiyan olacak. O zaman şöyle diyebilir miyiz? 13. ve 14. yüzyılda… Memlukler yaptı. 15-16-17. yüzyılda Osmanlılar olmasaydı Arap dünyasında bir dil değişimini dahi görmek mümkün olabilirdi.
Çünkü bu bölgeler de bakın 13. yüzyılda gibi olmadığı için Osmanlı olduğu için Memluk ve Osmanlılar olduğu için İspanya ve Portakiz gibi devletler deniz aşırı yollara başvurular. Belki de bunu zorlayan da buydu. Yani buralarda sağlam güçlü bir devlet olduğu için burada… Bir de tabii Memluklerin önemli zaaflarından birisi. Memluk sistemi Kara Ordusu hocam.
Bir silahlı yani ateşli silah uyum sağlayamıyor. İkincisi deniz başarısı yok Osmanlı’dan farklı olarak. Aslında güçlü bir donanmaları var. Ama yok yani Memluklular kara askeri. Deniz askeri değil. Yalnız ilginç olan şu ateşli silahlarla ilgili topu çökerken tarihten itibaren kullanıyorlar. Barut’u ilk defa Memlukların etkin bir şekilde kullandığı ve etkin kullanıma soktukları söyleniyor. Ama devamını sağlayamıyorlar.
Yani bu kültürel bir reddetme. Çünkü İbn-i Zümbül okursanız İbn-i İyas ile birlikte… İbn-i İyas’ın tercümesi Ramazan hocanın yaptığı burada. Evet şurada izleyicilerimizi de gösterelim. Dönemin önemli kaynaklarından birisi değil mi bu? Beş cilttir bu. Bunun bu Osmanlılarla ilgili kısmı gerçekten gün gün anlatır. Memluk cephesinden. Yani selim nameler var Osmanlı cephesinden. Bu tabi kendisi Memluk ve Memluk cephesinden olayı anlatıyor. Beş ciltlik eser çok önemlidir son dönem Memluk tarihi açısından ve Osmanlı idaresi açısından. Onun Osmanlılarla ilgili cildini Ramazan hocamız neşretti. Bir de İbn-i Zümbül diye bir o da doktora tezi olarak tercüme edildi.
O diyor ki İbn-i Zümbül ile tam bir Memluk bakış açısını yansıtan bir tarihçi diyor ki bu Osmanlılar kalleşçe savaşıyorlar. Yani topu atıyor, uzaktan… Halbuki erkekçe savaşçılar kılıçla, kalkanla, mızrakla yani burada kültürel bir şey de var. Yani ateşli silahları biraz Memluk mantalitesi yiğitlik olarak görmüyor. Tabii bu ne kadar gerçekçi bir şey.
Ama böyle bir şey de var. Onun için de uyum sağlayamıyorlar. Çünkü Memluk şeylerinden ona tarih kitaplarından Memluk yanlısı kitaplara baktığınızda bunu hissedebiliyorsunuz. Tabii ikimizin de doğrudan konusu değil ama burada Feridun Emesen ve Erhan Afyoncu’yu hayırla analım. Onların Savaşın Sultanları isimli kitabı.
Ve bu savaşları ayrıntılı bir şekilde ve bütün boyutlarıyla anlatıyorlar savaş stratejisi, teknik ve… Tabii ki. Osmanlı dönemi benim hani çok alanım olmayan bir dönem. Ben de çok da girmek istemiyorum ama yine de bazı genel… Ama özetle şunu söyleyebiliriz. Memluk açısından belki biraz daha aydınlatıcı olabilir. Mercedabuk ve Ridaniye Savaşı’na baktığımızda teknolojik bir üstündük ve bir savaş stratejisi ve hareket hazır. Hareket stratejisi belirleyici rol oynuyor. Yani Osmanlılar öyle çok da havada karada kolay bir zafer kazanmıyorlar. Hayır sadece şeyden geçişi düşünün. O Sina çölünden geçişi düşünün. Hani yağmur filan deniyor ama yani orada o kadar savaş yapmış. Mercedabuk oradan hani bu dediğimiz yerler uçakla bizim 3-4 saatte gittiğimiz yerler. Yani şimdi öyle kolay gibi bir söylüyor işte.
Mercedabuk Halep’in kuzeyinde Halep, Dimaşk oradan Hama, Humus, Dimaşk iniyorsunuz. Aşağıda Amman var, Kerek var oradan gidiyorsunuz. Gazze’ye giriyorsunuz. Sina bu yani 3-4 bin kilometre ve sıcak… Aslında basit bir soru sorabiliriz. Mesela bugünkü sıcakta İstanbul gibi bir iklimde acaba 3 saat yürümek mümkün mü? Onlar ise bu sözünü ettiniz coğrafyada. Saatlerce yürüyorlar savaş mühimmatıyla ve… Mutfağıyla yürüyor, atlarıyla, topuyla, tüfeyle, normal yürümek ile, erza ile… Ve her an tetikte yürüyor yani savaş halindesiniz. Çünkü bulunduğunuz bölge bir Arap bölgesi. Arkadaşlarımız şimdi ekranda hem orduların Anadolu’dan, Mısır’a, Memluk seferlerinde takip ettiği güzergahı gösteriyorlar.
Hem de orduların konumunu ve yol alışını gösteriyorlar. Bu belki bir anekdot olarak bir şey daha anlatayım. Mercedabuk çok önemli. Bu günlerde de, günlemde biliyorsunuz. Dabuk ovası, Dabuk ovası, bu daişin şeylerinde çok vardı. Kıyametten önce yapılacak savaşın Armageddon savaşının veya Melhame-i Kübra bizim. Geçen sene iki askeri harekatten önce çok… Evet, Melhame-i Kübra olarak 3-4 yıl önce çok konuştuğumuz savaş yerisinde o Mercedabuk, yani Dabuk ovasıdır.
Yani Yavuz Sultan Selim’in Kansı-Gavri’yi mağlub ettiniz. Evet, o ovadır. Ondan sonra Ridani’ye geliyor tamamlayı. İki gün sürüyor savaş. Hocam şöyle söyleyeyim tabi, esas savaştan daha önemli oradan oraya nakil. Yani Mercedabuk’tan… Sefer. Evet. Güzelgahı açmış. Mercedabuk’tan o Ridani’ye. Çünkü Mısır… Siz tabi bölgeyi de biliyorsunuz.
Tabi kış şartlarında bile hocam yani Mısır’da şimdi Ocak-Şubat ayında da gitseniz 25-30 derecedir. Yani öyle Türkiye’nin kışı gibi de değil. Yani sonuçta o mühimmatla ve Sina çölü dediğimiz bir çöl. Bugün Filistin’in güneyinden doğru girdiğiniz zaman veya yine Ürdün’ün güneyine doğru girdiğiniz zaman normal çöl. Tabi Osmanlı kaynaklarında hem Sina çölünü açışlayan Mısır seferine çıkışta Yavuz Sultan Selim’e bir işlenen manevi rol ve manevi yardımlarda… Sürpriz. Uzun uzun anlatılıyor. Tabi maneviyat dönemde. Mesela arkadaşlarımız ekranda gösteriyorlar. Sevgili seyirciler bu ekranda gördüğünüz harita aslında Türkiye’de ilk defa kullanılan haritalardır. Üç boyutlu haritalar. Ben de ilk defa görüyorum. Bunlar çok bizim tarihçiliğimizde kullanılmayan haritalardır. Ve mevcut topografi üzerinden yapılan haritalardır.
Bunlar editörlüğünü Bendeniz’in yaptığı Erhan Afyoncu ve Erdün Emesenin Savaşın Sultanları kitabında ilk defa kullanılan haritadır. Ve Osmanlı ordusunun Mısır’a geçiş güzergahını gösteriyor. Çok uzun bir şey var değil mi? Orada Kuneytira var hocam. Orası işte Golan tepelerinin olduğu yer. Çöl değil mi? Çok uzun. Bakın Anadolu’dan çıkıyor ve ne kadar uzun bir çöl. Aslında şeyye kadar yani Ürdün’e kadar o bölge Mümbit Hilal dediğimiz yeşil bir bölgedir. Ama Ürdün’den itibaren çöl başlar. Evet. Yani hakikaten büyük bir askeri başarı. Tarihin bana göre Türk tarihinin en büyük Maraşeli Yavuz Sultan Selim’dir. Bu Maraşerlik’te hem Gidani çaldıranı yapıyor ondan iki yıl sonra.
Mercedabuk ve bu yani bu şey çok kısa dönem içerisinde ki Balkan coğrafyası gibi değil burası. Haritada güzel yapılmış. Ben bu ekranları görünce daha etkileyici bir boyut da görüyoruz. Burada sinemacı arkadaşlar yaptılar bunu. Sinema sektöründen gelen arkadaşlar üç boyutlu ve Türk tarihinde ilk defa üç boyuttular kullanılan haritaları TRT2 ekranından izliyorsunuz.
Ben de ilk defa böyle bir programa katılmış olmaktan dolayı ayrıca onur duydum hocam. Daha çok onur duymanız gereken faktörler olacak TRT2 ekranlarında inşallah Cengiz Hocam. Tabii sevgili seyirciler burada müsaadenizle Yavuz Sultan Selim’den siz Maraşel dediniz ya aslında entelektüel kimliği de çok büyük bir şahsete.
Mesela Ekberi tarikatına mensup İbn Arabi Ekmeline ama Cengiz Hocam Ritaniye Savaşı’na Yavuz Sultan Selim’i atledilen ve bendenizi de çok etkileyen bir hadise var sevgili seyirciler. Bu aslında bizim tarihimizde insana verilen önemi göstermesi aslında son derece önemli. Malumunuz Ritaniye Savaşı’na Tomav Bay çok stratejik bir harekat gözetiyor ve doğrudan Osmanlı ordigahını yani Yavuz Sultan Selim’in bulunduğu çadırı hedef alıyor.
Çok stratejik bir harekat merkezi düşürüp, partisi düşürüp orduyu dağıtmak ve ordugaha kadar da ilerliyor. Orada Sinan Paşa’yı görüyor ve onu Yavuz Sultan Selim zannederek. Tabii o tam olarak kimin öldürdüğü biraz rivayetler var. Yani işte o hucunda Sinan Paşa ölüyor. Şehit oluyor diyelim. Şehit oluyor diyelim yani niyetler de burada belirleyici ama beni en çok etkileyen Yavuz Sultan Selim’in Sinan Paşa’nın vefatına duyduğu hüzün ve kullandığı cümle çok da yakışıyor. Değer miydi Sinan? Bir Mısır sana değer miydi diye. Bu aslında insana verilen önemi çok çarpıcı bir şey. Mısır’ı aldık ama Sinan’ı ilk adı da Yusuf biliyorsunuz. O Hz. Yusuf’a da termihen. Öyle siz anlatır mısınız?
Evet yani o şeyi kaybettik. Yani Mısır’ı aldık ama Yusuf’u veya Sinan’ı kaybettik. Bu tabii yani bir kişi ki Mısır çok önemli yani Mısır şöyle söyleyeyim.
Mısır başka yerlere benzemez devlet ekonomisi açısından çok önemli bir senede Nil biliyorsunuz taşıyor sürekli olarak verim veren yani sürekli olarak bir tarım. Hocam bakın ekranda mesela Tomanbay’la savaşta Osmanlı ordusunun harekatını takip ettiği manevrayı gösteren harita budur.
Malhun ordusu da tabii çok akıllıca bir taktik izliyor. Katdam dağının onlar tahmin etmiyorlar bunu yani Memluk’lar tahmin etmiyorlar. Bir de Memluk’lar dediğim gibi hani toplar filan da var ama onları istedikleri gibi kullanabiliyorlar. Osmanlı’nın farkı burada toplardan ziyade Tüfenkler hocam. Tüfenkler ama asıl belirleyici olan? Taktik. Akıl. Tabi ki. Strateji.
Her şeyden önemlidir. Eğitimde de böyledir. Siyasette de böyledir. Yani bir stratejiniz yoksa kazanma şansınız olmaz. Bir tarihçi olarak bu haritayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Çok güzel hocam yani ben de hani ilk defa görüyorum daha önce görmedim yani programdan önce de görmedim. İlk defa tercih ekranlarında üç boyutlu bir savaş planı. Hem renkli olması hem üç boyutlu olması çok açıklayıcı çünkü biz bunları hani sözleri anlatıyoruz. Ve coğrati alan da birebir topografik yapıya uygun.
Tabi orada işte Nil, Nehri, Bulak, Kahire bütün şehirler görüyor. Mukattam dağ görüyor. Enteres olan olan şu yalnız tabi bakın koskoca bir ordu okları takip ediyor. Yani dönüşü, dolaşı, mevzi alışı hakikaten ilginç. Şimdi evet.
Bir de tabi Osmanlı suvarisinin burada şeyini de söyleyelim yani Memlükler biraz daha piyade. Osmanlıların suvarisinde üstünlüğü var. Bunu tabi ateşçi silahları… Mağlubiyete sebep çok, zaferede sebep çok diyelim. Doğru, doğru. Ama hepsini rahmetle analım. Şüphesiz yani bu önemli bir belki önemli bir hayırlı bir şey de oldu. İslam dünyası açısından tabi Mek Mısır’dan bahsederken Hicaz’ı da unutmayalım.
Haremeyini unutmayalım. Çünkü hani hem görüntüde de olsa şey halife… Abbasiler. Abbasi halifesinin torunları Mısır’da hem de Mekke ve Medine önemli bir mümin. Bir de Kudüs tabi. Üç yani ziyaret edin hani ziyaret ama ibadet amacıyla ziyaret edilecek üç mescit işte… Uğruna at koşulabilecek efendimizin hadisiyle. Kudüs-i Şerif yani Mescidi Aksa ve Medine-i Münevvere üçünü de Memlukler elinde tuturuyor. Ve Memlukler artık zayıflamış durumda. Ve koruyamayacak durumda. Portekiz, İspanyol yüzyılları tecavüzleri devam ediyor. Peygamberimizin kabrini bile kaçırdı. Tabi o tür çabalar hep tarihte olmuş.
Ama yani Memluklerin hem denizci olmamaları hem de ateşli silaha yani teknolojik şeye intibak edememeleri… Kaçınılmaz olarak böyle bir sonuçla… Ve Osmanlı bu fonksiyonu üstleniyor. Evet. Tabi… Daha güçlü bir devlet olarak. Merci Davuk ve Ridaniye zaferiyle birlikte aslında Osmanlıların ve İslam dünyasında yeni bir sayfa açılıyor. Hilafet Osmanlıları geçiyor. Kutsal emanetler İstanbul’a geliyor. Tabi kutsal emanetler deyince de demeyeceğin güzel bir kısaca birkaç cümleyle…
Evet tabi işte yani Hırkayı Saadet yani ta emevlilerden beri yine Hz. İbrahim’in tenceresi… Çeşitli Kuran-ı Kerimler gibi Hz. Osman’a atfedilen Kur’anlar… Bunların bir kısmı Mısır fethinden sonra bir kısmı ise daha sonraki zamanlarda buraya getiriliyor. Tabi bir de hilafetin getirilmesi ancak şunu hemen söyleyebilirim.
Yani hilafet Osmanlılar için o dönemde çok da büyük bir önem taşımıyordu. Yani Yavuz Sultan Selim için ve Osmanlı Sultanları için. Çünkü hilafetin fonksiyonu aslında 1258’de Moğolların Abbasi Halifesini öldürmesiyle aslında sona ermişti.
O nedenle yani hilafetin getirilmesinin Osmanlı açısından çok önemli olduğunu ben düşünmüyorum şahsa. Ekranda da şu anda arkadaşlarımız kılıçları, kutsal emanetleri gösteriyorlar. Sanıyorum bunlara TRT ekranlarından almışlar bu görüntüleri. Ve hakikaten çok yakından çok güzel çekimler bu kılıçlardan birisi.
Gelen emanetler neler onu bir tekrarlayalım isterseniz. Şimdi hırka-ı saadet var biliyorsunuz. Peygamber Efendimiz’in hırkası en önemlilerden bir tanesi o. Hz. Osman’a nisbet edilen Kur’an-ı Kerimler var. Bir de dediğim gibi önemli sahabenin büyüklerine ait. Peygamberimizin sancağı şerifi var. Sancak şerif var evet onu söyleyeyim. Kılıçlar. Kur’an-ı Kerimlerden birisi bu şu anda ekranda gösterilen. Bu Kur’an-ı Kerimler biliyorsunuz neşredildi.
Tayyar Alkı Kulaç hocamızın edisyonuyla İrsika tarafından neşredildi. Onu da hem tıpkı basım olarak hem edisyon kritik olarak. İrsika ve İsam yayınladı bunu. Evet onları da onlardan da bahsedelim. Bu şu anda kutsal emanetler dairesi. Tabi hocam bir de unutmadan çok önemli kitaplar getirildi. Yani bugün işte mesela Ayne’nin İktil Cumanı’nın otoraf meclif hattı burada Memluk Denemi’nden kalma.
Çok önemli belgeler ve kitaplar da bugün Topkapı Sarayı Müzesi’nde mevcut. Bu da önemli. Yani oradaki önemli Arapça eserler biz bugün gidip onları görebiliyoruz. Evet şeyleri arkadaşlar Kabe Örtürleri. Kabe Örtürleri. Bunlar Peygamber efendimizin kılıçları. Bunları gösteriyorlar.
Bunlar arşivden gelen çekimler, teriti ekrandan son derece çekimlerin kendisi de tarihi çekimler. Askeri Teşkilatlarını konuştuk. İdari Teşkilatları nasıldı? İdari Teşkilatları aslında biraz Eyyubilere benziyor ama farklı. Osmanlılardan da farklı.
Yani klasik İslam tarihindeki hanedanların teşkilatlarından farklı hocam. Biz normalde vali dediğimiz kişiler bu Eyyubilerden gelen Naib. Bunlar yine Memluk emirlerine veriyor. Mesela Halep Naib-i Saltanası var. Dimaşk Naib-i Saltanası var. Yani valilik bir nevi eyalet sistemi gibi. Bunun dışında Naib-i Saltanat’ın altında da valiler var. Yani daha düşük düzeyde. Mesela vezirlik gibi şeyler bunlar Abbasilerde, Osmanlılar da çok önemli. Halbuki Memluklerde Atabakül Asakir gibi hep askeri sınıf önemli.
Yani Memluklerde askeri sınıfa dayalı bir idare düzen var. Yani bürokratik sınıf biraz daha hep altta. Yani şey, devletin sistemi askerler, Memluk emirleri üzerine kurulmuş durumda. Hem ordu hem bürokratik sistem. Ve sık sık da isyanlar oluyor. Yani Halep’e atadığınız Naib-i Saltan’a bir müddet sonra size isyan edebiliyor. Çünkü onun da büyük bir ordusu var. Genellikle kendi huştaş dedikleri, kendi yani bizim modern asker devrelerinden kişileri atıyorlar. Ama genellikle isyanlar da çıkabiliyor. Bunun dışında kaşifler var, valiler var. Klasik İslam tarihaneden yönetim sisteminden farklı. Genelde mahsus bir yönetim yani sisteminde oluşturulmuş. Memluk’lar deyince bizim en çok öğrenmemiz gereken, üzerinde durmamız gereken konulardan birisi Memluk’lardaki idari hayatın yanında ilmi hayatı. Hakikaten çok farklı bir durumla karşı karşıyayız. Arkadaşlarımız bunu konu alan bir vetere hazırlamışlar. Hep birlikte onu izleyelim şimdi sevgili seyirciler. Memluk’lar kuruluşlarından 10 yıl sonra Doğu İslam dünyasını kasıt kaburan Moğolları aynı celutta hezimete uğratarak adeta tarihin akışını değiştirdi. Bu zaferle birlikte başta ülkeleri Mısır ve Suriye olmak üzere İslam dünyasını Moğol tehlikesinden kurtaran Memluk’lar, İlhanlı Moğollarına ve onlarla iş birliği yapan Orta Doğu Haçlı Prensliklerine karşı da mücadelelerde bulundu. Moğoları durduran ve söz konusu Haçlıları nihai olarak bölgeden çıkaran Memluk’lar, Mısır-Abbas-i Hilafeti’nin merkezi olup, Mukaddes-Hicaz bölgesinin hakimiyetine üstlendi. Elde etmiş oldukları merkez ve en güçlü İslam devleti olma özelliklerini dengenin Osmanlılar rehine bozulmasına kadar iki asırdan fazla devam etti. Siyasi ve askeri başarılarının yanında Memluk’lar devri parlak bir ilmi harekete de sahne oldu. Hz. Ömer zamanında gerçekleştirilen fetihlerden itibaren canlı bir ilmi hayata sahip olan Kahire ve Şam, Memluk’ların kuruluş yıllarında İslam dünyasının en önemli iki kültür merkezi haline gelmişti. İslam dünyası Moğol ve Haçlı istilaları yüzünden önemli bir krizin eşiğindeydi. Müslüman mülteciler dönemin güvenlik içindeki yegane İslam ülkesi olan Memluk devletine sığındı. Bu mülteciler arasında başta Endülüs ve Mavera-un-Nehir olmak üzere İslam dünyasının çeşitli yerlerinden gelen en mümtaz alimler bulunuyordu. Memluk devletinin baş şehri Kahire, alimlerin de katılımıyla Moğollar tarafından tahrip edilen İslam dünyasının en önemli kültür merkezi Bağdat’ın yerine aldı. Kahire ve Şam medreselerinde merkezleşen ilmi hareket Memluk sultanlarının da desteğiyle büyük bir gelişme gösterdi. İlme ve ilim adamlarına büyük önem veren sultanlar ve diğer devlet adamları çok sayıda medreseyi şahittirdi. Bu medreselerde görev yapan müderrisler, okuyan talebeler ve hizmetlilerin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak geniş vakıflar tahsis edilmişti. Bilhassa Kahire ve Şam’daki bu müesseselerden günümüze kadar ayakta kalanlar Memluk ilmi hareketinin canlı birer şahitleri durumundadırlar.
Memluklerin hükümran olduğu iki buçuk asırlık zaman dilimi içinde dini ilimlerin her kolundan büyük alimler yetişmiştir. Tek bir ilimde ihtisaslaşmak yerine pek çok ilimde ürünler vermişlerdir. Evet sevgili seyirciler, Beşiktaş’ta İhlamur Kasrı’ndan canlı yayında TRT-i Kerkeanlarında Tarih Söyleşileri programında Profesör Doktor Cengiz Tomar Hoca ile Türk tarihinin, İslam tarihinin çok bilmediğimiz ama önemli bir döneminde çok önemli hizmetlere imza atmış ve etkileri çok geniş coğrafyaları da etkili olmuş, izleri sürmüş ve bugünkü Ortadoğu’nun oluşumuna da tesir olan bir devleti Memlukları konuşuyoruz.
Ve biraz da bu devletin sistemini, siyasi gelişmelerini, ana olaylarını, ana isimlerini konuştuk ama tabi ki asıl konuşmamız gereken konulardan birisi de Cengiz Hoca. Bu devletin ilim, kültür, sanat ve medeniyet hayatı. Kalan on on beş dakika içerisinde bu konuyu bir ana haltlarla ele alalım. Memluklar deyince özellikle Kahire’de ve Şam’da çok sayıda medrese var. Yani iki şehirde yaklaşık 250 civarında medrese var.
Ve bu medreseler büyük medreseler. Adeta külliyet tipi yapılır. Bu medreselerin bu denli büyük olmasını ve fonksiyonu olmasını neye borçluyuz ve neden? Şimdi bugün Edirne’ye, İstanbul’a, Saray, Bosna’ya baktığınızda ne silüeti görürsünüz? Bir Osmanlı silüeti görürsünüz değil mi? Veya Kayseri, Konya, Sivas, bir Selçuklu silüeti görürsünüz.
Bugün Arap dünyasının merkezi ki bir kısmı maalesef Hicaz’dakilerin büyük kısmı yıkılmıştır sonradan biliyorsunuz çeşitli. Çünkü bunların büyük kısmı Türbe. Kahire, İskenderiye, Şam, Hama, Humus, Halep, Kudüs, Trablus, Sayda, Sur gibi bütün bu orta doğunun önemli şehirlerine baktığınızda göreceğiniz mimari silüet Eyyubi Memlük silüetidir.
Maalesef Halep’te büyük bir yıkım oldu ama gittiğiniz zaman işin ilginç bir tarafını daha söyleyeyim. Bütün buraları fetheden Osmanlılar bu silüete asla dokunmamıştır. Saygı duymuşlar. Kendileri ilaveler yapmıştır ama o silüete uygun ilaveler yapmıştır. Giderseniz bugün Şam’ın merkezinde Tekiye Süleymaniye’ye vahde… Tabii Şam’dan geriye ne kaldı bilmiyoruz.
Şam’ın içinde çok büyük problem yok. Benim aldığım haberlere göre uzun zamanda yaşadığım bir yer… Halep’te ve diğer bir yerden daha fazla. Halep’te daha fazla. Kuzey’de daha fazla problem var. Orada medreseyi, camiyi yapmıştır ama Şam’ın ablak usulüne göre yapmıştır. Asla Memlük Eyyubi silüetini bozmamıştır. Siz minareden anlarsınız caminin şeklinden Osmanlı camisi olduğunu ama genel silüeti asla bozmaz. Bu Osmanlılara bunu da söylemek lazım. Bu mimariye baktığımızda genelde Aptika Maret mimarisi ve Arap bölge mimarisi belirleyici oluyor ama… Şam bir mimari daha var….Türkistan mimarisi var. Yani Türkistan coğrafyasının mimarisinin buradaki yansımaları nasıl? Var hocam. Bugün eğer siz… Ben orta asya demiyorum dikkat ederseniz. Türkistan coğrafyası diyorum. Bu tabirin… Tabii orta doğal su talımları farklı.
Türkistan coğrafyasına gittiğiniz zaman bizim orada Kazak, Kırgız kardeşlerimizin, Özbek kardeşlerimizin mezarlıklarına bakarsanız… Kahire’deki Memlük mezarlıklarıyla, Memlük türbeleriyle birebir eş olduğunu görürsünüz. Şu anda 21. yüzyılda. Yani bu mimari de belliyiz. Belli etkiler var. Ama Samerra, Türkler tarafından yapılan Samerra’daki o büyük caminin Melviyye adı verilen……minaresinin bir benzerini Kahire’de Ahmet bin Tolunç camisinde görürsünüz. Ama zaten Tolunoğulları bölgede kurulan ilk hanede. Tabii ki. Yani Memlükler askeri bir devlet, askeri bir yapılanma olmakla birlikte.
Bir medeniyet kurmak, yani bu Osmanlı içinde geçerli Selçuklu aynı zamanda bir mimari sentez gerektiriyor. Yani medeniyet dediğim şey total bir kavram. Yani bir alanda çok iyi olup bir alanda çok kötü olmuyorsunuz. Sizin ulemanınız nasılsa mimariniz de ona göre oluyor. Birleşik kaplar gibi. Tabii ki.
Ben de Mesela Anadolu coğrafyasında ve farklı bölgelerde olduğu gibi Memlük coğrafyasındaki mimariyi bölge mimarisinden ayırmak veya farklı bir mimari çizgini hakim olduğunu söylemek pek de mümkün değil zannediyor. Hocam şöyle söyleyeyim. İzleri olmakla beraber. Şöyle söyleyeyim. Tabii ki Abbasi mimarisinden bize çok şey kalmadı. Emevi mimarisinden bize çok şey kalmadı.
Ama bizim yani Ortadoğu’ya baktığımızda bize kalan mimari daha ziyade Eyyubi Memlük mimarisi. Yani o şehirleri onlar. Çünkü bu tabi Abba Emeviler döneminden sonra Abbas pek çok yıkımı uğradı diyoruz ya işte Halep’i işte Moğollar yıktı Bağdat’ı yıktı diyoruz ya. Evet.
Bunları tekrar yapanlar o silahete göre yapanlar Eyyubi Memlük mimarisi. Tabii bunların içinde neler var? Medreseler, camiler, Dâül-i Hadisler, Dâül-i Kur’anlar. Yani hemen hemen hastaneler. Bütün bunları o şehirlerin siliyetinde görebiliyorsunuz. Siz şöyle bir soru sordunuz. Bu soru ilginç.
Neden bu kadar vetrede de vardı? Çok fazla vakıf, zengin vakıflar ve medreseler. Evet o… Bu enteresan bir… Şam’da 160, Kahire’de 75. Kudüs’te de. Büyük medrese. Kudüs gibi küçük şehir ki Kudüs’ün nüfusluğu asla orta çağda 10 bini geçmemiştir. Memlüklerin yaptığı 40 medrese var şu anda. Antlayabiliyor muyum? Evet.
Burada Kudüs’le ilgili bir şey söyleyeceğim. Kudüs aynı zamanda Memlük emirlerinin cezalandırılmak için sürüldükleri yerdir. Çünkü orada askeri garnizan olmadığı için yaramazlık yapamazlar diye. Dini bir mekan diye. Onda antiparantez Kudüs’le ilgili söyleyeyim. Bunun bana göre birkaç benim okumam. Tabii ki bu herkes buna katılır katılmaz. Bir tanesi bir ihtida psikolojisi. Yani siz Türk’sünüz. Bir çocuk olarak getiriliyorsunuz. Orada yetiştiriliyorsunuz. Ama toplumla tam farklı bir kültürünüz var. O ihtida psikolojisi, sonradan belki Müslüman olma psikolojisi çok hissediliyor Memlüklerde. İkinci şeyde, o dönemde Orta Çağ toplumlarında, İslam toplumlarında muhalefetin en önemli merkezi ulema. Yani kamuoyunu kim oluşturuyor? Ulema. Ulemayı tatmin etmeniz gerekiyor. Ulemayı da nasıl tatmin edersiniz? Medreseler kurarsınız ve onlara zengin vakıflar tahsil edersiniz. Oradan da bir ilim ortaya çıkar ve ulema da sizden tatmin olur.
Çünkü siz zaten Memlük’siniz, kölelisiniz, dışarıdan gelmişsiniz, o toplumu yönetiyorsunuz. Onları tatmin etmeniz lazım. Üçüncü bu husus, aynı Osmanlı’da da bunun bir benzeri var belki, Ocaklık Aile Vakıfları. Çünkü Orta Çağ toplumlarında devletten kazandığınız şeyler müsaade edilebiliyor. Yani devlet buna her zaman el koyabiliyor.
Onun için sizin ailenize vakıflar bırakmanız gerekiyor. Onun için de vakıflar çok fazla atıyor. Yani bu üç unsur önemli ama hani sebep ne olursa olsun, Memlükler, medreseler açısından, şehir mimarisi açısından, ilim, hastane gibi toplumsal, ictimai müesseseler açısından bugün Arap coğrafyasına büyük hizmet vermiştir ve hala bu izler kullanılmaktadır. Bunların büyük kısmı mesela giderseniz Şam’da Baybars medresesi, orada Zahiriye Kütüphanesi, bunların hep Memlükler’e neden kalmadı. Tabii Memlüklün bir de sanatı var. Yani mimari yanda sanat da var. Arkadaşlarımız şimdi mesela Ekrem’e, Türk-İslam eserleri müzesinde bulunan eserlerden birisi de bir badeyi taşımış.
Bakır işçiliği, Şam’danlar, Avizeler. Yani o da bir, yani nasıl bugün biz bir Osmanlı objesini gördüğümüzde, bunun Osmanlı olduğunu söylüyoruz, Selçuklu objesini gördüğümüzde, Memlük objesini de yani Memlük Kur’an-ı Kerim’ini gördüğünüzde hemen anlarsınız ve bu Memlük Kur’an-ı Kerim derseniz. İşte bunu gördüğüm zaman hemen ben bunu anlarım bu Memlük. Şimdi de başka eserler de var sanıyorum. Arkadaşlar onlar da Ekrem’de şimdi paylaşmaya başlayacaklar ama siz diyorsunuz ki
mesela bu da bir matara. Gördüğümüz zaman Memlük ait bir eseri bu tarzından dolayı bu Memlük diyebilecek kadar kendine mahsus bir sanat çizgisi vardı. Bir senet, sentez oluşturmuştur. Aynı Selçuklular gibi, aynı Osmanlılar gibi. Bu da önemli ve bunu nerede yapmıştır? Arap topraklarında yapmıştır. Yani Mısır ve Suriye’de yapmıştır. Bu açıdan da, bunlar usturlaplar. Evet, usturlaplar da çok fazla. Tabii burada bir hatırlatmada bulunalım. İzleyicilerimiz belki Memlük’lara ait eserleri derli toplu kitap olsun, had eserleri olsun, bilimsel eserler, sanat eserleri olsun, nerede göreceklerini merak ediyor olabilirler. Evet. Bunların önüme adresi neresi Cengiz Hocam? Topkapı ve İslam eserleri. Türk-İslam eserleri, Müze Semer Sultan Ahmet Camii’nin. İkisi de karşı karşıya zaten. Mesela bu çok muhteşem bir kandildir. Şimdi ekranda görüyoruz ama… Kandiller, Şam’danlar, bunlar yani bugün Kahire’ye gittiğiniz zaman bunları camilerde görüyorsunuz. Cam işçiliği aynı şekilde ve hatı, kendi de mahsus bir hatı da vardır Memlük’te. Bunlar bu 14. yüzyıl mesela 1300 yıllar. Bu çok müşür. Kandille bakıyor. Asgı kandiller. Bunların modern replikaları da artık günümüzde yapılıyor. Hem Mısır’da hem Türkiye’de.
Ama önemli olan şu, bunu gören ve bu işten aldıyan birisi bu Memlük. Mesela şuna bakın, bu esere bakın. Bu da 14. yüzyıl. Cam askı kandil. Türk-İslam eserlerimizi hakikaten sadece Memlük değil, bir İslam coğrafyası da son derece önemli bir birikimi taşıyor hocam.
Bazen Kahire’ye gitmeden de, aslında EUB, Selçuklu, Şam’a gitmeden, hepsini İslam eserleri müzesinde görebilirsiniz. O açıdan aslında çok şanssızız İstanbul’da biz. Tabii ben arkadaşlarımıza tebrik ederim. Editörü, yapımcıları ve TRT2 ekibini. Bu görüntüleri toplamışlar sadece bu programıma.
Ben de çok yardımcı olmadım aslında vakitsizlikten dolayı. Arkadaşlarım tamamen kendi becerileriyle yani. Benim bir payım yok bu görüntülerde. Onu da söyleyeyim bir kadirşinaslık olarak. Öyle mi? Evet. Biz sanki yardımın olur diye beklemiştik. Biraz boşuna mı beklemiştik? Maalesef vakitsizlikten dolayı söz vermiş olmama yapamadım. Estağfurullah buraya gelişin ve saatlerini bizimle paylaşın. Engin, Bilgin’i paylaşman da son derece önemli katkıdır.
Şimdi biraz da Memluk’lardaki ilim hayatını konuşalım. Bu hakikaten çok önemli. Hem Haçlı istilası hem Moğol istilası. Müslüman alimlerin Memluk coğrafyası taşınmalarının en önemli etkenlerinden birisi. Bir sığınak. Bir sığınak gibi. Melce. Biraz önce büyük medreselerden söz ettiniz ama bu medreselerde görev yapacak. Bu ulema zümresi de lazım. Ben şöyle bir okuma yaptım. Kimler var Memluk? İlim haritasında diye isimleri görünce başım döndü. Vallahi sayacak. Birkaç lansı sayalım mı? Saysak üç saat sürer herhalde. Buyrun hocam. O kadar vardı. Ben çok az sayıda aldım. Mesela İbn-i Tehmiye. Evet. Çok meşhur.
Kurtubi. İbn-i Tehmiye’nin tabi özelliklerinde günümüzü de çok etkileyen bir düşünürlerden olması hala. Etkisi devam ediyor. Etkisi devam eden, eserleri okunan ve bir ekol olarak devam eden bir ilim adamı. İbn-i Tehmiye. Kurtubi, Ebu Hayyan, Suyuti, Nevevi. Mesela Celal-i Aleyhi’nin tefsirlerinin müelifleri imatüb liselen ders kitabı olarak okudu. Bendenizin de ders kitabı olarak okuduğu bir eserdir. Celal-i Aleyhi’nin tefsiri sevgili seyirciler, imatüb liselerinde biz ders kitabı olarak okuyorduk. Makdisi, İbn-i Lücezeri, Heysemi, İbn-i Hacer el-Askalani, Zehebi, Berededdin el-Ayni, Kastelani, Efendim İbn-i Kesir. Mesela tefsir tarihi açısından.
Cevziye. Mesela Peygamber sevgisinin somutlaştığı, en müşahhas haliyle, en duygulu haliyle klasikleştiği, onlarca, yüzlerce şerhe konu olan eser de Memluklar dönemine ait. Hangisi o? Gelmedi. İmam Bursuri’nin… Ha Bursuri….kasideyi… Evet. Kasideyi bir de….kasideyi bir de müelifi. İmam Bursuri o okunması bile şifa adledilen şehrin müelifi, Kalka Şendiyi, Makdisi, İbn-i İyaz Memluklara ait. Evet. Evet, biraz önce bahsettik, kitabını gösterdik. Şu kitap da yine dönemin… Evet, o da evladın Nas’dan Memluk çocuklarında. Öyle mi? Bu şeyin… İbn-i İyaz….İbn-i İyaz, bir köle generalin oğlu ama ilim ehli.
Tabii asıl onlarca isim daha sığlamak mümkün ama bir tanesini söylesek herhalde seyircilerimiz. Evet. Ne yaparlar Cengiz Hoca? Tabii yani çok… İsmi söylemeyelim ama… Söylemeyelim diyeyim. Yani özellikle tarih felsefesi, siyaset felsefesi, sosyoloji alanında gerçekten yani o dönemin artık son yıldızlarından bir tanesi ve bugün sadece Türkiye’ye değil bütün dünyada etkisi. Büyük ve etrafında, eserleri etrafında binlerce ciddi bir literatür oluşturmuş önemli bir insan. Hem kendisi devlet adamı siyasetçi hem aynı zamanda filozof bir şahsi. Memluk devlet adamı aynı zamanda? Evet. Sadece etkisi yaşadığı dönemde kalmıyor. Aslında tabii bu teori ve pratiği birleştirmesi çok önemli. Yani biz genelde ilim adamları biraz teorik kalıyoruz hocam. Ama o açıdan mesela Nizam-ül Mülk’ü, Lütfü Paşa’yı falan da zikredebiliriz. Siyaset kahmede çok önemli bir klasik ama bu sözünü ettiğimiz eser ve müellifi başka bir şey. Tabii Kuzey Afrika’yı, Endülüs’ü, Mısır’ı biliyor, oradaki siyaseti biliyor ve belki tarihte ilk defa bir tarih felsefesi, toplum felsefesi, sosyoloji yani Batı’da sosyoloji çok yeni bir bilim biliyorsunuz. Yani tarihin kanunlarını, toplumsal kanunları bulmaya çalışıyor. Bu açıdan tabii çok önce bir isim herhalde tarih tahmin etmiş. Tabii arkadaşlarımız şu anda biz ilim hayatını konuşurken yine Türk-İslam eserlerinde bulunan ve hakikaten Kur’an-ı Kerimler başta olmak üzere hem sanat tarihisinden hem ilimler tarihisinden son derece önemli eserler.
Kerimlerim hemen anlaşılıyor. Hem yazıdan hem teziplerden hemen anlayabilirsiniz. Yani sanat açısından da, yazı sanatı ve süsleme sanatlar açısından da kendine mahsus bir tarz. Hakikaten çok güzel arkadaşlarımızı ben tebrik ediyorum. Evet bu isim hala günümüzde çok okunan, çok tercüme edilen bir isim. Söyleyelim mi artık? Anlayanlar anlamıştır zaten. İbn-i Haldun çok önemli bir isim. İbn-i Haldun bir memruk düşünür.
Evet aynı zamanda tabii onun talebesi Makrizi tarih alanında bugün anal ekuli denilen toplumsal tarih, işte Brodel dediğimiz bu şeyi de ilk defa belki İbn-i Haldun’dan etkilenmiş olarak. Yani sadece siyasi tarihi değil, bu tarihi olaylara hangi sosyolojinin, hangi ekonomik faktörlerin sebep olduğunu inceleyen Makrizi gibi çok önemli alimler.
Asiklopedistler var, Nüveiri gibi, Kalkaşandii gibi. Tabii onu da söyleyecektim memruk dönemi büyük bir Asiklopedi. Evet yani Nüveiri’nin 33 cilt işte bende var, Kalkaşandii, Safyedi, 22 cilt bunların hepsini satın aldım hocam.
Tabii bu sadece biyografik sözlükler, tabakat kitapları, onlarca yüzlerce cilt her eser gerçekten ve bunların içerisinde de ulema var. Bir iki dakikamız kaldı çok hızlanalım. Bir husus daha var, kadınlar memruk toplumunda medreseye devam ediyorlar da kadınlar arasında da çok ciddi ilim mensupları var.
Hocam aslında tabii İslam kadınların ilme katılmasına önem veriyor. Arap toplumunun kendine göre kültürü var ama bir de Türklerin bu manada kendine göre kültürleri var kadınlarla ilişkiler açısından.
Bu manada da kadınlar şecerüttürden bahsettik işte hem toplumsal hayatta etkililer hem de yani bu mimari eserlerde mesela Kudüs’e giderseniz bugün Kudüs’te yaptırılan pek çok mimari eser memluk ve eyyubiler döneminde kadınlar tarafından yaptırılmıştır. Yani sosyal, iktisadi ve ilmi statoru yüksek bir grubu temsil ediyor hanımlar.
Bir de hocam aslında belki asıl müstakil bir konu olarak ele almamız gereken bir konu var. Memluklar döneminde tasavvuf tarikatlar. Tabii hocam şimdi bu… İslam tarihinin de büyük iz bırakan Bedeviye, Desukiye, Şaziliye ve Rıfaiye tarikatları çok yaygın.
Aslında bir manada Osmanlı devlet adamları ile memluk devletli adamlarının tasavvufla ilişkisi açısından bir paralellik de var hocam.
Bu tabi çok geniş konuşulması gereken bir konu ama Osmanlı devlet adamlarının veya toplumun tasavvufa bakışıyla, Mısır’da memluklar, eyyubiler dönemindeki devlet adamlarının ve toplumun tasavvufa bakışı açısında bir bağlantı var.
Tabii bu Arap dünyasında sonradan fakirleşmiştir. Yani bu 20. yüzyıldan sonra, bu özellikle sömürgeci mandi yönetimlerden sonra, diktatoryal yönetimler geldikten sonra maalesef hem bu vakıf geleneği hem tasavvuf geleneği bu yönetimler tarafından öldürülmüştür. Mısır’da bu açıdan çok önemli bir, yani Mısır ve Suriye tasavvuf ve vakıflar gelenekleri açısından çok önemli kökenleri var.
Birkaç önce ismi zikrederek seyircilerimize veda edelim. Mesela Ahmet el-Bedevi memluk dönemin önde gelen mutasaflardan birisi.
Yine Desuki, Desukiye tarikatının kurucusu kabul edilen Şeyh Efendi. Mesela Şazeliye tarikatının önde gelen isimlerinden ve hala çok okuduğumuz, istifade ettiğimiz Atavullah el-İskenderi. Yine Muhammed befa Şazeli ve İbn-i befa memluk döneminin önde gelen mutasavvuflarından. Gerçekten yani bütün ilim, kültür, sanat hayatı açısından çok canlı ve tabii çalışılması gerek. Şunu da maalesef söyleyeyim. Chicago Üniversitesi Memluk Stadiz Center ve Memluk Stadiz Rü’yü hem dergi çıkarıyor hem merkezi var. Yine Belçika’da Ghent Üniversitesi’nin önemli bir merkezi var.
Ama henüz Orta Doğu’da, Türkiye’de memluk çalışmaları istenen düzede değil. Bunun bir şeyde Arapça ve İngilizce gerektirmesi çalışmaların o nedenle memluklar dönemine çok ilgi yok. İnşallah bu ilgi giderek artar diye düşünüyorum. İnşallah bu programda buna bir vesile olur. Evet. Çok malzeme var gençlere söyleyeyim. Çok malzeme var.
Evet. Sevgili seyirciler, TRT2 ekranlarından tarih söyleşileri programında bugün aslında icra ederken dahi çok istifade ettiğim ve tarihimizin çok da bilinmeyen bir konusunu memluklar ele alındık. Belki de tarihin akışında kaybolmuş veya unutulmuş bu devleti bunların önce isimlerini yad ederek bir vefa ve bir gündeme getir bir hayırla anışı da gerçekleştirmiş oluyoruz.
Şüphesiz tarihi okuyuş şekillerimizi, coğrafyalara bakışımızı yeniden gözden geçirmemiz gerektiğine ve tarihe biraz da tarih olduğu için eğilmemiz gerektiğini işaret eden bir program oldu. Sevgili Cengiz Tomar hocamızla gerçekleştirdiğimiz bu program. Ben kendisine çok teşekkür ediyorum. Hepinizi tekrar sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Beşiktaş’tan, Ihlamur Kasrı’ndan canlı yayında gerçekleştirdiğimiz bu programın hayırlara vesile olmasını diliyor.
Bir sonraki tarih Söyleşirleri programında buluşmak üzere hepimize sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz efendim. Hoşçakalın.
Altyazı M.K.
İlk Yorumu Siz Yapın