"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ufuk Alkım Güven – Malazgirt’e Giden Vetire – CS Özel (4)

Ufuk Alkım Güven – Malazgirt’e Giden Vetire – CS Özel (4)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=n3HEnSNrvlw.

Şimdi asıl mevzumuza dönebiliriz 950. seneyi devriyeye. Tabii hemen harbi konuşmayalım. Bu harbin evvelinde bu harbe giden süreci, efendim, ictimai veya iktisadi artık hangi veçelerden anlatmayı münasip görürsen, Malazgirt’e doğru giden süreç, tarihin buraya doğru akmasını sağlayan sahipler nelerdir?
Şimdi meseleyi birazcık böyle sefer üzerinden, yani askeri ve siyasi nazarla anlatmak daha doğru olur. Çünkü iktisadi olarak bir faaliyet olduğunu biz görmüyoruz. Gerçi ictimai de bir olaydır bu aslında. Göç ictimai bir olaydır. Yani siyasi ve ictimai olarak meseleye bakmak daha doğru olur. Evvela şunu söyleyelim.
Selçuk Bey vefat ettikten sonra yani Tuğrul ve Çağrı Beylerin dedesi olan Selçuk Bey vefat ettikten sonra yerine oğlu Arslan Bey geçti. Tabii tahta geçmek değil, o ailenin başına geçti. Tuğrul ve Çağrı Beyler de bunu çok kabullenemediler açıkçası. Çöle çekildiler. Tabii ciddi bir göç dalgası olduğu için bu göçerlerin gönderileceği yerlerin nereler olabileceğine dair bir keşif.
Faaliyeti gerekiyordu. Çağrı Bey de bunu üstlendi. 1016 yılında yola çıkıp 1018 yılında onun Anadolu’ya geldiğini, tabii Anadolu derken iç Anadolu değil, Azerbaycan üzerinden bugünkü Doğu bölgesi olarak Van diyebileceğimiz o kısımlara geldiğini biz görüyoruz. Ermeni kaynaklar atlarıyla geldiler uzun saçları vardı deyip o klasik Türk tipini yansıtıyorlar aslında.
Ve 1021 yılına kadar burada bir takım faaliyetlerde bulunup tekrardan Horasan’a, o bölgeye daha doğrusu dönmüş oldu. Ve ona dedi ki Çağrı Bey, Tuğrul Bey’e kardeşine dedi ki bize orada karşılık verecek, mukavemet edebilecek bir güç yoktur. Bu ne anlama geliyor? Yani biz oraya gidebiliriz. Orada ciddi bir sıkıntı yok. Orada bir devlet idaresinden bahsedemeyiz. Bir devlet var ama oralara çok fazla müdahil olamıyor anlamına geliyor. Dolayısıyla biz ilk Anadolu’da bu şekilde görüyoruz. Tabii daha evvelden Avrupa Hunları’nın geldiği, savaştığı falan söylenir ama bu bir keşif kezisi değildir en nihayetinde. Bizanslı olan mücadelelerin, daha doğrusu Roma ile olan mücadelelerinin bir tezahürü olarak ifade edebiliriz. Tabii 1040 yılında devletlerini kuruyorlar ve devletin kurulmasından sonra şu problem ortaya çıkıyor.
Devletin kurucu usuru olan Türkmenlerin, Türkmen nedir? Oğuzların Müslümanlaşmış haline genelde Türkmen denir. Türkmenlerin yerleştirilme. Yerleştirilme derken hani yerleşik hayata geçirme olarak söylemiyorum. Yani bir yere kanalize etme, bir yere gönderme durumu ortaya çıkar. Tuğrul Bey de bununla çok meşgul olur. Burada yani bir devlet kurulmuş ve hani bir az evvel bir göç vakasından bahsettik ama anladığımız kadarıyla göç hala devam ediyor. Tabii tabii. Yani şöyle söyleyeyim, göç. Sencer biliyorsun Ahmet Sencer, son Selçuklu suyu hükümdarıdır büyük Selçukluların. O denen bile var yani. Hatta daha sonra da var. O alimlerin, işte münevverlerin, fikir adamlarının da geldiği göç var ya. Yani ciddi anlamda devam ediyor göçler. Bugün de devam ediyor görüyoruz işte Afganistan’da. O bölgeler maalesef siyasi açıdan bugün eskiden tamam siyasi vardı. İnsanın hayat şartları icabı göç etmek durumunda kalıyordu. İklim şartları problemliydi ama maalesef o bölgelerin kaderi çok fazla değişmedi diyebiliriz. Konya’ya dönecek olursak şimdi 1040 yılında tabii devlet artık bunu sistematik olarak gerçekleştirmek durumunda. Çünkü inanılmaz rahatsız oluyor yerleşikler. Çünkü göç hebeller yağma yapıyorlar. Şehirleri basıyorlar. Şehirlerde tabii orayı şey yapmıyorlar, uhtularını almıyorlar. Biz burayı yöneteceğiz diye almıyorlar. Orada yağma alıyorlar, işe yarayanları alıyorlar götürüyorlar. İşte zahiri alıyorlar, malzeme alıyorlar hayatlarını devam ettirebilecek kadar. Geri çekiliyorlar. Bu da tabii şehirli halkı. İnanılmaz şekilde rahatsız ediyor. Özellikle halifeye şikayet ediliyor bu durum. Halife Tuğrul Bey’e mektup yazıyor. İşte Türkmenlerin sahibi sensin. Bunları ihtar etmen gerekiyor. Çünkü halk ciddi anlamda bunlardan rahatsız.
Tabii Tuğrul Bey de diyor ki siz onları diyor cihat için kullanın. Onları iyi cihat ederler diyor. Yani böyle çerçeve de çizmiş oluyor aslında. Yani beni ilgilendirmiyor kardeşim. Ben yerleşiklere hükmediyorum artık demiyor yani Tuğrul Bey. Sahip çıkıyor bu anlamda. Göçebe topluluğa, devleti kuran özellikle. Tabii biz 1045 yılında Anadolu’ya Türkmenlerin çok ciddi şekilde akın yaptığını görüyoruz ve Konstantin Monomakos Bizans İmparatoru’nun Bundan çok ciddi rahatsız olduğu için ilk Bizans Türkmen Selçuklu karşılaşması diyebiliriz buna belki. İlk karşılaşmayı 1045 yılında görüyoruz. Burada tabii Türkmenler bozguna uğratıyorlar. Tabii çok ciddi büyük bir savaş değil yani. Bir manazgirt gibi bir savaş değil. Daha sonra 1045 yılında tabii bu yenilgiden sonra Tuğrul ve Çağrı Bey’in amcası olan Musa Yapku’nun oğlu Hasan Bey Bizans tarafından Zapsuyun’da şehit ediliyor.
Ama bu şehit edilmeden sonra İbrahim Yınal 1048 yılında. İbrahim Yınal da akrabasıdır, hanedandandır. Tuğrul de onu vazifelendiriyor. 1048 yılında Pasinler Savaşı olarak bizim bildiğimiz Hasan Kale Savaşı olarak da ifade edilen bir savaş yapılıyor. Ve yine Bizans yeniliyor bu anlamda. Tabii Bizans’da anlaşmalar yapılıyor. Tuğrul Bey’in adının işte Arap Camii var ya bugün muhtemelen ondan bahsediyorlar. Orada hukbede adının okunması, bir Selçuklu simgesi olan ok ve yayın kudurmasına dair ifadeler geçiyor kaynaklarda. Ne kadar doğrudur tespit etmek mümkün değil, ne kadar tatbik edildiğini tespit etmek de çok mümkün değil. Yorumlar yapılıyor genelde. Bu şekilde 1048 yılında geliyoruz. Tabii göçerliler devamlı geldiği için, göçebeler devamlı geldiği için Nişabur’dayken Tuğrul Bey bu göçerlere diyor ki Anadolu’ya gidin ben arkanızdan İbrahim Yınal’ı göndereceğim. Gerçekten de onları Anadolu’ya gönderip İbrahim Yınal’ı da arkasından gönderiyor. Tabii 1054 yılında bizzat Tuğrul Bey Anadolu seferine çıkıyor. İşte Malazgirt’i Erciş’i fethediyor. Düzeltiyorum Erciş’i fethediyor. Malazgirt’i kuşattığı esnada kış şartlarından dolayı kaldırmak mecburiyetinde kalıyor. Dolayısıyla gerçekleşemiyor yani tam maynası istedikleri gibi. 1057 yılında ise Çarebey’in oğlu Alparslan’ın kardeşi Yakuti’yi biz Tuğrul Bey tarafından görevlendirilmiş olarak görüyoruz Anadolu’ya.
O da birtakım fetih faaliyetlerinde bulunuyor. Sivas’ı alıyor mesela oralara kadar gidiyor. Kayseriye kadar da iniyor. Daha sonra 1064 yılında malum Alparslan Taht’a çıkıyor. Alparslan Taht’a çıktıktan sonra Kafkasya seferine geçiyor. Oradan Meryem Nişni Ani’yi fethediyor. Bugün meşhur ağrı sınırında vardır ya Ermenilerle Türkiye sınırı.
Bugün herhalde UNESCO tarafından da orası tescillendi mi tam hatırlamıyorum gerçi şimdi. Yanlış olmasın insanları yanlış bilgilendirmeyelim. Orada bir restorasyon faaliyetleri olduğuna dair duyumum var ama orayı fethediyor. Çok ciddi güçlü bir kale orayı fethediyor. Tabii bu ney? Hani olası bir Anadolu seferinde ben yukarı tarafı sağlama alayım. Aşağı taraf zaten ben de yukarı tarafı sağlama alayım bu anlamda. Olmuş oluyor tabii daha sonra biz Türk emirlerini görüyoruz. İşte Gümüştekin’i görüyoruz, Afşin Bey’i görüyoruz, Emir Sandu’u görüyoruz. Yine Anadolu işlerine kadar geliyorlar hatta 1068 yılında Konya’ya kadar gelmişler. 1070 yılında Denizli’ye kadar gelmişler.
Yani Denizli ege de bugün yani biliyorsun. Yani 1071 şey başlangıcı değil aslında yani. Bu şekilde ifade edebiliriz Malazgirt’e gelen Vetire’yi.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir