Mahya Işıkları 6. Gün | Pul Parası
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8Fott_M01W8.
Müzik… Kültürümüzde Ramazan ayının bir güzel yanı da tiyatro sevdasıydı. İstanbul’da direkler arası denilen o Beyazıt’taki semtte
birbiri ardına tiyatro sahneleri kurulurdu. Ve meddahlar, genleksel tiyatroyunumuz olan meddahlar o sahnelerde gösteriye başlardı. Ben tabii o yıllarda yoktum. Ama ben çağımızın son meddahlarından birini ne mutlu bana ki tanıyabildim. Ona anlatmak istiyorum size Mahya Işıkları’nın bu bölümünde. Ama 1930’lı yıllara gidelim ve Trabzon’dayız, Akçabat’ta. Akçabat’ta bir evin içindeyiz. Anlatacağım meddahın çocukluğundayız. Ayağını kırmış. Yatakta yatıyor, yataktan pencerenin kenarında. Hava güzel, arkadaşları dışarıda uçurtma uçuruyor. İçi gidiyor çocuğun nasıl gitmesin ki? Babası oğlunun bu halini görünce daha da hüzünleniyor.
Ve birden babası odaya geri dönüyor. Babanın elinde bir kova boya, bir fırça. Çocuğun yatan kan tam böyle karşısındaki duvarı maviye boyuyor. Rengarenk, masmavi. Ve bir çivi çakıyor. Bir de uçurtma asıyor. Uçurtmanın ipini yatağındaki çocuğun eline veriyor. Bak evladım artık senin de uçurtman var. Uçurt! Ve ayağı kırılan o çocuk hayallerinde uçurtma uçuruyor. Sonra o uçurtmanın arkasına takılıp, takılıp, takılıp
takılıp gidiyor. Erol Günaydın. Günümüzün, yakın tarihimizin en değerli medallarından biriydi sevgili Erol Günaydın ustam. Ve Erol Günaydın, Trabzon’a geçen yılların ardından teatrocu olmak için Ankara’ya geliyor. Teatrocu olacak. Yetenekli bir genç ama hiç kolay değil. Öyle sahnede rol kapmak aslanın ağzında. Teatrocu arkadaşlarıyla bağlantısı var. Devlet tiyatroları sınav açacak. Sınava gidip teatrocu olacak. Ama pek çok insan var, pek çok aday var. O an duyuyor ki küçük sahnede bir oyun oynanacak. Oyunun adı Tufan. Ve o oyunda rolü olan bir oyuncu rahatsızlanmış gelemiyor. Sahne boş. Hemen Erol Günaydın’ı buluyorlar. Diyorlar ki, hazırla bu akşam sahnedesin. Kısa sürede rolünü ezberliyor. Aytan Gökçey ile birlikte oynayacak ve sahneye çıkıyor. Rol de çok ilginç. Bir uzaylı. Ama Roma döneminde geçiyor. Roma kıyafetli. Nasıl bir oyunsa oyunu görmedim ben. Oyunu oynuyor Erol Günaydın. Oyundan sonra diyorlar ki ona, sen dilekçe ver. Sınava girmeyeceksin. Dilekçe ver. Seni tiyatroya alacağız. Çünkü Muhsin Ertuğrul, o güzel insan oyunu seyretmiş. Ve Erol Günaydın’daki o yeteneği keşfetmiş. Günler geçiyor. Erol Günaydın dilekçesini veremiyor. Neden? Pul parası yok. Dilekçe vermek için 15 liralık pul yapıştırması gerekiyor dilekçeye. Ve Erol Günaydın, Kaldı Otel’in parasını veremiyor. Parası yok. Hadi artık diyorlar, getir şu dilekçeyi. Yoksa seni alamayız. Ne yapsın? Sırtında paltosu. Paltosunu satmaya karar veriyor. İlk pazarına doğru yola çıkıyor.
Kaldı otelden soruyor bir adama. Beyefendi, bir pazarına nereden gidebilirim? Neden sordunuz? Üstümdeki paltoyu satacağım da. Adam şöyle bir bakıyor. 15 lira veririm. Pul parası. Peki diyor. Çıkartıyor paltoyu. Alın verin 15 lirayı. Ve alıyor. Koşarak gidiyor. Dilekçe yetiştirecek. O sırada müthiş bir yağmur başlıyor. Demişti ki bana, Erol Günaydın,
Sunay, sanki Ankara’nın bütün yağmurları durdu durdu durdu durdu. Benim paltomu satacağım o günü bekledi. Hepsi üstüme yağdı. Sırılsıklam. 15 lirayla pul parası alıyor. Islaklığına tutarak pulları dilekçeye yapıştırıyor. Ve tiyatroya öyle giriyor. Fakat kalacak yeri yok. Beni idare edin diyor. Ne olursunuz. Şu sahnenin arkasında kalayım. Dekorların yanında yatayım. Peki diyorlar. Hadi sen burada kal. Olmaz ama.
Hadi kal. Ve her oyun sonrası herkes evine giderken o tiyatro sahnesinin arkasında çekiliyor. Orada yatıyor. Ve karnı aç. Oynadığı oyun geriyi, oyunun bir yerinde sahneye bir tepsi pilav geliyor. Her oyun sonrası dekorlarla birlikte o pilav arkaya kaldırılıyor. Ertesi gün oyunu oynanacak pilav yok. Kim yedi bunu?
Hadi oyun başlayacak. Çabuk lokantadan pilav getirin. Pilav geliyor, tepsiye konuyor, oyun oynanıyor, kaldırılıyor. Ertesi gece yine pilav yok. Kim yiyor? Elbette ki Erol Günaydın. Aç. Bu duyuluyor. Birileri çok rahatsız oluyor. Dekoru yiyor. Aksesuarı yiyor bu adam. Tiyatro malını yiyor. Erol Günaydın korkuyor. Ya Musi Nurtulu bunu duyarsa?
Ve yine bir gece, oyun başlıyor, perdeler açılıyor ve tam o sahnede, tepsi içinde pilav sahneye giriyor. Ama pilavın yanında etli bir yemek, komposto, tatlı, meyveler. Evet. Erol Günaydın’ın o hali Musi Nurtulu’nun kulağına gitmiş. Duymuş. Öyle mi demiş? Öyleyse sadece pilav değil, etli yemeklerle de donatın. İşte o güzel insanlar. Erol Günaydınlar, Musi Nurtulu’nlar. Ramazan ayında nice tiyatro ile hepimizin gönlünü kazandılar. Bugünlük de bu kadar. Yarın yeniden mahi ışıklarında birlikte olalım.
Sürçülisan ettiysek affola.
İlk Yorumu Siz Yapın